NYT ve WSJ’ın iddiaları doğru olabilir mi? Flynn ve Woolsey ile müzakerelerde SBK da mı vardı?

35
Reklam

Dostlarım arasında Sedat Peker’in  videolarıyla açtığı ve Twitter mesajlarıyla sürdürdüğü süreci gerektiği kadar ciddiye almadığımı düşünenler var. Yanılıyorlar. Süreci hatta herkesten fazla ciddiye alıyorum. 

Ciddiye almasına alıyorum ama, tarafların tavırları üzerinde düşünürken gülünecek çok fazla unsur buluyorum.

Peker’in hedefindeki şahıslardan biri olan Sezgin Baran Korkmaz’ı (SBK) Fransız romancı Maurice Leblanc’ın ölümsüz roman kahramanları arasına kattığı ‘kibar hırsız’ lakaplı Arsène Lupin’e benzetmemin sebebi de bu.

Adam dolandırıcı olabilir, ama çapından ileri işler yapmış biri. Kibar da…

Burada, dün, aslında tek kelime İngilizce bilmeyen adamın önemli bir ABD düşünce üreten kuruluşunun (East-West Institute) yönetim kuruluna girmeyi başarmasından söz etmiş, üyesi olduğu kurulun herbiri ülkelerinde devlet başkanlığı, başbakanlık, genelkurmay başkanlığı gibi forslu görevler yapmış diğer üyeleriyle birlikte Ürdün’de Kral Abdullah ile çekilmiş fotoğrafını yayımlamıştım.

East-West Enstitüsü üyeleri Ürdün Kralı Abdullah ile.. Çeşitli ülkelerin devlet adamları ve en sağda -evet tanıdınız- Sezgin Baran Korkmaz..

Dün SBK’nın 1993-1995 yılları arasında CIA direktörlüğü yapmış James Woolsey ile yan yana çekilmiş bir fotoğrafını gördüm.

Yukarıya koydum o fotoğrafı, “Enseye tokat” denir ya öyle bir manzara…

Bir müzakereci olarak SBK

Reklam

Soğuk Amerikalılara Kars sıcaklığı getirmiş SBK. [Hiç düzeltilmeye kalkışılmasın, Kars’ın ikliminin soğuk olduğunu ben de biliyorum.]

Woolsey ile SBK’nın dostluğu Donald Trump sayesinde başlamış olmalı. New York Times (NYT) gazetesi, Woolsey’in Ekim Alptekin ve SBK ile Fethullah Gülen’in Pensilvanya’da derdest edilip ülkeye döndürülmesi konulu bir müzakere yürüttüklerini yazmıştı. 20 Eylül 2016 tarihinde; Woolsey’in Trump’ın seçim kampanyasına katıldığını açıklamasından sadece sekiz gün sonra.

Haberi okuyalım:

“New York Times gazetesi özel haberinde, Türk iş adamları Ekim Alptekin ve Sezgin Baran Korkmaz’ın eski CIA Direktörü James Woolsey ile Fethullah Gülen’i itibarsızlaştırmak için 10 milyon dolarlık anlaşmayı görüştüklerini yazdı. // CIA eski Direktörü James Woolsey’in geçen yıl Trump’ın seçim kampanyasına katıldıktan 8 gün sonra 20 Eylül 2016 tarihinde New York’ta bir otelde Türk iş adamları Ekim Alptekin ve Sezgin Baran Korkmaz ile bir araya geldiğini yazdı.”

James Woolsey..

Ardından, Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, o görüşmenin esas katılımcılarının Türkiye’den gelmiş iki bakan olduğunu, Gülen’in “yasal iade prosedürüne takılmadan ABD’den çıkarılmasının” Trump’ın ulusal güvenlik danışmanlığına getirdiği Michael Flynn ile görüşüldüğünü kendisi de orada bulunan Woolsey’in ağzından yazdı.

Haberi okuyalım:

“Wall Street Journal’da yayınlanan habere göre, Trump’un seçim kampanyası devam ederken kampanyada danışman olarak görev yapan emekli general Flynn, Türk Bakanlar Çavuşoğlu ve Albayrak Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, 19 Eylül’de New York’ta, Manhattan’daki Essex House otelinde gerçekleşen görüşmede, Woolsey de yer aldı.// Woolsey, WSJ’ye yaptığı açıklamada, Görüşmede Gülen’in ABD’den “yasal iade prosedürüne takılmadan çıkarılmasının” ele alındığını anlattı. Görüşmenin yapıldığı yere geldiğinde, görüşmenin başlamış olduğunu söyleyen Woolsey, o anda duyduklarından “büyük ihtimalle yasa dışı bir faaliyetin görüşüldüğü izlenimini edindiğini” söyledi.”

Daha önce tanımıyorsa, o iki bakan (Berat Albayrak ve Mevlüt Çavuşoğlu) ile de o vesileyle tanışmıştır SBK.

Reklam

SBK ile Alptekin, NYT’a göre, Woolsey’e bu iş için 10 milyon dolar teklif etmiş. 

Woolsey ve eşi Nancye Miller arasında konuya ilişkin e-posta trafiği yaşanmış bu olaydan sonra; onu da Reuters ajansı ortaya çıkardı.

İşe bakın siz…

CIA direktörlüğü yapmış biri ile Trump’ın güvenlik danışmanı atadığı Flynn’in karşısına oturup Türkiye adına müzakere yürütmüş biri SBK

Yazarken bile dudaklarımda tebessüm belirmesine mani olamıyorum.

Tevekkeli adam 2016 sonrasında kendisine açık çek verilmiş biri gibi hareket etmiş…

Ülke adına ‘gizli müzakere’ yürüten heyetin üyesi olmuş, baksanıza…

Ülkeye giren yüz milyonların hesabını ABD sorarsa

Bundan sonra olacakları düşününce de içimden gülmek geliyor.

SBK Avusturya tarafından Amerikalılara teslim edilirse doğrudan ABD’ye götürülecektir. ABD Hazine bakanlığının yüzlerce milyon dolarını tırtıklayan bir çeteyle birlikte yargılanmak üzere… Diğerleri soygunu yapmakla, SBK ise soygundan elde edilen paraları Türkiye’ye getirip aklamakla yargılanacak.

“İtirafçı olur, az ceza alır” veya “Zaten böyle davaların cezaları azdır, yedi yıl alır, yarısını yatar, çıkar” diyenler var ya, biraz da onların bu yaklaşımı beni güldürüyor.

Hafife alıyorlar hukuki süreci…

Aldatmanın hesabını Amerikalı soygun çetesi verecek, ancak dolandırılan paranın hesabı SBK’dan sorulacak.

Paranın nerelere sarf edildiğinin hesabı…

Nerelere veya kimlere harcandığı…

Örnek olsun diye en son üzerinde konuşulan 80 milyon doları ele alalım.

Nahum biraderlerden ülkemizin önemli iki şirketinin yarı hisselerini 80 milyon dolara satın aldığını iddia ediyor SBK. Herhalde ABD yargısına hesap verirken de iddiasını devam ettirecektir. İyi ama, o hisseleri yalnızca 6 milyon dolar karşılığında İnan Kıraç’a devrettiğini Kıraç’ın avukatı Levent Göktaş açıklamadı mı?

ABD, haydi bakalım, şirketlerin gerçek değerini mercek altına alır ve parayı geri isterse ne olacak?

Davanın içine böyle ayrıntıların girmesi ihtimali de beni biraz gıdıklıyor…

Bodrum’daki Paramount Oteli’nin konuk listesini de isteyebilir ABD mahkemesi…

Olur mu olmaz mı, bilemem, ancak geriye dönük ödeme talebi de söz konusu olursa şaşırmam. Sonuçta soyulan Amerikan hazinesi…

Geçmişte orada yaşanmış biraz buna benzeyen olaylarda nice güçlüye aynen benim korktuğum gibi muamele edildi ABD yargısı tarafından…

New York’un efsane belediye başkanı Rudy Guliani’nin Trump’ın avukatlığını yaparken karıştığı -karışmaması gereken- işlerden dolayı avukatlık ruhsatı iptal edildi bu hafta.

Sedat Peker mi videolarından birinde yapmıştı çorap söküğü benzetmesini, yoksa onun videoları üzerine yorum yapanlardan biri mi, hatırlamıyorum ama benzetme doğru. Çoraptan küçücük bir sökük çekildiğinde ip gider gider ve ortada çorap kalmayabilir.

Konuyu elbette ciddiye alıyorum, hem de bayağı ciddiyim bu konuda. Dudaklarımdaki tebessüm, iddia ve ithamlara “Bu da geçer yahu” veya “Unutulur, unutulur” muamelesi yapanların tavrından kaynaklanıyor.

Esas öyleleri konuyu ciddiye almalı.

ΩΩΩΩ  

Reklam

35 YORUMLAR

  1. Sayın yk nın devleti icabına bakılacak bir nazenin olarak tasfir eden paylaşımını saymazsak ender bey ve sn.bernarın tuluatında dikkate değer görüşe rastlamış değilim;
    Biri adam devletin üstüne oturdu derken diğeri devlet bindiği lideri emekliye sevkedecek diyor!
    Devlet beyden bahsediyor olsalardı belki ama bildiğin devlet aygıtından konuşuyorlar…
    Değilmiş gibi yapan fetöcü artıkları tabii daha bir cinali ama sn.bernar gibi karahalkı ve tercihlerini parayla alınıp satılan mallar olarak görmeye alışmış eski türkiye artığı sözüm ona yorgun demokrat taslakları hala devleti eski ezberlerine göre tartışıyorlar…
    Türk halkının demokratik kazanımlarına karşı çıkan, canı pahasına demokratik haklarını savunmak için gözünü bile kırpmadan tankların karşısına dikilen halkımızı görmezden gelen bu kafalarla neyi tartışabilirsin ki?
    Baştan da belirttiğim gibi, sayın yk nın devlet telakkisi ve mevzuya bakış açısı benim için çok daha cazip görünüyor; her zaman devlet bizi değil ya:))))

  2. Dün yazdığım konulardan birine “biz o 18 “büyük” aileye, içinizden bir babayiğit çıksında yerli bir araba yapalım dedik; hepsi oturdukları yerden önlerine bakmıştı… Bunların hepsini toplasan bi adam bile etmezler!!!” demiş Sn H. Gayret.

    “Reis”li dönemlerdeyiz! 18 büyük aile “reis”inin önlerine bakmış olmalarının başka sebepleri de olabilir. Dün kafiyeli bi şeyler yazarak anlatmağa çalıştığım diğer konularla da yakından ilgisi olduğu için üstünde durmağa değer. “Akıl*İman sentezi” gözlüklerimle geriye dönüp baktığımda gördüklerimi anlatayım, öncelikle yerli araba konusu:

    ….
    Yerli araba bir sembol!
    Seksen yıllık bir ihmaldi,
    Geri kalmışlığa bir gol,
    Zafer büyük ihtimaldi!
    ….

    • Kafiyelerin boyunduruğundan kurtulup işi düz yazıya döküp yazmak gerekirse….. Yerli araba gibi basit bir gelişmenin dahi mümkün olamamasının ana sebebi ülkemizdeki “İŞ İNSANI” zavatın bencillikleridir.

      Özet olarak:
      BENCİLliğin önüne geçebilecek GüÇ, NEFS kontrolünün SORUMLUluğunu Allah’ın tenbihlediği şekilde alan RUH’tur. İşin başlangıcında üflenen bu RUH, zamanı gelince Allah’ın geri alacağı aziz EMANETidir. Bu RUH, insanı hayatta EŞREF-i MAHLUKAT koltuğuna oturtur POTANSİYELe sahiptir. İNSAN bu ruhla iki ayakları üzerine doğrulmuş, sınırlı-sorumlu hürriyetle yoğrulmuş, rehber olarak ASLINA SADIK “AKIL”la donatılmıştır (2*2=4=2+2). Sonsuzluğun tadına dokunan duygularla hürdür insan! Yegane yaratıcı Allah’ın, yeryüzünde halifesi olarak var ettiği insan, kendi çapında yaratıcıdır da. Aklın fonksiyonu bu konuda işe yarar.

      Ancak, kendinden sonra sahneye alınan insanı çekemeyip ona musallat olan iblis’e dikkat etmesi en önemli sorumlulukları arasındadır ki bu iş DiN’i kaynakllarda vurgulanmıştır. İmanın fonksiyonu bu konuda işe yarar. Aşina hayat-mamat meselesinden öte önemli bir konudur, hattı zatında..

      “Bencillik” iblisin insanın nefsine hitabının sonuçları arasındadır; daha fazla kazanma, daha zengin bir yaşam, daha… dahalar bitmez. Ama ne pahasına? İnsan Allah’a aidiyetini untutmuş, pusulayı şaşırmışsa, nefsin esiri olmak iblisin esiri olmakla paraleldir. Bu iş bireysel olduğu gibi cemaat teşkiliyle de olur. 18 aile birleşip bir cemaat oluşturmuş. Bütünü etkileyecek boyutlarda yaptıkları işlere bak?! (para hırsı/güç hırsı; misal 100 milyon dolarlık değeri ziyan et, illa istedikleri olacak diye milletin askerini kullan ülkede darbe yap). Dini cemaatler konusunda cemaat nefsine, pusulayı şaşırmışlığa verilecek en ilginç örnek nam-ı diğer “the cemaat” tir. Yaptıkları işlere bak!? (para hırsı/güç hırsı; illa istedikleri olacak diye milletin askerini/silahını kullan, ülkede darbeye giriş). Bir tecelli vukubuluyorsa iblisin rolünü azımsamamak lazım. Nufuz alanı insanın tüm yaşam alanını kapsar. Askerlik bir alansa hedef askerdir. Alan din ise hedef dindardır, Alan bilim/teknoloji ise hedef bilim insanıdır. Alan siyasetse hedef milletvekili/muhalefet veya devleti yöneten insandır,…. Hepsinin zafiyeti üzerinden ortalığı birbirine katar iblis. İnsan birbirine düşer; izafiyet çukurunda cebelleşir!

  3. Didem hanımın da buyurduğu gibi sürüp giden düzeyli ama naif devlet tartışmasına karınca kararınca odun taşımak isterdim ama tartışmaya açık hiçbir görüşü olmayan birbirinden merdane kesin inançlı arkadaşlarımızın kaba bir köylü farsını andırır(nurdan abla sözüm meclisten dışarı:) ortaoyununu ibretle izliyorum…

  4. İki gündür, Fehmi beyin paylaştığı fotoğraflar hangi çírak tarafından şu an ismini unuttum (fotoşat miydi) neydi, Bizim Fügüran iş adamını o resimlere eklerken kabak gibi ortada bırakmış.
    Ürdün Kırali ile olan toplantıda herkes konuşana bakiyor bizim fügüran başka bir yöne bakiyor.
    J Woolsey ile olan resim tam bir komedi.
    eski CIA başkanı sokak ortasında polis kenarda birilerini durdurmuş diğer arka tarafta 4 kişi birşeyler yapiyorlar. Bizim iş adamı bir eli ile J.W sarılmış diğer elide cebinde J.W’de en az 15 20 gençleşmış.

    O kadar sıkıştılarkı herşeyi yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar.

    Çorap’tan bir imlek koptu ne yaparlarsa yapsınlar onu tamir edemezler, ancak yamalıklarla bir süre dayana bilirler, oda kabak gibi sırıtır.
    Biz’de onların kalfazanlıklarına bugünkü gibi gülümseme değıl kahkah atarak güleriz.

  5. Aslında rumuza eklenecek tonlarca altın ve $$$$$ rakamları var fakat fkgünlüğü sayfası yeterli olmaz.
    trump sadece abd de geciktirneye gücü yettiğı Türkiye kaynaklı yolsuzluklari şu an dünya gündemine ucundan kulağından geldi. Bekleyip göreceğiz.
    Bu link ADAM KAÇIRMA toplantısına katılan J.W ifadesi.
    https://www.nbcnews.com/politics/donald-trump/ex-cia-director-spoke-mueller-about-flynn-s-alleged-turkish-n815176

    Buraside çiçeğı burnubda bir haber. Onu buraya kopiledim.
    ××××××××
    “İstihbarat servisleri 15 Temmuz’un arkasında Gülen’in olduğuna inanmıyor”
    “15 Temmuz Allah’ın lütfu” belgeselini hazırlayan Norveçli yönetmen Jörgen Lorentzen, Avrupa ülkelerinin istihbarat örgütlerinin olayların arkasında Gülen olduğuna inanmadığını söyledi.

    Jörgen Lorentzen, 15 Temmuz’a dair dikkat çeken açıklamalar yapan Lorentzen, “AB, Norveç, Almanya istihbarat servisleriyle görüştüm. 15 Temmuz’un arkasında Gülen’in olduğuna inanmıyorlar. Erdoğan ile ilgili her şeyi biliyor ama susuyorlar”

    15 Temmuz’un aydınlatılması gereken yanları olduğunu vurgulayan Norveçli yönetmen “Ben o gece bunun “bir darbe olmadığını, darbe yapar gibi görünmek” olduğunu anladım. Yani yönetenlerin bir amacı vardı. O amaca ulaşmak için “darbe yapılmak istenmiş de, onu engelleyen adam” pozisyonunu kazanma durumu” dedi.”
    ×××××××

  6. SSS
    Söke Söke Soygun.
    Soygun projelerine el koyacaklarını dair muhalefete uluslararası tahkim yoluyla paraların söke söke alınacağı beyan edilmiş.
    SSS’a hayır.

    • hocam İnan Kıraç husumetli olduğu ortaklarından kurtuldu, şirketi tamamen kendinin oldu. bunları sadece 6milyon dolar harcayarak yaptı, üstelik 6 milyon doları da hisse karşılığında ayrıldığı ortaklarına vermedi. yani bedavadan şirketi kendi bünyesine kattı. SBKnın hisselere ödediği 82 milyon dolar karşılığı hisse İnan Kıraçta. 82milyon dolar da amerika hazinesinin parası. Erdoğan bunu kastetmiştir, amerika parasını alır demeye getirmiş olabilir yani. İnan Kıraç’ın avukatı Levent ergenekon davalarında mahkum olmuş biri, İnan Kıraç zaten mimli. adam güç yetiremediklerini…..:))))

  7. Muhalefet liderlerini ‘yatırımcıları tehdit etmekle’ itham eden Erdoğan, “Devlette devamlılık esastır. Söke söke uluslararası mahkemeler ile bu paraları alırlar. Ödeme yapmazmış, bankalara ödeme yapmazmış. Bunlar tam anlamıyla çaylak ya…“ demiş.

    Demek ki neymiş, arkalarında uluslararası güçler varmış bu çetenin. Söke söke bu parayı alırlarmış milletten.

    Az kaldı.

    • neden bu anlaşmalardan uluslararası mahkemeler sorumlu oldu?
      neden türk yargısına güvenmediler?
      iktidar değişince bu anlaşmalarda sorun çıkacağını/çıkarılacağını biliyorlardı. % 600 karı gelecek yönetimin kabul etmeyeceğini de biliyorlardı. o nedenle olsa gerek türk mahkemelerini tercih etmediler. iyi ama, yabancı mahkemelerde olsa, haksızlık, hukuksuzluk varsa her koşulda
      “bu paraları alamazlar”
      çaylaklık bir yerde ama burada değil…

      • “Yönetmeliğinden, ihalesine, sözleşmesinden verilen garantilere kadar gizemli bir şekilde hayata geçirilen şehir hastanelerinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

        Adana, Yozgat, Elazığ, Bursa ile İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura şehir hastanelerini işleten Rönesans Holding bu alandan çekilme kararı almıştı.

        Sağlık Bakanlığı ile Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle hastaneleri inşa eden grup, sağlık yatırımlarını işleten Rönesans İşletme Hizmetleri şirketini Danimarkalı ISS Facilities devretti.
        ISS, 100’den fazla AVM’ye ve 50’den fazla zincir mağazaya yönetim hizmeti veriyor.
        Sorun şu ki satılan, bir otel zinciri veya AVM değil kamu hizmeti veren devlet hastaneleri. Müşteri memnuniyetinin değil hasta haklarının, kâr maksimizasyonunun değil kamu çıkarının geçerli olması gereken yerler. Parası olan zaten özel hastanelere gidiyor, şehir hastanelerinin “müşterileri”, yoksullar, yaşlılar, emeğiyle geçinenler…
        Rekabet Kurumu, bugün devir işleminin onayladığını duyururken, satış bedeli hakkında ise herhangi bir açıklama yapılmadı.
        Şehir hastaneleri kâr maksimizasyonu mantığıyla yönetilirse ne olur? Türk Tabipleri Birliği ne olacağını daha önce açıkladı.

        -Sağlığa ayrılan alanlardan tasarruf yapılıp lokantalara, kafelere geniş alanlar ayrılır.

        -Hekimlerin tetkik, tedavi ve karar süreçlerindeki denetimi sınırlandırılır.

        -Doktorlardan daha fazla sayıda hasta bakmaları, daha fazla tetkik yapmaları, “para getirmeyecek” hastaları başka yerlere sevk etmeleri istenir.

        Yani halk ve devlet soyulur.”

        bu şehir hastaneleri hani birilerinin hayaliydi◎﹏◎

      • Uluslarası mahkeme anlaşmaya bakar. Bunun hangi şartlarda imzalandığına bakmaz. O ayrı bir süreç. Anlaşmayı iptal ediyorsanız onun da yaptırımları vardır. Tek yapabileceğiniz bu anlaşmaya uymak, ancak karşı taraftan haksızlığa karşı (ihale yolsuzluğu) tazminat talep edebilirsiniz. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak tabii ki o zamana kadar, uzak adalara doğru, Man adası mıdır neresiyse, adamlar malı götürüyorlar sürekli zaten yolunu yapmışlar. Üstüne vergi de ödemiyorlar, onlar da affediliyor. Kılçıksız hep kar. Geçmiş olsun, adam haklı, bu paralar tıkır tıkır ödenecek. Yetkiyi vermişsiniz bir kere.

  8. Milleti takımı Euro 2020’de sonuncu yapan (0 puan) “yerli ve milli” zihniyet Şenol hoca, istifa etmediği gibi, şimdi de yanına diğer bir “yerli ve milli” zihniyeti, Fenerbahçeden kovulan “Emre Belezoğlu”nu yardımcı olarak alacakmış. Bu “yerli”lerle olmuyor bu iş neden anlamıyorsunuz. Oyuncular 10 numara, Avrupa’dan vs topluyorsunuz, başlarına “yerli ve milli” bir zihniyeti oturtuyorsunuz, sonuç 0. Kaç defa daha tekrarlayacaksınız bu enayiliği. Bakın Ali Koç doğru yolu buldu. “Yerli ve milli” zihniyeti kovdu, “yabancı” hoca getireceğim dedi Fenerbahçe’ye. İşte budur. Oyuncular yabancı, hoca yerli olmuyor. Olması gereken yerli oyuncular, yabancı hoca. Nokta.

    • dolar 8,76
      euro 10,46
      sterlin 12,17
      bu tablo karşısında kimse istifa etmiyor.
      kimsenin yüzü kızarmıyor.
      lokomotif nereye, vagonlar oraya.
      baş nereye, ayak oraya…

    • “… Olması gereken yerli oyuncular, yabancı hoca. Nokta.”

      Noktaymış! Yok daha neler! Sanki bu kombinasyon denenmedi mi? Deneme tahtası ya! bir de şunu denesek!
      “Yabancı oyuncular, yabancı hoca”

      ….
      Oyuncular yabancı, hoca yabancı!
      El oğlu kompleksine vurgunuz hancı!
      Artık, Yunus, Mevlana bize yetmiyor,
      Pusulayı şaşırdık, yorgunuz hancı!
      ….

      Ya da Ali Koç madem kafaya koymuş, 18 büyük aile gidip biraz dil döksün “n’olur bu derdime bir çare; 800 milyon dolar verin. Avrupa’da başarılı bir takımı futbolcusuyla hocasıyla satın alalım. Adını çocukluğumun harika yerli takımı “Fenerbahçe” olarak değiştirelim. Bu işte para var, şöhret var, …”

      ….
      Her şey var ama RUH yok! yerli ve milli!
      Sinerjik bir güç devşirecek tatlı dilli!

      ….

      Bu güç ve azimle çocuklar gibi şendik,
      Kenetlendik, dev gibi bir “onbiri”yendik!
      …..

      • Aynen ruh yok. Olmayınca olmuyor. İstediğiniz kadar yetenekli olun, üstün yetenekleri toplayın. Sonuç hep aynı. Diptesiniz. Çünkü akıl yok. Akıllı oyun kuracak zeka yok. Bak Fenerbahçe’ye büyük tantanalarla ve milyon milyon dolarlarla Mesut’u getirdiler. Onu da harcadılar, şimdi kaçacak yer arıyor. Artık şunu anlayın bu iş “yerli ve milli” geçinenlerle olmuyor. Tek çare ithal. Nokta.

        • “RUH” konusunda yukarda birşeyler yazdım. Onlara da “Aynen” diyebiliyor musun? İthal, yerli ve milli geçinenler için çare mi yoksa yerli ve millilerin sırtından geçinmek mi oluyor? sade vatandaşa “gelir” ithal edebilir miyiz?!

  9. Adında “adalet” olan Akp döneminde Türkiye’de olanlar gerçekten ibretlik. Ve bu kadar büyük yolsuzluklar, vurgunlar, çökmeler bir çete reisi tarafından gündeme getirilebildi. Üzerine çökülen koskoca havayolları, marinalar, resortlar, neler neler. Uyuşturucu ve kara para aklama yolu yapılan bir ülke. Gazeteciler, mafya, emniyet, içişleri, hakimi savcısı, siyasisi ele ele vermişler çökmedikleri bir şey bırakmamışlar. Ve tüm bu rezaletlere karşı tek adam susuyor. Yok yeni yolsuzluklara yol olacak kanala temel atıyor. İbretlik bir Türkiye manzarası.

  10. Devlet sözcüğü Türkiye ile ilgili bir bağlamada kullanılacaksa, sözcüğü “Devlet” şeklinde, ilk harfi büyük olacak şekilde yazmak gerekiyor. Bizdeki Devlet, kendisine ayırt edici niteliğini kazandıran uzun bir tarihe sahip. Kökleri, Osmanlı’daki saray entrikalarına kadar uzanan, ama günümüze kadar erişen biricikliğini esas olarak ittihatçılığa borçlu olan bir devlet.

    Devlet, kendisini gerçekçi bir biçimde tanıyıp kavrama becerisini gösteremeyenlere o beceriksizliğin bedelini çok ağır ödetiyor. İktidara sahip olmanın Devlet’e de sahip olmak anlamına geldiği yanılgısına düşmüştü merhum A. Menderes. Bedelini ağır ödedi.

    Darbe girişimi İsmet İnönü’nün yanında saf tutan ordunun duvarına toslayan Albay Talat Aydemir, Devlet’i gerektiğince tanımamanın bedelini, 1964 yılında Ankara Merkez Cezaevi’inde asılarak ödedi.

    Sendikal hareketi arkasına alarak kitleselleşmenin, polis teşkilatında dahi hatırı sayılır bir güce ulaşmanın, toplumsal bir desteğe erişmenin alternatif bir iktidar aktörü olmaya yeteceği yanılsamasındaki Türkiye sosyalist hareketi, romantik cehaletinin bedelini mutlak ve çok kanlı bir yıkımla ödedi.

    Toplumsal-siyasal tarihimizin daha yakın dönemlerinde, Devlet’i gerektiğince tanıyıp kavrama beceriksizliğinin bedelini ödeme sırası bu kez Gülen Cemaati’ne gelmişti. “Devleti ele geçirme” stratejisinin naifliğini, bunun olabilirliğine en çok inandığı gün, elde olan her şeyi yitirerek görmek zorunda kaldı Cemaat. Liderinin daha Komünizmle Mücadele Dernekleri kurucusu olarak piyasaya çıktığı günden vatan düşmanı darbeci bir terör örgütü olarak ilan edildiği güne kadar Devlet’i kutsamış, hamasi söylemini dinden daha çok Türklük ve Devlet’in kutsallığı üzerine inşa etmiş, lideri Süleyman Demirel’inden B. Ecevit’ine, iş dünyasının en baba işadamlarıyla binlerce fotoğrafa girmiş Cemaat, o üzerine toz kondurmadığı Devlet tarafından Türklük ve vatanseverlik retoriği üzerinden çökertildi ve meşruiyet dışına atıldı.

    Said Sefa, tarihi bir misyonu yerine getirdiği inanç ve iddiası ile, sonuncu videosunda bir kez daha uyarıyor. Erdoğan’ın Türkiye’yi ateşe atacağını, Ankara’nın bilmem neresindeki Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilmem ne birliğinde Erdoğan iktidarına bağlı milis kuvvetlerin askeri eğitim gördüğünü, bunun gibi Türkiye’nin dört bir tarafında düzinelerce eğitim sahası olduğunu, bunlara orduya ait silahlar dağıtıldığını falan filan söylüyor. Birkaç hafta öncesi, yine benzer bir duygusal tonla, başta Meral Akşener olmak üzere, tüm muhalefet partilerini bir siyasi suikastler serisi yaşanacağı konusunda uyarıyordu. Erdoğan, H. Fidan, H. Akar üçlüsü ülkeyi ateşe atacakmış, vs.

    Said Sefa ve Erdoğan’ın devletin kendisi olup çıktığını ileri sürenler, hiç tarih okuması yapmamışlar.

    Erdoğan’ın bir başına kalmışlığını, iktidar ve kontrol sahibi olma konusundaki tükenmişliğini göremiyorlar.

    Silahlı milisler kurmakmış, bunları TSK bünyesindeki arazilerde TSK’ya ait silahlarla eğitmekmiş.

    Amiyane tabirle, bunların alayı tebessümle karşılanması gereken cahilce hikayeler.

    Erdoğan, havuz medyasını koruyup bir arada tutma gücünden dahi yoksun. Bir kaç aya kalmaz, bu durum gözle görülür hale gelir.

    Erken seçim olacak mı olmayacak mı?

    Erken seçim olacak.

    Erken seçimde Erdoğan MHP’nin desteğindeki cumhurbaşkanı adayı olarak mı seçime girecek?

    AK Parti ve MHP’nin anketlere yansıyan toplam oy oranı önemli mi gerçekten?

    Bilmiyorum.

    Bildiğim ve çok emin olduğum şey, gitmesine karar verilmiş olanın hiç nazlanmadan ve caz yapmaya yeltenmeden gideceği.

    Bomba kulis bilgisi imiş. Erdoğan, beklenmedik bir manevra yapacak, İyi Parti ile uzlaşarak bilmem ne yapacakmış.

    Bir yıl kadar sonra Türkiye siyaset sahnesinde olmayacak, halihazırda tarihe havale edilmiş bir parti ile onun liderinin ne türden bir siyaset manevrasıyla iktidara tutunmaya devam edeceğini anlatan da var. Yakınds açığa çıkacak yazgısı siyaset sahnesinden inip siyaset çöplüğünü boylamak olan çakma bir partinin gelecekteki iderinin kim olacağına ilişkin fal bakan da var.

    En abesi de, seçimin 2023’de olacağı iddiası ile Erdoğan’ın iktidarı seçimle kaybetmeyi göze almayıp inşa ettiği polis ve milis güçleriyle Türkiye’yi ateşe atacağı.

    Trump için de benzeri iddialar dillendirilmişti. . .

    Yakında kaybedeceği aşikar olanla kaybetmeyi hiç kimse istemez. Buna, sadece İyi Parti, Saadet Partisi, AK Partili milletvekilleri değil, H. Fidan ve H. Akar da dahildir.

    Eli silahlı milisler falan filan şöyle dursun, Erdoğan yanında beyaz kefenlere bürünüp “Reis bizi bilmem nereye götür!” diyen ve pudracıları bile bulamaz. . .

    • Devlet bir yana Erdoğan bir yana diyorsunuz, ama sonuçta devlet dediğimiz iktidar ve bürokrasinin bir bileşkesi. İktidar güçlü olursa devlet aygıtını istediği gibi yönlendirebilir. Şu anda olan da o gibi. Devletin güç odakları diyebileceğimiz istihbarat, ordu, emniyet, yargı sadece Erdoğan’a hizmet ediyor. Denge unsuru olmaktan çıktılar. Bazı odakların, Soylu veya Fidan gibi, kendi siyasi hesapları olabilir elbette. Yada ordu içinde Kemalist bir odaklanma farklı bir yere çekebilir devleti. Ama hepsi güçle ilgili. En fazla güce sahip olan (istihbarat ve silahlı güç) devlete sahibim diyebilir yada güce ortak olabilir pekala. Tek adamlar (ve sadık ekipleri) bu gücü kontrolleri altına alabiliyorlar ve şu anda gördüğümüz bence bu. Bir sonraki seçim, şayet olursa, bunu daha iyi doğrulamamızı sağlayacak. Putin örneğinde görüyoruz, adam gitmiyor işte hiç bir şekilde. İsteğiniz kadar seçim yapın. Türkiye ve devleti diğerlerinden daha özel değil.

      • Gerçekten naif bir devlet tasavvuruna sahipsiniz, Ender Bey.

        “Devletin güç odakları diyebileceğimiz istihbarat, ordu, emniyet, yargı sadece Erdoğan’a hizmet ediyor.” Böyle yazıyorsunuz.

        Türkiye’de devlet ve devlet bürokrasisi hiçbir zaman Erdoğan gibi bir kişiye (veya bir siyasal partiye) hizmet etmez. Devlet, Erdoğan gibi bir kişiyi kendi siyasal krizini çözmek için getirir ve o kişi bu kez siyasal krizin yaratıcısı olduğunda, ismine,, raconuna vs. bakmaz, gönderir.

        Devlet’in siyasal İslamcısı, CHP’lisi, Gülencisi olmaz. Devlet, kimin gelip kimin gittiğine pek aldırmaz. Devlet, hemen hiç değişmeden kalan kurulu düzeni kimin (hangi siyasal partilerin) istikrarlı biçimde sürdürebileceğine ve kimin o kurulu düzene toplumsal rıza üretme kapasitesine sahip olduğuna bakar.

        Devleti ve yüksek devlet bürokrasisini Ahmet Hakan veya E. Özkök gibi düşünmeye çalışın. Ya da, bir zamanlar CHP’nin başına lider olarak yakıştırılan Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu gibi.

        Saydığınız o bürokratik kurumlar ne Erdoğancıdır, ne de Erdoğan karşıtıdır. Devlet, sadece ve sadece devletin hizmetindedir. Gel der getirir, git der gönderir.

        Sadece aylarla ölçülecek bir zaman diliminde, Erdoğan’ın hizmetinde olduğunu tasavvur ettiğiniz o bürokratik devlet aygıtlarının ne olup olmadığını göreceğiz.

        Bilmem kaç asırlık Rus otokrasisi ile Türkiye’yi, Erdoğan ile Putin’i karşılaştırıp bunun üzerine inşa ettiğiniz benzerlik ise bir talihsizlik.

        Bakış açılarından birini doğrulayacağını söylediğiniz o “Bir sonraki seçim”in adını ben koyayım. O seçim, bu yıl tamamlanmadan gidilecek olan erken seçimdir ve o erken seçimde iktidarı kaybedecek olan Erdoğan pılını pırtısını toplayıp Saray’dan gidecektir. Seçimlerde numara çekemeden, giderken mırın kırın edip ayak diretmesine izin verilmeden.

        • Devlet Erdoğan’a gel demedi. Tam tersi yerleşik düzene rağmen iktidara geldi. Ve ilk yarı dönemi devleti dize getirmekle geçti. Bürokrasi, ordu, yargı tamamı karşıydı ve FETÖ ile birlikte bunu aşmak için uğraştılar. Aştılar da. Sonrası malum, kendi aralarında kavgaya giriştiler. Çünkü güç paylaşımı özellikle kapalı devre, demokratik olmayan yapılarla imkansız. Erdoğan bunu gördü ve cemaati bitirme kararını zamanlıca aldı. Sonunda geldiğimiz nokta ise Erdoğan’ın devleti tam teslim almaya doğru gidişidir. 15 Temmuz sonrası orduda, yargıda, tüm bürokrasi de, anayasa da yapılan değişiklikler geri dönüşü zor bir otokrasiye gidişi işaret ediyor. Bunu bir seçim önler mi kimse emin değil bence. Göreceğiz eninde sonunda. Umarım dediğiniz gibi olur. Ama bu devlet şu bu istediği için değil halkın iradesi ile olacak. Devlet dediğiniz bürokrasinin elbette tercihi olur, bazen eli bağlı kalır ve gelenle çalışmak zorunda kalabilir, gelenin altını oymaya da çalışabilir. Ama seçimle gelen bir iktidarın tam diktatörlüğe geçmesi ne ilk ne son. Bu tehlikenin şu anda içinden geçiyoruz. Bence Erdoğan’ın “demokratik” bir seçimle gidişi o kadar kolay değil diyorum, bu kadar büyük yetkiler verildikten sonra. Tek engel “dış güçler” olabilir. Onlar da çok kolay Erdoğan’la anlaşabilirler gibi geliyor. Çünkü elinde göçmenler gibi bir koz var. Ve diğer pek çok koz. Kanal bile bir koz bence. Adam akıllı, bu atlattığı son varta değil.

          • Devlet’in “gel. . .” demediği, gelmesini istemediği şey Erdoğan değil, bir kitle partisi olup milyonların kararlılığı üzerinde yükselen AK Parti idi, Ender Bey. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne, kurulu düzeni gerçek anlamda sarsmış yegane siyasal-toplumsal deneyim, AK Parti’yi tek başına iktidara taşımış olan kitle hareketidir. Demokratik ve hatta pekala devrimcidir o hareket.

            Devlet, 2000’lerin başlarında zirvesine erişmiş siyasal krizini çözecek enstrümanlardan yoksun kalmıştı. 28 Şubat, oynadığı son kozdu. Milyonların iradesi AK Parti olarak kendisini dayattı ve 28 Şubat bendini de parçalayıp attı.

            Gülen Cemaati var olan gücünü Türkiye’nin demokratikleşmesi ve vesayetin bir daha geri gelmemek üzere kırılmasından yana kullanmış olsaydı, siyasal-toplumsal tarihimiz çok farklı gelişirdi. Devlet, Erdoğan’a gel diyerek, onun muhafazakar yığınlar üzerindeki karizmasını ve inandırıclığını kullanarak, ilkin Gülen Cemaati’nin, ardından sivil ve demokratik Kürt hareketinin devre dışı kalmasını sağlayarak vesayeti yeniden ayakları üzerine dikti. Erdoğan, bütün bu vesayetin yeniden inşasının perdeleyici aktörüdür.

            Devlet, yine üstesinden gelemediği derin bir yönetim krizi yaşıyor bugün. Erdoğan, artık o perdeleyici işlevi görebilen karizmatik, inandırıcı lider değil. MHP oylarını koyun bir kenara, kendisine ve partisine inanıp destek verenler her 100 kişiden sadece 30 ya da 31’i. Yani, düzene toplumsal rıza üretemez olduğu bir noktaya geldi Erdoğan. Yanısıra, devlet çeteleşti. Bu, Erdoğan’ın değil, gerçekte Devlet’in yönetim krizi.

            CHP ve İyi Parti, buna yamanmış bir HDP oyu ile yakın geleceğin Türkiyesi’nde hiçbir şey esaslı olarak değişmeyecektir. 2000’lerin ortalarından itibaren demokratik ve reformcu bir kitle partisi olarak AK Parti’nin içinin boşaltıldığı döneme kadar geçen, Erdoğan sayesinde sekteye uğratılan demokratik dönüşümün, sekteye uğratılmış olduğu yerden alınıp ileri taşınması gerekiyor. CHP ve İyi Parti bunun taşıyıcı aktörleri olamazlar.

            Demokratik muhalefet, DEVA’nın bir kitle partisine dönüşüp güçlü ve belirleyici siyasal aktör konumuna yükselmesini sağlayamaz ise, Türkiye yerinde saymaya devam eder.

            Karanlıktan çıkış ancak bir kitle partisi olarak DEVA ile üzerindeki PKK gölgesinin kırılmış olduğu demokratik Kürt hareketi, gerçekten Türkiyeli’leşmiş bir HDP’dir.

            Devlet (vesayet), tıpkı 2000’lerin başında olduğu gibi, yine güçten düştü, yine bir yönetim krizinin içine yuvarlandı. Demokratik siyasal-toplumsal aktörlerin önünü kesebilecek güçte değil.

            Çok öğretici deneyimlerden geçti Türkiye son 20 yılda. Ben iyimserim. Devletin DEVA’nın önünü kesmeyip yolun kenarına çekileceğini, onu yolun kenarından kontrol edip sınırlamaya çalışacağını, değişen uluslararası iklimin de bunu gerektirdiğini düşünüyorum.

            Türkiye’nin yegane reformcu ve evrensel hukuk devletinden yana siyasal aktörü DEVA.

            Devlet, yüzde 25’lik CHP, yüzde 14’lük İyi Parti ile krizini aşamaz. Bence, Devlet de görüyor bunu. CHP’nin önü kesilmeli, DEVA ve aklını başına devşirmiş demokratik Kürt hareketine yamanmaya zorlanmalı. En çok üç yıl içinde bunun başarılacağı kanısındayım.

        • 1-Devlet tasavvuru ile ilgili ilk yazınızı okurken ilk aklıma gelen kelime”rıza” idi.
          Devleti ele geçirmeyi güzelliğinin farkında, zengin, olgun, zeki ve akıllı bir kadın ile evliliğe benzetiyorum.
          Böyle bir kadınla ancak rızasıyla evlendiğiniz gibi, evliliği de yine rızası ile yürütebilirsiniz. “Zorla güzellik olmaz” deyimi adete bu durum için kullanılmıştır.
          2- AKP, iktidarı kesinlikle demokratik bir şekilde bırakmaz:
          – İstanbul’u bile bırakmak istemeyen Türkiye’yi bırakamaz,
          – Güç odakları “Siyasal İslam” vagonuna daha çok yük yükleyebilmek için antidemokratik bir gidiş tercih edecektir,
          – Bu kadar açığı olanlar, “hesap” sorulacağını çok iyi bilirler, bu nedenle bırakmak için herşeyi yaparlar
          – Hukuksuzluk yolunda bu kadar yol katedip te, başka türlü bir final yapan olmamış
          3- AKP ye değil MHP, BBP haricen Vatan Partisi ayrıca CHP, İP , SP ve HDP de desteğini açıklasa doğal ömrünü uzatamaz.
          En somut haliyle dolar kuru bir iki gün birkaç kuruş düşer. Sonra çok daha hızlı yükselir.
          Zira bu durum sadece pastanın paydaşlarını arttırır.
          Zira iktidar sorun çözebilmek yerine, sorunların kaynağı haline geldi.
          İktidara doğrudan yada dolaylı, açıktan yada gizli destek olan herkes birlikte kaybeder.

  11. SBK “İtirafçı olur, az ceza alır” diyenlerden ve Yazarımızı güldürenlerden biri de benim galiba…

    22 Haziran 2021 tarihli yazısına şu “Sezgin Baran Korkmaz, ikinci Reza Zerrab olayını açtı ülkemizin başına galiba. Zerrab, istifa edecek değildi, çünkü böyle bir pozisyonu yoktu ama “itirafçı” olarak ancak yakamızdan düştü; yakamızdan düşmeseydi kim bilir daha ne filmler çevirecekti. Belki konfor içinde yaşadığı ABD’de ki hayatında bir Hollywood yıldızı çıkar ondan. Şimdi SBK sahne almış vaziyette ve sanırım o da itirafçı olarak ABD’de mesut bir hayat yaşama planları yapıyordur.” yorumumu yazmıştım ve yazarımızca okunduğunu sanmadığım halde onu güldürenler sınıfına alındığımı görüyorum.

    Olsun; Sn. Yazarımızın neş’esi hep yerinde olsun, bizler de onu hep okumaya devam edelim. Lakin, konunun, Sedat Peker’in yakın siyasi tarihimize tanıklık eden, not düşen can alıcı ifşaatlarından sıyrılıp SBK konusuna indirgenmesi ve SBK’nın ifşaatları ve asıl ilgililerini perdelemesi hüviyetine bürünmesi bir “siyaset mühendisliği” harikası olsa gerek. Baksanıza, onlarca videodan elimizde kala kalan sadece SBK ile ilişkileri kaldı. Nerede uyuşturucu trafiği ve gittiği adres, nerede çanta dolusu paralar ile gittiği adresler.. Nerede C. Savcıları ve hangi davaları açtılar?..

    Ve, Sn. Yazarımız, meseleyi hem önemseyip hem önemsemediği ikilemini izhar ederken – bunu S.Peker’in videolarına ilgisizliği ile de açıklamıştı- konuya, ABD mahkemelerinin el atması ve ikinci Zerrab olayına bürünmesi ile ilgisinin yoğunlaştığını görüyoruz. Olmalı da; yakın tarihte karşımıza aklanmış olarak çıkacak bu “kirli geçmişte” kimlerin hangi tavrı takındığını, ülkemiz menfaat ve itibarını korumak ve kirli, pis işlerden arınmasını istemek gayesini güttüğünü, kimlerin de sığ, bencil menfaatlerinin peşine takıldığını da görmüş olacağız.

    Benim üzüldüğüm/anlamadığım, Türk Yargısının, hem Zerrab hem de SBK olayında, olayların faillerinin ABD yargısına teslim edilmesine olan aymazlığı. Elindeki zanlıların/(kuvvetli)şüphelilerin/sanıkların(!) elini kolunu sallaya ABD’lere kadar tıpış tıpış varmalarına zemin hazırlaması, izin vermesi. Bir gün bağımsız yargı iş başı yaptığında ülkemizde, yargı mensupları dahil çoklarının ipliği pazara çıkmış olacak. (Şimdilerde çıkanlar da var, makes bulmuyor.)

    Bir diğeri de, ülkemizle ilgili sorunlarında kendi yargısı ile uluslararası hukuku kullanan ABD’nin alacağını aldığı, amacına ulaştığı halde asıl faillerle iş tutması ve onları muhatap alması, bir kısmını da ülkesinde misafir etmesi. Bunu da anlayan beri gelsin. Bu da “ABD ikiyüzlülüğü” olsa gerek.

    SBK bir “kibar hırsız” olabilir. Yetenekli de olabilir; dil bilmediği halde çok yüksek ilişkiler de geliştirmiş olabilir. Çok iyi bir yalancı da olabilir. Bu başarılarını, onun sadece anılan meziyetleri ile açıklayamayız. Sınırları uçarak aşan, girilmez kapılardan giren, aşılmaz duvarları aşan bir gücü arkasında bulmuş olmalı. Gözler bu gücü görmeye, dimağlar kavramaya başladığında olayların seyri birden bire değişiveriyor; -gündemde olan için söylüyorum- S. Peker kendini pasifize ediyor, yaptığı bütün ifşaatlar SBK özeline indirgeniyor…

    Vee, biz, balık hafızalı bir toplum olarak kalmayı hak ediyoruz. Bir de, ülkemiz politikacılarının, siyaset mühendislerinin “darı ambarı” olarak gördüğü yüzde 70’e tekabül eden “muhafazakar-sağ” kitle -ben de onlardan biriyim-, ülkemiz siyasi geçmişinin bütün olumsuz kazanımlarının bütün vebalini farkında olmadan üstleniyor.

    Ben de buna acı acı tebessüm ediyor, gülüyorum!

    • Hasan bey “…biz, balık hafızalı bir toplum olarak kalmayı hak ediyoruz.” buyurmuş ama toplumdan önce kendisine baksa daha iyi olur!
      Sizin o bi türlü tadına doyamadığınız ve tekrar geri dönmek istediğiniz 90lı yılları halkımız gayet net hatırlıyor ve demokratik kazanımlarını bırakmaya da hiç niyeti yok gibi, benden söylemesi…
      Balıkmış…

  12. Uyanık bir köylü vatandaşın , önemli bir sıkıntısından dolayı bir avukata yolu düşer.
    Avukatla dava konusunu uzun uzun , enineboyuna ayrıntılı bir şekilde konuşurlar , tartışırlar .Davanın kazanılması oldukça zor görünüyor ; avukat da bu durumu da açık açık köylü vatandaşa söyler .
    Köylü vatandaş , dalgın dalgın biraz düşünüp taşındıktan sonra avukata bir teklifte bulunur ,
    – Hakim beye şöyle besili mi besili , okkalı bir çift kaz götürsem nasıl olur ?
    Avukat , adam daha sözünü bitirmeden ve heyecanla hemen öne atılır,
    – Sakın haaa.. ! Asla öyle bir şey yapma , bu hakim çok ters ve rüşvete karşı bir adamdır ! O zaman davayı kesinlikle kaybederiz !
    Gel zaman git zaman dava açılır ve duruşmalar da nihayet başlar . Mutat olduğu üzere her seferinde çeşitli sebepler yüzünden habire tehir edilen dava nihayet bir gün gelir biter ve karar verilir.
    Ancak hiç umulmadık bir şekilde dava aleyhte değil lehte bir karara bağlanmaz mı !
    Avukat bu işe doğrusu bir anlam veremez , adeta şaşırmıştır ! Ne olup bittiğini anlamaya , düşünmeye çalışırken bir yandan da mahkeme salonundan ayrılırlar.
    Avukat , kendisi hayretler içinde iken müvekkilinin çok rahat ve sakin olduğunu , yüzünde güller açtığını görüp merak eder ,
    – Yahu ben davayı kazanmamıza hem çok sevindim hem de çok şaşırdım ! Kesinlikle bu neticeyi beklemiyordum . Sen ise hiç şaşırmışa benzemiyorsun !
    Köylü vatandaş sakin sakin cevap verir ,
    – Niye şaşırayım ki ! Benim bir çift kazım olmasaydı biz bu davayı zor kazanırdık ; sen bana dua et !
    Avukat sanki beyninden vurulmuşa döner ve hayretle sorar,
    – Neee…. sen rüşvet mi verdin yoksa !
    Köylü vatandaş sakin bir şekilde ve gülerek,
    – Evet ,rüşvet verdim ama karşı tarafın adına verdim canım ! Sen bizi , köylüyüz diye ne sandın yani !
    Selamlar ,iyi günler

    • İşin mekanizması bir kavrandımı arkası çorap söküğü gibi gelir! Köylümüze bile “cingöz recai” rolü biçilmekte. “Köylü milletin efendisidir” de, kimbilir, belki cingözlükle söylenmiş bir sözdür… Cingöz biriydi rahmetli! Cingözlükler devam ettiği için 100 yıldır yeterince gelişemedik.

      Köy gençleri! ellerde toprak bir bir uyandı,
      “Köyü terkedelim” dediler, “şehre varalım”
      Terkedici bir fikir onlara da dadandı,
      “Biz efendiyiz” dediler “biz de yaşayalım”!

      Gençlerle akar hayat! ayakları altında olağan dışı bir hızla kayıp gitmekte. Paşamızın ektiğini bütün ülke biçmekte… Devamı için bknz:

      (https://www.ocakmedya.com/hayatin-olagan-akisi/ )

      İçerdeki erozyondan olsa gerek hepsi ufalanıp başka diyarlara sürüklenmekte. Bunun faturası yüzeysel olarak son model AKP’ye kesiliyor, ama sebepler daha da derinlerde. Daha da öncelerde…

      *************
      Akın var Güneşe, akın!
      Güneşi zaptedeceğiz,
      Güneşin zaptı yakın!

      -Nere gidersen git çocuk,
      Orada erime sakın!
      *************
      *************************
      Akın var Batıya, akın!
      Batı’yı zaptedeceğiz!
      Batı’nın zaptı yakın!

      -Nere gidersen git çocuk!
      Orada kaybolma,
      Güneşin batıdan battığını unutma sakın!
      *************************

  13. Bugün ülkemizin insan kaynaklarının canına okunduğu gündür.
    Bugün milyonların meslek edindirtmeksizin liseden mezun edilerek, (güya) üniversite kapısına yığıldığı gündür.
    Özellikle yanlış yapmaya çalışsan bu kadar yanlışın yapılamayacağı gündür.
    Bu kadar müsilajı “Kanalizasyon İstanbul” da temizlemez.

  14. İster misiniz abd mahkemeleri; y.ozdilin iddiasına göre +1 kanalını kursun diye SBKnın u.dündara verdiği paraların da bir dökümünü isteyiversin? Gül allah gül artık; haa, davalar için nasıl olsa bi ingilizce tercümanı bulunur zaten:))))

    • Ahmet Bey,böylesine büyük pis koku yetmiyor mu da,bir de araya çorap kokusunu sokmaya çalışalım? Türkçemizde bir de “başa çorap örmek” diye bir deyim daha var. Güncel konuya bir de bu deyimin aynasında bakılmalı bence.

  15. ‘Bir tripod ve kameraya yenileceksiniz” dedi Reis uzaktan …

    Gazeteciyim diye geçinenler utansınlar ve bu işi bıraksın. Bu kadar rezaleti, çökmeyi, soygunu, vurgunu tek başına gündeme getirdi.

    Türkiye 2019’da dünyada en çok eroin yakalan ülke olmuş. 20 ton. Bu yakalanan, yakalanmayan tonlarca elbette. Türkiye’yi uyuşturucu yolu yapan iktidar da utansın ve istifa etsin. Ama bunlarda utanma yok elbette.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız