Bir uluslararası dalaveracı, bir Arsène Lupin – Cingöz Recai figürü olarak Sezgin Baran Korkmaz…

48
Reklam

Sedat Peker’in adını elbette duymuştum, duymayan mı kalmış; videolarıyla gündemin merkezine oturduğunda tabii ben de şaşırdım, ama kendimi toparlamam fazla vakit almadı.

Buna karşılık Sezgin Baran Korkmaz (SBK) adını bu son gelişmeler sırasında ilk kez duydum; benim hatam. Aslında benim iyi bildiğim tip biriymiş o. 

Ülkemizin belki de ilk uluslararası dalaveracısı

Lupin dizisi reklamı..

İlk sezonu çok tutulduğu için aynı kadroya hemen beş bölümlük yeni bir sezon daha çektirilmiş bir dizi var Netflix’te; adı ‘Lupin’ (Fransızca olduğu için ‘Lupen’ okunuyor)… Vaktiyle bizde de ‘Kibar Hırsız’ adıyla yayınlanmış Arsène Lupin romanlarından esinlenerek yazılmış bir senaryoya dayanıyor o dizi.

Fransız dizisinin iki sezonunu da izledim; çok beğendiğimi söyleyemem. Özellikle yeni çekilen bölümler dizinin orijinal Arsène Lupin’le irtibatını bayağı zayıflattı.

Arsène Lupin Fransız roman yazarı Maurice Leblanc’ın (1894-1941) hayal ürünü. Paris’te yaşıyor. Genellikle kötü şöhretli zenginlere dadanan bir hırsız. Cazibesini kullanarak insanlara yaklaşıyor, sosyal ortamlarda bulunuyor ve genellikle hedef seçtiklerine sezdirmeden onlara ait değerli ne varsa çalıyor. Zenginler hedefiyse, fakirler de koruması altında roman kahramanı Lupin’in…

Peyami Safa ucuz romanlarında kullandığı Server Bedi imzasıyla bir dizi ‘Cingöz Recai’ romanı da yazmıştır. Cingöz Recai de Arsène Lupin’den esinlenilmiş, onunla benzer özelliklere sahip bir kibar hırsızdır. Hatta Peyami Safa kahramanı Cingöz Recai ile Arsène Lupin’i bir romanda karşı karşıya da getirmişti. ‘Arsen Lupin İstanbul’da’ romanında.

Cingöz Recai romanlarından bazısı sinemaya da aktarıldı. Cingöz Recai rolünü Metin Erksan’ın çektiği ilkinde (1954) Turan Seyfioğlu, ikincisinde (1969) Ayhan Işık oynamıştı. Son Cingöz Recai de 2017 yapımı filmde Kenan İmirzaoğlu oldu.  

Reklam

[Bilginiz olsun diye: Türk edebiyatına değerli eserler kazandırmış, gazeteci kimliği de ağır basan Peyami Safa, velut bir yazar olmasına rağmen esas gelirini Server Bedi imzasıyla yayımlanan Cingöz Recai gibi ucuz romanlardan elde etmişti. Hatırını soranlara, “Hamdolsun, Server Bedi’nin evinde oturuyor ve sayesinde geçiniyorum” cevabını verirdi.]

Benim gözümde SBK

Sezgin Baran Korkmaz, benim gözümde, Lupin ile Recai’nin kolları ABD başta olmak üzere pek çok ülkeye uzanan uluslararası versiyonu.

Dil bilmediği halde neler yaptığına baksanıza.

Yeni haberim oldu: Washington’da faaliyet gösteren ‘East-West Institute’ adlı bir düşünce üreten kuruluşun eski devlet başkanları, başbakanlar, generallerden oluşan yönetim kuruluna üye olmayı ve o sıfatıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kuruma konuşmacı olarak katılmasını bile sağlamış.

Türkiye’de zaten ilişki kurmadığı önemli kişi ve kurum kalmamış gibi bir şey. 

Bir konuşmasında, birkaç kez başvurduğu halde ABD büyükelçiliğinden vize almayı başaramadığını, nihayet o amacına ulaştığını, ilişki kurduğu ve sonradan ortağı da olmuş Amerikalıları İstanbul’da ağırlarken, küçücük bir bürosu ve az sayıda çalışanı olduğu halde kendisini binlerce işçi çalıştıran, kocaman bir merkez binası bulunan becerikli bir işadamı olarak tanıttığını, Washington’da düzenlenmiş bir toplantıda keyif duyarak anlatıyor.

Hem de Türkçe olarak…

Reklam
East-West Enstitüsü üyeleri Ürdün Kralı Abdullah ile.. Çeşitli ülkelerin devlet adamları ve en sağda -evet tanıdınız- Sezgin Baran Korkmaz..

“Çöktü” diyorlar ya, hadi ben de aynı deyimi kullanayım; çöktüğü söylenen oteli sosyal ilişkileri sırasında tanıdığı ve işi düşeceğini düşündüğü kişileri tavlamak amacıyla kullanmış. Hep gazeteciler konuşuluyor, ama iş dünyasından insanları, bürokratları, yargı mensuplarını, milletvekillerini, bakanları -hatta galiba bir de başbakanı- orada ağırlamış…

Arsène Lupin bu kadarını akıl edememişti.

Kurduğu düzenin uzun bir süre hiç aksamadan devam ettiği anlaşılıyor. Çok sayıda fabrikası olmuş. Bir havayolu şirketine sahip hale gelmiş. Kendisi gibi iş bilen – iş bitiren bir grup Amerikalı’nın kendi ülkelerinin hazinesini soyarak elde ettikleri ve ne yapacaklarını bilemedikleri yüz milyonlarca doları ülkemize yönlendirmeyi bile başarmış.

Kendisine ‘başarılı iş insanı ödülü’ verilmesinin sebebi bu.

Her yıl yenilenen ‘nasıl kazanılmış olursa olsun yurtdışından getirilecek paraların soruşturulmayacağı’ kolaylığından yararlananlardan biri SBK’ymış…

Şimdi Avusturya’da gözaltında tutulduğu hücreden Türkiye’de tanıdığı gazetecilerle telefon görüşmesi yapıyor ve “Benim her işim yasal” iddiasını ısrarla tekrarlıyor.

Arsène Lupin de, hatırladığım kadarıyla, birkaç romanda, kanunun eline düşmüş ve kendini gözaltında bulmuştu; her defasında ne yapıp edip özgürlüğünü elde etmeyi başarmıştı ama.

‘Yerli Lupin’ SBK, gözaltında telefon kullanabildiğine göre, bir bakmışsınız tutulduğu yerden kurtuluvermiş…

Sorulmayan esas soruyu sorayım

Böyle bir kişi nasıl oldu da ‘kaçak’ haline gelebildi?

‘Kaçak’ oluşu da bir başarı tabii, içişleri bakanlığında geçirdiği iki saat sonrası başına geleceği sezip -veya bir iddiaya göre o konuda uyarılıp- ertesi gün soluğu yurtdışında alması ‘Lupin-vari’ bir davranış sayılabilir.

Ancak yine de her şeye rağmen işleri yolunda giderken birdenbire duvara çarpmışcasına bir halin başına gelmesi sorgulanmayı davet ediyor.

Nasıl oldu acaba?

Benim aklıma gelen sebep, yolunun kendisinden daha mahir biri/leri ile kesişmiş olma ihtimali. “Çarpayım, aldatayım, malına el koyayım, onun olan benim olsun” diye yaklaştığı biri/leri onu çarpmış, aldatmış, kendi ellerindekini almaya kalkışan adamın elinde bulunduğunu bildikleri paraların önemli bir bölümünü kendilerinin yapmayı becermiş ve onu kaçak olmaya zorlamış/lar/sa hiç şaşırmam.

Çevresi ondan daha güçlü, ilişkileri daha sağlam biri/leri…

Romanlarından birinde Arsène Lupin’e bir tezgah kurulmuştu. Lupin‘i dolandırmayı kafaya koyan açgözlü tipler, kendi aralarında niza varmış görüntüsünü verip onu kafese kıstırmayı başarmışlardı. Zor kurtulmuştu o durumdan.

Videolarıyla Sedat Peker mi SBK’nın çarptığı o duvar acaba, yoksa duvarı başka yerde mi aramak lazım?

En iyisi Arsène Lupin ve Cingöz Recai romanlarında ipucu aramaya devam etmek…

ΩΩΩΩ

Reklam

48 YORUMLAR

  1. Dünyada ki gelmiş geçmiş tüm dolandırıcıların hırsızların bir araya gelse bile bu kadar yolsuzluğu planlamasının mümkün olmadığı pabuçlarının dama atıldığı bir ülke de yaşıyoruz.
    bu ülke bir yanda trilyonluk arabalarının içinde burunlarına pudra şekeri çeken gençlik ile işsizlikten öğrenci kredisini ödeyemeyen parasız dolaşanların ülkesi.
    ama bir iyi tarafından bakın.kanal istanbul yapılınca tüm dertlerimiz sona erecek.
    ülkenin her köşesine bolluk bereket gelecek işsizlik sona erecek insanımızın tüm dertleri bitecek.
    yaptıklarımız yapacaklarımızın göstergesidir verin bu kardeşinize oyunuzu görün bak daha neler neler olacak.
    yap işlet devret bu ülkenin istikbalidir.
    artık ihaleler şeffaf olarak yapılacak ey miletim daha ne istiyorsunuz.

  2. O mafya bozuntusuna tuğla diyordunuz, şimdi de duvar mı olmuş?
    Sayın yazarın demesine göre adıgeçen “iş”adamı “Kendisi gibi iş bilen – iş bitiren bir grup Amerikalı’nın kendi ülkelerinin hazinesini soyarak elde ettikleri ve ne yapacaklarını bilemedikleri yüz milyonlarca doları ülkemize yönlendirmeyi bile başarmış.”
    Yine sayın yazarın demesine göre “Her yıl yenilenen ‘nasıl kazanılmış olursa olsun yurtdışından getirilecek paraların soruşturulmayacağı’ kolaylığından yararlananlardan biri SBK’ymış…”
    Demek biçokları gibi malını mülkünü satıp savıp rusyalarda otelcilik yapmaya gitmek yerine dışarıdaki parasını/servetini fırsattan istifade türkiyeye taşımış?
    Sayın korunun “Dil bilmediği halde neler yaptığına baksanıza.” diyerek hafiften tiye aldığı şahsın “tavladığı kişiler arasında hep gazeteciler konuşuluyor” olması da elbette tatsız bir durumdur ama ilk bakışta; vaktiyle c.uzanın yaptığı motorola vurgununun yanında gayet de saygıdeğer bir profil çiziyor sanki ama neme lazım…
    P. Safanın dediği gibi “ıtnap…”

  3. Sayın üstadım, 10-15 yaşlarındaydım, televizyonumuzda yoktu radyolardan ve başkalarından bir isim duydum; Mehmet Ali Ağca. Hapishaneden firar etmiş, gitmiş papayı vurmuş… O zaman o benim gözümde bir kahramandı. Ve yıllar sonra bir yerlerden okudum ve düşündüm ki; böyle ucuz kahramanlık olmaz. Bir köyden kalkıp da hapishaneden kaçıp Roma’da Papa’ya silah sıkıp kahraman olmanın zor olduğunu öğrendim. Sezgin Baran Korkmaz hikayesini duyunca o çocuksu yaşlarım aklıma geldi. Acaba şimdiki çocuklarda bu Sezgin Baran Korkmaz’ı duyunca benim gibi kahraman mı zannediyorlar. Bu bizim ülkemizde bu hikayeler ne zaman bitecek. Koca koca adamlar, gazeteciler, bürokratlar hatta siyasetçiler Sezgin Baran Korkmaz’la iş tutuyor, konuşuyor ve görüşüyor. İnsan bir düşünmez mi ayakkabı boyacısı bir adamın nasıl böyle uluslararası bir kişi olduğunu… Allah ömür verirde uzun yaşayan insanlar böyle entrikaları çok izler. Herkese saygılar!

    • Bahri bey chpli gürsel tekin de garsonluktan gelip mebus oldu, partinin üst düzey yöneticisidir; cumhuriyetimizin erdemi fırsat eşitliği ve sınıf atlama şansı değil midir?
      İşçisin işçi kal, köylüsün köylü kal mı diyorsunuz?
      Yetenek, marifet, gayret bunlar boş şeyler midir sizce?

  4. “…18 büyük aile bir havuz oluşturduk. Tüm ekonomi bunların elinde toplanıyor. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı manipüle eden kişi, bizim bağlı olduğumuz başkanımızdır. Tokyo Borsası’nda 800 milyon dolar kaybetti, bana mısın demedi” diye yazmış dün fehmi bey…

    Bunlar doğruysa, bu gruplar Türkiye’nin geleceği ile kumar oynayan, işi şansa bırakan, M. Kemal Atatürk Paşamızın kutuplaştırıcı hatalarını görememiş, idiolojik olarak saplantılı üst tabaka. Ülkeye/milletin değerlerine aidiyetleri şuursuz. Oysaki sorumlulukları büyük, paralarıyla orantılı ama bak nelerin peşindeler!

    Havuzlarında toplanan 800 milyon dolar kökeni itibariyle nihai analizde vatandaşın alın teri-emeğinden çıkan paradır. Yetim üreten, sorunlu bir ülkeyiz (ileriyi göremeyince öyle kurulduk). Doğacak tüyü bitmemiş yetimlerin haklarını öbür tarafta hiç biri ödeyemez. Pratikte, kumar oynadıkları bu paralarla kendi paylarına riskli gördükleri için tek tek girmedikleri projelere riski paylaşarak birlikte girmeleri beklenir. Sorsan hepsi 1. sınıf Atatürkçüdür. Kendi döneminde ilk zenginleri üreten paşamızın bu yönde bir vasiyeti olmaması onun eksikliğindendir. Misal, ülkenin tabi kaynaklarını ekonomiye kazandırmak bu grubun 1. derecede vazifeleri sorumlulukları arasında olmalıyken para ile para kazanmak için adeta kumar oynama, bu arada darbe işlerini ayarlama gafletine düşmeleri birer rezalettir. Bundan ötürü ülkede kıyıda köşede kalmış garibanlar-işsizler ordusu bunların suratlarına ne kadar tükürse azdır. Devlet ülkenin tabi kaynaklarını ekonomiye kazandırma konusunda onyıllardır el alemin dışardan yüksek faizli/astarı yüzünden pahalı yatırımına avuç açacağına bu aileleri bir araya getirip zorlamalı. Madem ekonomiyi kontrol edecek kadar büyükler, temel konularda kar için rekabet için değil işbirliğinle yerli üretimin motoru bunlar olmalı(ydı). Devlet teşvik etmeli (asla para-kredi vererek değil özkaynaklarını milletten kazandıklarını, millete borçlu olduklarını münasip bir şekilde hatırlatarak. Misal, bugüne kadar ülkenin kendi imkanlarıyla yerli bir araba yapamamış olmasından birinci derecede bu zihniyet sorumludur. 60-70li yıllarda yerli araba yapma işi konusunda teşebbüsler olmamış değil. Bunların sonu eksiklerine rağmen hasbel kader (zararı yok başlangıçta %40-50 yerli) başarıyla gelmiş olsa idi bugün hala dışarı bağımlı olmak yerine ilgili yan sanayi konularda yerli gelişmelere büyük katkı sağlayabilirdi.

    Bunlarınki de “Monkey see monkey do (maymun gördüğünü yapar)”. “Gopaycılık”la el-alem gibi olmak, onlar gibi yaşamak! Sade vatandaşı ihmal eden sorumsuz kapitalist zihniyet! Allah selamet versin!

    ….
    Hep kolayına kaç! hap yap para kap,
    Sorunlar azalmasın, bozulsun asap!

    Ne fırsatlar var yahu, harika mı harika!
    Paran var madem, fabrika yap fabrika!

    Toprak, su, güneş! alınteri çalışsın,
    İşsiz güçsüz yatan çok, çalışmaya alışsın!

    Sıkıntıya gelmez, bunların bol parası!
    Japon işi borsada, nasibidir parsası!?
    ….

    • Sayın hk, biz o 18 “büyük” aileye, içinizden bir babayiğit çıksında yerli bir araba yapalım dedik; hepsi oturdukları yerden önlerine bakmıştı…
      Bunların hepsini toplasan bi adam bile etmezler!!!
      Ama seneye yahya bey gibiler de yerli arabayı alabilmek için herkesten önce utanmadan sıraya girerler!
      Haksız mıyım didem???

  5. Bu arada SBK’ın asıl soyadının Özbulcum olduğunu biliyor muydunuz? Geçenlerde Cansu Çamlıbel yazdı;mahkeme kararıyla Özbulcum olan soyadını Korkmaz yaptırmış. Bende düşünüyorum; Özbulcum’un ne mahzuru var ki hakim haklı sebep görüp de o soyadı değiştirmiş acaba?

    • Uğur bey sn.bernarın, nurdan ya da didem hanımın burda kullandıkları çeşit çeşit rumuzları vardır; bugüne kadar bir tanesine olsun ne ayak diye sordun mu da bilmem kimin soyadı acaba niye değişmiştir diye sorguluyorsun? İmamoğlu soyadını alınca imam, kılıçdaroğlu soyadını alınca da kılıçdar olunmuyor zahir…
      İtse it, kutsa kurt; döner bir gün aslına!

  6. “H. Gayret
    24 Haziran 2021 At 22:18
    İlkin, bir paragraflık bir bilgilendirme metni yazayım. Ardından da gelsin sorularım, ilgili ilgisiz, yerli yersiz farketmez nasılsa;

    sonra da sabah akşam akpartiye sövüp sayıp ama yine ordan ıskartaya çıkartılmış kimi kabak lastiklerin kurduğu tabela partilerini bizlere “yenilik” diye yutturmaya çalışan zevatı muhtereme “Hadi, konuşun ve cevap verin bakalım” diye bir soru sorayım.

    Eski türkiyenin murdarlıklarını kalmış köfteler gibi ısıtıp ısıtıp önümüze servis edince elinize ne geçer bilemiyorum ama bu türden alicengiz oyunlarıyla varacağınız yer zaten 18 yıldır bulunduğunuz yerdir ve çiğnediğiniz bu sakızların üretim/tüketim tarihleri çoktan geçmiş vaziyette…

    Soralım bakalım:
    Halkımızın tüm demokratik kazanımlarına karşı çıkmış bir muhalefetimiz var; cb yi halk seçsin mi, hayır! Başkanlık sistemi gelsin mi, hayır!
    Halk ne demiş, evet!
    Hayır diyen muhalefetimiz utanmadan her iki seçim yarışına katıldı ve cb adayları çıkardı, kıran kırana yarıştılar ve yenildiler!
    Hem halkın seçme hakkına karşı çıkacaksın, hem de hiçbir şey olmamış gibi aynı seçimlerde aday gösterip yine aynı halkın oyunu isteyeceksin, ne iş???

    Baktın sandıktan bişey çıkmıyor, yine adım adım büyükada numaraları;
    kıytırık bir mafya bozuntusu tosuncuğun pehlivan tefrikası gibi yutuptan paylaştığı eski türkiyeden kalma gündüz düşleri ve yine ne idüğü belirsiz ama özellikle habertürkün belli bir yaş aralığındaki bayan yazarları tarafından gayet yakından tanındığı anlaşılan mutlaka doğulu bir para babasının orda burda karıştırdığı haltlara mı bel bağladınız şimdi de?
    İpe sapa gelmez fırıldaklara borazanlık yapmayı ne zaman bırakacaksın bernar hocaaa?
    Bak, volkan yükseliyor ona göre!!!

    Yorumu Cevapla”

  7. Böyle bir yazıdan sonra , bizim vakti zamanının en meşhur yerli ve de milli dolandırıcımız olan Sülün Osman’ı (Osman Ziya Sülün 1923- 1984 ) hatırlamamak olmaz !
    Sülün Osman ; ilk işine , 1948 de Fatih’te ev sahibini dolandırmakla başlar.Bu işin tadını aldıktan sonra özellikle 1950-1960 yıllarında , İstanbul’a göç etmeye başlayan saf Anadolu insanlarına ; Galata köprüsü ve kulesini , şehir hatları vapurlarını, tramvayları , meydanlardaki saat kulelerini vs. satarak veya kiralayarak devam eder!
    Hal böyle iken 1962 senesinde cezaevinde olduğu sıralarda ‘Alınteri İle Yaşamak ‘ konusunda konferans bile verdiği söylenir ! Hatta bir kitabında manevi değerlerine hakaret ettiği gerekçesiyle Aziz Nesin’i mahkemeye verir !
    Bir gün mahkemede yargılanırken hakime söylediği bu söz çok meşhur olmuştur ,
    – Hakim Bey,kusura bakmayın !Bu memlekette Galata Kulesini satın alacak eşekler olduğu sürece ben de bu kuleyi satarım !
    Selamlar ,iyi günler

    • Hayır satamaz! Alınteri ile yaşama, meneviyata ters düşer! Rüşvet versen de haram. Rüşvet alsan da!

      https://www.ocakmedya.com/lanetlik-kazanc-rusvet/


      Nefsin gücü haddi aştı,
      Gayrimeşru meşrulaştı,
      Zina, rüşvet ne farkeder?
      İnsanımız başkalaştı!

      Hayatta mı DiNin rolü?
      İşin aslı nefs kontrolü!
      Azgın nefsle spor yapan,
      Kalesine atar golü!

      Akın et nefsine akın!
      Kör nefsin zaptı yakın,
      Sınavdasın, düzen çetin,
      Utan bre! Allah’tan sakın!..

      Bir rüşvettir alır isen,
      Ya da bunu verir isen,
      Üzülürsün, çok üzülür,
      Cehenneme girer isen!

      İşte bundan rüşvet yasak,
      Zarar görmemeğe bak!
      Kul hakkından kurtulaman!
      Bırak bu işleri bırak!

  8. H. Gayret
    24 Haziran 2021 At 19:14
    “Tc kurucu başkanı, doğum yeri yunanistan/selanik(1881), mezuniyeti sıbyan mektebi, anası muhacirdir; zabit olup padişahımız efendimizin emirkullarından birisidir…”
    Yahya bey, bu özgeçmişini paylaştığım şahıs sizce türk müdür değil midir efendim?
    Sonra da biontech aşısını bulan kardeşlerimiz türk mü değil mi bi daha düşünün!!!!

    • H.Gayret , Yahya Özal o yazısında resmen halt yemiş ! Ama sen de ondan geri kalmamış üstüne alenen tüy dikmişsin ! Buradaki ifadende hem olumlu hem de olumsuz bir anlam çıkarılabilir , açıkçası niyetini çözemedim ! Bu nedenle fazla ileri gitmiyorum .Ama sen buna burada açıklama getirmek zorundasın !
      Hem böyle bir cevap vermek için bula bula Mustafa Kemal Atatürk’ü mü buldun !
      Bu ırkçı zihniyeti bırakın ! Önemli olan insan olmaktır !
      Şu yaptığınız ( ikiniz de ) bu köşenin okurlarına hiç yakışıyor mu , ayıp, ayıp !

  9. 90’li yillar, Turkiye icin labaratuvar yillardir. Kendi kendime soyle dusunurum; O yillari anlamak 21inci yuzyil Turkiyesini anlamaktir, yasadigimiz bu zor zamanlarin kokleri o yillardadir.
    90’li yillar hep kotulukle anilir, oyledir de, fakat bazi seyler hep(muhtemelen bilerek) atlanir. Mesela;Her cinsten islamci Almanyaya gider bavullar dolusu parayla donerlerdi. Almanyada kurulan Islamci Holdinglerin alayi dolandiriciydi, dindarlari dolandirirlardi. F.G. Cemaati de o yillarda palazlandi, hakkinda tahkikat acilinca tasi taragi toplayip ABDye sigindi.
    F.Koru beyin Kibar Hirsiz ifadesini okuyunca bunlari hatirladim. Zamanimizin hirsizlari kibar falan degil, islerini aciktan yurutuyorlar…

  10. İnan Kıraç’ın yabancı yatırım borsalarında hisseleri var.SBK bu hisseleri topluyor ve şirketin %45 ini satın alıyor.İnan Kıraç SBK ile ortak olmak istemediğinden hisselerini geri almaya çalışıyor.SBK 40 milyon dolarlık hisselere karşılık 80 milyon dolar teklif veriyor ve hisseler kendinde kalıyor.Sonrasında SBK mahkemeye gidip İnan Kıraç aleyhine 45 milyon dolarlık dava açıyor sebebi şirketin hisselerini alırken borçlarının saklanması zarar etmesi.İnan Kıraç Levent Türkkan’a vekalet verip karşı dava açıyor.Araya Süleyman Soylu ve sonrasında Cumhurbaşkanı giriyor ve SBK hem aldığı 40 milyon dolarlık hisseyi bedelsiz geri veriyor hemde davadan vazgeçiyor.

  11. Sayın Koru ,
    Rabbimin yaratmasında sınır yok. Kimler geldi kimler geçti , Sülün Osman ,
    Prof. Dr. Suphi Baykam , 60 lı yılların sonunda HASTAŞ operasyonu , Cevher Özden nam-ı diğer Banker Kastelli , Banker Yalçın , Cem Uzan
    Hani Şeytan ın benim aklıma dahi gelmezdi diyeceği işleri peydahlama da marifetli olanlar .
    Bunların ortak özelliği kötü fikir sahibi olmaları , arkasından yardakçısı çok olur. Hem de eğitimli zümreden de olur , Siyasi zümreden de olur.
    Varlık barışı yasası ile ilgisini güzel işaret etmişsiniz. Yaşadığınız ülkedeki yasalara göre suç işlememiş olabilirsiniz ama onların üstünde uluslararası yasalar var . Fincancı katırlarını ürküten sonuçlarına katlanır.
    Kurnaz ile Akıllı arasındaki fark birincinin kısa vadeli küçük hesaplar peşinde olması , ikincisinin ise uzun vadeli büyük hesaplar peşinde olması . Akıllı görmezden gelir, kurnaz kandırdım zan eder. Ancak iki kurnaz karşı karşıya gelince çıngar çıkar

  12. SBK’nın Eastwest enstitüsünün Ürdün kralının konuşmacı olduğu toplantıdaki fotoğrafına bayıldım. Hayalimdeki H.Gayret’e çok benziyor. Neyse,yaklaşık bir sene önce yazdığım dört fıkraya bir ilave fıkra ve bir gazel ekleyerek bu gülümseten konuya -konudan bağımsız olarak- ben de katılmış olayım.
    
1.Kuş ile ayı helikoptere binmişler.Helikopterin pilotu da olan kuş, aracı kaldırmış,bir taraftan da konuşuyormuş:
-Dostum seni şimdi bir yere götüreceğim ki,gördüklerine inanamayacaksın.Hayatında böyle güzel yer görmediğini itiraf edeceksin.Her taraf yemyeşil ağaçlarla dolu,envai tür çiçeklerle bezeli;kokuları baş döndürüyor,şakır şakır akan sular,dereler…
Kuş anlatımına devam ederken hemen altlarındaki bir armut ağacı ayının dikkatini çekmiş,heyecanlanmış,sevinçten oturduğu yerde zıplamaya başlamış.Helikopter kendinden geçmiş sarsılırken ayı haykırıyormuş:
-Abi, sen beni şu armut ağacının tepesine atıver de,anlattıklarının hepsi senin olsun!
    
2.Uzun zamandır yol kenarında yürüyen ayı,nihayet gelen bir kamyonu otostop çekerek durdurmayı başarmış,binmiş.
Kamyoncu kuş “yolculuk nereye bilader?” diye sormuş.Ayı cevap vermiş:
“En yakın armut ağacına!”
    
3.Kuş ile ayı bisiklete binmişler.Kuş önde ayı arkada giderlerken kuş demiş ki:
-Bak ayı kardeş,bu pisiklet dedemin dedesinden hatıradır,manevi değeri çok büyüktür,çok ta hassastır,aman çok fazla kımıldama.Kaza yaparız sonra.Ne bize ne pisiklete bişey olmasın.
Ayı karşılık vermiş:
-Merak etme kuş kardeş,sana ayı sözü veriyorum ki nefes aldığımı bile duymayacaksın.
Bir süre sonra bisiklet uzun bir yokuşu aşmış,rampadan aşağı hızla inmeye başlarken ayı,ilerde yan tarafta bir armut ağacı görmüş.Heyecanlanıp kendinden geçmiş.Kendini bisikletten fırlatıp ağaca doğru “armut! armut! armut!” diye bağırarak koşmaya başlamış.Bisiklet devrilirken canını zor kurtaran kuş ayının arkasından bağırıyormuş:
-Hani ulan söz vermiştin,kımıldamayacaktın,galleş herif?
Ayı bir taraftan koşarken cevap vermiş:
-Kusura bakma kuş kardeş.Armutları görünce gözüm dönüyor.Ayının sözü armut ağacını görene kadardır…
    
4.Ayı ile kuş yine bisikletle yolculuk yapmaya niyetlenmişler.Ancak kuş bu sefer ayıdan daha sağlam teminat almış:
-Bak ayı kardeş,geçen sefer neredeyse canımdan oluyordum,ben de pisikletim de kazayı ucuz atlattık.Bu kez dengesizlik yapmayacağına dair daha sağlam bir teminat vermezsen seni pisikletime bindirmeyeceğim.
Ayı:”Nasıl bir teminat seni ikna eder?”diye sormuş.Kuş yemin etmesinin yeterli olacağını söylemiş.Ayı:”Allah belamı versin ki nefesimi bile duymayacaksın”deyince kuş ikna olmuş ve kuş bisikletin önünde ayı da arkasında yola revan olmuşlar.
Yine uzunca bir yokuşu aşıktan sonra bisiklet rampa aşağı hızla seyrederken ayı,yanlarındaki uçurumun altında bir armut ağacı görmüş.Ağacın üstünde de başka bir ayı,armut yiyormuş.
Ayının yine gözü dönmüş ,fırlatmış kendini bisikletten uçuruma.Yuvarlanmış aşağıya.Her tarafı parçalanmış,kan revan içinde kalmış.Kırılmadık kemiği kalmadığından hareket edemeyecek hale gelmiş.O vaziyetteyken güçlükle kaldırdığı göz kapaklarının arasından bakmış.Görmüş ki diğer ayı,ağacın tepesinde olana bitene oralı bile olmadan armut yemeye devam ediyor.Yaralı ayı o vaziyette bile mırıldanmaktan kendini alamamış :”Böyle armut mu yenir?Ah!Ben orada olacaktım ki!..”
Dayanamamış,güç bela sesini yükseltmiş:
-Kardeş,sen orada ne yapıyon?
Ağaçtaki gamsızca cevap vermiş:”Armutla mücadele ediyom.”
Yaralı ayı inlemiş:”Armutla öyle mücadele edilmez!”
Beriki gamsız:”Nasıl edilirmiş?”
-At iki,üç tane buraya da ben sana göstereyim…

    5.

    Uzun zamandır göremediği dostu ayıyı süzülmüş vaziyette yara bere içinde kendisine doğru gelirken gören kuş hayret içinde arkadaşına seslenmiş:
    -Hayırdır kardeşim! Nicedir merak içindeydim. Nerelerdeydin? Nedir bu halin?
    Kuşun yanına gelen ayı anlatmaya başlamış:
    -Sorma kardeşim! Üç hafta kadar önceydi. Armutsuzluktan başım dönmeye başlamıştı,etrafımdaki herşeyi armut olarak görüyordum. “Belki armut bulurum” diye düşünerek dağlara çıkmaya karar verdim. Öğlen sıcağında tren yolunun kenarında yürürken bir ara uzaklardan kocaman bir armut ağacının,üzerinde dallarından sarkan koca koca armutlarıyla gülerek bana doğru koşarak geldiğini gördüm. Ben o vaziyetteyken, öyle bir istekle bana doğru koşturan bir armut ağacına aynı sevgi hisleriyle koşturmamak mümkün müydü? Ben de açtım kollarımı ona doğru , “armut! armut! armut!” diye bağırarak koşturmaya başladım.”
    Hikayenin sonunun nereye gideceğini merakla bekleyen kuş heyecanla sormuş?
    -Eeee sonra?
    Ayı hüzünle cevap vermiş:
    -Sorma kardeşim! Kucaklaştıktan sonrasını hatırlamıyorum. Bir armut denizinde yüzerken gözlerimi açtım,dudaklarımda tekrar edip duran tek kelime vardı:”armut!..armut!..armut!…”. Meğerse Erzurum Devlet Hastanesindeymişim. İlk gördüğüm hemşire hanım bana dedi ki:
    “-İki hafta önce Şark Ekspresiyle kafa kafaya çarpışmış olarak hastaneye getirildiniz, sizin için çok endişelendik,çok şükür yine de ucuz atlattınız,geçmiş olsun. Bir isteğiniz var mı?”
    Zar zor cevap verebildim:
    “-Armut!..hemşire hanım! Biraz armut…”

    6.

    ARMUDÎZÂDE AYI ÇELEBİ’NİN ARMUT GAZELİ

    Derler ki; deveyi yardan uçuran bir tutam ottur
    Bilmezler ki beni de ateşlere salan sert ve sulu armuttur

    Babamdan öğrenmiştim milleti ayakta uyutmayı
    Bir armut ısırığına anamı bile unutmayı

    Şaşarım Mecnuna sen varken Leyla kim canım armut
    Sana olan aşkım herşeyden öte cananım armut

    Kokun yüz kilometre öteden aklımı alan yel olur
    Koştururum vuslatına karşı bana ne engel olur

    Her mevsim bahçene atanmış kayyımın olayım
    İşimin mukabili armutlarının hepsini birden alayım

    Ah! Leblerimle buse kondururum önce şapır şupur
    Dişlerim seni ey armut,sonra yutarım hapır hupur

    Ve kapanırken gözlerim dünyaya seni hayal ederim
    “Armut! Armut!” olacak inan ki son sözlerim

    Çelebi’m der: “kim ki ulan,sulansın benim armuduma
    Yıkarım dünyasını artık nasıl dolansın benim armuduma”

    • Uğur bey sizdeki bu hayal gücü bana bir atasözümüzü hatırlattı:
      Ayının bildiği kırk türkü, kırkı da armut üstüne!
      Yalniz ne yalan söyliim, parası pulu kendisine kalsın; adıgeçen bitirim işadamındaki bayan gazeteci/yazar portföyüne sahip olabilmeyi ben de çok isterdim, hani şu ansızın izne ayrılıp gidenleri diyorum:)
      Sahip olmak derken, yanlış anlaşılmasın ama, gerçekten yani…

  13. sezgin baran korkmaz ülkeyi kolayca terk ediyor,
    sedat peker de,
    faruk fatih özer de,
    pek çok fetöcü gibi kolayca ülkeden çıkıp gittiler.
    veyis ateşin sözcülüğünü yaptığı “önemli yerlerdeki bazı klikler” sayesinde olmaktan başka yolu yok.
    aynı klikler bunların geri getirilmesini de engelliyor olmalı.
    aksi halde faruk fatih özer gibi burnumuzun dibi arnavutluk gibi aslında kolayca alıp getirebileceğimiz bir ülkeden neden bulunup, alınıp getirilmez?
    güçlü devlet,
    güçlü ordu,
    güçlü teşkilat
    her şeyimiz var,
    öyleyse eksik olan nedir???

  14. Gerçekten hak eden iş insanları da hükümet ve kamu kurumlarından ödül almaya çekinecek.
    İleride hakkımda ABD de dava açılır mı, yakalama kararı çıkar mı diye.
    Bazı bakanlarla ve bürokratlarla fotoğraf karesine de girmek aleyhe delil, en azından karine sayılabilir hale geldi.

  15. Şimdilerde durulmuş görünen (benim süresini kestiremediğim bir aradan sonra tekrar ivme kazanacağını düşündüğüm) ve Türkiye siyasal gündemini haftalarca teslim almış olan Sedat Peker videoları, o videolarda anlatılanlara açıklık getiren Youtube kanallarına yönelik talebi de patlattı. Söz konusu kanallar, S. Peker videoları sayesinde, bir günden diğerine onbinlerce yeni üye kazandılar. İzlenirlikleri katlanarak arttı ve yüzbinlerle ölçülmeye başlandı.

    Cevheri Güven, Said Sefa, Zanka TV’nin değişmez konuğu Ali Tarakçı, Ahmet Dönmez, başta Adem Yavuz Arslan gelmek üzere Gülen Cemaati’nin pek çoğunu Zaman Gazetesi’nden tanıdığımız gazetecilerinin tam kadro boy gösterdikleri 7/24 Haber Sitesi, bunlar arasında en çok öne çıkan kanallar. (Cevheri Güven, son videosunda, Sezgin Baran Korkmaz’ın sert bir kaya olarak kendisine çarptığı ve dolandırmaya kalkışarak baltayı taşa vurduğu kişinin İnan Kıraç olduğunu sağlam bilgilere yaslanarak hayli ikna edici biçimde anlatıp meselelere açıklık getiriyor.)

    Cevheri Güven ve Said Sefa, pek ciddiye almadığım ve bana gazeteciden ziyade dikkat çekmek isteyen bir şovmen gibi görünen Ali Tarakçı’dan farklı olarak, sağlam ve ancak zor erişilir istihbarat bilgileri sayesinde mümkün olabilecek açıklama ve yorumlarda bulunuyorlar (özellikle de Cevheri Güven.)

    Erişilmesi açıkça çok zor olan istihbarat bilgilerine erişebilir olmalarının yanında bu ikisini benim açımdan ilginç kılan bir diğer faktör, çok ısrarlı ve dikkatli bir biçimde, kendilerini Gülen Cemaati ile ilintisi olmayan bağımsız gazeteciler olarak sunmaları. Bu açıdan, Cevheri Güven ve Said Sefa, uzun süre Gülen Cemaati içinde var olduğunu, gazetecilik kariyerini büyük ölçüde Cemaat’e borçlu olduğunu saklamayan Ahmet Dönmez’den ayrışıyorlar.

    Cevheri Güven ve Said Sefa, kendilerinin aslında Cemaat gazetecileri oldukları konusundaki yaygın kanaat ya da şüphenin fazlasıyla farkındalar. Her birinin, üzerlerindeki esrar perdesini aralamak üzere sadece kim oldukları konusuna ayırdıkları uzun birer video çekmiş, Türkiye’den ‘hiç kimsenin yardımı olmadan’ (!) kaçış öykülerini uzun uzun anlatmış olmalarının nedeni de bu.

    Bu iki -gerçekten başarılı- gazetecinin videolarını izlenmeye değer ve yararlı buluyorum. Ne var ki, bunların videolarını izlerken, “Cemaat yanlışlarını inatla sürdürmek konusunda kararlı. . .” diye düşünüp hayıflanmaktan kendimi alamıyorum. Gülen Cemaati ve Cevheri Güven Said Sefa ikilisi yanlış yapıyorlar.

    İlkin bu ikisini 7/24 Haber Sitesi’nde gündelik olarak boy gösteren, Ekrem Dumanlı, Bülent Korucu, A. Yavuz Arslan, Tarık Toros ve diğer Cemaat gazetecilerinden ayıran şeyin ne olduğunu dile getirecek, ardından Cemaat ve bu iki ‘bağımsız’, ‘tek tabanca’ gaztecinin müşterek yanlışlarının ne olduğuna işaret etmeye çalışacağım.

    İktidarın -seküler cenahın da çok açık gönüllükle paylaşanı olduğu- kesif propaganda kampanyası sayesinde, Gülen Cemaati Türkiye’de insanların gözünde şeytanlaştırıldı ve meşruiyet alanının dışına itildi. Cemaat’in kurumsal aklı, bana çok aptalca görünen stratejik bir yanlışa düşerek, bu propagandanın kusursuz bir biçimde sonuç almasını kolaylaştırdı. Cemaat, “Yahu siz deli misiniz? Bizim gibi bir iyilik hareketinin devletin yargı, emniyet, istihbarat, ordu gibi bürokratik kurumlarıyla ne işi olabilir?” türünden “topyekün masumiyet” iddiası yolunu seçerek, devasa propaganda aygıtının hedefe ulaşmasını kolaylaştırdı, kendi kalesine çıkarılması mümkün olmayan bir gol atmış oldu. İnsanlar, haklı olarak, “Aklımızla dalga geçmeyin. . .” duygusuna itildiler. Cemaat’in kurumsal aklının Türkiye’deki kıyım sırasında haksız biçimde başlarına türlü belalar getirilmiş gönüllülerine “Cemaat bağınızı reddedin” talimatını vermiş olması da çok kritik bir yanlıştı. Cemaat gönüllüsü olmak bir suç değilken, onları böyle bir tavır almaya teşvik eden kurumsal Cemaat aklı, kendi insanlarını suçlu ve samimiyet yoksunu insanlar durumuna düşürdü.

    Kurumsal Cemaat medyası, yıllardır, yurt dışında, yarım düzine kanaldan tam kadro yayında. Akla ziyan budalaca bir ısrarla, “Biz ne güzel bir iyilik hareketi idik. Bizim ne işimiz olur gizlililkle, devlet bürokrasisi ile, parayla pulla Allah aşkına” argümanına sarılıyorlar. Kolayca umulabileceği üzere, kanalları ve o kanallardaki programları sadece kendi taraftarlarınca izleniyor. Türkiye’de iktidar karşıtı çevrelerin gözündeki meşruiyet dışına düşmüşlük halini yeniden üretiyor, yalınız kalmışlık çemberini kırmak şöyle dursun, o çemberi daha da güçlendiriyorlar.

    Kendi kitlesinin dışına uzanamadığını gören kurumsal Cemaat aklı, son iki yıl içinde, Cevheri Güven ve Said Sefa hamlesinde bulundu. E. Dumanlı, A. Yavuz Arslan gibi kamuoyunda bilinen, Cemaat ile özdeşleşmiş gazetecilerden farklı olarak pek bilinirliği olmayan bu iki gazeteciyi, sanki bunlar Cemaat ile ilintisi olmayan gazetecilermiş gibi, Cemaat dışındaki demokratik muhalefete açılmanın/erişmenin bir aracı olarak öne çıkardı. Cevheri Güven ve Said Sefa, hem Cemaat tarafından, hem de Türkiye’de Cemaat ile paslaşan kimi devlet içi aktörler tarafından sürekli besleniyorlar. Bu, çok açık.

    Cemaat ve bu iki gazeteci yanlış içindeler. Kendilerine çok şeye mal olmuş o ‘gizlilik’ ve ‘miş gibi yapma’ hastalığından kurtulamıyor kurumsal Cemaat aklı. Doğru ve yol açıcı olan, hala Cemaat içinde kalıp hatasıyla sevabıyla Cemaat’e sahip çıkan İsmail Sezgin gibi samimi ve sözü dinlenir insanlar. Ahmet Dönmez de doğru tavır içinde.

    Cemaat taraftarı gazeteciler ya da insanlar, meşruiyet kazanmak, samimi ve konuşulabilir insanlar konumuna gelebilmek için Cemaat’den ayrılmak zorunda değiller. Cemaat içinde kalarak ve ama ‘Yanlışlarımız da oldu doğrusu. . .” demeğe getiren samimi bir tutum takınarak, genel demokratik muhalefetle ilişkilenebilir, Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve sivil özgürlükler mücadelesinin bir parçası haline gelerek o mücadeleye katkıda bulunabilirler.

    Ahmet Dönmez, Cemaat’in içinde de olsa dışında da olsa, bundan bağımsız olarak, değerli ve saygın bir gazeteci. Savaş Genç de öyle. Kendisini gerçekten saygı duyarak izlediğim Cemaat akademisyeni İsmail Sezgin de öyle.

    Cin Ali’likte ısrarcı olmak anlamsız ve bu tutum Cemaat’in kendisine kaybettiriyor. . .

    KHK TV yeterince şey anlatıp doğru yolu göstermiyor mu?

    • kaç defa söyledim ilkokullu bir Cin Ali olarak benim cemaatle bir irtibatım bir bağım yok ya da iletişim kurduğum her hangi biri yok. ben de sizin gibi dışardan biri olarak anlamaya çalışıyorum. benim anladığımla sizin anladığınız ın aynı olması mümkün değil. siz birikim sahibi birisiniz benim her hangi bir birikimim yok. benim doğru bildiklerimle sizin doğru bildikleriniz de farklı olması bu nedenle. ayrıca ben hiç bilmediğim konularda düşünce geleşimime motivasyon amaçlı tamamen zanlardan ibaret laflar da edebilirim, bunu herkes farkedebilir zaten. benim gibi bir Cin Ali’yi düşüncelerinize konu etmeniz bile sadece size zarar verir, kalitenizi düşürür.

    • Benim “ikinci el” dediğim birde PEKERin videolarının “yorum” video piyasası oluştu.
      Yorum videolarında Said SEFA ve Cevheri GÜVENin kalite farkı hemen farkediliyor.
      Yorumcuların bir çoğunun irtibatları konusunda net bir fikrim yok.
      Ve ilgilendirmiyor da.
      Tabii ki önemli olan yorumun kalitesi ve iddialarının gerekçesi, temellendirilmesi ve desteklenmesi.
      Benim asıl vurgulamak istediğim, PEKER vesilesiyle tanınan yorumcular, PEKER videolarını durdursa bile, bu kez yorumcuların gündem değerlendirme videoları benzer ilgiyi göreceği benziyor.
      Yani çin şişeden çıkmışa benziyor.
      Sayın Bernar ın dikkat çektiği husus ise çok ilginç.

  16. Dil bilmeden ABD ye gitmiş veya onları Türkiye’de ağırlamış.
    Aslında SBK konu mankeni olarak seçilmiş birisi.

    “Çok sayıda fabrikası olmuş. Bir havayolu şirketine sahip hale gelmiş. “Kendisi gibi iş bilen – iş bitiren bir grup Amerikalı’nın kendi ülkelerinin hazinesini soyarak elde ettikleri ve ne yapacaklarını bilemedikleri yüz milyonlarca doları ülkemize yönlendirmeyi bile başarmış.

    Kendisine ‘başarılı iş insanı ödülü’ verilmesinin sebebi bu.”

    Ayakkabı boyacılığından birden bire yüksekmesi’ne inansa, inansa burdakı reisin trollerinden bir tanesi belki inanabilir.

    Türkiyeye gelen paralar Türkiyeden valizlerle, eş dost, gezi ekipleri, vb gibileri tarafından çıkarılıp, Amerkalılar vergi kaçırmış adı altında Türkiyeye sokulup, daha sonra rahatlıkla isdedikleri ülkelerde yatırım yapacaklar, tarafında kullanılmiş birisi.
    Nasıl olsa isdedikleri kanun bir saate çıkariyolar. Minare kılıf misali.

    Ben son iki yıldır burada Camilerden Tutunda 250 300 kışilik guruplar halinde Türkiyeye gezmeye
    götürülen’lerden falan ara ara bahs ediyorudum…
    Sağ olsun burdaki ortadoğu uzmanları’nın oralarda uçan kuştan haberleri oluyor ve olaylari sonucunu seneler önceden tesbit edip yaziyorlar.
    Típkı, Micheal Rubin’in 2016 Mart’ında Edroğan darbe yapacak diye yazmıştı. Hiç bir yetkili çıkıpta yalanliyamadı. Onun yazısını okuyan Türkiye Gaztesi yazarı ordan kopılemış ve
    2016 Nisanında Gùlenciler darbe yapacaklar diye yazmıştı.

    $128 miliyar ve 178 bin ton altın’ın akibeti araştırılsa gerisi çorap söküğü gibi gelir.
    S pekere verilen görev birilerini temize çıkarma görevi.20 senelikler sütten çıkmış ak kaşık 5 senesi dolmayan Mafyaları ve Eşkıyalar ile haşır neşir olmuş oliyor, Öğlemi?

    Hayrünnisa Gül hanım Köşkte onlara yapılan zülümler 2014 konuşacak’tı, fakat mafya devreye girince konuşamadı.
    O zaman soylu moylu yoktu.
    Ne yaparsalar yapsínlar çok yakında çorap söküğü gibi bütü kirli işlrti ortay çıkacak.

    • Nurdan abla “Hayrünnisa Gül hanım Köşkte onlara yapılan zülümler 2014 konuşacak’tı, fakat mafya devreye girince konuşamadı.” buyurmuşsunuz da;
      Adı geçene ne gibi zulümler yapılmıştır biraz açar mısınız? Çankayada başörtüsüyle dolaşmak serbestti yanılmıyorsam…

      • Onu reise sor bana değıl.
        Mafyalar ile AKP iş yapiyor MHP’de kullaniyor. Bilse bilse onlar bilir.
        Benim bildiklerimi sizi kırmaz yazarım AMA burada yayınlanmaz.

  17. ben yabancı güvenlik birimlerinin takibinde olduğunu düşünüyordum, dün bu düşüncemi destekleyen güçlü yorumlar gördüm. iddianamesinde telefon ses kayıtları yer alıyormuş iddianamesini okuyan gazetecilere göre. bir bilgim yok ama, hatta yabancı güvenlik birimlerinin SBKnın yeni ilişkiler kurmasında yardımcı olmuş olabileceklerini bile düşünüyorum. bakalım daha neler çıkacak ortaya.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız