Öngörülemez bir ülke olmanın zorluklarını yaşıyoruz

32
Reklam

Gelin bugün filmi biraz başa saralım ve bir kaç ana başlığı aklımızda tutarak son bir yılda yaşadıklarımıza farklı bir bakışla yaklaşalım.

Ana başlıklar şunlar olsun:

Şehir Üniversitesi’ne önce kayyım atanıp ardından kapısına kilit vurulması…

Boğaziçi Üniversitesi’ne o üniversitenin geleneklerini zedeleyecek bir rektör atanması…

Merkez Bankası’na söz dinleyecekleri muhakkak başkanlar atanması ve bu atamaların daha önce görülmemiş sıklıkla tekrarlanması…

HDP’nin kapatılması için dava sürecinin başlatılması, eş-zamanlı olarak HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin sona erdirilmesi…

İstanbul Sözleşmesi adını taşıyan kadın haklarına ilişkin uluslararası yasal belgenin feshedilmesi…

‘Gezi Parkı’ diye bilinen İstanbul’un merkezi Taksim’deki dinlenme alanının kullanma hakkının belediyenin elinden alınması…

Reklam

Sorum şu: Bir yıl önce bir arada olduğumuzu ve içimizden birinin yukarıda hiç ayrıntısına girmeden birbiri ardına sıraladığım bu tasarrufları “Göreceksiniz, önümüzdeki günlerde bunlar olacak” öngörüsüyle paylaştığını düşünün… Bu öngörüye tepkiniz ne olurdu?

Bu soruya muhatap olan insanlarımızın büyük çoğunluğunun “Hadi canım sen de” türü bir cevap vereceğine eminim. 

Nedenini bilmiyoruz, ama olmayacaklar oldu

Şehir Üniversitesi ülkenin 20 yılından sorumlu iktidarın övünebileceği güzel eserlerden biriydi. Üniversitenin kurucusu olan vakıf, AK Parti’nin genel başkan seçerek başbakan yaptığı, eski bir dışişleri bakanı ve başbakanlık danışmanı bir profesörle anılıyordu. Mütevelli heyeti başkanı AK Parti’de kilit bakanlıklar yapmış biriydi. Üniversite muhafazakar ailelerin tercih ettiği yüksek düzeyde bir kurum olarak haklı bir şöhrete sahipti.

Boğaziçi Üniversitesi, serbest piyasada çalışsalar yüksek maaşlar alabilecekken akademisyenliği seçmiş herbiri en iyi eğitimlerle mücehhez öğretim üyeleri ve giriş sınavlarında yüksek puanlar almış öğrencileri ile ülkenin göz bebeği kurumlarının başında geliyordu.

Merkez Bankası bağımsız bir kurum olarak aldığı kararlarla piyasaların yüksek ateşe maruz kalmasını önleyebildiği gibi, davranışı öngörülebilir olduğu için ülke ekonomisine güvenin en önemli kaynağıydı.

AK Parti’nin 2008’de Anayasa Mahkemesi’nde görülen kapatılma davası sonrasında anayasayı parti kapatmayı zorlaştıracak biçimde değiştirdiği, Gergerlioğlu’nun da sabah namazını kılmak için abdest alırken göz altına alınmasının da gösterdiği gibi AK Parti’ye yakın bir frekansta bulunduğu, Mazlumder başkanlığı da yapmış İmam Hatip mezunu bir doktor olduğu biliniyor.

Adı üstünde, İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanmış, 2011 yılında imzaya İstanbul’da açılmış, ilk imzayı Türkiye’nin attığı bir belgeydi ve kadınlara şiddetin en önemli gündem maddelerinden birini teşkil ettiği ülkemiz için bir iftihar vesilesiydi.

Reklam

Ülkemizin en  kalabalık kentinin nadir nefes alınabilecek alanlarından biri olan Gezi Parkı’nı, son iki seçimi kazanmış yeni belediye başkanı, halkın onayına sunulmuş bir projeyle yılların ihmaline uğramış bir mekan olmaktan kurtarmaya çalışıyordu.

Görüyorsunuz, son zamanlarda yaşananların bir yıl önce tahmin edilebilecek tasarruflar olmasına imkan yok.

Bir yıl önce kendisine “Bunlar olur mu?” sorusu yöneltilenlerin sonradan olacakları bilmesini kimse bekleyemez.

Olmayacak, olması hayırlı da olmayacak şeyler oldu son bir yıl içerisinde.

Kimsenin öngöremeyeceği şeyler…

Hep yanlış, hep yanlış

Ne yalan söyleyeyim, her biri öncesinde biri bana da “Bu olur mu?” diye sorsaydı, Şehir Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi’ne reva görülen muameleyi, Merkez Bankası’nın başına geleni, HDP’ye kapatma davası açılmasını ve Gergerlioğlu’nun cezaevine gönderilmeye kalkışılmasını, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini, Gezi Parkı mülkiyetine ele değiştirme girişimini ben de öngöremezdim.

Nitekim, bu girişimlerin sona ermeyeceğini, bunları şimdilerde akla hiç gelmeyen başka girişimlerin izleyeceğini tahminde zorlanmıyorum, ama “Ne gibi şeyler?” sorusuna muhatap olduğumda aklıma pek bir şey gelmiyor.

Hiç biri AK Parti’ye de yarayacak tasarruflar değil; bunları yaptığı veya yapmasına vesile olduğu için zarar bile görebilir AK Parti.

Yukarıda sıraladığım son bir yıla ait maddelerden ilki gündeme geldiğinde “İktidar cephesi bundan böyle hep yanlışlar yapacaktır” dediğimi ve her birinden sonra bu ilk tespitim istikametinde görüşler açıkladığımı sizler biliyorsunuz.

İktidarının ilk on yılında pek çok doğru politik tercihle ülkeye mesafe kat ettirmiş ve bu sayede dışarıda başka milletlere ‘örnek’ gösterilmeye başlanmış, içeride de muhalefetin elinden eleştiri silahını almış bulunan bir iktidar, son on yılı başlarda yaptığı doğruları tersine çevirmeye ayırmış görünüyor.

Öngörülemezlik de bunun sonucu.

Ülkelerin yönetim tarzları ve icraat öncelikleri farklı olabiliyor. İlkel yönetim biçimlerine sahip kabile devletleri sayılabilecek yapılar hala var; buna karşılık, teknolojide ileri, ekonomisi fazla üreten, karmaşık yapıları gereği toplumsal ilişkileri zor devletler de bulunuyor.

Birbirlerinden çok farklı gelenekleri bulunsa bile her devletin birbirine benzer bir özelliği vardır ve vatandaşlarının devlete bağları bu özellikleriyle oluşur. Her ülkede herkes her yasa maddesini bilmez, ancak herkes neleri yaparsa başına dert açılacağını bilir ve ona göre davranır.  

Titizlikle korunması gereken bir özelliktir bu.

Galiba şu sıralarda bizde varlığı hissedilen bu özelliğin flulaşmasıdır.

Olmayacak ve olmaması gereken bir şeylerin olabildiği bir ülkeye dönüşüyoruz.

Şimdi yeni soru şu: Burada durulur mu?

Hiç sanmıyorum.

Fakat “Daha neler olabilir?” diye sorarsanız, o soruya verilebilecek bir cevabım da yok.

Sürprizlere hazır olalım, bu kadarı şimdilik yeter.

ΩΩΩΩ

Reklam

32 YORUMLAR

  1. Yapmayın Fehmi Bey bunların hiçbirisi öngörüsüzlük değil. Bu hatalar bile bile yapılıyor; hata değil bunlar hepsi birer hamle. Sizce bu kadar yanlış hamle öngörüsüzlük kaynaklı olabilir mi? Mantığınız alıyor mu? En aptal siyasetçi yapmaz bunları. İsmet ÖZEL’in nasıl bir Irak, Libya, Suriye olunura dair fikirlerini dinlerseniz sorunun cevabının ne kadar net olduğunu görürsünüz. Güzelim ülkem göz göre göre uçuruma doğru gidiyor. Ordu zayıflatıldı, ekonomi zayıflatıldı, eğitim bitirildi, hukuk kalmadı. Devlet tüm kurumları ile elde gidiyor. Niçin? Sınırları yeniden çizmek için. Allah kalplerin künhünü bilir; siretlerini suretlerine yansıtması duasıyla/bedduasıyla.

  2. Üstadım bizim reis; yola beraber çıktıgı arkadasları hepsini trenden attı. Sonra da korsan yolcularla beraber kaldı.ve yalnız kaldı. Bu yalnızlığın vermiş oldugu huzursuzlukla korsan yolculara soruyor bir akıl veriyor, bazen kendi bildiğini yapıyor bu yalnızlık böyle kötü bişey. Ne yaparsan yap hiç muttlu olamazsın. Senin saydıklarından önce baska neler yaptı. Seçilmiş belediye baskanlarını görevden aldı yerlerine yenisini koydu. Benim öngörebildiğim tek bişey var şimdiden. İstanbulun tekrar seçiminde nolmuştu öncekinden daha fazla oy kaybetmişti. Ve büyükşehirleri hep yüzde 22 lik chp ye vermişti. Bu yalnızlık böyle zor bişey. Kendi memleketinizde yalnız kalırsınız. HERKESE SAYGILAR.

  3. Son zamanlarda yaşanan olayları fıkralaştırılarak anlatılabilir ancak

    Nasrettin Hoca, vaaz vermesini isteyen cemaate, “Etmeyin gitmeyin, hatâ yaparım.” diye itiraz etmiş. Israr edilince, “O zaman bir ip verin. Bir ucu bende, bir ucu filancada olsun. Yanlış bir şey söylersem çekip uyarsın.” demiş. Hoca konuşurken birisi ipe takılmış. İp hareket ettikçe ne diyeceğini şaşıran Hoca, nihâyet patlamış:
    “Aziz cemaat! Çok şey anlatacağım da ipin ucu, puştun elinde!”

  4. “Olmayacak, olması hayırlı da olmayacak şeyler oldu son bir yıl içerisinde.
    Kimsenin öngöremeyeceği şeyler…”
    Ben şahsen ön gõrümde erdoğandan bundan daha fazlası’nı bekliyordum. Beklediğinden bıraz daha az oldu. Onun sebebide Bahçeliden çekinmesi,olabilir.
    Erdoğan, her zaman kendii menfaatı için geçici dostluklar kurar ve kullandıktan sonrada darbeyi vurur, Gülen cemaatı’ne vurduğu arbeler gibi.
    2011 genel seçimlerinde hemen sonra Erdoğan’ın gerçek niyeti hızlı bir şekilde ortaya çıktı. 2004’te İmzaladığı Cemaati bitirme pilan’ının şimdiki baş komutanı Perinçek ile birlikte perde arkasında gizlice 2011 seçimlerine kadar yürütüler! Millet vekili adaylarına kurulan video tuzaklaride dahil. O arada mağdurları hep Erdoğan oyniyacak değil ya bu sefer 28 şubatin baş komutani Perinçek paşa ve ekibi iftiralar ile üretikleri suçlari
    suçsuz günahsız askerlere atip onlaride yanlarına aldılarki oynadılarkı oyuna herkesi inandırsınlar.
    Pilanları noktasi virgülüne kadar uygulandı. Bu oyunlarını! Milli damat ilede iyce sağlamlaştırdıktan sonra dûğmeye bastılar, tabiri caizse Turkiye ve halkın Anasını ağlatılar…
    Obamaya parmak sallamalar, Gûleni bitirme emiri vermeler,vb vb. Kominist! Yani diktatör rejimlerin temel taşları insan..gidaları insan,içtikleri’de gene insan kanı olduğu için çoluk çocuk suçsuz günahsız demeden taraf olmayanları yok ettiler taraf olanlaride canavarlaştırarak çığrından çıkartılar.
    Türkiyeyi iyice hizaya gedirdikten sonra ABD ve AB ye ganca takmaya kalkıştılar.2016’da Obamaya parmak sallamak Netenyahu’u bitirme emri vermek eyy meey batıya meydan okumak, gibi kabadayılıklar yapama rekorları ile içerde iyce ünllenirken dişarda sifirlandılar. Tamda ABD aptal hiç birşeydende anlamz olduğun’a hem kendileri hemde yandaşları inaniip ortalığı boş zannetikleri an!
    10 Haziran, 2016 günü cenaze namazına gittiklerinde ilk golu kallelerinde görünce cin çarpmışa döndüler.
    Her ne kadar!Trumpı’n himmetı Rahibin alemeti ile 4 sene Dūnya ve ABD,dedkı suçlarını delikli tül perdelerl ile kapatmaya uğraşsalarda günü birlik kendilerini kurtarbildiler. Bunda sonra her hareketleri hem dünyanın hemde ülkenin felaketine olacağı için sayin Koru ve Ahmet Nesin gibi yazarları’n yazdıklari her cümleyi anlamaya çalışarak takibe devam etmek bizler ve ülke için faydalı olacağına inaniyorum.

  5. Bir zamanlar , senfonik müziğini halka sevdirmek ve halkla kaynaşabilmek için CSO sı Erzurum’da konser vermeye karar verir .Valilik , bu özel konser için gerekli her türlü hazırlığı yapmaya çalışır . Bu meyanda , konser salonunun tam olarak doldurulması maksadıyla bütün muhtarlar çağrılır .Bu zoraki davete icabeden muhtarlar konser günü salonu hıncahınç doldururlar.Nihayet orkestra da yerini alarak konsere başlar.Konser boyunca salondan bir çıt bile çıkmaz .Konserin ortasında ara verilir . Bu ara esnasında şef , dinleyicilerden birine yanaşarak konser hakkındaki görüşünü öğrenmek ister ,
    – Hemşehrim, konseri nasıl buldunuz , beğendiniz mi ?
    Son derece gergin olan ve adeta burnundan soluyan dadaş cevap verir ,
    – Sen ne diyon begim ! Erzurum , Erzurum olalı , Urus gettığından bu yani bele zulüm görmedi !
    Herkese selamlar ,iyi günler

  6. Hasan bey yazının her cümlesine yorum yapılsın demiş.
    Yine de bi deneyelim, başlıktan başlayalım:
    “öngörülebilir bir ülke” olmak eski türkiyeye özgüdür, “diplomatik bir cüce” olarak anıldığımız yıllarda evet tc nin hangi konularda ne tepki vereceği veya vermeyeceği otomatik pilota bağlıydı, şimdi öyle mi ya?
    Yüzlerce üniversite açmış bir hükümetin bütün eğitim kurumları kötü ama bir tek devletin arazisine gecekondurulduğu için kapatılan iyi!
    Devletin kendi üniversitesine atadığı rektörü beğenmeyen istifa etsin, öğrenciyse bi naşkasına geçsin, gelenekmiş…
    İmf yi ülkemizden dehledikten sonra iyi ya da kötü merkezbankasına her başkanı atayan da görevden alan da, emekli eden de aynı hükümet değil mi; atar da tutar da, noolmuş?
    Atanınca kötü, tutulunca zaten kötü, atılınca badem gözlü! Sonra sıradaki başkan için yine aynı muappet…
    Mv. dokunulmazlığı ilk kez mi kaldırılıyor, ilk defa mı bir mebus ceza almış? Otoriteye saygılı olunsun! İspanyol yargısınınki otorite de bizimkisi bostan korkuluğu mu?
    Elin oğlu, 1milyar dolardan fazla ödeme yaparak kurucu ortağı olduğumuz f35 uçaklarına elkoyuyor, sözleşme mi varmış neymiş demeden tüm işleri iptal ediyor, kimsenin gıkı çıkmıyor, gelmişler burda sözleşme de sözleşme diye dövünüyorlar; imzalayan imzasını çekmiş, ne var???
    İl özel idaresi ya da kültürbakanlığı, vakıflar genel müdürlüğü ya da içişleri bakanlığı, ya da merkezi hükümet; “yerel hükümetin” elindeki bir alanda tasarrufta bulunamaz diye bir kanun mu var???
    Hasan bey devam edelim mi, yeter mi?

    • Vallahi ne yalan söyleyeyim ; demagojinin manifestosu yazılsa ancak bu kadar olur !
      Tebrikler sözcü BİLADER !
      Ancak buralarda gerçekten harcanıyorsun , en iyisi partine git !

    • Sayenizde burada okunurluğum artıyor; geçenlerde uzun ara verdiğinizden ve döndüğünüzden dolayı size boşuna “hoş geldin H. Gayret” demedim. Yaa… :))

  7. haydi hep beraber ilhan Şeşen’e
    Neler oluyor bize yine neler oluyor gülüm
    Neler oluyor sana bana neler oluyor
    Neler oluyor bize yine neler oluyor gülüm
    Neler oluyor sana bana neler oluyor.

  8. Öngörülemezlik için yaşadığım bir olay:
    Yaklaşık bir ay önce hastane randevusu almıştık.
    Normalde özel araç ile bir saatlik yol.
    Yola çıktıktan bir süre sonra sis başladı.
    Görüş mesafesi acayip düştü.
    Yolumuz bölünmüş yol olmadığı için araç sollamak nerdeyse imkansız.
    Normal hızımız 50-60 km.
    Bereket sis 15-20 km sürdü.
    Sis daha fazla sürse randevuya yetişmemiz mümkün değildi.
    Böyle bir ortamda, hedef te koyamazsın, hedefleri de tutturamazsın.

    • Sayın yk, habire bölünmüş yolları yapan hükümete söveceğinize keşke birkaç kilometre daha yapılsın diye çağrıda bulunsaymışsınız vaktiyle, neyse geçmiş olsun, şehir hastanemizi beğenmişsinizdir inşallah?

  9. olmayacak işler oluyor ne gam,
    ellerinde imam ordusu, inanmadığı halde savunmak zorunda olan medya ordusu oldukça, millet dinini tilkiden öğrendikçe kimsenin sırtı yere gelmez.
    benim tweeter ım yok, gerçi olsa da takip etmem ya akşam tartışma programlarından neler öğrendim;
    her konuya maydanoz bir imam yaşadığımız kabus dolu günler için yeni bir suçlu bulup tweeterdan duyurmuş,
    kim derseniz;
    Tanrı.
    meğersem yaşadıklarımız onun suçuymuş, (bakara 155) bizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınıyormuş, sabredenleri müjdele, yani ne yaparlarsa bir anlam bulan, yitik bir hikmetin peşinde koşan %30 kadarını müjdele.
    sanki burada yanlış bir şeyler var dersen artık sana müjde yok.
    bu imanla da gideceğin yer belli…
    üzgünüm leyla.
    zaten başka tweetleride varmış, sadırlara şifa…
    hazır bu kadar ilerlenilmiş diyormuş, laiklik yetiversin, devletin dini islammış, şeriata geçebilirmişiz. hazır iman da kemale erdi. bunca sabır meyvesini verecek elbet.
    nedense bu haram faiz batıda yok. hatta kimi yerde eksi faiz var, ama şeriata bir adım kala dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerden biri biziz.
    yolsuzluk endekslerinde en üst sıralardayız,
    gelir dağılımı adaletsizliğinde de öyle.
    en yoksullarımız ortalama olarak angola, papua yeni gine, kongo’daki insanların elde ettiği ortalama gelir kadar gelir elde ederken, en zenginlerimiz ortalama olarak yunanistan, litvanya, slovak cmhuriyetindeki insanların ortalama geliri kadar gelir elde ediyor.
    https://www.mahfiegilmez.com/2020/12/gelir-daglmnda-son-durum.html
    cidden şeriata hazırız yani.

    öte yandan,
    biz üretim modeline geçiyormuşuz da onun sancıları imiş bu yaşadıklarımız…
    hiç düşünemezdim.
    ayçiçek ihraç etmekten ayçiçek bile ithal eden ülke olduk, mercimekten sarmısağa kadar herşey ithal olmuş, ama arada üretim modelliyormuşuz. elbette dış güçler bunu çekemedikleri için saldırıyorlarmış meğersem bize.
    hain batının oyunlarının sonu yok. sayın albayraktan özür dileyin olsun bitsin, gelip üretim bakanı olsun bu durumda.
    istanbul sözleşmesinden gay evliliklerine yol çıkıyormuş.
    tevbe estağfirullah,
    bilsem savunur muyum hiç?
    çok şükür, kurtulduk sözleşmeden,
    şimdi evlenme imkanı da kalmayan gayler ne yapacak, hidayete erecekler tabi ki, temiz, düzgün bir aile kızı bulurlar, evlenirler. toplumda rahat eder. gayler evlenip mutlu olduktan sonra diğerlerimiz kavga edip birbirini öldürecek değil.
    zaten ekonomi üretim modeline geçiyor ya, her iş yoluna girer değil mi?
    şimdi, açıkça görülebileceği üzere buradan gelecek günler için bir resim çıkıyor.
    Allah akıl fikir en çok ta firaset versin, çok ihtiyacımız olacağa benzer.

    • Didem hanım evlilikle yetinseler iyi, bir de çocuk edinmek istiyorlar ki işte orası biraz sakat; allahtan vatikan karşı da şimdilik geçit yok ama bu konularda vatikanın kendi durumu da biraz gevşek yani, en azından katolik polonya olmaz olsun böyle sözleşme deyip çekilmişti zaten sözleşmeden, hayırlısı inşallah…

  10. Sayın koru “Ülkemizin en kalabalık kentinin nadir nefes alınabilecek alanlarından biri olan Gezi Parkı’nı, son iki seçimi kazanmış yeni belediye başkanı, halkın onayına sunulmuş bir projeyle yılların ihmaline uğramış bir mekan olmaktan kurtarmaya çalışıyordu.” buyurmuş;
    yani koca istanbulda nefes almaya gezi parkını mı buldunuz, ya da hayatınızda kaç kere gidip orada nefes aldınız?
    Amonyak ve sidik kokusundan geçilmez oralar, genzinizi yakar! İstanbul gibi içinden deniz geçen esintili bir şehirde nefes almak için bula bula geziyi mi buldunuz?
    İstanbula acilen bir kayyum atanmalıdır, ankara ve izmiri saymıyorum bile…

    • Öyle ya sidik kokuyor dediginiz parkın sorumlusu gecmis 20 yil sehri yonetenler degil de İmamogludur..Beton bloklara da sehri İmamoglu teslim etmistir

      • Şişli belediyesi kaç yıldır chpde yusufçuk, ya da kadıköy? İstanbuldaki beton kuleleri hangi ilçe belediyelerinin sınırlarından fışkırmış iyi bak? Üsküdarda mı, kadıköyde mi, kartal/maltepede mi, yoksa pendikte mi, şişlide mi beyoğlunda mı? Çık çamlıca kulesine ve seyret bakalım!!!

  11. Çok uzak olmayan bir tarihte ne halkının çoğunluğu Müslüman devletlerin ne de diğer devletlerin takmayacağı, tanımayacağı halifelik ilan edilirse şaşırmayınız. Selamız gece yarılarında okunmuştu. Her kurulanın bir de yıkanı olacaktır. Bizim döneme denk gelmesi üzücü. Bazıları, getirisi olsun olmasın onyıllarca borcunu ödeyeceğimiz otoyol ve havaalanlarının batan ekonomide ne işe yarayacağını, ele yüze bulaştırılan pandemi süreci sonucu başka devletlerin TC den gelenleri kabul etmeyeceğini, TC ye gidenlere yaptırım uygulayacağını gördüklerinde neler yumurtlayacağını merak ediyorum. Hangi aşağılık dış güç, hangi hain üst akıl TCMB başkanını değiştirmemize neden oldu acaba? Hangi üst akıl ihracatımızın yarısını yaptığımız, gelen turistlerin yarısını oluşturan AB ülkeleri yerine koronayı Dünya’nın başına bela eden Çin’den aşı al diye başımıza silah dayadı acaba? İhracatın en az yarıya düşmesi, dövizin fırlaması, faizin artması, turizmin çökertilmesi, esnafın kepenk kapattırılmasını hangi aşağılık üst akılın eseri acaba?

  12. AKP ve MHP zıvanadan çıktılar.

    Adı üstünde istanbul sözleşmesi
    Adı üstünde istanbul sözleşmesi
    Adı üstünde istanbul sözleşmesi

    Yukarıdan alıntı:
    “Adı üstünde, İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanmış, 2011 yılında imzaya İstanbul’da açılmış, ilk imzayı Türkiye’nin attığı bir belgeydi ve kadınlara şiddetin en önemli gündem maddelerinden birini teşkil ettiği ülkemiz için bir iftihar vesilesiydi.”

    Gerçekten AKP’nin işi zor Eskiden savunduğu şeyleri şimdi hayır demek gerçekten zor bir olay. 🙂

  13. Çok önce buraya hiçbirşeye şaşırmadığımı yazmıştım. Şaşırmıyorum, haklı çıkmaktan bıktım ve mutsuzum ülkem milletim adına. 8-9 yıl önce yanlış iliklemenin ısrarla sürdürülmesi daha neler gösterecek, yaşayan görecek. Yazık oluyor güzel ülkemize…

  14. Her paragrafına, her cümlesine bir yorum, bir tevil yapılası bir yazı Sn. Koru’nun bugünkü yazısı…

    Hangi paragrafını, hangi cümlesini ele alayım bilmem ki;

    “Nitekim, bu girişimlerin sona ermeyeceğini, bunları şimdilerde akla hiç gelmeyen başka girişimlerin izleyeceğini tahminde zorlanmıyorum, ama “Ne gibi şeyler?” sorusuna muhatap olduğumda aklıma pek bir şey gelmiyor.” cümlesini mi…

    “İktidarının ilk on yılında pek çok doğru politik tercihle ülkeye mesafe kat ettirmiş ve bu sayede dışarıda başka milletlere ‘örnek’ gösterilmeye başlanmış, içeride de muhalefetin elinden eleştiri silahını almış bulunan bir iktidar, son on yılı başlarda yaptığı doğruları tersine çevirmeye ayırmış görünüyor.” cümlesini mi…

    “Şimdi yeni soru şu: Burada durulur mu?” sorusunu mu…

    İyisi mi ben bu son olanından başlayayım; “Buralarda durulur mu?..

    Gidecekler, göçülecek yerden bir daha dönmeyeceklerse durmasınlar, gitsinler derim.
    “Gidiyoruz, döndüğümüzde elimizde iyi şeylerle geleceğiz yurdumuza; aksayan yönlerini tamir etmek, daha yaşanabilir bir ülkeye kavuşmak için ikmal yapıp öyle geleceğiz” deniyorsa -ki, bunu ancak aydınlar söyler- onlara ‘Hadi gidin, tez vakitte dönün; siz gelinceye kadar bizler cefasını çekeceğiz yurdumuzun, sahipsiz koymayacağız ülkemizi’ deriz. Yok, sadece hayatını yaşamak için, ülke sıkıntıya düştüğünde çıkan, şartlar iyileştiğinde de dönüp, “çıkıp çıkıp girenlere” sözümüz ne olsun ki?

    “İktidarının ilk on yılında pek çok doğru politik tercihle…” cümlesine de tevilim şu olsun: Konularıyla ilgili daha önceki yorumlarımda da sıklıkla belirtmiştim; “28 Şubat bin yıl sürmeyecekse de 10 yıllarca etkisini sürdürecek” diye başlayan cümlelerim vardı, hala aynı fikirdeyim.

    Çok partili sisteme geçildiğinden bu tarafa her 10 yılda bir askeri darbelere maruz kalan ülkemiz, “askeri darbe” lafzının “ilkel” kaçtığına kanaat getirildiğinden olacak ki, 28 Şubat 1997’de adı üzerinde “post modern darbe” terimiyle tanıştı, aradan yaklaşık bir on yıl geçmeden 28 Şubatın devamının kanıtı niteliğinde bir de “e-muhtıra” ile tanışmış oldu. 17/25’den Bahçeli’nin 2015 genel seçimleri ve sonrasının belirleyici aktörü olmasına değin geçen sürede makus talihimizin karmaşasını yaşadık, lakin CHS’ye geçtiğimizden beri de sivil bir idarede akla hayale gelmeyecek dönüşümler gördük, görüyoruz: Kutuplaşma had safhada, kısıtlanan özgürlükler, ekonomi alt üst; borç batağına düştük, işsizlik aldı başını gidiyor; dış ilişkiler hak getire…

    Koru’nun “Nitekim, bu girişimlerin sona ermeyeceğini, bunları şimdilerde akla hiç gelmeyen başka girişimlerin izleyeceğini…” cümlesine ise “aynı fikirdeyim” Sn. Koru ama “ben buralarda duracağım, siz buralarda kalmasanız bile bulabileceğim değişik mecralarda klavyemi oynatmaya devam edeceğim” demekten başka sözüm olmayacak, yoktur derim.

    Allah encamımızı hayra tebdil eylesin!

    • Hasan Bey, ne gidene gülegüle deme lüksümüz var, ne de kalana oh olsun deme lüksü var.
      hiç kimseninde bir diğerine üstünlük taslamaya hakkı ise asla ve kat’a olamaz.
      sayın yazar işi icabı bazı konuları detaylandırıyor, tek tek yediriyor, temcit pilavı gibi pişirip pişirip yine önümüze sunuyor.
      Fakat bu demek değildirki, herşey birbirinden bağimsız, bir olayın diğeriyle alakası yok, çözümüde bizi aşar.
      Hayır, çözüm yeride çözecek kişilerde yine halkımız. tam da seçim sandığı. yani ne kanun, ne vekil, ne muhalefet, nede meşhur dış güçler.
      Gücü ele geçirenin neler yapmaya kalkıştığını Tramptan deneyimlemedik mi? Bizdekiler şükredelim ki vatan millet din ve yeşil renkli herşeyi çok seviyorlar.
      Elinde güç olanın ne yaptığını değil, neyi yapmadığı, neyi yapmak istediğini, neyi nasıl yaptığını halka anlatamıyorsan sen,
      halk herşeyi daha iyi görüyor senden!
      seçilmişleri şunu şöyle yaptı bunu böyle edecek diye mızmızlanmak yerine,
      senin neyi nasıl yapacağını, yanlış hatta zararlı olduğunu görüpte halkın göremediğini,
      açıkla, göster, kanıtla, burdan başla istersen.
      (Not:burdan, üniversiteleri partileri kapattılar, birilerini ibadet ederken aldılar, parkı kapattılar, sözleşmeyi yırtıp attılar, bombş kalan köprüler yollar yaptılar..
      hadin gelin çıkalım yollara, dolduralım şenlendirelim boşlukları falan anlamasın kimse).

  15. Bu noktadan sonra farkli etnik gruplarin sinir uclarina dokunacak islere siranin gelecegini dusunuyorum. Akpartinin kafasinda belirledigi bir %50 kotasi var ve amaci bunun disinda kalanlari sokaga dokerek kendi %50sini secime hazir etmek. Bu ulkenin insani bunu haketmiyor.

  16. Merhaba,
    Türkiye her alanda sürünüyor Fehmi Bey. Mesele sadece ekonomik olsa sorun değil. Bu ülkede ahlak yok, liyakat yok, saygı-sevgi yok. Sadece kötülük var. İş başındakiler sadece liyakatsız, beceriksiz değiller. Aynı zamanda kötü kalpliler. Sınırsız bir kötülükten bahsediyorum.
    Geldiğimiz nokta sizin mahallenin eseri. Eserinizle gurur duymadığınızı tahmin edebiliyorum.
    Bu günler ne zaman geçecek sizce?

    • bu yaşananlar bir mahallenin eseri mi, sizin mahallenin katkıları yok mu?

      mahalle kavramının ortadan kalktığı bir zamanda hala mahallecilik yapıldığı için oluyor bunların hepsi.

      iki mahalle(iki millet) var, biri iyilik peşinde koşanların mahallesi diğeri de kötülük yapanların…dünyada bu ikisinden başka mahalle/millet yok. var diyen başını beladan kurtaramaz.

    • Mahalle tarifi yaptığına göre kendini diğer mahalleden kabul ediyorsun. O mahallenin 80 yılda sürdürdüğünü Akp 20 yıla sığdırdı sadece zamanda yoğunluk farkı var. Akp nin bu kadar benimsenmesinin sebebi de ait olduğun mahallenin toplumu dışalayan uygulamaları değil mi? Bir gazetecinin bir zamanlar dediği gibi Akp beyaz türklerin gayri meşru çocuğudur.

  17. Üniversitelerin, partilerin, salgın nedeniyle işyerlerinin, ekonomik nedenlerle fabrikaların,
    kapanması..
    seni beğenmedim değiştir, oyunu,
    ben bu sözleşmeyi var ya, caart diye yırtıp atarım bak,
    saat 5 te kapı ziliçalmış, amcam ”sütçüdür o sütçü” diyor,
    fakat evde süt içen ne bir bebe var, ne de bir kedi.
    hep şaşırmaca, hep kandırmaca.
    ”birgün tüm dünya dost, kardeş olacak” diyen 10 yaşındaki bir çocuğun hayali olsa,
    bir de ”beğenmeyen bu ülkeden gitsin’ diyen yöneten, oy ile seçilenler olsa,
    kimin söylediği kısa vadede gerçekleşir?
    hangisinin hayali uzun vadede gerçek olur?

  18. “Eceli gelen …” diye giden bir özdeyiş vardır, hiç sevmediğim, bu ona benziyor biraz. Artık rotayı da, dengeyi de, her türlü mantıklı çıkarsama yeteceğini de kaybetmiş bir şey ile karşı karşıyayız. Mutlaka bunun analizini birileri doğru yapabilir. Bana göre, iktidar çıkmazda, ve artık son cambaza bak oyunlarını oynuyor. İntihar ediyor ya da. Böyle olması da yazarın dediği gibi kaçınılmaz bir durum. Çünkü tüm kararların alınması bir kişiye devredilmiş, ortak akıl denen şey bitirilmiş. Bir kişinin anlayışı, kavraması, bilgisi ne olabilir ki. Etrafındaki danışman sürüsü de bir sürü yeteneksiz liyakatsiz yalaka tipler. Düne kadar o bir kişiye küfredenler bir kısmı da.

    Sonuç felaket elbette. Bilgisiz, cahil, yeteneksiz bir yönetimin ülkeyi götüreceği yer ancak uçurum olur. Öyle oluyor zaten. Hukuktan, bilimden, liyakatten, akıldan fersah fersah uzak zavallı bir yönetimin ülkeyi nasıl yaşanmaz ve mutsuz bir yere dönüştürdüğünü yavaş çekim izliyoruz. Yavaş yavaş kaynatılan sudaki kurbağa gibi sonunda canımız çıkacak. Nitekim oraya geldik sayılır. Ancak bunu görmek için kaynar kabın dışında olmak gerekiyor. Dışardan görenler yapma etme diye bağırıyorlar, ama bizim kurbağalar rehavete kapılmışlar, uçacağız yakında aya gideceğiz diye ayak çırpıyorlar kaynamakta olan suda, göreceğiz. Söylemiştik diyeceğiz ama …

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız