Papatya falı sanki: Faiz artacak.. Hayır, faiz artmayacak.. Paramızı altın değerine kavuşturmanın yolu var… VE KARAR…

39

Ülkemiz ekonomisi yıllardır iki toplantıdan etkilenir. 

Toplantıların ilkinin bizimle ve ekonomimizle doğrudan bir ilgisi yoktur. Yoktur, ama ABD Merkez Bankası’nın (FED) açık piyasa komitesi toplantısından çıkan faiz kararı Türk lirasının (TL) aşağı-yukarı hareketlerinde rol oynar.

Neden böyledir, Amerika’da uygulanan faiz oranı TL’nin değerini neden etkiler? 

Bu sorunun cevabını tam bildiğimi söyleyemem.

Uzmanlar “Etkiler” diyor, gerçekten de etkiliyor.

İkinci toplantı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın para politikası kurulunun toplantısıdır ve her toplantıda alınan faiz kararı doğrudan piyasaları etkiler. Politika faizini beklentiler istikametinde artırırsa kurul, TL dolar karşısında değer kazanır; kurul üyeleri beklentileri umursamayarak politika faizini artırmaz veya artırsa da beklentilerin altında tutarsa bunun tersi olur, doların değeri TL karşısında yeniden artar.

[‘Politika faizi’ kavramı ile murat edilenin ne olduğunu öğrendiğim için bilirim de, o kavrama neden ‘politika faizi’ adı verildiğini yine de anlayamam. Herhalde oranı politikacılar etkilediği içindir.]

Merkez Bankası para politikası kurulu yeni başkan Naci Ağbal ile bugün ilk toplantısını yapacak. Beklenti yüksek. Beklentinin yüksekliği TL’ye toplantı öncesinde güç kazandırdı. Eski başkan göreve devam ederken değeri 9 TL’ye yaklaşmış iken, yeni dönemle birlikte dolar dün itibariyle 7.70’e indi. Bugünkü toplantıdan yüksek oranda faiz artışı çıkarsa doların değerinde ciddi bir düşüş daha yaşanmasına mutlak gözüyle bakılıyor.

Reklam

Kurul kararını bugün saat 12.00’da açıklayacak.

Anadolu Ajansı, ekonomi alanı uzmanlarına, “Toplantıdan nasıl bir karar çıkmasını bekliyorsunuz?” sorusunu yönelttiğinde, 27 uzmanın ortak beklentisinin 475 baz puan olduğu görüldü. Bu da faiz oranının yüzde 15 olarak belirlenmesi anlamına geliyor. 

Yüzde 12 olarak ilan edilen yıllık enflasyon oranının üstüne çıkılmış oluyor böylece… 

Piyasanın kafası karışık

Ekonomi alanında en çok kullanılan deyimin “Piyasalar satın aldı” olduğunu yaşayarak öğrendik. Deyime göre, ‘piyasa’ denilen mekanizma -ya da o mekanizma içerisinde yer alanlar- geleceği önceden tahmin ederek işlem yapıyorlar.

Piyasaların bugün yapılacak toplantıdan nasıl bir karar çıkacağı konusunda kafası karışık. Merkez Bankası başkanı değişince ve ‘ekonomide reform yapılacağı’ duyurulunca heyecanlanan piyasalar doları hayli geriletti; ancak yeterince değil. 

Gazetelerde -özellikle de iktidarla içli dışlı bilinen gazeteler ve köşelerde- piyasaları rahatlatacak umut verici haber ve yorumlar çıktığı halde… 

Bugün bir gazetede çıkan “Dolara kötü haber!” başlıklı yazının son bölümünü aktarayım:

Reklam

“Beklenmedik gelişmeler yaşadık..

Berat Bey’i, yani istifa etmiş birini hâlâ acımasızca eleştiriyorlar..

Zor zamanlarda ağır yükler taşıdı..

Bunlar unutulmamalı..

Lütfi Elvan önemli bir isim..

Çözüm odaklı çalışır..

Hem iyi bir siyasetçi hem de iyi bir teknokrat..

Naci Ağbal için de aynı şeyler geçerli..

Yeni ekonomin önceliği yapısal reformlar..

Önemli gelişmelerin arifesindeyiz..

Hızla bazı adımların atılacağına şahitlik edeceğiz..

Bu ülkede 50 milyon dolarla 5 milyar dolarlık işlemler yapıldı..

Londra ve Türkiyedeki bankalar faiz istiyor..

Dövizin yukarı yönlü hareketi çok hoşlarına gidiyor..

Döviz bürolarına da çok dikkat edilmeli..

Bazı kısıtlamalar getirildi ama pek yeterli olduğu söylenemez..

Gizemli işlemler bir türlü sonlandırılamadı..

Dört ay içinde yani Şubat 2021e kadar su akacak yolunu bulacaktır..

Şimdi geriye yaslanıp biraz bekleme zamanı…  (Siyahlar yazara, italik bana ait.)    

Yazar, yazısının bir yerinde, açıklanacak karardan sonra doların 6.80’lere gerileyeceği öngörüsünü de paylaşıyor.

“Acaba muhalifler ne diyor?” merakıyla göz attığım yazılar ise merakımı tam gideremedi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ekonomi profesörü Erinç Yeldan’ın beklentisini dünkü yazısından aktarayım:

“Vurgulayalım: Türkiye ekonomisinin içine sürüklendiği makroekonomik ve sosyal kriz, ne Merkez Bankası’nın teknik para politikası manevralarıyla ne de ekonomi kadrolarındaki bürokratik atamalar ile aşılabilir niteliktedir. Yarınki toplantıda ‘piyasaların beklentilerine uygun’ bir faiz kararı ile belki kısa dönemde olumlu bir hava yaratılabilir ve döviz piyasalarında coşkulu bir ivme sağlanabilir. Ancak finans piyasalarının gelip geçici dalgalanmalarına dayalı bu tür coşku dönemleri Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına kalıcı bir çözüm sağlamayacaktır.”

T24 yazarı Barış Soydan’ın konuyu anlamada hayli yararlı bugünkü yazısı da benzer bir sonucu yansıtıyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizin bütün kötülüklerin anası olduğu konusundaki görüşü ortadayken Merkez Bankası sıkı para politikasını çok uzun süre sürdüremez. Çünkü yüksek faiz, ekonominin fren yapması demek. Ekonomik yavaşlama da AKP’nin seçmen tabanındaki erimenin sürmesi demek. Bence orta vadede Merkez Bankası düşük faiz politikasına geri döner. Dolar da yine yükselir.”

Muhalif yazarlar, toplantıdan beklenen istikamette faizi yükseltme kararı çıkacağını, bunun TL’nin dolar karşısındaki değerini güçlendireceğini düşünüyorlar; ancak orta ve uzun vadede bu durumun değişeceğini öngörüyorlar.

TL’ye altın değeri kazandırmanın yolu

Dün TOBB’un ekonomi şurasına katılan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının faize ilişkin bölümünü de aktarayım:

“Yüksek faizin nelere mal olduğu ortada. Yüksek faizle üretim yapabilir miyiz, mümkün değil. Yüksek faize yatırımcımızı ezdirmememiz gerekiyor. (..) Birçok iş insanımızla konuştuğumda beni faiz batırdı diyorlar. İnşallah bunları da tersine çevireceğiz.”

Cumhurbaşkanı toplantıdan faiz oranında büyük bir artış çıkmasını beklemiyor gibi.

Türkiye’nin ekonomik durumunu ABD’den -fakat yakından- takip eden Prof. Steve H. Hanke bana da gönderdiği 9 Kasım tarihli National Review yazısında, TL’nin faizde oynamalarla değer kazanamayacağı görüşünü savunuyor. Onun hesaplarına göre, Türkiye’nin gerçek yıllık enflasyonu yüzde 49.60; dolayısıyla faiz oranı ne kadar yükseltilirse yükseltilsin, enflasyonun tahribatını karşılayamaz.  [Hanke’yle ilgili daha önce de yazmıştım. Okuyabilirsiniz.]

Prof. Hanke’ye göre yapılması gereken, Merkez Bankası’nın TL’ye altın değeri kazandıracak yapısal bir değişikliğe gitmesi… Bir para kurulu oluşturularak TL’yi ülkenin altın rezervlerine bağlı bir değere kavuşturmayı tavsiye ediyor. 

Bugün kendilerinden faiz artırımına gitmeleri beklenen para politikaları kurulu üyelerine, toplantıdan önce, Prof. Hanke’nin Türkçesi de bulunan ‘para kurulları’ konulu kitabının yayınlandığı 1980’lerden beri işlediği tezine dair -kısaca özetlediğim- son yazısını okumalarını tavsiye ederim.

Tabii bunu yapabilmeleri için benim bu yazımı sabahın köründe okumuş olmaları gerekecek.

Galiba boşuna beklenti benimki.

ΩΩΩΩ   

Saat 14.00

Merkez Bankası kurulun kararını açıkladı:

HAYIRLI OLSUN

39 YORUMLAR

  1. Denis Diderot (1703–1784), ünlü bir Fransız yazar ve filozoftur. Aydınlanma Çağı’nın en önemli kişilerinden birisi olarak kabul edilir. Fransız Devrimi’ni hazırlayan düşünsel gelişmelerde katkısı vardır. Yeni felsefi ve bilimsel düşünceleri ve bilgileri Avrupa’ya yaymak amacıyla Jean Le Rond D’alembert ile birlikte yazdığı Ansiklopedi en çok bilinen eseridir.

    Diderot, büyük borç altına girmiş ve paraya ihtiyacı en üst düzeye çıkmışken 1765 yılında Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, sanat ve bilimin koruyucusu olarak, Diderot’nun kütüphanesini satın aldı ve hemen sonra o kütüphaneyi yine Diderot’ya bıraktı. Böylece Diderot’nun eline önemli bir miktar para geçmiş oldu. Catherine bununla da yetinmeyip 25 yıllık maaşını peşin vererek Diderot’yu kütüphanecisi olarak işe başlattı.

    Diderot, eline geçen bu büyük parayla öteden beri almayı düşünüp de alamadığı kırmızı pahalı bir sabahlık aldı. Sabahlık o kadar görkemliydi ki Diderot evdeki eşyaların ona uymadığını fark etti ve başladı eşyalarını sabahlığına uygun olacak yenileriyle değiştirmeye. Her değiştirmede diğerleriyle uygunsuzluk daha da arttı ve ötekileri de yenilemeye başladı. Sonunda kendisini, evdeki bütün eşyaları yenileriyle değiştirmiş ve yeniden borçlu duruma düşmüş olarak buldu.

    Diderot, bütün bunlardan sonra “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” başlıklı bir yazı yazdı ve içine düştüğü tüketim çılgınlığını anlattı.

    R.T.Erdoğan’ın her ile havalimanı, üniversite, lüks stadyumlar, AVM’ler, mega-süper-maksi-midi projelerini borç ile yapmasını bir maharet sanıp alkışlayanlara ithaf olunur.

  2. Ekonomi bilen ama tarihten haberi olmayan arkadaşlara hatırlatma:
    Dünya büyük bir sıtma ya da veba salgını yaşıyor; ırak ve suriye cephelerinden sonra trablusgarp ve kafkas cephesinde hattı değil sathı müdafaa vardır cenge tutuştuk, çok şükür tüm cephelerde galip geldik, akdenizi ve kıbrıstaki statükoyu altüst ettik, kimse de bize silah ambargosu koymak gibi bir komikliğe düşmedi.
    Bütün bunlar olurken artık b.k kokusundan girilemez haldeki atatürk havaalanından kurtulduk dünyanın en büyük havaalanını yaptık, s.gökçende hala ilave pist yapmaya çalışıyorlar; haa o işe yaramaz halde duran eski pistin üstüne de 45günde 1000yataklı çok amaçlı pandemi hastanesi yaptık, diğerlerini saymıyorum bile…
    (ecevit devrinde memur kadrolarına 45günlük kurstan geçirildikten sonra polis ve öğretmen olarak atanan “45günlük kabakları” da hatırlıyordur mutlaka ibrahim bey:)
    Bütün bu olanlara ve aynı dönemde yapılan mega projelere rağmen hangi ürün veya hizmet için kamukurumlarının ya da mağazaların önünde kuyruk beklediniz?
    Ama otobanın metresi bilmem kaça mı maloluyormuş?
    Hadi canım sen de!!!

    • Demek ki Atatürk havalimanının tuvaletlerini temizleyemediğimiz için 25 milyar avroya İstanbul havalimanını yaptık. Bu kadar pahalı bir tuvalet firavunun sarayında bile yoktu. Zavallısınız. 🙂

    • Arkadaş sen burda harcanıyorsun .En iyisi sen git AKP nin resmi propagandacısı ol . Orda daha faydalı olursun , bizim de kafamız rahatlamış olur , anlaştık mı ! Hadi güle güle

  3. Recep Tayyip Erdoğan faiz lobisinin adamı oldu (%15). Bunu elhamdülillah CB kimliğiyle mi yaptı yoksa hamdolsun AKP GB kimliğiyle mi yaptı acaba? 🙂

  4. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şunları söyledi;

    “– Yüksek faizin nelere mal olduğu ortada. Yüksek faizle üretim yapabilir miyiz? Mümkün değil. Yüksek faize yatırımcımızı ezdirmememiz gerekiyor. Aldığımız tüm kararlarda attığımız tüm adımlarda sizlerle kurduğumuz ortak akıldan faydalanıyoruz. Son 18 yıldır büyük mesafe kat ettiğimiz demokrasi ve kalkınma yolunda 365 oda ve borsamız lokomotif görevi gördü.

    – Birçok iş insanımızla konuştuğumda “Beni faiz batırdı” diyorlar. İnşallah bunları da tersine çevireceğiz. ”
    – “Allah sonumuzu hayretlesin”
    – yukardaki ilk bölüm “dünya liderinin, son satır ise berat albayrakın.
    – türkiyeye birkaç gün içinde gelen dolarlar nasıl gelmiş? galiba sağlam yerden tiyo almışlar.
    – bir de, ergenekon da reisi ve akplileri tehdit etmiş.
    – berat beye katılıyorum, bizim sonumuz zaten kötü de, “Allah onların da sonlarını hayreylesin”

  5. YİNE FAİZLOBİSİ KAZANDI, HERZAMAN OLDUĞU GİBİ.
    Halkım yine soyulmaya devam edecek.
    Zikzaklar çizdik ce daha çok batıyoruz.
    Eylemle ,söylem farkı.
    Meydan okumak meydanlarda kolaydır.
    Uygulamada diz çökersin.
    Kazanma ihtimali olmayan bir savaşa sürüklersen halkını elindekileri de kaybedebilirler.
    Finansörler borç verdiklerinin ciğerinin her hücresini bilir.
    Öyle olmasalar finansör olamazlardı.
    Heyt dersin kıs kıs gülerler.
    Bilirler ki kapalı kapılar ardında heyt diyenlerin nedamet isteyeceklerini.
    Başka çareleri olmadığını,yoksa halk cebine bakar,işleri bozulunca kimseyi tanımaz.
    Tencere devrilince,iktidarların devrileceğini en iyi karar vericiler bilir.
    Karar vericilerin kararlarını önceden bilenler iki yıl önceki soygunu yapacaklar.
    Dövizi yüksek kurdan bozup ,yüksek faizden yatıranlar,faizden kazandığını yeniden ülkeye dolan yüksek faiz sebebiyle düşen dövizi, düşük kurdan alıp ülkelerine dönecekler.
    Dolayısıyla yabancılar bizi kuşatmasına sözde karşı çıktık ama onlara istediği ortamı sunduk.
    Ülkelerinde 30-40 yılda elde edemeyecekleri faizi bir yılda elde edecekler.
    2002 ile 2011 dönemindeki büyük vurgun gibi.
    Finansörlerin en sevdiği idareciler bizde olmasında nerde olsun.
    Faiz lobisini ben den çok kimse kazandıramaz deyip ne kadar öğünseler azdır.
    Bu övünme kapalı kapılar ardında olmalı yoksa küseriz.
    Esasında karar vericilerin kararları isabetli olmadığında ,kararlardan haberdar olmayanlar en büyük zararı görür.
    Büyük zık zaklar ,kötü ve adıl olmayan bir gelir dağılımına sebep olur.
    Karar vericilerin başarısızlıkları ,büyük zarara uğrayanlar tarafından yine de alkışlanmaya devam ediyorsa, bunlar az bile.
    Çare yok başka demek.
    Halimizden memnunuz demektir.
    Başka seçenekleri denemekten korkutulmuş durumdayız.
    Ruhlarımız esir alınmış durumda.
    Başka seçenekler seçersek en fazla 2-3 yıl sonra onlar da seçenlerin potasına girecek,bundan pek farklı manzara göremeyeceğiz.
    Bu sebeple bozulan iktidari tespit ettiğimiz anda değiştirmek lazım.
    Her şey biz de başlıyor biz de bitiyor.
    Yeteneklerimizi artırıp dünyanın her yerinde aranan eleman olmak lazım.
    Eğer yapay zekanın yaptıklarından daha iyisini daha ucuza ve hızlı yapamazsak dünyada bize yer yoktur.
    Japonya da otelde robotlar kullanıyorlar çoğu yerde ve her gün artıyor.
    Neden bunları insan yerine kullanıyorsunuz dendiğinde.
    Şikayet etmiyor,prım istemiyorlar dediler.
    Her geçen gün fazla nüfus üst akıl tarafından zararlı görülmeye başlanacaktır.
    Pandemi virüsu biraz daha ölümcül hale getirmek bütün mesele.
    Bundan sonra Dünyanin fazla nüfusu problem görünecektir.
    Nüfus planlaması demode oldu.
    Çünkü,bu yol çıkmaz yol oldu.
    Yaşlı nüfusa sebep oldu.
    Üretmeyen ve tüketimi ağırlaşan yaşlı nüfus problemi doğdu.
    Yeni trend çok çocuk az yaşlı nüfus arayışı veya yapay zekanın yaptığından iyisini yapan
    kaliteli insan ihtiyaci.
    Asıl dünyanın yeni sorunu bu.
    Diğer sorunlar sorun olmaktan çıkacaktır.

  6. Temel’in ilaçlı böbrek filminin çekilmesi gerekiyor ; genç asistan hastanın herhangi bir alerjisinin olup olmadığını öğrenmek için bazı bilgiler almak ister ,
    – Daha önce böyle bir film çektirdin mi ? Temel ,
    – Hee , çekturdum daa.. . Asistan ilaç verilip verilmediğini sorar. Temel,
    – Hee , ferildu daa ..
    Bunun üzerine hastaya damardan iğne yapılıp gereken ilaç verilir. Ancak ilaç verilir verilmez hastanın da morarması ve kendinden geçmesi bir olur ! Hemen ilgili hocalar koşuşturur , acil müdahaleler yapılır , hasta yoğun bakıma alınarak suni solunuma bağlanır.Tabii bu arada ne dediyse kar etmeyen asistan da dünyanın lafını işitir.
    Nihayet hasta bir iki gün sonra yavaşça gözlerini açar , kendine gelir , normal servise alınır. Bu anı bekleyen genç asistan da hışımla yanına gelir öfkeyle sorar,
    – Ben sana ‘ bu filmi çektirdin mi , ilaç verildi mi .bir şey oldu mu ‘ diye sormadım mı ! Temel af saf cevap verir ,
    – E hee , yine peyle (böyle ) oldi daaa.. !
    Kıssadan hisse ; daha önce de bu faiz peyle değil miydi ! ( % 15 ) Baki selamlar.

  7. 2008 ekonomik krizinden sonra Fed genişleyici para politikaları ile piyasalara milyarlarca dolar enjekte etti ve gelişmekte olan ekonomiler bu parasal genişlemeden istifade ettiler. Deyim yerindeyse para içinde yüzdüler.

    Ancak, Amerikan ekonomisinin durgunluktan çıkması ve ekonominin düzelmeye başlaması ile beraber Fed parasal genişlemeyi durduracağını ve faizi artıracağını açıkladı. Bunun sonucunda, gelişmekte olan ülkelerde alarm zilleri bir anda çalmaya başladı. Bu ülkelerde dolar hızla değer kazanmaya başladı ve dolar bolluğu dönemi sona erdi.

    Diğer Ülkelerde zengin halk parasını Devlet tahvillerinde Değerlendiriyor.

    ABD tahvillerinin veriminin artması ve bu nedenle “güvenli yatırım aracı” olarak dünyadaki yüzer gezer paraların ABD tahvillerine yönelir.

    Para ürkek bir kuşdur güvenli liman arar.

    Türkiye riksli ülke ve güvenilmeyen bir ülke ekonomide bazı kurallarda dürüst davranmadık. yabancılar zarar ettikleri için ne kadar faizde artırsan artık para zor gelir.

    Türkiye cari açık veren ülkedir 170 milyar dolar ihracatımız var 202 milyarda ithalatımız var daha önceki yıllarda bu oran daha fazlaydı.

    şimdi bu arada kalan açığı turizm gelirleriyle, yabancı yatırımcı gelmesi ile kapatmaya çalışıyoruz yinede açık verdiğimiz için paramızın değeri ondan düşüyor.

    Venezuallaya döviz aktı bu paraları inşaat, yol gibi şeylerle çarçur edildi.

    Avrupa ve Amarika AR-GE’ye, bu paraları harcadı Bir boing uçak satıyor tonlarca ürün alıyorlar; ve paraları değerli kalıyor.

    Bizde yerli ürün dedikleri elektronik ürünlerin çizimlerini para ile satın alıyoruz.

    Misal vestelin led ürünler Hitachi Çizimleri para ile satın alıp üretimi yerli diyoruz.

    Misal obüsler güney koreden teknolojisi alındı.

  8. ekonomi bilinmeyenleri olmayan bir alan değil normal şartlar altında.
    bazı öngörülemeyen krizlerin olabileceği gerçeği dışında, ne sebep ne sonuç bellidir, bizim çok iyi yetişmiş ekonomistlerimiz var öğrenmek isteyene anlatıyorlar.
    hali hazırda dar gelirli bir aile düşünelim. bu aileye bir nedenden çok önemli miktarda bir para geldiğini farzedelim.
    akp nin iktidara geldiğindeki türkiyenin hali ve o dönemde dünyaya boca edilen sıcak paradan bolca faydalanması gibi…
    şimdi bu aile gelen parayı akıllı yatırım olanakları, yeni gelir kaynakları edinmek yerine evinin lüks inşaatına, mutfağının banyosunun tadilatına, pahalı tatillere, giyime, kuşama harcamış olsun.
    o dönemde gelen sıcak paranın, üretim yerine tüketime, avmlere, betona, lükse ve israfa harcaması gibi…
    şimdi birisi çıkıp ailenin evine bakıp ne yani mutfağını yaptırmasın mı, tatile çıkmasın mı, ne yani giyim kuşam almasın mı diyebilir. bu soruların bir cevabı olamaz olamaz çünkü soru dengesiz ve değersizdir. sorun almak, yapmak meselesi değil, doğru zamanda doğru işi yapmak meselesidir.
    elbette herkesin daha iyi mutfak kullanmak, tatile çıkmak, giyim kuşama para harcamak hakkıdır, ancak hayatta öncelikli işler vardır.
    ev ekonomisi ülke ekonomisine benzer, sabit gelir bellidir, sabit gider bellidir. gelir giderden fazla ise istediğin harcamayı yaparsın, değil ise yapamazsın…bu durumda öncelikli konu parayı yönetmek ve geliri arttırmak, yeni gelir alanları açmak olmalıdır. hayati mesele üretmek olmalıdır. tüketmek zaten kolaydır. para harcamayı iş başkasının parası ise para saçmayı herkes bilir.

    ekonominin bugününden yani paramızın pul olmasından milletin parasını üretime, değerli yatırımlara öncelikli olarak harcamak varken parayı üç beş firma ile betona gömen ülkeyi rantiye-şantiyeye çeviren, aşırı israf eden iktidar sorumludur.
    uzun yıllar thy başkanlığı yapan hamdi topçu istanbuldaki iki hava limanına pist ilave ederek 30 yıllık ihtiyacın karşılanabileceğini söylemişti, kimsenin işine gelmemişti. şimdi ne yani havaalanı yapılmasın mı diye soran çıkabiir, ekonomiyi düzelt, yap. 25 yıllık dolar üzerinden borç harçla üç beş firmaya peşkeş çekerek herkes yapar.
    geçen hafta aydın denizli otoyolunun temeli atıldı…
    kilometre maliyeti 4,2 milyon euro imiş.
    150 km 630 milyon ödenecekmiş.
    bizim aynı üç beş firmaya 1,4 milyar euroya ihale edilmiş.
    hizmet baldan tatlı.
    ama halka düşen acı reçete…
    faiz meselesi ise iç piyasada mütedeyyin seçmenin hassasiyetlerini kullanarak oy devşirmek amaçlı bir söylemdir, ötesi yoktur. ciddi bir temeli olsa ekonomiyi düzeltir, sonra faiz meselesini bir sisteme oturtursun. aksi halde bunun adı artistik yapmaktır. dini hassasiyeti olan insan israf konusuna en az faiz konusu kadar hassas olması beklenir, hele harcadığı para milletin parasıysa, uçağına koyduğun benzini zengin iş adamı kadar çocuğuna süt almakta zorluk çeken adam da ödüyorsa.

    • helal olsun didem hanim çok bilmiş gecinenlere ders olsun keske okuyup anlasalar
      bu ülkede insanimizin cahillik zafindan yararlanıyorlar yazınızla gercekten bir ekonomis
      oldugunuz belli ettiniz egriye egri dogruya dogru teskurler

    • bu yağ-şeker kuyrukları meselesi enteresan.

      ibrahim dede ye bir yorum yazmıyorum. kendisine saygılarımı sunarım. normalde kimsenin yorumuna pek karışmam, hepimizin istediği gibi düşünme, anlama, yazma özgürlüğü var. aynı ülkede yaşamamıza rağmen farklı duyuş, biliş ve hissedişlerimiz, farklı yaşadığımız sıkıntı ve travmalarımız var.
      ben 70 lerin yağ şeker kuyruğunu görmedim, darbeleri görmedim, mütedeyyin biri olmaya çalışmakla beraber böyle ailede yetişmediğim için geçmişte yaşanan bazı travmaları anlamam. dolayısıyla bir dönemin üzerinden bugünü okumakta zorluk çekiyorum.
      bu yağ-şeker kuyruğu zaman zaman gündeme geldikçe 2020 yılında, kuantum bilgisayar kullanmaya geçerken 1970 lere yapılan gönderme ve 50 yıl öncesiyle ilişki kurmanın mantığını anlamaya çalışıyorum.
      bu döneme baktığım zaman ise anlama güçlüğüm devam ediyor.
      Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’ın kurduğu koalisyon hükümeti sırasında Kıbrıs’ta Rumlar Türk köylerini basıyor kadın çocuk demeden soydaşlarımızı katlediyordu…seyirci kalınması istendiği, hatta dikte edildiği, hatta tehdit edildiği bir zamanda,
      Ecevit ve Erbakan emperyal dünyadan gelen tüm bu tehditlere aldırmadan, tüm imkansızlıklara rağmen Kıbrıs’a asker çıkarmış… bir de afyon ekme meseleleri var. dik duruşumuz yüzünden başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri Türkiye’ye ambargo uygulamaya başlamış. bir kilo şeker -yağ almak için saatlerce bakkalların önünde kuyruklar oluşmuş. bir el stokçuluk ve karaborsa mekanizmasını harekete geçirmiş.
      Rahmetli Süleyman Demirel döneminde de ekonomik olarak hayli sallanmışız ama eyyy amerika diyen sadece tayyip erdoğan değilmiş…demirel de o zaman 21 abd üssünü kapatmış, abd bayrakları indirilip yerine türk bayrakları asılmış. bu arada dünya genelinde petrol krizi patlak vermiş.… Ülkemizde akaryakıt sıkıntısı baş göstermiş… Arabası olanlar yarım depo benzin doldurmak için akaryakıt istasyonlarında ve dar gelirli vatandaş gazyağı satan bakkalların önlerinde sıraya girmiş…
      dış mihraklar, iç mihraklar meselesi, iktidarların iç dinamikleri, artıları eksileri meselesi uzun ve farklı tartışma konuları.
      ben nasıl bir paralellik kurulmaya çalışılıyor bir yolu varsa onu anlama derdindeyim , yok görünüyor.

      akp iktidarı devraldığında yağ kuyrukları, akaryakıt sıkıntısı varmıydı? yoktu.
      1 dolar 1,6 tl idi.
      bir önceki hükümetin yani ecevit-kemal derviş döneminin reçetesi ile 2001 krizinden çıkıldı.
      elbette 18 yılda pek çok ilerleme kaydedildi dünya dönerken bizi de döndürüyor değil mi? her ülke ilerlerken yerimizde nasıl sayabiliriz, 50 yıl önce ile nasıl kıyas yapabilir, paralellik kurabiliriz.
      lakin bugün geldiğimiz noktada çok zorlarsak yağ-şeker kuyrukları yok ama askıda ekmek var diyebiliriz…

  9. Ülkemizin güzel insanları her nedense ekonomi denince anlıyor; para, money, dolar.
    Oysaki aranan, aranıp ta bulunmaya çalışılan: istikrar.
    Dolar 10-20 olmuş, enflasyon 20-30 ne farkeder? Özal zamanını hatırlayın yeter.
    Demekki konu rakamların oturduğu koltuk yada rengi değilmiş.
    Ders kısmı ise:ayağını yorganına göre uzatmakmış belkide.
    Ama, aç kalırsam diye doldurdum ithal gıdaları, pastırma sucukları kilere,
    O zaman devam ağacın kabuklarını kemirmeye.
    Tedbirleri tüm ekonomiciler herkesten iyi biliyor. Lakin, ah şu oy yok mu oy! Oy oy..
    Ben bile hep derim, boğazdan geçen her gıdanın vergisini (alkollu hariç) yüzde 1’e düşürürdüm diye. Bende oldum ekonomist işte..
    Alırsın geçici tedbirler yılsonlarına kadar güç sende. (Bu arada yaparsın eksik gedik neyin varsa kurarsın düzenini belirlersin hedeflerini).
    Hükümetin acz içine düşmesi halinde çıkardı dolar onbeşe. Demekki kontrol sende.
    İşte basladınn işe. Faizi durdurmak istiyorsun, almayacaktın gavurun parasını pulunu,
    Sanıyordun, veriyor mangırları sana beleşe!

  10. İş arayan maliye mezunu öğrenci, ekonomiye dair bir sohbetimizde “Türkiye, döviz değil altın stoku yapıyor; finansman karşılığı, önceleri ABD’de, sonra ise İngiltere’de rehin gibi tutulan altın rezervi artık tamamen Türkiye’ye getirildi” dedi.

    Koru’nun bugünkü yazısını okurken o sohbet aklıma geldi ve bu maliye mezunu gencin söylediğini teyit amacıyla, bir bakınayım dedim ve karşıma ilk çıkan bilgiyi buraya alıntıladım: Türkiye’nin altın rezervinin nerede olduğuna dair sorulan bir soruya, sabık bakan Albayrak; “…Türkiye Cumhuriyeti devletimizin Merkez Bankası’nın bütün altın rezervleri Türkiye’dedir. Hiçbir tane altını yurt dışında değildir.

    Eski dönemde belki farklı farklı ülkelerde vardı ama şimdi, son dönemde attığımız adımlarla birlikte hepsi Türkiye’de.

    Altın rezervlerimiz de, nakit rezervlerimiz de, yerlerini söylemeyeyim ama, Türkiye Cumhuriyeti devletinin topraklarındadır.” diye cevap verdi. (07.02. 2019 NTV).

    Peki, günümüz itibariyle ülkemizin altın stoku miktarı ne kadardır? diye bir soru aklıma geldi, bunun cevabı da şu aşağıdaki alıntı oldu:

    “Türkiye en yüksek altın rezervine sahip ülkeler arasında yükselişini sürdürüyor. Dünya Altın Konseyi tarafından açıklanan rapora göre, 2019 sonunda 14. sırada bulunan Türkiye, bu yılın ikinci çeyrek döneminde 12. sıraya yükseldi.

    Dünya Altın Konseyi(World Gold Council) tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye’nin altın rezervleri 2020 yılı 2.çeyrekte 583,0 ton olarak açıklandı. 2019 sonunda rezerv 412,5 ton seviyesindeydi.

    Böylece Türkiye, Avrupa Merkez Bankası(ECB) ve Tayvan’ı geride bıraktı. ABD 8.133,5 ton rezervle ilk sıradaki yer alırken, Almanya 3.363,6 ton ile ikinci sırada, IMF 2.814,0 ton ile üçüncü sırada bulunuyor. İlk üç sırada bir önceki döneme göre değişiklik olmadı.( 30. 07 2020. Milliyet)”.

    Sanırım buna, ülkemizde “yastık altı” diye tabir edilen halktaki altın miktarı dahil değil…

    Ülkemizde “yastık altı” altın miktarı ne kadardır? soruma ise şu cevabı buldum: İstanbul Altın Rafinerisi CEO’su Ayşen Esen, “vatandaşın yastık altında tuttuğu altını finansal sisteme kazandırmak için yeni bir sistem hazırladıklarını, kuyumcuların aracı olacağı sistemde kamu bankalarında hesapların açılacağını, vatandaşın nakit yerine fiziki altın çekme hakkı olacağını” söyledi. Esen’e göre Türkiye’de yastık altı altın miktarı yaklaşık 5 bin ton (yaklaşık 330 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. (14.09.2020 SÖZCÜ).

    Halktaki altın miktarı ile MB’nin altın rezervi birleştirildiğinde yaklaşık -atıl bir vaziyette duran- 700 milyar dolar karşılığı bir altın stoku var ülkemizin. Ben hayret ettim doğrusu.

    Hayretimin nedeni; devlet, hem eli altında bulunan altın stokunu ve hem de halktaki altın rezervini ekonomiye kazandıramıyor; ulusal ve uluslar arası piyasalardan (çok) yüksek faizle borçlanıyor; öyle ki, bu borç döndürülemediğinde maddi ve siyasi kayıplar/yaptırımlar ile karşılaşıyoruz.

    Soru şu; halk, devletine güvenmiyor mu, devlet de halkına?..

    Aslında reel getirisi olan sektörlere yatırım yapılsa bu, hem istihdam oluşturur hem de üretim artar. İşleyen bir ekonomi de devlette kazanmış olur halkta…

    Varlık içinde yokluk çeken, gözü başkasının elinde olan pintinin durumdayız gibi.
    Bu, elindeki varlığı (ekonomiyi) yönetemeyen ya da başka yollara tevessül eden (kendine siyasi-maddi güç devşirmek gibi) bir yönetimden kaynaklıyor olsa gerek.

    • 700 milyar dolar rakamına nasıl ulaştınız? TCMB altın rezervi 42 milyar dolar. Yastık altı altınlar içinse 5 bin ton rakamının bir kaynağı yok. TCMB’nin 2013 yılında yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye’de 106 milyar dolar altın rezervi var, (halkın elindeki altının hepsi de 24 ayar külçe altın değil). TCMB dahil toplam değer en iyi ihtimal ile 200-250 milyar dolar kadar.
      Ayrıca altınları ekonomiye nasıl kazandıracaksınız? Tüketim ekonomisinin içine girecekse eldeki birikimi kaybetmekten başka bir sonuca yol açmaz.

      • “Altınları ekonomiye nasıl kazandıracakdınız?” sorunuza cevap ve altın rezerv miktarı hakkında bilgi yorumun içindeki alıntılarda var aslında sn. F.K.T.

        Kısaca tekrar okuyacak olursak; “Dünya Altın Konseyi(World Gold Council) tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye’nin altın rezervleri 2020 yılı 2.çeyrekte 583,0 ton olarak açıklandı. 2019 sonunda rezerv 412,5 ton seviyesindeydi”

        “İstanbul Altın Rafinerisi CEO’su Ayşen Esen, “vatandaşın yastık altında tuttuğu altını finansal sisteme kazandırmak için yeni bir sistem hazırladıklarını, kuyumcuların aracı olacağı sistemde kamu bankalarında hesapların açılacağını, vatandaşın nakit yerine fiziki altın çekme hakkı olacağını” söyledi. Esen’e göre Türkiye’de yastık altı altın miktarı yaklaşık 5 bin ton (yaklaşık 330 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. (14.09.2020 SÖZCÜ).”

        • Yastık altı altınları 5 bin ton kabul etsek bile toplam 370 milyar dolar ediyor, 700 milyar dolar değil! Ayrıca 5 bin ton tahminini birçok ekonomist abartılı buluyor. 2 bin ton civarında bir rakamı gerçekçi buluyorlar. Altın işleyen şirketin CEO’sunun abartılı rakamı tercih etmesi öylesi işine geldiği içindir.

        • altınlar ile ilgili google’a sorduğumda temmuz 2020’de merkez bankası altınlarının yaklaşık olarak 603 ton olduğu yazılı.
          – külçe altın fiyatı için ise kilo fiyatı yaklaşık olarak 63 bin dolar görünüyor.
          – bu rakama göre merkez bankası altınlarını hesapladığımda çıkan rakam 38 milyar dolar gibi bir rakam.
          – hasan bey, doğru yöntemin bu olduğunu düşünüyorum.
          – alış fiyatı, satış fiyatı, komşu bakkalda vs 38 milyar olmaz da 39 milyar dolar olur.
          – altınların ekonomiye kazandırılması fikrinin, sıfırı tüketen yönetimlerin halkın altınlarına göz diktiği dönemlerde gündeme gelen cin ali projelerinden biri olduğunu belirtmek gerekiyor galiba.
          – hasan bey, yazdıklarım üzerine tekrar düşünürseniz, farklı sonuç çıkaracağınızı zannediyorum.

          • – ayrıca, dünya altın konseyi, dünyadaki altın rezervini 35 bin ton tahmin ederken; merkez bankasının altın rezervi 603 ton iken, türkiyede yastık altında 5 bin ton altın olduğu söylemi, akp hesap yönteminde bile afaki görünüyor.

    • Altın rezervinin hepsi Türkiye’de olursa altınları rehine verip kredi alamazsınız. Bunun için bir kısmının örneğin Londra’da rehin tutulması gerekiyor. Yurt içindeki altınları ancak satarak dövize çevirmek mümkün.

  11. Gavur altının izini sürmüş gibi, severler, evet tüm altınımızı salgından önce newyorktan, londradan toplayıp getirdik, tc merkezde ne kadar altın stokumuz olduğunu bilenler el kaldırsın bakalııım? İkinci sorum; o zaman gavur neyin peşinde?

  12. Faizi artırınca Dolar düșüyor ama, faiz yükselince fiyatlar da yükseliyor.

    Faizi azaltınca Dolar yükseliyor, Dolar yükselince de fiyatlar yükseliyor. TL’in Dolar karșısında kaybettiği her kuruș‘ta dıș borçları 4,21 milyar lira artırıyor.

  13. Faiz artar yada artmaz.
    Ancak dün bir vahamet daha yine yaşandı.
    Rutine bağlandığı için kanıksadık.
    Faiz kararı Merkez Bankasının yetkisinde.
    Bu konuda önceden bilgi sızmaması gerekiyor.Aksi hal manipülasyon yada spekülasyon.
    Cumhurbaşkanı bu kritik karardan bir gün önce faiz konusunda yine mesaj verdi.
    Bunda ne var diyen cahillere bir cevabım yok.

  14. Gerçekçi olalım. Paranın değerinin düşmesi çıkması göreceli şeyler. İsterseniz pazanızın değerini dolara yahut euro ya endeksleyebilirsiniz ki bi çok ufaklı büyüklü öyle yapar. Örneğin Suudi Arabistan riyali 0,5 dolar Bosna Hersek parası (KM) 0,5 euro Yine Bulgar levası 0,5 Euro dur. Yine başka bir örnek Kuveyt dinarı 3,25 dolar iken aslında toplam rezervi ve ticaret hacmi be kişi başı milli gelir bakımından çok daha zengin olan Katar Riyali 2,5 tl (dolar değil tl) dir. Yine Japon Yeni 100 yen 7,5 tl ediyor yaklaşık olarak. Burdaki husus paranızın dolarala ne kadar ettiği meselesi değil ne kadar dalgalandığı. Yine örnek verecek olursak Bulgar levasının değeri hiç değişmez hep 0,5 euro dur. Çünkü ülke öyle ister. Parasının değeri euro ya stabil dir. Fakar burdaki mesele de paranızın ne kadar geçerli olduğudur. Yani paranızın değeri kimin umurunda olduğudur. Dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan japonya parasının değerini neden düşük tutar biliyoruz ki eğer baskılamazsa yen belki de dolardan bile değerli olabilecekken 10 yen 1 tl bile değildir. Sebebi oldukça basittir çünkü parasının değeri yükselirse ihracat yapması çok zorlaşır. Bizde de aynı şey geçerlidir. Bizdeki sorun paramızın sürekli değer kaybetmesidir. Bunun sebebi de ağırlıklı olarak dış ticaret açığımız dır. Dış ticaret açığımızın sebebi ise ara mal tabir edilen yarı mamül üretimindeki azlık tır. Örneğin dünyadaki en büyük demir çelik ihracatçılarından biri olmamıza rağmen çelik işleme makinalarının uçlarını üretme kapasitemiz çok azdır. Yahut çelik eritme fırınlarımız türkiyede üretilememektedir. Bir diğer sorun marka oluşturulamamasıdır. Örneğin Türkiyede üretilen paketlenen bir otomobil parçası bulgaristana almanya üzerinden satıldığından piyasada 10 liraya satışan ürünü sen iki liraya ürettiğinden katma değerini başkalarına kaptırıyoruz. Bir başka önemli konu enerji açığı. Çelik ve cam üretebilmek için büyük miktarda ısıya yani doğal gaza ihtiyacım var çelik satmak için dışarıdan gaz alman gerekiyor. İşte bizim hükümetimizin en büyük hatası zamanında dış finansmana erişmenin kolay olduğu zamanlarda yap sat müteahidi desteklerken metal işlemesi yapabilecek makinanın (torna -cnc) üretimini teşvik etmemesi ettiyse de doğru biçimde etmemesidir yahut benzerleri. Evet hükümetimizin yıllar yılı işlediği en büyük iki hatadan biri bu bir diğeri de mesleki eğitime gerekli önemi göstermemiş olmasıdır. Bu gün hala en düşük puan alan öğrenciler meslek lislelerine yönlendirilmektedir. Fakat insaf sahiperi de unutmamalıdır ki şu halimizle bile gerek borçluluk oranlarımız gerek bütçe açığımız gerekse diğer değerlerimzi dikkate alınıp benzer ülkeler le kıyasladığımızda durumu bizden daha iyi olan bir ülke yoktur. Kişi başı borçluluk rakamlarında dünyadaki en iyi ülkelerden biriyiz. Milli gelir/Borç oranında da keza dünyadaki en iyi ülkelerden biriyiz. Yine bütçe açığında oransal olarak çok çok iyi durumdayız. İstediğiniz dış haber sitelerinden yahut veri sağlayan uluslar arası kuruluşların verilerinden derleyebilirsiniz. Yine bilinmekte ki 1950 li yıllardan beri dünyada en fazla siyasi saldırıya muhattap olan ülkelerden biriyiz. Bunu inkar edeceklerin yakın yarih ve hatta gazete küpürleri okumasını tavsiye ederim. Sebebi ise çok bellidir. Birincisi biz gerek coğrafi gerekse kültürel mirasımız dolayısıyla bir çok siyasi olayda tarafız. Bir defa kıbrıs meselemiz var neredeyse dünyadaki başat ülkelerin tamamı olaya müdahil ve bizim çıkarlarımız gerçekte hiç biriyle örtüşmüyor. BosnaHersek meselesinde taraftık yine hiç kimse bizim ve Bosna nın tarafında olmamıştı medeniyet atfettiğiniz hollandalılar 8-9 bin müslümanın bir gecede vahşice katledilmesine göz yummuş belki de önayak olmuştu. Yine aynı yıllarda Karabağ meselesinde taraftık. Aynı yıllarda Irak meselesinde taraf ol(a)masak da çıkarlarımız Amerika ile örtüşmüyordu. Çekiç güç meselesi hala bu gün etkilerini sürdüren bir bela idi başımıza. Yine öbür yandan çok dillendirilmese de Kırım meselesi. Eğer ki kırım meselesinin son 30 yılını bilmiyorsanız öğreniniz. 30 yıldır Eusya kırımı ele geçirmek ister bizimkiler de dünyadaki kırımlılar oraya geri taşımak ister günü gelince bağımsızlık ilan etmeleri üzere. Bu maksatla 100 bin civarında 100-1000 değil yazıyla (yüz bin) adet konut edindirşmiş yahut yapılmıştır. Kolay bir durum olmadığı gibi Rusya ile çıkarlarınız çatışmaktadır. Keza Akdeniz meselemiz yine Afrika Yine kızıl deniz… Vs vs vs… bu kadar siyasi problemi oşan ülkenin üstünden parasının değeri üstünden baskılar eksik olır mu siz söyleyin. Üstelik de bu hayati çıkarlarını canhıraş bir şekilde savunan bir hükümet ve devlet başkanı işbaşındayken. Üstelil içerdeki irlandalılar üç defa çok ciddi şekilde hükümeti devirmeye çalışmışken. Üç defa ayrı kanlı kalkışma ve darbe girişimi yaşadı bu ülke. Hala mı hırsızın suçu yok.

    • Bütün yazdıklarınız velev ki doğru olsa bile fena halde eksik. Erdoğan ne yaptıysa borçlanarak ve eldekileri satarak yapmıştır. Şimdi ekonomide girdiğimiz çıkmaz sokağın nedeni budur. Bankadan borç alıp lüks tatile çıkan dar gelirli bir aileyi övmekle eşdeğerdir RTE’yi övmek. Türkiye’nin kalkınma hızı ortalaması 1923-2002 döneminde hatta 2002-2011 döneminde %5,1 kadar iken 2012-2019 AKP=Erdoğan döneminde %3’ün altındadır.
      Yazınızda bahsettiğiniz zorluklar ise her dönemde olmuştur. Hatta eskiden çok daha fazla dış politika sorunları yaşanmıştır.

  15. 18 yıldır iktidar durup durup bir şeyler diyor. Dediği genelde bir öncekinin tersi oluyor. Sonra yine dediğinin tersini diyor ama ilk dediği değil bambaşka şeyler.
    Bu millet te öylece bakıyor.
    Bu.sadece.ekinomide değil her alanda böyle.
    Burda örnek verecek olsak saatlerce yazmamız gerekir.
    Maalesef ülkemiz de okuma yazma o kadar az ki buna bağlı olarakta düşünce yok seviyesinde. Japonyadaki gazete tirajlarıyla ülkemizdeki gazete tirajlarını yanyana koyarsanız ne kadar vahim durumda.oldugumuzun sebebide ortaya konmuş olur.
    Başka tv kanalını izlemekten korkan başka partilere dış güçlerin maşası diyen dolar yükselince dış güçler operasyon yapıyor diyen tüm olumsuzlukları kendinden başka herkese yükleyen hükümete alkış tutan diğer partilerin liderlerini kimini ermeni kimini yahudi kimini bilmem ne eden zihniyetten ekonomiyi yorumlamasını beklersek kendimize ayıp etmiş olurum vesselâm.

    • dogrulari yazmayan ve yazamayan gazeteleri kim neden okusun. fehmi koru daha once yazmisti. gercek haberi ogrenmek icin yabanci basin takil ediliyor. hala oyle degil mi gercek haberi ogrenmek icin buradaki okuyucularin neredeyse tamami yabanci sitelerede bakmiyor mu?
      suan gazetelerin ekonomisi devlet ilanlariyla donuyor. devlet bu gazetelere neden ilan vermek zorunda hala anlayabilmis degilim. kaniksanmis davranis ile aciklanabilr herhalde.

    • Senin yaşın kaç, önce onu söylermisin Mert Bey?
      Bu ülkede 2 adet sana yağı almak için kuyruklar vardı. Ben o iki tane sana yağı için saatlerce bakkal önünde beklerdim.
      Bu ülkede tüp kuyrukları vardı, tüp bittimi hemen bakkala götürüp sıraya koyardık, o gün sıra gelip tüp alırsak,alabilirsek mutlu olurduk.
      Bu ülkede bakkaldan çay şeker almak için yanında zorla lamba verirlerdi. Yok lamba,ampul istemiyorum dersen çayı, şekeri vermezlerdi.
      Bu ülkede bakkaldan pirinç almak istersen sana zorla deterjan satarlardı. Yok deterjan istemiyorum dersen,sana pirinç satmazlardı.
      Bu ülkede o zamanlar ( 18 Yıl öncesinde ) sabah erkenden ( Sabah Namazı vaktinde ) ssk önünde muayene olmak için sıra kuyruğu numarası fişi alınır, alabilirsen sonra muayene kuyruğuna girmek için hastanenin mesai saatini beklerdin o soğukta kışa rağmen dışarda beklerdin. Evin hastaneye yakinsa eve gider tekrar gelirdin, muayene olabilmek için tabi sıran gelirse o gün .Yoksa yarın öbür gün tekrar gelmelisin o arada ölmezsen tabi daha beter hasta olmazsa.
      Mert Bey ; Sizin anneniz bu 18 yılda hiç sabahın köründe hastahane önlerinde muayene sırası için fiş almak için yollara düştümü,hiç hastane önlerinde bekledimi, hiç muayene olmadan hastaneden döndü geldi mi?

      • Şimdi Kuyruk yok ama telefon randevu kuyruğu var 6ay – 1yıla randevu veriliyor.
        20 yüzyılda Tanzim kuyruklarını gördük.

        Evet Tüp kuyrukları, yağ kuyrukları vardı neden Kıbrısa girdiğimizden dolayı amborgo uygulanmıştı para olduğu halde tüp,yağ almak zordu
        neden? Dışardan kaçak geliyordu.

      • senin yaşın kaç onu söyler misin ibrahim.
        – ben daha eski tarihteki (2019), istanbul seçimleri öncesi varlık kuyruklarını hatırlıyorum.
        – 2 kilo domates için insanlar saatlerce sırada beklerdi.
        – hem de öyle karaborsa nedeniyle değil, piyasada domates olmadığı için değil, insanlar 2 kuruş ucuza alıp ay sonunu getirebilmek için sabahtan sıraya girerlerdi.
        – mert bey! eskiden birileri hükümeti düşürmek için sana yağ sıkıntısı başlatmışlardı.
        – ama şimdi hükümet, iktidarını sürdürebilmek için, karakteri karaborsa yaptı.
        – 2 dönem arasında böyle bir fark var.

    • Mert bey sen önce (–da, –de) bağlacının ne zaman ayrı ne zaman bitişik yazıldığını bir öğren de ondan sonra cahillikten okumamaktan bahset! Ayrıca hangi partinin liderine kim ne demiş biraz açar mısın? Madamın partisinde kuruculardan ü.özdağ istanbul ilbaşkanına fetöcü dedi ki doğrudur, nitekim iddia sahibi de hemen ihraç edildi! Kime ermeni yahudi denmiş ki? Rahmetli markar eseyan akp milletvekiliydi, bişey mi olmuş???

      • de/da bağlaçlarının önünde – (kısa çizgi)olmaz ,bu noktalama işareti çekim eklerinden ismin bulunma eklerinden önce kullanılır.bey değil Bey olarak yazılmalıdır.Madam kelimesi Fransızca (Madame)’dır.Galiba burada bir alay söz konusu.ü.özdağ yerine Ü.Özdağ olarak yazılmalıdır.istanbul değil İstanbul oacak.ilbaşkanına değil İl Başkanı’na olarak yazılır.fetöcü değil Fetöcü olacak.ermeni değil Ermeni,yahudi değil Yahudi olarak yazılacak.markar eseyan değil Markar Eseyan akp değil AKP olmalı.bişey konuşma dilinde olabilir ancak yazı dilinde bir şey olmalıdır.Bir de aynaya bakmanızı tavsiye ederim.

    • Mert bey!
      Yaşından dem vurarak size ders vermeye kalkıyorlar.
      Akıl tabii ki yaşta değil baştadır.
      Hala tezekten enerji üretmeden dem vurabilyorlar. Ancak angusu geçtik saman dahi ithal Yem hammaddesnin % 60-70 ithal.
      Peygamberlerin bile bir şey anlatamadığı insan tipine hiç kimse bir şey anlatamaz.
      Sadece Allah anlatabilir.
      Maalesef bela ve musibet ilem

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız