TL dolar karşısında 1 TL değer kazandı; hayal kırıklığı.. ‘Hukuk reformu’ reçetesi devreye sokulmalı…

40

Merkez Bankası faiz kararını beklentiler istikametinde verdi; piyasaların karara tepkisi doların TL karşısında değer kaybetmesi olarak gerçekleşti. Bu kararı bekleyen ve bu yolda görüş açıklayanlar genellikle konuya olumlu yaklaşıyor. Bu sabah gazetelerde okuduğum değerlendirmeleri yapanlar karara sahip çıkmakta.

Acaba sonuçtan ve ortaya çıkan tablodan, hükümet, özellikle de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da memnun mu?

Sanmıyorum.

Bu soruyu gündeme taşırken ‘faiz-enflasyon’ ilişkisine dair eski söylemi, kararla o söylemin yanlışlığının kabul edilmiş olmasını kast ediyor değilim. Yönetimde yer alanlar gerektiğinde görüş değiştirirler; yanlıştan dönmek fazilettir.

“Hükümet ve Cumhurbaşkanı sonuçtan memnun mu?” sorumla kast ettiğim, verilen karar sonrasında TL’nin kazandığı değerin yeterli bulunup bulunmadığı…

Dolar 8.5 TL seviyesinden 7.5 TL seviyesine düştü. Önemli bir kayıp dolar açısından. Ancak yine de, Merkez Bankası’nın tavır değiştirmesiyle meydana gelecek yeni durumun TL’ye daha fazla canlılık getireceği beklenmiştir diye düşünüyorum.

Kararla katlanılan siyasi fedakarlık 1 TL’lik ekonomik kazanç karşısında hayli fazla.

Merkez Bankası’nın dünkü kararı, Türk ekonomisine yön verenlerin yıllar ve yıllar boyunca savundukları tezi unutmaları, faizi enflasyonun sebebi olarak görmekten vazgeçmeleri ve TL’nin değer kaybını son karar öncesine kadar uygulanan para politikalarına bağlamaları anlamına geliyor.

Reklam

Anlaşılması ve anlatılması zor bir keskin dönüş bu…

Uygulanan para politikaları faizle ilgili tezi doğrulamak içindi ve o amaçla hazinenin yabancı para rezervinin negatife dönmesine ve 120 milyar doların cömertçe harcanmasına yol açmıştı.

Bu fedakarlıkların karşılığı dolar karşısında 1 TL’lik bir kazançtan fazlası olmalıydı.

Sadeleştirilen faiz, uygulanan faiz

Para politikalarında bu düzeltme kalıcılık iddiası da taşıyor.

Daha önceki faizi düşük tutma amaçlı kararlar, farklı faiz tanımları öngörüsünü içlerinde barındırıyor ve bırakılan bu açık kapıyla reel faiz bankalar tarafından aslında dün ilan edilen oranda uygulanıyordu. Faiz düşük görünse de piyasaların uygun gördüğü faiz son kararla tanımı teke indirilen oran kadardı. 

Merkez Bankası farklı tanımları ortadan kaldırarak zaten uygulanan faizi benimsedi bu kararıyla.

Uzmanlar buna ‘sadeleştirme’ adını veriyorlar.

Reklam

Faiz sadeleşme geçirdi dünkü kararla.

Var olan açık kapı kapatılmış oldu. Bundan sonra kalıcı bir faiz yapısı söz konusu. Faiz oranına piyasa karar verecek, Merkez Bankası piyasanın belirlediği faizi geçerli kılacak.

İyi bir şey mi bu?

Değerlendirmelere göre iyi, hem de çok iyi bir şey.

Acaba?

Yeni kalıcı faiz oranıyla üretim yapmak herhalde cesaret işi olacak. Paradan para kazanmak yorucu ve riskli bir iş olan sanayi alanında gayret göstermeye tercih edilecek. Yabancı yatırımcı doğrudan yatırım yapmak yerine finansman mekanizmalarından yararlanarak parasına para kazandırma yoluna gidecek.

Önümüzdeki dönemde ekonomide reform iddialarını boşa çıkartacak gelişmeler yaşanabilir.    

TL’nin değeri dolar karşısında çok daha ciddi değer kazanabilseydi durum farklı olabilirdi.

Öncelik hukuk reformuna verilmeliydi

Onun için de geçen hafta müjdesi duyurulan ‘ekonomi ve hukuk alanlarında reform’ kararlılığında önceliği ‘hukuk alanında reform’a vermek gerekirdi.

Türkiye’yi yargı bağımsızlığına sahip, keyfi uygulamalardan kaçınılan, özgürlüklerin rahatça kullanılabildiği, kimsenin doğuştan sahip olduğu veya sonradan kazanılmış kimliklerinden dolayı mağduriyet çekmediği bir hukuk devleti görüntüsüne kavuşturacak reformlara ihtiyaç var.

Yabancıdan yatırım bekleyen bir ülke, her şeyden önce, yabancıya parasının ve yatırımının sağlam güvencelere sahip olduğu kesin kanaatini vermek zorunda.

İş insanlarının, yazılı veya sözlü görüş açıklayanların, barışçıl gösteriler düzenleyen ve o gösterilere katılanların bunları özgürce yerine getirebildikleri bir ülkeye dönüşmeli Türkiye.

Suç örgütleriyle ilişkili kişilerin siyasi kimlik sahiplerine kolayca hakaret edebildikleri, korkutarak sindirmeye çalıştıkları bir ülke olmamalı.

‘Dava kardeşliği’ suç işleyene sahip çıkmayı getirmemeli.

Vehimler yüzünden insanlar KHK’larla işlerinden olmamalı; olmuşlarsa hakları iade edilmeli.

‘Suçun şahsiliği’ temel ilkesine aykırı davranışlardan kaçınılmalı.

Kimse haksızlığa uğradığını düşünmemeli; bunun için de kimseye haksızlık yapılmasına izin verilmemeli.

‘İltisak’ gibi her yöne çekilebilecek kavramlar icat edilip onlara hukuki geçerlilik kazandırılması ile çok geniş kitlelerin mağduriyet hissedeceği bir iklim yaratılmamalı; böyle bir iklime yol açılmış ise vazgeçilmeli.

‘Reform’ toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak bir hüviyete büründürülebiliyorsa bunun ekonomi üzerindeki etkisi faiz yükselterek TL’ye değer kazandırmaktan çok daha fazla ve kalıcı olacaktır. 

Faizi yükseltmek gerekiyorsa yükseltilir elbette, ekonomi alanındaki kararlar hukuk alanında yapılacak reformla el ele gitmiyorsa, onun etkisi sınırlı kalmaya mahkumdur.

Siyaset alanında Selahattin Demirtaş’ın, yazar Ahmet Altan’ın, iş insanı Osman Kavala’nın, gazeteci Alaeddin Kaya’nın hapiste bulunduğu, ‘suç örgütü lideri’ gerekçesiyle mahkum olmuş hapiste yatarken afla serbest bırakılmış Alaattin Çakıcı’nın kollarının siyasete uzanıp racon kesebildiği bir görüntü, Türkiye’ye de TL’ye de kaybettirir.

Acilen bu tabloyu tersine döndürecek gelişmeler yaşanmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın dünkü kararından sonra TL’nin beklediği canlılığı görmediği hayal kırıklılığını yaşıyorsa, umudu yeşertmenin reçetesinin kendisinin dile getirdiği ‘hukuk reformu’ olduğunu hatırlamalı. 

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Aslında seçmen R.T.Erdoğan’ı emekliye ayırmaya hazır, fakat Hulusi Akar savunma bakanlığında oturdukça devlet ‘Beka’ adına bu hükümeti uygun görüyor demek ki deyip desteğini sürdürüyor. Muhalefette ise IYI Parti seçmeni ve CHP seçmeninin de çoğunluğu ‘Beka’ sorunu olduğuna inanıyor fakat onlar devletin Erdoğan ile birlikte hareket etmesini yanlış buluyorlar, MHP ile aralarındaki fark budur. Aslında aynı görüş farkı Devletin içinde de var zaten.

    Devlet ile birlikte MHP, IYI ve CHP siyasal İslamcı Erdoğan’a karşılar. Erdoğan’ın devlette ve asker/sivil bürokraside sadık adamları yok gibi, fena halde yalnız aslında. Yargı da, MIT de, polis ve bürokrasi de Devletin işaretine göre hareket ediyor.

    Peki o zaman Erdoğan çok güçlü bir siyasetçimi de onu indiremiyorlar? Erdoğan’ın siyasi becerileri olduğu açık ama bu yetmez. Yolsuzluk dosyaları ve daha niceleri ellerinde. Erdoğan’ı istedikleri gibi kullanmak varken yeri geldiğinde kendilerine itiraz edebilecek CHP+IYI+DEVA iktidarına şimdilik soğuk bakıyorlar.

    Fakat askerin de zaafları var. Erdoğan’ın ekonomiyi bir şekilde yönettiğini ve kendilerinin milli güvenlik için isteyecekleri kaynakları da sağlayabileceğini sandılar. Halbuki enerjinin sakınımı yasası gibi paranın sakınımı yasası da var. Yoktan para (kaynak) yaratamazsın. Şimdi teorik olarak farkına varmadıkları bu gerçeği pratik olarak öğrendiler. Ekonomiyi düzeltmek için hukuk, öngörülebilirlik, şeffaflık da lazımmış meğerse!

    Şimdi Erdoğan’a bir şans daha verdiler. Ekonomiyi düzeltecek ve ayrıca ‘Beka’ için gereken kaynakları temin edecek. Bunun için de göstermelik bir hukuk reformu falan da yapabilir! Erdoğan bunu başaramaz ise desteklerini çekecekler. Peki bu haksızlık mıdır? Neden olsun ki Erdoğan’ın kendisi “bu kardeşinize desteği verin sonra görün ekonomi nasıl yönetilirmiş” demedi mi?

  2. Bizim Üstad meyve vermeyen ağacı taşlamaya çalışıyor. Bir zamanlar gazetelerde yazarken kendi yazılarını takip eden ve okuyan milletvekilleri vardı. Fakir fukara sofrasında yemek yiyen bakanlar vardı istişare eden milletvekilleri vardı şimdi onlar yok. Şimdi kimler var her konuşmasında kendine bir düşman bulan ,ya bizdensin ya karşıdansın üçüncü bir düşünceye izin vermeyen bir zihniyet var. Reform diyorlar hem de hukukta . Bu reformu kimler yapacak. İpi alıp millete atan bahçelimi yapacak ,izin almadan konuşamıyan bakanlar mı yapacak ,hayatında halkın içine çıkmayan devlet memurları mı yapacak yoksa bir haftadan beri anayasa çalışması yaptınız mı yapmadınız mı sürekli onu tartışan havanda su döven medyamı yapacak, bunların reform yapması bana gülünç geliyor üstadım başka şeyler yaz da onları okuyalım bir sözde ekonomiyle ilgili söyliyeyim faiz artırmakla dünyada düzelmiş bir ekonomi var mı acaba sayın cumhurbaşkanımız bütün kötülüklerin anası faz diyordu bugünde acı reçete diyor. Bundan 1,5 yıl önce ekonomi uçuşta diyordu şimdi yoğun bakıma mı girdi acaba? Ben hiç anlıyamadım gerçi ben değil hükümetin en yetkili bakanı berat bey de at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönem dedi o da anlıyamamıştı bu ortamı herkese saygılar.

    • Bahri bey sizin üstadınız ve o bahsettiğiniz milletvekili bakanlar medya patronlarının rakı sofralarında fasıllarla coşuyorlardı!
      Lütfen birbirimize saygılı olalım ve orta yere yalan dolan konuşmayalım!
      Fakir fukara sofrasında oturup iftar eden siyasetçiyi biz son 18yılda gördük; eskiden olsa garibanın kapısını kimse çalmazdı, bir deprem oldu mu araki devleti bulasın, yalan mı?
      Açın bi hayvanlar ansiklopedisi belki anlarsınız; atın ayak iziyle itin ayak izi birbirine karışacak kadar benziyor muymuş?

      • H.GAYRET Bey siz beni bazı konularda yanlış anlıyor olabilirsiniz. Ben AK Partinin 18 yılının hepsini eleştirmiyorum. İlk dönemlerde çok güzel işler yaptı. Gerçekten tarih yazdı. Onun içinde 18 yıldır iktidarda ama son dört, beş yıldır bu iş tersine döndü. Aynı CHP gibi olmaya başladı onun içinde AK Partinin kurucuları ve yöneticileri ayrılmak zorunda kaldı hatırlıyor musun H. Gayret Bey? 90’larda CHP zihniyeti ne derdi bunlardan bir şey olmaz, bunlar devleti bilmez bunlar güvenilmez, hatta bunlardan muhtar bile olmaz derlerdi. Bugünkü devleti yönetenlerde bunlarla başlıyan kelimeleri çok kullanıyorlar ben bir eski AK PARTİLİ olarak bunlara yakıştıramıyorum. Yoksa bende biliyorum CHP’den geçmişteki ve bugünkü haliyle bu memlekete bir şey vereceğini. Bir de ansiklopedi açmama gerek yok at izini de it izini de canlı olarak gören biriyim. Mizahi olarak bu cümle çok güzel bir cümle . Sayın Berat Bey bu cümleyi kullanmış. Ben de bu cümleye biraz da olsa katılıyorum. SAYGILARIMLA.

  3. Sayın Koru, yine harika tespitler yapmışsınız. Lakin özellikle khklılar konusunda bunlardan bir doğru bir adım beklemek yanlış gibi geliyor bana. Niye? Çünkü bu duruma bilerek isteyerek getirdiler, geri dönmeleri çok zor görünüyor. Ben şahsen beklemiyorum.
    “İyyake na’büdü ve iyyake nestain” diyorum Rabbime…
    Bu arada Nurdan hanım gibi bazı yorumcuların tespitleri de çok yerinde, onları da tebrik ediyorum…

  4. yargi teformundan once siyasi reform sart. cunku siyasilerin ve guc odaklarinin baskilari sonucu yargiclar yanlis kararlar aliyorlar. Cemil Çicek dun gece bir tv de yargi reformundan once yarginin bir karakter kazanmasi veya kisilik kazanmasi mealinde ifadeler kullandi. son 500 yilda hep yargidan sikayet edildigini soyluyor. oysa son 500 yilda asil sorun siyasetcilerin vicdaninda. Bu ulkede kendisini yargilatabilen bir siyasi var mi? Bakan var mi? yok. Bu topu taca atmaktir. Neden mi bu topraklarda kadilar ve yargiclarin vermis oldugu binlerce ornek tarihi kararlar var. bunlarin orani batiya nazaran daha yuksektir. bu yargiclarimizin vicdani olarak daha yuksek olduklarinin kanitidir. Yargidan guc odaklarinin cikar odaklarinin elini kolunu cektirirseniz. yargi kendiliginden duzelir. zaten sorun da yok ki duzelsin demek daha dogru olur. asil sorun yarginin disindakilerde. Fatih Sultan Mehmet ‘in bilinen kadi karsina cikma hikayesini (gercek hikaye) vb. anlatmaya gerek yok.
    Bu ulkede once Siyaset kurumu duzelmeli duzeltilmelidir. yoksa beyhude ugraslardir reformlar…

  5. B. Albayrak’ın istifası meselesinin de, şimdilerde dağınık ve ne idüğü belirsiz ‘yargı ve demokratikleşme’ söylencesinin de, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, M. İhsan Arslan’dan gelen çıkışların da, A. Çakıcı hamlesinin de, Cumhur İttifakı içindeki gerilimlerin yansımaları oldukları açık. Fakat, bu çatışmaların derinleşerek C. İttifakı’nın dağılmasıyla sonuçlanacağını düşünmek ne kadar gerçekçi?

    Erdoğan, Bahçeli, Perinçek isimlerinde ifade kazanan Cumhur İttifakı, bir 50+1 ittifakının çok çok ötesinde bir ittifak.

    Erdoğan, siyasi konjonktüre, ABD ve Avrupa Birliği’nden gelen sinyallere bakarak bu ittifaktan çıkmayı kendisi açısından daha rasyonel bulsa bile, öyle “Buraya kadar. Şimdi ben niyeti bozdum, C. İttifakı’ndan daha akıllıca görünen yeni bir yola kanalize oluyorum” diyerek bu ittifakı bozmaya yeltenemez.

    17-25 Aralık’ın da ima ettiği üzere, bir ittifakı bozacağınızın güçlü işaretleri geldiğinide, ittifak kurmuş olduğunuz ve şimdi harcmaya niyetlendiğiniz ortaklarınız, “Çok ayıp ettin, ama ne yapalım, madem ittifaktan çıkmak istiyorsun, elden gelen bir şey, hadi bildiğin yolda git bakalım” demeyeceklerdir.

    Hem arkasındaki kitle desteğinin azalmış olması, hem ekonominin çökmüş olması, hem güvenlik bürokrasisi üzerindeki kontrolünün sıfır (rakamla 0) olması, hem belediyelerin kaybedilmesi ve Merkez Bankası kasasının tamtakır olmasıyla birlikte ulufe dağıtarak güç temerküzü olanaklarının iyiden iyiye darlamış olması dolayısıyla, yanısıra, ittifak değişiminde potansiyel aktörler olan muhalefet cephesi partilerinin çok parçalı ve bütünlükten uzak olmaları dolayısıyla, Erdoğan açısından stratejik bir adım atmak hiç kolay değil.

    İktidar ortakları, şu günlerde, birbirlerine pazu gösteriyorlar. Bu güç gösterilerini abartarak buradan derinleşen ve ittifakın dağılmasıyla sonuçlanacak bir kriz beklemek bana doğru görünmüyor.

    Ben, Bahçeli’nin, işine gelmediği için, Erdoğan ile gerilimi daha fazla artırmayacağı kanısındayım. Çünkü, MHP’nin çıkarı, Erdoğan’ın önümüzdeki kış aylarından çıkılırken hepten güç kaybetmiş olmasında yatıyor. Hem Bahçeli hem Perinçek, Erdoğan ve partisinin bir daha ayağa kalkamaycak ve dağılıp gidecek bir noktaya kadar güç kaybettiği bir zamanda göndermek istiyorlar Erdoğan’ı. Şu aşamada, riskeri göze alması durumunda, Erdoğan’ın hala inisiyatif alma kapasitesi var.

    Muhtemelen, Osman Kavala ile Ahmet Altan’ın salıverilmesine rıza gösterecek Bahçeli. Karşı cenah da S. Demirtaş’ı da içine alan daha geniş bir hamle tasarımından geri adım atarak bu ikisinin serbest bırakılması üzerinden bir ‘demokratikleşme’ havası yaratmaya çalışacak.

    Önümüzdeki kış aylarından çıkılırken Erdoğan’ın oyu en çok yüzde 25, bu kesin. Aldığı oy bu kadar gerilemiş, muhtemelen de daha seçim gününden önce partisinden kopmalar yaşayacak AK Parti, o saatten sonra artık oyun kurucu falan filan olamaz. Yazgısı, dağılmak olacaktir.

    Oysa, şimdilerde var böyle bir şansı. Hala açık ara Türkiye’nin birinci partisi. Hala karşısında güçsüz ve dağınık bir muhalfet var.

    Erdoğan açısından rasyonel olan, sonucu C. İttifakı’nın dağılması da olsa, şu günler girişmiş olduğu güç gösterisinin Bahçeli+Perinçek’e karşı bir blöf olmayıp pekala gemileri yakabileceğini ortaya koyması.

    Buna cesaret edebilir mi?

    Gemileri yakmaya gerçekten hazır olduğunun güçlü işaretleri geldikçe, yüz üstü bırakılacakları kuşkusu derinleşen (eski) ortakları ortalığa bazı kağıtlar falan atarlar mı?

  6. Suçsuzlar hapiste suçlular DEVLETİ YÖNETİMİN’DE.
    Türkiye’yi 2011 seçimlerinden butarafa KARADENİZLİLER yönetiyor.
    Zaten başımız’daki her konuda uzman istediğini asiyor istediğini kesiyor ve suçu mahsumlarín úzerine atarak mağdurlari oynuyor.

    En iyisi biz KARADENİZLİLER’İN arasında aklından geçenleri anında ilan eden Alaadin Çakıcı’yi Cumhur başkani seçelim, bütün yetkiler onada olunca, en azından millet tuzağa dúşmekten kurtarí ve önceden tedbirlerini alır.

    Misal: Çakıcı C Başkani olsaidi, milletin dolarlarını nereye yatírím yapacağínı õnceden açíklardí.
    O zaman Akli olan insanlar erdoğanın milleti galyana getirmek için aktõrlerine dolar bozdurtmak oyununa gelmezdi ve paralarínı pul etmezdíler.
    Erdoğan’mi Ekonomiyi dúzelttirecek?
    Onu derdi milleti cendereye sokmak.
    Bizde siyasiler arasında çalmayan ve millet’in malı ile çevresini zengin etmemiş bir tek Rahmetli Ecevit idi fakat oda askerler sayesinde, demokírasiden korkuyirdu.
    En büyük hatasí merve kavakcı tuzağına dúşmektí.
    O gün “bu kadínı dişari atın demek yerine, sesini çíkarmasaydi,18 yılın son 10 yılında úlke bu hale gelmezdí.

  7. bence, sayın baran kızacak ama yine gündemi ıskalayan bir yazı olmuş.
    – evet, gerçekten de dövizin durumu ve faiz artışı önemli.
    – döviz ve faiz artışının önemli olmasının 2 nedeni var:
    – 1- ekonomideki dengesiz karar mekanizmasından, daha ekonominin gerekleri olan kararların alınmış olması nedeniyle önemli.
    – 2 – Bundan daha önemlisi de, bu kararın ak parti’deki yeni bir politika, yeni bir yaklaşımın yansımalarından biri olması anlamında önemli ki bu önem, 1. maddedeki önemden kat be kat daha önemli.
    – Ancak yine de, bugünkü yazı, esas gündemi ıskalayan bir yazı olmuş.
    – Esas gündem, çakıcının tehditi ve bahçelinin çakıcıyı ve tehdidi sahiplenmesidir. bunun dışındaki her konu talidir.
    – çakıcının tehdidinde kılıçdaroğlunun isminin geçiyor olması nedeniyle insanlar, “çakıcı kılıçdaroğlu’nu tehdit etti” diye düşünüyorlar ancak bu çok çok yüzeysel bir saptama olur. çünkü tehdidin esas adresi kılıçdaroğlu olmadığı gibi, bu tehdit, cia’nın bir örgütlenmesi olan kontrgerilla ve ona bağlı ergenekon ve mafya örgütlenmesinin, artık ülke üzerindeki gizli kontrol rolünden, açık bir yaklaşıma geçmesi noktasında da önemli.
    – Daha açık bir yaklaşıma geçti çünkü ak parti, yaşanılan gelişmeler neticesinde derin devletin istediği çizgiden çıkma noktasına geldi. Ak partiyi, istedikleri noktada tutmak için, yasadışı, gayri meşru uygulamaları, kaosu normalleştirmeye ihtiyaç duyuyorlar.
    – derin devlet daha açık bir yaklaşımı tercih etmek zorunda kaldı, çünkü artık, onlar da, milliyetçilik (veya ulusalcılık) ile birlikte güçlerini ve etkilerini yitirme noktasına geldiler.
    – Ak parti yeni bir yola girerse, onları sırtından atması gerekecek ve ak parti ile birlikte değil, ak partiden daha önce, ak parti tarafından devleti ve ülkeyi kontrol güçlerini kaybedebilecekler.
    – Çakıcının tehdidinin kılıçdaroğluna yönelik olduğunu düşünenler, bundan bir süre önce, ahmet nesinin köşesine taşıdığı, çakıcının berat albayraka yönelik ayar verme girişimi olan tweetleri okurlarsa, dediklerimi daha iyi anlarlar zannediyorum.
    – ne albayrak, ne de akp, o ayar vermeye bir cevap vermediler. belki de veremediler bilemiyorum. Ancak, derin devletin, esas niyetinin kılıçdaroğlu olmadığı, albayraka yönelik, ayar verme çabasından anlayabilirler. Esas niyet, ak partiyi istedikleri çizgide tutma çabasıdır ki, bunun yolu da, ak partinin hak, hukuk, bilimin gereklerine yerine getirmesini önleme; bunu da, var olan uygulamaları, açıklamaları, yasa ve meşruiyet zemininin dışına çıkarma ile mümkün kılabilirler. mhp ve derin devlet de şimdi bunu yapmaya uğraşıyorlar.
    – Bu noktada, akp’nin kontrolünün mhp’nin elinde olduğu; ak partinin kontrolünün ergenekonun elinde olduğu konusundaki görüşlerin saçma olduğunu düşünüyorum. Saçma, çünkü tayyip erdoğan, istediği kurumun başındaki kişiyi değiştirebilir ve zaten kendisince önemli olduğu noktalarda, kendi etkisindeki kişileri de tutmaya çalışıyor. Yani, ak parti ile mhp’nin şu an bulunduğu çizgi, ergenekonun ak partiyi kontrolü değil, ak partinin (veya erdoğanın) tercihi ile (veya günlük kararları ile kendilerini zorunlu hissettikleri) çizgidir. Yani, ak partinin içinden çıkmaya çalıştığı çizgi, ak partinin çıkarları ile mhpnin çıkarlarının uyumlu olduğu nokta idi.
    – yaklaşık 3-4 yıl önce, ak partinin, istese bile, iyi birşey yapmasının mümkün olmadığını yazmıştım. Çünkü, ak parti, yaptıkları ile, kendisini, niyetinin ötesinde, kötü şeyler yapmaya mahkum etmişti.
    – Şimdi ise, gelinen noktada, ak partinin önünde 2 yol var. ya mhp ile birlikte iyice suça bulanıp, başka ülkelerde bile yaşayamaz duruma gelmek veya, tekrardan iyi (ne kadar olabilirse artık) olmak ki bu noktada trumpın kaybetmiş olması da, ak partinin iyi olmaya çalışma tercihinde önemli bir yere sahip.
    – Geçtiğimiz günlerdeki yazımda, trump’ın reisi örnek alması gerektiğini, artık trendin, “bu ülkeye komunizm gelecekse onu da biz getiririz” trendi olduğunu, ak partinin şimdi bu yola girmeye çalıştığını yazmış, malezya örneğindeki gibi, ülkeyi mahveden birisi tekrardan kahraman olabilir mi diye sormuştum. Malezyada ülkeyi mahveden kişinin iktidardan düştükten sonra tekrar kurtarıcı olabildiğini ancak iktidarda bunun zor olacağını yazmıştım.
    – İktidarda iken tekrar kahraman olmak zordur düşüncem genel bir doğru olarak geçerli ama ak parti özelinde, daha doğrusu recep tayyip erdoğan özelinde, tekrar iyi birşeyler yapabilmesi mümkün.
    – zaten berat albayrakı sırtından atmış olması, ak partinin (ya da reisin) aldığı en önemli ve en zor karardı.
    – Ayrıca da, recep tayyip erdoğan, bugüne kadarki u dönüşleri ve kendisi için gerekli ilişkileri kurabilmesi noktasında, bunu başarabilecek birisi olduğunu da gösterdi. tabii “biat kültürü sen çok yaşa” durumunun önemini de es geçmemek gerekir.
    – Bu noktada, muhalefetin de yapacakları şeyler var. Yazı çok uzun olacak bu nedenle bu noktayı belki daha sonra yazarım.

    • bir ilave daha! aslında mhp-akp geriliminin istanbul yenilgisinden sonra ortaya çıkacağını beklemiştim. nitekim, seçimlerden hemen sonra yaptığım yorumlarda da bunu dile getirmiştim. çünkü azalacak olan gelirin dağılımında sorunlar yaşanacaktı.
      – yaşanacak sorunlarda ise grup olarak hareket edilmesi normaldi ve bu noktada akp içindeki güç odaklarından önce mhp-akp geriliminin yaşanması, daha sonra da akp içindeki güç odakları arasında çekişme olması muhtemeldi.
      – Ancak bu öngörüm gerçekleşmedi. (istanbul seçiminden sonra çok da zaman geçmedi ama o zaman için bu değerlendirmem gerçekleşmedi)
      – Yine o zaman, yani ilk istanbul seçimlerinden sonra yaptığım yorumlarda ak partinin yavaş yavaş huzurlu bir emekliliğe göre politika geliştirebileceğini düşünmüştüm. fakat o da gerçekleşmedi ve istanbul seçimlerini tekrarlattılar.
      – her iki düşüncemin gerçekleşmemesinde de berat albayrak faktörünün etkili olduğunu düşünüyorum. özellikle istanbul seçimlerinin yenilenmesine berat albayrakın neden olduğuna ilişkin haber okudum ki doğru olma ihtimali hayli yüksek.
      – Anladığım kadarıyla, berat albayrak, bütün aile geleceğinin üzerine bina edilmek istendiği bir figür olmuş erdoğan ailesinde. nerdeyse sınırsız bir yetki ve güven ile.
      – Ancak o, kendisine verilen bütün mirası bir mirasyedi gibi harcayıp da reisin koltuğu tehlikeye girdiğinde ak parti, ya da tayyip erdoğan, elini kolunu bağlayan önemli bir bağdan kurtulmuş oldu.
      – ve yine, berat albayrakın, mhp uygulamalarına yakın uygulamaları ve çekişmesi mhp-akp olası sürtüşmesini de engelledi çünkü sayın erdoğanın kaos ve kuralların hiçe sayıldığı bir ortamda mhp’ye ihtiyacı çok fazlaydı.
      – şimdi ise, böyle bir yükten, böyle bir kelepçeden (berat albayrak kelepçesi) kurtuldu. bu nedenle, politika değişikliğini yapma ihtimali ve tabii mhp ile gerilim ihtimali arttı.

      • bu arada, ilk defa olsa gerek hakan çakan ile aynı doğrultuda yazacağım.
        – bir hukuk kararı, “kamu vicdanı” gibi çoğunluk kararı ile tecelli edemez. Böyle bir talep, faşiszm hukukunun taa kendisidir.
        – Buraya yapılan yorumlarda, fetöcü diye mağdur edilen insanların ne bütünü ile masum olduğuna ne de bütünü ile suçlu olduğuna yönelik herhangi bir beyanım olmadı. Zaten olamaz da. çünkü suçu belirleyecek olan, hukuku bir yargılama ile, bağımsız yargı olmalıdır.
        – bu nedenle, fehmi beyin, falanca zatın fetö ile alakası yoktur mealindeki yazısını da eleştirdim. masum olanı veya suçlu olanı belirleyecek olan mahkemelerdir (bağımsız, hukuki şekil ve şartlara ve hukukun temel ilkelerine göre işleyen mahkemeler). ve mahkemeler de hukuki şekil ve şartlar ile hukuki yargılama ile suçluyu belirlerler, belirlemelidirler.

        • Hamza bey dört lafının beşi yalan;
          Alttaki ifadenizin içinde geçen “fetöcülerin mağdur edildiğini” hangi mahkeme kararına dayanarak söylüyorsunuz acaba? “– buraya yapılan yorumlarda, fetöcü diye mağdur edilen insanların ne bütünü ile masum olduğuna ne de bütünü ile suçlu olduğuna yönelik herhangi bir beyanım olmadı…”
          Bu cümlede olmuş artık…

  8. Sevgili Fehmi Bey,
    Daha baştan baltayı taşa vurdunuz, Alaattin Kaya’nın da hapiste olmasını yadırgadınız. Oldu mu ya? Lütfen doğru dürüst bir yargı reformu önerin! Bu yargı reformundan “kamu vicdanıyla sorunlu olan isimler” faydalanamasın! Biliyorsunuz adalet ancak “kamu vicdanı” denen ne olduğunu bilmediğimiz şeyle sorunlu olmayanların hakkıdır. Mesela Kimse Yok mu Derneği aracığı ile Afrika’da su kuyusu açtırmaya 5 TL gönderen kişiye nasıl adalet isteyebilirsiniz? Daha Ahmet Altan gibi, Mehmet Baransu gibi, “mübarek ve pirüpak Derin Devletimizin” kirli çamaşırlarını Taraf diye bir gazetede faş edenlerden hiç bahsetmiyorum. Bunlar mafya değil, çocuk tacizcisi değil, Reza Zarrab değil, değil oğlu değil. Değil ki adaleti hak etsin. Mafyayı, çocuk tacizcilerini vs. zaten adaletle yargılayamayız, o zaman hapisten çıkamazlar, onları affettik, bak bazılarını hapisten çıkarıp Adalet Bakanlığına kayyım olarak da atadık zaten.
    Adalet reformu için daha pratik öneriler yaparım ama uygulanabilir mi bilmem. Mesela insan hakları, adalet ve demokrasi olsun ama hakkında “fetöcü” suçlaması olanları kapsamasın diye bir uygulama bizim “vicdanlı AKP’lileri”, “Bahçeli karşıtı miliyetçileri”, “aslan sosyal demokratları”, “ilerici beyaz Türkleri” ve ergenekoncu olmayan “ulusolcuları” belki ikna edebilir. Bu kadar “özgürlükçü, hukuk sever bir topluma” geçenlerde gazeteci Bülent Korucu’nun teklifi gayet uygun gider: Alaattin Çakıcı’yı Adalet Bakanı yapın, problem çözülsün.
    Bu kadar ciddiyetsizliğe daha makul bir öneri aklıma gelmiyor. Kusura bakmayın.

    • Bari HDP’li 65 belediyeden 52’sine kayyum atanmasına ilişkin tek sözcük üretememiş siz ortaya adalet havarisi olarak çıkmayın. Sırıtıyorsunuz.

      • Sayın Bernar Bey,
        Kızmayın lütfen, bir madde daha eklerler bu Adalet Reformuna olur gider. Ek maddede insan hakları, adalet ve demokrasi olsun ama hakkında “fetöcü ve/veya kürtçü” suçlaması olanları yada “Kürtleri” kapsamasın denirse problemi çözer mi sence? Yoksa nasıl bir adalet olacak, kimleri kapsayacak, kimleri kapsamayacak konusunu henüz büyüklerimiz kararlaştırmadılar mı? Bu kadar kusur kadı kızında da olur. Bakarsın buradan konuya vakıf arkadaşlar yardımcı olur.

  9. Filistin’e türlü çeşitli haksızlıklar yapan, eza cefa çektiren , hakkını/hukukunu ve malını ,
    mülkünü gasbeden zalim bir İsrail subayına BM temsilcisi karşı çıkmış ,
    -Kardeşim , siz bana neler anlatıyorsunuz , bu konularda BM in almış olduğu bir çok kararlar var ! diye çıkışacak olmuş . İsrailli subay gayet sakin bir şekilde , sağ elini güneşe karşı siper yaparak alnının üzerine koymuş , gözlerini kısarak derin derin uzaklara bakmış ve alaycı bir sesle ,
    – Valla , ben öyle bir şey göremiyorum ! demiş .
    Ne yazık ki ben de o subay gibi uzaklara bakıyorum da sizin saydığınız o hukuk tavsiyelerini göremiyorum Hocam ! Baki selamlar !

  10. Türkiye’de hukuk alanında gerçek bir reform yapmak, mevcut şartlarda mümkün değildir. Bu iddianın gerekçesi bazı örnek olaylar üzerinden açıklanabilir.

    – Erdoğan 2014’te Cumhurbaşkanı seçildiğinde mevcut anayasaya göre tarafsızlık yemini etmişti. Fakat kısa bir süre sonra “ben tarafsız CB olmayacağım anayasayı bana uydurun” demişti. Buna göre anayasanın değişmesini beklemeden taraflı cumhurbaşkanlığı yaptığından dolayı anayasal bir suç işleyen Erdoğan’ın yüce divanda yargılanıp hüküm giymesi gerekiyordu.
    – Muhalefeti illet-zillet hatta vatan haini olmakla suçlayan bir CB açıkça halk arasında kin ve nefret uyandıracak bölücü söz ve davranışlarda bulunmuştur. Bu anayasal bir suçtur.
    – Suriye meselesinde izlediği mezhepçi politika ile Esad’a karşı savaşanların yakınlarını Türkiye’de misafir ederek Suriye iç savaşında taraf olmuştur. Bunun sonucunda PKK kontrolündeki YPG/PYD güçlenmiş ve Beka diye nitelenen PKK kontrolünde bir Suriye Kürdistanı gündeme gelmiştir. Bunun maddi maliyeti ise 45 milyar dolar olmuştur. Tüm bunlara rağmen TV kanallarında veya basında “Suriye sorununu başımıza bela eden Erdoğan’dır” diye açık bir cümle kurulamamaktadır.
    – Medyayı ele geçirmek için yandaş işadamlarını teşvik etmiş ve muhalif medyayı satın almaları için onlara kamu bankalarından (muhalefet dahil milletin parası ile) devasa krediler açmıştır. Bu durum, söz konusu işadamlarının kendi öz sermayeleri veya özel bankalardan kredi almalarından farklıdır ve açık bir suç teşkil eder.
    – Kamu kuruluşları ve AKP’li belediyeler eliyle yandaşlarını beslemek için hukuka ve vicdana aykırı ne varsa yapmıştır. Seçimlerde kamu kaynaklarını da kullanmıştır. Havuz medyası bir konuda tek merkezden emir almışçasına yayın yapmaktadır. Sadece bu örnek bile demokrasi görünümlü otokrasi rejiminin delilidir.
    – 15 Temmuz olayı tek taraflı bir propaganda ile halka sunulmuştur. Farklı görüş sahipleri fetöcü olmakla suçlanarak ya hapse atılmış yada işinden edilmiştir. Milli takımın gol kralı Hakan Şükür bile fetöcü vatan haini ilan edilip malına mülküne çökülürken Erdoğan ve AKP’liler ise ‘geçmişte yanlış yapmışık Allah ve milletimiz bizi affetsin’ deyip işin içinden sıyrılmışlardır.

    Hukuka ve vicdanlara aykırı örnekler çoğaltılabilir, burada keseyim. Bunlar mı reform yapıp hukukun üstünlüğünü sağlayacak. Hukuk devleti mi guguk devleti mi olacağımız Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin keyfine mi kalmış? Kimse kusura bakmasın, diyeceğim budur.

  11. Erdoğan, kendisini dinleyen kalabalığa dönemin Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’i yuhalattığı 31 Mart 2018 tarihli AK Parti Pendik İlçe Kongresi önünde yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

    “Birileri çıkıyor garip garip şeyler söylüyor. Biz George ağzına bakarak harekete edemeyiz, Hans’ın ağzına bakarak hareket edemeyiz. Enflasyonun anası da babası da faizdir. Bunu bilmeyenler de bilsin. Bunun aksini yapmaya kalkanlar kusura bakmasın karşısında beni bulur. 5 tane havaalanı, havalimanı varken şimdi 57 tane havalimanı, havaalanı var. Bunlar ne bunlar? Batan bir ülke bunları yapabilir mi, biten bir ülke bunları yapabilir mi, Bunları nasıl konuşursunuz? Konuşamazsınız bunları. Hele hele sorumluluk mevkisinde olanlar bunları hiç konuşamaz. Onun için çok dikkatli olmaya mecburuz. Ha inanmıyorsan kusura bakma arkadaş, biz bu işe inananlarla yola devam ederiz.”

    Erdoğan, o tarihten tam 3 yıl önce, 2 Mart 2015’de, bundan çok daha ağır ifadelerle Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ile ona sahip çıkan Ali Babacan’a saldırmış, işi, Batılı güçlerle ve faiz lobisi ile iş tutma ithamına ve FETÖcülük imasına vardırmıştı:

    “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suudi Arabistan yolunda uçakta çözüm süreci, faiz indirimi polemiği, Hrant Dink cinayeti ve dış politika konularında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    “Faiz lobisi alkışlıyor diye bir karar alamazsınız”

    Geçen hafta “Bir yerlere karşı bağımlılığın mı var?” ve “Yüksek faiz vatan hainliğidir” diyerek Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’ya yönelik eleştirilerinin dozunu artıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir soru üzerine “Merkez Bankası’ndaki arkadaşlarımızın paralel yapıyla ilişkili olduklarına doğrusu ihtimal vermiyorum” şeklinde konuştu. Erdoğan, “Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ile görüşecek misiniz?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

    “Bu arkadaşı çağırıp konuşmadığımı kim söylüyor? Bugünlerde yine bir talebi var, çağırıp konuşacağız tabii. Ama onun bağlı olduğu Sayın Bakan ile (Ali Babacan) bunu konuştuk. Ama bakıyorum ki aynı durumdalar. Şimdi burada bu uyarılar yapıldığı halde artık biraz kendine çekidüzen ver. Birileri çıkıp farklı şeyler söylüyor. Ben de farklı şeyler söylüyorum. Ben mecbur muyum birilerinin söylediğini söylemeye? Ben diyorum ki; faiz sebeptir, enflasyon da neticedir. Bu da benim tezim. O ise enflasyon sebeptir, faiz neticedir, diyor. Nereye bağlıyor, enflasyona bağlıyor. Eğer enflasyon düşerse faizi düşürecekmiş. Bu demek senin yanlış yolda olduğunun alametidir. Bu milletle, girişimciyle, yatırımcıyla dalga geçmenin anlamı yok.”

    Erdoğan’ın yeni atadığı yeni ekonomi yönetimi ve yeni Merkez Bankası Başkanı, ne yazık ki, George’un ve Hans’ın ağzına bakarak hareket etti ve poltika faizini yüzde 15’e çıkardı.

    Halkımıza geçmiş, Reis’in her şeyi bildiğini ileri sürenlerimize de kapak olsun.

  12. Sen TL nin değerini şu, faizi bu, borsayı o yapacam öyle olmasını istiyom. dersen,
    Para cingözleride bakar senin yaşantına, gece hayatına, giydiğin üstüne başına.
    Bir günde senin üç ayda vereceğini alır, ertesi hafta geri paranı cebine iade eder.
    Üç ay daha bekler, birde ordan bonus ekler. Gel keyfim gel.
    Halbuki piyasa ne der?
    Ben paramı faize sanayicine iş yapsın diye verdiysem,
    Komşum aynı miktar parasıyla dövizden borsadan ordan burdan şurdan benim üç ay sonra alacağım parayı üç günde kazanıp karşıma geçer; canciik çekerse,
    İşte kıyamet burdan kopar.
    (Üç ay sonra vereceğin para şimdi gider, damat gider, evlat isyan eder, hatun zaten eve komaz)
    Faiz-enflasyon-döviz üçüzler gibidir.
    Sadece benzin yetmez, mal, maliye, vergi, ithalat, imalat, hatta tarladaki maydanoz,
    Biraz karabiber, biraz da tuz..
    Devlet, hele ki bizim politize olmuş milleti idare etmek marifet ister.
    Yüzde 30 ekonomoi, 30 içisleri, 30 dışişlerine ayırıp kalan 10=eğlenceye refaha huzura ayırmak yerine,
    Yüzde seksen enerji trampın, elin gavurunun keyfine harcanırsa,
    Bize de kalır 20: bozdur bozdur harca!..

  13. kamu vicdanıyla sorunlu olan isimler var.
    bunlar için söylenebilecek yegane şey adil yargılanmaları konusunda güven duyulmasını sağlamaktır. siyasi bir gölgenin gelmesi işledikleri suçları perdelememelidir. açık, net, şeffaf yargılanmaları güvence altında olmalı, uluslararası platformda kimse itiraz edememelidir…
    bunun dışında açıkça devlete millete düşmanlığı olan zevatın hak hukuk kapsamında ifade özgürlüğü adı altında ortalıkta dolaşması bizzat haksızlığın hukuksuzluğun resmidir.
    her ismin üzerinde durmaya gerek yoksa da selaattin demirtaş gibi mikrofonların önünde vatan topraklarında gözü olan pkk gibi milletin bekasını emperyal güçlerin emri ile göz koyan kanlı bir örgütle organik ilişkisi bulunan, milletimizi tehdit eden, özerklik, bağımsızlık hayalleri kuran, kurmakla kalmayıp istediğimiz yerleri ya verin ya zorla almasını biliriz mealinde görüş, fikir beyan etmiş kişiler evet, adil yargılanmalı ve hak ettikleri cezayı almalıdır. bu topraklar gencecik insanların kanları pahasına korunuyor, hiç bir karışını vermeye niyetimiz yoktur. uğrunda ölünecek en kutsal değer vatandır.

  14. faiz yükseldi, döviz yükselişini durdurmak için yani halkın dövize olan talebini düşürmek için ki biliyorsunuz %54 e yükselmiş durumda ki bu cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor, ilk defa halk kendi parasına bu kadar güvensiz oluyor.
    iktidar kendi ile ne kadar gurur duysa azdır…
    faiz yükseldi, yabancı bir bavul parayla gelsin iki bavul parayla gitsin diye, oysa paranın geldiği yerde 0 faiz var ya da eksi faiz. bir bavul para götürdüğünüzde içinden bir miktar bırakıp gidiyorsunuz. bizdeki 2. bavulun parasını halk ödüyor.
    halk dolar alıyor, devlet dışardan borç dolar alıyor bunlar da gelen yatırımcının kazanması için harcanıyor.
    ne kadar gurur duysak azdır…
    oysa biz enerjimizi ve paramızı ihracata dönük yatırımlarda değerlendirseydik, parası olan yatırımcının arpalığı olmayı tercih etmeseydik bu krizler olmaz, işsizlik sıkıntısını böyle yaşamaz, refah bir ülke olabilirdik. bunun önündeki tek engel siyasi kararlardır.
    2002-2012 arası ihracat 36 milyar dolardan 152 milyar dolara çıkmış. 116 milyar dolar artış.
    üstelik dolar 1,7 civarında idi.
    2012-1019 arası 152 milyar dolardan 180 milyar dolara gelebildi. 28 milyar dolar artış.
    üstelik dolar gittikçe yükseliyordu.
    bizim çapımızdaki bir ülkenin en az 280 milyar dolar olmalıydı, bunun üzerine her artış ancak başarı olabilirdi. 2023 hedefleri 500 milyar dolar ihracattı bir zamanlar, hedef refahtı.
    2012 ye kadar olan büyüme geçmişten gelen beğenmediğimiz dönemin birikimleriyle/yatırımlarıyla oldu, akp döneminde gerçek anlamda ihracata dönük yatırımlar, teşvikler olmadığı için (para betona gömüldüğü için, hatta bu dönem ithalata dönük teşvikler oldu bilakis dış ticaret açığı büyüdü, sarımsak bile ithal edilir oldu) maalesef istenilen büyüme olmadı, merkez bankasının döviz rezervleri boşaldı, ak akçeler harcandı bugün bunların bedelini halk olarak yüksek faiz, yüksek enflasyon, yükselen yoksulluk olarak ödüyoruz.
    üretmemek bir tercihtir, bu tercihin bedelini ödüyoruz.

    • alaatin çakıcının mektubu bu ülke adına bir utanç belgesidir.
      bunun mhp gibi bir parti tarafından sahiplenmesi de bir utanç resmidir.
      iktidar partisinin ve özellikle erdoğanın bunu açık bir dille eleştirmemesi de keza.
      bugün utanmadan sahip çıkılan mektupların benzerleri erdoğana ve bahçeliye yazılmamış mıydı?
      yüzünden nur silinen buda kılıklı diye seslendiği bahçeli, sorumsuz sultan ve benim cumhurbaşkanı makamına duyduğum saygıdan dolayı burada dile getiremeyeceğim akla gelmedik sıfatlarla seslendiği erdoğan ne oldu da ülkü arkadaşları oldular.
      neler oluyor bu ülkede…

      • Didem hanım milli güvenlik icabı siyasi menfaatleri bi yana bırakıp devletin ve milletin bekası için güçbirliği yapmak ayıp bir şey mi? Övülesi bir fedakarlık değil mi bu?
        İllaki birilerine sövecekseniz terör örgütleriye kucak kucağa seçime giden zillet partilerine bakın bence!
        “en kutsal değer”e bak…

        • Ya, şimdi bu sizin üçü bir arada “milli güvenlik icabı, millet bekası” falan diyerek tam seçim öncesi “güç birliği” yapıp artık öcalanın kardeşinin devlet televizyonlarına çıkmasına, mektuplardan şakımasına “övülesi bir fedakarlıkla” bir daha izin vermezler mi demek istiyorsunuz?
          İllaki birilerini övecekseniz durumun takipçisi olun bence!

    • Didem hanım “halk dolar alıyor” demişsiniz de, hadi neyle alıyormuş demiim ama ikinci el arabanın fiyatı sıfırından daha pahalıya satılıyor diyenler var bir de, onu neyle alıyorlar ki?

  15. Google arama çubuğuna ” ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi” yazarsanız, geçmişte bir kaç gün için gündemi belirlemiş olan, havuz medyasından muhalif basına kadar hemen tüm köşe yazarlarının yorum üzerine yorum döşendikleri, heyecanlanıp çocuksu bir iyimserliğe gark olan Uğur Bey’in, “Nihayet ‘devletimiz’ yanlışlarının farkına vardı” tadında uzun ve iyimser yorumlar döşendiği ‘yargıda reform’ rüzgarının estiği günlerin Mayıs 2019 olduğunu görürsünüz.

    Şimdi, yine Uğur Bey’i pek bir heyecanlandıran ‘yargıda reform’ muhabbetleri dillendirilmeye başlandı. MHP’nin “Hop! Dur bakalım!” tavrı, işin içine suç örgütü lideri olmaktan hüküm giyip yıllarca cezaevinde yatmış zatı devreye sokacak kadar açık. Ne deyip ne söylediği belli olmayan, AK Parti cenahı.

    Önceki hafta, hayli zaman önce nedenini niçinini kamuoyuna açıklamadan ve mızmızlanmalarına aldırış etmeden görevden aldığı Melih Gökçek’in varlığını hatırlayıp kendisiyle Saray’da fotoğraf çektiren Erdoğan’ın partisinin ‘özgül ağırlıklı ağabeyi’ Bülen Arınç’a Habertürk programında söyledikleri dolayısıyla bodoslama giydirenler, MHP’lier kadar, Erdoğan’ın kendi partisinin adamları: Melih Gökçek Twitter’dan bir çakıyor Bülent Arınç’a, arkasından bir de M. Metiner çakıyor.

    “Bakalım Yeni Şafak’ın ustaları ne diyor bu hususta?” merakıyla gazetenin İnternet sitesine yollandım. Ne bir köşe yazısı, ne bir haber. Tık yok. Ölüm sessizliğini bozan kısa ve kıytırık, göze ilişmez bir yerde duran bir haber dışında.

    O kıytırık haberden öğreniyoruz ki, meğer 2019 yılının Mayıs’ında ortalığı kasıp kavuran o yargı reformu üzerinde çalışmalar hala devam ediyormuş ve GELECEK YIL yürürlüğe sokulacakmış!

    Uğur Bey’in heyecanı azalmayıp korunsun diye, Yeni Şafak’taki haberi paylaşıyorum:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı “İnsan Hakları Eylem Planı”na ilişkin kapsamlı bir çalışma yürütülüyor. Akademisyenler ve STK temsilcilerinin görüşleri alınarak hazırlanan taslak önümüzdeki yıl hayata geçecek. Öne çıkan başlıklar ise adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, kadın ve engelli haklarının geliştirilmesi, bürokraside yaşanan sıkıntıların giderilmesi.

    Adalet Bakanlığı’nın geçen yıl açıkladığı ‘Yargı Reform Strateji’ belgesindeki başlıklar arasında yer alan ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ hazırlık çalışmalarında mesai sürüyor. Akademisyenler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin görüşlerinin alındığı toplantılar devam ediyor.”

    Yargı reformu gelecek yıl hayata geçecekmiş Uğur Bey. Devletimiz yanlılştan dönmeye karar vermiş.

    Hadi gene iyisiniz.

    • Merhaba Bernar Bey,yazıyor olmanızı görmek sevindirici.

      Doğal olarak sizinle yazdıklarımız bazan uyuşuyor,bazan ters düştüğümüz de oluyor.Nitekim en alttaki toparlayıcı tespitlerinize katılmaktayken,bu yorumunuzdaki bana yönelik beyanlarınıza ise katılmamaktayım.

      Aslında bu yorumu bir hafta önce yazmış olsaydınız,örnekleriyle daha farklı ve açıklayıcı bir metinle karşınıza çıkabilirdim.Ancak (çok az kullandığım) mail adresime ve bilgisayarıma birkaç kez girildiğine dair oluşan kuşkularım sonrasında,geçen hafta,deli bir zamanıma denk gelmesi münasebetiyle,bilgisayarımda kayıtlı olan bu sitedeki (zaten başka bir sosyal mecrada da herhangi bir paylaşım yapmıyorum) yazdığım tüm yazıları silip atmam sonrasına gelen bu yorumunuz dolayısıyla lehime sunabileceğim kanıtları -siteyi karıştırıp bunları araştırmak haylice meşakkatli olduğundan- fazlaca sunamayacağım.Yine de site arşivine şöyle bir uğradım.12 Haziran 2019 tarihinde yukarıdaki yorumunuzla aynı mahiyette yaptığınız bir yorum sonrasında şunları yazmışım:

      https://fehmikoru.com/derin-cakma-en-yeni-tehlike-gercek-gorunumlu-sahte-videolar-dikkat-diyorum/
      Uğur 12 Haziran 2019 At 17:03
      Değerli Bernar bey
      İtiraf etmeliyim,eğer yazılarımın arkasından sık sık açıklama getirmek zorunda kalıyorsam,bu durum benim yeterince izahlı yazamadığım,yazarken müphem alanlar bıraktığım,başka deyişle ifade eksikliği yaşadığım anlamına geliyor.Yanlış anlaşılmam şüphesiz sizden kaynaklanan bir durum değil.Çünkü başka arkadaşlarda da aynı problemi yaşıyorum.Bu biraz da ‘sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi ‘misali, -ince manayı -satır aralarına sızdırma sancımdan kaynaklanıyor olabilir(Uzun yazmayı kınayan arkadaşların kulakları çınlasın,nispeten uzun yazdıklarıma bile açıklama yapmak zorunda kalıyorsam,kısa yazılardan tefsir çıkarmam gerekir herhalde.)
      Gelelim açıklama kısmına:
      Yargı reformu paketinin bizatihi kendisinden birşey beklemediğimi açıkça ifade etmiş olayım.Hatırlarsanız sonrasında yazdığım (hatırladığım kadarıyla Nurdan Hanım’ın bir yorumu münasebetiyle yazılmıştı,ancak artık o yorumu bulmak için uğraşmak şimdi zor geldi) bir yorumda ,özetle;geçmişten günümüze Yargıdaki asıl problemin, esas itibariyle yasalardan değil,hakim-savcıların sosyal problemlere devlet memuru zihniyetiyle yaklaşıp,zamana ve zemine göre mevzuatı esnetme hastalıklarından kaynaklandığını ifade etmeye çalışmıştım.O yazımdan Yargıya dair düşüncelerimin anahatlarıyla anlaşılabileceğini düşünmekteyim.

      Yargı paketi ve açıklamasına dair yazdıklarımda ise;orada,öncekilerden farklı bir söylem değişikliğine gidildiğini ,hakim baskı zihniyetinin ifade kalıplarının yumuşama temayülüne girdiğini,yani genel idari bakışta bir gerileme yaşandığını,bu durumun da esas itibariyle ekonomik ve siyasi açmazlar sebebiyle Avrupa Birliğine hitap mahiyetli olduğunu,
      ancak ne olursa olsun bir süre sonra bu söylem değişikliğinin zaten hatalı uygulamalar yapan yargı tarafından uygulama değişikliğine gidecek ölçüde vazife olarak algılanıp
      mevcut Ohal zihniyetli uygulamalarda yumuşamalar olaBİLECEĞİNİ ifade etmek istemiştim.
      Yoksa yargı reformu denilen düzenlemeleri önemsediğim,bunların önemli değişiklikler getirdiğini falan söylemedim ve böyle bir düşünceye de kapılmadım. Aslında o paket Avrupa Birliğine ve ABD ye verilmiş “sizin taraftayım”mesajıydı. Nitekim Avrasya bloğunun hakim kanadı Rusya da bu mesajı alıp,ona göre karşı mesajlar verdi;nitekim şu seçim zamanı H.Gayretin kafasına düşerek adamı işinden gücünden eden 15 Temmuz ihbarcısı Putin’in sağkolu sayın Dugin’in Türk medyasında Türkiye’nin asıl çıkarının ve olması gerektiği yerin Avrasya bloğu olduğuna dair anlamlı yazısı da bu kabildendir.
      Demek istediğim kendisi göstermelik olan Yargı reform paketi ve açıklaması dışarda NATO ya göz kırpma kabilinden bir mesajken,içerde de süreç içerisinde Yargı tarafından ‘uygulama değişikliğine gidebiliriz ‘diye algılanabilecek özellikteydi.
Umarım şu izahımla biraz daha anlaşılabilmişimdir.”

      Bu yorum sayfasını takip edenlerin yorum yazmaya başladığımdan beri,başta Yargının Yürütmeye olan bağımlılığı konusu olmak üzere,hukuk sistem işleyişine dair yazdıklarımı ve bu konuda getirdiğim eleştirileri hatırlayacaklarını düşünüyor ve selamlar sunuyorum.

  16. Benim yorumum sadece yargı reformu ile ilgili olacak; ben yargı reformunu af olarak anlıyorum acaba kimlere nasıl af çıkacak, sayın yazar kimse haksızlığa uğradığını düşünmemeli diyor oysa ben hayatımda iki defa yargı ile karşılaştım ikisinde de haksızlığıma uğradığımı düşünmüyorum haksızlığa uğradım. Maalesef yargıda hiçbir zaman gerçek reform yapılamadığı kanısındayım bizim kanun koyucularımız reform yaparken tepeden yaptıkları için hiçbir vatandaşa faydalı bir reform olmuyor olsaydı mutlaka olumlu yansıması olurdu bakıyorsun yargıya güven konusunda neredeyse yok denecek kadar az yargıya güven. Ülkemizde en güvenilir kurumlar arasında yargı olması gerekirdi ama hiç de öyle bir görüntü yok. Halka inmeden yapılan bütün reformlar hiçbir zaman hedefine ulaşmaz…..

  17. Dünya’da demokıra’si ile yönetilen úlkeler’in bilim adamlarí, ve halkı şu an korona ile mücadele ederlerken
    BİZDEKİ bilim adamları hapisler’de istiflenmiş.

    ABD Turamp’a 4 yıl dahi dayanamadı adam ülkeyí ikiye böldü ve başta kalmak için her yola baş vuruyor.

    Korona’yı falan unuttu ve kafayı úlke yararı’na çalíşanlara taktı.
    Aynen bizdekiler gibi, fakat ABD halkí bizimkiler gibi emrin baş üstúne demiyor.

    Biziki sadık hayranlarına dolarlarınızí bozdurun dedi bunlar kuzu kuzu bozdurdu.
    Falanca Terörist diyiyor bunlar kılınç kalkan ile millet linç ediyorlar.

    Dünyadaki kalkınmış úlkeler yeni buluşlar ile uğraşırken, bizimkiler hapishane yampip ülkenín değerli ve mesleklerinde başarílí olanları terörist ilan ederek hapise tıkmak yada dışariya kaçırtmak ile vakit dolduruyorlar

    Bunlar gerçekten Türkiye’nin kalkınmasını isteseydiler saraylar yerine bilim insanlarına keşf etme olanağí sağlayacak laburatuarlar yaptırır, en azından, Türkiye kendisine yetecek sağlık, teknoloji, Tarım, hayvancılık, sanayı gibi ihtiyaçlarını karşílayacak yeni buluşlar keşif ederdiler.

    Herkes laık olduğu gibi yöetılır.
    İnsanlar koronadan ölúyor bunlar, gündemi saptírıp milletin sinir sistemlerini allak bullak etmek için canla başla çalişiyorlar.

    Demek’ki bunların Ustalık dõnemi Her hafta gündem değíştirme ustalığıymiş.

  18. hangi kurumun başındaki insanın hangi an görevden alınacağının bilinmediği ülkenin mevduadlarının yüzde ellisinden fazlasının yabancı para olduğu oda mecbur millet parasının değer kaybına uğramasını istemez.38 gazete 38 tv aynı anda sürekli iktidarı methettiği en küçük bir eleştiri bile yazamadığı hukukun iktidara yakın olaylarda şimşek gibi işleyıp muhalefet muhatabı olaylarda kağnı gibi işlediği ülkeye yatırım yapan avrupa ülkelerine sürekli saydırıp düşman ilan edip ortadoğu daki sürekli düşmanlık yapan sırf arap olduğu için bir şey denmediği son 10 yılda yatırımın sürekli düştüğü ama sabit gelir getirmeyen betona taşa yatırlan paralarla üstelik sürekli yüksek garanti paralar ödendiği ödenen paraların gizlenmesi için kanun taslağı bile hazırlanmasının düşünüldüğü artısı eksisi hesap edilmeden istanbula yapılması düşünülen rant projesi olacağının aksini bile idia etmeyen kamunun harcamalarının hiçbir kurum tarafından soruşturulamamsı soruşturulsa bile arkası olmadığı kendisinden olmayan belediyelerde yapılacak iyi hizmetlerin bile halk tarafından onların itibarını düşürecek diye engel olunmya çalışıldığı piknik yapmak için 7-8 uçakl gidilerek korkunç kamu harcamalarına şahit olduğumuz bir ülkede ekonominin düzelme ihtimalinin sıfır olduğunu söylemek isterim.aksini ispat eden yandaş cevap yazsın zevkle okuyacağım

    • Nuri bey kamuda bir bütçe açığı ya da ödenemez bir borç stoku mu var, biraz açar mısınız? Akparti öncesiyle ve benzer ülkelerdeki kamuya ait borç oranlarıyla bi karşılaştırma yapabilir misiniz? Denk bütçe nedir hiç duydunuz mu?

  19. Yorum kadar, tarihe değilse bile bu yorum sayfalarına düşülmüş bir not olsun diye yazalım. Bir buçuk yıldır burada tekrarlayıp durduğum tespitlerin doğrulandıkları günlerden geçtiğimizi söyleyip, o tekrarlanıp durulmuş tespitleri hatırlayalım:

    (1) AK Parti, AK Parti olmaktan çık(arıl)ıp bir lider partisine dönüştürüldükten ve kurumsal yapısı dağıtıldığından bu yana, Türkiye’nin siyasal iktidarı, Erdoğan’ın, AK Parti’nin değil, vesayetçi güç odakları koalisyonunun elindedir. Erdoğan, bu koalisyonun üstünü örten bir vitrin süsüdür.

    (2) Bizzat Erdoğan eliyle içeriden çökertililerek bir kitle partisi olarak kurumsal niteliği yıkıma uğratılmış olan AK Parti’den geriye, kala kala, “Berat Albyarak”, “Pelikancılar”, “havuz medyası” üçlemesinde özet ifadesini bulan yapı kalmıştı. Bunların, Sedat Peker eliyle ve “Osmanlı Ocakları” gibi yapılar aracılığıyla ‘sokağa hakim olma’ projesi boşa çıkarıldı. Vesayetçi koalisyonun seküler milliyetçi-devletçi kanadı MHP, buradaki alan temizliği ihalesini, Devlet Bahçeli’nin ısrarı ve dayatması sayesinde cezaevinden çıkarılan A. Çakıcı’ya verdi. Daha iki yıl önce düzenlediği mitingleri havuz medyasında parlatılan Sedat Peker, apar topar yurt dışına kaçtı. Peki, kısa süre öncesine kadar havuz medyası gazetelerinde, Youtube videolarında racon kesen Osmanlı Ocakları nerede? Rast geliyor musunuz bunların varlığına işaret eden bir gazete haberine veya fotoğrafa?

    (3) Süleyman Soylu ile B. Albyarak arasındaki malum gerilim, kişisel bir çekememezlik hali vs. değil, güç savaşının dramatik tezahürlerinden biriydi. Birinci pandemi dönemi sırasında Pelikan kontrolündeki havuz medyası, harici bir unsur olup vesayetin parti içindeki eli olduğunu fazlasıyla bildikleri Soylu’yu yıpratıp denklemden düşürmek için, gece yarısına on kala yürürlüğe sokulan sokağa çıkma yasaklarını fırsata çevirmek üzere bir “anti-Soylu” medya kampamyası başlattı. Buna “istifa” şeklindeki karşı-hamle ile karşılık veren Soylu, kampanyayı Pelikancıların elinde patlayan bir bombaya dönüştürdü ve süreçten güçlenerek çıktı. O sıralar Bahçeli’nin kamuoyu önünde Soylu’ya sahip çıkması ve istifanın kabul edilmemesi çağrısında bulunmasının bir nedeni vardı.

    4) Vesayetçi güç odakları koalisyonu, Pelikancıların gücünü kırmak için, B. Albayrak’ın başını yedi. “Ne isteseler vermek” zorunda olan Erdoğan buna direnemedi. B. Albayrak’ın istifasını duyurduğu Instragam metinindeki “at iti it izi” ifadesi, AK Parti’nin MHP ve Soylu eliyle dışarıdan kuşatılmışlık haline bir göndermeydi ve metnin sonundaki “Allah sonumuzu hayır eylesin” lafının açılımı da, “Ayakta kalmış tek güç odağı olarak beni de yediler ve Erdoğan buna da karşı çıkamadı ya, artık işimiz Allah’a kalıyor” idi.

    5) Yarım asır boyunca Erdoğan’ın yanında yer almış Mehmet Metiner ile eski Gaziantep milletvekilli Şamil Tayyar, hatırlayacaksınız, Soylu ile kapışmaya girişmişlerdi. Bunun hemen ardından Ş. Tayyar havlu atmış, siyaseti bile bıraktığını ilan etmişti. M. Metiner’e düşen ise, umduğu desteği alamayınca, kaz çevirmek olmuştu. Şimdi, aynı M. Çetiner, güç dengesinin geri dönülmez biçimde iktidarın MHP kanadı leyhine geliştiğini, son kale olan B. Albayrak kalesinin de düştüğünü görünce, kişisel beka kaygısına kapılıp, alel acele A. Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na yönelik teditlerine sahip çıkıp A. Çakıcı’ya biyadını ilan ediyor attığı twitlerle.

    6) Bu son ‘demokratikleşme ve hukuk reformu atılımı’ muhabbeti, çaresizlik ve şimdiye kadar hiç olmadığı kadar güçsüzlük içindeki Erdoğan’ın son umutsuz hamlesidir ve bu da boşa çıkacaktir. HSK’nın alel acele Osman Kavala mahkeme tutanaklarını talep edip incelemeye alması ve Erdoğan’ın ‘yargı ve hukuk atılımı’ söylemini iki gün arka arkaya dillendirmesi sonrasında, Bahçeli hemen A. Çakıcı eliyle ortaya çıkmış, Erdoğan’a ayarı Çakıcı üzerinden vermiştir. Damadını da gözden çıkarmak zorunda bırakılmış Erdoğan’ın yapabileceği hiçbir şey kalmamıştır. Yapabileceği tek şey, muhalefetin “güçlendirilmiş parlamenter sistem” ipine tutunarak uğramış olduğu huruç harekatını yarmaya çalışmaktır.

    7) Bahçeli, Soylu, buradaki en ateşli iktidar savunucusu arkadaşlar, Erdoğan ve partisini bir kaşık suda boğacak insanlardır. Bunların Erdoğan ve iktidar güzellemeleri stratejiktir.

    Sadece Millet İttifakı’nın iki partisi değil, bunlar da, tıpkı bu iki parti gibi, önümüzdeki altı aya yakın cehennemi kış aylarının Erdoğan’ın kitle desteğini hepten erezyona uğratmasını, Erdoğan’ın seçmen desteğinin yüzde 20-25 aralağına inmesini bekliyorlar. Son hamle, bundan sonra gelecek.

    Erdoğan, ya süregiden çaresizliği içinde son hamle gelene kadar bekleyecek, ya da, inisiyatif alarak içine hapsedildiği Cumhur İttifakı hapishanesinden çıkmasını mümkün kılabileceğine inanabileceği bir yola girerek ayakta kalmayı deneyecek.

    Her iki durumda da, Cumhur İttifakı önümüzdeki yıl çöküyor.

    Bugün dost gibi görünenlerin kapışmasına, bunların ‘dava’sının aslında ne olduğuna tanık olacağımız günlerde, sayın H. Gayret’in, halinden gayet menun, “Vay! Bernar yoldaş! Nerelerdeydin sen yaw!” diyerek yanıma oturacağı, elindeki kabak çekirdeği torbasını aramıza yerleştirerek “Filmin finalini birlikte izleyeleim” diyeceği kesin. 🙂

    Önce Pelikancıların, sonra diğerlerinin işi gerçekten çok zor.

    Allah sonlarını hayır eylesin.

  20. Fehmi abi;
    Gazeteci Alaeddin Kaya ha… Yani Zaman gazetesinin kurucusu.
    Abi oldu olacak Fethullah Gülen le de barışılsın deyin de…
    Ahmet Altan deyince aklıma taraf gazetesi geldi.. Türkiye’nin tarihinde ilk defa İtalya daki temiz eller operasyonu fırsatı geçti, devlet kendi içindeki karanlık noktalara ışık tutacak diye heyecanlandık.
    Ama geçen gün Fatih Altaylı nın programında Arınç’a suikast gerekçesiyle tutuklanan albay ın anlattıkları geldi..
    Savcıların kozmik odalara nasıl sızmaya çalıştıkları falan. Elde edilen materyallerin illegal kopyalarının çıkarıldığı, tam bir gaflet, dalalet ve hıyanet örneği.
    Ahmet Altan taraf gazetesi manşetleri ve gazeteyi yönetim tarzı nedeniyle bir daha gün yüzü görmemesi gereken bir gazeteci bence..gazeteciliğin yüz karası.

  21. Para piyasaları üzerinde yapılan açıklamaların istenilen etkiyi göstermemesinin herhalde çok sebebi olması gerekir ancak tek sebep aslında herkesin bilip söyleyemediği tek adamın, mutlak karar verici olduğu bir ortamda cumartesi sabahı bir ferman ile para kurulu dahil bütün hazirun zevatın sabık başkan ve üyeler olma ihtimalinin hiç bir zaman ekarte edilememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum borç para verenlerin ki bunlara trol jargonunda, faiz lobisi denilmektedir kendilerini ürkekliğe ve çok risk var daha fazla faiz alıp bu riski ancak sineye çekebiliriz aç gözlülüğüne sevk eden yegane durum budur. Faiz lobisi bir gulyabani kavramı olarak ülkemizde cambaza baktırmak ve asıl ortamı puslu hale getirerek pek çok meseleyi kavram kargaşasına sokmak için çokca kullanılan bir illüzyondur. Türkiye ve dünyada faiz lobisi parası olan ve borç isteyenlere para satan kurumlardır ki bu bu kurumları oluşturan para babası insanlar dini inançları olarak yahudi,hıristiyan veya islam olabilir. Faizin haram olduğuna sosyal ve ekonomik yaşama bir zehir olduğuna inanmayabilir veya inanabilir bu durum onların inanç dünyalarına ait bir durumdur. Ancak burada değişmeyen tek gerçek, yaz ayında türkü söyleyip gezen cırcır böceği gibi ortada dolaşıp borç isteyen veya borca çok muhtaç olan müflis birileri yoksa bu faiz lobisi kimselere zorla para satmamaktadır. Yani paraya sıkışmış ve sıcak para isteyip tabiri caiz ise dilenen şirketler, maliye bakanları vb olmazsa bu faiz lobisi zinhar kimselere faiz ile borç vermemektedir. Ancak bu faizcilerden iyi zamanda, para bol faiz ehven olduğu günlerde muteber yabancı yatırımcılar diye bahsedip, parayı çarçur edip kasaları boşaltıp, elalemin faizcisinin parasını tasarruf etmez, itibara ve müteAKitlere harcadıktan sonra adamlara kan emici faiz lobisi demenin hakkaniyet ile alakası yoktur. Tarih, her zaman borç verenin emir verdiği durumlar ile doludur.

    ”Ashabım, Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın. Allah Teala emriyle, faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adetin her türlüsü, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz Abdülmuttalib’in oğlu Abbas’ın faizidir.”
    Veda Hutbesi

  22. “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın dünkü kararından sonra TL’nin beklediği canlılığı görmediği hayal kırıklılığını yaşıyorsa, umudu yeşertmenin reçetesinin kendisinin dile getirdiği ‘hukuk reformu’ olduğunu hatırlamalı.”

    hatırlayıp bütün gücünü ifade ettiği reformları gerçekleştirmeye harcamalı yoksa…

    …yoksa Erdoğanı ayakta tutan en önemli taşıyıcı kolon da yıkıldı çünkü. faiz karşıtlığı kolonu!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız