Pazaryeri gözlemlerimle ülkemiz ekonomisinin durumu

35
Reklam

Direndim, direndim, sonunda ben de “Cumhurbaşkanı’na yanındakiler gerçekleri söylemiyorlar” diyenlerin safına katılmaya karar verdim.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hayatın içerisinde pişmiş biri olduğu için bu görüş bana ters geliyordu. İstanbul’un kendine özgü bir semti olan Kasımpaşa’da doğmuş biri o; hayatının en uzun bölümü doğduğu muhitte geçmiş. Ankara’ya geldiğinde de başbakanlık konutuna taşınmak yerine Keçiören’de bir apartman dairesinde oturmayı seçtiğini biliyoruz. Şimdi bazılarının ‘saray’ da diyebildiği bir mekanda yaşıyor diye hayat tarzı değişmiş olabilir mi?

Gerçekleri birilerinin kendisine hatırlatması gerekecek kadar?

Sanmıyordum.

En son, “Ülkemizde aç insan yok” anlamına gelen bir cümle kurduğunu öğrenince ben de “Olabilir” diyenler safına katıldım.

Ülkemiz ekonomisi hayli zamandır kötü durumda. Hayat herkes için pahalı ama özellikle dar gelirli vatandaşların işi çok daha zor. Onların yine de bir gelirleri var, ya işsizler? Tarihin en yüksek işsizler ordusu günümüzün sorunu. Üniversite mezunları arasında iş bulamayanlar çok, bazıları çoktandır iş bulmaktan umut kesmiş durumda. İş bulabilen azınlık da mezun oldukları dallarla hiç ilgisi bulunmayan işlerde çalışmak zorunda.

Dün -Cumartesi- eşimle birlikte bizim mahallenin pazaryerine gittim.

Son zamanlarda edindiğim bir alışkanlık bu; eşim haftalık alış-verişini yaparken ben de hem tezgahları ve satıcıları gözlüyor, hem de alıcıların yüzlerini ve varsa tepkilerini izlemeye çalışıyorum.

Reklam

İki olayla karşılaştım dün.

Tezgahlar arasında dolaşırken, bayağı yaşlıca bir adamın, gözleriyle yere bakarken ağzından ancak yanından geçenlerin işitebileceği hafif bir sesle, adeta mırıldanırcasına, “Poşetlerinizi taşırım, bir-iki liraya” dediği kulağıma geldi.

Araçla seyahat edenlerin trafiğin yavaşladığı yerlerde önlerine çıkan birilerinin, ellerindeki kağıt mendilleri veya kalemleri uzattıkları ve doğrudan dilenmek yerine bu yolla para toplamaya çalıştıkları oluyor ya, işte o türden görüntüler şimdilerde çoğaldı. 

Yollar daha çok kesiliyor ve daha çok kişi araç sahiplerinden bu yolla medet umuyor.

Bir-iki liraya poşet taşımak isteyen yaşlı adamın kağıt mendil veya kalem alacak kadar da parası olmadığını düşündüm.

Kafam ona takılmış talebini işiten var mı diye etrafa bakınırken, bu defa öğrenci olduğu her halinden -ve bu arada sırt çantasından da- belli olan bir gencin, doğrudan, “Otobüsle memlekete gidebilmem için bana 5 lira verebilir misiniz?” talebiyle karşılaştım.

Evet, sadece 5 TL istiyordu o genç.

Utandım. 

Reklam

Pazaryerinde her hafta belli yerde açılan tezgahlardan bazılarının yeri bu hafta boştu.

Bu hafta sebze fiyatları geçen haftalara göre hafifçe ucuzlamış gibiydi.

Önceleri kilosu 20 TL’nin altında domates bulunmazken bu hafta 16 TL yazan etiketler de gördüm.

“Salatalık 10 TL” etiketleri ağırlıktaydı. Herhalde vakit akşam üzeri olduğu için, “Salatalık 8 lira” diye bağıran satıcılar da vardı.

Kısa süre içerisinde yapabildiğim gözlem özetle şu oldu: Eşim gibi haftalık sebze-meyve ihtiyacını karşılamaya gelmişlerden daha çok benim gibi gözleriyle etiket kontrolü yapanlar ağırlıktaydı pazarda.

Birkaç gün önce yine semtimize yakın bir yerdeki markette dolanırken, bir-iki hafta öncekinden daha yüksek fiyatlı bir etikete biraz da şaşkınlıkla durup bakınırken, yanıma yaklaşan biri, “Son zamanlarda fiyat artışlarını fark etmeyelim diye malların raflardaki yerleri değiştiriliyor” diye kulağıma fısıldamıştı.

Ne kadar değiştirirlerse değiştirsinler, artışı fark etmemek imkansız…

Önceleri “Aa, 100 TL’ye çıkmış” hayret nidalarımıza sebep olan 1 kg tereyağının fiyatı, aynı markette bu hafta 150 TL.

Aynı marka tereyağı iki haftada %50 fiyat artışına uğramış durumda.

Yazın sebze-meyve bolluğu sebebiyle fiyatlarda ucuzlama olacağı ve turizmden dolar girdisi artacağı için enflasyonda ve kurda gerileme beklentisinde olanlar var. 

Boşuna bir beklenti her ikisi de…

Fiyatlar mevsim dinlemeden artıyor, kur da kendine özel sebeplerle dur durak dinlemiyor.   

Millet marketlerden daha ucuz diye pazara gidiyor, ancak fiyatları görünce çoğu evine eli boş dönüyor.

Alış-veriş yapanlar yok mu, var; ancak onlar da pazarcıları sevindirecek sayıda olmadıkları gibi başkalarına taşıtacak kadar da alış yapmıyorlar.

Marketler eskiden tezgahta uzun süre kalan sebze ve meyveleri çöpe atarlardı; şimdilerde çürük-çarık mallar bile ayrı bir yerde sergilenerek ucuz fiyatlarıyla müşteri bekliyorlar.

Ülkede aç olup olmadığını anlamak için illa insanların “Açız” naralarıyla sokaklara akması mı gerek?

Başka ülkelerde o da oluyor, ama bizim insanlarımız bunu yapmaktan kaçınıyor.

İngiltere’de fakir fukara için aşevleri devrede. Onlar buna ‘food-bank’ adını vermişler. Çeşitli vakıflar, hamiyetli insanlardan topladıkları yardımlarla fakir mahallelerde üç öğün yemek bulunduruyor, yanlarına gelecek durumda olmadıklarını öğrendikleri insanların evlerine de servis yapıyorlar.

José Andrés..

ABD’de benim de yüksek lisans yaptığım Harvard Üniversitesi‘nin bu yıl sadece yedi kişiye sunacağı onur doktora unvanlarından birinin sahibi ünlü bir şef ve restoran sahibi olan José Andrés. Adamın iyi yemek yapma dışındaki özelliği fakir fukara için çaba göstermesi. Şimdilerde Ukrayna’da savaştan zarar gören kentlerde aş ocakları hizmetinde José Andrés.

Aç insan her yerde var ve günümüzde sayıları her ülkede artıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, “Birileri aç kaldık diyor; vicdansızlık yapmayın, aç kalan falan yok” görüşünü içlerinde aç olan insanların da bulunduğu kamuoyuyla paylaşabildi.

Yakınında yer alan birileri lütfen kendisine “Bizde de açlık sınırının altında çok az gelirli veya işsiz bir kitle var” desinler.

Lütfen hiç değilse bu kadarını söylesinler.

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. Yurtdışından Ortadoğu’daki ülkelere diktatörlük var oralarda kafasıyla önyargılı bakıyorlar.
    Bizde bile doğuda feodal agalar var masalı ile
    Hepsi Kürt diyor, illegal örgüt adı bile anılmadan Kürtler şöyle… Böyle.. onlara… gibi yüzlerce..
    Şu TR varya, (bir cümleyle bile terörle mücadele demiyorlar) hep filanı öldürüyor!!!😠 propagandasını yapıyorlar utanmadan.
    Bunu hep duyan insanlar gerçeğin peşinden koşar mı? Nassı olsa ben ne söylersem söyliyeyim… Moduna girmez mi?
    Para-maliye politikası uyguluyorum diyen, ertesi ay vazgeçtim dediklerinde ben şaka yaptım mı der? Yoksa gözlerime bak oku mu👀?
    Pazara çevre köylerden köy peyniri getirip kaliteyi ucuza nassı satabilir helmiye teyze?
    Tezgah kirasımı vermeli tezgahını tabureseni sırtında mı getirmesi gerek?
    Maydanoz soğan marul ektim ama satamıyom diyecek çiftçi,
    Yöksek yöksek tepelerden niçin tezgah yerine yol ister ??
    Her köşe başına bir aşevi mi açmalı?
    Her şehre bir O.Sanayi Bölge sı mi?

  2. Türkiye bir yıkıma doğru gidiyor, bunuda Ortaklardan Bahçeli ve Perinçek yaptırıyor.
    Büyük ortak servet 2. Ortak derın devlet 3. Ortak
    İdeolojisi için çalışıyor. Esas yükte 3. Küçük ortakta. Bunların ikisi de Erdoğan’ın Hazineyi takır tıkır yapmasına yardım ederek Türkiye’yi çökertip NATO’DAN çıkartip bizdeki beşli çete değıl kominist Şangay beşlisine katıp Ortadoğu’yu tamamen Rusya’nın emrine verdirecek.
    Bunu Perinçek şimdiye kadar çoktan yapardı fakat 2. Büyük ortak Bahçeli bunu uzattırıyor zamana yaydırıyorki olası bir direnmeye karşı milliyetçileri firenliye bilsin.
    Bahçeli MHP’de gõrev aldı Rahmetli Yazıcıoğlu hemen ayrıldı..!!!??
    Böl parçala yönet bu konuda bunların üçüde aynı fikirdeler fakat Erdoğan’ın sadece 2 derdi var etrafı ile birlikte Dünyanı en zengini, halife ve padişah olmak. İşte 2 ortak bunu iyi bildikleri için bunu kullanarak görevlerine başarı ile devam ediyorlar.
    Erdoğan’ın rağbeti hem içerde hem dışarda nasıl bitti?

  3. Bugün saat 18:00 gibi istanbul Anadolu yakası bir zincir markete gittim.kasa sıramı beklerken,kasanın üzerinde birkaç patates,birkaç salatalık vardı.herhalde düştü diye dündüm.tam o sırada ,kasiyer önümdeki müşteriye bir domates daha iade ederseniz paranız yetecek dedi.fiyat 24.90tl .kadın 20liara kagiıt 5 adet 1 tl verdi.Aldıklarına göz ucu ile baktımz.5-6 adet patates .4 adet salatalık ve 3 adet domates.bende alış verişini tamamladım.ama. Kadın çoktan gitmişti.malefes markette rencide olmasın diye yardım teklif etmedim.

    • Mu bey, o kadına yardım etmek istiyorsanız;
      çöpe ekmek atmamayı, yemekleri buzdolabına tıkıp çürütene kadar bekletmemeyi öğreterek işe başlayabilirsiniz.

      • Tarım alanlarına beton dökmeyip her il için yeteri kadar tarım planlayıp az az ambalajla ihtiyaç kadar alımını ucuza ve kaliteli sunsak mesela??

  4. Aşağıdaki konudan devamla. FETÖ vb cemaat tarikat yapılarına elbette karşıyım. Her modern toplum bireyinin de karşı olması beklenir. Ancak bu demek değil ki bu yapılar yasaklanmalı. Buna da karşıyım. Genel olarak yasaklara karşıyım elbette. Liberal demokrat modern bir yaklaşım da böyle olmalı.

    Şu anda gördüğümüz manzara, iktidar bir kısım destekçi cemaatleri yanında tutuyor, diğer muhalif olanların da canına okuyor. Bu elbette çarpık bir ilişki. 15 Temmuz da çarpık olduğunu iyice gözümüze soktu. Ancak öyle anlaşılıyor ki yine herkes yanlış anlamış. Şimdi yine çarpık cemaat tarikat iktidar ilişkileri tavan yapmış durumda. Artık bir tane değil sayısız cemaat ve tarikat devleti toptan işgale girişmişler görünüyor. Yanıldığımı zannetmiyorum. Bunlar bilinen, ucundan hissettiğimiz gördüğümüz ve muhtemelen olup biten bir durum. Kimse de pek inkar etmiyor bu durumları zaten.

    Anormal olan durum bu yapıların gizli hareket etmeleri. Açık yapılar değiller. Hesapları, kitapları, kaynakların nereden gelip nereye gittiği belli değil. Devletin bunlara aktardığı kaynaklar da tamamen belirsiz. Ancak 15 Temmuz gibi bir kalkışma sonrası resim ortaya çıkıyor, üstüne üstelik bu işten bir numaralı sorumlu kişi, “ne istedilerse verdik” diye utanmadan itiraf ediyor suçunu ama gel gör ki değişen hiç bir şey yok. Bugün de birilerine ne istedilerse veriliyor. Kayıtsız, hesapsız.

    Bu olmamalı. Demokrasinin gereği devlet herkese eşit olacak. Şeffaf olacak. Hesap verecek. Bu yapılar da madem kamu yararına iş yaptığını iddia eden, vergi vermeyen vakıf, dernek, şirket vs., o zaman tüm kayıtları açık olacak. Sıkı denetlenecek ve kamu yönetiminden uzak tutulacaklar. Bu yapılmazsa aynı senaryoyu tekrar tekrar yaşayacağız.

    Bunu görüyor elbette iktidar. İşine geldiği gibi bu yapıları destekliyor veya cezalandırıyor. Ama burası kanunsuz bir ülke olduğu için, ve varolan kanunlar da iktidara işlemediği için, bu işi keyfine göre yapmaya devam ediyor. Hesap da vermiyor. FETÖ konusunda dili yandığı halde bu işe toptan kalıcı bir çözüm, kanuni bir çerçeve getirmiyor. Suçu tanımlamıyor, bilerek taammüden. FETÖ’ye üyelikten ceza yağdırıyor. Ama suça hiç girmiyor. Neyin suç olduğu da belli değil zaten.

    Bu tür işler ancak bizim gibi az gelişmiş ülkelerde olur. Anayasası, kanunları belli ülkelerde bu işler olmaz. En azından böyle rezaletler ortaya çıkmaz.

    Bu olanları problem olarak görmüyorsanız, demokratik bir çözüm beklemeyin. Bize çok ama çok uzak.

    Muhalefet bu konulara da girmiyor. Demokrasinin gerçek problemlerine dokunmuyor. Yüzeyden eleştiri getiriyor. Derinlikli bir analiz ve çözüm önerileri getirilmiyor. Bu da az gelişmişliğimizin bir sonucu. Hangi işimiz doğru ki.

    Benim öngörüm böyle estek köstek bir yüz yıl daha sürüneceğiz. Yerimizde sayacağız, şanslıysak, daha kötüsü de olabilir elbette.

    • “Ender
      29 Mayıs 2022 At 18:58
      Aşağıdaki konudan devamla. FETÖ vb cemaat tarikat yapılarına elbette karşıyım. Her modern toplum bireyinin de karşı olması beklenir.”
      Endercim iyi güzel de biz niye karşı olalım ki?
      Modernizmini kendine sakla, biz tokuz!
      Yehowa şahitlerine de karşı mısın?
      Misyoner örgütlerinin ülkemizde cirit atmasına da karşı mısın?
      Efendim?
      Ee, ne konuşuyorsun o zaman?

      • İktidar ve yandaşlarının FETÖ gibi bugünkü tarikat ve cemaatlere yaslandığını ve karşı olmadığını biliyoruz elbette. Ama bu yolun sonu iyi değil diyoruz. 15 Temmuzdan biraz ders alın diyoruz eyyyy … ama elbette dinlemiyorsunuz. Yine aynı yolda, yine aynı külüstür ekiple yürümeye devam ediyorsunuz. Modernliğe karşı olmak da Türkiye toplumunun ayrı bir özel durumu. Hala eski kafa, eski alışkanlıklar, eski arkaik düzen, ataerkil astık kestik dünyaya meydan okuduk böbürlenmeleri. Ama sonuç? Enflasyonda dünya şampiyonu, demokrasi sıralamasında dibin dibinde, özgürlükler sıfırlanmış, hazine tamtakır, parası pul olmuş bir ülke. Evet kesinlikle modernliğe karşısınız. Başka türlü her dersten sınıfta nasıl kalırdınız?

  5. Sayın Koru,
    Sizin cevap aradığınız sorunun (Erdoğan bu gerçekleri duymuyor mu, yoksa bilerek mi böyle söylüyor) pratikte bir anlamı yok. İster Erdoğan sağır sultanın duyduklarını duymuş olsun, ister olmasın. Şimdi doğru teşhis koyulması gereken bir durum var. Bu büyük yıkıma nasıl geldik? Bu durum sadece AKP iktidarı ile mi ilgili, yoksa mesele daha derin ve uzun erimli bir problem mi? Benim kanaatim, bu mesele sadece Erdoğan ve AKP ile ilgili/sınırlı değil. Türkiye kuruluş itibariyle bir çok problemi içinde taşıyan bir ülke. Şu sıralar bazı İslamcıların sıklıkla gündeme getirdiği ve istismar ettiği bir gerçekle yüzleşmemiz lazım. Ta “İttihat ve Terakki iktidarından bir devlete hakim olan bir çelik çekirdeğin iktidarı bırakmamak için herşeyi yaptıkları” hususu var. İşin ilginci bu hususları çok bilmiş olarak anlatan bu arkadaşlar şimdi o devlete sahiplenmiş “çelik çekirdek” grupla büyük bir işbirliği içinde ama güya onlarla savaşıyor görünüyorlar.
    Lafı dolaştırmadan bugünkü muhalefetin “muvazaalı bir muhalefet” olduğunu anlamamız lazım. Bugünkü iktidar (sırf Erdoğan değil, Erdoğan’ının ortakları dahil devlete hakim olanlar) oldukça tecrübeliler, ellerinde büyük bir güç ve psikolojik harp unsurları var.
    Bu konuda turnusol kağıdı olan şey hakim unsurların dilini kullanmadır. Bakın kim Doğu Perinçek’in dilini kullanıyor? Yorum köşelerinde bize aklınca demokrasi, hukuk dersi vermeye kalkan ender bulunan trollerin taleplerine, dillerine, işledikleri hususlara bakın meseleyi çözersiniz.
    Bugün muhalifimsi görülen niceleri derin unsurların aparatları olarak hizmet veriyorlar. TV yorumcusu, köşe yazarı, her online ortama yorum yazan niceleri de bu psikolojik harekatın parçası olarak aynı mavalları okuyorlar. Ağzından Perinçek söylemlerini düşürmeyenlerin peşinden gidildiği sürece daha çok pazar yeri kontrolü yaparsınız. Sonra da “acaba Erdoğan bunları duydu mu, duymadı mı” diye de dertlenirsiniz. Ya herkese adalet talep edeceğiz, ya da hep beraber sürünmekten başka yol yok. Bu derin unsurları dinlerseniz sizi daha kaç kere dereye götürür susuz getirirler. Her kim ki KHK’lar konusunda “ama, fakat” diyorsa üzerini çizip yolunuza devam edebilirsiniz. Güya hak hukuk konuşurken rejimin diskuruyla konuşanlardan hiçbir şey olmaz.
    Ben bu zulüm ve cadı avı sürecinin biteceğini ve hakikatların ortaya çıkacağınız kuvvetle ümit ediyorum. Ama hakikatlardan çok korkanların ön alma gayretleri de devam edecek, unutmayalım.

    • Syn. Misafir Kalem!
      Sizin analiz’inize tek farklala aynen katılıyorum. O fark Türkiye’nin şu an (tutuklular hariç) insanlarında vicdan, merhamet ve insanlık kalmamış adeta siyasetçi ve Din satanların destekç’ileri ve savunucuları olmuşlar.

      15 Temmuz darbesini darbe girişimi olarak kabul eden muhalefet halen daha Erdoğan’ın iftira ve söylemlerine sahip çıkıyor her yerde her ortamda adeta Perinçek ve Erdoğan’ın ikizleri gibi aynı lafları söylüyorlar.

      Herkes laik olduğu gibi yönetilir.
      Erdoğan’ın uçan kuştan haberi var, ve o lafları de õzelikle bilerek konuşuyor.

      Allah’ın adaleti er geç tecelli edecektır.
      Fakat Türkiye halkı hiç bir zaman huzura kavuşmaz.
      İftira yalan ve israf dünya yıkar.
      Bunların hepsi bizde fazlası ile mevcut.

    • Kalem efendisi misafir arkadaş, sayın yazara neyin “pratikte bir anlamı yok” ya da var onu öğrettikten sonra kendi yazımınızı da bir gözden geçirseniz iyi olacak kanımca:
      “hakikatlar” değil “hakikatler” yazılır!

    • KHK’lar konusunda herkes hukuksuz olduğunda hemfikir, iktidar koalisyonu hariç. Ancak asıl problem o değil. KHK’lar kanunlaştırılmıyor özellikle. Çünkü asıl suç unsurlarına girmek istemiyorlar. Kamuda illegal örgütlenmeler, adam kayırmalar, kamu kaynaklarının sömürülmesi, özellikle eğitim alanında örgütlü kamu kaynaklarının da kullanılmasıyla yapılan denetimsiz tasarruflar. Bunların hepsini gördük ve görüyoruz halen. FETÖ gitti ama yeri çok çabuk dolduruldu. Bu konuda esastan bir mücadele yapılmıyor özellikle. Kimse de bunu dile getirmiyor, muhalefet dahil. Hep kıyıdan köşeden dolaşılıyor. Bu problem var mı yok mu, ona bile ciddi bir saptama yapılmıyor, suç duyuruları da yapılmıyor. Hep kulağının üstüne yatma durumu var. FETÖ tecrübesi, tecrübe olmadı bile. Bunları söylemeyelim mi, aynı yola devam mı diyelim. Perinçek ne diyor bilmiyorum. Bu konuyu dile getiriyorsa helal olsun. Çünkü bu bir problem.

      Maalesef demokrasiye taraftar bile yok bu ülkede. Adını Nike anmıyor kimse. Herkes iktidara talip, o kadar. İktidarı ele geçiren de malı götürme hedefinde. Bu kadar. Sığ siyaset budur.

  6. benzin her gün artıyor,
    dolar yükseliyor,
    sonuçları yakında bu sinemada…

    sadece cumhurbaşkanı mı gerçeklerden habersiz,
    kimin gerçeklerden haberi var ki?
    enflasyon en iyimser tahminle % 150-200, bazı ürünlerde ise çok üstünde, hangimizin gerçek rakamlardan haberi var? ben köylüden tereyağını bir kaç ay önce 60 tl ye alırken market fiyatlarının hayli üstünde diye çıkışıyordum şimdi 150 tl ye verse fesi göğe atarım, hiç bir şeyin karşılığı yok ki.
    tuike bakarsanız enflasyon %60-70 yakında 30-40 olursa hiç şaşmam.
    bir bakacağız yılbaşında tek haneli rakamlara inmiş,
    uçuşa geçmişiz gerçekten.
    birileri dolar 30 tl yi bulacak derken, birileri de 10 tl nin altına düşecek diyor, böyle karışık bir ülkeyiz işte. doların ani yükselmesi kadar ani düşmesi sıkıntı değilmiş kaos anlamına gelmiyormuş gibi, sorun olan yüksek olması değil zaten, yani asıl sorun olan yüksek olması değil, asıl sorun olan istikrarsızlığı.
    para, yatırım belirsizliği sevmez, değişimden hoşlanmaz, istikrar ister.
    ülkeden bırak yabancı olanları, yerli sermaye, yatırım bile dışarı kaçıyor çünkü günü birlik kararlarla, kurumların zayıflatılmasıyla, papatya falı beyanlarla ortaya çıkan belirsizlikte önünü göremiyor. bir ülke yüksek kuru bir politika olarak benimseyebilir, japonya gibi, ama istikrarlı politikalarıyla destekler, verilerle oynamaz, vatandaşını da korursa sorun olmaz.
    şimdi bizde durum tam tersi,
    tuike bakarsak enflasyon kimsenin tam ölçemediği gerçek rakamların çok ama çok altında,
    iktidar bu veriler üzerinden asgari ücretliye, memura, emekliye, öğrenciye zam yapıyor,
    öyleyse,
    zam miktarı gerçek rakamların altında kaldığından ve her artış sürecinde aynı şekilde gerçek rakamların çok altında zamlar verildiğinden halk enflasyona ezdirilmiş,
    fakirleştirilmiş,
    yoksullaştırılmış oluyor.
    kurda istikrar yok amma ve lakin
    fakirleşmede istikrar sağlanmış görünüyor.
    vatandaş enflasyona karşı korunmadığı için orta direk ortadan kalkıyor ve %20 lik etkilenmeyen bir kitleye karşılık geri kalan % 80 lik kesim standartları her geçen gün düşerek fakir konumuna düşürülmüş oluyor,
    anketlerde tam olarak bunu saptamış durumda zaten.
    bir kaç yerden maaş alan, zamları iç dinamiklerine göre belirleyen, konumunun getirileri yüksek olan, her halükarda yüksek ücretlere çalışan mutlu azınlık hariç, kalan kesim her geçen gün temel ihtiyaçlarını bile alamaz hale geliyor ne yazık ki.
    işte buna gelir adaleti, daha doğrusu gelir adaletsizliği diyoruz. maalesef ülkemiz gelir adaletsizliği, hukukun üstünlüğü gibi temel hak ve özgürlükler konusunda her geçen yıl geriliyor ve bazı parametrelerde ilkel afrika kabileleriyle aynı ligde yer alıyor, çok acı.
    enflasyon elde olan ya da olmayan pek çok nedenden dolayı yükselmiş olsaydı ve bunun bir açıklaması bir şekilde yapılıp kamuoyu ikna edilebilir olsaydı bile,
    halkı bu enflasyona karşı korumamanın bir açıklaması olabilir mi?
    neden enflasyon rakamları gerçeği yansıtmıyor?
    Türk-İş’in Mayıs 2022 açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre, açlık sınırı 6 bin 17 TL ile mevcut asgari ücretin 1764 TL üzerinde gerçekleşti. Yoksulluk sınırı ise 19 bin 602 TL oldu.
    asgari ücret ortada,
    emekli maaş rakamları ortada,
    memur maaşları ortada değil mi yoksa?
    birileri çıkıp nasıl açlık yok açıklayabilir mi???
    CB nına saraylar, bakanlara köşkler, kamu harcamalarına sonsuz israf olanakları sağlanırken halk neden enflasyona karşı korunmuyor birileri açıklayabilir mi?
    benim vicdansızlık yapmayın dediğim yer de burası işte.

    şehrine dönmek için 5 tl isteyen gençten utanmak büyük bir erdem bana kalırsa,
    gençlerin aç derse girdikleri,
    çocukların aç yatağa girdikleri
    adaletsizliğin, yalanın, yolsuzluğun yandaşlarca savunulduğu bir zamanda,
    hiç kimsenin utanmasının kalmadığı bir zamanda,

    utanmak büyük bir erdem bana kalırsa.

  7. Erdoğan doğru söylüyor AKP’ye oy verenler Acım diyorsa yalan söylüyordur.

    Makarnası, şekeri,çayı yardım kutusu olarak geliyor. Aylık 600 TL gibi bir parada veriliyor Diğer partilerde bu durumda olanlara yardım edilmiyor. Demirelin verdiği Yeşil kartı ilede sağlığına bakılıyor.

    Fehmi korunun pazarda gördüğünü söylediği Kişiler Erdoğanın Gözünde vatan haini, Teröristler bunlar; Gerçek Türk vatandaşı olduğu halde Biat etmedikleri veya Partiye üye olsa ayrıcaklı davranılır Hemen Asgari ücretli iş bulurlar. Bunlar kimseye kul olmadığı için Kendi vatanlarında Mülteci damgası yemiş kişiler.

    • KardeşimFehmi koru doğru söylüyor Doğru söylemeyen biri varsa Oda sizsiniz vallahi ben görmedim duymadım ak partili 600 TL alıyor onu diyenin ispat etmesi gerek

    • Gazetecilik profesyonel bir iş kolu, gazeteciler bu mesleğe başlamadan önce uzun eğitim sürecinden geçerek mesleki disiplin kazanırlar ve o disiplin içinde yazıp konuşurlar. Gazeteciler de ilgi alanlarına göre branşlaşırlar ancak meslek biraz da her konuda asgari şartlarda malumat birikimi gerektirdiğinden kendi mesleklerinin dışında başka bir meslekte bulunmasalar bile her mesleğin alanına giren konuları da yorumlama eğilimi gösterirler.

      Bu yorumlarda anlatmak istedikleri asıl meseleye delil diye sundukları aslında gerçekte hiç bir delil değeri taşımayan bilgiler olabilir. Gazeteci için delilin delil değerinin hiç bir değeri yoktur. Çünkü gazeteci söylemek istediğini söylemiş göstermek istediğini de göstermiştir. Sonuçta gazeteci mahkeme savcısı değildir.

      Bu gazeteci davranışı daha çok seküler kesim gazetecilerinde görünse de inançlı gazetecilerde de görülebilir. Bunun sebebi gazetecilik mesleği ilkelerinin seküler düşünceye sahip insanlar tarafından belirlenmesidir. İlkeleri kim nasıl belirlerse uygulama da öyle olur.

      Bu günkü yorumda kullanılan deliller bir pazar yeri gözlemine dayanıyor. Ve doğru bilgiler ancak yaşlı bir adamın bir iki lira karşılığında poşet taşıması, sırt çantalı öğrenci görünümlü gencin memleketine dönebilmesi için istediği 5 lira otobüs bileti parası ve trafikte duran arabaların camından içeri kağıt mendil su kağıt helva ve kalem uzatarak para dilenmesi gibi örnekler çok dolaylı yollardan ekonomik sıkıntılara işaret etse de doğrudan ekonomik bir krize delil olamazlar.

      Çünkü bu örnekler birer iş kolu birer meslek olarak yapılıyor da onun için.

      -Yaşlı poşet taşıyıcı adam: bu çok eskiden ta Osmanlı döneminden kalma bir meslek. Bu mesleğin adı yanlış hatırlamıyorsam hanutçuluk.

      Vikipedyada “bir dükkana getirdiği turist müşterinin yaptığı alışverişte tutan meblağ üzerinden komisyon alan kişi” olarak tanımlanmış hanutçu. Tahtakale Laleli Beyazıt semtlerinin hanutçuları hala meşhurdur. Bu semtlerin birinde hanutçular çarşısı adıyla bir iş hanı da bulunur.

      Hanutçuluk mesleği de zamanla kendi iş kollarına bölünmüş olup iş kolunun gerektirdiği küfe el arabası sırtlık( sırtlık semere benzer bir şey, sert ve ağır yükler hamalın sırtını acıtmasın diye kullanılır semt pazarlarında genelde bir taşıma aracına ihtiyaç duymazlar, ihtiyaç halinde tezgahların dışında bir yerde küfe bulundururlar). perakende çarşısı hanutçusu toptancılar çarşısı hanutçusu pazar yerleri hanutçusu gibi. Hanutçular müşterinin aradığı ihtiyaç malını onu doğrudan malın bulunduğu dükkana tezgaha götürerek komisyon da alırlar ama semt pazarlarında komisyonlar akşam eve giderken götürebilecekleri bir iki kilo ürün ile ödenir, kazancı müşteriden alacağı bahşiştir. Semt pazarı hanutçusu kenar mahalle oazarlarında bulunmaz, zengin semt pazarlarında çalışırlar.

      – sırt çantalı öğrenci görünümlü, memlekete dönmek için 5 lira otobüs bilet parası isteyen dilenci:

      Bu tarihi çok eskilere dayanan dilencilik mesleğinin güncellenmiş bir iş kolu olup tarife 5-10 lira ile açılıp ne demek kardeşim senin otobüs biletin kaç paraysa söyle vereyim yolda kalma diyecek birini aramazlar. Onlar 5 lirayla amaçlarına ulaşmış olarak dilenmeye devam ederler kibar konuşurlar israrcı olmazlar ama eli bol birine denk gelince de sevinirler sadece bu onların bu günlük yeter demelerini gerektirmez zira onlar için gün 24 saattir. Modern dilenci diye anılırlar. Bu işkolunun çok çeşitli modelleri vardır. Yarım saat dua ettikten sonra verilen parayı az bulup o kadar dua ettim bu kadarcıkmı para veriyorsun diye çıkışıp bir yarım saat daha dua etmeden de salmayanlarından tutun da torbacılıktan yakalanınca “ne, esrar mı, Allah guru iftiradan saklasın ben dua kitabı satıyom dayı” diyerek pişkinliğe verenleri de bulunur.

      -trafikte duran arabalara üşüşen dilencileri herkes biliyor zaten.

      Bu meslek grupları iktidar için zararsız iş kollarıdır sayılarının artmasının Erdoğan’a hiç bir zararı yoktur. İktidarın her tür hizmetinden yardımından yararlanırlar.

      Erdoğan’ın vatan haini ilan edip de işlerinden atıp ailelerini parçalayıp dağıtarak bir kısmını hapislere doldurup aileleriyle görüşemesinler diye de yaşadıkları şehire en uzak hapishanelere hapishane sürgünü olarak gönderdikleri ise gerçekten Erdoğan’ın bilerek ve kasten aç kalsınlar ağaç kökü yesinler dedikleri insanlardır ve bu insanların ihtiyaçlarını kimselere belli ettikleri görülmemiştir. Onların rızıkları Allah’ın kefaletindedir. Onların açlığını ne Erdoğan bilebilir ne de başkaları ancak kendileri bilebilirler.

      Madem durum böyle pazardaki yaşlı adam bir iki liraya poşetlerinizi taşıyayım diye aç kaldığı için söylenmiyor mesleği bu olduğu için öyle görünüyor. Madem sırt çantalı öğrenci yolda kalan aç bir öğrenci değil akşam manitasıyla içeceği içkinin parasını denkleştirme peşinde mesleğini icra ediyor. Madem trafikte duran arabalara hücum eden dilenciler aç kaldıkları için değil meslekleri bu olduğu için yapıyor o zaman yazarımız neden bunları ekonomik krizin getirdiği açlığa delil olarak sunuyor?

      Çünkü yazarımız artık halkıyla iç içe yaşıyor ve halkın hayatını bizzat gözlemliyor.

      Aramıza hoş geldin Üstadım:))

  8. Pazardan bile alışveriş yapamayan dan girip, aşevlerinden çıkmak…
    15-20’lik ayçiçeği alamazken (50’teleye çıktı işte alınız elli telelik sadece) 100’den 150’ye çıkan tereyağına sünmek…
    Harvırttan girersen de, alırsın cevabı nı
    Aç kalan yok cümlesiyle 🤗

  9. HAZİNEDEN LODERLE KANAL AÇARSAN
    Malum Dolmabahçe iftirasının devamı babında:
    “–Dolmabahçe camisinden loderler vasıtasıyla taa buradaki makamımıza kadar kanallar açmak suretiyle”
    Herkesin gözü önünde olan bir camiden loderle kanal açmak mümkünse, hazineden loderle, grayderle ve dozerle kanal açmak neden mümkün olmasın.

  10. Erdoğan yönettiği halkı ҫok iyi tanıyor, artık yanındakileri de ҫok dikkatli seҫiyor.

    Istediği sistemi kurmuṣ durumda.

    Herṣey Erdoğan’ın, talimatıyla veya istediği gibi oluyor.

    Netice kötü olunca, Erdoğan aldatıldım diyerek sorumluluk almıyor. Bu uygulama ṣimdiye kadar genellike kabul gördü.

    Iҫimizde ҫok sayıda insan, yanındakiler dahil, çevresinde gördüğüne, medyadan okuduğuna değil Erdoğan’ın söylediğine inanıyor veya inanmak zorunda.

    Bugünkü durum iҫinde bir gün, bana söylenmedi, bilmiyordum derse, kabak kimin baṣında patlayacak göreceğiz.

  11. Erdoğan doğru sõyliyor.
    AKP seçmenleri aç değil. Erdoğan’ın sitemi onlara.
    Zaten AKP ye oy vermiyenlerin hepsi dış düşmanlarín ortağí, vatan haini ve teröristler.Ya!

    Ben kendi yakınlarından biliyorum. İki tarafta yakın akrabam.
    İki tarafta zengin değil çok zenginler.

    Evli çiftler anlaşamamış boşanmaya karar vermişler.
    Erkeğin babası kızın abisini arıyor bunlar boşanıyorlar gelin bacınızı götürün diyoyor. 2 tanede çocuklar var. Kayın babanın Ankara’da 6 katlı bir Apartman, en az 20 tanede ayrı arı binalarda daireleri iş yerleri vb vb açıkçası epeyce zenginler.

    Gelin gitmiyor çocuklarını alıyor iki tarafta AKP li ya! 10 seneden fazladır belediye evinin kirasíní yiyeceğini falan veriyor çocuklarının okul masrafı hepsini AKP devleti ödüyor. Hakikatten aç değiller.
    Erdoğan’ı ayakta tutan AKPli kadınlar. Kapı kapı dolaşıyorlar kendi seçmenlerini bizlerin vergileri ile besliyorlar.

    Oysaki akraba olan bizimkilerin Kayın baba 2 dairesinin gelirini gelin ve torunlarıa ayırmaya kıymiyor belediye ve devlet miliyarderlere yardım ediyor.
    Kayın baba geline ve torunlarína milletın hakkını yedirdi kendisi 4 sene felç yatalak konuşamadı yiyip içemedi hem parasi hemde sağlığı gitti.Allah Rahmet eylesin 2 ay önvce vefat etti.
    Allah’ın adaleti geç de olsa tecelli ediyor.
    AKP liler kendi seçmenlerin biliyorlar ve aç bırakmıyorlar.
    Din neyi yasakliyorsa AKP onu yapıyor. Milleti yetiştirdikleri Şehleri vasıtasí ile köle yapmışlar. Onlar ne derse müritleri onu yapiyor.

  12. Dün uzun yıllardan beri aracımın servis hizmetini yapan tamirhaneye uğradım. Orada henüz yeni olan ve aynı zamanda yeni evlenen genç bir ustayla biraz sohbet ettim.
    Matematik öğretmeni olan esinin bir özel dershanede ve sözleşmesi henüz bitmediği icin eski asgari ücretle çalıştığını söyledi .
    İnsafa, hak hukuka, adalete, insanlığa , vicdana bakar mısınız!
    Ne söyleseniz boş!

    • Reisi’in canı sağ olsun! Ejderin tanesi ABD’de $7.99 yanı 8 dolar
      Bizim sarayda hergün 100 e yakın ejder yeniliyormuş.
      Herşey reis için.

  13. KUŞATMA
    Eski bir AKP milletvekili.
    Eski dediysek o kadar da değil.
    Halen AKP’de teşkilat içinde görevli.
    Özeleştiri mi dersiniz, günah çıkartma mı dersiniz, yoksa Kılıçdaroğlu gibi kaçış hazırlığı mı dersiniz takdirinize havale ediyorum.
    Evet halen teşkilatta görevli eski AKP milletvekilinin harfiyen beyanı:
    “–Erdoğan’a değil biz, değil şu an AKP milletvekili olanlar, bakanlar bile ulaşamıyor. Sarayda çok dar bir çevrenin kuşatması altında.”
    Pekâlâ bu tablonun sorumlusu:
    –Fikirlerini söyleyenleri yanından derhal uzaklaştıran mı?
    –Duymak istediklerini söyleyenleri baş danışman yapan mı?
    –Kuşatanlar mı?
    –Kuşatmaya izin veren mi?

    • herkes herseyi biliyor. bilmezden gormezden geliniyor. bugunun sartlarinda kendi basiniza bi internete girip ciksaniz. her sey anlasilir. illada birilerinin bisey soylemesi gerekmiyor. birakin bu soylemiyorlar laflarini.

  14. Sayın cumhurbaşkanına doğru bilgi verilmiyorsa kesin benim suçumdur. Bilip bilmeden her konuda laf yetiştirdiğine saysın.

  15. Aç insan olmaması gerekiyor ülkemizde. Olmayacağını da düşünüyorum. Çünkü Türkiye sosyal devlet hala. İktidar da sosyal politikaları güçlü bir iktidar. İnsanlara yardım ediyor. Problem de burada zaten. İnsanları bu iktidara mahkum bırakıyorlar. Azla yetinmelerini öğütlüyorlar. Eğitimsiz bırakıyorlar. Eğitimli orta direği küçültüp yok ediyorlar. Bunları yaparak iktidar kendisini sorgulayacak kimse bırakmıyor. Alttakiler az birazla kıt kanaat ama ölmeden yaşıyor, sağlık hizmetleri veriliyor. En tepedekiler de memnun, hatta hayli memnun, onlar halktan çaldıklarını hamuduyla götürüyor, garantisini de Londra mahkemelerine bağlıyorlar. Üstünü de mahduma bağışlıyorlar (100, 200 milyon dolarlar uçarak geliyor dünyanın dört bucağından). Orta direk ise yok ediliyor. İktidar bu durumu devam ettirerek iktidarını garanti altına almış. Geniş halk kitlelerini de size başörtüsü özgürlüğü verdim, kamunun yolunu açtım, ben gidersem haliniz duman diye de korkutuyor. Bu şekilde ülke yerinde sayıyor, hatta geri de gidiyor. Ama korkularından kurtulamamış az gelişmiş halkımız bu durumdan çok da memnun olmasa da, endişelerinden dolayı vazgeçemiyor.

    Bir de tonla FETÖ türevleri bu halkı esir almış durumda, iktidarın ver ne isterseler ver zihniyetiyle. Halkın geniş bir kesimi çocukluktan itibaren bu vakıfların, cemaatlerin, tarikatların tasallutu altında. Esir resmen. Okulda, işte, kamuda, ticarette, orduda her yerde varlar ve esir almışlar ülkeyi. Bunlar da iktidarın beslemesi tamamen, ve iktidara tam gaz destek veriyorlar. Milletin çocuğunun beynini yıkıyorlar. Yani tam bir saadet zinciri. Nereye kadar? Bir sonraki büyük kavgaya ve darbeye kadar elbette.

    Bu sefil düzeni bitirelim diyoruz. Demokrasiye ve onurlu bir yaşama, eşit vatandaşlığa dönelim diyoruz. Dürüst olun, namuslu olun, milletin yakasından düşün eyyyy … diyoruz.

    • Boşuna diyorsunuz! Bu sefil düzeni kaç kişiyle değiştireceksiniz. Bu milletin en az %70’i vakıf cemaat tarikat (adına ne diyorsanız artık size göre kısaca hepsi fetö mensubu) geriye kalan %30 ile %70’i değiştiremeyeceğinize göre ne yapacaksınız?

      Siz ak partiyi ne sanıyorsunuz sadece cemaatlerin tarikatlerin desteğiyle mi ayakta duruyor. Ak partinin en büyük destekçisi Doğu perinçek hangi cemaatten. Muhalefetten iktidara bir eleştiri geldiği zaman Erdoğan’dan önce hücuma geçen devlet bahçeli hangi cemaat mensubu acaba?

      Bugün akparti ve MHP beli silahlı adamların elinde, haliyle devleti yöneten ve yönlendirenler de bu beli silahlı insanlar. Bu insanlar “devletin sahibi biziz, haliyle de devleti yönetmek bizim hakkımız” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Bunlar hangi cemaat tarikat insanları acaba?

      Şunu çok iyi anlamalısınız ki ak parti kendi destekçileri olan cemaatleri Gülen cemaati, Furkan cemaati, Süleymancıların bir kolu bu grupların üzerinden sizlerin de desteğiyle silindirle geçtiği halde iktidarını daha da güçlendirebildi.

      Gördüğünüz gibi cemaatleri tarikatarı ezip yok etmek ak parti iktidarını daha da güçlendiriyorsa o zaman ak parti bu gücü kimden alıyor diye sormanız gerekmez mi?

      Ak parti bütün gücünü dış güçlerden almıyor sizden alıyor başkasından değil:)))

      Bir de beli silahlı adamlardan. Beli silahlı adamlardan oluşan bir cemaat var mı varsa hangi cemaat o, söyle biz de bilek.

      • İktidar sadece kendisine destek olacak cemaatlerle yürüyor. Bahsettiğiniz Furkan şu bu ufak gruplar. Bu şekilde muhalif olanları eziyor. Büyük olanlarla da beraber yürüyor. Perinçek dediğiniz Türkiye’de binde bir oyu olmayan bir grup. Onlar desteklese ne olur. Politikalarda örtüşme var o kadar. Düne kadar FETÖ desteği ile gitti iktidar. Ordu vesayetini böyle yendi. Yerine şimdi milliyetçileri koydu. Vesayete tam teslim oldu. Düne kadar her türlü milliyetçiliği ayağımın altına aldım diyordu. Şimdi evet silahlı mafya ve ülkücülerle yürüyor bu sefer de.

        Cemaat tarikat yapıları sizin de kabul ettiğiniz gibi çok yaygın ve bu ülkenin en temel problemlerinden birisi. Ülkenin az gelişmişliğinin de asıl sebebi. Bu yapılar ahbap çavuş devleti sömürüyorlar. Milleti de sömürüyorlar. Karşılıklı bir ilişki bu. Bu tür klikler bireyleri zayıf yapıyor. Ülkeyi de. Demokrasinin önündeki en büyük engel de onlar. İktidar kaynakları verildikçe onlar da iktidara veriyorlar. Bu çok açık bir resim. Ülkenin her yeri bunların tasallutu altında. Yurtlar binalar işyerleri vakıflar vs. Üstlerine vazife olmadığı halde eğitimi ellerine almışlar ve beyin yıkama makinası gibi çalışıyorlar. Bu ülkenin eğitim bakanlığı var mı yok mu bilen yok. Eğitimde bir adım ileri gitmememizin de sebebi bu. FETÖ bunların en azılısıydı. Eğitimde tam bir dikta kurmuştu. Sonunu biliyoruz. İktidarı da neredeyse götürüyordu (tiyatro da olsa), bu güce ulaşmıştı neredeyse. Bazen böyle küçük yapılar sınırsız güce kavuşuyor önü açılınca, ülkeyi de karanlığa götürüyor. Afganistan’a bakın. Taliban dediğiniz 100 bin kişilik bir grup ama ülkeyi ve milyonları teslim almış. O yüzden karanlık zihniyetler küçük de olsa önemsenmeli.

        İşimiz zor. Ülkemiz gerçekten çok geri her alanda. Ancak potansiyeli de yüksek. Bu işler düzelebilir. Yapmamız gereken problemleri görüp çözüm üretmek. Muhalefet problemleri yeterince tespit edemiyor. Sonuca göre bir şeyler söylüyor ama problemlerin kaynağına inemiyor. Aynı korkularla. Halkın önemli bir kısmı hala çok eğitimsiz ve demokratik bir çözüme çok uzak.

      • FETÖ iktidarın destekçisi değildi uzun zamandır. İktidar yemlerini kesmeye başladığında tam düşman olmuşlardı zaten. FETÖ, iktidarın vesayetten kurtarıcısıydı ve eline büyük bir güç verilmişti. Adalet, eğitim, kamu yönetimi ellerindeydi. Bu gücüne güvenerek iktidara posta koymaya kalktı ve hepsini istemeye başladı. Sonunu hepimiz biliyoruz. Gerçekleri maalesef kimse görmek istemiyor. Cemaat vb kliklerin sonu hep aynı. Bu tasalluttan ülke kurtulmadıkça demokrasi gelmeyecek. Bunu herkes anlamalı. FETÖ gerçeğinin bizzat iktidarca saklanmasının sebebi de bu. Cezalar suçlardan değil mensubiyetten veriliyor. Çünkü başka fetölerle işi götürüyor iktidar. Yöntem tıpa tıp aynı. Değişen hiç bir şey yok.

    • Endercim “Eğitimsiz bırakıyorlar. Eğitimli orta direği küçültüp yok ediyorlar.” diyorsun ama son seçimlerde en yüksek eğitimli seçmen grubuna sahip olan chp bütün büyükşehir belediyelerini kazanabildi, bu iddianızı bi gözden geçirin, tutarsızlık var?

      • Artık eğitimsizlerin de canına tak ettiği bir zamana denk geldi de ondan. Zaten kıl payı alındı İstanbul. İktidar bütün numaralarını yapmasına rağmen.

Comments are closed.