Teşbihte hata olmaz: ‘Kızıl elma’ videosu bana çok şeyler düşündürdü…

35

Başka yerlere çekilebileceğini bildiğim için ve niyetim kimseyi veya hiçbir kurumu gözden düşürmek olmadığından, teşbihi farklı bir mekana oturtmam gerekiyor.

Lütfen beni anlayışla karşılayın. 

Sesin normalden daha güzel çıktığı bir mekan düşünün; orada okuduğunuz şarkıları işitenler sesinizi beğenmiş ve sizi alkışlıyor olsunlar… Siz de gaza gelip sahnelere çıkmayı, albüm yapmayı düşünmeye başlıyorsunuz…

İlk denemenizde gülünç duruma düşersiniz.

Sahneye çıkmak, albüm yapmak için özel bir mekanda güzel çıkan bir sese sahip olmak yetmez, bunlar için çok daha ileri meziyetlere sahip olmak da gerekir.

Gaza getirenler sizin dostunuz değildir.

Onların dostunuz olmadığını, ilk denemenizde en başta onların kahkahalarla gülmelerinden anlarsınız, ama iş işten geçtikten sonra… 

İktidarın, ekonominin en temel sorunlarının başında gelen cari açığı, Karadeniz’de bulunduğu ilan edilen doğalgaz kaynağıyla kapatma iddiası bana bunu düşündürüyor.

Reklam

Ekonomiden biraz anlayanlar, ‘büyük müjde’ bütünüyle gerçek ve hayata hemen geçecek bir sonuç üretebilecek olsa bile, oradan elde edilecek gelirin cari açığı kapatmaya yetmeyeceğini biliyorlar.

Kaldı ki, verilen müjdenin bütünüyle gerçek olmama ihtimali de var. Rezerv gerçek olsa bile erişilmesinde ve çıkartılmasında sorun yaşanabilir, rezerv hesaplanandan az olabilir, kaynağın kullanılabilir hale gelmesi beklenenden (üç yıl) çok daha uzun bir süre alabilir…

Ancak özel mekanda ses güzel çıktı ve takdir gördü ya, onun etkisiyle çok ileri iddialar birbiri ardına ifade ediliyor.

“Bulunan kaynağın altında ikinci bir katman daha var, üstelik bir de çok daha değerli bir madenle ilgili müjdemiz olacak” diyor bir siyasi yetkili. Bir başka yetkili “Makus talihimiz değişiyor” diye iddiayı bir adım ileriye taşıyor.

Kızıl elma’ da ne

Hükümet bir ara çok yaygın olan “Ver Mehteri” deyişine uygun olarak bir de ‘kızıl elma’ videosu hazırlatmış… (bu yazının sonunda bulabileceksiniz o videoyu).

Kendi yazılarımda arattım; ‘kızıl elma’ kavramını burada ilk 24 Kasım 2016 tarihinde kullanmışım. Her zamanki gibi bir tahlil yazısı bu. Mustafa Kemal, hatta Napoleon gibi tarihi isimler de geçiyor yazımda.

“Geldiğim yer: ‘Kızıl elma’ ülküsü…” ara başlığı altındaki bir bölümü şöyle o yazının:

Reklam

“Ülkemiz bir süre daha çalkalanmalara mâruz kalabilir… Bir alanda kaybetsek bir başka alanda kazanabiliriz ama… Mahrumiyetlerle de karşılaşabiliriz, fakat bundan şikâyetçi olması düşünülebilecek olanlar, o insanların hiç değilse büyük bölümü, farklı bir sebeple, mahrumiyetlere katlanmayı bilecek… Biraz veya bayağı uzaktaki daha büyük bir nimet potansiyeli önümüze konularak, elimizdekinin, şimdi var olanın yokluğunu hissetmez hale gelebileceğiz…

‘Kızıl elma ülküsü uğruna’ da diyebilirsiniz buna.

Etrafında yer alanların.. her ne söylerse söylesin kendisini dinleyen ve ne yaparsa yapsın arkasından gidenlerin.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sessizce itaati herhalde bu yüzden…”

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılma sürecini irdelediğim daha yakın tarihli (24 Temmuz 2020 tarihli) bir yazımda da anmışım ‘kızıl elma’ ülküsünü. 

Şöyle

“Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘Ayasofya açılsın’ mitingleri neslinden… Ayasofya onun için bir ‘kızıl elma’ idi.”

Hükümetin ‘kızıl elma’ isimli bir marş besteletmesi ve ona uyan bir klibi yaygın kullanıma sokması bana bu yüzden hiç şaşırtıcı gelmedi.

‘Kızıl elma’ deyimini yadırgayanlarınız vardır. Artık kimseler okur-yazarlığın gereğini yerine getirmediği için Ömer Seyfettin’den ve onun bu ismi taşıyan hikayesinden haberdar olunmamasını doğal karşılarım. 

Ömer Seyfettin’in hikayesi Süleyman isimli bir padişah zamanında geçer. Onun etrafında siyasi kişilikli vezirler, kazaskerler, paşalar, beylerbeyi ve tabii dini kimlikli tipler (fakihler) de vardır. Uzaktan ordu saflarından “Kızıl elmaya…” diye bir uğultu gelmektedir. Padişah yanındakilere “Kızıl elma neresi?” diye sorar, ama hiçbirinden doğru dürüst bir cevap alamaz. Sonunda bir paşa ordu saflarından birilerini getirip onlara sormayı akıl eder. Öyle de yapılır. Getirilen üç askerin üçü de, o soruya, birbirlerinden habersiz, hep aynı cevabı verir: “Kızıl elma önümüze düşüp bizi götüreceğin yerdir padişahım; onun neresi olduğunu padişahımız bilir…” 

Bilmem, Ömer Seyfettin’in (1884-1920) Osmanlı’nın çöküş dönemi edebiyatçılarından olduğunu ayrı bir not olarak düşmem gerekir mi?

‘Kızıl elma’ öyle bir döneme daha çok yakışıyor.

Güneyimizde Suriye, hayli ötede artık ‘uzak komşumuz’ diye adlandırmakta olduğum Libya, batımızda Yunanistan, Mısır ve Fransa ile -ve zaman zaman ABD ve Rusya ile de- askeri veya diplomatik sorunlar yaşadığımız günümüzde ‘kızıl elma’ deyimi etrafında ileri hedefler konulmasını, ne yapayım, müthiş tedirginlikle karşılıyorum.

“Gaz çıkaracağız ve cari açık buharlaşacak” derken ve bunu ‘kızıl elma’ ülküsü haline dönüştürürken…

Lafı burada keseyim.

Yazının başlığında da söylediğim gibi, teşbihte hata olmaz…

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

  1. Özer bey. Buradaki yorumcular arasında bir muhalefet partisini ‘koşulsuz destekleyen’ bir yorumcu yoktur. Fakat iktidar partisini ve özellikle R.T.Erdoğan’ı koşulsuz destekleyen ve ona toz kondurmayan bazı yorumcular vardır. Gördüğüm kadarıyla siz de Reis’e biat edenlerdensiniz.

    1) Duble yolları biz de takdir ettik. Fakat Erdoğan çıktı “Cumhuriyet tarihinde yapılandan daha fazla yolu kendisinin yaptığını” söyledi. Bu durumda Karayollarının istatistikleri ile cevap vermenin neresi yanlış?
    2) Yap-işlet-devret mega projeleri için R.T.Erdoğan mitinglerde “Devletin cebinden beş kuruş çıkmayacak haa” diye hava atmadı mı? Şimdi milyarlarca dolar çıktığını ve bu yöntemin çok daha yüksek maliyetlere neden olduğunu açıklamanın nesi yanlış?
    3) Ülkeye kalıcı döviz girmesi için konut-arsa-arazi v.b. satışlar yapılabilir diyorsunuz. İyi de 1923-2002 arasında 11 milyon m2 arsa-arazi satılmışken sadece son 5 yılda 118 milyon m2 arazi-arsa satılması sizce normal midir? Bunlar gerçek şahıslarınki, şirketlerin ne aldığını ise öğrenemiyoruz. Ayrıca son 5 yılda 149 bin konutun yabancılara satılması normal midir?
    4) R.T.Erdoğan tarihi de çarpıtıyor. Adaları Lozan’da verdik diye Atatürk’e İsmet Paşaya çamur atıyor. Halbuki adalar Osmanlı Devleti zamanında 1912 Uşi (1.Lozan) Muahedesi ile verilmiştir. Bunun gibi pek çok yanlış bilgi ile muhafazakar seçmen devşirmeye çalışıyor. Şimdi bu yanlış iddialarını ortaya koymanın neresi yanlış?

    Biz elimizden geldiğince doğruları söylemeye çalışıyoruz. Yanlış bir şeyler söylersek ve ikaz ederseniz memnuniyetle karşılarız. Fakat size göre doğrular sadece R.T.Erdoğan’ın söylediklerinden ibaret ise tabii olarak uzlaşmamız mümkün değildir.

    • Fatih Bey daha dikkatle bakarsanız gerçeğe ulaşabilirsiniz:

      1) Cumhuriyet tarihinde yapılandan daha fazla BÖLÜNMÜŞ yolu kendilerinin yaptığını söylüyor. Araştırdım. İddianızı şu siteden almış olmalısınız çünkü başka bir yerde bu şekilde hiç yer almamış:
      Recep Tayyip Erdoğan’ın : “Cumhuriyet tarihinde 79 senede 6 bin kilometre …” iddiasında doğruluk payı var mı?
      https://www.dogrulukpayi.com/iddia-kontrolu/recep-tayyip-erdogan/cumhuriyet-tarihinde-79-senede-6-bin-kilometre-yol-yapilmisken-12
      8 Temmuz 2014 Denizli mitinginde söylendiği iddiası var. Üşenmedim o miting kaydının tamamını izledim. Videonun 28. dakikası civarında bu mevzu geçiyor ve fakat sitede yazdığı gibi değil!
      https://youtu.be/Tt818VPC5c0
      Başka deliliniz varsa görmek isterim.

      2) Yap-işlet-devret modelinde yüklenici firnanın aldığı kredilere devlet güvence verdiği için sanki devlet ödeyecekmiş gibi gösteren bir yorum okumuştum geçenlerde. Bu doğru değil. Doğru olan hükümetin 5 kuruş vermeden mega pojeleri yaptırdığıdır. İşletme alamasında verilen kullanım garantileri kapsamında devlet para ödüyorsa da kira ve vergi gibi kalemlerle o geçici ödemeler kompanse ediliyor. Yatırımın devlete devretilme aşaması ise adeta görmezden geliniyor.

      3) Döviz girdisi için satış yapılmasında bir sakınca görmüyorum. Satılan yerlerin sökülüp alınması söz konusu değildir. Milli güvenlik boyutu ilgili kurumların denetimindedir.

      4) Sizin de parantez içinde belirttiğiniz gibi o anlaşma Lozan’ın Uşi kasabasında imza ediliyor ve 1. Lozan anlaşması olarak anılıyor. Yani Tayyip Bey’in ifadesinde ciddi bir hata yok.

  2. Üzerinde çalışarak yazmış olduğum tespit, cevap ve eleştiri içeren uzunca mesajım yine birilerinin bam teline dokunmuş olmalı ki iki kere reddedildikten sonra bari bir kısmı yayınlansın niyetiyle çaresiz kırpıp kuşa çevirerek gönderdiğim şekliyle bile yayına uygun bulunmamış. Baktım ki editör benim kuşun tüylerini de fazlalık görüp yolmuş öyle koymuş siteye.

    Bernar Bey yeni repertuar beklermiş. Sanki yeni ne söylersek söyleyelim muhalif değilse mecburen yandaş ve Mehter makamında algılanmayacakmış gibi! Kendisi iktidara haklı-haksız çakmak için her türlü fırsatı acımasızca kullanırken, nadiren hakkı teslim eden ama her zaman zengin bir Türkçe ile yazdığı yorumları için kendisinin bu sitede seçkin bir yeri olduğunu itiraf etmeliyim.

    Sayın Hakikat, sitede son bir aydır paylaşılan acayip ekonomik verileri yakından takip ediyorum. Yakından bakınca nasıl aslından farklı tarafa çarpıtıldığını da görüyorum. Mesela hükümetin haklı olarak övündüğü duble yolları karayolu gibi yansıtıp, paylaştığı verilerle Cumhurbaşkanımıza yalancılık iftirası atanların; yap-işlet-devret modelinin fazlarını ayrı ayrı hakkıyla analiz etmekten kaçınarak bu model ile yapılan mega projelerin bütün maliyetini devlet üstleniyormuş gibi gösterme ilüzyonunun; ülkeye en sağlam ve kalıcı döviz girişinin ev, arsa, köprü, şirket satınalma yollu uzun vadeli sabit yatırımlarla sağlandığı gerçeğini “ülke elden gidiyor” gözbağcılığı ile örtmeye çalışanların varlığının farkındayım. Pek çok yoruma şöyle oturaklı bir cevap da döşenmek istiyorum ama editörün detaylı açıklamama izin vermediği sebepten bunu artık yapmıyorum, yapmayacağım. Ekonomik durumuzu Sayın Babacan (kendisine acil şifalar diliyorum) promptersiz röportajında değerlendirirken, ekonominin algısal boyutuna vurgu yapmış, toplumun algısının önemli olduğunu söylemişti. Buradaki yorumcular boşuna o alana çalışmıyor…

  3. Kızıl Elma nedir?

    Tekrar at üzerinde kılıç ile savaşmak mıdır?
    S-400 alıp sonra kullanmamak mıdır?
    Şam’da Emeviye Camisinde Cuma namazı mı kılmaktır?
    4 milyon Suriyeliyi mülteci olarak kabul etmek midir?
    Milletin yarısına illet-zillet deyip bölücülük yapmak mıdır?
    Yeni bir süslüman burjuvazi yaratmak mıdır?
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe mi demektir?
    Ayasofyayı siyasete açmak mıdır?
    Enflasyon rakamları ile oynayıp çalışanları ezmek midir?
    Bütün dünya üzerimize geliyor diye milleti gaza getirmek midir?
    Yunan kazansaydı daha iyiydi diyen meczuba sahip çıkmak mıdır?

    Sorular o kadar çok ki, bu kadarı ile yetinelim. Fakat şu aşikardır:

    Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucu babası Mustafa Kemal Atatürk’e düşmanlık duyanlardan Türk Milletine fayda gelmez.

  4. Necip Bey’e selam gönderip kendi cevap hakkımı kullanayım. Her seçim öncesi Nurdan Hanım’ın kendisi dahil buradaki bütün müzmin muhalifler “bu defa tamam, Tayyip gidiyor, kurtuluyoruz” havasındayken, ben son yerel seçimlerden çok önce yorum yazmayı bıraktığım güne kadar muhalefetin seçmen tarafından sandıkta yine tokatlanacaklarını savunageldim, nitekim hepsinde öyle de oldu. Kayıtları mevcuttur.

    bazı yorumcular arasında kabul görmüş, çokça tekrarlanan bazı saçmalıklara değineyim. Sayın Cumhurbaşkanımızın diplomasını, (promptersiz) hitabet yeteneğini, vizyoner ve sorun çözücü yöneticiliği ile karizmatik liderlik özelliklerini kör gözler bile gördü, kabul etti. Bunlara dil uzatıp kendi çapınızı belli edeceğinize ekonomi, dolar, vs. üzerine çalışın. Belki daha fazla taraftar bulabilirsiniz.

    Hakkın ve hakikatın peşindekilere selam olsun.

    • Hayli uzun zamandan sonra isminizi görünce yerimde kıpırdandım, az buçuk heyecanlandım, Özer Bey. Fakat, yeni albüm yeni melodiler umarken yine “Kör gözler”, “Vizyoner geldi, ruhum şad oldu”, “Hep tokatlayageldim” vd. ile karşılaşınca, ne yalan söyliyeyim, hafiften düş kırıklığına uğradım. Yok mu reperatuarda yeni bir şeyler?

    • Sn Özer, duyarlı bir yorumcu iseniz ve ekonomi k eleştiriler bekliyorsanız siz niçin bula bula nokta kadar değeri olmayan, fakat sayfalar dolusu yorum yazılması gereken,
      Uyduruk iki konuya cevap vermeyi sectiniz?
      Son bir aydır sn fkt, sn bernar ve diğer değerli yorumcular acayip ekonomik bilgiler veriyor! Ve kimsenin aklı ermiyor olmalı ki bir iki trol dışında kimse cevap veremiyor!
      Çünkü bilgi dağarcığı yetmiyor!
      İyi ki sizin gibi eskilerden gelen oluyor da..
      Belki bundan sonra sizin sayenizde halkın satınalma gücü, ülkenin borçlanma durumu, satış-ipotek soruları ve ekonomik durumumuz konularında bilgi sahibi oluruz.
      Yoksa bu yorumculara kalırsa, arsalar, köprüler, değerli kurumlar vs varlık hissesi ile yada dövizli sözleşmeli ahitlerle soyulacağız! Gerçeği bilmek hakkımız değilmi?

  5. Peynir konusunun Kızıl Elma ile bir alakası yok gözükebilir. Fakat bana bir alaka var gibi geliyor.

    2018 verilerine göre dünya peynir ihracat ligi : 1- Almanya 4.5 , 2- Hollanda 4.1 , 3- Fransa 3.7 , 8- İrlanda 1.0 milyar dolar ; 11- İngiltere 900 , 15- İsviçre 644 , 17- Yunanistan 530 , 24- Kıbrıs 239 ve 27- Türkiye 167 milyon dolar.

    Türkiye’nin peynir ihracatı eski Konya kadar olan Hollanda’nın 25 de 1’i kadar. Yerli ve milli elektrikli otomobil, tank, savaş uçağı falan yapıyoruz diyenlere inananlara, peynir üzerinde düşünmelerini tavsiye ederim. Almanya, Hollanda, Fransa gibi ülkelerin sadece peynir ihracatından kazandıkları, bulunduğu söylenen doğalgaz rezervimizin net yıllık getirisinden fazladır. Üstelik peyniri dünya durdukça imal edebilirsin.

    Her ülke kendi milli bilim ve teknolojisi kadar yerli ve milli olabilir. Delikli demirin icat olduğu günden buyana Kızıl Elma da böyledir.

  6. Gençliğimizde tutarsız laf edenlere “madem yüzme bilmiyordun ne diye çıktın kavak ağacına” derdik. Yani söylediği lafın tutarsızlığını, tutarsızlığı aşikar bir soru ile ona ima ederdik.

    Kızıl Elma videoları ne anlatmak istiyor? Sultan Alparslan Malazgirt savaşını kazanmış o halde Tayyip Erdoğan da Sultan Alparslan gibidir! E doğru şimdi bu, dolayısıyla kavak ağacı falan deyip laf sokuşturmaya gerek yok.

    Doğruya doğru, bizde yamuk olmaz. Hatta Sultan Alparslan da Tayyip Erdoğan gibidir!

  7. Sayın Koru’ya ve yorumlarıyla katkı sunan düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan tüm
    yorumcuların kalemine ve yüreğine sağlık. Koru’nun bilgiden bilgelige yolculuğunda bize kattığı değerler için teşekkürler. Yazıları durulaşıp derinleşiyor. Günümüzü yorumlamada önemli bakış açıları sunuyor.
    Koru’nun başlattığı tartışmalar kıymetli yorumcuların bakış açılarıyla daha da farklılaşıp zenginleşiyor. Günümüz olaylarını Enver Paşayı okuyup tahlil ederek değerlendirdiğimizde ayakları yere basmayan milliyetçi mukaddesatçı söylemlerin memleketi sürüklediği yön daha da belirginleşiyor.

  8. Sayın Yazar,
    Yıllardır yazılarınızı takip ederim, yazılarınızda fikri derinlik ve insicam bulunur. Bugün bunu tam olarak bulamadım. Kızıl elma daha çok Türk devlet anlayışının cihangirlik davasını ifade eder.

  9. Kızıl elma üzerine yapılan güzellemelerle elbette bir toprak kazanımını hedefleyen fetihçilik kastedilmiyor. Muhtemelen kastedilen teknolojik alandaki hedefler. Benim asıl aklımı kurcalayan “eksen” tartışmaları oldu. Eksen malum olduğu üzere “mihver” sözcüğü ile eş anlamlı. Mihver=eksen kelimesi en son 2.dünya savaşında zikredilmişti. Almanya, Japonya ve İtalya mihver devletlerin başını çekiyordu. Bir de Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Çekoslovakya gibi küçük paydaşları vardı mihver devletlerin. Şimdi yine aynı kelime gündeme geldi. En son ülkemiz bu mihverlere dahil olmamak için çok büyük siyasi hamleler yaparak kurtabilmişti kendini 2.dünya savaşının yıkımlarından. Mihver kelimesi yeniden gündem oldu. Bu kez başat ülke Türkiye. Bakalım kendine paydaşlar bulabilecek mi? Bu kez mihver devletler mi kazanacak yoksa müttefikler mi? Tarih yeniden tekerrür etmesin. Allah sonumuzu mihverlere benzetmesin

    • başat aktör Türkiye mi?

      geçen gün ‘yarı resmi yayın organı Aydınlık’ sitesi(gerçi bütün havuz medyası yarı resmi) yeni bir S-400 siparişi verildiği haberini verdi doğruysa! eksen söyleminin bununla ilgisi olamaz mı?

      hem Erdoğan Milli Görüşçüdür, eskiden beri Amerikayı şeytan görür. Erdoğanın inşaat merakı adil düzencilerin kooperatif çalışmalarına dayanır.

      ABD Erdoğanı en hassas yerlerinden yakalamış bırakmıyor. fırsatını yakalasa ekseni Rusyaya olmadı Çine dikecek.

      pardon ya konu dağıldı, başat aktör Türkiye mi demiştiniz? hee tamam 3. dünya savaşını hazırlayan başat aktör olabilir.

  10. dün karar gazetesinde bir okur, ömer seyfettinin ittihatçılar tarafından desteklendiğini öğrendiğinde hayal kırıklığına uğradığını yazmıştı.
    – bu yorumu okuduğumda, necip fazılın para ile yazmasını da hatırlayıp, güzel sesi olan insanın sadece güzel sesi olan insan olduğu, başka bir anlama gelmediğine ilişkin düşüncemin doğruluğunu tekrar görmüş oldum.
    – Bir tanıdığımın, tayyip erdoğanın ayasofyanın açılışında kuran okumasını dinleyip “tayyip erdoğan çok iyi adammış, çok güzel kuran okuyor” değerlendirmesini duyduğumda, insanların duygu ve düşüncelerin ne kadar temelsiz ve geçişken olduğunu bir kez daha görmüş oldum
    – Bu duygu ve düşüncelerin temelsiz olma hali ve geçişkenliği, gelişmemiş toplum ve bireylerin ortak özelliği olsa gerek. Çünkü hem daha gelişmiş bireyler hem de toplumlar, ses sanatçısını sadece ses sanatçısı olarak değerlendirirken, gelişmemiş toplumların beğendiği insanlara yüklediği anlamlar çok daha fazla olmaktadır.
    – ya da, günün mana ve önemine uygun cümle kuracak olursam: gelişmemiş toplumlar ayasofyada kuran okuyanın herşeyi doğru yapacağını düşünürken, gelişmiş toplumlar, iyi kuran okuyan birisinin 5 tane maskeyi dağıtamayabileceğini bilirler.
    – Gelişmemiş toplumların ve bireylerin gelişim süreçleri, yaşamda iyi sesi olanın aslında sadece iyi sesi olan olduğunun yaşam pratiği ile öğrenilmesi sürecinden başka birşey değil. Biraz acılı, sancılı bir süreç, hayalkırıklıkları ile, aldatılmışlıklarla dolu bir süreç ama hem bireyler, hem de toplumlar, yaşayarak öğrenmeden, daha farklı yöntemlerle (okumak, başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, araştırmak vb) öğrenmeyi keşfedene kadar sürecek. Bu dönem: aynı zamanda toplumların çocukluktan çıkıp büyümeye başladığı dönemdir.
    – Bu dönem, aynı zamanda, insanların duygu, inanç ve düşüncelerinin bolca istismar edildiği dönemlerdir de ki işte bu istismarlar, toplumların yoğunluğu ve yaygınlığı, o toplumun gelişiminin hızında da etkilidir.
    – Mesela ayasofya meselesi, ak parti tarafından kullanılmadan önce, ayasofyanın açılmasındaki taraftar sayısından katbekat fazla destekçi sahibi iken, ak partinin ayasofya olayını kullanması, ayasofyanın cami yapılmasına desteği önemli ölçüde azalttı.
    – Dinin, toplumdaki karşılığının azalması da aslında aynı sürecin bir başka versiyonudur.
    – Rönesans ile ilgili olarak wikipedia’ya baktığımda, rönesansın nedenleri arasında, endülüs emevilerinin taşıdığı kültür, pusulanın keşfi, arapça çeviriler, haçlı seferleri sayesinde farklı kültürlerin keşfedilmesi, matbaanın keşfinin yanında bir tane daha neden belirtiliyor. Bu nedeni, wikipedia’dan olduğu gibi aktarıyorum:
    – 1374-1351 yılları arsında Avrupa’yı saran vebada papa 9. gregorius’un kaleme aldığı papalık mektubunda satan ayinlerindeki şeytanın kedi kılığına girdiği ve bunun için kediler yakılması gerektiğini söylemiştir.Bunun sonucunda veba Avrupayı kırıp geçirmiş sadece evlerinde kedi besleyen ve papanın adlığı kararı dinlemeyen aileler(mediciler gibi) kurtulabilmişitir.Bu durum da Avrupa da papanın kararlarının sorgulanmasına ve özgür düşünce ortamının doğmasını sağlamıştır.
    – Yukakda, wikipedia’dan aktardığım parağraf, toplumların yaşam pratiği ile nasıl büyüdüğünü, geliştiğini gösteren ilginç bir parafrağ.
    – Ak parti, bu ülkenin en az 60 yılını yedi. her anlamda söylüyorum bunu. sadece ekonomik olarak değil. ekonomik olarak geçmiş birikimleri + iktidar oldukları dönemde toplanan vergiler vb. + gelecek kuşaklara bıraktıkları hazine garantili sözleşmelerle 60 yılı garanti ama esas daha da önemlisi, eğitim, kültür, toplumsal yaşam, sanat, uluslararası ilişkiler, özgürlükler vb. anlamında da en az 60 yılını yedi.
    – Ancak ak parti, bu ülkeye hiçkimsenin yapmadığı bir hizmeti yaptı. Dini kullanarak, dinin artık kullanılamaz hale gelmesini sağladı. milliyetçiliği kullanarak milliyetçiliğin artık kullanılamaz hale gelmesini sağlıyor. ayasofyayı kullanarak ayasofyayı kullanımdan kaldırdı.
    – ve şimdi de kızılelma! kızılelma dendiğinde, nerdeyse her türk için kutsal olan bir başka boş, anlamsız simgeyi daha yeryüzüne indirip, değersizliğini, yanlışlığını bu insanlara acı çektirerek öğretiyor.

  11. Ben o video’yu izleyince! Bahçeli’nın 15 Temmuzdan sonra saate 100 km hızla giden, kullandığı arabasını ani bir firenele ters yöne çevirip şöför koltuğun’u erdoğana teslim etmiş olduğunu ve teslim ederkende taraftarlarına “biz bunun doğru yolalda olmadığını halka anlatabilmek için barış getirecek çeşitli yollar denedik, CHP ve diğer muhalefet ile birlikte hareket etmek’de dahil çareler aradık; fakat bu bizim içimize dahi fesat sokup bizi ve ülkeyi bõlmek için her yola baş vurdu ve vuriyorda millet bir türlu bunlardan anlamadı.. şimdi millette erdoğan tarafından nasıl kandırıldığını kendisi’nin gerçek yüzünü göstererek anlamalarını sağlamak içi erdoğanın keni kendini bitirtirmekten başka çaremiz yok…”
    Diyerek başladığı yolda nasıl başarılı olduğuna şahit olduk….

    Sizler zannediyormusunuz MHP içindeki “ırkçı kesimin dışında” Mansur Yavaş gibi gerçek “ÜLKE’CILER” yani ülkesini Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu,, Yahudisi, Alevisi Sünnüsü ve diğer entnik guruplar ile bir bütün olarak sevenler Erdoğana biat ettiler veya edecekler’ine inaniyormusunuz? Biyat edeceklerini zannedenlere ,en güzel cevap
    ikız elma videosu…
    Mim, kardeşimizin dediği gibi
    Bahçli hem onu TAKELİ Bozkurt yaptırdı ve bizdeki o meşhur tükürdüğünü yalatma lafi misali her istediklerinin büyük çoğunluğunu başardi vede
    MHP içerisindeki irkçilara’da erdoğani sevdirmiş oldu.

    Bahçeli’nın çıktığı yolda başarılı olduğna bizlerde şahit olduk.
    Bir insanda makam mevki hırsı olmayınca bu õzelikleri taşiyanlara her istediğini yaptırmanın “non fiction” filimini izliyoruz.
    Sonumuz hayır olur InşAllah.

    Not: HDP Yarın Erdoğana destek verse; Erdoğan HDP’ninde her dediğini yapar…tıpkı perinçkin emirlerine itaat ettiği gibi onlarada itaat eder..

    Peki Bahçeli olmasaidi halk Erdoğanın gerçek yüzünü bu kadar net ve açık görebilirmiydi? Veya õğrene bilirmıdı?

    • Bu konuyla ilgili biri iyimser diğeri kötümser iki senaryo var. Sizin yazdığınız iyimser senaryo oluyor. Kötümser senaryo ise gördüklerimiz ve işittiklerimizin gerçek olduğu durumdur. Fakat kötümser senaryo gerçek olsa bile işin sonucu iyimser senaryoya uygun olarak bitecektir. Zira ; yanıcı madde+oksijen+ateş varsa yangın çıkar, bunu kimse önleyemez. Başka bir deyişle küme düşecek takım bellidir, şampiyon olacak takım ise son anda belli olacaktır.

  12. KIZIL ELMA NEDİR?
    Sözlükteki anlamı: 1. tarih terimi Osmanlılarca, Hıristiyan dünyasının merkezi olan Roma’daki kilisenin kızıl bakırdan kubbesi anıştırılarak, ulaşılacak, ele geçirilecek en uzak ve en son coğrafi uç, nokta anlamında Roma ve Viyana kentlerine verilen simgesel ad.
    2. yeryüzündeki Türklerin birleşip kuracakları, nerede olduğu bilinmeyen ülküsel bir ülke.
    “Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyver. Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, Eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri ifade etmekte.Kaynak:Yuenişafak Gazatesi.
    Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hakimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir.
    Kaynak:Hürriyert Gazatesi.
    Türk milliyetçiliğinin ve Türk yayılmacılığının önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hakimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir.
    Türk devlet geleneğinin bir özelliği olarak mevcut Türk devletinin dünyadaki diğer devlet ve milletleri hakimiyeti altına alarak yönetmesi fikridir. Sözlü edebiyattan sonra ilk defa Oğuzname ile yazılı kaynaklara geçmiştir. Oğuz Destanı ve Göktürk Kitabeleri’nde de değinilen Kut geleneği gereği Türk Kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın Kağanı olduğuna inanılır ve fetihler bu esasa uygun olarak yapılırdı. Tanrı’nın cihan hakimiyetini Türklere emanet ettiğine inanırlardı. Hun, Göktürk ve Selçuk devlet geleneğinde çok etkin bir motif olarak görülür. Oğuzhan’a göre gök devletin çadırı güneş ise bayrağıdır. Bu fikir, Türklerin yalnızca devlet idare etme düşüncelerini değil, Türk dininin çok eski prensiplerini de içinde bulunduruyordu.
    Trablusgarp ve Balkan Savaşları’ndan itibaren Kızıl Elma sembolizmini İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde örgütlenen Türk milliyetçileri sahiplenmiştir.[3] Cemiyetin ideoloğu Ziya Gökalp’in Kızıl Elma adlı manzum eseri, 1914 yılında çıkan ilk şiir kitabına adını verdi. Gökalp için Kızıl Elma mekana bağlı olmayan bir idealin adı idi ancak dönemin başka yazarları için Kızıl Elma Turan coğrafyası ile özdeşleşmiştir.[3]
    Cumhuriyet tarihi boyunca, Türkçü çevreler Kızıl Elma imgesini canlandırmak için çalışmalar yaptı. Geçmişte Sarı Saltuk’un kahramanlıklarını içeren Saltukname’den Evliya Çelebi’ye kadar, pek çok eserde konu edilmiş olan “Kızıl elma” motifi Türk Edebiyatında Aka Gündüz, Ömer Seyfettin, Nihal Atsız, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Dilaver Cebeci, Ragıp Şevki Yeşim, Mim Kemal Öke, Halil Delice gibi şair ve yazarların elinde yeni anlamlar kazanmaya devam etmiştir..[4] Klaynak:vikipedi.
    Sonu:Kızıl Elma ,Türk Kültüründe yayılmacılık,savaş,talan,gasp,kan,gözyaşı;kısacası barbarlık hedefleridir.Kızıl Elma söylemleri ortaya sürüldüğünde, yeni saldırılar gündemdedir.

  13. Allah bunlara akıl fikir ihsan eylesin, doğru yoldan ayırmasın ! Bizim elimizden başka ne gelir ki ! Ve Yüce Rabbim bizim de sonumuzu hayrelesin ! Selam ve saygılarımla

  14. Kızıl Elma dizisinden, videosundan falan haberim yoktu, F.K’nun yazısı ile öğrenmiş oldum. Demek ki sözde derin devlet T.Erdoğan’ı takkeli bozkurt yaptıktan sonra eline kızıl elma verip Turancı da yapmış. 🙂

    Ya Erdoğan ve Bahçeli’de renk körlüğü var

    Erdoğan kırmızıyı yeşil, Bahçeli yeşili kırmızı görüyor

    Ya da her ikisi de takiyye yapıyor

    Erdoğan iktidardan düşmemek için takiyye yapıyor

    Yakın geçmişine baktığında Bahçeli takiyyeci zaten

    İki takiyyeci el ele vermiş saf vatandaşı çağırıyorlar

    Gelin size elma şekeri (Kızıl Elma) vereceğiz

    Hafife almamak lazım bunu, bir şeyin hazırlığı olabilir !

  15. Kızıl Elma videosunu izledim, bir yerde RTE “Ya Allaaah Bismillah” diyor. Aynısını yandaş AVM açılışlarında kurdeleyi keserken de söylüyordu.

    Muhafazakar jargonla “Tesadüf yoktur tevafuk vardır” diyebiliriz.

  16. TEBRİK EDERİM OLAN BİTENİ HARUKULADE ANLATTINIZ BEN ANLADIMDA ARKASINDAN GİDENLERE NASIL ANLATACAĞİZ SEN NEREYE GÖTÜRÜRSEN ORASIDIR ÖRNEĞİNE BAYILDIM KUTLARIM.

  17. “Düşün peşime, sizleri kızl elmaya götüreceğim” iddiası, aklı başında pek çok insan açısından bir mezupluk ya da salaklık hali olmasına rağmen, böyle bir iddiayı dillendirmek, bunu bir çağrı olarak ortaya koymak, insanları o iddia etrafında toplamak, o iddiaya bir lider, reis, komutan atamak (ve sonra ona tapınmak), o iddiayı daha heyecan verici kılmak için şarkılar marşlar besteleyip gaza getirici videolar peydahlamak vs. meşru bir haktır.

    Bu meşru hakkın kullanılmasında hiçbir sakınca yok.

    “Biz hayattan ders almayı değil, hayatı akılsızca ve körleşerek yaşamayı seviyoruz ve tercihimizi salaklıktan yana kullanıyoruz” diyebilirsiniz. Böylece, gidip adı şu ya da bu olan bir sosyalist örgüte katılabilir, işten ya da okuldan çıktıktan sonra, metro istasyonları girişlerinde o örgütün sosyalist dergisini satıp insanları kendi kızıl elma ülkünüzü paylaşmaya davet edebilirsiniz. (Benim bir zamanlar yaptığım gibi!)

    Söylemeye gerek yok ki, ülkenin şeri kanunlar ve ilkeler doğrultusunda yönetilmesi, dünyada yaşayan tüm Türklerin ve Türkümsü ırkların bir araya gelecekleri bir Türk imparatorluğu ülküsü gibi kızıl elmalar da var, var oldular, var olmayı sürdürecekler.

    Bu kızıl elma ülkülerinin hiçbirisinde hiçibir sakınca yok.

    Entelektüel dünyamıza dişe dokunur bir renk getirmeseler de, hiç değilse eğlence dünyamıza karınca kararınca bir renk katarlar. Şu sırlar uzun kır saçları, beyaz entarisi üstüne giydiği altın sarısı şalı ile kendi dingin ve mütevazi çiftlik arazisinde İsa Mesih olduğunu söyleyerek beş müridi ile dolaşan Hasan Mezarcı’dan hangimize zarar gelir?

    Ya da, ciddiye alarak dönüp laf sokuşturma yanlış ve gafletine düşmediğiniz sürece, şehrinizin yüzbinlerce dairesinden altına “Atatürkçü Düşünce Derneği” tabelası iliştirilmiş bir tanesinde, emekli bir kaç amca ve teyzemizin buluşup birlikte çay demlemeleri “Cumhuriyet elden gidiyor” diye yazıklanıp “Ama yılmayacağız” gazında müşterekleşip eve iyi bir ru hali ile yollanmalarında ne mahsur var?

    Sorun şu: Eğer isminde ADALET ve KALKINMA sözcükleri geçen bir siyasal parti kurup ülke yönetimine talip olmuş iseniz, insanlara adalet, kalkınma, Yolsuzlukla, Yoklukla, Yasaklarla mücadele sözü vermiş iseniz, ve insanlar bu vaadlerinize inanıp sizi ülkenin yönetimine getirmişlerse, ve siz iktidarınızın bir aşamasında bütün bunlara sırtınızı dönmüş, adaletsizliğin, yolsuzluğun, yasakların, kibir ve lumpenliğin bizatihi kendisi olup çıkmış iseniz, işler b.a sardığında, “Boşverin böyle ebelek gübelek konuları. Kızıl elmaya doğru seferle emrolunduk” diyerek su koyamazsınız.

    “Su da koyarım, şerbet de koyarım. Keyfim ve çıkarım öyle gerektiriyorsa Kola Fanta da koyarım. Kavuk da bende, mühür de bende.” diyebilrsiniz.

    Ama, bu, kaçınılmaz olarak sorun yaratır. Bir tüccar olarak müşterinizle bir mukavele imzalamış, 400 kilo portakal için parasını alıp cebinize koymuşsanız, müşteriniz telefon açıp, “Portakal parası aldın, bana kabak çekirdeği gönderdin, ne iş?” diye sorduğunda, “Öyle icap etti. . .” diyerek kestirip atamazsınız. Bu, doğru da olmaz, ahlaki de olmaz.

    Ne var ki, bu dünya, doğruların, ahlakın, sağduyunun, rasyonelliğin etrafında dönen bir dünya değil. Salaklık, ahlaksızlık, ham düşlere kapılıp gitmek gibi şeyler de hayatın birer parçası. Kaçınılmaz olarak, dünyadaki 8 milyar müşterinin hepsinin ahlaklı, akıllı ve sağduyulu olmasını bekleyemeyiz.

    Kimi müşteriler, “Portakal yerine kabak çekirdeği gönderdi, ve bunu “Çünkü öyle icab etti” diyerek açıkladı. Tanımadığım tüccar değil, bir bildiği olmalı” diye düşünecektir. Hayli kurnaz olan diğer bazıları, “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diye düşünecek, hem çıkarlarına bir zarar gelmesin diye, hem daha çok çıkarın kokusunu aldıkları için, salağa yatacaktır.

    Zaten öyle yapıyor, böyle düşünüyorlar.

    Vatan hainliği zor zanaat değil.

    15 Temmuz kalkışması hadisesinden burnunuza kötü kokular geliyorsa, örneğin, ve o kokuya aldırmazlık göstermiyorsanız, hainsiniz.

    “Dur bakalım, bu defa balon değil ciddiye alınır bir şey çıkacak mı altından” deyip şu gaz keşfine emrolunduğu kadar sevinmezseniz de hainsiniz.

    “Yahu boş ver sen nereye nasıl gideceğini! Bin, bul koltuk numaranı, otur yerine. Toprak olur taş olurum. Yolunda yoldaş olurum. İstersen gardaş olurum. Merak etme sen.” diyerek caz yapan Kızıl Elma otobüs şirketi çığırtkanlarından kaçış yok.

    Daha şöyle 8-10 ay kadar daha, hainliğe devam edecek görünüyoruz.

    • siz Hasan Mezarcı örneğini çok kullanıyorsunuz.

      ben pek tanıma imkünım olmadı kendisini ama bildiğim kadarıyla aklı başında bir siyasetçiydi, nasıl bu hale geldi?

      • Sayın Mezarcı’yı ben de tanımam. Siyaset dünyasında doğru bildiğini lafını esirgemeden söyleme cesareti gösterebilen, tutkulu, saygı duyulmayı hak eden insanlardan biriydi.

        “Nasıl bu hale geldi?” sorunuz, hayli olumsuz bir imayı içeriyor.

        Ben böyle bakmıyorum.

        Bireysel, gurupsal, toplumsal düzeylerde, nihai olarak pek çoğumuz kendi kültürel-siyasal kızıl elma’mızın şehvetine kapılıp gidiyoruz (ya da vakti zamanında düştük bu tür yanlışlara).

        Er ya da geç, hayat, bizi düş kırıklığına uğratıp hem had bildiriyor, hem de ayaklarımızı gerçeklere basmaya zorlayan bir bakış açısına sahip olmaya zorluyor.

        Had bildiren dersler aldığımızda, o derslere verdiğimiz tepkiler kimi zaman dramatik -sayın Mezarcı örneğinde olduğu gibi. Bizlerde yol açtığı değişim her ne olursa olsun, anlaşılmaya çalışılmasını ve saygı duyulmayı hak ediyor.

        Çünkü, anlaşılmaz ve saygı hak etmez olan, had bilmeyip ders almamakta inat etmek. Salaklıkta ısrarcı olmanın saygı hak eden bir tutum olmadığı ortada.

        Toplumların da, neresi olduğunu bilmediği, nasıl gideceğine ilişkin bir fikre sahip olmadığı bir kızıl elmanın şehvetine kapılıp tanrılaştırdığı bir ölümlünün peşine takılıp belalara doğru yol aldığı zamanlar vardır.

        Bir kızıl elma düşünün peşine düşmüş bir bireyi ya da iri kalabalıkta bir toplumsal kümeyi sözle, her biri boş çıkmış vaadleri hatırlatarak, eski zamanların sonu hüsranla bitmiş deneyimlerinden örnekler vererek vs. yolundan döndüremezsiniz.

        Kızıl elma anlatısının ve ona eşlik eden gaza getirici marşların, şiirlerin, türlü çeşitli duygu yüklü ritüellerin sahteliğini, kızıl elma çağrısında bulunanların sahtekarlığını ya da kurnazlığını, akla ve gerçekliğe dayalı güçlü argümanlarla görülür ve anlaşılır kılamazsınız.

        İnanç, lider denilen ölümlüye inanmışlık ve tapınmışlık hali, her zaman akıldan ve sağduyudan üstündür.

        İnanç, yoluna çıkardığınız her uyarı levhasını Giresun ilçelerini yerle bir eden taşkın bir sel gibi devirir gider.

        Kızıl elma’ların nihai yazgısı ve biricik ilacı, bela’dır.

        Sarsıcı, uyandırıcı bir bela.

        İsmail Sezgin, son videosunda, 1,5 saate yakın bir süre, Birikim Dergisi’nde yayımlanan bir dizi makaleden yola çıkarak, takipçileri ile “İslamcı Zihinsel Tıkanmanın Kültürel Kökenleri” başlığı altında, bu sorunun izini sürmeye çalıştı. Söz konusu tıkanmışlığın beslenme kaynaklarından birisinin sohbetçi-sözlü kültür, bir diğerinin gerontokratik (yaşlıların hükümranlığı, yaşlıların hiyerarşik üstünlüğü ve kontrolü) zihniyet olduğu tespitlerini olumladı ve bu ikisinin Gülen Cemaati’nde kendisini nasıl dışa vurduğunu değerlendirdi.

        Bela başa gelmemiş olsaydı, ne sayın Sezgin Birikim Dergisi’ndeki bu makalelerden haberdar olur, ne de bunlar üzerine kafa yormaya değer bulurdu.

        Erdoğan, toplumsal yaşamın her alanında sözünü tüketti.

        Halka söyleyecek sözü kalmadı.

        Doğrudan sorumlusu olduğu ekonomik iflasın sonuçlarının derinleşerek devam edeceğini biliyor. İşsizliğin, geçim sorununun, gündelik hayatın içinde başını kaldırmaya başlayan şiddet ve suç vakıalarının, ahlaki çürüme ve yolsuzlukların öünün alınamayacağını görüyor. Pandeminin kontrolden çıktığını da.

        15 Temmuz’u tüketti.

        Beka’yı tüketti.

        2015’de olanın aksine, PKK terörünü imdada çağırmak iş görmeyeceği gibi, toplumda “İyi yönetilmiyoruz. Pandemide de, ekonomide de Reis meselelere hakimiyetini yitirmiş görünüyor sanki” duygusunu artırır. Halkımız, düşünce ve bilgi düzeyinde değil, ama, duygu, his düzeyinde, beceriksiz yöneticilerin baltayı taşa vurdukları her seferinde Kandili yardıma çaığırdığının farkında. (Kasım 2015^de bu farkındalık vücut bulmadı. Denenmesi halinde, 2020 ya da 2021’de farkındalık vücut bulur ve ters teper.)

        Elde, bizleri inandırmaya çalışacağı müjdelerden, ne zaman nasıl olacağını kendisi dahil kimsenin bilmediği bir “güzel gelecek” tasavvurundan ve lumpence bir hamasetten, kızıl elma anlatılarından başka bir numarası kalmadı.

        İçeride hal bu iken, kızıl elma diye satacağı hikayenin sınırlarımız ötesine taşması kaçınılmaz bir zorunluluk gibi.

        Bela ile tanışma, gerçekle yüzleşme sırası Reisçilikte.

        Sonrasında, hep birlikte, akla yakın, gerçekçi, hamsetetten uzak olanda buluşacak, belalardan aldığımız derslerle hep birlikte yürüyüp gideceğiz.

        Halkımızın hatırı sayılır bir bölümü, adalet, hakkaniyet, düşünce özgürlüğü, iyi ya da iyiye yakın bir yaşam standardı değil, Avrupa’ya Türklerin ayak seslerini duyurmak istiyor.

        Futbol takımlarının ayak sesleri Avrupa kupalarında ne kadar çıkıyorsa, o kadar çıkacak o ses.

        Belayı hep birlikte bulup yaşayacak, tokatı yiyip yerimize oturacağız.

        Bir kısmımızın diğerlerine dönüp, “O kadar söyledik, dinlemediniz.” deme ve sitem etme hakkı olacak.

        Bu ne kadar avutucu olur, orasını bilemem.

        Amma ve lakin, bela arıyoruz, bulacağız da.

        Aklın yerine inancı ve hamasi, duygu yüklü ritüelleri geçirmiş olanlara laf anlatılamaycağını ben kendi kişisel hikayemden biliyorum.

        Bela, düşkırıklığı ve aklımızı başımza devşirme kaçınılmaz.

        Kaçınılmaz olanı yaşayacağız.

      • Hasan Mezarcı imam hatip lisesi ve ilahiyat fakültesi mezunu. Atatürk’e hakaret, küfür ve laikliğe aykırı konuşmaları nedeniyle Refah Partisi’nden ihraç edilmiş. Daha sonra yargılanıp 1 yıl ceza almış ve 3 ay yattıktan sonra tahliye edilmiş. Cezaevinde iken Allah tarafından kendisine Mesih İsa olduğunun bildirildiğini söylemiş. Sonrası malum. 2012’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Fener Rum Patriği I. Bartholomeos’a ve Başbakan R.Tayyip Erdoğan’a mektuplar göndererek kendisine inanmaları için tebliğde bulunmuş.

    • Enver tespiti doğru ittihatçı güruhun en hayalperesti elbette enverdi. Halbuki babası ona enver adını koyarken çok parlak, çok nurlu bir geleceği olsun ümidi ile ismi ile müsemma bir evlat umudu ile o ismi vermişti. Neticesi Osmanlı’nın felaketini getiren bir paramiliter ütopyanın yani kızıl elmanın devlet içine yerleşik ittihatçı müptezeller aracılığı ile ülkenin işgali, istilası, suikastlar ve kan, göz yaşı üzerine kurulmuş bir Osmanlı yıkımına şehadet eden bir nesil oldu. Osmanlı’nın değerli aklı Abdülhamid Han rahmetli olup, üslup ve denge politikası ile kayıp aklı selimi temsil ederken, Enver bugünkü kızıl elmacı fikriyata daha uygun bir emsaldir.

    • Enver Paşa’nın hayatındaki hata, üstün görünenin içindeki zaafı görüp tenkitçi gözle arayıp bulamamasıdır. Bütün münakaşalara rağmen Türkçülük ile İslamcılık arasında gidip gelen bir milliyetçi düşünceye sahip olduğu anlaşılıyor. (İlber Ortaylı)

  18. Şu an bizdekı gidişat! Saddam’ın Irakına benziyor
    İrana saldırdi Kuveyite saldırdı, Rus silahları ile Müslüman kani akitti.

    Saddamın eski bakanlarından birisi eşimin akrabasıidi saddamla çocuklukları ayni mahallede geçmış.
    Ortaokula kadarda beraber okumuşlar.
    Daha sonra eşimin akrabası yüksek tahsilini ve doktorasını Türkiyede yapmiş. Saddamı Õvey babası ortaokuldan sonra okula gõndermemış.

    Fakat Saddam genaral olarak A Elbekir õlünce yerine geçti ve
    Türkiyede evlenip kalan eşimin akrabası, olan arkadaşını çağırıp bakan yaptı.
    Arkadaşı Saddamı ve diğerlerinin nasıl general olduklarını şöyle anlatiyordu.
    Saddam askeriyeye bir liste gõnderiyormuş 6 ay sonra onlar teymen ise yûzbaşı albay ise Genaraliğe yükseltiyormuşlar.
    Saddamın diğer bir õzelliğide,bizdeki 15 Temmuza benzer gibi her sene bana darbe yapmaya kalkıştılar diye isdemediklerini toplu halde iğdam ediyordu.

    Bizim akraba, bu olaylara şahit olunca, õnce ailesini Türkiyeye gõnderdi arkadan kendisi gezmeye gideceğim diyerek gelidi ve birdahada dõnmedi.

    Saddam kûçükken tavuklarį tutar kafalarını koparırmış; tam bir canavar gibiyimiş õvey babası ona çok çektirmiş.
    Oda õve babasının õçünü halkından aldı.
    13 sene Rusyadan hergün 2 katar dolusu silah alaiyordu.Katarlar her gün ayni saate bizim köyün karşsindan geçyordu, o zaman rahmetli babam eşme “saddam bõlgeyi ceheneme çevirecek” derdi.

    Nitekim aynen dediği gibi oldu.
    Õnce iran sonra İranla savaştığı sürece kendisine yardım eden Kuveyite saldırdı.

    Ben Irakliları saddamdan kortukları için hep eleştırırdım… şimdi biz onlardan beter olduk.

    2011 den sonra bizim Türkiye saddamlaştı, ve iraktan kaçanlar Irak ile Tûrkiye sınırındaki sudan geçerken boğuliyordular, bizimkilerde yunanistana geçerken boğuliyorlar.
    Saddam Rus silahlari ile Müslüman kani dõküyordu.
    Bizde Rus silahlari ile Libyada, Süriyede, Irakta başta kendi evlatlarımızı gene rus silahları ile şehit ettiroyoruz. Zaten bize gõre õbürleri Müslüman değil terõrist oliyor.

    Herhalde Allah vergisi, ben şiir pek sevmem helki insan kani dõken savaşları õven şiirler bana çok garip geliyor.

    Elden ne gelır! bizim millet savaş seven bir millet. Yemiyoruz içmiyoruz canımzdan kiymetli evlatlarımızı karınları bir türlü doymiyanlara kurban veriyoruz.

    • Şiir gibi yorum yazmışsınız Sn. Nur hn .
      Bizde nasihatler misaller hikayeler destanlar önemlidir.
      Hele ki birde canlı şahit olduğu olaylar insanların aklına kazınır, sonraki nesillere aktarılır, aktarılmalıdır. Ki,
      Aynı hatalar, yanlışlar olumsuzluklar acılar bir daha yaşanmasın!
      Belki de bu anlattıkları nızı gördüğümüz için olsa gerek,
      Vatanımızın, topraklar ve denizlerimizin hatta hava sahamızın kıymetini daha iyi anlıyoruz.
      Vatanından olmuş, evi, bağı, bahçesi, işi, aşı elinden alınmış,
      Birde üstüne kovulduğu topraklarından kaçayım, canımı kurtarayım derken suda boğulmuş insanları tarih nasıl yazacak acaba?
      Allah bu tür belalardan bizi korusun,
      devletimizin ülkemizin bu topraklarda yaşayan tüm insanlarımızın,
      bu ülke ve insanlarımız için dünyanın dörtbiryanında akıl yoran, caba sarfeden, cahillik ve cambazlıklarla mücadele eden kardeşlerimizin yardımcısı olsun.

      • Amin! Dua’larımız Dünyada’ki zalimler tarafın’dan ezilenlerle birlikte zalimlerle boyun eğmeyen 101 imzali ak saçlilar ve Kalemleri, ile MÜCADELE edenlerlede beraber olsun InşAllah.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız