Ortak olmayı çok arzu ettiğim bayram coşkuları

44
Reklam

Ahmet Taşgetiren bugünkü Karar’da Ramazan’ı gündüzü ve gecesiyle ibadet coşkusu içerisinde yaşayanların hislerine kendi şahsından hareketle tanıklık etmekte. Ramazan boyunca teravih namazlarını farklı camilerde, bayram namazını ise yaşadığı mahallenin camisinde kılmış, hepsinden coşkulu hislerle ayrılmış.

Karar yazarının anlattıkları bana Yahya Kemal’in ‘‘Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede / Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de’’ mısralarıyla başlayan ‘Süleymaniye’de bayram sabahı’ şiirini ve şairin kendi deyimiyle ‘frenk hayatının gecesi’ ardından hiç uyumadan gittiği Büyükada’daki camide yaşadığı derin ruh uyanışını anlattığı ‘Ezansız semtler’ başlıklı yazısını hatırlattı.

Şair camiden ‘‘O sabah gönlüm her zamandan fazla açıktı’’ hissiyle ayrıldığını özellikle belirtir.   

Biraz da o düşünceyle okuduğum için olmalı, Ahmet Taşgetiren’in yazısı beni sevindirdi, mutlu etti.

Mutlu etti çünkü, benim dün sabah katıldığım bayram namazı ile ilgili kişisel gözlemim ve ardından bayramlaşma sırasında dinlediklerimin bende uyandırdığı hisler biraz değişik.

Genellikle bayramları ailece İzmir’de geçiririz. Çoluk-çocuk mümkün olduğunca yaşadığımız yerleri birkaç günlüğüne olsun terk eder, aile bağlarımızı bütünüyle koparmamak için bayramda İzmir’de buluşuruz.

Bayram namazını da biz erkekler kaldığımız yere en yakın camide kılarız.

Gene öyle yaptık.

Reklam

[Uzun sayılabilecek süreler kaldığım Batılı ülkelerde, bayram namazlarına erkekler kadar kadınlar da ilgi gösterir, o güne özel ayrılan ibadet mahallerine gelir, namaza da kendilerine ayrılan yerde katılırlardı. Namaz sonrası, oralarda, kadınlı-erkekli mutluluğun birlikte yaşandığı etkinliklere sahne olur. Bizde ise -bu arada yaşadığım ve bildiğim müslüman ülkelerde de- bayram namazları yalnızca erkeklere ait. Neden, bilen var mı?

İzmir’deyiz ve bayramda namaz için her zamanki mescide gittik.

Çok değil birkaç yıl öncesine kadar, namaz vaktine az kala gittiğimizde, mescid tıka basa dolu olur, kalabalıktan içeriye giremez, evlerden getirdiğimiz seccadeleri dışarıda bulduğumuz yere serer, ancak öyle namaz kılabilirdik.

Her yaştan cami cemaatıyla…

Gençlerin çokluğu hep dikkatimi çekerdi.

Dün aynı mescide namaza 20 dakika kala gittiğimizde içeride en fazla 25 kişi vardı. Cemaat vaizin vaazının bitimi ve namazın başlangıcına doğru çoğaldı. Namaza durulduğunda, özellikle dikkat ettim, mescidin yarıdan fazlası boş kalmıştı.

Gençler ise yok denecek kadar azdı.

Herhalde bu sebeple olacak, kendisi de bayağı genç olan vaiz, kürsüden cemaate, dinimize göre ‘Z kuşağı’ diye bir şey olamayacağını anlatıyordu.

Reklam

Üzüldüm.

Akşam üzeri dostlarla her zamanki bayramlaşma buluşmamızda üzüntümü ve hüznümü daha da artıracak şeyler dinledim.

Bir araya geldiğimizde, biraz da benim ‘‘Bu bayram günü şerefine sohbetimizi politika dışı konularla sınırlı tutalım’’ uyarımla, kişisel gözlemlerin ağırlık taşıdığı ayrıntılara dalındı. O sayede bilebilecek durumda olan bir dostun ‘Z kuşağı’ da denilen günümüz gençleriyle ilgili kişisel gözlemlerini dinleyebildik.

Ayrıntıya girmeyeceğim. Dinlediklerimin dini konularda hassas insanları rahatsız edecek gözlemler olduğunu söylemekle yetineceğim. Dostumun anlattıklarını onunla benzer konumda bulunan bir başka dost da onayladı. 

Sonunda içimizden biri, ‘‘Nasıl oldu da böyle bir noktaya gelindi?’’ sorusunu sordu da kendimize gelebildik.

Soruya cevap teşkil etmek üzere ağızlardan çıkan gerekçelerin tamamen politika ağırlıklı olduğunu görünce, en başta koyduğum konu sınırlamasını yeniden hatırlatmak zorunda kaldım.

Benim Ahmet Taşgetiren’in yazısına hakim olan coşkuyla pek uyuşmayan düne ve günümüze ait gözlemim, umarım, ülke genelini yansıtmıyordur. 

Zaten o sebeple de, yazımı buraya kadar okuma zahmetine katılanlara, gönüllerini ferah tutmalarını sağlamak amacıyla, kendisinin ‘Ortak coşkularımız’ başlıklı yazısının giriş bölümünü sunmak istiyorum.

Okuyalım:

‘‘Bayram namazını evimizin yakınındaki camide kıldık. Namazdan önce hocaefendi vaaz verdi. Ramazan’da kazanılan iyiliklerin – güzelliklerin Ramazan sonrasında da devam ettirilmesi uyarısında bulundu.

Namazdan sonra Hoca bayram hutbesi için minbere çıkıncaya kadar tüm cemaat tekbir getirdi. Itri’nin bestelediği o tekbir muhteşemdir. ‘Allahüekber Allahüekber. Lâilâhe illallahü vallahü ekber. Allahüekber ve lillahilhamd.’ Çocuklar bile katılır o tekbire, yürekten. Gençler katılıyor. Yani biliyorlar. Tüm cemaat, ahenk içinde tekbiri tekrarladık. Hutbede hoca, Alvarlı Efe Hazretlerinin “Bayram o bayram ola” dizelerinden yola çıkarak bayramın getirmesini dilediği iyilikleri hatırlattı. Küskünlerin barışması, anne-babaların hukukuna riayet, ebediyete gönderilenlere vefa gibi Müslüman bir toplumun erdemlerine işaret etti.

Vaazlarda, hutbelerde genelde kaybedilenler, yeniden arananlar dillendirilir. Ben ona ‘İslam’ın güzellikleri ile oluşan açı farkları’ diyorum. Bu açı farklarının giderilmesi ve her daim İslam’ın getirdiği erdemlerle yaşamak gittikçe daha çok hassasiyet gösterilmesi gereken bir mesele haline geliyor.

Ramazan’da bizim ülkemizde bir ‘Teravih coşkusu’ yaşandığı bilinir. Anneler, babalar, çocuklar, iftardan sonra yakın – uzak camilere teravih yolculuğuna çıkarlar. Bu da bizim ülkemizin – insanımızın oluşturduğu Ramazan medeniyetinin güzel görüntülerindendir.

Ramazan’ı işlemişiz gergef gergef. Toplum olmak, millet olmak böyle bir şey. Bunlar sert olmayan, keskin olmayan mesajlarıyla yürekleri dokuyan ve bizi bir arada tutan manevi harçlarımız. Keskinleşmeler, İslam’ın bu manevi iklimini dağıtıyor ve toplumu ayrıştırıyor.

Pandeminin etkisi olmuş mudur, muhtemelen, bu süreçte cami – insan ilişkilerinde de inkıtalar gerçekleşti. Camilerde teravih namazlarında da bunun yansımaları olmuş gibi. Birkaçı istisna, teravih namazlarını camilerde kıldık eşimle birlikte. Bazı akşamlar, büyük oğlumuz Çağrı’nın refakatinde, büyük camilere gittik. İlk gün Çamlıca Camii’ne, sonraki günler Üsküdar Yeni Valide Camii’ne, sonra Beylerbeyi’ne, sonra Büyük Selimiye’ye vs… Birçoğunu evimizin yakınındaki camide eda ettik teravihin.

Evimizin yakınındaki caminin hocası dahil, tüm camilerde gerçekten hocaların, müezzinlerin kıraatleri – tilavetleri son derece güzel. Öyle, jet imama rastlamadık. Son derece düzgün kıraatlerle kılındı namazlar. Evet, kısa sureler ya da kısa ayetler okundu, ama rükular secdeler adabı erkanı içinde yapıldı.’’

Ne kadar güzel hisler, değil mi?

ΩΩΩΩ

Reklam

44 YORUMLAR

  1. 28 Şubatın ağır tahribatından sonra doğan Akparti’ye büyük bir ümitle bağlanmıştık. Bizim iktidarımızda, devlete Hz. Ömer adaletinin hâkim olacağını, komşusu açken kimsenin tok yatmayacağını sanmıştık. Ama olmadı, olamadı. Son on yılda yapılan akıl almaz uygulamalarla bütün hayallerimizi tükettik. Sonunda, kırk yıllık İslamcıların bile “çürük bir ipliğe hülya dizmişiz” dediği noktaya geldik. Şimdi böyle bir enkaz altında “Z Kuşağı dinden niye uzaklaşıyor” diye soruyoruz. Cevap belli değil mi?

    • Bu işlerin mekanizma olarak nasıl döndüğünü anlamak zor olmasa gerek. M. Kemal Atatürk Paşamız döneminde atılan temelden girmek gerekirse, ülkemiz, malesef bilim ve teknolojiye dayalı olarak herkesin gözünü doyuracak zenginlik üretemedi. Bugün AKePe değil MeKaPe partisi olsa genelde farketmez. CeHaPe zamanında da durum farklı değildi. Nüfus arttıkça açgözlülerin sayısı da arttı. Bunlar partizan kılığında her iktidar zamanında menfaat klikleri oluşturdular. Sınırlı kaynaklar partibaşlarının kontrollerinde bileşik kaplar esasına göre dar çervelerdeki yerlerini buldu. Her partinin aç olan kendi komşusunu kayırması doğal değil mi? kendilerinden olmadığına inandıkları kişileri daireleri dışında bıraktılar.

      …….
      Kaynaklar az! ve tabi, kıyasıya rekabet,
      Sonradan ne görelim! türlü türlü rezalet!
      Sırçacı dükkanında fillerin çarpışması!
      Siyasi zeka, el çabukluğu her marifet!

      Dün güvenilen, umutlandıran bir CeHaPe,
      Değişti sonradan, döndü sanki bir akrepe..
      Sırçacı dükkanında fillerin çarpışması!
      Farkeden ne beyim! ha CeHaPe ha AKePe?

      Kontrol edilmeyen nefs dindar olsa ne yazar?
      … devamı kırmızı perşembeye!

      • Sayın hb “Farkeden ne” diye soruyorsun, elcevap:
        Chp zamanında halkımız ayakaltındaydı,
        Akp zamanında ayaklar baş oldu ve
        tekrar ayak olmaya hiç niyetimiz yok, ok?

        • Niyetiniz yoksa, önünüzdeki fırsatları niye değerlendiremediniz? Yediniz bitirdiniz, Oylarınızı niye o kadar erittiniz? “zümrüd-ü anka”yı cik cik serçeye çevirdiniz! Okeyse bu, OK! bunu aklına SOK! Ondan sonra elCevap, Her doğruya bir sevap! Anlaşıldı mı?

  2. Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth;

    “Osman Kavala’ya karşı kişisel intikam ile Türkiye’de olası bir demokrasi kültürüne yönelik bir savaş ilanı” demiş.

    Vay vay vay.
    Osman Kavala kararı ayarlarını nedense çok bozdu!
    Türk mahkemeleri her gün onlarca, yüzlerce kişiyi cezaya çarptırıyor. “Neden özellikle bu insanın üzerinde bu kadar duruyorlar” Neden bir kişi bu kadar önemli.

    Niçin özellikle Osman Kavala?
    Hayırsever iş adamıymış!
    Demokrasi savunucusuymuş!
    Şöyleymiş, böyleymiş!
    Yersen.

    15 Temmuz sonrası tutuklanan FETÖ’cü muvazzaflar için de ABD benzer tepki ortaya koymuştu. ‘Çalışma arkadaşlarımız tutuklanıyor’ anlamına gelebilecek sızlanmazları olmuştu.
    ABD’de Kongre’yi basanlara kimse özgürlük diyor mu? 

    • İstemeye istemeye “özgürlük” deseler de bu tür özgürlükleri kullananları vur deyince öldürmüyorlar. Bizimkiler yaptığı “overkill” derecesinde aşırılık. Sadece bu örnekle değil muhtemelen yüzlerce kişiye uygulanan örneklerle. Tabi bunun sebebi de çokçası geleceğe olan güvensizlik duygusundan kaynaklanıyor, genelde. Kendi insanını kazanmasını beceremeyen bizimkiler bunu sembolik olarak başarabilen yabancılara kafa tutmak ve hatta onlardan intikam almak adına kendi insanına eziyet etmeyi matah sayıyorlar. Son derece basit, yakışıksız bir liyakatsizlik örneği. Halbuki bu olay ilk patlak verdiğinde bunu ülke lehine çevirebilecek (ve özellikle ülkeye zarar vermeyecek) alternatif usuller üretmek vardı). “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak bu kadar olabiliyor!!

  3. ‘NASIL OLDU DA BU NOKTAYA GELİNDİ’ !!!
    1800 yıllarında , Venedik şehrinin alt yapısı , özellikle kanalizasyon sistemi yeniden ele alınmış ve bir proje çerçevesinde tam 200 senelik ihtiyaca cevap verecek şekilde yeniden inşa edilmiş , sistem 1980 yıllarına kadar herhangi bir aksaklık olmadan kullanılmıştır .
    Bizde Devlet Planlama Teşkilatı , ilk defa 1960 dan sonra ‘Plan değil pilav isteriz ‘ gibi bazı itirazlara rağmen bir kurum olarak kurulmuş, çok etkili olmamakla beraber yakın zamana kadar faaliyetine devam etmiştir.
    Ancak her şeyi bilen , karar veren tek adam rejimiyle beraber artık bu teşkilata ihtiyaç kalmamış ve yakın zamanda lağv edilerek tekrar ‘pilav’ günlerine dönülmüştür !
    Bir devlet, bütün konularda ; kısa, orta ve uzun vadeli planlarla hareket eder ve hizmetlerini en verimli , ekonomik ve ihtiyacı karşılayacak şekilde yürütür .
    Bizde sanayi devriminin başladığı kabul edilen 1960 dan sonra başıboş bir şekilde köyden kente göçler başlamış, şehirlerin etrafında mantar gibi gecekondular bitmiş , şehirlerin altı üstüne gelmiş , sosyal ve demografik yapılar, eğitim/öğretim, gelenek/görenekler, kültürel
    düzey ve yapılar , iş hayatı ve ahlaki konular yani bütün düzen /intizam tepetaklak olmuştur!
    Böyle bir ortamda doğan çocuklar , yetişen gençler de ne yazık ki ne köylülüğü bırakabilmiş ne de şehirli olabilmiş tam aksine mahalle baskısından kurtuldukları için her türlü kötülüğün kaynağı olmuşlar ve nihayet bu günkü yozlaşmış bir toplum ortaya çıkmıştır !
    Böylesine bir yozlaşmanın bundan sonra da olsa gereken tedbirler alınarak düzeltilebilmesi için belki de bir asır beklememiz gerekecektir !
    Herkesin tekrar bayramını kutlarım; selamlar, saygılar

  4. Cami, cami cemaati ve Cem kavramlarının ayrı ayrı önemi değeri vardır. Hele ki ezan’ın!
    Bir dönem gelir Yezit Muaviye çıkar minbere, bir dönem gelir mü’min bir kul konuşma yapar cami önünde! Mahsuru var mıdır? Olabilir!!!
    -Dine bir zarar verebilir mi?
    -İnsanları yolundan saptırabilirmi?
    -Günah işlettirebilir mi?
    -Toplumu şaşırtmaya gücü yetermi?
    -“Böyle yaparlarsa ben o camiye gitmem!” Diyen zavallı azbilgili dinkardeşimizin kaçı dininden vazgeçer, namazı bırakır?
    -“bunların dini benin dinimle aynı ise!…” gibi bir gaflete hıyanete hataya oyuna kim gelebilir kim düşebilir?
    Merak etmeyin İslam dini o kadar aciz değil, müslüman o kadar zayıf değil.
    (Gün gelir bu saptırıcı davranışlar toplanır bir sepette, ve alınır önlemi tek hareketle)

    • Çocuklarının göz göre göre ateşe gittiğini gören ebeveynlerin içine su serpti bu paylaşımınız. MaşaAllah. Size din yerinde duruyor insanların imanı yanıyor, itikadı sarsılıyor diyoruz, Bana sen itfaiyeci misin? diyorsunuz. Bediüzzaman bu asrın sıkıntılarına yönelik yazdığı eserlerde 70 yıl önce böyle tespitlerde bulunmuş, bakalım ne yazmış? Bugün durum o günden daha iyi değil bu dahi biline ! “Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler telif eyledim. Fakat ben öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.
      Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!” RNK

      • Din, inanç kişiye özel (özellikle İslam) ama, kişilerin tekelinde değildir. Kişilere bağlı hiç olmamıştır. Örnek peygamberimizin bizzat kendisi? Kur’an haricinde başka birşey de geçmiyor bu AVM’de 🤗
        Bu yaşamda günahlar ile sevaplar alınmaya kazanmaya gelmedik mi?
        Üstelik sevap bedava,💰günah için veriyon üstüne para.
        Risale-i Nur veya diğer tüm dini yorumlayan kağıtlar, alimler, eline su dökebilmek için sıraya girebileceğiniz kişiler!..
        Hepsi gelip geçici olabilirler! (Niçin olmasın?) Ama Kur’an hep tek geçer🤗
        Yani asıl rehber🕋
        Demem o ki, klavuz yanlış olmasada, bana göre doğru olanı sana yanlış olabilir, yada
        Senin klavuzun içinde akrep saklanmış olabilir.
        Birileri yaprakları mızrak ucuna geçirip bayrak diye bile sallayabilir!
        *Dünyanın en iyi, direkt cennete uçan uçağınıda icat etseler,
        Düzen oluşturulamazsa sistem yerine oturmazsa, Mevlana’yı yunusu bediüzzamanı hatta Hz ömeri de geri getirseler boşuna!!!..
        Milli eğitim bu işin kalıbıdır!!!
        Diyanet vb birer hizmet kurumudur!!!!
        Henefiler yaşar nuriler Beyazıt Bestami ler birer rehberdir alimdirler.
        Erbakan vb örnektirler.
        Aslolan: doğruyu arayıp bulabilmektir.

        • Kurani hizmet zemininde bir tartışma içinde değilim hiç olmadım hayatım din bezirganları ile mücadele ile geçti. Kimsenin eline su dökme yarışına da girmedim. Hep haddimi bildim, olmadığım bir şeymiş gibi görünmedim ama bildiğim tek şey biz müslümanlar Kuran’a güzel bir timsal veya temessül olamadık ve maalesef çoğu zaman ise Kurani güzelliklerin üstünü örten koyu, karanlık bir perde olduk. Va esefa! ” Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra ecnebiler de fevc fevc İslam’a dâhil olacaklardır.”
          (Bediüzzaman/Münazarat)

          • Gölge etmeyin başka ihsan istemez, bir de üstadın adını buralarda zikredip ayağa düşürmeyin, yoksa şefkat tokadı bu sefer ne yandan gelir belli olmaz, ona göre…

  5. Sayın Koru ,
    Ramazan bayramı cümle islam alemine mübarek olsun, özelde size ve ailenize , tüm sevdikleriniz ve sevenleriniz ile nice bayramlara erişin inşallah.
    Her devrin bir yaşantısı olur ki farklı devirlerin beraberinde getirdikleri ile farklı imtihan ortamları olsun diye.
    ﴾2﴿ İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?
    ﴾3﴿ Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; kezâ O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır. Ankebut süresi

  6. İBADET MEKÂNI–SİYASET MEYDANI
    Dün karşılaştıgım malum partili birisi
    ” Bayram namazında seni göremedim” demesi üzerine;
    “Benim siyasi propagandaya değil hutbeye ihtiyacım var, hutbeli ibadetlerde hutbe yerine siyasi propaganda yapıldığı daha doğrusu iktidarda olduğunuz sürece beni göremeyeceksin” dedim.
    Ayrıca kendisine tanıdığı da olan kendi partilerinden birinin iki oğlunun babalarına “Baba bu kadar da olmaz, ibadet mekanlarını tamamen siyaset meydanına çevirdiler” sözünü de aktarınca hiçbir şey diyemedi.

    • Bayram namazında seni göremediği için üzüntü duyan belkide sağlığını merak eden! Bir dostu kaybetmemişsinizdir umarım sayın YK.
      Siz hiç duymadınız mı; bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler. Yada
      “Geldikleri gibi giderler”
      (İnancınızı bu kadar derinden yaşama isteğiniz beni sevindirdi lakin, din kardeşlerimiz ne kadar yanlış yapsalar da yüce Rabbim onlara da size de doğru olanı! gösterecek tir mutlaka.

  7. Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz.

    Bu güzel atasözünün eğitimdeki anlamı ҫok büyük.

    Ülkeyi yönetenin sözleri değil, yaptıkları genҫ insanları daha fazla etkiliyor.

    Cuma namazından sonra cami avlusunda siyaset yapmak,

    Devletin uҫağı ile umreye gitmek gibi…

    Iṣin garip tarafı, bir de umreden resimleri medyada yayınlıyorlar.

    Belliki sebep olduklarının hala farkında değiller.

    • Almancı arkadaş aynayı işi bırak da çanakkale köprüsüne bir bak, yetmezse bir de çamlıca camisine bak!
      Almanların da güzel sözleri vardır:
      “Arbeit Macht Frei”
      Çalışmak en güzel ibadettir:)

      • H.Gayret,
        Ҫanakkale boğazını feribotla gecerken boğazın ve ҫevresinin güzelliğini doya doya seyretmek varken köprüden geҫeceğimi hiҫ sanmıyorum. Yürüyerek geҫmeye izin verilse bir defa geҫerdim.

        Böyle yüksek köprülerde aracın rüzgardan savrulmasını önlemek iҫin eller sıkıca direksiyonda gözler öndeki ṣeritte giderken ҫevreden pek bir ṣey göremezsin.

        Istanbul’u yüzlerce yıldır süsleyen dünya güzeli tarihi camiler varken Ҫamlıca bana göre bir yer değil.

        Hitler’in insanlık dıṣı toplama kamplarında zorla ҫalıṣtırılan, öldürülen milyonlarca insanla birde alay eden bu yazıyı yazmasanız iyi olurdu.

  8. Dini İslam’ı Mübinin ali hakikatlerini fütursuzca diyanet hutbeleri de dahil siyasi menfaatleri çerçevesinde kullanarak, kendilerine makbul fetvacı sakallılar ile her türlü yanlışlarına zırva tevil kabul eder emsal açıklamalar ile milleti ve milletin çocuklarını idlal ettiler. Kendileri ve reisleri yetmezmiş gibi asli vazifesi dine hizmet olan bütün cemiyet ve cemaatleri makam, mevki ve ihale bataklığına çekip tuzu kokutmak maksadı ile her türlü dalavereye teşne haline getirdiler. Toplum içinde bunlara yakın görünürsek dünyevi istikballeri parlak olur düşüncesi ile arkalarına saf tutan zevatı ihlâslı ehli hizmet kabul edip milletin samimi hislerini de tağşiş ettiler. Kötü emsal olup, sui misal hallerini dini terminoloji ile tebrie etmeye kalktılar. Yirmi yıl sonunda elde ne dünyevi, ne de uhrevi bir netice kalmadı. Hırsızlık yapılan her alan patlak verdi, yanlışlar nass ile ahkam ile ulema ile kılıflanmaya gayret edildi. Yavuz hırsız kabilinden arsız troller her alanda millet ile istihza ederek bakara makara sardılar. Dindarlık içi boş, dindarlar itimat edilmez, camiler ise içleri süslü fakat halisane cemaatsiz kaldılar. Büyük büyük emirle yaptırılan müteAKit beslemeli salatin camiler partiden anons edilmedikçe dolmaz oldular. Sonuç olarak yapılan her işleri “hebaen mensura” nidası ile zayi olmuş müflis siyasal islam teneşirde yatmaktadır, cemaatsiz kılınacak gıyabi cenaze namazını intizar ederek. “Onların yaptığı her işi ele almış ve onu savrulup giden toz toprak haline getirmiş olacağız.” Furkan-23

    • Daha önce de değişik vesilelerle anlatmağa çalıştım. “Siyasal İslam” lafı falsolu. “İslamcı” tabiri de falsolu. Bunu dine/dındarlara kötü gözle bakan, ilişkisi çok az toptancı kesim yapıyor zaten Kuran’dan alıntılar yapabilen bari siz yapmayın. Kötü örneklerle İslam’ın adını bir arada anmamalı. Tanımlamak için birşey demek gerekirse “siyasi maneviyat” ve hatta “siyasi dindarlık” denebilir. Çünkü, bunlar şahsi yorum sonucunda ortaya çıkan yansıma ve uygulamalardır. Sonucun kötü olması onları bağlar. Kötü sonuçlarla nihai analizde onların anası ağlar. Kainatın ve Dinin sahibi Allah’ın İslamına bir şey olmaz. “Akl”ı kullanmaya kullanmaya adeta dumura uğratmış, savrulan toz-toprak kara bulutlarına bunlar olduğu kadar Pensilvanya tepe-takımı türünden menfaat klikleri, gelmiş geçmiş tüm darbeci asker tepe türü menfaat klikleri ve perde arkasındaki bilumum teorisyen türü menfaat klilkleri de dahildir.Gün gelecek, bunlar toz-toprak olacak, savrulacak alltan yeni yeni filizlenmelerle eşyanın tabiatını kendinden/dininden bilen yeni nesiller ortaya çıkacaktır. Bunlar ülkeyi yemyeşil bitki örtüsü gibi sarıp sarmalayacaktır, yaraları saracaktır. Dünyaya da İslam adına olması gerektiği gibi iyi örnek olacaklardır. Ülkeyi Paşanın da görmek istediği ileri seviyeye çıkaracaklardır (Paşa’nın ebediyyette kurtuluşu da bunların sayesinde olma potansiyeline sahiptir). Peki bunlar nasıl olacak: Evet, tahmin etmişsinizdir: “Akıl*İman Sentezi” modelini anlayan özümseyenlerin azim ve disipliniyle, İslam’ın ruhunun aktivasyonu, sorumluluğunu idrak ile çalışarak olacaktır (bir örneği Çanakkaledeki ruh ile ve şüphesiz Allah’ın yardımıyla). Anlaşıldı mı?

  9. O.kavala ya takılır geziyi “ağaçlı boşluk ” olarak tanımlamaya başlarsak,
    Z ise gelecekte “metronun Taksim kapısı” olarak buluşma noktasına çevirir.
    Tıpkı yıllarca sakız orucu bozar mı ile uyutulan insanların gün gelip ev alırsan faizz .. şöyle olur böyle nolur😠 benzeri absürtlüklere de:
    Hadi ordan! Hadi ordan! Çekmesi kaçınılmaz.
    *”Ben Allah’a inanmamaya inanıyorum” 😯
    Cümlesini kuran inanmayan inançlı genç!
    Kur’an ahlakı ve öğretisiyle olması gerektiği gibi tanışamazsa,
    İncilden tevrattan hatta budist tapınaklarından bir tur atar..
    En sonunda cehennem zebanisi tutar onu cehennem kapısında👹.
    Rabia işareti yapmayı öğrettiğin çocuk, Atatürk’ü, Mevlana’yı, Hacı Bektaş Veli’yi, Kanuni, Fatih’i de yanında belleyip öğrenemez se!!!
    Yunus ‘u duyunca da lüfer gelir aklına😠.
    Sorar: Yokmu yiyecek daha?!!!???¿¿¿

  10. Allah iyiliğini versin, Ahmet Hoca’nın “Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır” bakış açısıyla bakma hasletinde ölçüyü kaçırdığı zamanlar olmuyor değil. Sanıyorum Hoca’nın genç kapsamına kendinden küçük olan herkes giriyor; dolayısıyla Hoca bir bakıyor 50 kişinin lebaleb doldurduğu caminin 95’i Z Kuşağı. Yani elhamdulillah yine İslam aleminin lideriyik…

    Mümin kardeşlerimizin kişisel kabahatlerini,günahlarını görmezden gelmenin,bunları kötü örnek olacak şekilde umumun bilgisine sunmamamın fazilet; aksine topluma kötü örnek olarak sirayet etme durumu bulunan dolayısıyla da toplumu ifsat edip bozma özelliği taşıyan yani toplumu ilgilendiren kusurların üstüne sıva çekilmesinin ise fazilet olmadığı kanaatindeyim.

  11. Tapınaklar dolar boşalır…
    Geçenlerde almancı arkadaş ya da bir benzeri papanın ne güzel el ayak öptüğünden dem vurarak bizim din adamlarımızda ne gezeeer gibisin yaveler karalamıştı…
    Belli ki bizim her vakit namazında taa ciğerlerimize kadar çektiğimiz ayak ve çorap kokusundan bihaberdi:)
    Islak ayaklarını tekrar ayakkabısına, top gibi yaptığı çoraplarını da pantolan ceplerine sokuşturarak safını alan müminlerin bu salgısına katlanmak isteyen herkes bay bayan camiye buyursunlar, kime ne?
    Yalnız marmara ilahiyatın camisinde taban halısı süper klimatik olmuş, yaz günü girip üzerinde yürüyün, nasıl da serin:)
    Vesile olup yaptıranları allah cehennem ateşinden korusun…

  12. Fehmi Bey bir dersanede universiteye ogrenci hazirladigim icin Z Kusagi denen kitleyle her gun birlikteyim. Maalesef dine yaklasimlari o kadar uç noktalarda ki! Mesela Kurani Kerimin tahrif edildigini, dinlerin ve Allah’in dahi olmadigini dusunenler cok fazla sayida. Endise ediyorum bu durumdan. Dilim dondugunce anlatmaya calisiyorum ancak bu girisimlerimin hepsi nafile cabalara donusuyor. Konu politikaya gelince memleketimizin icinde bulundugu bu kriz ortamini konusmaktan derse baslayamiyorum. Benim yorumum AK parti hukumeti dini siyasete o kadar cok alet etti ki artik ulke yonetimindeki basarisizliklari da bu cocuklar tarafindan dine hamledildi. Bu iktidarin okullara din derslerinin yaninda Peygamber Efendimizin Hayati adli dersi de koymuş oldugunu ekleyelim. Maksat hasıl olmadi velhasil. Manevi degerler dusman bir nesil yetisiyor. Ahmet Tasgetiren kadar umutlu degilim. Mutlaka bir seyler yapilmali.

    • Hüseyin bey bu dersaneler de tekke ve zaviyeler gibi sözde kapatılmış özde faaliyete devam galiba, öyle mi?
      Ama bahsettiğiniz mevzulardan dolayı endişelenmek ve derslerde politika yapmak yerine günlük planları doğru dürüst yazın, sadece öğrencilerin değil kendi hazır bulunuşluk düzeyinize de dikkat edin, ok?

    • Partinin de etkisi vardır Hsyn bey mutlaka ama, asıl sorun dini öğrettiğini sananların!!! Bunun eğitimini almamış olmasından!!! dolayı olabilir mi acaba?
      Kendine din öğrettiğini düşünen iyiniyetli! Yarım bilgili dinibütünün, kendinden daha cahil olduğunu! düşünebilir zeki! yeni nesil gençler!!!
      Okullardaki seçmeli dersler (Kur’an arapça Türkçe meali, peygamberin hayatı, din bilgisi)
      Ve ayrıca Ahlak!!!! Dersi (zorunlu olacak!) Gelecek nesillere yardımcı olacaktır!!! Eminim.
      Not:dini, Tanrıyı, inancı gençler kendi aklıyla!!!
      Anlayabileceğini🤗, çözebileceğini🤗 düşünmeye başlıyor zamanla sanırım 🙂.

      • İmam-Hatip Liselerinde meslek derslerine ilahiyat fakültelerinden mezun branş öğretmenleri girer. Din bilimi eğitimi almış formasyonu da almış öğretmenlik mesleğini severek yapan ve Arapça derslerine MEB ödüllü öğretmen olarak gİren biri öğrencilerden yurtta kalanlara hangi yurtta kaldıklarını soruyor. Yurtta kalan üç beş öğrenci kaldıkları yurtların adlarını söylüyor, öğretmen yurtlara göre dini grupları kategorilere ayırıyor Süleymancıların yurdu Nurcuların yurdu, menzillilerin yurdu… sonra da başlıyor bu grupları karalamaya. Öğrenciler rahatsız oluyorlar tartışma çıkıyor. Zil çalana kadar tartışıyorlar.

        Bunu anlatan öğrenci “halbuki öğretmen kendisi de Nakşi tarikatına yakın biri” sanki kendi tarikatından başka hiç kimse müslüman değilmiş gibi konuşuyor” diyerek rahatsızlığını dile getiriyor.

        Bir de hadis, tefsir, kelam derslerine de giriyormuş.

        Bu eğitim meselesinden çok öte bir mesele. Bu Hkılkati kavrayamama meselesi, fanusun içine hapsolma durumu, okuduklarını yaşama geçirememe sorunu. Bilgiyi hayata dönüştürememe problemi.

        Böyle olunca okuduğunu da anlayamıyor insan. Koskoca Hz.Gazali’nin filozoflara getirdiği eleştiriyi bile tersinden anlıyor, “Gazali felsefeyi reddediyor” diye anlıyor. Halbuki vikipedyada dahi Gazali hakkında Felsefecileri fen bilimlerinde takip ettikleri mantık kurallarını metafizik konularında ihlal ettiklerini söylediği yazıyor.

        Şimdi ben Öğretmen beye desem ki Hocam bakın Gazali size asırlar öncesinden eleştiri getiriyor ne diyorsunuz desem çoğu beni ukalalıkla çemkirmekle veya şarlatanlıkla itham eder.(bazen yapıyorum gerçi;))

        • Eğitim maalesef böyle kayıtsız, kuralsız gericilerin eline bırakılmış durumda. Ne zamana kadar. Aldatılmışız diyene kadar. Bu resmi tekrar tekrar görerek aynı hataları tekrarlamaya devam. FETÖ gitti diğerleri yerini doldurdu. Ne anladık bu işten. Hiç. Koskoca bir hiç. Eğitim ve gelecek nesillerin yetişmesi yine bu gerici ekiplerin eline toptan teslim edilmiş durumda. Buradan iyi bir sonuç çıkmadı da mümkün değil.

        • “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak bu kadar olabiliyor!! Bu sentez öğretmenler dahil öbek öbek her kesimi göbek bağı ile yüksek bir standarda ulaştıracak! yeni bebekler bu sentezle doğacak/büyüyecek ve hiç bölünmeyecek! Bu sentez yurtta buharlaş(tırıl)an kozehyonu tekrar tesis edecek. Anlaşıldı mı?!

  13. !!!Dün aynı mescide namaza 20 dakika kala gittiğimizde içeride en fazla 25 kişi vardı. Cemaat vaizin vaazının bitimi ve namazın başlangıcına doğru çoğaldı. Namaza durulduğunda, özellikle dikkat ettim, mescidin yarıdan fazlası boş kalmıştı.!!!!
    Maalesef camiler boş oruç tutanlar az kurban kesenler .zekat verenker azaldı.
    Hani bir hikaye vardır:Adam oğluna sen adam olamazsın der .Çocuk vali olmuştur babasını ayağına çağırır ve derki bak nasıl adam oldum.Babanin cevabı da vali olmuşsun ama adam olamamissin diye.
    Gelelim günümüze evet 20 yıllık AKP yönetimi memlekete çok şey yaptı yollar köprüler havalimanları vs vs ama FETo ile birlikte İSLAM a öyle bir zarar verdi ki ANTİ TEBLİG
    İle insanları dinden İslam’dan uzaklaştırdı.Orta yollu dine ilgisi olanlar yapılan hırsızlıkları adam kayirmalari ihale fesatliklarini adalete olan müdahaleleri gördükçe dinden daha doğrusu İslam’dan uzaklaştı.Bumu Müslümanlık dediler??Bu mu müslümanın kul hakkı dediler bumu komşusu açken kendi yok olan bizden değildir anlayışı dediler
    Acı ama gerçek bugün camiler boş ise AKP yöneticilerinin iki değil 3 kere düşünmesi gerekir.
    Bizleri de günahlarına alet ettiler.

    • Ahmet bey “Bizleri de günahlarına alet ettiler.” demişsiniz de;
      madem öyle allah affetsin:)
      Didem hanım ve senin gibilere kalsa e.çakır da iktidar ve ekonomik şartlar yüzünden soyunmuştur tesettüründen, ya da başörtüsü furuattandır işte ne biliim ben…

      • Gayret kardeş bayramda siyaset konuşmak istemem ama birkaç sorum olacak.
        1 Mahşerin beş atlisina davet usulü ile ihale verip diğer firmaları davet etmemek sence kul hakkına daha doğrusu yetimin hakkına girer mi?
        2 İstediğin zaman hukuk istemediğin zaman guguk olan kararlar adaletin hüküm sürdüğü bir ülkeye yakışır mı?
        3 Feto denen ugursuzlara her türlü desteği veren yönetici belediye başkanı milletvekillerini affedip sadece Fetonun resmi onaylı okullarına çocuğunu gönderen vatandaşı işten atmak veya hapislerde surundurmek hangi adil memlekette olabilir.
        4 Halk sefalet içinde yaşayıp özel uçaklarla keyif çatmak hangi adil düzende var.
        5 Kafana esince heytttt deyip bütün cihana kafa tutup ardından ülkeyi sefalete sürüklemek sonrasında hiçbir şey yokmuş gibi davranmak hangi demokratik ülkede var.
        6. İşe alımlarda sadece yakınimdir etiketi ile beceriksiz ve liyakat siz insanları ise yerlestirip cevvalleri bileğinin hakkıyla sınav kazananları dışarıda tutup ülkeyi yönetilmez hale getirmek hangi adil düzende var.
        7 Başörtüsünü serbest bırakıp her türlü kul hakkını yedirtmek hangi İslam anlayışında var.
        SORARİM size.

        • 1- Devlet başkanımız yerli araba yapalım mı deyince ön sıralarda oturan tüsiad üyeleri başlarını önlerine eğmiş kendi bacak aralarını seyrediyorlardı,
          ama aynı elemanlar devlet memurlarının maaşlarını benim bankam dağıtsın diyerek her ihaleye katılıyorlar nedense?
          2- Otoriteye saygılı olunsun, güneydeki yumurcağınki…
          3- Tüm fetö dersanelerindeki öğretmenler 15temmuzdan sonra sorgusuz sualsiz meb kadrolarına atandılar, yine fetöye ait üniversitelerde okuyan tosuncuklar, sınavsız mülakatsız en seçkin devlet üniversitelerine aktarıldı, hani liyakat?
          4- Hiç uçağa bindiniz mi bilmiyorum ama “keyif çatmak” için pek uygun bir yer değildir, yalancılık ve iftira atmak ise ancak senin gibilerin işidir!
          5- Yunanistanda var…
          6- bkz. 3
          7- Size göre başörtüsü furuattan olabilir ama
          milyonlarca muhacire ensar olup yedirip içirmek, barındırmak da bizim islam anlayışımızda var,
          asıl elimizdekileri paylaşmazsak kul hakkına girmiş oluruz, ok?

          • Sizin İslam snlayisinizda yukarıda saydığım her yol mübah anlayışı mevcut.
            Aynı VALİ gibi siniz.Birseyler yapılmış takdir ediyorum ama aslı insanı unsurlar kaybedilmiş
            Mesela kumar kazancı ile cami yaptırmak veya umumhane geliriyle hayır yapmak gibi birşey.
            Dostum Sn Özal i unutma .
            20 yılda dünya yeniden kurulur.Ama biz 20 yılda 2. İleri 1 geri yaptık.Degerler kayboldu.
            Gelecek te hukuk adalet sen ve senin gibilere de lazım olacak dediydi dersin.

        • AHMET BEY ŞİMDİ DE BEN “SORARİM size.”
          ÇOK PARTİLİ DEMOKRATİK HAYATIMIZDA AKPARTİ İKTİDARINDAN DAHA BAŞARILI BİR HÜKÜMET GÖRDÜNÜZ MÜ,
          KAÇ YILLARI ARASINDA?
          ÖRNEK:
          PARTİ ADI:….?
          LİDER ADI…..?
          HANGİ YILLAR:……?
          BUYRUN, BEKLİYORUM!

      • Ve diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! ’Sadat’ımıza (maneviyat rehberlerimize) ve ’Kübera’mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize aldanıp haksız ve ahlâksız işlerine) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve va’adlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çektiler.) Böylece onlar bizi Hakk yoldan saptırmışlardı.”

  14. Mehmet Ali Erbil anlatıyor:

    “Bir mevlit davetine gitmek durumu oldu, gittim. Mevlit camideydi, ben camiye girdiğimde herkes namazı kılmış mevlid dinliyordu, ben de boş bir yere oturdum. Mevlit okundu ilahiler söylendi dualar edildi, ben de ellerimi açtım amin dedim. İçim öyle bir huzur doldu ki, dua ederken tüylerim diken diken oldu. İlk defa öyle bir duygu yaşadım, müthiş huzurlu ayrıldım”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız