Son günlerin olayları beni mutsuzluğa sevk ediyor; böyle değildik biz…

33

‘Gazeteci’ kimliği bulunan iki önemli ismin –Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan’ın- üç yıldan fazla yattıkları cezaevinden çıkmaları, birinin de –Mehmet Altan’ın- beraatıyla sonuçlanan mahkeme kararı medyanın genelinden ağır eleştiriler aldı; baktım, eleştiriler bugün de devam ediyor…

‘Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi’ sıfatı da bulunan Bülent Arınç’ın Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurlarıyla ilgili açıklamaları da beğenilmedi. Kaç gündür o sözler üzerine sahibine yönelik bel-altı bel-üstü vuruşlara tanık olunuyor…

Bu gelişmeyi şaşkın gözlerle izliyorum.

Vereceğim ilk tepki şu: Biz eskiden böyle değildik.

Eskiden biz başkalarının dertleriyle dertlenir, yanlış muamelelere maruz kalmış insanlar için seferber olur, görüşlerini paylaşmadığımız, hatta yaptıklarını yanlış bulduğumuz kişiler için hayır duada bulunurduk.

Okullarda bizlere böyle davranılması öğretilirdi.

Örneklerle hasletlerimiz

Hangi suçtan düşerse düşsün, cezaevinde bulunan kişilerin aile fertlerinin sıkıntı çekmemesi için bütün mahalleli, yakın çevre çaba gösterirdi. [Bildiğim bir örnek var: Babaları yıllar önce cezaevine düşen iki kardeş o günlerde kendilerine uzanan eller sayesinde iyi eğitimler görebildiler; bugün iki kardeşin ikisi de önemli insanlar.

Reklam

Tahliye olmuşlara hala suçlu gözüyle bakmamamız beklenir, yasalarda da var olan onları çalıştırma ve bu yolla topluma kazandırma zorunluluğu da önemsenirdi.

Mahalle dayanışması, meslek dayanışması gibi kavramlarımız vardı. [2000’li yılların başında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) TCK 312’den yargılanırken, farklı eğilimden gazetecilerin duruşmalara gelmesi benim için moral olmuştu. Düşüncenin üzerinde Damokles kılıcı gibi duran TCK 312’yi Elbirliğiyle değiştirtebilmiştik. ]

Şimdi bunlara değer verilmediğini, düşenin dostu olmadığını, soğuk yendiği bilinen intikamın artık soğuk yenen bir yemek olmaktan çıkıp sıcağı sıcağına alınmak istendiğini yaşayarak öğreniyoruz.

Nazlı Ilıcak, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler hayatları sonuna kadar cezaevinde kalmalı, KHK ile görevden alınmış, alınma gerekçelerinin yersiz olduğu anlaşıldığı halde görevlerine iade edilmeyen, pasaportlarına el konulmuş, aileleri geçim derdi içerisindeki insanların bu halleri sürekliye dönüşmeli.

İstenen bu.

Böyle düşünenlerin bir bölümü, yakın geçmişte kendilerini cezaevine düşüren bir ‘kumpas’ yüzünden bu düşüncelere sahipler.

“Onlar yüzünden biz yattık, onlar da yatsın” diye düşündükleri anlaşılıyor.

KHK’lılar da onlar gibi düşünmeyenler için birer böcek nispetinde; insan olarak görülmedikleri için dertleri önemsenmiyor.

Reklam

Devran yine değişir

Ülkemizde devran tarih boyunca hep değişerek geldi; dün cezaevinde tutulanlar bugün serbest ve intikamcı hislerle konulara yaklaşıyorlarsa, bunun sebebi, onları hapse tıkan devranın değişmesidir. 

Devran bazen önemli makamlarda bulunanlar yerlerini terk ettiğinde değişir; şimdiki durumda önemli makamlarda bulunanlar değişmediği halde, onların konulara bakışları farklılaştığı için değişmiş bulunuyor devran.

Yarın konulara bakışın bir kez daha değişmeyeceğinin garantisi var mı? Yok.

Nitekim, Arınç’ın KHK’lılara acıyan sözleri ile Ilıcak ve Altan kardeşlerin cezaevinden çıkarılmalarına, yönetim kademelerinde bakış açışı değişmesinin habercisi gözüyle bakan yorumlar okuyor, gelişmelere bu yüzden öfke duyanları ekranlarda izliyoruz.

Oysa güne göre tavır belirlemek yerine toplum olarak sağlıklı zihinlere sahip olduğumuzu öncelikle kendimize ispat edecek hasletlere dönmemiz daha uygun değil midir?

İnsanların hapiste ömür tüketmelerini istemek, iyi yetişmiş kadroları, suçsuz oldukları teslim de edildiği halde, aileleriyle birlikte yoksulluğa terk etmek bizlere yakışmıyor.

Devranın değişmesini beklemek yerine şimdilerde iyice kendini belli eden kötü huylarımızın değişmesini istemeliyiz.

Görünüşümüz hiç hoş değil, bunu anlayalım artık.

ΩΩΩΩ

33 YORUMLAR

  1. Sevgili kardeşim Berk, Ali Rıza ERDOĞAN ve Y.K.; bu yazıyı bugün okuyorum, gecikmiş olmasına rağmen tarihe not düşmek için yazıyorum; yazdıklarınızın çoğu doğru ancak kusura bakmayın eksik ve yanlış hususlar var.
    Osmanlı ecdadımızın hakkı yeniliyor. Eğer Ümmet-i Muhammed ve müslüman Türk Milleti korkak olsaydı ne bu fetihler yapılabilir, ne Osmanlı 3 kıtada varlık gösterebilir, ne vatan evlatları 3 kıtada savaşabilir, ne Balkan, ne Yemen, ne Çanakkale, ne Sakarya olurdu! O Sakarya ki hakkı çok yenmiş ve unutturulmuştur, orada neredeyse erat kadar Subay şehit düşmüş ve milleti mağlubiyetten kurtarmışdır. Ki Yunanlılar kat be kat üstün durumdaydılar, Çanakkale’deki sadece düşmanın deniz gücünün görüntüsü insanı dehşete düşürmeye yeterdi. Milletimizdeki durum korkaklık olarak addedilemez, esas olarak dinimizin getirdiği ve bunun iktidar gücü için kullanılan ulul emre itaat, fitne çıkarmama ve kadere razı inançlarının yansımasıdır.
    27 Mayıs hain darbesine direnen birlikler oldu ancak bunlar devlet ve medya eliyle unutturuldu. Halkın çoğunluğunun direnmediği açıktır ancak o vakit ne olmuştur net değildir. Türkeş ve arkadaşları idamlara karşı olduklarından derdest edilemediklerinden sürgün edilmişlerdir. Yani herkes korkak ve çekilmiş değildir. Sadece tarih kurgulanmakta, psikolojik savaş yapılmakta ve garipler perdelenmektedir.
    Evet bugün polis devleti ve şiddeti vardır fakat esas olarak bin parçaya bölünmüş toplumun içindeki menfaat ayrılıklarının ve yalnızlığın getirdiği çaresizlik vardır. Ayrıca kadir kıymet bilmemenin, nankörlüğün, menfaatperestliğin toplum içindeki fitnesi vardır. Örneğin, bizzat kendim yaşadığım için belirtiyorum, insanlara hizmet içinde bir kişiyim, binlerce insana hizmet verdim, çok kişiye iyiliğim dokunmasına karşın şimdiye kadar sadece iki kişiden gerçek manada minnet, sevgi, saygı ve anlayış gördüm, yani bunu sayacak kadar, diğerleri ya takdir etmedi, ya kuru bir teşekkürle çekip gitti! Böyle bir toplum içinde ortaya çıkılır mı? Zaten Peygamber Efendimizin bir hadisi vardır: “Ahir zamanda dilini tutan selamettedir.!” Bunu eskiden anlamamışdım ama sonra insanların kalplerinin bozuk, sürekli yanar döner olduklarını, kimseye güvenmemek gerektiğini yaşayarak öğrenince anladım.
    Evet eskiden de bunlar vardı ve çocukluğumda bizzat yaşamış bir kişiyim, fakat o zamanlarda ki aile, akraba, komşu ve toplum bağları bugünlerden kat be kat fazlaydı ve onlar sayesinde o kötülüklerden kurtuldum, hatta gayrimüslim bir komşumuz vardı o da koruma kanatlarını germişdi! O yaşadıklarımı bugün yaşayan çocukların çoğunun halleri ise bin perişan.
    Bugünün insanının çoğunluğunun kalbi bozuk, soğumuş, zalimleşmiş, münafıklaşmış, şeytanlaşmış, nankör, kibirli, haris ve hain. Ne akrabaya ne komşuya güven kaldı. Sokağımıza bile çocuklarımızı rahatlıkla bırakamıyoruz.
    Kesinlikle Osmanlı zamanın son bir asrında da bunlar kısmen vardı ve bu sebeple Osmanlı çöktü, şimdi de Osmanlıya olanları yeniden daha fazlasıyla yaşıyoruz. Üstelik günümüzün şeytanileri ve münafıkları o zamankilere rahmet okutturuAllaha ve Rasulune ve Kuran’a iman elden giden her toplumun başına bunlar gelir. Esas olarak ahiret korkusu insanı hakiki adaletli, vicdanlı ve merhametli yapar. Onlar yoksa ne aile, ne çocuk, ne insanlık kalır. Allah akibetimizi hayreylesin.

  2. iyi güzel de yıllardır boş yere suçsuz yere yıllardır yatan SİVAS MADIMAK MAĞDURLARINA NEDEN KİMSE YARDIMCI OLMUYOR .SUÇSUSUZ DİYE YILLARDIR ÇIRPINIYORLAR BİR ALİ KARAHASANOĞLU DIŞINDA ONLARIN HAKKINI SAVUNAN .YAZAN KİMSE YOK

    • ((Mağrurlar ve saray erbabın nerden bilsin mağdurları ( zulüm erbabın)onlarda dillerini tutup ma dur olup ta mağrurların( kibir ve gurur erbabın) sarayının yanından geçmeselermiş yada onlar efendiye hesap soramazlar çünkü kaderlerine Mapushane düşmüş büyüklerin iktidar erbabın yanlışlarının hesabın sormak onlaramı düşmüş bilmezlermi büyüklerin hizmetinden sual olunmaz onlar boş iş yapmazlar ve herşey halkımızın refahı için ola!!?

  3. “Almanya Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Fritz Keller, Alman milli futbolcular Gündoğan ve Can’ın sosyal medyadaki asker selamı beğenilerini eleştirdi. Keller, futbolcuların “masum” olmadığını söyledi”
    Hani Turkiyede fikir ozgurlugu yokya.
    Ozgur ulkelerin hali!!

  4. insanda, olumlu bütün duyguları yok eden bazı duygular vardır.
    – Aslında cümlem durumu açıklamakta biraz yetersiz kaldı.
    – Zannediyorum şöyle bir tanım daha uygun düşer: insanda pekçok duygu, istek, kaygı vb. vardır. Bunlardan bazılarının, olması gerekenden fazla olması, insanı insanlıktan çıkaran bir unsurdur.
    – Mesela, bütün canlılarda korku vardır ama korkunun, normalden fazla olması, canlının bütün olumlu özelliklerini, dengesini yok eder
    – ya da, herkesde az buçuk kibir vardır. ama kibrin olması gerekenden, normalden fazla olması, diğer bütün olumlu duyguları, düşünceleri, arzuları baskılar.
    – İyi olma arzusu, isteği bile bu genel kurala tabidir. Yani iyi olma arzusu normalden fazla olursa, o bile iyi duyguları, düşünceleri öldürür.
    – ideolojilerin yaygın olduğu toplumlardaki ahlaki düşüklüğün mekanizması da budur.
    – Bizim toplumumuzda da, insanlığı, ahlakı, vicdanı öldüren 3 temel dengesiz duygudan bahsedilebilir.
    – 1- Düşmanlık duyguları.
    – 2- korku.
    – 3- Biraz komik olacak ama; iyi olma çabasını da buna eklemek gerekiyor. Tabii burdaki iyi olma çabasını, başkalarının yaşamını kendi doğrularına göre düzenleme olarak anlamak gerekiyor.
    – İşte ideolojiler, toplumu ve insanı, yukarda tarifini yaptığım mekanizma nedeniyle insanlıktan çıkarır, ahlaksız yapar. bu nedenle, dindar olmasına rağmen, toplumlar aslında ahlaksız olur.
    – ve işte, yine yukarda tarifini yaptığım mekanizma nedeniyle, dindar (ya da dinci)lerin etkin olduğu dönemde, din ve ahlak en kötü günlerini yaşıyor. vicdan yok olmuş durumda. insanlık ölmüş durumda. Artık bebekler için bile “oh olsun” diyecek kadar insanlar aşağılık hale gelmiş durumda.
    – Bu topraklar, Yavuzun tercihi sonucu, rapların din anlayışının ve arap kültürünün altına girmeye başladı. akp, bu kültürel geriye gidişin zirvesi ve sonucu olarak iktidara geldi ve geriye gidişi daha da hızlandırdı.
    – Benim çocukluğumda, ufacık bir kasabadaki ve hatta köylerdeki yaşlı insanların şiir okuduğunu hatırlarım. Oysa bugün, büyükşehirlerdeki pekçok insanın şiir ile, başka sanatlarla herhangi bir ilişkisi yok. Ruhları, arabistan çölleri kadar çorak.
    – umarım, akp iktidarının yanlış uygulamaları, arapların din anlayışı ve kültürünün bu topraklarda etkinliğinin kaybolması ve bu toprakların zincirlerinden kurtulmasına vesile olur.

  5. “İte dalanmaktansa çalıyı dolan.”
    “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”
    v.b atasözleri olan bir milletten daha ne beklenir ki?
    Demek ki atalarımız da böyleymiş.
    Özgül ağırlık ne yaptı gördünüz.
    Dün tükürdüğünü bugün yaladı yuttu.
    Normal vatandaş ne yapsın?
    Bir oyu var gider verir.
    Onu da keşke doğru kullansa.
    Karnı doyuyor mu, cebine birşey giriyor mu ona bakar.
    Haksızlıkmış adaletsizlikmiş vız gelir tırıs gider.
    Dedim ya: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”

  6. Eskiden de böyle olduğumuza dair binlerce örnek verebilirim.
    Sadece bu derece mi idi? sorusu sorulabilir.
    Toplumumuzun en bariz en belirgin özelliği KORKAK olmasıdır.
    Adalet anlayışı da bunu göre şekilleniyor.Adalet, Adalet-i Mahza yani mutlak adalet ile Adalat-i İzafiye yani sözde adalet te buna göre belirleniyor.
    Bu adalet anlayışını belirlemek için sorulan :”İçinde 99 katil, 1 masum olan gemiyi batırabilirmisin? ” sorusuna verilen cevapta geminin durumu aslında toplumun durumunu belirlemiş.
    Yani “gemi” dibi boylamış ise İslam toplumları da her açıdan dibi görmüş.Suyun üzerinde ise yani irtifası yüksek ise her açıdan ilerlemiş irtifa kaydetmiş.
    Arınça gelince bizi yine yanıltmadı. Söylediğinin arkasında yine duramadı.

  7. Eskiden de kötüydük ama bu kadar değil. Eski kötülüklerin de artan kötülüğün de tek bir nedeni var. Artık bilen biliyor. Yeniden yazıp başım belaya girsin istemiyorum. Bu son cümlem bile nereden nerelere geldiğimizin özetidir.

  8. Bir kez daha çok güzel tespitler yapmışsınız, Allah razı olsun Sayın Koru. Bu zamanda yazmak zor olsa da. Dilerim bu mübarek günde yaşananları hak ettiğimizi düşünenler, özellikle de kendilerini islami addedenler, biraz empati yaparlar, bu anlayışın islami olmadığını farkederler. Tekrar teşekkür ederim…

  9. Faysal İnci 8 Kasım 2019 at 06:49: Maşallah!👌
    Teşekkürler Faysal bey.

    Dün bu iş aceleye geldiğinden sonradan bir eksikliği farkettim. Türkçesi var ingilizcesi yok! 10. beyitten itibaren bu eksiklik yerine dört beyit ilavesiyle toplam 16’ya tamamlamış olayım. Şaka gelmiş olabilir ama şiirsever Sn Erdoğan okumasa bile, bu “16” lığı güzel bir kaligrafik yazı çeşidiyle bir mermer levhaya veya kapalıçarşıdan Anadolu işi işlemeli bir bakır tepsiye aktarılmış olarak Trump’a hediye edebilir. Kötü bir etkisinin olacağını sanmıyorum; bilakis iyi olacağına inanıyorum. Anadolu’dan bir vatandaşım endişelerini ve duygularını ifade etmiş, getirdim diyebilir. Peki isim ne olacak denirse, altına “Concerned citizen H.K.” yazılsa yeter.

    The Terror in the Middle East!

    Everybody knows terror is highly thickheaded!
    As violence a popular tool for them indeed!…

    Everybody knows it ain’t like in the movies,
    Such a terror consists merely of stingy bees!..

    It takes human lives with no discrimination,
    Thousands of children were lost of this nation!

    Everybody knows it must stop with all derivations,
    And this includes all of its political associations!

    Everybody knows terror does matter a lot,
    It is the fear of influence that is politically hot!..

    Everybody knows terror is an unforgivable sin,
    Not because the victim may be your next of kin!

    Everybody knows there is that Day of Judgement!
    No deal for a tricky or any political engagement!..

    Everybody knows sponsorship is a senseless act,
    No different from being a terrorist as a matter of fact!

    Everybody knows it is a dead cause of ethnicity,
    It is to a bloody nature, it lost its authenticity!..

    Everybody knows sincerity has died long ago!
    What has survived as a killer, selfishness and ego..

    Everybody knows my terrorist can be your friend!
    Everybody knows it, tell me who cares at the end..

    Everybody knows we have fought, with you together,
    Just remember the joint Front in Korea as a starter!..

    Everybody knows that, the shoulder to shoulder!
    For the same common goal has fallen our soldier!..

    Everybody knows we are to look forward ahead,
    But thanks to you we are part of this bloodshed!..

    Everybody knows this is not something desirable,
    We want our relationship to be fair and sustainable!

    Everybody knows life’s sacred, should be lived in peace!
    Terror must right away be stopped by all means, please!

  10. Bunda şaşacak ne var anlayamadım. Bence siz bu toplumu tanıyamamışsınız.
    Menderes ipte sallanırkende bu toplum böyleydi. Bugün saygı ile anılan dönemin yazarlarına bakın neler yazmışlar. Bu idamla ilgili…
    Padişahlar darbelerle indirilirkende de böyleydi, indirilen padisahlar onlarca entelluktueli Malta adasına surgun ederken veya ipte sallandırırkende böyleydi.
    80 darbesinde de bir sağdan bir soldan insanlar işkence görürkende bu toplum ve çoğu yazarı çizeri medya patronu böyleydi

    Şaşırmayın şaşıracak hiçbirşey yok…

    Evet devran değişecek ama insanlar değişmeyecek. Tam acaba iyi birşeyler mi oluyor derken akla hayale gelmeyecek şeyler yaşanacak ve yine bu kısır döngünün içine girilecek.

    Hiç inanır mıydız Daha çok değil bundan 20 yıl oncesinde çok buyuk mağduriyetler yaşayan “dindar, muhafazakar” insanların kendi mahallelerindeki komşularına yapılan bunca zulmü normal karşılanasını

    Bülent ARINÇ Bey “Acımak” dan basediyor Bence Reşat Nuri’nin “Acımak” kitabını bir okusun. Maalesef basta kendileri ve bu toplum acınacak haldeyiz.

      • Faysal bey merhaba!
        – Hiiiç gereği yok.
        – Kendinizi boşa yormayın bu konuda.
        – Ülkeyi bu duruma getiren kafa, başka toplumlara neden ilham veremediğimizi araştırmaya kalkarsa durum daha da vahimleşir.
        – En iyisi, bırakın dağınık kalsın lütfen.
        – Yeter artık, ülkeyi, islamı, dini, adaleti kurtarmaya kalkmayın.
        – Siz birşeyleri kurtardıkta bu memleket batıyor.
        – Sizden kastım sadece siz akpliler değil, bütün islamcılar ve milliyetçiler.
        – Bunlara solcuları ve atatürkçüleri de ilave edebilirsiniz.
        – Bırakın dağınık kalsın. eminim ülke ve toplum daha iyi olacaktır.
        – Bu ülke, sizin gibilerden kurtuldukça, ahlaklı olmasını engelleyen herşeyden kurtulmuş olacaktır.

        • Hamza Bey, merhaba! Türkiyeyi bu hale getirenler ve kendini müslüman olarak yutturan cambazların son çırpınışları.
          Ocak yazarı, Sinan Eskicioğlunun bugünkü yazısında bu tipleri ve Diyaneti çok güzel yorumluyor.
          Sizin savunduklarınız ile örtüşūyor.
          Sağlıklı ve mutlu kalın.

          • merhaba nurdan hanım!
            linkini önceki yorumunuzda gördüm ve yazıyı okudum.
            teşekkür ederim.
            kendinize iyi bakın.

        • Hamza Bey,

          Dışladıklarınızın dışında bu ülkede kimse kalmadı.

          Şu halk da olmasa bu ülke ne kolay yönetilirdi değil mi?

          Asıl siz bu dışlayıcı kafayla bu ülkenin hiç bir sorununu çözemezsiniz.

  11. yazi agirlikli olarak beyaz turkler/cumhuriyet tayfasina yazilmis bir mesaj ..onlar -resmi beraat eden sadece biri-toplum nazarinda mahkum oldular siyasi olarak beraat etseler de..dun hukumete yaptiklari kibirli dolu meydan okumalar,ithamlar hala videolarda mevcut..ilicak haric yanlis yaptiklarina dair tek bir emare var mi?ayni kibir ayni garazlari yerli yerinde duruyor ,ortam biraz sut liman olsun tekrar militanca hareket edecekler mutemelen..dun darbeye canak tutan ,alkislayan bu guruh ,basarili olsa idi zil takip oynayacaklardi, hukumette eline gecirdiklerini bin beter edeceklerdi..gercek su ki bir kumar oynadilar ve kaybettiler belki biraz da kimindeki pismanlik onun pismanligi..

    • Adil Öksüz neden serbest bırakıldı. Onu serbest bırakanlar neden beraat etti(rildi)? Mesele o kadar basit değil Sayın asim. Ayrıca Cemaat’in yaptığı hatalar Erdoğan’ı haklı çıkarmaz.

  12. İşin doğrusu “biz böyle değildik” hükmüne pek katılamıyorum. Biz böyleydik ama bu kadar değildik. Şimdiki durumumuz en dip noktalardan birisi. Tabii burada dip olmadığını daha da kötüleşebileceğimizi hatırlamamızda da fayda var.

    “Selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar” diyen Fuzuli bizden 500 yıl önce yaşadı. “Hacivat ve Karagöz Neden Öldü?” filminin senaryosunun gerçeğe dayandığı söyleniyor. Orada anlatılan rüşvet hikâyesi tam bir evlere şenlik. Olay 700 yıl öncesine dayanıyor.

    Ziya Paşa, “Derde uğrar kim sadakat etse elbet devlete; İstikamet (doğruluk) mahz-ı cinnettir (deliliğin ta kendisi) bu mülkü millete” diye yazdığında tarihler 1860’lı yılları gösteriyordu.

    Ermenistan daha sonra aynısını kendi ülkesinde yaşayan Müslümanlara yaptı ama “suçun ve cezanın şahsiliği” İslam’ın en temel hukuk prensiplerinden olduğu halde Anadolu’da yaşayan binlerce Ermeni çoluk, çocuk, yaşlı, kadın denmeden başka Ermenilerin yaptıklarından dolayı bir felakete uğratılalı, mallarına mülklerine bedavaya el konulalı 100 yılı geçti.

    Tabii burada ümitsizliğe de kapılmamak lazım. Milyonlarca insanın haksız yere ölümüne neden olan Almanya bugün Avrupa’nın en demokratik ve vicdanlı ülkesine dönüştü ise biz de değişebiliriz. Yeter ki durumun farkına varalım. Gerçekleri kabul edelim.

  13. Ziynet nedir?
    Dünkü teseddür konulu mesajımda,ziynet konusunda bir soru soruldu.Kısa bir cevap vermiştim.Şimdi bu kısa cevabın açılımını yapayım.
    Ziynet,türk dil kurumu sözlüğünde süs-bezek olarak anlamdırılmış.Arapça anlamı bakımından süs,bezek,örtü,takı,güzel,yakışıklı,elbise,donatmak,parlaklık,aydınlık,ışık,ay-yıldız-güneş gibi gök cisimleri ile donatmak,yeryüzünün tabii güzellikleri,iman ve takva,edebi güzellik gibi maddi ve manevi birçok anlamları vardır.Ayet ve hadisleri tesfir veya meal verirken türkçe anlamı ile değil,arapça ve islami anlamına bakmak gerekir.
    Mesela,”namazda iken ziynetinizi takın”.A’râf suresi,31.ayette emredilen süs ve takılarınızı takın.Kadınlar vücudunun namahreme göstermesi haram olan kısımalrını manazda göstersin anlamında değildir.Bu ayetteki ziynetin anlamı,güzel ve temiz elbiselerinizi giyin,takva elbisenizi giyin anlamındadır.Takva elbisesi her zaman giyilmesi emrediliyor.Takva elbisesi,Allah dan,haram ve Allah a isyandan korkmak demektir. Takva elbisesi,müslümanın her daim üzerinden eksik etmeyeceği durumdur.
    Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).A’râf suresi,26.ayet.Bu ayeti ,diyanet mealinden aldım.
    İşte böyle ayet ve hadislerde geçen ziynet kelimesini anlamdırırken ,söz konusu mevzu ile ilişkilendirmek gerekir.
    Tüekiye Diyanet Vakfı yayınlarından olan,Müellif Faruk Beşer e ait,İslam Ansiklopedisi inde ”süslenme” konulu yazısından aşağıda alıntılar yaptım.Alıntıalrım aynen şöyledir:
    Süslenme Arapça’da tezeyyün ve tecemmül kelimeleriyle karşılanır. Türkçe’de daha çok “süs” anlamıyla kullanılan ziynet (zînet) “bir şeyi takıyla, elbiseyle veya şekil verme yoluyla güzelleştirmek” demektir (M. Abdürraûf el-Münâvî, s. 391). Kur’ân-ı Kerîm’de süs ve güzellikle ilgili birçok kelime yer alır. Bunlardan ziynet ve aynı kökten türeyen kelimeler gerek maddî gerekse mânevî anlamda süsü ve süslenmeyi anlatmak üzere kullanılmıştır. Meselâ Allah’ın, imanı müminlere sevdirip kalplerine sindirdiği belirtilirken, “Onu tezyin etti” (güzel gösterdi) (el-Hucurât 49/7); namaza hazırlık amacıyla veya mescide girmek için güzelce giyinilmesi istenirken, “Ziynetinizi takının” (el-A‘râf 7/31)
    Allah’ın kulları için yaratıp yasaklamadığı elbise veya her türlü maddî süsten söz edilirken (Fahreddin er-Râzî, XIV, 52) “zînetallah” (el-A‘râf 7/32) ifadeleri geçer. Başka âyetlerde de yıldızlar, yeryüzünü süsleyen her şey, dünya hayatı, saltanat ve hâkimiyet, mal ve çocuklar, binek hayvanları, altın, gümüş vb. takılar, el ve yüzde bulunan süs, ayrıca vücut güzelliği ziynet diye adlandırılmış.
    “Altın, nakış, resim vb. süsler” mânasındaki zuhruf kelimesi bu anlamları yanında “dışı süslü, içi boş aldatıcı söz; yeryüzünü güzelleştiren yeşillik, ağaç ve ekin” mânalarında kullanılmıştır (el-En‘âm 6/112; Yûnus 10/24; el-İsrâ 17/93; ez-Zuhruf 43/35). Hilye, hulî (huliyy) ve aynı kökten türeyen kelimeler “altın ve gümüş bilezik, inci gibi süs takıları” anlamında geçer (el-A‘râf 7/148; er-Ra‘d 13/17; en-Nahl 16/14; el-Kehf 18/31; el-Hac 22/23; Fâtır 35/12, 33; ez-Zuhruf 43/18; el-İnsân 76/21). “Kuş tüyü” mânasındaki rîş bir âyette “süslü elbise” veya “mal ve zenginlik” manasındadır (el-A‘râf 7/26; Taberî, VIII, 147-148). Bitkinin renginin güzelliğini ve canlılığını ifade eden behcet, “güzel ve canlı” anlamındaki behîc (el-Hac 22/5; en-Neml 27/60; Kāf 50/7), “güzellik” mânasındaki hüsn ve cemâl kelimeleriyle türevleri de birçok âyette geçmektedir.

    Hadislerde ziynet kelimesi ve türevleri maddî ve mânevî süs ve güzellikler için kullanılmıştır. Hz. Peygamber, “Allahım, bizi iman süsüyle süsle!” diye dua etmiş (Nesâî, “Sehiv”, 62), başka bir hadiste, “Kur’an’ı seslerinizle süsleyin” (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 20) ya da, “Seslerinizi Kur’an’la süsleyin” (Hâkim, I, 762) buyurmuştur. Zuhruf kelimesi, camilerin süslenmesinin tasvip edilmediğini belirten ve cennetin güzelliğini tasvir eden bazı hadislerde ve sahâbî sözlerinde geçer (Buhârî, “Ṣalât”, 62; İbn Mâce, “Mesâcid”, 2; Tirmizî, “Ṣıfâtü’l-cenne”, 7). Hilye, hulî ve aynı kökten türeyen kelimeler birçok hadiste “takı, süs, güzellik” gibi anlamlarda yer alır (Wensinck, el-Muʿcem, “ḥly” md.). Rîş kelimesinin çoğulu “riyâş” Resûl-i Ekrem’in yeni bir elbise giydiği zaman yaptığı, “Bana topluluk içinde dış görünümümü güzelleştirecek ve vücudumu örtecek elbiseler veren Allah’a hamdolsun” duasında görülür (Müsned, I, 157). Behcet, cemâl, tecemmül, hüsn vb. kelimeler yukarıdaki anlamlarıyla birçok hadiste geçmektedir (Wensinck, el-Muʿcem, “bhc”, “cml”, “ḥsn” md.leri).

    Kur’an’daki kullanımlarından hareketle konuya ilişkin temel kavramları açıklayan Râgıb el-İsfahânî’ye göre gerçek ziynet insanı dünyada ve âhirette çirkinliklerden koruyan süstür; insanı sadece bazı durumlarda ve belli şartlarda güzel gösteren süsler ise geçici ziynetlerdir. Genel anlamda ziynet üç kısımdır: İlim ve doğru inanç gibi ruhanî ziynet, fizikî güç ve boylu boslu olma gibi bedenî ziynet, mal ve makam gibi hâricî ziynet (el-Müfredât, “zyn” md.). Hüsn sıfatı fizikî görünüm, varlıklar, olaylar ve ahlâkî özellikler hakkında kullanılmıştır. Bu bakımdan akıl, nefis ya da duyuların hoş gördüğü her şeye hasen (güzel) denebilir (a.g.e., “ḥsn” md.). Cemâl ise güzelliğin “yüksek düzeyde olması” anlamındadır. Bu da iki kısımdır. Biri insanın kendine mahsus olan, ruhunda, bedeninde yahut fiillerindeki güzellik; diğeri bir varlıktan başkasına ulaşan güzelliktir (a.g.e., “cml” md.).

    Yaratılmışlar âlemindeki bütün güzellikler Allah’ın cemâl sıfatının tecellîleridir. Nitekim bir hadiste, “Allah güzeldir, güzelliği sever” buyurularak (Müslim, “Îmân”, 147) bütün güzelliklerin kaynağının Allah olduğuna işaret edilmiştir (ayrıca bk. İLMÜ’l-CEMÂL). Buna göre Allah’ın yeryüzünde halife kıldığını (el-Bakara 2/30) ve en güzel şekilde yarattığını (el-İnfitâr 82/7-8; et-Tîn 95/4) bildirdiği insanın güzelliği ve ziyneti sevmesinin tabii karşılanması gerekir. Ancak insanın bu konudaki tutumunu belirlemede var oluşundaki eksikliğin, mükemmeli aramasının ve ilâve süslerle bu eksikliği gidermeye çalışmasının etkili olduğu, dolayısıyla bazan tabii güzellikleri bozup güzeli çirkinleştirmeye yönelebildiği belirtilmelidir. Bu sebeple kişinin yaratılış amacına ve özelliklerine uygun bazı süslenme biçimleri helâl ve dinen makbul sayılırken yaratıcının beğendiği güzellikleri nefsin ve şeytanın hoşlandıklarıyla değiştirme şeklindeki süslenmeler yasaklanmış, Allah’a ait olan yaratılışın süslenme amacıyla da olsa bozulması şeytanın fiilleri arasında sayılmıştır (en-Nisâ 4/118-119; Buhârî, “Tefsîr”, 59/4).
    Görüldüğümüzere,ziynetin arapça ve islami litaratördeki manası çok geniştir.Sadece türkçe deki anlamı ile bakılırsa hata edilmiş olunur.Saygılar.

    • turgut bey merhaba!
      Öncelikle ziynet kelimesinin pekçok değişik anlamı olduğunda bir anlaşmazlığımız yok. Anlaşamadığımız nokta, ziynet kelimesinin hangi ayette nasıl anlaşılması gerektiği konusunda tercümanların işe karışıp karışmaması meselesi. Öncelikle, tercümanların, ayetin neresinde, hangi kelimenin hangi anlamda kullanıldığına ilişkin yorumunun o kişiyi bağlayacağını, bir meale kendi yorumunu yazmaması gerektiğini belirttim.
      – Bu konuda bir itirazınız varsa onu yazın.
      – İkinci olarak ise; savunduğunuz bir düşünceyi haklı kılmak, doğru kılmak için ayetlerin kullanılmasının hem dine hem de yaşama zarar vereceğini yazdım.
      – Dine zarar verir, çünkü ayetlerin ya da dini referansların şablon olarak her olaya, her olguya, her duruma uygulama çabası, o referansın eğilip bükülmesi sonucunu getirir, yani özünün kaybolmasını getirir, aynı zamanda, yaşamdaki olgu, olay, durum da şablona uydurulmak için eğilip büküleceği için, olayın, olgunun, durumun doğru değerlendirilmesinin yapılamayacağını bu yönüyle de yaşama zarar vereceğini belirttim.
      – Yaşama zarar vermesi deyimi, bilimde, sanatta, ahlakta, teknoloji üretiminde, değer üretiminde, olayları kavramada yetersiz kalmayı ifade ediyor.
      – Müslüman toplumların ahlaksız olmasının, geri olmasının, din anlayışının sakat olmasının nedenlerinden en önemlisi de budur.
      – Dini referanslar (ayetler, hadisler, uygulamalar vb) belli bir dönemde, belli olaylar üzerine (nüzul sebebi) gelmişlerdir.
      – dini referansları kendi bağlamından alıp, her olaya şablon uygulamaya çalışmak doğru değildir.
      – Bir insan kadıköy meydanına gelip, gideceği yolu bulmak için dini referans aramaya çalışırsa, hem dine zarar verir, hem de yolunu bulamaz.
      – Durumu, bu şekilde karikatürize ederek anlatıyorum ama islamcıların gerçek yaşamdaki durumları aynen bu şekilde. ve islamcıların etkin olduğu toplumların ahlaki yapılarının, dini anlayışlarının, olayları kavrama yeteneklerinin ve yeterliliklerinin düşük olmasının nedeni budur.
      – günümüz kadınının toplum içinde nasıl bir konumda olacağını 1000 küsur sene önceki toplumsal ilişkiler ve toplum değerlerine göre, üstelik de o zamanın diğer toplumları değil, en ahlaksız toplumlarından biri olan arapl kültüründeki yerine göre belirten bir hadisin, bir uygulamanın veya bir ayetin, bugünün toplumuna motomot uyarlanmaya çalışılması, hem ayetin, uygulamanın, hadisin vb. bozulmasını, hem de bugünün toplumunun bozulmasını getirir.
      – Bu konuda, yani hem islam, hem de yaşam konusunda daha kapsamlı, muhtemelen bir başkasından kısmen duyduğunuz veya hiç duymadığınız düşüncelerim var. ve bunların tartışılmasını da isterim. Fakat, şu an için söyleyebileceğim yukardaki ifadelerim.
      – İfadelerimi, cümleler olarak düşünmekten ziyade, islam toplumlarının durumuna bakın, çünkü cümlelerimi anlamanız biraz daha zor. uzun süre tartışmamız gerekir. Fakat müslüman toplumların durumlarına baktığınızda, sözlerimin anlamını daha doğru kavrarsınız, daha doğru değerlendirebilirsiniz.

    • Sorunun kaynağı müşrik islam zihniyetidir. Onlar Kuran’ı bir hukuk kitabı veya yönetmelik sanıyorlar. Oysa Kuran Allah’tan kullarına gelen zihin açıcı bir Kitab’dır. Allah bazı konuları herkesin hemfikir olacağı şekilde açıklarken, bazı konuları ise farklı yorumlanabilecek şekillerde açıklamıştır. Fakat dinci-dinbaz takımı Allah bu ayetlerde meramını iyi anlatamamış gelin biz size anlatalım havasındalar.

      Kuran’daki bir ayette mealen şöyle deniyor : “İçinizden bazıları var ki biz o kararları alırken sanki yanımızdaymış gibi konuşuyorlar”. İşte dinci-dinbaz ve müşrik olanlar bunlardır ve bu zihniyet İslam dünyasında maalesef çoğunluktadır.

  14. Sn. Koru’nun bu iki cümlesi üzerinde durup düşünmeli..”Devran bazen önemli makamlarda bulunanlar yerlerini terk ettiğinde değişir; şimdiki durumda önemli makamlarda bulunanlar değişmediği halde, onların konulara bakışları farklılaştığı için değişmiş bulunuyor devran.”…

    “Devranın değişmesini beklemek yerine şimdilerde iyice kendini belli eden kötü huylarımızın değişmesini istemeliyiz.”

    Hele, ilk cümlenin bu “…şimdiki durumda önemli makamlarda bulunanlar değişmediği halde, onların konulara bakışları farklılaştığı için değişmiş bulunuyor devran.” kısmı can alıcı mahiyette…

    Ben yine de Koru’nun 6 Kasım 2019 tarihli yazısına Mücella Pakdemir’den alıntıladığım şiirini yeniden bu yazının yorum sayfasına iliştireyim.

    BİR BAŞKAYDIK ESKİDEN

    Ağzından bal damlayan ne güzel insanlardık
    Sevgilinin saçına zülüf derdik eskiden
    Gözümüzle konuşur, gönlümüzle anlardık
    Özü sözü tutana elif derdik eskiden

    Biri ortak arasa yanmak için derdine
    Bakmazdık ne gündüzün ne gecenin dördüne
    Yalan bahanelerin sığınmadan ardına
    Yetişip yokuşları düz ederdik eskiden

    Bilirdik komşu muhtaç komşusunun külüne
    Damat oğulla birdi; kızlar denkti geline
    Kaynaşır, anlaşırdık, düşmezdik el diline
    Neşede ve tasada beraberdik eskiden

    İki üç gün sürmezdi; sevdamız ömür boyu
    Sevmişsek fark etmezdi parası, pulu, soyu
    Âşığın mâşukuna olmazsa olmaz huyu
    Kıskanır, buram buram naz tüterdik eskiden

    Evlât baba izinden başka bir yol seçmezdi
    Helâl rızık kazanır, haram yiyip içmezdi
    Hizmette kusur etmek hayâllerden geçmezdi
    Annenin ayağına gül sererdik eskiden

    Bir elin verdiğini ötekisi bilmezdi
    Fakirler ağlıyorken tuzu kuru gülmezdi
    Sen – ben ayrımı yoktu; topyekûn herkes, bizdi
    Arkadaş hatırını çok güderdik eskiden

    Adabımuaşeret kuralı gereğince
    Oturmazdı küçükler büyüklerinden önce
    Makbuldü selâm vermek ahbabını görünce
    Muhabbet bağlarında aşk dererdik eskiden

    Kaba saba değildik; ince ruh meziyetti
    Yanı kırık, nahoş lâf, duyana eziyetti
    Ezkaza yanlış yapsak özür sunmak diyetti
    Nezâket lisanından taç örerdik eskiden

    Küssek bile sırt dönmez, yüz yüze görüşürdük
    Mendili kurutmadan, ilk fırsat, barışırdık
    Başköşeye oturtur, ikramda yarışırdık
    Kırk kişi bir ekmeği bölüp yerdik eskiden

    Hiç kimsenin hukuku edilmezdi göz ardı
    Dostun dosta güveni can bedeli kadardı
    Sözden dönmek ayıptı; ahdin önemi vardı
    Gününü beklemeden borç öderdik eskiden

    Kaşla göz arasında nasıl değişti zaman?
    Fitne fesat kol gezer; tahta kurulmuş güman
    İnsanlar kötülükte şeytandan daha yaman
    Bilseydik kabrimize tez girerdik eskiden

  15. Eskiden olduğu gibi kalmaya; tutuculuk, gericilik, hatta yobazlık diyorlar. Değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Çünkü Allah Rabtır, rabvet sıfatı, geliştiren, yetiştiren, dönüştüren demektir.
    Kural iyiye doğru değişmek olmalı.
    Saygılarımla.

  16. Aslında Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak için düşman tek değil haliyle KHK mağdurları içinde durum böyle. Ergenekon mağdurları olarak nam salmış ve aralarında pek çok gerçekten devlet adına suç işlemeyi yücelten ve kutsal devlet safsatasına iman etmiş sivil, üniformalı zevat mevcut. Bu kısım KHK grubunun kısmı ekserisinin mağdur ve zulme uğramalarına aldırmaksızın ziyana gidenler bizden değil diyerek çoğu yetişmiş ve gadre uğramış kitleye bigane kalarak argo tabirle iti, ite kırdırarak itikatlarınca önemli bir iş yaptıklarını düşünüyorlar. Diğer safdil yada sadık ahmak hükmünde neo kutsal devletci ancak dini meseleleri gazete eklerinden veya NFK külliyatından öğrenmiş beynamaz ancak abdülheyMİT dizisi ile osmanlıcılık oynamaya alıştırılmış efsunlu güruh kutsal gayretlerini kendilerine hadisi şerif olarak yutturulmuş şu cümleye dayandırıyorlar:
    ”Acırsan, acınacak hale düşersin” Çukur Duvar Yazıları
    Haliyle bu süprüntü cümle hadis değildir, İslami değildir hatta hiç bir kutsal semavi veya ahlak temelli uzakdoğu dini kaynaklı bile değildir. Bu cümle merduttur. Bu cümleyi ağzına alıp sakız edip hayat felsefesi yapmış kavruk, gayretli trol takımı da sosyolojik olarak topluma anarşisttir. Asıl hedef alınması gereken ve örnek alınarak yaşamımıza düstur etmemiz gereken doğru cümle Rahmani olandır ki:
    ” Merhamet etmeyene merhamet edilmez. ” Hz. Muhammed SAV:
    Kılavuzu karga olanın, sonu Kabil gibi olur.

    • Fehmi Bey’e katılıyorum:Başkalarının dertleriyle de dertlenmemiz gerekiyor.
      Yunus Emre şöyle der:

      “Dertsizlere benim sözüm,
      Benzer kaya yankısına”

      Mesela ikiyüzelli 15 Temmuz şehidin geride bıraktığı yakınlarının dertleriyle dertlenmeliyiz.İki bin küsur 15 Temmuz gazisinin durumuyla yakından ilgilenmeliyiz.Fetö’nün kendi adamlarına yer açmak için çürük raparu verdiği,askeri okullardan attığı insanların çektiği zorluklarla ilgilenmeliyiz. Sınav sorusu hırsızlarının hırsızlığı yüzünden hak ettiği okulları kazanamayan, hak ettiği görevlere gelemeyen insanlarımızın mağduriyeti ile de ilgilenmeliyiz.

      Bu arada,bütün bu insanlarımızın mağduriyetine sebep olanların mağduriyeti hiç kimselere
      bırakmamasını da ibretle izlemeliyiz.

      • Bekir bey çok haklısınız biz aldandik halkımız bizi affetsin diyip sütten çıkmış AK kaşık olanları da ibretle izlemenizi de tavsiye ederim!!!!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız