Suriye dünyanın sorunu, Suriyeliler de bizim.. Gerçekleri görelim…

16

Bir aboneliğimi iptal ettirmek için uğradığım iletişim alanında çalışan bir kurumda ülkemizde mülteci olarak bulunan Suriyeliler’in internet aboneliklerinin iptal edildiğini öğrendim. Oraya gelmiş iki Suriyeli internetsiz ne yapacaklarını kara kara düşüyorlardı. Kurum görevlisinin kendilerine tavsiyesi ‘Wınnn’ cihazı almaları oldu.

Kalıcı bir çözüm değil, ama sonuçta çözüm… 

Yeni politikamız, Suriyelilerin artık ülkelerine dönmeleri…

Dünyanın Suriye diye bir sorunu var; o sorundan bizim talihimize de ‘Suriyeliler’ adı verilebilecek bir yan sorun düştü. Ülkelerinde yaşananlardan rahatsızlık duyup kaçanlar ve iç-savaşta her şeylerini kaybettikleri için ülkemize sığınanlarla birlikte 4 milyona yakın insan kamplarda ve kentlerde yaşamayı sürdürüyorlar.

İç savaşın başlamasıyla birlikte ülkelerini terk edenlerin önemli bir miktarı büyük kentlerimize yerleşmiş durumdalar. Bazı kentlerin belli mahalleleri Arapça tabelaları ile kalabalığın yoğun olduğu bir Şam görüntüsünde.

On yıla yaklaşan süre içerisinde yetişkinliğe Türkiye’de geçiş yapmış yeni bir Suriyeli nesil var.

İçlerinden kabiliyetliler uğraştıkları meslekleri de Türkiye’de öğrendiler.

“Suriyeliler” dendiğinde akla hırpani kıyafetli insanlar geliyor, ama gerçek ondan hayli farklı. Pek çok Suriyeli bundan sonraki hayatını Türkiye’de geçireceğinin bilinciyle toplumda kendisine yer açmanın derdinde.

Reklam

Göç nüfusuyla ilgili araştırmalar, herhangi bir büyük sarsıntı sonrası ülkesini terk etmek zorunda kalmış insanların sığındıkları yeni ülkede yerleşme ve hayatını orada devam ettirme oranının yaklaşık yarıya yakın olduğuna işaret ediyor. 4 milyon Suriyeli’den yarısı olan 2 milyon insanın Türkiye’de kalacağını varsayabiliriz.

Biz istesek de böyle olacak, istemesek de…

Pek çok alanda yapılan yanlışlar gibi Suriyeliler konusunda da yeni yeni anlamaya başladığımız hatalarımız var. Yerinden yurdundan koparak ülkemize gelmiş insanlar bu yolculuğa çıkarken ülkelerinin demografik dengelerini de bozmuş oldular. “Fırat’ın batısı” veya “Fırat’ın doğusu” deyip geçtiğimiz coğrafyada değişik dini, etnik ve soy-sop ağırlıklar vardı. Göç harekeleri oraları belli renklerden arındırdı. Bu durumun şimdilerde farkına varıldı ve herkese yaban gelen yeni tedbirlerle tersine-göç hareketinin zorlanması o hatadan dönülmesi arzusudur. 

Arap asıllı nüfusun belli yörelerde azınlık hale düştüğü, farklılıkların silindiği ve hep azınlık olmuş nüfusun da birden bire bullundukları yerin çoğunluğu haline dönüştüğü bir gerçek. Zorla geriye göndermeyle yeni bir nüfus dengesi oluşturma gayreti başarılı olacağa benzemiyor.

Savaşlar tahripkardır. Suriye’de 2011 yılından bu yana süregiden savaş en tahripkar savaşlardan biri olarak şimdiden tarihe geçti. Sadece kentler birer harabeye dönmekle ve sakinleri yerlerinden kopup başka ülkelere sığınmakla kalmadı, bir kültür ve medeniyet de yıkıntıdan nasibini aldı.

Türkiye konuya hep duygusal açıdan yaklaştı ve bu sebeple de sınırlarına vuran göç dalgasından yararlanma imkanlarını hiç düşünmedi. Düşünmeye başlaması yine savaşla ilgilidir ve göçlerin boşalttığı alanların istenmeyen güçlerce doldurulmasını engellem niyetiyle ilgilidir.

Geçmiş olsun.

İlertişim kurumuna gelerek internet servis sağlama himzetlerinin artık kendilerinden esirgendiğini öğrenen Suriyelilerin şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. Neyse ki, onları yeniden internet dünyasıyla buluşturacak cihazlar var. Geçici soruna kalıcı cevaplar bulmakta üstümüze yok bizim.

Reklam

Hiç değilse kalıcı olmaya başlamış sorunlara kalıcı çözümler bulmaya da gayret edildiğini bir gün göreceğimizi düşünebilsek.

ΩΩΩΩ

16 YORUMLAR

  1. Esad’la düşman olana kadar iyi olsaydikta suriyyelilerde bize gelmeseydi ve yurtlarında tutmak için calissaydik daha iyi olurdu.diyeceksinkii Esad Türkiye aleyhine çalışan birisi.e CB nin kankam dediği Putin tutuyor orada Esad’ı.sende putinle dostsun .nasıl olacak.suriye politikasında yanlış yapmıştır hükümet.bu arada ‘winnn’ denilen cihazın satış elemanı gibi reklam yapmışsınız.hayirli osler

  2. Erdoğan baştan gönderilmeden Suriye sorunu çözülemez. Yeni bir iktidar Esad ile anlaşıp iç savaşı birlikte bitirmeli, Türkiye’deki Suriyelileri de peyderpey vatanlarına göndermelidir. ABD iç savaşın bittiği bir ülkede daha fazla duramaz, onların da kabul edeceği bir formülasyon ile bu sorun Beka sorunu olmaktan çıkartılabilir.

    Türkiye’nin esas Beka sorunu, Siyasal İslamcılar ve Neo Osmanlıcılardır. Bunlara bir de Avrasyacılar (Rusçular) eklendi.

    “ Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.” (M.K.Atatürk)

  3. Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal ettiğinde, ABD BM’den oybirliği ile karar çıkartıp Irak’ın üstüne çökmüştü. Peki Saddam Hüseyin neye güvenip de altından kalkamayacağı böyle bir işe girişmişti ? Belli ki Saddam Hüseyin’i bir şekilde kandırıp, Kuveyt’e girerse gerçek bir tepki görmeyeceğine ikna etmişler.

    Arap Baharı sürecinde sıra Suriye’ye geldiğinde Erdoğan’ı (ve Davutoğlu’nu) da kandırdılar. Muhaliflerin savaşa başlayabilmesi için aile fertlerinin korunmaya alınması gerekiyordu, zira bu bir iç savaş olacaktı. Erdoğan onlara “ailelerinizi Türkiye’ye gönderin biz bakarız” deyince süreç başladı. Önce işler iyi gidiyordu ve çok yakında Şam’da Emevi Camisinde Cuma namazı kılacaklarını söyledi Erdoğan ve Davutoğlu … Sonrası malum.

    Bir insan haddini aşan hedefler koyarsa ve bunda kararlı ise aldatılmaya müsait olur. Siyasal İslamcılar (Erdoğan) ve Neo-Osmanlıcılar (Davutoğlu) bu fenomenin tipik örnekleridir.

    Muhafazakar kesim içinde M.K.Atatürk’e hak vermeye başlayanların sayısı giderek artıyor. İdeolojiler tatlıdır fakat fazla tatlı yemek insan sağlığını bozar. (Ancak 20 yaş altı biraz istisna olabilir).

  4. Suriye meselesinde işlerin umduğumuz gibi gitmediği ortada. Hatanın büyüğünü en başta yaptık yani ABD ve Rusya’nın ve elbette o bölgenin kadim jönü İran’ın içinde olduğu karmakarışık bir coğrafyada ÖSO ile varlık gösterebileceğimizi düşündük fakat bugün askeri gücümüz de orada iken bir Esed’i, İdlib’ten vazgeçirecek tesirimiz maalesef yok.Öyle bir hal ki söylesem faydasız sussam gönül razı değil gibi bir şey.Sıkletimizde güreşmiyor yenilince de vah ediyoruz. En başında mindere çıkmasak belki daha az kaybımız olacaktı.Bugün Suriye’de hakim olduğumuz topraklarda 3-4 milyon insanı barındırabilecek durumdayız fakat köprüler altından da çok sular aktı.Bugün güvenli bölge ancak İdlib’ten gelecek nüfusu alır başka da bir işe yaramaz.Bizdekilerin yarısının döneceği tezine de katılmıyorum; Avrupa’yı ülkelerine tercih edeceklerine şüphem yok.Yaşlıca denilebilecek az bir kesim dönecektir sadece.

  5. Suriye gibi problemler, zamanı gelince ve konsensüsle çözülür. Boşuna yorulmayın. Sorunu fırsata çevirmek adına önerim var. Onlardan Arapça öğrenelim ve Türkçe vs. öğretelim. Akademik çalışma yapalım… Kimse Türkiye’nin derdine düşmesin. Bölünüyoruz dendikçe coğalıyoruz. Tam yedi bağımsız ve 15 özerk Türk devleti var. Türkler, dünyanın en zeki milletidir… Bir padişah tek başına 72 milleti yönetmiş, şimdi de 36 milleti yönetiyor…

    • Güzel bir espri olmuş, özellikle de sondaki “şimdi de 36 milleti yönetiyor” cümlesi. Bu dediğiniz aklıma şunu getirdi. Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) na bağlı olan onlarca ülkede 2,4 milyar insan yaşıyormuş. İngiltere Kraliçesi bu ülkelerden 10-15 tanesinin (Kanada dahil) resmi devlet başkanıymış.

      • Evet, Kanadanin genel valisini Kiraliçe kendi temsilcisi olarak atiyor.

        Yalniş anlaşilmasın bızim gibi 36 milleti yönetiyor palavrası atmıyor.

        Galıba Uygurları Çine bir miliyar dolara satimasindan bahsediyordur.

  6. Yan komşumuz yıllardır çocuklarına iyi davranmıyordu. Aslında bu o mahallede oturanlar için bu durum çok da garip değildi. Herkesin hakkında kötü sözler söylediği bir dönemde aile reisine sahip çıktık. Bir ara bayağı da yakınlaştık. Böylelikle işleri düzeltebileceğimizi düşündük. Tüm mahallede aile reislerinin davranışlarına bir isyan başladığı dönemde komşunun çocukları da başkalarına bakarak durumlarına itiraz ettiler. Bunun üzerine komşu aile efradına kötü muameleye başladı. Biz önce komşunun kapısına giderek yanlış yapıyorsun dedik. Daha sonra da durum değişmeyince ikazların tonunu artırdık. Bizim itirazımızdan destek alan hane halkı aile reisine şiddete başvurarak başkaldırdı. O da gitti dostlarını yardıma çağırdı. Onun dostları bize yıllardır kök söktürmüş mahallenin kabadayıları idi. Onlara birşey yapamadık. Bu aşamada mahalle karakoluna gidip durumu mahkemeye intikal ettirmek ve onunla yetinmek yerine daha da müdahalemizi artırdık. Mahallenin kabadayılarının yardımıyla aile reisinden dayak yiyen hane halkının bir kısmı bizim eve taşındı. Bizi daha önce destekler gözüken kimseler de konunun çetrefilliğini görüp bizi yalnız bıraktı. İşin garibi yan komşu ile uğraşa uğraşa biz de ona benzedik. Onu tenkit ettiğimiz ne varsa hepsi bizde de olmaya başladı. İşin daha da trajik yanı onu destekleyen eski belalılarımızla dost olduk. Şimdiki modumuz ona birşey söyle kıvamında. Eve gelenleri kovmaya çalışıyoruz çünkü evdekiler de artık bu misafirlerden bıktı. Ama biz bu işe burnumuzu sokmasa idik onlar bizim eve gelmeyeceklerdi. Ara sıra kötü muameleye maruz kalsalar da bugünkü kadar kötü duruma düşmeyeceklerdi. Sonuç olarak ne ekti isek onu biçiyoruz. Ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamama durumundayız.

  7. Aş, iş, ev, bağ, bahçe, toprak, vatan, gelecek, en önemlisi
    HAYALLERİ, UMUTLARI yok.. yok.. yok..
    “Fırat’ın batısı” veya “Fırat’ın doğusu” deyip geçtiğimiz coğrafyada değişik dini, etnik ve soy-sop ağırlıklar vardı. Göç harekeleri oraları belli renklerden arındırdı.
    bunu kim dert edinmeli? suriye?:
    öyle bir ”tık” varsa da haberimiz yok.
    balkanlardan, güneyimizden, kuzeyimizden devamlı anadoluya doğru 10 şiddette fay iteklemesi var sanki.
    bunu kim dert edinmli? marslılar?
    yönetenlerimizin gerekeni yapmaya çalışığı fakat yeterli olmadığı kanaati var gibi.
    sınır illerinde sadece suriyelilerin istihdam edileceği fabrika benzeri (ortaklarıda suriyeli) yerlerin açılması ve suriyelilerin yurdun diğer yerlerinde huzursuzluk yaratmalarını önlemek ne kadar zor olabilir ki?
    bunların ülkeye verdiği bir zarar, olumsuzluk varsa ortaya çıkmaması, tespit edilememesi için;
    saldım çayıra mevlam kayıra cingözlüğümü yapılıyor acaba?
    güneyde ki at oynatan diğer devletlerin çıkarları uğruna neler yaptığı, neleri göze aldıkları, insan hayatını hiç umursamadıkları çıplak gözle görülüyor.
    hiç olmaz sa biz de kendi içimizde kalıcı çözümler üretip uygulamaya geçmemiz için;
    yurt dışından ithal eş şeş başkanlar mı ithal etmemiz gerekiyor?
    bir çocuğu tanımlamak için önce ismini kesinleştirmekle başlasak:
    kim kimdir? kim nedir? ne değildir? kim kimin adına çalışıyor? kim kimin dostu? kim kimin düşmanı? neyseniz belli edin kendinizi.
    bukalemunlar yok olsun gerçek yüzler ortaya çıksın artık.
    SON SÖZ:
    T.C. kimliği taşıyan insanlara kim hizmet etmek istiyorsa el kaldırsın!
    dışardan onun bunun adamına ihtiyacımız olmayacak kadar bilgili dürüst becerikli insanımız var olduğuna inanıyorum.
    tüm kalbimle.

  8. Fehmi bey acikca yazmamis ama ne dediği acik, Suriyede ABD gözetiminde “etnik temizlik” yapildi, bu BOP planinin bir parcasidir. BOP uyarinca Suriyeliler uzerimize yikildi. Bu durum iktidarin isine geldi, Suriyelilerin (ilerde) “sadik seçmen” olacaklarini hesabettiler. Evdeki hesap carsiya uymadi, sehirli yerliler uyandilar, iktidara desteklerini cektiler. Eger böyle giderse kırsal kesim secmenlerininde uyanmasi cok yakin. Bir ornek: Bugun sehirde olsun, koyde olsun evlenme cagina gelmis (diplomali, diplomasiz) genclerin onda dokuzu issiz, babalar perisan…

  9. Eski bir CIA başkanı , dünyanın neresinde bir kavga varsa, orada mutlaka dini veya etnik problem vardır, diyordu… Bütün generaller benim olsun diyorsanız, o generaller ikiye bölünür, birbirine kurşun sıkar. İç ve dış güçleri suçlarsınız. Adil ve dürüst olursanız hiçbir güç araya giremez. VESSELAM.

  10. galiba türkiyede hiç normal insan yok.
    – hiçbir soruna normal yaklaşamıyoruz.
    – birisi çıkıyor mühacir-ensar lafları ediyor. bir başkası kardeş edebiyatı yapıyor. fehmi bey de, “suriyeliler de bizim …” demiş ama sonra nokta nokta koymuş. nokta nokta ile ne demek istemiş bilemedim.
    – suriyeliler konusunda, tahminimce, en sağlıklı yaklaşımı “esadla anlaşılmalı ve suriyeliler ülkelerine gönderilmeli” tarzı yorum yapanlar gösteriyor.
    – Suriyeliler konusunda, mhp ve akpyi çıkınca (çünkü bunlar suriyelileri destekliyorlar), geriye sadece kendisine solcu diyen, fakat gerçekte ulusalcı olan çok küçük bir kesim kalıyor. onun dışındakiler ise, “esadla görüşüp, suriyeliler ülkelerine gönderilmeli” tarzı düşünce belirtenler oluyor.
    – Bunlar da, hemen ırkçılık suçlamasına muhatap oluyor.
    – Hataydan bir tanesi karar gazetesine yorum yazmıştı. Suriyelilerin ülkelerine gönderilmesi konusunda. Yorumuna şu notu da eklemişti. “Beni ırkçılıkla suçlayacak olunlar için yazıyorum. Arap kökenliyim”.
    – Suriyeliler meselesinin başka bir ulustan olup olmama ile alakası, sadece ensar-muhacir, “kardeş” edebiyatı yapanlar tarafından dikkate alınıyor.
    – Tahmin ediyorum, “esadla anlaşılmalı ve suriyeliler evine dönmeli” diyenlerin pek çoğu da, bütün suriyelilerin evine dönmesi gibi bir hedefle ve düşünce ile hareket etmiyorlar. saten böyle bir durum gerçekci de değil. ancak suriyeliler dendiğinde bir genelliği ifade ediyor.
    – mesela almanya, bayram tatiline ülkelerine giden suriyelilerin oturma izinlerini iptal ettiği. çünkü, memleketlerine bayramlaşmaya gidebiliyorlarsa orda da yaşayabilirler diye düşünmüşler.
    – Almanyanın, suriyeliler konusunda “demekki orda yaşayabiliyorlar” noktasından olaya yaklaşması doğru olabilir ancak, bizim, olayı sadece bu noktadan değerlendirmemiz de yanlış olur.
    fehmi korunun yazdığı:
    “Göç nüfusuyla ilgili araştırmalar, herhangi bir büyük sarsıntı sonrası ülkesini terk etmek zorunda kalmış insanların sığındıkları yeni ülkede yerleşme ve hayatını orada devam ettirme oranının yaklaşık yarıya yakın olduğuna işaret ediyor. 4 milyon Suriyeli’den yarısı olan 2 milyon insanın Türkiye’de kalacağını varsayabiliriz.” cümlesi, bana çok da anlamlı gelmedi.
    – Öncelikle durum yukardaki gibi olmayabilir. tümü de kalabilir, çok az bir kısmı da kalabilir. yani, “araştırmalara göre yarısı kalıyor. o zaman yarısını kabul edelim” mantığı yanlış bir mantık.
    – İkinci olarak ise; Almanyadaki türklerin oraya uyumu 3 kuşak ile, o da belli oranda, mümkün olabildi.
    – Yani, bu iş, “araştırmalara göre yarısı kalıyormuş. biz de ona göre hesap yapalım” mantığıyla olmuyor.
    – Türklerin yaşadıkları, suriyelilerin, en az 3 kuşak türkiye için sorun olacağı anlamına geliyor.
    – Olayın bir başka boyutu ise, suriyelilerin durumu, türklerin durumundan da, türkiyedeki diğer yabancıların durumundan da farklı.
    – herhangi bir yabancı ile sorun yaşadığında en fazla onun bir-iki yakın arkadaşı ile karşı karşıya gelmeyi göze alman gerekebiliyor ama suriyeliler ile sorun yaşadığında en az 20-30 kişi ile karşı karşıya gelmeyi göze alman gerekiyor. suriyeliler, bir apartmanda birkaç aile olduğunda orda yaşaman pek mümkün olmuyor. Diğer yabancılarda bu sorun daha az yaşanıyor. yani belirgin bir sorun oluşturmuyor.
    – Ayrıca, suriyelilere tanınan diğer haklar da var. bu ülke vatandaşı sigortalı olmadan hastanede tedavi olamazken, suriyeliler konusunda hiçbir sıkıntı yok. Bu durumu, insanların kabul etmesini istemek, bana pek mantıklı gelmiyor. hem ahlaki olarak gelmiyor, hem de gerçeklik anlamında gelmiyor.
    – bir işçi, sigorta derdi olmayan bir suriyeli ile rekabet edemiyor.
    – Yani sorunun pekçok boyutu var. Evet, diğer ülke vatandaşları da sigortasız çalışıyor ama onlar, iş yaşamında türklerle eşit şartlarda yarışıyor.
    – Yani sorunun pekçok farklı boyutu var. suriyeliler sorunu dediğimizde, suriyelilerin geri gönderilip gönderilmemesinin dışında bu gibi sorunların da ele alınıp, çözümü için uğraşılması gerekiyor.
    – Yani, sorunun, her boyutu ile ele alınması, genel olarak, suriyedeki savaş sorununu çözümü için çalışılarak, suriyelilerin geri dönmesinin yollarının araştırılması, kalanların da, öncelikle uyum sorununun aşılması için yapılması gerekenlere kafa yorulması, suriyeliler nedeniyle ülkede oluşan sorunların tespiti ve bu sorunların giderilmesine bakılması, ayrıca, türkiyeye faydası olabilecek suriyelelerin de, türkiyede kalması konusunun da bir politika oluşturulması gerekiyor.
    – İlave olarak ise, suriyelilerin geri gönderilmesi ile ortaya çıkacak sorunların da belirlenip, onların çözümüne de kafa yormak gerekiyor. Mesela, suriyeli çalıştırıp sigorta ödemeyen işyeri sahiplerinin, suriyelilerin gitmesi ile maliyetleri artacaktır vs.

  11. Misafir

    Sayın Valimiz, “Suriyeliler ne mülteci ne de muhacirler. Onlar misafirdirler.” dedi.

    Yanlış politikamız buradan başlıyor. Misafir ediyoruz ama serbest bırakmıyoruz. Resmen çalışmalarına izin vermiyoruz. Sigorta yapamıyoruz. Resmen ücret ödeyemiyoruz ama belki 10 milyon yabancıyı çalıştırıyoruz. Bu neye zorluyor? Kayıtsız ekonomiye zorluyor.

    Akevler olarak mevcut mevzuat içinde çözüm buluyoruz. Kooperatifler Kanununda yabancılar, bir yerde izin almaksızın ortak olabiliyor. Semt kooperatifleri kurulmalı. Yabancılar burada yerleştirilmelidir. Semt kooperatiflerinde orada oturanlar oranın sahibi değildirler. Orada çalışırlar. Çalışma ortaklarıdırlar.

    Bir yabancı Türkiye’ye geldiğinde hemen semt kooperatiflerinde işe başlatılmaklıdır. Kooperatif onları ortak etmelidir. Kooperatif onların sosyal güvenliğini sağlamalıdır. İleride ülkelerine dönme imkanı doğduğunda hemen ayrılıp gidebilmelidirler. Biriktirdikleri bir şeyleri varsa onu da götürebilmelidirler.

    Misafir deyip kaçak çalışmalarına izin vermek kayıtsız ekonomiyi yaşatmak demektir. O da ülkeyi yıkıma götürür.

  12. Erdoğan “3 saatde şama varacağız emevi caminde namaz kılacağız ” demişlti sonuç şimdi onlar camimizde namaz kılıyorlar.
    Komşularla iyi geçinmeliyiz onlarla ticareti geliştirmeliyiz. çünkü sınır komşuna parasız sınırdan geçip ticaret yapabiliriz; Ama Almanya mal satmak için bulgaristan gibi devletlerden geçerken para veriliyor.

    Komşuların iç işlerine karışmamalıyız. Komşuda sıkıntı bizide etkiler.

    Suriyelilerden Kadın , çocuk, Yaşlı ve hasta olanları sınırda alıp bakılabilirdi genç ve sağlam olanlarada bakıyoruz.
    Almanya bile 700.000 suriyeliye bakıyor. Bu Arabistan, Katar , Kuveyt ilginçtir soydaşlarına bakmıyor.

    BM bize Bakın diye para Gönderiyor Akp’de bu paralarla diğer şehirlerde batmış ekonomimizde canlılık sağlar diye şehirlere suriyelileri gönderdi.

    Yapılacak şey tampon oluşturulmuş bölgeye BM’den ve diğer gelen yardımlarla, Evler yapıp göndermektir.

  13. Yıllar önce bir öykü okumuştum. O öykü bir hanim ve eşi arasında bitmeyen bir tartışmayı anlatiyordu.

    Bizım daha öncesinden başlamış ve son 8 senedır devam ettiren idarecilerimizin , hal ve tavirları o öykü de gecen olayla bire bir örtüşüyor.

    Öykü şöyle başlıyor! Adam çok beğendıği bir kızla evleniyor.
    Tabii severek ve beyenerek evlendiği için, arada bir hanıma iltifat ediyeor, adam hanımin göründüğü gibi olmadığı ve cahıl birisi olduğunu nereden bilsin.

    O iltifatlari işiten hanım kendini çok üstün göriyor ve kocasina “sen pis bir insansin, baksana başini bit sarmiş.” Adam aniden şaşırıyor ve hanıma “ben bitli falan değılim sen bunu nerden çıkardın” desede hanım durmadan “bitli, bitli” deyip duruyor. Adam bukez ağzıni bağliyor. Kadın baş parmak tirnakları ile bitleri öldurme hareketi yapiyor.
    En sonunda adam kadınin ayaklarına taş bağlayıp denize atiyor, kadın suya batıp boğuluncaya kadar baş parmakları ile bit öldurme hareketine devam ediyor ve, öykü orda bitiyor.

    Aynen bati devletlerı de zamaninda bizim liderı iyi işler yapiyor diye övüp kucaklarini açtilar, fakat kucak actiklari kişi onlara meydan okuyup hakaret edince onlar yapa etme dedikçe bu şımardı, onlarda kendileri duymasin diye bunun tehditleri ve meydan okumalari karşısında kulaklarini tikadilar. Bizimkilerin hareket etmesini önlemek ıçın önce kafese koydular bu oradada rahat durmayinca bu sefer denize attilar…..
    Şu an kendi kafesini batırmamak için Türkiyeyi alta koymuş kendi kafesinide Turkiyenin tepesine, yerleştirmış her çirpinişta dolar firliyor TC batiyor.

    Esadı bitirecektiler, Esat taraftarlari ile dim dik ayakta Rusya ve iranın yardim ve askerleri ile ona karşi olanları bize sürdü biz cebeleştikce esat ömrüne ömür katiyor.
    Bizde Dünyaya üste para vererek palavra satiyoruz.
    Olan hem Türkiyedeki fakir halka hemde Suriyelılere oldu.
    Suriyeliler ak sarayda değil halk sarayda yasiyorlar Erdoğan onlarin yüzünü dahi görmüyor.
    Bu işler DİLLE cözülmez….Akil ve vijdanla çözülür! Maalesef, bizdede o yok

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız