Yanlışa yanlışla mukabele edilmemeli.. Korona mücadelesi için son karar yerinde…

27

Bugün masamın başına tam kapanma konusunu yazmak üzere oturdum, ama elim klavyede konu başlığı olarak önce ‘Ermeni’ sözcüğünü yazdı..

İki gündür tartışılan o konu, hem ABD hem de Türkiye için birdenbire ortaya çıkmadığı gibi, ABD başkanı Joe Biden tarafından sarf edilen sözcük de öylesine kullanılmış değil. Yıllardır ne zaman 24 Nisan tarihine yaklaşılsa ABD’nin o günlerdeki başkanının konu hakkında hangi sözcüğü kullanacağı gündeme gelir, Türkiye “Sakın ha” tavrını belli eder, ABD başkanı da “Hadi, yine sizin dediğiniz olsun” havasına girerdi. 

Barack Obama ‘büyük felaket’ anlamına gelen Ermenice sözcükleri kullanarak ara bir yola başvurmuştu.

Herhalde Washington’da tavır değişikliği uzun müzakereler sonunda belirlenmiştir.

Türkiye’den gelecek tepkiler de göze alınmıştır.

Biden başta olmak üzere bu konuda karar alınırken görüşlerine başvurulmuş yönetim kadrosundan isimler geçmiş dönemlerdeki görevleri sebebiyle Türkiye’yi ve muhataplarını yakından tanıdıklarından, gelecek tepkileri de hesap etmişler ve bir adım sonrası için de senaryolar yazılmıştır.

Ankara’nın böyle bir gelişmeyi bekleyip beklemediğini, o sözcüğün kullanılması durumunda neler yapılacağı üzerinde alternatifli düşünülüp düşünülmediğini bilemiyorum. 

Umarım düşünülmüş ve uygun tavır öyle belirlenmiştir.

Reklam

Bir kere ağızdan çıkmış olan uygunsuz sözcüğün sanki söylenmemiş gibi muamele görmesi mümkün değil; keşke öncesinde böyle bir adımı atmanın önlenmesine yarayacak geniş yönlü temaslar yürütülse, yürütülmüşse önceki yıllarda olduğu gibi olumlu bir sonuca ulaşılabilseydi.

Temaslara rağmen böyle bir adım atılmışsa Washington’un geleneksel Türkiye’ye bakışının ters yüz edildiğini düşünebiliriz. İlişkiyi tanımlamak için vaktiyle bulunmuş ‘stratejik ortak’ kavramı son zamanlarda zaten kullanılmıyordu; acaba ‘müttefik’ sıfatımız kalacak mı?

Yoksa Türkiye ya kendiliğinden ya da zorlanarak NATO üyeliğini de bırakacak mı?

Soruyu boşuna sormuyorum; dünden beri ekranlar iktidara tepki yöntemi olarak bunu tavsiye eden görüş sahiplerini ağırlıyor. Tavsiyeciler arasında ‘iktidarın küçük ortağı’ diye anılmasından memnuniyet duyduğu bilinen partinin sözcüleri olduğu gibi, emekli askerler de var. Biri, dün akşam, ABD’nin Rusya’yı köşeye sıkıştırmak için Türkiye’ye böyle davrandığını ileri sürüyordu.  

Güldüm.

Mavi Akdeniz projesini teşvikleriyle iktidara benimsetmiş emekli amirallerin yerini bu kez emekli karacı generaller almış görünüyor.

Daha önce birkaç kez yazmıştım, tek bilen de ben değilim; ilk kez bir ABD başkanı tarafından şimdi kullanılmadı o sözcük. Daha 1981 yılında, Türkiye’de darbeci askerler iş başında iken, o zamanki ABD başkanı Ronald Reagan o sözcüğü kullanmıştı.

Kullandı da ne oldu?

Reklam

Washington kısa sürede o tavrından pişman oldu. O günden bu yıla kadar hiçbir başkan aynı hatayı bir daha tekrarlamadı.

Ankara yine Washington’u Joe Biden’in bu çıkışından pişman edecek şekilde davranmalı.

Yandan gelen teşviklere uyup tersini yapmak, kısa vadede politik açıdan işe yarar görünse bile, orta ve uzun vadede yararlı olmayacağı gibi, ülkeyi yalnızlığa da iter.

Türkiye kapanırken…

Gelelim tam kapanma konusuna…

Hükümet tam kapanma kararı aldı. 17 Mayıs gününe kadar ülkede hayat büyük çapta duracak. İstisnalar çok olduğu için bu politikaya ‘tam kapanma’ denmez aslında; ancak eksik de olsa yerinde bir karar bu.

Kendi hesabıma ben ‘tam kapanma’ yanlısıyım ve bunu en az iki kez burada savundum. Sonuncusu bayağı önceydi. Koronayla savaşta mesafe alınmıştı; vaka ve vefat sayılarında göze çarpan düşüşler yaşanmaktaydı. Elde edilen başarının kalıcı olması için bir sefere mahsus insanları evlere kapatmak yararlı olabilecekti.

Şimdilerde güçlü normalleşme belirtileri gösteren ülkeler bu yola başvurdular. Bizdeki başlangıç başarısından çok uzakta oldukları halde tam kapanan ülkelerde yöntem işe yaradı.

Kapandılar ve halklarını hızlıca aşıladılar.

Bizde de o dönemde aynı yola gidilseydi, bugüne başka bir noktada olabilirdik.

Galiba yaklaşan parti kongreleri düşünülerek o yola başvurulmadı.

Parti sözcüleri bu konuda yöneltilen sorulara iddiayı fazla önemsememiş görünerek cevaplar veriyorlar, ancak yapılan -daha doğrusu yapılmaktan kaçınılan- yanlıştı ve mücadeleyi aksattı. Araştırmalar, az sayıdaki virüslü kişilerin akıl akmaz sayıdaki insana virüsü bulaştırabildiğine işaret ediyor. Bütün ülkeyi kıpkırmızı hale getiren süreçte ülke içindeki hareketliliği artıran kapalı mekanlarda yapılmış tıklım tıklım veya lebalep toplantıların etkisi küçümsenemez.

İlgililer “Alakası yok” demiyorlar, ama deseler de bir şey değişmez.

Hükümet korona ile mücadeleyi oluşturduğu bir bilim kurulu ile danışarak yürütüyor; hiç değilse öyle yürüttüğü biliniyor. Kurul üyesi olduğu duyurulan uzmanlar da sıkça ekranlara çıkarak görüş açıklıyorlar.

Acaba bilim kurulu ‘tam kapanma’ gerekli iken bundan kaçınılmasına ses mi çıkarmadılar, yoksa itirazları mı dinlenmedi?

Bunu bilmeyi çok isterim.

Yeni kararı sıkı sıkıya ve istisnaları asgaride tutarak uygulamak gerekir.

Aşıdaki tıkanıklık da üstesinden gelinmeyi bekliyor.

Aksi halde bu yaz yabancıları konuk etmeye hazırlanan turizm tesisleri yerli konuklardan bile mahrum kalabilirler.

ΩΩΩΩ   

27 YORUMLAR

  1. Meral Akşener;
    “””Yapılan telefon görüşmesinde bu niyet işitildiğinde, ahizenin Biden’ın yüzüne kapatılamamış olması, NATO Zirvesi vesilesiyle görüşme beklentisinin sürdürülmesi, iktidarın densiz ve dengesiz ilişkideki acizliğinin ifşasından başka bir şey değildir”””demiş

    Farz edelim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’ı bir güzel azarlayıp telefonu suratına kapattı. ABD ile derin bir krize uyandık.

    O durumda Meral Hanım “Bravo Sayın Cumhurbaşkanı, Biden’a haddini ne iyi bildirmişsiniz” mi derdi yoksa “Bunlar diplomasiden anlamıyor, sadece bağırıp çağırmaktan anlıyor” diyerek dış politikada diyalog çağrısında mı bulunurdu?
      Ver veriştir istediğin kadar; nasıl olsa maliyeti yok.

  2. Dünya bir köy oldu biz bu köyde kardeş kardeşi kesiyoruz! Neden acaba? Nedeni çok basit! Barış ve insanlık kazanırsa DIKTATÖRLÜK kayıp eder’de ondan.

    Bir sıradan
    vatandaşlar’ın, geçen sene aralarında yazıştığı Twitter linki, birde bugün kaleme alınmış bir yazı’nın kopisi.
    ×××××××
    https://mobile.twitter.com/NataliAVAZYAN/status/1261697999987707907
    ××××××
    ‘Afedersiniz Ermeniyiz’

    Yan komşumuz Melahat Teyze vardı.Çocukluk yıllarımda çok iyiliğini görmüştüm. Vefat edeceğine yakın gerçek isminin Maria ve kendisinin Ermeni olduğunu öğrenmiştim. Ne farketti? Hiçbirşey .

    Farkında mısınız bilmem… Artık fıkralarımızla dahi birbirimizle şakalaşamaz hale geldik, çekinir olduk. Oysa ne keyiflenirdik değil mi, Türk’lü, Kürt’lü, Laz’lı, Yahudi’li, Ermeni’li fıkralarla sohbet koyulaştırdığımızda? İncinmezdik hiç. Ortak kültürümüzün ortak ürünleriydi onlar. Ortamına göre Kürdü Laz yapar, ortamına göre Yahudi’yi Ermenileştirir öyle anlatırdık. Ama farklılıklarımız öylesine öcü hale getirildi ki, birbirimize fıkra anlatmaktan bile çekinir olduk… Hrant Dink
    1800 lerin başındaki Osmanlı otorite boşlukları ve girilen ağır savaşlar yerel ve içtimai problemlere sebeb oldu.

    1887 ‘de Marksist çizgide Hınçak Partisi ,İsviçre/Cenevre’de kuruldu sonrası Rusya Ermenilerinin de etkili olduğu Tiflis’te kurulan Taşnak Ermeni cemiyetleri ile Uluslararası arenada haklarını aramaya başladılar. Tarihsellik içerisinde kendi aralarındaki rekabet, yurtdışı uzantılarının Türkiye’ye müdahaleleri, İttihatçıların manipüle edici tutumları,Ermeni çeteleri, Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların durumunu iyice girift hale getirdi.
    Ermenilerle Müslüman halk arasında ilk çatışma 1890’da Erzurum’da çıktı ve sonraki Kayseri, Merzifon ve Yozgat olaylarını tetikledi.

    Said Nursi’nin Nurs civarında Ermeni çeteleri ile mücadelesi olmuştur, ama masum olan kadın ve çocukları yine geri iade ederek o dönemde savaşda bile masumlara dokunulmaması konusunda net tavır sergilemiştir. Fakat o dönemde dini otoritelerden bu konuyu destekler mahiyette pek açıklama gelmemiştir.

    1920 yılında Sevr anlaşması ile empoze edilen bazı azınlık hak ihlalleri sonrasında Lozan Antlaşması ile gün yüzüne çıktı ve bir devr-i sabık silindi. Ermeni ve diğer azınlıklarla ilgili haklar ,Savaş Suçu Mahkemeleri’nde verilen kararlar etkisini yitirdi.
    Tehcirden evvel Malatya’da yaklaşık 40 bin Ermeni yaşamaktaydı. Malatya’da ticaret ve çiftçilikle meşgul olan Ermenilerin üç büyük Kilisesi ve üç lisesi bulunmaktaydı. 24 Nisan 1915 Tehcir Kanununun icrası için, başka yerlerde olduğu gibi, Malatya’da da yaşayan Ermeniler kafileler halinde Suriye ve Erivan’a sürgün edilirler. Bu sürgünler sırasında fiziksel,cinsel tacizler olur. Katliamlar olur.

    Aslında bu sürgünler ve katliamlar geçmişimizle yüzleşmekten kaçıştı. Ayrıca Uluslararası mecralarda hariciyemizin oldukça zayıfladığının göstergesi idi ki diplomasi yoluyla çözüm üretilemedi. Ama hakikat şudur ki; gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

    1915 ‘de en yakınlarını yitiren ,acılarını bağrına bir köz gibi gibi basan Arapkirli Agop’un 1992’ de kansere yakalanana dek susmasında kimbilir ne kadar vebalimiz var ! Torunlarına tüm olanları halâ korkarak anlatan Agop, tarihe not düşüyordu.
    Moskova’da bulunan Ermeni Okulu Müdiresini 2000 lerin başında Türkiye’ye davet etmiştik. Bizi iyi tanıdığı, sevdiği halde uzun zaman gelmek istemedi. En sonunda ısrarlara dayanamadı ve ziyareti kabul etti. Güzel bir gezi oldu. Dostlarımızın evlerine misafir olduk, yürekten bir etkileşim oldu. İstanbul’da bulunan Ermeni Okulu’nu ziyaret ettiler, okul müdürü ile görüştüler. Ortadoks Kilisesi ziyareti yapıldı. Keyifli bir gezi sonrası havalimanında müdire hanım şu itirafta bulundu; Ben sizleri seviyordum, daha çok sevdim. İki Türkiye’nin olduğunu biliyordum. Yıllardır ben öğrencilerimi 24 Nisan’da Moskova Türkiye elçiliğinin önüne götürüp protesto yapıyorduk, tarihte canlarına kıyılan Ermenilerin haklarını savunmaya çalışıyordum. Bana da dostlarım Türkiye’ye gitme ! Seni keserler ,dediler, o yüzden teklifinizi uzun süre ertelemiştim. Ama şimdi gördüm ki sizin bizden farkınız yokmuş.

    Ne olursa olsun milletlerin ya da grupların genellemelerle tanımlanması, yargılanması hep yanlıştır. Devletin ceberut yüzü hep olagelmiştir. Masumiyetin siyasete alet edilmesi ise ayrı bir cinayettir.
    Ermeni ozan Tumanyan: Abrek yerekhek, payts mez bes çabrek [Yaşayın çocuklar, ama bizim gibi yaşamayın], der.
    ×××××××××
    Haksızlığa karşı susan DİLSIZ şeytan olursa?
    Haksızlıkları rant için kullananlar ne olur?

    • Nurdan abla hani sizin köyde alis harikalar diyarında gibi her kökenden yılan çıyan hep birlikte barış içinde yaşıyordunuz ne oldu?
      Şimdi de “Dünya bir köy oldu biz bu köyde kardeş kardeşi kesiyoruz!” diyorsun, ne ayak?

  3. Bugün, Şahin beyın yorumuna benzer bir yorum yazmayı düşüniyordum onu okuyunca, yazmaya gerek görmedim. Elkerine sağlık çok güzel yazmış.

    Onun için Başka bir konu yazmak istiyorum.

    Kendimi bildim bileli, bir Allaha tapanlar birde tam tersi Ateistleri’in gerçek insan özelikleri’ne sahip olduklarına şahit oldum.

    Üçüncü özelliğe sahip! Allah’a inanip kula Tapanlar’dan oluşan insanlar.

    Maalesef Dünya’yi idare edenlerde bu Üçüncü gurup.
    Bir kısmı Dini lideri Aracı olarak kabul edip ona tapiyor. Diğer bir kısmı, Politikacılar ve siyasetçilere tapıyor. Açıkçası yalancılar onlar için canlarını veriyorlar ve evlatlarını’de seve seve ölüme gödiyorlar.

    Gerçek! Acide olsa kabul etmek’te fayda var.
    Îslam alemi’nın tamamı 3.guruba giriyor.
    Onun için müslümanlar Allaha kulluk edenler’ın hayatlarını zehir ediyorlar.
    Çünkü Müslümanlarda lider insan değıl şeytan dahi olsa denetleme sorgulama gibi bir inanış yok.Kuran’i Kerim’e rağmen (istisnalar harıç) GENELDE Taptıkları lider ne derse müslümanlar ona inanıyorlar.

    Müslümanlar arasında her zaman Türkiye birinciliği kimselere vermiyor.
    Kendinden olmayan babasi dahi olsa yaşam hakkı tanimiyorlar. Türkler için padışahlar, başbakanlar milletin vekili adi altında milleti soyanlar’a ne derse Haşa Allah’ın değil onun emrini yerine getiriyorlar.

    Yiğidi öldür hakkını yeme bu konuda şimdiye kadar islam aleminin başına gelmış geçmış liderler arasında ,Erdoğan kadar başarılı bir lider gelmemış ve bundan sonrada geleceğini zannetmiyorum.

    Savaşı yasak olduğu bu Mubarek ayda bile Müslüman kani akıtan birisinin bu kadar tapani varsa demekki o ülke hiç bir zaman huzur bulmaz. Heleki hapishaneleri hastalar çocuklar ve suçsuzlar ile dolmuş taşiyorsa.
    UTANMA UTANMAZDAN! KORKMA ALLAHTAN KORKMAZDAN….
    ZALIMLERÍÇIN YAŞASIN DÜNYA CEHENNEMI.

    • Nurdan abla “Kendimi bildim bileli, bir Allaha tapanlar birde tam tersi Ateistleri’in gerçek insan özelikleri’ne sahip olduklarına şahit oldum.” demişsiniz de; bunu bir de bizim eski yorumcu sn.bernara bi söylesene, bakalım ne diicek?

  4. Aklınızı kullanın ve mantıklı olun.

    AB ve ABD bizim müttefik ülkelerimizdir. 1950 Adnan menderes hükümetinden buyana hep böyledir. Bu zamana kadar gelen hükümetler neden aynı politiayı sürdürmüş?

    AB ve ABD Türkiyeye karşı değillerdir.
    Sadece Erdoğanı ve tek adamlığa karşılardır.
    Erdoğanı siz %20 tanıyosanız onlar %100 tanıyorlar.

    Siz herhangi bir muhalefet liderinin medyadaki haberlerle %20’luk bilginizle yanlış yaptığını düşünüyorsunuz halbuki o belki konu hakkında %80’lik bilgisini bilseniz siz daha farklı davranacaksınız.

    Genelde Medyada konuşanlar tam bilgisi olmayan satılık kalemler.

    Siz hükümetlerin diğer devletlerle ne tür Antlaşma yaptığı hakkında bilginiz var mı?

    Biden açıklaması Erdoğan’a karşı alınmış bir tavırdır.

    Türkiye devleti utanmalı kendinden küçük yunan lobileri ve ermeni lobileri daha iyi çalışıyor. Türkiye kendini Dünyaya izah edemiyor.

    Sivas kongresinde herhalde, haklı davamızı telgraflar çekin diye karar alınmıştı ben bu ne işe yaracak diye düşünüyordum. Demek ki işler böyle yürüyor.

    Dünyaya, kendimizi insanlara saygılı, demokrat hukuka uyan, adelet’li bir devlet olarak tanıtmalıyız.

    Nede olsa Dünya köy olmuştur. Dünya başıboş kuralsız olsa Sonunda bu insanoğlu Dünya gezegenini de Bitirir. gidecek başka dünyamızda yok.

    Diyelim ki ABD yıkıldı Siz Rusya ve Çine kafa tutabilirmisiniz?

    Rusya sadece düğmeye basması ile İstanbula Çar bombası gönderse yerlebir eder. istanbul Türkiyenin %60 ekonomisi orda yani, Türkiye biter. Sizinde Ananız ağlar. Çin’de Uygur Türklerine yapılan zulüm gibi.

  5. 29 Haziran 2005’te ise, ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi’nde aşağıdaki karar alındı:

    “Kongre 1915-1923 Ermeni soykırımını anmakta ve Türkiye Cumhuriyeti’ni, öncül devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun işlediği Ermeni Soykırımı suçunu tanımaya, Ermenistan Cumhuriyeti ve Ermeni halkı ile yakınlaşma içine girmeye zorlamaktadır.”

  6. Ermeni Soykırımı ve Kapanma

    Hiç kimse 200 milyar sterlin nerede? Konulu muhabbete girmedi. Bu yazdıklarımı da kimse görmeyecek olsun. Öncelikle şer güçlerin SÖZCÜsü paçavranın 140 m² denize sıfır villasını kaçak olarak 340 m² ye çıkaran yazarı (ki ilgili belediyenin bu kadar büyük kaçağı nasıl görmediğini yine bu yazarın bir yazısında buldum; M.kemalin selanikteki evi 340² imiş, dolayısı ile kemalist olduğunu iddia eden yazarın bu hareketi ataya bağlılık kapsamında değerlendirilmiş) 1975 te ecevitin üstleri kapatma kararını gösterip iktidarı pasiflikle suçluyor. Bu tayfanın sayın yazarla birlikte unuttuğu 2. şey eski dünya dinamikleri ile düşünmek. Tamam incirliği kapattık, abd de üssü Erbil’e veya Dayr Zor a veya münbiç e yahut dana kötüsü kıprısa taşıdı ne yapacaksınız.
    Not: 1. şey Biden’in daha iktidara gelmeden Erdoğanı engelleyeceğini söylemesi, bütün gelişmeleri bu muhalefetle birlikte Erdoğanı indirmek planı üzerinden düşünün. Aynı anda 2023 seçimleri ile maral-kaftancıoğlu ikilisine tasmalı bir Türkiye teslim edecekler

  7. Çoğu kardeşimizde şöyle bir yanılsama var ki beni her zaman üzmüştür:
    Konu ne olursa olsun türk milleti ve onun tarihsel etkinliklerinden söz edilirken diğer ulusları da kendi ırklarıyla bir tutmalarıdır!
    Evet yaradılanı hoşgör yaradan dan ötürü!
    Ama kendini de hor görme, gavuru kendinle bir tutma; hoşgörme yetisine de büyüklüğüne de sahip olan sensin!
    Yani hem türküm deyip hem de kendi milletinden ve onun eylemlerinden bahsederken onu diğerleriyle aynı kefeye doldurma! İncitme yazıktır atanı!
    Dünyaya nizam vermiş, efendilik etmiş, efendilik öğretmiş, o güzel atlarıyla yeryüzünde basmadık abad etmedik yer nerdeyse bırakmamış bir ulu ırkın evladısın sen! Çerle çöple kendini bir tutarak hiçbir şey elde edemezsin, hiçbir yere varamazsın; ancak kendini küçültmüş olursun!
    Şunca soysuz halkın arasında kendi atanı onlarla bir görmek alçaklığın ta kendisidir!
    Rabbinin sana ve ırkına bahşettiği civanmertliğe nankörlük etme!
    Her ne halt yemiş ya da yiyememiş olursa olsun iki ayağı üstünde durabilen herkes eşit insanlar olmadığı gibi uluslar da öyledir; yan gelip yatan şoparlarla, dünya başsız sahipsiz kalmasın diye insanlığın sancağını diyar diyar dolaştırmış ecdadını, soyunu öbürleriyle denk görme!
    Hepimizin hem anası hem de babası olan asil türk milletini arkasından vuran mankurtların kahpelikleriyle, ırkımızdan ve yapıp ettiklerinden konuşurken kendimizi/türk ırkını diğer uluslarla aynı sevide tutmak gaflettir, hıyanettir, ceddinin kemiklerini sızlatmaktır!
    Kelle koltukta insanlığa giyinmeyi, yemeyi içmeyi, temizliği ve efendi/adam olmayı öğretebilmek için tarihin her çağında ordan oraya at salmış, kılıç üşürmüş, düşenin elinden tutmuş, ezenin boynunu vurmuş, yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş ertürkün evladı!
    Atandan ve aziz hatırasından söz ederken onu; iri ufak bit yavşakla, kerbelada hasan hüseyine bir tas suyu çok görenle denk tutup sözleme:
    Bizde gelene/misafire bir bardak su verirler!!!

    • Türk milleti diğer milletlerden üstün bir millet değil elbette. Hepsini bir tutuyorum ben kendi adıma. Milletimizi biz seçmiyoruz. Üstün olmamız da söz konusu değil. Diğer milletler gibi zaafları, yanlışları, doğruları olabilir. Herkes kendinden sorumlu. Milletleri toptan şöyle böyle diye değerlendirmek yanlış. Irkçı bir yaklaşım.

  8. Beceriksiz bir yönetim böyle şekilde görüldüğü gibi yapar. Bir taraftan 128 milyar doları buhar eder pandemi zamanında, diğer taraftan birkaç milyar dolarlık aşı temin edemez, ülkeyi tam kapanmaya, işsizliğe parasızlığa yokluğa mahkum eder. Yönetim zaafiyeti bu kadar ortadayken bunu da dış güçlerin işi diye millete yutturur. Yiyen çok nasıl olsa. Şahane yeni Türkiye’de yaşayın bundan sonra yaşama imkanı bulabilirseniz.

  9. Sayın CB’nın dünkü konuşmasının dinlediğim bölümlerini olumlu buldum, daha bir güven duydum. bir ara balkanlardan girip şunlar da şöle yapmıştı demeye başlamasa belki salgın tedbirlerini de dinleyecektim.
    ama fakat zapladım işte.
    aynen imamoğlunun da bir sorguda: ben hiç birşeye talip olmadım onlar bana..
    dediği anda da nolduysa burdada o oldu, bir tuş ve değiştir.
    tıpkı bir ”tık”la telef olabilen bitlikoyuinler gibi :((
    Bir ali dayı vardı rahmetli hep şöyle derdi: altından yel geçen hiçbir şeye benimdir deyu güvenme evlat!
    Toprağı daha çok sevmeme vesile olan cümle de nasihatta bu mudur bilemem.
    bizler bu dünyada bir oy uğruna salgını malgını görmezden gelmek oynarken, 1 lira büyüklüğündeki sahte coinlere tamah ederken,
    bakın daha neler oluyor neler, elini ovuşturup seyrediyor kefereler.

  10. Demek bütün hesaplar yaklaşan yaz mevsimi dolayısıyla turizm gelirleri üzerine..Sn. Koru da, yazısını, “bacasız sanayi” diye taa ilkokuldan beri hafızamıza derk ettirilen ve dün kapanma kararını açıklayan Sn. Cumhurbaşkanının da cümleleri arasına ısrarla sıkıştırdığı turizm gelirlerine bağladı. Boşuna dememişler Bacasız sanayi diye.

    Geçenlerde sohbet ettiğimiz genç, iki haftalık kısmi kapanma kararının açıklandığı sırada şöyle dedi; “vaka ya da hasta sayısı ile ölüm oranlarının nispeten eş değerde gerçekleştiği günlerde gerçekten bu vuku buluyordu: Küçük bir Anadolu ilçesinde, ölüm duyuruları cami hoparlörlerinden “sala” ile duyurulduğu için biz bunu yakından müşahede ediyorduk; ama ülke geneli vaka sayısı ile eşdeğerli artan ölüm oranları açıklanmakla birlikte, ilçemizde de artan vaka ve hasta sayısına rağmen kovid’e bağlı ölüm sayısı sadece 2’de kaldı; bu ülke geneli rakamları ile bayağı orantısız gibi duruyor”…

    “Acaba diyorum” Dedi… “Salgının ilk günlerinde vaka ya da hasta sayısı ile ölüm oranlarının gizlendiği sonradan ortaya çıktı ya, bu, diğerlerine bağlı olarak turizm gelirleri de aksamasın diye yapılıyordu; şimdide alınan daha katı tedbirler, ölüm ve vaka ya da hasta sayısını yüksek göstererek korku oluşturup, insanımızı salgın tedbirlerine daha sıkı sarılmasını sağlayarak bize turist gönderecek ülkeleri buna ikna etmek için, neredeyse sıfırlanmış bir vaziyette yeni turizm sezonuna hazırlanmak için olmuş olmasın?”. Dudak büktüm, haksız da sayılmazdı; çünkü bir öncesinde yanıltılmıştık!

    Genel bütçesinde turizm gelirleri gibi bir kalemi ya da böyle bir derdi olmayan gelişmiş ülkeler, ekonomilerini, doğal varlıkları veya çeşitli sanayi ya da teknolojik varlık gelirleri ile çeviriyorlar. Herhalde “bacalı sanayi” devrimi ile bilimsel çalışmaları veya teknolojik buluşlarını gerçekleştiremeyen ülkeler turizm sektörüne bel bağlamaktalar. Turizmde önde olduğu belirtilen ülkelere baktığımızda bunu nispeten görmüş oluyoruz.

    Eğer gerçekten katı tedbirlerden maksat önümüzdeki turizm sezonunu kaybetmemekse, turizmden elde edeceğimiz gelirler, bu kapanma döneminde toplumumuzdaki dezavantajlı kesimin kayıplarını karşılamada yeterli olacak mı veya bunu telafi edecek midir: Toplumun azımsanmayacak bir yekûnunu oluşturan esnaf, sanatkâr, serbest çalışanlar bu dönemde hem büyük bir gelir kaybına uğrayacak; borçlarını döndüremeyecek, kira ve faturalarını ödeyemeyecek, geçimlerini temin edemeyecek ve hem de bu olumsuz durumun ruhsal çöküntüsünü yaşayacak, depresyona girecektir!

    Aslında, salgının başladığından beri toplumun bu kesimine yeterince destek olunamadı. Bu zaman diliminde genele matuf bir önerimi sosyal medyadan şu şekilde paylaşmış idim: ‘Devletimiz, insanımızın 3-4 haftalık temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar stokunu yapmasına yardımcı olsun ve bu zaman diliminde -öncelikli kurumlar/sektörler hariç- tam kapanmaya geçilsin’ di… Şimdi başa döndük çünkü şimdi durum daha olumsuz salgının ilk zamanlarına göre ve ekonomik durumumuz başlangıca göre daha kötü durumda. Tedbirlerle beraber dezavantajlı durumda olanlara herhangi bir etkin destek paketi de açıklanmış değil.

    Hadi yine hayırlı olsun diyelim.

  11. Türkiye hazır kapanmışken dünyaya tam kapansın bence. Kulaklarını tıkasın, gözlerini kapasın, görmedim duymadım bilmiyorum desin. Her zaman yaptığı gibi.

    Ama dünya bizi tüm çıplaklığımızla görüyor. Kaçacak başka bir dünyamız da yok.

    Damat nereye saklandı onu bilemiyoruz sadece. Ama illa bulunacak. Yer yarılıp da içine girmedi ya. Bulunacak ve 128’in hesabı tek tek sorulacak. Kaçmak yok öyle, affettim, affedildim, Allah affetsin, oldu herhalde tiyatrosuyla.

      • Herşeyi de bana havale etmeyin. Benim işim damatla. Devletimiz toplayıp toplayıp getiriyor dervişleri. ABD’ye eli uzanmıyor ama nedense. Korkuyor mu acaba? Artık müttefik değiliz nasılsa. Bütün projelerden ayrıldık, boşanma resmi oldu. Soykırımı da yapıştırdılar alnımıza.

    • Damat kapanınca ülkede kapansın oldu gibi . Kapanma sanki hain haşn olmayan savaşı gibi . Ama er geç vatanseverler kazanır . Şifreli gibi oldu 😂

  12. Başkan “milletimize soykırım yaftası yapıştırmazsınız” demiş ve Biden’e komisyon kuralım teklifi yapmış. Komisyona havale edece aklı sıra ve unutturacak. 15 temmuzu Meclis komisyonuna havale edip sonra ne istihbaratına ve ne asker başına sorgulanma imkanı vermeyip, çabuk bir şekilde kapatıp, raporunu da yayınlatmadığı gibi. Ancak o işler öyle değil bay Başkan.

    Bir kere millet niye sorumlu olsun devletinin soykırımından. Bana hiç yaslanma savunacaksan bu katliamı. Kimler o tehcir ve soykırım kararlarını aldılarsa ve yaptırdılarsa onlar sorumludur. Ben sadece milletim ve kendim adına böyle bir sorumsuz bir devletim olduğu ve hesap soramadığım için utanç duyarım. Vatandaşın görevi iş başına liyakatlıları seçmek ve denetlemek. Bunu yapmıyorsa ve devlet adına hareket eden suçluların hesap vermesine yol vermiyorsa o zaman suçlu olur. Ben devlet yetkilisi de olsa suçluya sahip çıkmam. Uluslararası mahkemelerde yargılanmalarını da savunurum. İnsanlık vicdanı bunu gerektirir. Sırplar mesela Boşnak soykırımını yapanları savunmadılar. Lahey’e havale ettiler yargılatıp cezalandırdılar. Doğrusu budur. Kaldı ki 100 yıl önce olmuş katliamı yapanlar yaptıranlar çoktan çukuru boyladılar. Nesini savunacağım onların. Yaptırdılar ve şimdi cehennem azabını çeksinler diyebilirim ancak. Hepsinin adını tarih kitaplarına bu şekilde geçirmek de vazifemiz. Suçu ve suçluyu övemeyiz. Biraz insanlık biraz insaf. Bu yüzyılda hala neyin kafası bu.

  13. Adına ne derseniz deyin, Ermeni toplumu yok edildi bu ülkede. Beceriksiz İttihat Terakki yönetimi sadece Ermenileri değil kendi insanımızı da kendi beceriksiz yönetimlerine kurban ettiler. Sarıkamış’ta 60 bin askeri ölüme götüren Enver gibi. Dünya savaşına sokup ülkeyi paramparça ettikleri gibi. Daha sonra Rumları bu ülkeden attıkları gibi. Bu kadar vahim hataları yapan bir yönetim Ermenileri de aldığı sürgün kararı ile ölüme mahkum etmiştir. Ölen Ermeni sayısı 800 binden 1.5 milyona kadar değişik. Bu Anadolu nüfusunun nerede ise yüzde 10’u. Bugünkü rakamlarla 6-8 milyon insan. Buna ister soykırım deyin, ister katliam. Bu kolay geçiştirilecek, oldu işte denilecek bir facia değil. Hatırlanması ve sorumluluk alınması gerekiyor. Ki bir daha tekrarlanmasın. İnkar ederek sadece sorumluluktan kaçıyoruz. Ama görüyorsunuz 100 yıl da geçse bu tür acılar unutulmuyor. Artık sadece torunları hayatta o ölenlerin. Ama acıları asla unutulmuyor. Yapılan haksızlıklar mutlaka dönüp dolaşıp intikamını alıyor.

  14. Sayın yazar haklı olarak soruyor:
    “Yoksa Türkiye ya kendiliğinden ya da zorlanarak NATO üyeliğini de bırakacak mı?”
    Kimi aklıevvel yorumcularımız da abdnin silah ambargosu döneminde karaoğlan ecevitin yaptığı gibi “kapatalım incirliki, natoyu da boşver gitsin…” diyebilirler;
    ama bugün öyle bir türkiye yok ortada;
    yani tüm askeri malzemesini kendisi üreten, eksik kalanı da başka kaynaklardan(s400) sağlayabilen bir yönetime sahibiz; yani kimsenin bize ambargo uygulayabilecek bir hali de yok?
    Kaldı ki dönemin aykırı yunan hükümetinin devrilebilmesi ve bu vesileyle ecevitli chpnin tek başına iktidar yolunun da açılabilmesi için kıbrısın kuzeyi tr ye peşkeş çekiliyordu(daha sonradan ecevite bir kere daha iktidar yolunu açabilmek için aponun gümüş tepside teslim edilişini de hatırlayın… )
    Nitekim böylece yunanistanda yönetim değiştiyse de bu sefer onların natoya bağlanmasına ayak sürüyen türkiyede 12eylül darbesine gerek duyulmuş ve ancak askeri yönetim eliyle söz konusu vetomuz kaldırılmıştır.
    Şimdi ise “natonun bütün muhatapları birer ikişer kodesi boylamışken” bu türden araç gereçleri tekrar devreye sokmak da oldukça müşkül görünüyor;
    en fazla “104 dalmaçyalı bildirisi” kotarılabildi ki evlere şenlik:)
    Sonuçta bu darboğazdan nasıl çıkılır bilemiyorum ama(belki kanalistanbulla:) şu bir gerçek:
    Hem insani hem de uluslararası ilişkilerde size durduk yere çok pahalı bir hediye veriliyorsa(kuzey kıbrıs, apo vs.) paketi alırken iki kere düşünün derim.
    Gavur çok ince düşünür…

  15. Her alanda liyakatsız kişilerle çalışıyor tek adam iktidarı. Sonuç ortada. Tam çöküş.

    Dışişlerinde atananlara bakın. Büyükelçi olarak atananların çoğunun dışişleri geçmişi yok. Neden atandıkları da şöyle açıklanabilir: ülkeden uzaklaştırmak. Bir bakan Türkiye’de bir yolsuzluk iddiası sonunda istifa ettiriliyor. Sonra bakıyorsunuz Avrupa’da bir ülkeye büyükelçi yapılıyor. Bir akp Başkan yardımcısı, kardeşi FETÖ darbesinde tepe rollerde bir asker. Hop o da bir yere büyükelçi. Yani rezaletlerden rezalet beğenin. Şimdi bir Ermeni meselesi ve diğer pek çok sorunlu konu ile ABD ile kavga ediyorsunuz. Atanan büyükelçi yine bir başka siyasi. Ne ülke ilişkilerinden anlar. Ne Washington’u tanır. Adamın biri kıymetli damatmış, önce enerji bakanı, oradan hop hazine ve ekonomi bakanı yapılıyor. Sonra? Sonrası malum, 128 milyar doları buhar ediyor. Kendisi de buhar oluyor sonra. Nerede o damat?

    Yani tutacak bir yerleri yok. Rezalet üzerine rezalet. İş bilmezlik, iş anlamamak, her alanda pespaye ilkesiz kuralsız işler. Sonuç? Yolsuzluk, işsizlik, yüksek faiz, yüksek enflasyon, fakirlik, sefillik.

    Yeter artık! Bu keyfi yönetim ülkeyi resmen uçuruma sürüklüyor. Dur demenin zamanı geçti gidiyor. Ey millet!

  16. Esnaf aylardır evine doğru dürüst ekmek götüremiyor bu ortamda hükümetin yaptığı doğru derseniz açlıkla karşı karşıya esnafı işçiyi ve diğer halk kesimlerini görmezlikten gelirsiniz

    • E devletten esnaf olarak gelir kaybına başvuru yaptım aslında amaç kira yardımı. Gelen cevap benım doğalgaz sektöründe gelir kaybı yokmuş. Ben tabi Gül Gül yerlere yıkıldım bu cevaba. Kendileri gelir kaybına uğramıyor ve hemen ek bir birimde daha maaşa bağlanıyor ve gelir kaybına uğramayıp aksine geliri artıyor . Ülke yönetmek bakkal yönetememeye döndü. 2.bir Emre kadar gelir kaybı olmaya deniyor ve olmuyor devlet böyle yönetilir:) yazarda kısıtlamaya ne kadarda meraklıymış. Karşıyız kardeşim her türlü kısıtlamaya hemde şartları ne olursa olsun . Biz esnafla dalga geçme başka bir anlamı yok .

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız