Yeni parti beklentisi azalmıyor, artıyor.. Gençlerin yaklaşık dörtte üçü “Bu kadrolarla olmaz” demekte…

45

Kendisini ‘solcu’ olarak tanımlayan ve son seçimde oyunu CHP adayına verdiğini özellikle belirten birinin ağzından “Ekrem İmamoğlu benim için bitti” cümlesini duyduğumda şaşırmamam gerekiyordu. Medyada CHP’ye yakın, hiç değilse ‘iktidara muhalif’ bilinen isimlerin köşelerinde rahatsızlıklarını belli eden yazılar okumuştum çünkü. 

En son Elazığ’da başında bulunduğu belediyenin depremzedelere yardımlarının koordinasyonunu yaparken görülen Ekrem İmamoğlu’nun ertesi günü ailesiyle Erzurum’da kayak tatili yaptığına dair fotoğraflı haberler anlaşılan taraftarlarında derince bir kopuşa sahip olmuş…

“Abdülkadir Selvi’ye kendisini savunmuş” demem işe yaramadı. Muhatabım okumuş ve tatmin olmamış.

“Benim için bitti” cümlesini bir kez daha tekrarladı.

Siyasi hayat içerisinde yer alanların toplumun sıradan insanlardan beklediklerinden daha fazlasını onlardan beklediklerini bilmeleri gerekiyor.

Gerçek bu ve siyasiler de aslında bu gerçeği biliyorlar.

Ancak siyasi hayatın bir gerçeği daha var: Beklenmedik başarılara imza atmış siyasi kişilikler bir süre sonra ne yaparlarsa yanlarına kâr kalabileceğini düşünmeye başlıyorlar.

Etrafları da onların bu kanaatlerini besliyor, pekiştiriyor.

Reklam

Türk siyasi tarihi bu ikinci gerçeğin en üst düzey örnekleriyle doludur.

Ekrem İmamoğlu kendisine oy verenleri arkasında tutabilecek mi?

Göreceğiz.

Yeni partiye ihtiyaç var

Bu olayın yaşandığı şu sıralarda kamuoyu araştırmalarıyla bilinen KONDA’nın genel müdürü Bekir Ağırdır, katıldığı bir TV programında, mevcut siyasi partilerin seçmenlerinin hayal kırıklıklarını yansıtan önemli tespitler paylaştı.

Seçmen davranışlarıyla ilgili bir araştırma yapmışlar ve 15-18 yaş arası gençlerin yüzde 70’inin “Bu siyasetçilerle olmaz”, 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 60’ının da “Bu siyasetçiler ve partilerle olmaz” dediklerini tespit etmişler.

En iyisi bazı bulguları habere en geniş yeri veren T24 sitesinden aktarayım:

“Seçmen davranışına yönelik yaptıkları araştırmayı paylaşan Ağırdır, 56 milyon seçmenin ‘çekirdek seçmen’, ‘sempatizan seçmen’,’kabuk seçmen’ ve ‘gri alandaki seçmen’ olarak kategorize edildiğini, ‘çekirdek seçmen’in ‘sempatizanlığa’ kaymaya başladığını ve ‘sempatizanlığa’ gelen seçmenin sonraki durağının da ‘gri alan’ olduğunu’ söyledi.

Reklam

‘Gri alana gelmek demek bir başka sese, söze kulağını açmak demek. Şu anda Türkiye’deki durum budur. Türkiye’deki 56 milyon seçmenin en büyük kümesi bu gri alana yığılmış durumda’ diyen Ağırdır şu an her partide bir çözülme olduğunu ifade etti.”

Neymiş?

Şu anda her partide çözülme varmış ve 56 milyon seçmenin büyük bölümü başka ses ve söze kulak vermekteymiş…

İki hafta önce (14 Ocak 2020) güvendiğim bir kamuoyu araştırma kuruluşunun yaptığı son anketin benzer bir sonucunu burada paylaşmıştım. Araştırmaya göre, “Yeni bir partiye ihtiyaç var mı?” sorusuna, yaklaşık her üç kişiden biri (yüzde 31.5), “Evet, var” cevabını vermiş. Aynı araştırmadan son seçimde oyunu AK Parti’ye vermiş olanların yaklaşık dörtte birinin (yüzde 24.2) yeni bir parti beklentisi sonucu çıkıyor.

Bir tek MHP’de yeni parti arayanların oranı görece olarak düşük (yüzde 13.5); CHP ve HDP seçmenlerinin neredeyse yarısı (CHP 45.5, HDP 43.6), yeni sayılacak İYİ Parti’de bile önemli bir kitle (37.13) “Yeni bir siyasi partiye ihtiyaç var” demekte… 

Gençler siyasetten tatminsiz

Gençlerle ilgili tablo ise gerçekten düşündürücü.

Şunun ne demek olduğu üzerinde ne olur sizler de biraz düşünün: Büyük çoğunluğu AK Parti iktidara geldikten sonra doğmuş ve eğitimlerini AK Parti iktidarı döneminde almış 15-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 60-70’i mevcut siyasi kadrolar için olumlu düşünmüyorlar… 

Ben bu sonuçları aktardım, ardından Hürriyet’in AK Parti kulislerini içeriden takip ettiği bilinen bir yazarı “Yeni partilere ilgi azalıyor” başlıklı bir yazıyla okur karşısına çıktı.

Güldüm.

Yazıya başlık yapılan kanaatin dayanağı bir anket şirketi yöneticisinin söyledikleri. İktidarı boyunca en düşük oyu aldığı (40.9) 7 Haziran 2015 genel seçiminde AK Parti’nin oyunun yüzde 49 olacağını ilan etmişti o şirket.  

Ali Babacan partisini kurana kadar “Yeni partiye ihtiyaç var” diyenlerin oranının yüzde 10’a kadar düşeceği öngörüsünde bulunuluyordu o yazıda.

Gençlerde yüzde 60-70’lere ulaşmış, AK Parti seçmelerinde bile yüzde 24.2 oranında olduğu görülmüş, yaklaşık her üç seçmenden birinin (31.5) “Var” dediği ihtiyacı “Yok” haline dönüştürme teşebbüsü beni gerçekten güldürdü.

Ekrem İmamoğlu konusuna değindiğimde Türk siyasi hayatında örnekleri bol olan “Bize bir şey olmaz” kanaatine düşen siyasilerden söz etmiş, onlara bu hissi tattıranın da etrafları olduğunu belirtmiştim.

AK Parti de bu gidişle o örneklerden birine dönüşebilir.

Daha sağlam bir tablo, deprem felaketi sebebiyle kuruluşunun kısa süreliğine ertelendiği anlaşılan sonuncu yeni parti kurulduktan sonra elle tutulur hale gelecektir.

Kurucu kadrosuna, parti programının toplumun asgari müştereklerini ne kadar yansıtacağına ve göreceği ilgiye bakılarak karar vermek zor olmayacak.

Aksi halde insanlar siyasetten bütünüyle soğuyacaklar…

ΩΩΩΩ 

45 YORUMLAR

  1. Gençlerin yaklaşık dörtte üçü “Bu kadrolarla olmaz” demekte
    derseniz.
    Bu durumda kırk yıldır siyasette boy gösteren Gül ve Babacanca da buna dahildir.
    Yoksa onlar hariç mi?
    🙂

  2. Şu medya ne garip, garip olduğu kadar da ülke gündemini belirleyen ve yön veren bir faktör olduğu bir gerçektir. Bu durum zaman zaman çok belirgin olarak ortaya çıkar ve kendini gösterir. Bazen gerçek gündemle kendini gösterir doğal felaketlerde olduğu gibi bazen de cambaza bak yöntemi ile ortaya çıkar.
    Gündemimizde olması gereken konular dururken yüzyılın projesi, adalar, Türk Bayrağına yapılan saygısızlık (saygısızlık yapan aslında kendi bayrağına saygısızlık yapmış oluyor aynı zamanda) konuları dururken bir de bakıyorsunuz medyanın önde gelenleri bir siyasetçinin tatilini günlerce tartışıyor ama aslı gündemi günlerdir hiç gündeme getiren yok. Bu yüzden diyorum medyamız son zamanlarda gerçek gündemimi tartışıyor yoksa cambaza bak mı…

  3. İmamoğlunun kayaktan döndüğü tarihte Kulıçtaroğlu Elazığ deprem bölgesine Hatay, Adana,Mersin Büyükşehir belediye başkanlarıyla gidiyor…Çok güzel gelişme, olması gerektiği gibi…Chp li yetkililer imamı tabuta koydukları son açıklamayı yapıyor….”Erken gelseydik GÖRÜNTÜ VERMEK ANLAMINDA yararı olabilirdi ama tam aksine çalışmalara zarar verirdik”……Şu anda hala orda yıkılan evlerin molazlarının taşınma işlemlerini takip ediyorlar….Sıradaki görüntü vermek isteyen arkadaşlara mesaj verir gibi….Ekşiışkın çok faydalı…

  4. Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı, Başbakan veya Bakan değil. Elazığ Belediye Başkanı da değil. İBB Başkanı olarak Elazığ depremzedelerine hatırı sayılır bir yardım yapmış, kentte depremin sonuçlarını incelemiş ve halkla kaynaşarak gönüllerini almıştır. Daha sonra da önceden planladıkları aile tatili için Erzurum’a kayak yapmaya gitmişler. Tanınmış bir kişi olduğundan da gazeteciler fotoğraf çekip, röportaj yapmışlar.

    Samimiyet esastır ve bu olayda eleştirilecek bir şey görmüyorum. Ramazanda bir-iki fakir ailenin iftar sofrasına katılıp sonra da hayatını zenginlik içinde zenginlerle geçirenlere tercih ederim. İmamoğlu takiyye yapmadığı için siyaseten yanlış yaptı diyenleri de kınıyorum. Takiyyeden de takiyyecilerden de bıktık artık.

    Elazığ depreminde esas eleştirilip hesap sorulması gerekenler, depremde yıkılan/yamulan binaları yapanlar ile fay hattı üzerindeki şehirlerin büyümesine izin veren yerel-merkezi yöneticilerdir.

  5. 1) Ömer Çelik “Herkes kendine yakışanı yapar” demiş. Bülent Turan “Deprem sonrası tatile gitmek sorumsuz bir davranıştır, vicdanları sızlatmıştır” demiş. Ve eklemiş: “Yeni siyaset ifadesi yediği haltı gizleyemez. Bu tarz yeni değil. Eski siyasetin toplumdan kopuk, buyurgan ve üstenci siyasetinin fotoğrafıdır.”
    2) MHP’liler Ekrem Bey’in davranışını “çiğlik” olarak nitelemişler. Bazı eski CHP’liler de İmamoğlu’nun davranışını hatalı bulmuşlar. İyi Partili birisi “Verdiği poz yakışmadı” demiş…
    3) Ve Mehmet Metiner… “Dünyada böyle bir yeni nesil siyaset anlayışı yok. İmamoğlu özür dilemek yerine yeni nesil siyaset diye bir şey uydurdu. Toplumun hassasiyetlerini yok saymak, kendini dev aynasında görmektir. Bu, siyasetçiyi bitirir.” demiş.
    4) Bu konuda Abdülkadir Selvi “zart” demiş, Ahmet hakan “zort” demiş, Nedim Şener “cart” demiş, Ertuğrul Özkök “curt” demiş… Yılmaz Özdil de “hakikaten yakışmadı” demiş…
    5) Muhterem köşe yazarlarının kalem oynatacakları konular sınırlı… Böyle şeyler olduğu zaman eğlence çıkıyor. Yar bana bir eğlence deyip konuya dalıyorlar…
    6) Bu ülkede “Gençler ölmesin, ben öleyim” diyen bir köşe yazarı veya siyasetçi oldu mu hiç? Olmadı. Bu yüzden daima gençler toprak altı oldular ve olmaya devam ediyorlar. Köşe yazarları ve siyasetçiler ise çok yüksek maaşlarla zevk-ü sefa içinde yaşıyorlar.
    7) Köşe yazarının ve siyasetçinin daima yaptığı şey laf kıtlığında asma budamaktır. Gençler öldüğü zaman “Şehit oldular, Peygambere komşu oldular, gerekirse hepimiz savaşırız” gibi laflar ederler. Rahmetli Hasan Celal Güzel “Yemen’de 200 bin şehit vermiş bir milletin ahfadı olmaktan gurur duyuyorum” gibi laflar ederdi. Gurur duya duya uzun bir ömür yaşadı.
    8) Muhterem köşe yazarları ve muhterem siyasetçiler… Misyoner, Almanya’dan kalkıp Malatya’ya geldi. Yerli malı bazı şahıslar misyonerin kafasını kestiler. Karısı ve çocukları Malatya’da yaşamaya devam ediyorlar. Misyonerler gittikleri yere, neresi olursa olsun (Moğolistan, Afrika vs.) dönmemek üzere giderler… Şimdi… Eğer içinizden tek bir kişi çıkıp “Ben bir vatanseverim, Alman misyonerden asla aşağı değilim. Vatan toprağı Şırnak’ta yaşamaktan asla gocunmam. Pılımı pırtımı topluyorum ve darhal Vatan toprağı Şırnak’a dönmemek üzere gidiyorum” derse ben o an rezil rüsva kepaze olurum. Utancımdan insan içine çıkamam. Vay be ne adamlar varmış… diyerek hayretten hayretlere gark olarak küçüldükçe küçülürüm.
    9) Efendiler… Bu ülkenin sorunu çok. 35 yıldır PKK terörü can alıyor, siz daima laf kıtlığında asma buduyorsunuz. Benim yaşadığım yeter, artık gençler ölmesin, ben öleyim” diyemiyorsunuz. Gençler daima ölüyor, siz daima yaşıyorsunuz. Bir Lord Byron olmak asla işinize gelmiyor. Sokak köpekleri çocuk parçalıyor, gıkınızı çıkarmıyorsunuz… Sade suya tirit, cart-curt laflarla vicdani sesleri savuşturuyorsunuz…
    10) “Beklenmedik başarılara imza atmış siyasi kişilikler bir süre sonra ne yaparlarsa yanlarına kâr kalabileceğini düşünmeye başlıyorlar.”
    İslam tarihini dikkatle okursak Muaviye’den itibaren bazı Müslümanların “ahiretten emin” olduklarını görüyoruz. Yaptıklarını başka türlü izah edemeyiz. Yaptıkları her şeyin ahirette yanlarına kâr kalacağını, hiçbir şeyden hesaba çekilmeyeceklerine emin bir hâlleri var. Bunların derdi “bu dünya”dan emin olmak. Bu dünyada başlarına bir şey gelmesin. Dert bu.
    11) Bu ülkenin bunca derdi varken bin odalı saray nedir? Necip Fazıl’ın “İbrahim Ethem” adlı eserini daha önce tavsiye etmiştim. Kitabın ana fikrini “Sarayda yaşayan birinin Allah’ı yoktur” şeklinde özetlemiştim. Bin odalı saray batmıyor, kayak tatili batıyor…
    12) Yeni Türkiye… Yeni nesil siyaset… Toplumun hassasiyetlerini yok saymak… Kendini dev aynasında görmek… Falan filan… 1987 referandumundan bahsetmeliyim… Halka siyasi yasaklar kalsın mı, kalksın mı diye soruldu. Her iki kişiden biri (49,84) yasaklar devam etsin dedi. Daha güzeli var: Bu referanduma katılım oranı yüzde 97,5’tur. Bu da tüm zamanların dünya rekorudur. Dünya demokrasi tarihinde ilk ve sondur. 87’de her iki kişiden biri bu adamların (Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş) suratlarını dahi görmek istemiyordu. Çünkü anılar tazeydi. (Kurtarılmış mahalleler, tüpgaz-margarin kuyrukları vs.) Tarihimizdeki en değerli ve en anlamlı seçim budur. Ama muhterem siyasetçiler ve köşe yazarları bu konu hakkında konuşamazlar. (Zarfların şeffaf olmadığını da ekleyelim.)

    • Bu tatil pozu hiç de zarar vermez İmamoğluna. Millet neyin ne olduğunu görüyor. Biraz çiğlik olarak görülür o kadar. Adam çoluğu çocuğu ile tatil yapmış. Çocuğuna vakit ayırmış. Deprem anındaki kalantor hataları fark eden fark ediyor. İmamoğlu seçmeni onda ne bulduğunu, ne bulamayacağıni az çok biliyor. Bunu millet, adam siyasetçi değil, biraz fazla düz gidiyor, zaten siyaset ve pr işinden bıktık, bize düz lazım diyecektir.

  6. Başkent Gaz firmasının Kızılay’ı kullanıp tamamen vergiden düşerek Ensar Vakfına yaptığı 7,925 milyon dolarlık bağış büyük tepki toplamıştı. Şimdi bu skandala ikincisi eklendi. Bilal Erdoğan’ın başkanı olduğu Türgev Vakfı ile Ensar Vakfı birlikte ABD’de Türken Vakfı’nı kurmuş. Hülleli bir şekilde kendisine aktarılan 7,925 milyon doları Ensar Vakfı da ABD’deki Türken Vakfına aktarmış. Yani bu para ABD’ye gitmiş.

    Türken Vakfı New York Manhattan’da 21 katlı bir yurt inşa ediyormuş ve bittiğinde 40 milyon dolara mal olacakmış. Vakıf Boston, Virgina, Chicago, Manhattan, Queens ve Washington’da 11 adet yurtla barınma hizmeti sunuyor. Tek kişilik odaları 1300 Dolar, çift kişilik odaları da 800 dolardan öğrencilere kiralıyor. Tabi bazı şanslı kişiler de ücretsiz kalıyordur. 2016 yılında hayatını kaybeden ABD’nin efsanevi boksörü Muhammed Ali’nin Michigan’da St. Joseph Nehri’ne uzun bir kıyısı olan 328 dönüm araziyi ve üzerinde bulunan çiftliği de satın almışlar. Bunlar bilinenler, daha başka neleri var tam olarak bilinmiyor.

    Türken Vakfı, tüzüğüne göre eğitim amaçlı bir vakıf olduğundan ABD yasalarına göre vergiden muaf. Fakat yine ABD yasalarına göre yurt dışından bağış alınması yasak. Buna göre paralar ABD’de uygun bir şahsa/şirkete gönderiliyor onlar da bu vakfa bağışlıyor. Türken Vakfı’na bu yolla enaz 50 milyon dolar “devlet ödeneği” sağlandığı anlaşılıyor. Zira bağışlar önce Türgev veya Ensar gibi vakıflara doğrudan veya Kızılay üzerinden yapılıyor. Bu bağışları yapanlar bağışın tamamını vergiden düştükleri için neticede gerçek bağışı! yapan TC Devleti olmuş oluyor. Yani sen, ben, o ; biz, siz, onlar farkında olmadan bu vakıflara bağış yapmış oluyoruz. Anlaşılan o ki Erdoğan ailesi ve yakınlarından oluşan bu vakıflar bir çeşit “hülle-bağış garantili” olarak kurulmuşlar.

    Devletten çıkan parayla vakıf olmaz. Vakıf para ve mülk sahibi zengin bir şahsın, kendi servetinden ayırıp fedakarlık ettiği ile kurulur.

    • Sayın f.k.t. vakıf geleneğimizin kökünde “devletten çıkan paralar” yatar, özel bir vakıfsa o da benzer bir saikle kurulur; mal varlığımıza devlet el koymasın diye vakfedilir. Furkan ya da bisav farketmez yani…

  7. Ahmet bey! Size ilk kez yorum yapiyorum! Önceden hep siz benim yorumlarıma yazdiklariniza cevap yazardım.
    GERÇEKTEN SIZE ÇOK TEŞEKÜR EDİYORUM.
    nedenmi? Sizin bugünkü yorumnuz sayesinde İmamoğlu hakkındaki negatif, fikirlerim değiştiği için.

    Peki neden? Cevebimi yazmadan!
    Aşağıdakı alıntıları okuyalım.

    Tarihi an! Erdoğan yemin etti, yeni sistem başladı
    Ahmet bey bu
    Başlık size birşey hatırlatımı?
    Oysaki Bana Ayni günlerde onlarca vatandaşı hayatına mal olan….Tiren KAZASINDA HATIRLATTI!

    “ahmet
    31 Ocak 2020 at 10:30
    İmamoğlu çapını gösterdi , şişirilmiş balon çok çabuk söndü ”

    ” Hiçbirşey bilmiyorsa bari MANSUR YAVAŞ ı örnek alsında oy veren insanları kahretmesin.”

    SIZE TEŞEKÜRÜM BUNUN için
    Elaziğ depremi doğal bir afet ve katilleride mutahitler ve devleti idare edenler.

    “Ya tiren kazasinda ölenler?”
    Yandaş mutahitler ve devleti yönetenler.
    Peki tiren kazasında õlenlerin # 1 sorumlulari
    Kimler?
    Yandaş mutahitlr ve devlet başkani değilmiydi? Evet ta kendisi’ ve devletin malını peşkeş çektiği yandaş mutahitleri.

    Paki cenazeler sahiplerine teslim dahe edilmeden. 21 para top atış ile başlayip sabahlara kadar devem eden eğlenceler içn neden tek bir laf etmediniz?
    O rahmetliler can değilmiydi? Onların aileleri insan değilmiydi.
    Buda gösteriyirki Siz İnsanliğ dahi CHP lilerden öğrenmiş oldunuz.
    “El HAYAYİ VEL İMAN”

    Vaktim olmadığı için yaziya yarın devam etmek üzereara ara veriyorum.

  8. Elazığ depreminin önüne geçen tatil olayıyla, Chp lilerin tavrına bakılırsa İmamoğlu kendi yerini görmüş, otur orurduğun yerde denilerek piyonluğu tescil edilmiştir…Muharremi ince ince kıyar, seni de imamın kayağına bindiririm denilerek çerçöp temizliğini başarıyla tamamladılar…O da “Benim tarzım bu, toplum buna alışacak” diye cevap verdi…Tanınmayan birisiydi artık tanınır oldu kendileri… Geçmiş olsun…Cumhurbaşkanlığı için Kılıçdaroğlu nun göstereceği adresten başka bir seçeneğiz yok…Mecbursunuz artık her yeni gelene eyvallah diyeceksiniz… Kurulacak olan yeni partiler Chp nin gözünün içine bakacak… Biri , acaba sol gözü beni işaret etti… diğeri sağ gözü bendeydi diye çıkarımlar yapacak…Ben Akparti de kul olmam derken Chp nin kulu olacaklar….

    Hatta intifada ruhunu Chp ye taşıyacaklar….İkinci kez Cumhurbaşkanlığı adayı olamayınca kapıları kapaması sonrası verdikleri veda resepsiyonunda adeta ‘patlamış‘, AKP’ye yakın çevrelerde kendileri ve Köşk ekibi hakkında yazılanlar hakkında ”Ben her şeyi biliyorum. Şimdi ben de susuyorum, ama fazla susmayacağım; asıl intifadayı ben başlatacağım” demişti….O gece kendisini tutamayan bir hanım vardı. “28 Şubat’ta bile bu kadarını görmedik” diyen. Çankaya’ya çıkacak bir başörtülü olarak 28 Şubat zihniyetinin devamı niteliğindeki Cumhuriyet mitingleriyle cezalandırılmaya çalışılırken, destek aldığı çevreyi itham eden…..İki bini aşmış ve daha cesedi soğumamış Gazze şehitlerinin artık bir can taşımayan soluk gözlerine bakarak “İntifada başlatacağım” diyordu…..Bakalım Chp seçmenleri bunlara alışıcaklarmı…

  9. Ülkenin sorunlarını ve çözüm yollarını bilen genç, dinç, temiz bir ekibe acil ihtiyaç var.
    Sayın Babacan inşallah böyle bir kadro kurar. Yoksa Afrika ülkelerine döneceğiz.

  10. istersen tüm gökkuşağı renklerinden potpori yap, istersen yol.. her ne yaparsan yap hepsi boş.
    gençler kim iş verirse, kim evini, yuvasını kurmasına vesile olursa ona doğru yönelir. rahmetli özal yüzlerce gence iş verdi, allah gani gani rahmet eylesin. gereksiz harcamalarla milletin parasını çar cur edenleri de kamyondan dökülen toprak gibi sırtından suya boca etti.
    siyasetçi, burokrat yanlış mı yaptı, hata mı etti bunu ben yada o gençler sorgulamaz, mahkemenin işi, siyasetçinin marifeti gerisi..
    kayak yarışçısının gideceği önü de kızağa bindiren tarif eder, kendi matifetidir ötesi..
    Bir partinin çizgisi başka, partilinin başka, bir seçmenin hayali başka, ipi elinde tutanın başka olabilir. tıpkı istanbullunun hayali (iş, aş, huzur, iyi bir yaşam, işine kolyca gidip evine çabucak dönebilme, çocuğunu sağlıkla ve huzurla büyütebilme, ucuz bir hayatının olması değil, ekonomik bir yaşantı sürebilme, -ucuz gıda, eğlenme, ulaşım vb-) başka, sunucuların başka! olduğu gibi..
    seçmenin seçim sevmediği, istemediği yalanı pompalanır hep: Yalan ve yanlış.
    halbuki ekstradan referandum bile ister aslında, kendini değerli, işe yarar, güç kendisinde hisseder!
    deprem vergisinden korkmaz, evinin yetkililerce ekstra ücret istemeden tetkik edilmesinden memnun olur.
    iletişim vergisinden bıkmaz usanmaz, bir telefona 5-10 bin vermek harbiden dkounur.
    üç bakanın birden depremde yanında belirmesinden gocunmaz, gururlanır, vekillerin bir tas çorba doldurup tablodotuna bir şefkat gülümsemesi aşketmesini bekler!..
    barınması için verilen çadırın kışlık mı yazlıkmı olduğuna, elektik, ısınma, su vb ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına vatandaş bakmaz, ilgilenmez, düşünmek zorubnda değildir. bunları organize etsin diye:
    Belediye başkanı,
    Millet Vekili, Bakan, (yani hükümeti) seçer,
    Ülkesinin garantide (dolayısıyla kendinin) olduğunu, kurumların tas tamam çalıştığını ise Devlet Başkanına bakarak tahmin eder. en son ise;
    Biricik Allah’ına güvenir.
    velhasıl kerem:
    afet olan yere şöyle bir geçerken uğrayan değil,
    kuş uçum masafesinde yanında olan insanı arar, bulur, onun peşinde oda olur!…
    şimdi üçüncü defa seçim yapılsa bile halkın büyük çoğunluğu hiç gıkını bile çıkarmadan yine gider sandığa ve daha ve en doğrusunu bulur, istediğini yaptırır, istediği yaşantıyı yaşamak için elinden geleni yapar.

  11. İnsan tepki için fikirlerini, siyasetini beğenmediği bir partiye reyini verebilir mi? Bunun akla mantığa sığar bir yönü varmıdır? Eğer fikrini,zikrini beğenmiyorsan, sana daha tutarlı gelen bir görüşü desteklersin, yok eğer hiçbiri sana hitap etmiyorsa, ya geçersiz ya da oy kulanmazsın. T24, AK parti oyları bölünsün diye bir dönem sayın Gül, Babacan ve Davutoğlu hakkında olumlu haberler yaptı, sonrasında yeri geldikçe arada vur kaç taktiği ile yıpratmaya başladı. İmamoğlu da hemen her programda 16 milyonu mutlu etti:). Devamında İBB başkanlığı onun için bir basamak, dayanak olduğu için ve koskoca TC cumhurbaşkanı adayı, parlayan yıldız İmamoğlu mesaisini İBB başkanlığı gibi tırıvırı bir işle mi harcayacaktı. Yok baraj çatlak, yok havalimanı rüzgarlı, yok kiralık araçlar yenikapıya, yok süt yoğurt… Bunlar İBB başkanının işimi. Bunların tek derdi ideolojiktir. Ülkenin başına geçicek kişi, kararında konuşmalıdır, ben bilirim den ziyade istişareye her vakit açık olmalıdır, herşeyden önce dürüst olmalı, işi ehline vermelidir, adam kayırmak, memleketçilik yapmamalıdır, diplomasiyi iyi bilmeli ve kullanabilmelidir, bütün bunlar da liyakat manasına gelir.

    • Kötünün kötüsüne mahkum olmamak için,daha iyiyi bulana dek kötünün iyisini tercih ederek onu biraz daha iyiye zorlamak niye akılsızlık,mantıksızlık olsun ki Alper bey?

    • Alper bey oy kullanmamanız en fazla oyu alan partiye zımni oy verdiğiniz anlamına gelir. Yani sizin kullanmadığınız oy ençok oy alan partiye bir belki de iki oy olarak yazılır oy sayım kurallarına göre.

  12. Türkiye’nin siyasette en başta yeni bir dile, yeni bir duruşa ihtiyacı var. Nedir o yeni olan? En başta sükunet. İtidal denen şeyi biz sanki lugatimizden çıkartmış gibiyiz. Siyasilerde bu olacak ki halka da yansısın. Herkeste bir gerginlik, bir patlama hali. Nedir yani, neyi bölüşemiyoruz? Adabına uygun muamele eden ona göre karşılık bulur. İkincisi; şu yolsuzluk meselesi. Siyasetçi dediğin aldığının verdiğinin hesabını vermede şeffaf olacak. Adamına, tanıdığına, hemşehrilerine, falancanın filancanın selamıyla gelene liyakati yoksa kapıyı gösterecek. Liyakati varsa bile iltimas göstermeyecek, hak et gel diyecek. Üçüncüsü; kamu malını kendi malı bilecek, israfa geçit vermeyecek. Dördüncüsü; vakıflarla, derneklerle, spor kulüpleriyle mesafesini koruyacak. Bunların siyasete yön vermesine mani olacak. Beşinci ve son olarak da her çeşit eleştiriye tahammüllü olacak. Hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda soluğu mahkemede almayacak. Ali Babacan’ı uzun zaman sonra ekranlarda gördüğümde gayriihtiyari, bu dile ve yaklaşıma ülke olarak ihtiyacımız var demiştim; özlemişiz. Partisini kurduktan sonra kadroyu görünce yine ilave edeceklerimiz olur.

  13. 1-Anket iktidarı muhalefetin ayakta tuttuğunu vurguluyor.
    2-Daha önce “İmamoğlu’na ihtiyaç var mı?” sorusu surulsaydı abes bile karşılanırdı. Ortaya çıkınca karşılığı anlaşıldı.
    3-Kayak yapmaya gitti diye “benim için İmamoğlu bitti” diyen birisi CHP li olsa ne olur, AKP li olsa ne olur?
    4-Yeni parti olayı Babacan bağlamında değerlendirilemez.Özellikle ülkemizde her zaman ihtiyaç.Babacan partisini kurduktan sonra başka biri daha inandırıcı şekilde ortaya çıktığında “yeni partiye ihtiyaç yoktu sana oy vermiyeceğiz” mi diyeceğiz?

  14. Türkiye içine düşürüldüğü amansız yönetilememe hastalığından kurtulması için 12 Eylül darbecilerinin koyduğu siyasilere yasak kararının daha ağırını uygulamalıdır. Son 50 yıldır delege düzeyi dahil siyasete bulaşmış herkese en az 20 yıl süre ile siyaset yasağı getirilmelidir. Hele bunu nereden buldun yasasına işlerlik kazandırarak hayata geçirebiliesek hem ekonomi hem siyaset nefes alacaktır. Çoğu yüzkızartıcı dahil bir çok suçtan hüküm giymiş MİLLETVEKİLLERİ ne ömür boyu siyaset yasağı azdır. Bu çapsızlar ve suçlular ordusunun çıkardığı yasaların hiç bir işe yaramadığını, hiç bir soruna çözüm olmadığını görmemiz gerekiyor.

  15. Bana göre İmamoğlu’nun yaptığı işin tevil götürecek bir durumu yoktur.Düpedüz yanlıştır,
    yapılmaması gereken bir hatadır.Ancak,İmamoğlu’nun verdiği deprem ziyaretinin akabinde kayağa gitmesi resmi,aslında şu anki memleketimiz insanının benzer durumlar için verdiği resmin sadece bir örneğidir;gözönünde birisi olduğu için de dikkat çekip,tepki topladı.

    Ben seçimlerde İmamoğlu’nu (İstanbul’da yaşamadığım için ancak tanıdıklarıma tavsiye etmek suretiyle manevi olarak) destekledim.O’na yönelik bu desteğim ise kişiliğinden kaynaklı değildi;zaten o kişiliği çok bildiğimiz de yoktu.Memleketin yönetimden kaynaklı kötü gidişine tepki mahiyetli olarak verilmesi gereken mecburi bir mesaj O’nu desteklememi gerektiriyordu.Son yılların AKPsi o kadar kötü işlere imza attı ki ,halen de sadece devam eden bu kötülüklerinin bir nebze olsun azaltılması için dahi karşısındakinin, -kim olursa olsun- desteklenmesi gerektiği görüşündeyim.Öyle ki aynı seçim şu an olsa İmamoğlu’na şu yanlışına rağmen yine aynı desteği verirdim.

    Benim için benzeri şekilde gönül huzuruna ermeksizin verilecek zorunlu destek -nasip olursa- yeni kurulacak partilerden birine de olacak.Aslında Onların da görüntü olarak İmamoğlu’ndan çok ta farklı oldukları kanaatinde değilim.İşin doğrusu memleketimiz insanının geneline hakim olan ‘duyarsızlık’ manzarası maalesef siyasilerimizin de geneline hakim.Ömer Faruk Gergerlioğlu ,Cihangir İslam,son zamanlarda olumlu bir değişim çabası içinde görünen Mustafa Yeneroğlu gibi sayısı az olan siyasetçilerin zihniyetinin,siyaset dünyasının genel zeminine yayılmadığı müddetçe siyaseten düzgün şeylerin yapılamayacağı kanaatindeyim.

    Değişim herkeste ve önce siyasetçiler de başlamalı…Geldiğimiz hal itibariyle artık siyasetçilerin de kendilerini sorguya almaları,içsel değişime samimi olarak yönelmeleri gerekiyor.Hadiseleri doğru okuyup oyuna gelmemeleri gerekiyor.Yanlışa karşı durma konusunda cesaretli olmaları gerekiyor.
    Hatalarından dersler çıkarıp,eskiyi tekrar etmemeleri gerekiyor.Mükemmel olmadıklarını hatırlamaları gerekiyor.Siyasetin halka hizmet için olduğu sözlerinin ötesine geçerek gerçek manada hizmetçi olduklarını göstermeleri gerekiyor.Aynı zamanda topluma ‘aydın’ olmaları gerekiyor; çünkü Onların aydınlığı toplumu da aydınlatacaktır.

    İnşallah seçimlere kadar olan sürede oy vereceğimiz kişilere de yansıyacak şekilde politikacılarımızın ve memleketimiz insanının hassasiyetlerinde olumlu değişim olur da,şimdiden zoraki vereceğimi ilan ettiğim reyimi de gönül huzuruna ermiş olarak vermiş olurum.

  16. sn Koru
    ”’
    yaklaşık her üç seçmenden birinin (31.5) “Var” dediği ihtiyacı “Yok”
    haline dönüştürme teşebbüsü beni gerçekten güldürdü.”’
    % 68.5 yeni parti kurulmasına ihtiyaç yok diyor ve bu sizi güldürüyor.
    Bari sizi güldürmeyecek oranı yazsaydınız da bizde bilseydik !!!
    Yani Babacan partiyi kursa herşey güllük gülüstanlık olacak tüm dertler
    ve sorunlar bitecek beklenti bu .Evanjelistlerin Mesih i beklediği gibi sizde
    Babacan ı bekliyorsunuz.
    Ama nafile bir bekleyiş .

  17. “Toplum” dediğimiz şey, adına “ülke” denilen belli coğrafi sınırlar içinde yaşayan insanların ezici çoğunluğunun ORTAK BİR GELECEK TASAVVURU’na sahip olmalarını ima eder. Yetmez: Üzerinde uzlaşmış oldukları o geleceğe giden yolda birbirleriyle GÖNÜLLÜ KADER BİRLİĞİ kurmuş olmaları beklenir. Nihayet, bütün etnik, kültürel, inançsal farklara rağmen, bir diğerinin huzuru ve dirliğinin kendi huzur ve dirliğinin güvencesi olduğuna ilişkin net ve sağlam bir farkındalık içinde olabilmelidir o insanlar bir bütün olarak TOPLUM olma niteliğini hak edebilmiş olamaları için.

    Bayramlaşmadan, ulusal bir spor klubünün uluslarararası bir karşılaşmasını heyecanla izlemek için ekran başına geçmekten doğal bir afet sırasında dayanışıp yaraları sarmaya varıncaya kadar, yüzlerce kültürel ve duygusal unsur, o insanları birbirine bağlar.

    Hep birlikte bir yıldan diğerine, bir on yıldan diğerine yaşamları hep birlikte iyiye gittiğinde, birbirlerine olan güven de o oranda artar.

    Bizler, henüz bir toplum olmanın hayli uzağında görünüyoruz. Bıktırasıya yazıp tekrarladığım gibi, biz toplum değil, cemaatsal (yani kültürel-kimliksel) toplulukların birbirine değmeden yaşayan, birbirlerine değdiklerinde gerilim ve çatışma üreten bir toplamıyız. Yukarıda tanımlamaya çalıştığım anlamda TOPLUM olmayı başarmış bir ülkede yaşayan insanlara, o toplum ister Almanya ister Singapur olsun, bir ülkenin cumhurbaşkanının o ülke vatandaşlarının yarısı için “gayrı milli”, “dış güçlerin maşası” yakıştırmasında bulunmasının mantığını anlatamazsınız. Ötekileştirme, düşmansı siyaset dili, toplum olamamış topluluklarda iş görür vfe anlaşılır bir mantığı vardır, olağan kabul edilir, hatırınca destek bulur. Laikler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Türkler, Mütedeyyinler, Seküler Moderleşmeciler, vb. Biz bir rekabetçi ve çatışmacı kültürel-kimliksel cemaatler topluluğuyuz.

    Farklı kültürel cemaatlerin gerilim ve rekabete dayalı basit toplamından toplum çıkmayacağı gibi, üzerinde hemfikir olunmuş istikrarlı bir eğitim düzeni de çıkmaz, bağımsız yargı da çıkmaz, ordu da çıkmaz.

    Her şey gözümüzün önünde yaşanıyor: Bir dönemin savcıları, hakimleri, onların cezaevine yolladıkları savcılarla hakimlerle yer değiştiriyorlar. Şu ya da bu gerekçeyle, birileri gelip bilmem kaç yüz generali, bilmem kaç bin subayı ordudan tasfiye ediyor. Sonra bir başka dönem geliyor, daha önce tasfiyeye uğramış olanlar bir punduna getirip tasfiyecileri tasfiye ediyorlar. . .

    İster bir spor kulübünün teknik direktörü ile ilgili bir haberin altına girilen yorumlara, ister Kanal İstanbul konulu bir videonun altına girlen yorumlara göz atın. Yakası açılmamış küfür ve aşağılamalar havada uçuşuyor. Umutsuzluğa, hatta depresyona sürüklenmeyi göze alanlarımız bir göz atsınlar sosyal medyada ortalama dil nerelerde seyrediyor diye.

    Bu niye böyle?

    Kimse cehaletle, eğitimsizlikle açıklamaya yeltenmesin. Söz konusu lumpenliğin göbeğinde olanların hatırı sayılır kısmının eğitimsizlik vb. zaafı yok.

    Mütedeyyin ya da seküler olmakla da açıklanamaz meselemiz.

    Benim güçlü kanaatim o ki, meselemizin temel kaynaklarından birisi MUTSUZLUK.

    Hali vakti yerinde olanların pek çoğunun da içinde yer aldığı çok büyük bir mutsuz insanlar havuzumuz var. Kimisi yoksulluktan muzdarip, kimisi modern tüketim ve birbirini istismar kültürünün savurup bırakmışlığından muzdarip. Mutsuz insanların anlayış, saygı, sağduyu katsayısı düşer. Mutsuz insanların dayanışma becerisi azdır.

    Mutsuzluğa eklenebilecek ikinci bir temel neden, öz-saygısı yoksunluğunun kışkırttığı bir KİMLİK ihtiyacı. İnsanlarımıza, üretme, bir konuda bir şey başarma, bir konuda ısrarlı bir merak ve gelişim kaytdetme olanağı tanınmıyor. “Benim becerikli ve başarılı olduğum şey ne? Nedir benim hayastımın değer olarak karşılığı?” sorusu karşısında duraksayan, kendini tatmin edecek bir yanıtı vermekte zorlanan insanlarımız çok -ve bunun sorumluluğunu dsalt onların omuzlarına yıkamayız.

    Böyle bir bireyin İstanbul gibi metropollerde kendi hayatıyla ilintisiz görünen, sürekli bir yerden bir yere devinen insan kalabalıkları karşısında yaşayabileceği yalnızlık, ‘dışarıda kalmışlık’ duygusunu kestirebiliyor musunuz?

    O insanın bu dünyada kendi varlığının da bir anlama sahip olduğu, öyle sanıldığı gibi tek başına olmadığı duygusunu ona vermenin en kestirme ve en çok istismar edilen yolu, ona çok ihtiyaç duyduğu bir KİMLİK sunmaktır: O kimlik için ölmek ve öldürmek üzere dağa da çıkar, ölüm orucuna da yatar. Cepte çay içmeye parası yokken gider yağmur altında çamurlu Anadolu kasabasının caddelerinde kendinden geçercesine bağırır: “Şehitler ölmez! Vatan bölünmez!”

    A. Babacan öncülüğünde kurulmak üzere olan parti, bu toplum olamamışlık halimize son vermeyi amaçlayan bir programla karşımıza çıkacak.

    Parti programından kuruculara, partinin siyasetini belirlemede katılmcılıktan çoğulculuğa kadar, bu meselemizin üstesinden gelmenin araçlarını ve bunun siyasetini üretmek için gerçekten titiz ve sahici bir çaba içindeler.

    Başarılı olabilecek mi bu parti?

    Bana, size, hepimize bağlı.

    Bu sayfalarda BERK rumuzuyla yazan okurun sağduyusuna sahip ya da ona yaklaşmış insanlarımızın sayısına, katılımına, iradesine, ısrarcılığına, inatçı iyimserliğine bağlı. . .

    Türkiye, yeni bir siyaset dili, yeni bir siyaset tarzı ile ortaya çıkmak üzere olan böyle bir partiye, bu anlamda gerçekten biricik bir partiye hazır mı?

    Bence hazır.

    İyisiyle kötüsüyle yaşanmış son 18 yıl gerçekten zengin, pek çok açıdan çok öğretici bir süreçti.

    Babacan öncülüğünde kurulacak partiden söz ederken, eski-yeni ‘bir siyasetçi gurubu’ndan, adı X olacak yeni bir siyasal partiden söz etmiyoruz.

    Bu parti, bizim ne olmaktan hep birlikte yorgun düşüp, şimdi ne olmak istediğimizin doğrudan karşılığı olacak.

    Bütün o bölünmüşlüklerimiz ve onlara karşılık düşen gerilimlerimiz içinde yeni onyılları kaybetmek, değişmeden kalan sorunlarımız içinde debelenip durmak, sürekli gerilim ve geçimsizlik üretmek mi istiyoruz, yoksa HEPİMİZ son 18 yıldan gerekli dersleri çıkarma bilgeliğini gösterebildik mi?

    Söz konusu partinin başarı ya da başarısızlığı, bu soruya verdiğimiz bireysel yanıtlarımızla belirlenecek. . .

    • Sn.bernar, sizin toplum tanımınıza bakılırsa; bugün brexit diyerek ab den ayrılan ingilterede bir toplum(ingiliz toplumu) yaşamıyor, mutabık mıyız..?

  18. Hoca’ya eski ayları ne yaparlar diye sormuşlar,
    O da kırpar kırpar yıldız yaparlar demiş.
    Eski siyasetçilerin biraz revizyonla yeni olması, biraz revizyonun kalitesine bağlı. Benim yeni parti olmaktan beklediğim siyasette yeni yüzlerin yeni fikirlerin toplumun geniş kesimlerinden lafı sözü dinlenir kimselerin bir araya gelip parti kurmaktan marka olusturmaktan anlayan profesyonel bir ekiple anlaşarak bir siyasi grup olusturmasıdır. Bizde genellikle parti içinden küskün mutsuz siyasiler ayrılıp başka parti kurarak yenileniyorlar lakin ülkenin haline bakınca ister istemez bagaj meselesi de aşmaları gereken önemli bir sorun oluyor.
    Ben teknik olarak karşı değilim, iyi partiyi de nispeten geldiği yer itibariyle başarılı buluyorum. Benzer bir oy başarısını davutoglundan beklemiyorum çünkü onun bagajı çok dolu ama oy karşılığı olmadan iyi muhalefet edebilir. Belki organize olmadığından belki de bir taktik nedeniyle bir türlü kurulamayan babacanın partisinin ise başarılı bir çıkış yakalarsa ve tartışmasız isimlerle vitrine çıkarsa yakın gelecekte bir şansı olabilir, bu şansı çok iyi kullanırsa kalıcı da olabilir iyi hazırlanıyorlar izlenimi uyandırıyorlar çünkü. Dağın fare doğurmasıda mümkün tabii.
    Enflasyon, işsizlik en çok ta yolsuzluk iktidarı bir sonraki seçimde ki erken seçim olabilir zaten epey zorlayacak. Kendi içinden kimselerin kurduğu partiler nedeniyle de ister istemez oy geçişi olacaktır. Hareketli ve çok sorunlu bir coğrafya da, hareketli ve çok sorunlu bir ülkede yaşıyoruz, güvenilir, vatansever İnsanlar/yöneticiler lazım bize…
    Akşam tv haberlerinde deprem sırasında spor salonundan çıkan insanların görüntüleri vardı, çoğu genç insanlar korkuyla kapıdan çıkarken düşen ve ezilenler oldu. Üstlerine basarak gecilip gidildi, herkes kendini kurtarmaya çalıştı yardım eden olmadı ya da çok az oldu. Çok etkilendim ve çok üzüldüm. Kuşkusuz deprem insanı dehşete düşüren bir şey ama izlediklerim insanlıkla ilgili cok ciddi problemlerimiz olduğu gerçeğini gösteriyor, maalesef.
    Birseyleri hepimizin düzeltmesi lazım hemen ve acilen.

  19. ben dini siyasete alet edip kahir ekseriyette din aleyhtarlığı oluşturup kendi siyasi fikrinden olan münafıkları öven kendi siyasi fikrine uymayan insanlarıda küfürle itham edecek kadar ileri gidebilen siyasetten bıktım. milliyetçiliği bayrak edip %30 u anca hakiki türk olan bir toplumda bu siyasetin tutmadığını türkçülük yaparak kürtçülüğü tahrik edilmesindende yoruldum. zaten halka tepeden bakan halkla barışık olmayan halkı anlamaktan uzak inançlarıyla alay eden zihniyetinde iktidara gelme şansı hiç yok. yeni parti denen şey demokrat parti anlamında birşey olmazsa onunda hayat bulması zor. dine hürmetkar toplumu kucaklayan ayrımcılık yapmayan bendensin değilsin edebiyatı yapmayan d.p, a.p, dyp tarzı bir siyasete bu toplumun ihtiyacı var. ama önce %60-70 tam mütedeyyin olmamız lazımki bu siyasette bir iş yapabilsin.

    • Cemal bey, %70i şehirlerde yaşayan bir toplumda saydığınız köylü partilerinin bir yenisini kurmak ne işimize yariicak ki? Yani umut diye eski türkiyenin zübük partilerine kaldıysak işimiz var demektir…

  20. Bizim bir partiye ihtiyacımız yok.
    Bizim bir lidere de ihtiyacımız yok.
    Bizim bir fikire ihtiyacımız var.
    O fikir üstadın ceketimizin astarında dediği fikir
    Ak partinin mayasında mevcut
    Onu bulup parlatmalıyız
    Gayrısı fesat kazanına odun taşımak

  21. düzeltme!
    – “…gazetecilik ahlakına (aslında normal ahlaka da…) uymayan bir yazı bugünkü.” olacaktı.
    – ilave!
    – imamoğlu, ülkeyi batırıp, sonra da ülkeyi kurtaracağını iddia edenleri epey korkutmuş galiba.
    – önceki gn akif beki, efendisine hizmetini, imamoğlunu, aynı şekilde, hedefe koyarak ifa etmişti. bugün de koru, tarafı olduğu siyasiye hizmetini ifa etmiş.
    – daha önceden de aynı şeyleri defalarca yazdım, bu ülkede 5 tane mevlana, 5 tane yunus olda bu ülkenin durumuböyle berbat olmazdı.
    – bu ülkenin değerleri ulusararası düzeyin çok gerisinde.
    – bunlar önceki yorumlarında mevcut ve koruya yönelik, bir türlü birey olamadığına yönelik eleştirim de sitenin arşivinde duruyor.
    – yani yazdıklarım bir tespit, chp tarafgirliği değil. kaldı ki chpye yönelik eleştirilerim de arşivlerde mevcut.
    – yani korunun bu yazısına yönelik eleştirim, imamoğlu tarafgirliği değil. kaldı ki, bekinin yazısının altına yaptığım yorumda, inamoğlunun eleştirilebileceği (ve tabi benim de eleştirdiğim ve sorgulanmasını istediğim) konuyu da yazdım.
    – insanları (siyasileri) de ikiyüzlü olmaya, ikiyüzlü davranmaya zorluyorsunuz. çünkü normaliniz bu. imamoğlu, sizin normalinizin dışında.
    – istanbulu bu kadar farkla almasında da, sizin normalinizin dışında davranmasının katkısı var ki zaten bu konuda da daga önce yazmıştım.
    – yani imamoğlu, ikiyüzlülüğü normalleştirmiş siyasilerin, en büyük korkusu.

    • İmamoğlu çapını gösterdi , şişirilmiş balon çok çabuk söndü .Hiç bir altyapısı olmayan bir adamı istanbulun başına getirdiler gariban ne yapacağını bilmediğinden kayak tatillerinde Bodrum yatların da gününü gün ediyor.
      Aile tabiki önemli ancak bu yola çıkarken bunu düşünecektin.İstanbul ile ilgili hangi soruna çözüm önerisi getirdin de kayak tatiline çıkıyorsun.
      Ayrıca 800.000 oyla başkan seçilmedi 15 -20 bin oy ile seçildi AKP nin etik dışı iptal kararına verilen oydur o 800.000 oy. 4 yıl sonunda zaten görecğiz beyefendiyi bir civi çakacak mı İstanbul a . Hiçbirşey bilmiyorsa bari MANSUR YAVAŞ ı örnek alsında oy veren insanları kahretmesin.

      • ahmet! sen git sütünü iç. hangi davranışın normal hangisinin anormal olduğunu anlayacak yaşta değilsin. büyük ağbilerine bir bak ne yapıyor şimdi. deprem bölgesinde mi yatıp kalkıyor yoksa başka işlerle mi uğraşıyor gör.
        – mesela tatile afrikaya giden ağbilerin olabilir.

  22. Böyle bir partiyi kim kurar bilemiyorum ama benim yeni parti kuracaklardan veya var olan partileri dönüştüreceklerden beklentilerimin bazıları şöyle:

    Öncelikle tüm vatandaşları kucaklayıcı olsunlar. Kürtler bu ülkede yaşadıklarından dolayı çok mutlu olsun. Burada elde ettiğim hürriyet ve düzeni başka hiçbir ülkede bulamam desinler. Beni Kürtler yönetse bundan daha iyisini veremez duygusu oluşsun. Vatandaşın farklı bir dili varsa Türkçe’nin yanında bu dile de saygı gösterilsin ve öğretilsin. Kimseye kimlik dayatılmasın ve yaftalanmasın. Herkes kendi kimliğini kendi tanımlasın. Başkalarına sen şusun denemesin. Buna karşılık hiçbir talebin silaha başvurularak ifade edilmesine de müsaade edilmesin. Tek yasağımız bu olsun.

    Devlet vatandaşına verilebilecek en fazla hürriyeti sağlasın. Ona güvensin. Temel yaklaşım güvensizlik değil güven olsun. Devlet olabildiğince düzenleyici hale gelsin ve küçülsün. Devletin doğruları sadece demokrasi ve adaletten yana olsun. Vatandaşa herhangi bir ideoloji dayatmasın. Tek ideoloji adalet, hakkaniyet, liyakat, din ve vicdan hürriyeti ve hukuk devleti olsun.

    Parti içi demokrasi olsun. Her şeyi lider veya lider kadro belirleyemesin. Şeffaf bir ihale sistematiğine sahip olsun. Yandaş müteahhit ve işadamı kavramı ortadan kalksın. İşe alımlarda liyakatin tam uygulanması için gerekli tedbirleri alsın. Devlet sınava giren en nitelikliyi alsın. Torpil tamamen kaldırılsın. Buna aykırı davrananlar cezalandırılsın. Bizim adamımız lafı sadece nitelikliler için söylensin.

    Tam bir fikir ve ifade hürriyeti olsun. Devlet vatandaşına en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetini sunsun. Her düzeydeki eğitimin en nitelikli hale gelmesi için uzun soluklu bir çalışma başlatılsın. İnsanların ömür boyu öğrenme imkanları geliştirilsin. Etraf kurstan geçilmesin.

    Sınırı geçince çöpe dönüşen bir hukuk anlayışı olmasın. Hukuk çarpıtılmasın ve araçsallaştırılmasın. Benim hakimim, benim savcım kavramı olmasın. Onlar da kendilerini kimseye kullandırtmasın. Tek hassasiyetleri hukukun üstünlüğü olsun. Üst kurullar tamamen hukuku içselleştirilmiş, insan haklarına saygılı kimselerden oluşsun. Ötekileştirici bir dil gelişmesine müsaade edilmesin. Verilen kararlar tüm demokratik hukuk devletlerinde de geçerli olabilecek nitelikte olsun. Hukukun temel ilkeleri tüm vatandaşlara öğretilsin ve benimsetilsin. Vicdanını satanlar, paraya ve makama tamah edenler hakimlik ve savcılık mesleğinde barındırılmasın.

    Güvenlik güçleri işkence ve kötü muamelenin asla olmamasını sağlayacak bir düzene kavuşturulsun. Asker, polis en iyi eğitimi alsın. Hukuk devleti ve bunun gerekleri tek hedefleri olsun. Vatandaşa hizmet tek öncelikleri olsun.

    Milletvekilleri ve idareciler en nitelikli insanlardan seçilsin. Hayatını sadece siyasetten kazanmış başka mesleklerde kendilerini ispat edememiş kişiler milletvekili olmasınlar. Vatandaşın sahip olmadığı hiçbir imtiyaz onlara tanınmasın. Ne kırmızı ışıkta geçebilsinler ne de hız sınırını aşsınlar. Kendi yetkilerini kıskançlıkla korusunlar. Başkalarının oyuncağı haline dönüşmesinler.
    En üst düzey maaş, Avrupa Birliği’nde asgari ücretin ortalama kaç katı ise o olsun. Yani AB’de eğer bir ortalama asgari ücretin 5 katı maaş alınıyorsa biz de de var olana asgari ücretin o kadar katı maaş alınsın. 10-20 kat almasınlar.

    Liste daha uzun ama bunları sağlayacak, ülkemizi tüm dünyada saygınlığa kavuşturacak bir yönetimi oluşturacak bir partiye ihtiyaç var.

    • Berk bey alt tarafı bir tabela partisi daha kurulacak, bence eldeki bulgura daha bi sahip çıkmak lazım, çünkü eskiye göre sayıp döktüğünüz mevzularda ülkemiz çok daha iyi durumda diye düşünüyorum…

    • Yorunmunuzu ikinci kez, telaşsızca okudum. İlk okuduğumda da dikkat çekici, son derece olumlu bulmuştum. Cesaretlendirdiğiniz için cesaretlendirilmeyi fazlasıyla hak ediyorsunuz. Ben de Memduh Bey gibi teşekkür etmek istiyorum.

      • Sn.bernar, bak buraya yazıyorum, bu cesaretlendirdiğin arkadaşlarla sonra yalnızca ben değil sen de uğraşmak zorunda kalıyorsun; bırak şu 12eylül öncesinden kalma alışkanlıkları artık..!

  23. Şunu iyi bilmeliyiz ki: Ekrem imamoglu sadece İstanbul buyuksehir belediye başkanıdır. Belediye meclisi çoğunluğu Ak parti MHP koalisyonun elinde olmasına rağmen hizmet yapmaya çalışmaktadır. Ekrem imamoglu Elazığ depremi için görevini fazlasıyla yaptı. Çocuklarıyla birlikte palandöken kayak merkezine gitti. Elazığ depreminde hükümet 3 gün yas ilan etti de bizim mi haberimiz yoktu. Ekrem imamoglu geleceği parlak bir adam olarak görmekteyim.
    Yeni partiye şimdilik ihtiyaç yoktur. Yeni ittifaklara ihtiyaç vardır. Gelecek partisi iyi parti ve Saadet Partisi ittifakı Türkiye için iktidar gücü kazanacaktır. Önemli olan doğru adımlar atmak ve iyi fikirler üretmek. Toplumun tamamını kucaklamak gerekir. Ekonomik sorunları üzerinde çalışmak gerekir. Gençler işsizlikten yakınmaktadır.

  24. Ben Ekrem İmamoğlu’nu Erdoğan’ın İsatanbu belediye başkanı olduğu zamandaki haline benzetiyorum ve bundan dolayide endişe leniyorum, çünku Türkiye ikinci bir Erdoğanı kaldıramaz.

    Karadenizliler bizden olsunda ne olursa olsun anlayışında hemşericiler.
    Adamımız dedilermi iş biter ve çamurlu sular dahi durulur.

    Yalnış anlaşılmasın İma- oğlunu eleştırm Tatile gittiği için değil! Ölen ile ölünmez, ve herkes kadar onunda ailesi ile birlikte dinlenmeye hakkı var, yalnız bir tarafata doğal afette aile bireylerini kayıp eden insanların üzüntüsünü paylaşmak yerine kendi ve ailesini mutluluğunu başkalarına adete hava atar gibi cahilce göteriş yapmasi yalnış! Bu konuda çok ayip etmiş.

    Bizdeki siyasetçilerin bazıları bu tip gösterişleri seviyorlar.

    Bu konuda 11. Cumhur başkanı tam bir devlet adamı, şimdiye kadar onun çocuklarını ortalarda görmedik, onun çoculkaride evlendi Fakat, diğer siyasiler gibi hiç bir zaman çocuklerını reklam aracı yapmadı.

  25. 1991 den beri siyasetin içinde olan Gül Atalay Ergin ergün Günay gibi isimlerin desteğiyle babacanın kurduğu partiyi yeni mi kabul edeceğiz?babacanın yada Gül ün nesi yeni?yeni partiye ihtiyaç var demek başka yeni partiye oy veririm demek başka.chp SP yada iyipartililer ak partiyi bölecek bir yeni parti istiyor.ak parti ve MHP lilerse CHP yi bölecek bir yeni parti.

  26. Fehmi bey in yayınladığı ankete bakılırsa…. Gençlerden yeni parti kurulmasını isteyenlerin oranı…millet partilerinde daha fazla… Bir an önce millet partili arkadaşların sorunları giderilmelidir….Muhalefetin durumunu gençler dahi beğenmiyor…Bir tane islamcı parti kuruldu…İkinci islamcı parti kurulması bekleniyor… Demekki sol kanatta da ihtiyaç hasıl olmuş…Transfer dönemi bitmeden oraya da takviye şart…Yok mu sol kanatda yeniler…Millet istemiyor Chp yi…Pırıl pırıl üniversite okumuş yeni nesli Sol kanatta Chp den başka temsil eden yokmu..100 sene oldu arkadaş… Bir türlü yenileyemediler kendilerini…Keşke büyükşehirleri Chp daha önce kazansaymış diyesi geliyor insanın…Gençler kıyaslamayı biliyor…

    1-Chp…….yüzde 45,5
    2-Hdp…….yüzde 43,6
    3-Saadet…yüzde. 40
    4-İyi parti..yüzde. 37,3
    5-Ak parti..yüzde 24,2
    6-Mhp…….yüzde 13,5

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız