Bugünler bana neyi hatırlatıyor? Hiç değilse bir parça…

32

Keşke öyle bir hafta-10 gün beklenmeden yeni sistemin gerekleri hemen yerine getirilebilse ve kurullar oluşturulup atanacak isimlerle yeni tarzdaki hükümet çalışmalarına derhal başlansa…

Süre uzadıkça yeni sistemde de yer edinmek isteyenlerin sivri çıkışları ve seçim sonuçlarını destekledikleri parti açısından ‘zafer’ olarak gören birilerinin sözlü ve yazılı aşırılıkları ortamı kirletiyor.

Ortam daha da kirletilebilir diye endişe duyuyorum.

İkinci Meşrutiyet ve Akif’in şiiri

Bizde âdet böyledir.

Günlerdir etrafa kulak veriyor, söylenen ve yazılanlara göz gezdiriyorum; işitip okuduklarım bana İkinci Meşrutiyet‘in ilan edildiği günlerde yaşananları hatırlatıyor.

Elbette o tarihi (1908) içinde yaşadığım için biliyor değilim, ancak buna zaten ihtiyaç yok. Önceki dönemi kaygıyla izlerken sesini çıkarmaktan uzak durmamış ve Meşrutiyet’le başlayan yeni döneme bütün varlığıyla destek vermiş Mehmet Akif‘in Safahat‘ında yaşananları gözümde canlandırmaya yarayan müthiş anlatımı var.

Akif, ‘Süleymaniye Kürsüsü’nden’ başlıklı şiirinde, bir dinadamının ağzından o günleri şöyle anlatır:

“Bir de İstanbul’a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya… Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hulya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
-Yaşasın
-Kim yaşasın?
-Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.”

Şiir burada bitmiyor, hayır, bu aktardıklarımdan çok daha sert tasvirleri yansıtan mısralar birbiri ardına ekleniyor.

Meramım kimseyi yaralamak olmadığı için sonrasını sizlerin kendi çabanıza bırakıyorum.

Elbette, şiiri okurken “Teşbihte hata olmaz” sözünü de aklınızda tutun; aralarında ilişki kurulan iki olay bütünüyle birbirine benzeyecek değil doğal olarak…

Düşünün: Kocamış ve hantallaşmış imparatorlukta yeni bir sistemin önü açılmış, ancak bunun getirdiği olumlu olması gereken havayı bulandırmak için ne yapılmaması gerekirse İkinci Meşrutiyet ilânı sonrasında o yapılıyor…

Ayrıntıya girmeye gerek yok, sonrasında neler olduğunu, imparatorluğun sonunun nasıl getirildiğini Emin Oktay imzalı orta mektep tarih kitaplarından da biliyoruz zaten.

Bugünü iyi değerlendirmek gerek

Bugüne gelelim: Seçimin galiplerinin sandıkta başarısızlığı bir kez daha tescillenmiş rakip partiyi ‘devlet ve millet düşmanı’ ilan etmek anlamına gelen yakıştırmalar yapmalarının zamanı mı şimdi?

Ya da, yeni dönemde kendilerinden daha fazla hizmet alınabilecek iktidara yakın kadroları hallaç pamuğu gibi atacak ve iktidarın kendisini töhmet altında bırakacak bir savurganlığın yeri mi? Safları genişleterek sıklaştırmak gerekirken hem de…

İktidarın destekçisi siyasi partinin ‘af’ teklifini gündemde tuttuğu bir sırada, bunu fırsat bilip ‘toplumsal uzlaşma’ arayışını devreye sokmak varken ortamı daha da kızıştıracak girişimler akıl kârı mı?

Bu sorulara Akif‘in ‘dilli düdük’ dediği kişilerin günümüzdeki uzantıları “Zamanıdır, yeridir ve elbette akıl kârıdır” cevabını vermemizi bekliyorlar.

Oysa şimdi referandumda kapısı aralanmış, Pazar günü yapılan seçimde aynı kapının sonuna kadar açılmasıyla başarıya ulaşması için çaba gösterilmesi gereken yeni sistemi en sağlam biçimde çalıştırmanın zamanı.

Yapılması gereken de, ülke içi ve dışı bütün değerlerden yararlanmak…

Hem de bu yola girilmesini sağlayan ve kapıyı da ardına kadar açmayı destekleyen kitleleri yaptıklarından dolayı mutlu edecek, bu arada yapılmak isteneni doğru bulmayan, karşı çıkan, oyunu vermeyen bir o kadar kalabalık kitleyi de yanlış düşündüğüne sevk edecek tarzda ve dikkatleri dağıtmadan bunu yapmak…

Sevindirik olmanın ve lüzumsuz işlerle günün değerini düşürmenin ne gereği var?

Tarih bizde neden hep tekerrür ediyor? Bu sorunun cevabını da Akif‘ten alalım:

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!  

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?  

Tarih’i ‘tekerrür’  diye tarif ediyorlar; 

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Yeni sistem değişikliği daha ilk seferinde gayesinin hilafına işlemeye başladı.
    Neydi yeni sistemin hedefi koalisyonları önlemek böylece istikrara kavuşmak.
    Peki ne oldu daha şimdiden koalisyonların en katmerlileri kurulmaya başlandı.
    Başkanlığı kazanmak için en küçük partilerle bile ittifaka girildi.
    Başkanlığı kazanan kimlerin oyları ile seçildi .
    Milletvekili seçimi ile ayni anda olduğu için başkana hangi partinin yüzde kaç katkı sağladığı çok rahat hesaplanabılır.
    Yarın başkana destek veren partılerden biri iktidarin isteklerini karşılamadığını görürse ne olur.
    Çikacak meydanlara diyecekki biz böyle anlaşmadik.
    Biz desteğimizi bunun için verdik o bizim isteklerimizin dışında davranmaya başladı.
    Bizde desteğimizi çekiyoruz derse seçilen başkan için hükümet bunalımı olmaz mı.
    Ülkede o başkan icraatlarını uygulamada sıkıntıya girmez mi.
    Ya parlemento içinde başka bir parti ile işbirliğine girecek sayısı yeterlı olanla tabii.
    O zamanda halk demez mi partı başkanı cumhurbaşkanini destekleme kararı aldı ama biz seçimde o na oy vermedik.
    Her halukarda erken seçim kaçınılmaz olmaz mı.
    Başkan bu durumda seçilmeme ihtimalını (kamuoyu araştırmacılarına yaptırıp)hesaplarsa ve seçime gitmezse.
    Ülkeyi kararnamelerle yöneteceğim diyebilir.
    Bu durumda ülkenin durumu sizce nasıl bir hal alır.
    Düşünmek istemiyorum böyle bir durumun olmasını ama yüksek ihtimaldir.
    YENİDEN SİSTEM TARTIŞMASI BAŞLAMAZ MI.

  2. Bir ülkenin sisteminde radikal değişimler yapmak çoğu zaman çok vahim sonuçlar doğurabilir.
    Millet denen organizma çok uzun zamanlarda değişimleri sağlikli sindirebilmektedir.
    Teorik olarak iyi sonuçlar vereceğini zannettiğiniz şeyler toplum dokusunda travmalar meydane getirir çoğunlukla.
    Bir zamanlar siyasi istikrar olsun,kusurat partileri sorun çikarmasin diye yüzde on luk baraj getirildi.
    O zaman konjukturunde devletin ikibuçuk partı projesıydı bu.
    Bu sistem değişikliği birilerin işine gelince memnun oldu.
    İşine gelmeyen kusurat partileri ise yeri göğü inleterek bu adeletsiz durumdan isyan ettiler.
    Devran değişti o zaman isyan edenler bugün bu baraj sistemi işlerine gelmeye başladı.
    Şimdi dün karşı oldukları sistemi bugün en büyük koruyucuları oluverdiler.
    Bugün yapılan büyük değişim birilerinin işine geldiği için şiddetle savunuluyor.
    Yarın hesapladıkları gibi sistem değişikliğini yapanlara değil başkasina yaradığında roller değişecektir süphesiz.
    Kendi çikarlari için milletin dokusundan oynamamak gerekir.
    Sosyal bilimciler,tarihçiler,sosyologlar o toplumun yapısını uzun uzun araştırıp vardiklari sonuçları iktidarlara; o milletin dokusuna en uygun sistemleri önermeliler.
    İktidarlarda o an işlerine gelsin veya gelmesin bu önerileri önemserlerse çok daha kalıcı istikrarlı ve o millet için hayırlı aynı zamanda da iktidardakiler için de hayırlı olur.
    Yoksa kısa vadelı bir başarı görünsede uzun vadede çok büyük yıkımlara sebep olunulabılır.
    Bu seferde her duvara tosladığımızda yeni bir şey deneyeceğiz.
    Bu denemelerde o zamanki iktidarin işine geldiğine göre olacaktır.
    Millet her başarisiz sistem değişikliklerinde duvara tosladığında yeni sistem arayışlari doğacaktır.
    Bu arada millet dokusuda kalıcı hasarlar almaya devam edecektir.
    Hep boz yap yeniden başa dönmek ancak millet içinde bir kesimi ihya ederken bir kesimi ötekileştirir.
    Toplum barişinı geri dönülmesi zor yollara sokar.
    Çok hassas olan bu işlerde çok düşünmek ,çok araştırmak ,çok hesaplar yapılması gerekir.
    Hanı iyi ustalar için söylenen bir söz vardır.
    ONLAR KIRK DEFA ÖLÇER,BİR DEFA BİÇERLER.
    Yeni bir sisteme yelken açtığımız bu günlerde benim sahsen toplum adına çok endişelerim olsada iyi sonuçlar vermesi için dua etmekten başka elimizden birşey gelmiyor.
    tevekelli bir şekilde bunda da bir hayır vardır demeliyiz.

  3. Fehmi Bey,bu yazıyı S.Soylu’nun sözleri üzerine yazdıysa Mehmet Akif’ten yapılan
    alıntı ele alınan konuya hiç uymamış oluyor.

    Zurnanın,zilin,şak şakın Soylu’nun sözleri
    ile ne alakası var?

    Bir de bazı zayıf akıllı kişiler Fehmi Bey’in
    yazılarına muhalif yorum yazanları ikide birde buradan kov makla Fehmi Bey’e
    iyilik ettiklerini zannediyorlar.

    Halbuki editör istediği takdirde muhalif yorumları yayınlamayabilir.Yayınladığına
    göre bu platform açısından bunu faydalı
    görüyor demektir.

  4. fehmi bey, dün kaygılarımı yazmıştım. hasan cemal de benimle aynı kaygıları paylaşmış bugün. Ya fazla şüpheci olan birtek ben değilim ya da olayların gelişimi benim tahminlerim doğrultusunda.
    Siz de nasrettin hocanın uzaktaki mum ışığından ısınması kadar bizi ısıttınız.
    – “durumu açık olarak yazsanız ne değişir, kim etkilenir?” sorusu da ayrı bir konu. sonuçta iş dönüp dolaşıp bir yere gelip takılıyor. Bu yer de ağırlıklı olarak ahlak sorunu, vicdan sorunu, akıl sorunu, mantık sorunu, bir de karakter, omurga, bünye sorunu galiba. (Kimileri bataklıkta yaşamaktan mutlu olunca, burasının bataklığa döndüğünü söylediğimizde onun “a o zaman hemen önlem alalım” demesini beklememiz bizim aptallığımız olsa gerek. )
    Görünen o ki bunların arasında dinin yeri hiç de olması gerektiği kadar değil.
    Din hiçbir kötülüğü engellemediği gibi, hiçbir doğruya da götürmüyor gibi görünüyor. En azından islam dünyasının pratiği bunu söylüyor. matematik, fizik, kimya, coğrafya, velhasılı bütün bilgiler, insanların insanlığında dinden daha fazla pay sahibi görünüyor.

    • Hamza bey DİNİ Allah cc insanların bir arada yaşamasi, sosyal faliyetler, sağlık,teknoloji, fen, matematik,bilinen ve bilinmeyen ve diğerleri biz bilemeyiz belkide geleceğe ait daha birçok mucizeler.
      Sinan Eskicioğlunun dediği gibi “satlik İslam”
      Örneğin ibadet sağlık alanina giriyor
      Ruh beden sağlığı gibi.
      Satlık İslamda bu yok, çünkü gösteriş, para, mevki ve bunlara benzer şeyleri kazanmak için örneğin: bir zamanlar Kuranikerim okumasını bilmiyenler kuran okumayi bildiğini söyleyenlere ölen akrabaları için para ile hatim yaptirdiklarini zannederek İslami satan İslamcıların servetlerine servet katmalarına yardımcı olurdular.
      Buda İslamda yasak olan bir uygulama ve Kur’an yaşayanlar için ölüler için değil.Yaşayanlar okuyup anlamaları ve ona göre amel etmeleri emredilmiş
      Kendilerini Şeh ilan edenler veya ben çok iyi Müslümanim diye reklam yapanlar var ya onların derdide para ve makam olduğu için İslami satan İslamcılardan.
      Onlarda İslamda yasak.
      Bir Müslümanın (maanası iyi insan)
      Zülüm karşısında susmaz, zalim hükümdardan korkmaz,
      Düşmani olsa dahi haksızlığa uğramış ise onun yanında yer alır vb vb.
      Yala siöylemez, İftira etmez, israf etmez haram yemez, zanla insanları rencide etmez, dedikudu etmedığı gibide dinlemezde.
      Heleki Bir Müslüman kalkıp kendini karıncadan dahi üstün görmez.
      Allah dünyayı Din satanlarardan korusun.
      Sağlıklı ve mutlu kalin.

      • sağolun nurdan hanım.
        – Dinin çıkar için kullanılması sadece günümüzün ve türkiyenin sorunu değil. Ancak türkiyede hiçbir dönemde din, çıkar için bu kadar kullanılmadı. ben yaşamım boyunca ahlaksızlığın böylesine yaygın olduğu ve normal olduğu bir dönem görmedim.
        – Bir amerikalı bayan vardı. İstanbulda, köprüyü geçtiklerinde polisin arabalarını çevirdiğini, türk arkadaşlarının, “merak etmeyin. hallederiz” dediklerini ve arabadan inip polislere rüşvet verdiklerini söyledi. Türkler, “bunlar bizde normal” demişler. Bayanın söylediği şu: “evet bizde de rüşvet var. Ancak bizde rüşvet normal değildir”.
        Dinin çıkar için kullanılmasından daha kötüsü, dinin çıkar için kullanılmasının normalleşmesidir.

  5. MHP ve ondan ayrilanlar ile Refah Partisinden ayrilıp AKP yi kuranlar daha sonra AKP den emekli olanlar veya bir türlü partiden uzaklaştırlanlar.
    Şöyle bir analiz edelim bakalım.
    Rahmetli Yazıcıoğlu ve Arkadaşları Rahmetli Türkeşe ve eski arkadaşlarına karşi tek kelime kötü laf etmediler,ayni zamandada karşi taraftandada işitmediler.
    Ha kaze son Meral Akşener ve ekibide aynı.
    Rahmetli Erbakandan ayrılanların onun hakkında vaktim olsa konuştuklarını internetten kopilerim fakat vaktim yok.
    Zaten Karamollaoğlu ve Abdullah Güle söylenenleri hergün taraftarlar ve hauzda dahil onlarin vasiyasi ile sağir sultan dahi duydu.
    Bu platformda da göriyoruz dün ” benim başörtülü bacílarım diye bas bas bağırarak onları merdiven gibi kullanarak ve onların sayesinde cumhurun başi olandan tutunda “bacılarımız acılarımız” diye düzmeler yazanlar TV lerde bas bas bağıranlar, bugün kalkmış onları vatan haini ve terörist ilan ediyorlar,oda yetmezmiş gib haşa kendilerini İSLAMİN sahibi zannederek milleti camilere sokmamak için emir veriyorlar.
    Hiç utanmadan birde kalkmış onu savuniyorlar İÇİŞLERİ bakanina bakin!
    Keyf için dememişler “EL HAYİ VE İMAN”
    A Çakıcının o tehdidi hakkinda dün burada yazmıştım.
    Mert insanlardan zarar gelmez hiç kimse panik yapmasına gerek yok.
    Ne oldu sonra? Adam yaptığı hatanin ne kadar vahim olduğunu anlayınca üç ay erteledim dedi. Hiç kimse merak etmesin onlar kimseyi öldürmezler.
    Ancak o tip laflarla bizi yönetenler hakkında bilgili sahibi olmamizi sağliyorlar ve yardımcı oliyirlar
    O açıklama her hangi bir batılı ülkede yapılsaidi ne olurdu biliyormusunuz o an içişleri bakani istifa ederdi ve milletde ortaliğı ayağa kaldırırdı.
    Adam ben bunu 3 ay erteledim dedikte sonra savicilik soruşturma başlatiyor!????? 24 saat sonra onlara koruma veriyor?????!
    İki gün öncede D Bahçeli kara listeyi açıkladı.
    Peki buna neden tepki verilmedi?
    Burada ötmek yerine gidin havuzda ötünki sizleri alkışlasınlar.Burada sizler gibilerini kendi kendinizden başkası alkışlamaz ve okumazda merak etmeyin.
    Link gönderdiklerimde tebih ettim okumasınlar diye çúnkü onlar okuyup bana habe veriyorlar sizlerin yazilarınız hakkinda.

  6. Kim yönetiyor?
    Bir yere varabilmek için bir araştırma merkezi oluşturulur. Onlar çalışma yaparlar, yetkililer sunarlar ve yetkililer de o araştırma sonuçlarından kendi içtihatlarına göre tercih yapar. Böylece planlı bir şekilde devlet yönetilir. Türkiye’de böyle düşünme merkezi olan tek kuruluş vardır. O da ordudur. Yerli sermayenin böyle bir karargahı yoktur. Türkiye için Londra’da ve Washington’da kurulmuş merkezler vardır. Türkiye sermayesini onlar yönlendirmektedir. Onlar arasında kavga da Türkiye’de etkisini gösterir.
    Türkiye’de böyle bir merkezi ordunun dışında ilk kuran Akevler’dir. Erbakan zaman zaman bu merkezden yararlanmıştır. Adil Düzen böyle doğmuştur. AK Parti böylece iktidar olmamıştır. AK Parti Akevler’e kulak vermemiştir. Kendisi bir düşünme merkezini oluşturmamıştır. Askerlerin aldığı kararlarla ve Sermaye’nin dışarıdan aldığı kararlarla 16 senedir iktidarı götürmektedir.
    Askerler, başlangıçta CHP’ye sonra Özal’a güvendiler. Onlarla işlerin yürümeyeceğini anlayınca İslamcılarla çalışmaya karar verdiler. Fahri Korutürk Erbakan’ı Erzincan’da iken İstanbul’a davet etti. “Demirel ile bu iş olmayacak, sizi desteklemek istiyoruz.” Dedi. “Sen Müslümanlara sözünü dinlete bilecek misin?” diye sordu. İşte o tarihten beri ordu İslamcılarla çalışmaya başladı. AK Parti bugün bu sayede iktidardadır.
    Ordu Gülen’in durumunu bildiği için uzak duruyordu. AK Parti ise Gülen taraftarı idi. Bir gün o duruma geldi ki ülke tehlikeye girmeye başladı. 15 Temmuz harekatı ile devletin AK Parti ile yürüyemeyeceğini anladılar. Başkanlık sistemi ile Erdoğan’ı AK Parti’den uzaklaştırmaya çalıştılar. AK Parti’yi de etkisiz hale getirmek istediler. Bugün kısmen başarmış durumdalar. AK Parti kaybetti, Hareket Partisi ise kazanmış durumdadır.
    Şimdi ordu milliyetçilerle İslamcıları birleştirip yeni devlet siyasetini böyle götürmek istiyor. Ordu diyorun çünkü Türkiye’de ordudan başka düzenli bir merkez yoktur. Akevler de devre dışı edilmiştir. Türkiye’de birileri bir şey yaptırırsa onu ABD ve İngiltere’deki Sermaye planlamıştır. Yahut genelkurmay da planlamıştır.
    Meclis oluştururken ordu seçimleri erkene aldı. Sermaye daha da erkene aldı. Her ikisinin listesi de hazırdı. Hangi liste ne kadar galip geldi bilinmemektedir. Meçhul bir meclisle karşı karşıyayız. Ne kadarı partilerin emrinde, ne kadarı Sermaye’nin emrinde şimdilik bilinmemektedir. Bu birinci tehlikedir.
    İkincisi ise Ordu İslamcılarla Türkçüleri birleştirmektedir. Bu, Kürtleri devre dışı bırakmak demektir. Bölücülere yaramış bir adımdır. HDP’in de meclise girmesi Sermaye’nin başarısıdır. Türkiye iki yoldan birini seçmek zorundadır.
    a) Güneydoğu’yu Kürt devletine verecek ve kalan topraklarda Türkçülerle İslamcı kanadı birleştirip güçlü Türkiye’yi kuracaktır.
    b) Yahut ordu klasik İslamcılarla, klasik Türkçüleri birleştirmekten vazgeçecektir. Bunların dinciliği de ulusçuluğu da ömrünü doldurmuş, tarih olmuştur. Türkiye birliğini ancak Adil Düzen ile kurabilir. Adil Düzen’in Türkiye birliğini sağlamasında iki etkisi vardır. Kürt-Türk, Sünni-Şii kavgasını bitirmiştir. Dünyaya da üçüncü bin yıl uygarlığı götürmek için ve bunu barış yoluyla götürmesi için de etkili olmalıdır. Bu Adil Düzen’de yalnız Akevler eczanesinde ve bedava verilmektedir.

  7. F.Koru ve şürekasının yazdığı (uslup) Meşrutiyet’ten beri gelen hep Emperyalist Batı ağzı ;
    hep aynı uslup, özgürlük yaftası ile ihtilalcilerden, isyancılardan yana çıkma, Vatan – Millet için hiçbir hayrı dokunmıyanları (ölmiyenleri) kayırma, Vatan için ölenleri (ŞEHİTLERİ) teğet geçme ; bütün bunlar, hep özgürlük adına istenen şeyler. Bu özgürlükten murat edilen nedir ? İstibdat diye diye, kuru bühtanlarla karalanan idare yerine, milli mücadele kahramanı sayısız kellenin uçurulduğu ÇOK koyu, yeni bir istibdat, diktatörlük ve baskı rejimlerinin kurulması, şeşi beş gösterme ayak oyunları….. Namus bilmiyen, mertlik tanımıyan kalleşçe davranış türü. İtiraf etmeliyiz ki, Mehmet Akif de bir zamanlar bu akıntıya kürek çekmiş ise de, nedameti para etmemiş, Paçayı kurtarmayı, Memleketi terk etmekte bulmuştur. Sadece, Mehmet Akif mi ? Say, sayabildiğin kadar gafili …. Ziya Paşa, N.Kemal, Neyzen Tevfik, Dr.Rıza Nur ….. ve İttihadcıların elebaşıları. İttihad-ı Terakki dönemi, Cumhuriyetin ilk yılları, M.Kemal Paşa’nın ölümünden 1950 ‘ye kadar olan İsmet Paşa dönemi, 1960 ihtilali ve yalanları, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat satılmışların, aldatılmışların dönemleri. Bu dönemlerde, istiklal Harbi’nde verilen şehitlerin 2-3 MİSLİ masum kanı akıtılmıştır. Bu hususlar, Milliyet Gazetesinde günlerce yazı serisi yapılmıştır. Ayrıca, adı geçen (ve de geçmiyen) nice şahısların Hatıraları (hatıratı) yayınlanmıştır. (Yayınlatılmıyanlar ya … ). Siz – göz boyacılıkla, alemi kör, herkesi sersem mi sanıyorsunuz. Hele, hele, Osmanlı Hanedanı’na yapılan ihanetlerin bedelini bu insanlar, bu Millet, asla, ödiyemez. Kuluna zulmetmez asla Huda’sı, kulunun çektiği, kendi cezası.
    İç İşleri Bakanı’na gelince, Gelmiş-geçmiş en başarılı İç İşleri Bakanlarından biridir. Doğu Halkının bu hususu en iyi bilmesi gerekir, at gözlüğünü, gavura uşaklığı ve ırkçılığı bir atabilseler…. Kürtçe konuşan kardeşlerimize de en büyük ihneti, Batı zihniyetli hep bu ihtilal çeteleri işlemiştir. Sosyalist, emperyalist ve de Batı uşağı, DİNSİZ, Vatan haini ÖNDERLERİ, hep, şeşi beş, yalanı gerçekmiş gibi gösteriyor.
    Anlaşılan İç İşleri Bakanı’nın içi yanmıştır. Şimdiye kadar, ŞEHİT Cenazelerine, CHP adına kaç kişi katılmıştır. Daima, yarası olan gocunur. Maksadı aşan bir ifde kullanmış olabilir. Fakat, Kabine’de yerini koruması gereken bir kişidir.
    Adalet bu ülkede hiçbir zaman sağlanamamıştır. Bu hükumet de sütle yıkanmış değil, elbette. Ona da fırsat vermiyorlar, zaten. Sultan Abdülaziz’e, Sultan Abdülhamid’e yapılanların neresi Hukuka uygundur ? İttihadcı’ların yaptığının hangisi hukukidir ? CHP’lilerin alkışladığı, Rahmetli Başbakan Adnan Menderes’i astıran Mahkeme Başkanı Salim Başol İdam fermanını hazırlarken ne demiştir : ” sizi buraya getiren kuvvet böyle istiyor ” (Yani, her ne kadar, idamı hak etmemiş iseniz de). CHP hangi Hukuktan bahsediyor ? Tarihe bir dönüp, bakın ve sayıverin, saydıkça….
    Keza, CHP çizgisinde duran “BEŞLİ ÇETE” bugünkü can damarımız ASELSAN’ı ….. da kuran rahmetli MİLLİ Başbakan Erbakan’a karşı nasıl ve neden ceberut bir tavır almıştır. Yahudinin en büyük iki sermayedar’ından biri olan ABD’li Rockfeller, Türkiyede yayınlanan bir mülakatında İHTİLALlerdeki rollerini APAÇIK açıklamiştır. Gerçekleri inkar ve gizlemek artık mümkün değil.
    Bu Millet uyanıyor, şamataya, şarlatanlığa PAPUÇ bırakmıyor.

  8. Bakiyorumda bu sutunlar Roma donemindeki
    Arenalara benzemis herkes birbirine salliyor.
    Beyenelim veya beyenmeyelim ulke demokratik bir secim yapmis ve bir zat cikip 16 yilin ardindan tekrar yuzde 52 gibi bir oranla secimi kazanmis.Gecmiste buyuk hatalar yapmis cevresinin doldurusuyla gercekleri gorememis olabilir ancak demokrasinin kurali bu kazanan haklidir.
    Zaten turkiye deki sorun iktidar sorunu degil muhalefet sorunu , bir parti dusunun parti yonetimine layik gormedigi bir kisiyi ulke yonetimine aday gosteriyor.En buyuk irdelenmesi gereken konu bu.Bir digeri bugune kadar allah peygamber kelamini agzina almayanlar bugun bunlari dillerinden dusurmuyorlar.Gecmiste basortululeri cuzzamli insanlardan beter konuma sokanlar bugun en onde giden muhafazakar olup nerdeyse karilarini secim meydanlarinda carsafa sokacaklar.
    Evet sorun muhalefet sorunudur.Futbol takimi tutar gibi insanlar partiye oy verdikce durum bundan oteye gidemez.Herkes ama once muhalefet takkeyi onune alip dusunecek sonra karsisindakini elestirecek
    Maalesef yurdum insani boyle akilla mantikla dusunecek zamanlar icin bir sure daha zaman gerekli

  9. destekledikleri parti açısından ‘zafer’ olarak gören birilerinin sözlü ve yazılı aşırılıkları ortamı kirletiyor.
    diyor sayın koru da
    burada yazan bazı yorumcuların yorumlarına bakarsanız bile ortada fetö diye bir örgüt falan yok, the imam kendi halinde yaşlı, nurlu bir zat, havarisi de muhterem kimseler. hatta dünkü yorumlar da bile açık açık pkk diye bir terör örgütü olmadığını, tüm kötülükleri bu devleti yönetenlerle öso nun yaptığını sonra da bu fetö ve pkk nın üzerine attığını okursunuz. bu hamsi kafası diyeti yapan beslenme bozukluğu olan bireysel bir mesele değil, bu kollektif bir çalışma. ortak bir zekanın çabaları…

    Seçimin galiplerinin sandıkta başarısızlığı bir kez daha tescillenmiş rakip partiyi ‘devlet ve millet düşmanı’ ilan etmek anlamına gelen yakıştırmalar yapmalarının zamanı mı şimdi?
    diyor sayın koru ya
    devlet ve millet düşmanı işler yapmanın zamanı mı şimdi daha öncelikli bir soru olmalı değil mi?malum ilk kanı onlar döktüler meselesi var.
    belli çevreler burada bile seçim öncesi hile konusu durmadan işlediler.
    rakip parti elinde sonuçların % 10 u bile olmadan hangi açıklamaları yaptı hatırlatmaya gerek var mı? seçim gecesi incenin adam kazandı mesajı haber değeri taşımasaydı ekrandan paylaşılmasaydı vay halimizeydi. ysk nın önünde başlayan ateş hangi bacaları sarardı acaba???. ilk kez mi çağırıyorlar sokağa dersiniz, doğuda hdp batı da chp durmadan sokağı işaret ediyorlar, vaktim olsa da beyanlarını tarih vererek bir ortaya döksem. halkların sağduyusuna çok şey borçluyuz. amacım provakasyon değil, hiç olmadı o nedenle çok uzun bir liste oluşturacak yaşadığımız pek çok anıyı çağırmayacağım. demek istediğim kimse kimseyi düşman ilan etmesin amma ve lakin kimse kimseye de düşmanlık etmesin. bu tek taraflı çözümleyebileceğimiz bir mesele değil, amacımız çözümlemekse eğer. bir fayda umuluyorsa eğer bu karşılıklı yanlışları alt alta koyarak olur, bir çağrı varsa iki tarafa da olur. yok bir eleştiri daha patlatayım diyorsak arka planda ona bir diyeceğim yok, ateş serbest. ama sonuç sadece karavana olur.
    biz bu devlete ve millete organize bir saldırı ile karşı karşıyayız, üç günlük menfaatler ya da gündelik öfkelerin çok ötesinde ortak bir düşmana karşı ortak bir tavır almalıyız. yoksa bu devlet hem içerde hem dışarda ne yapılması gerekiyorsa yapar, gerekeni yapar kimse kusura bakmasın.

    • Dip dalga değilse bile alttan alta bitakım fare tıkırtıları da gelmiyor değil hani… Organize işler, karşılıklı paslaşmalar, ordan burdan ta mapus damından cilveleşmeler:) daha höt demeden leblebi tasını da bırakıp gazete köşesinden sıvışmalar ya da daha neler neler… Gene hangi gecikmiş ya da erkene alınıvermiş bir başka eylemselliğin ortasına düşüyoruz acaba? Yalnız alabora ve kaftancı arkadaşı buracıktan uyarayım sevabına: olan sadece amele takımına olmiicak gibi, aklı olan varsa göle kaçsın:)))

  10. Yalnız o günle bugün arasında önemli bir fark var.
    Meşrutiyet o günkü Osmanlıya bir parça hürriyet getirmişti.
    O yüzden insanların sevindirik olması normal.
    Ama şimdi öyle mi?
    17 Nisanla başlayan süreci halkımız oylarıyla perçinledi ve tek adam yönetimine onay verdi.
    Demokraside bir geriye gidiş söz konusu ve bunun kutlaması var.
    Yani aslında tekerrür eden bir şey yok.
    Sevindirik olma kısmı hariç.

  11. *******
    ….
    Bence şu hatırlansın, hiç değilse bir parça,
    Şanlı yakın tarihe, belki birazcık fırça!…

    İman sahibiydi, şüphesiz Mehmet Akif,
    Akla önem verirdi, ariflerden o arif!…
    …..
    Kıymetini bilmedi, devleti yönetenler,
    DiN-iman önemliyken, bir kenara itenler!

    Tarihimizde o gün, dindarlar çok “yobaz”mış!
    İman sahipleri pek, aklını kullanmazmış!
    …..
    Devleti yönetenler, Akif’i kullansaydı,
    Kalkınma hamlesinde, ondan faydalansaydı!

    Akif’e aşinaydı, akıl-iman sentezi!
    Bu ilaç, bir reçete; gerisi hep fantazi!….

    Yani öyle olmamış, Akif kılıyor namaz,
    Devleti yönetenler, Allah’ı pek tanımaz!

    Öyleyse anlatalım, bir ders olsun deiste,
    Belki faydası olur, bakarsın ateiste !;…..

    DiN gününün sahibi, Kainatın Haliki,
    Sahip çıkan yok başka, “O” herşeyin Maliki,

    “Ol” demekle oldurmak, tabi akıllara yük,
    Şek ve şüphe yok bunda, Allah o kadar büyük!

    Buna “yok, olmaz!” diyen, kesinkes şirk içinde,
    Nasıl “ol’abilsin ki, kişi şirk etkisinde!

    Zihnindeki şirk olan, tanrı şeklinde o zan,
    “Ol” dese “ol’duramaz, “ol’durursa kalpazan!
    …….
    *******

    • Şiirlerinizi severek okuyorum ama ilk defa yorum yazıyorum, yorum derken şiirinizi yorumlamak haddim değil tabii, konuyu seçerek şiir yazabilmek beyit tarzında, hemde bu kadar sanatı iç içe kullanarak, bence ciddi bir yeteneğiniz var, keşke diğer şiirlerinizi de okuyabileceğimiz mecralar olsa ya da varsa malumatını verseniz de takip edebilsek. Esen kalın.

  12. Bugün basında genel bir tarama yaptım dün Karar yazarları için yapılan tehdit ki ilgili isimlere koruma da verildi demekki varsayım demenin önüne geçen bir durum var ortada, genel anlamda Sn Koru nun nuktedan yazısı haricinde ve Karar yazar yorumları haricinde (kendileri dahi cekinmişler belki de yazmaya!) bir aksi seda ya da yanınızdayız yazısı göremedim. Seçim gecesi ortalığı çatışma ortamı gibi göstermeye çalışan silah seslerini hâlâ duymayanimiz varsa bir işitme testi yaptirmasini tavsiye edebilirim. Sonrasında yaşanma ihtimali olan Amerika daki gazete saldırısı benzeri bir olay olmaması adına kaybedenler kadar kazananlarin da aklını başına devşirmesi acil önem arz etmekte. Önemli bir devlet yetkilisinin Cami cemaatine dahi ket vurmaya kalkması da ayrı bir fecaat, konu hakkında kim nasıl bir açıklama yapar bilmiyorum Ancak çözüm adına daha itidalli olunmalı.

  13. Bir haber de ben paylaşayım:
    Son umudunu 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaybetmesine bağlayan Pensilvanya’daki FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in seçim anketi yaptırdığı ve aldığı sonuç karşısında çıldırdığı ortaya çıktı. FETÖ’nün anket sonuçlarına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüzde 54 oyla seçimi çok rahat kazanacak görünüyordu.
    TALİMAT: AYAKLANDIRIN
    Anket sonuçları karşısında çılgına dönen Gülen, Pensilvanya’daki ininde üst düzey imamları acil toplantıya çağırdı. Seçimlere 3 gün kala 21 Haziran’da yapılan toplantıda alınan kararları MİT adım adım takip etti. Toplantıda teröristbaşı, sorumlu imamlara seçim günü Türkiye’yi karıştırıp ayaklanma çıkarmaları talimatı verdi.
    HALKI SOKAĞA DÖKÜN
    Toplantıda alınan kararlar FETÖ’nün başta Türkiye’deki mahrem yapısı olmak üzere dünya genelindeki örgüt üyelerine gizli haberleşme programları üzerinden dağıtıldı. Sosyal medya birimi tarafından hazırlanan bildiride hain plan ve talimatlar yer aldı. Talimatta “Seçim birinci turda bitecek, kaos ortamı yaratın, vatandaşı bir şekilde sokağa çıkarın” ifadeleri yer aldı.
    KODU ÇÖZÜLDÜ, ÖNLEM ALINDI
    İstihbarat birimlerinin Pensilvanya’daki hain toplantının kodunu çözmesi üzerine güvenlik güçleri Türkiye genelinde hem sandık hem de sosyal medyadan kışkırtıcı yalan paylaşımlarda bulunan kişilere karşı önlem aldı. Emniyet ve istihbaratın ülke genelinde aldığı önlemler nedeniyle kaos planı tutmadı.
    İŞTE O ALÇAK TALİMATLAR
    -Muhalefetin son derece motive olduğu bu ortamda “Seçimlerin hileyle kazanıldığı” algısının muhalif hesaplar üzerinden yaygınlaştırılarak kaos ortamı oluşturulmasının gerekmektedir.
    -Cumhurbaşkanının hileyle ilk turda kazandığı algısıyla ya muhalefet iyice siner ve kontrolü tam eline alır ya da Cumhurbaşkanı’na karşı toplumsal öfke patlama noktasına gelir.
    -Muhalif kesim ilk kez bu kadar motive ve umutlu, ilk turda hileyle kaybettiklerini düşünmeleri çok ciddi öfkelendirir. Onların öfekelerini artıracak paylaşımlarda bulunun.
    -Seçimin hileli kazanıldığının alt yapısını hazırlayıp, hile algısını güçlü tutun. Muhalif kesimi ile AK Parti’nin birbiriyle uğraşmasını sağlayalım.
    – Renkli hesaplardan (Örgütün kontrolünde olup, direkt bağlantısı bulunmayan farklı kesimlerden görünen) gün boyu hile mesajları atın.

    • sonra birileri çıkıp dolar 5 tl oldu diye kafa tutuyor.
      nasıl kalkınabiliriz, hangi işe hangi faydayı üretebiliriz diye tartışacağımız yerde bizler bile abuk subuk zamanımızı alan çoğu aynı adresten gelen saldırıları, copy-paste işleri deşifre etmekle uğraşıyoruz. bu da bir hizmet diyelim ne diyelim…
      selamlar…

      • Sanattan, sosyolojiden, müzikten, edebiyattan resimden, eleştiriden arkeolojiden, tarihten düşünceden bir tez-antitez tartışmasına şahit olmayalı nerdeyse yıllar oluyor didem hanım. Sadece kucağımıza lök gibi oturmuş kurusıkı bir chp/muhalefet sorunsalıyla kalakalmışız. Yazar çizer takımından da zaten pek bi beklentimiz yok, doğrudan millete hakaret etmiyorlarsa okumaktan iğrenmiyoruz:)

      • Didem hanım bu tür yazı yorum anlatı ve benzeri yolla zaten kimseyi ikna etmek pek mümkün değildir. Ama önemli olan hem bazı baskı ve manipülasyonlara karşı ezilmeyip kendi inandığımız fikirleri ve doğruları duyurmak, hem de yanlış olanın, kasıtlı olanın görüldüğünü, bilindiğini farkında olunduğunu belli etmek. Yoksa herkesin fikri ve yolu belli. Saygılar.

    • Necip bey zaten kendini bu sitenin sahibinin avukatı zanneden birinden feto elebaslarinin yaydığı yalanları mutemadiyen attığı camurlari öğrendik. Onyedi yirmibeşten beri hala her seçim öncesi ve sonrası “dayanin az kaldı, son gülen iyi güler “hezeyanlariyla oyaliyorlar.Bir de “bize küfürler eşliğinde hakaretlerle saldırıyorlar, Fehmi bey e saldiyorlar “diye iyice gülünç bir hale düşmüyorlar mı. Ne desek boş. Hani hükümet de artık hızla şu khk magduriyetlerini düzeltse de şunların ağzına laf vermese.
      Selamlar.

      • Sayın Ayteacher, inşaallah mağduriyetler düzeltilir dileğinize ben de katılıyorum. Bugün Hürriyet gazetesinde Deniz Zeyrek yazısında cumhurbaşkanlığı sistemi hazırlıklarından bahsediyor ve devlette çeşitli işler için var olan toplam 65 adet kurulun ana başlıklar halinde birleştirileceğini ve 8 adet kurul olarak yapılandırılacağı bilgisini veriyor ve bunların yanında 1 adet de yeni kurul oluşturulacağını belirtiyor. O kurulun ismi Hukuk Politikaları Kurulu.
        Yazıda şu ifade var ”Yıllarca birçok konuyu onlarca kurula, komisyona, komiteye havale etmiş olan ülkemizde, hukuk alanında makro düzeyde hiçbir politik norm belirleyici yapının olmaması çok ilginç değil mi?
        Hâkimler Savcılar Kurulu var” diyebilirsiniz belki. Ancak, o kurul da politika belirlemenin ötesinde, daha çok yargı camiasının insan kaynakları bölümü gibi işliyordu.Kim bilir, belki de ülkede Cumhuriyet’in kuruluşundan beri en çok sorun yaşanan alanlardan birinin “adalet” olması, bu tür bir boşluğun eseridir.”
        Yani kısacası 95 yıllık cumhuriyetimiz adalet politikasını oluşturacak ve düzenleyecek bir oluşumu hayata geçirmemiş. Dolayısıyla yargı bu yüzden hep birilerinin elinde vesayetin maşası ve sopası işlevini görmüş.
        Bunu öğrenince İnşaallah bu kurul ehliyet ve liyakat sahibi kişilerden oluşturulup bu konu da kökünden çözülecektir diye düşünüyorum.
        Hürmetler..

  14. Fehmi Bey,bizim görmediğimiz neyi gördü de bu yazıyı yazdı bilmiyorum.

    Bana göre bir seçim sonucu olsa olsa bu kadar olgunlukla karşılanabilir.Esaslı bir galibiyet ancak bu kadar sessizlikle geçiştirilebilir.

    Seçimin galibi olan Ak Parti yetkilileri ne gibi ölçüsüz bir beyanda bulundular acaba?

    Yüksek Seçim Kurulu kesin sonuçları açıklamadı daha.Bu aşamada hükümet bile kurulmadan icraat beklemek
    biraz fazla acelecilik olmuyor mu?

    Sevindirik olmaktan ziyade,niçin daha başarılı olamadık,nerede yanlış yaptık diye düşünüp bunun özeleştirisine yoğunlaşan seçim galiplerini görüyorum ben.

    “Şehir ahalisini peşine takan zurnaları” hiç
    görmedim bulunduğum yerde.Herkes işinde gücünde,sanki 24 Haziran’da seçim
    yapılmadı.Böylesine bir sessizlik var.
    “Eli bayraklı alaylar”falan da görmedim.

    Anlaşılan Fehmi Bey bugünkü yazısında
    mubalağa sanatını kullanmış.

    • Sizin objektif olmadığınız yorumlarınız anlaşılıyor. “Seçimin galibi olan Ak Parti yetkilileri ne gibi ölçüsüz bir beyanda bulundular acaba” demişsiniz. Her halde dalga geçiyorsunuz, güvenlikten sorumlu Süleyman SOYLU’nun son sözlerini duymadınız mı? ki hala bu şekilde yazıyorsunuz. Algıyla ve kutuplaştırırarak oy alınır ancak istikrar olmaz ve yönetilemez Orta doğu veya Afrika ülkesi olursunuz. Örnek çok ancak yazmaya değmez.

    • Bekir bey sayin koru içişleri bakanı sayın soylunun hdp vekili buldan ile telefon konuşmadini ve cho vekillerini şehit cenazelerine almiyacağız sözlerine ithafen bugünkü yazısını yazmış. Sanirim haberiniz yok yaşananlardan.

    • Sayın soylunun yaptığı açıklama uzun zamandır şehit cenazelerinde chp nin çelenklerinin neden kabul edilmediği anlaşılmadıktan sonra anlaşılmaz diye düşünüyorum. Acılı insanlara saygı göstermek gerekir. Her evden bir oy hdp ye derseniz bir tercih yapmış olursunuz. Açık ve net bir tercih. Bu askeri öldüren silah bu adamların bagajında taşındı ya da parasını ödediler ya da eğitimini ve cesaretini verdiler değil mi? Sonra da siyaseten bu vahşetin arkasında durdular değil mi? Şimdi zaten çelenkleri kabul edilmiyor kendileri de gelmesin diyen süleyman soylu kabahatli oldu değil mi? 25 yaşında bu vatan için canını veren insanlara biraz saygı rica ediyorum.

  15. Fehmi bey bugün siz ne için başlik yazmadan sadece o sandığın resmini koyduğunuzun manasını anlasam da, genede beni duygulandırdı.Sanki seçimlere isyan eden Bayraklí seçim sandığı bir çölün ortasında anasını,babasını ve herşeyini kayıp etmiş yapa yalnız bir öksüz çocuk gibi umutsuz ve mutsuz görünümü verdi.

  16. Fehmi bey hiç uzağa gitmeye gerek yok.
    Abdüllatif Şener ne demişti?
    Onu hatırlamakta fayda var.
    Akilli insanmiş neme lazim.
    Oda Kılıçdaroğlu ve CHP nin değerlerini fark ettiği için o partiden M Vekili seçildi ve İnşAllah diyer aklı başındakiler Temel bey, Kılıçdaroğlu,İnce Akşenr ve HDP (içindeki çatlak sesler hariç) sağduyu sahipleri ile birlikte sukunetin sağlanmasına yardımcı olurlar.
    Bu aradada inşAllah terörün bitmesinede vesile olurlarlarda makamlarını terörü pobpaliyarak koruyanların oyununuda bozarlar.
    Yeni rejimin adı tehtitler rejimi.
    Diğer sosyal medyada olduğu gibi buradada
    bizleri akillarınca tehdit ediyorlar oda ters etki yapınca hakaretler başlıyor.
    Yurdumuzdan birbirine zıt insan manzaraları.
    Allah orada yaşayan dürstlerin yardımcısı olsn Amin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here