Adaletin kestiği parmak acımaz, ama hangi adaletin…

32
Adaletin kestiği parmak...

Yazı hayatımın 50. yılını sürdürüyorum, ama çok şükür kişisel olarak mahkemelerle fazla bir işim olmadı; ancak o pek az deneyim bile bana yargıya güvenmeyi öğretti.

Bir defasında İstanbul 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde sudan bir sebeple yargılanmıştım. 1999 yılında meydana gelen depremden sonra ”Bu belâ bizim başımıza Allah’ın bir cezasıdır” diyenler çıkmış, kavga-gürültüye yol açan bu sözlerin sahiplerini ”Türkiye demokratik bir ülke; bu da fikir özgürlüğü kapsamı içerisinde söylenebilir” diye savunmuştum Kanal-7‘deki yorumumda…

Dava, o yorum için ve Türk Ceza Kanunu 312. maddesine muhalefetten açılmıştı.

2002 yılı Şubat ayında yapılan son savunma duruşmasına çıktığımda, mahkeme heyeti başkanının ceza almamdan yana tavrı dikkatimi çekmişti.

DGM'de bendeniz
DGM’de bendeniz

Biraz konuşsak benden farklı düşünmediği hemen ortaya çıkacak ‘muhafazakâr’ yapılı biri olduğu belliydi başkanın; ancak TCK’nın ilgili maddesi de açıktı ve cezalandırılmam gerekiyordu.

Yakayı mahkemenin elinden o duruşma ile sonraki arasında TBMM’nin TCK 312’ye yaptığı rotüş sayesinde kurtarabilmiştim.

Eskilerin ”Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” deyişiyle ne kast ettiği bellidir: Eğer yolun adalete düştüyse hâkimlerin vereceği hükme razı olmalısın; çünkü onlar adaletten şaşmazlar…

Peki bu örnekler ne?

”Nereden çıktı bu konu?” diye soracağınızı biliyorum, ama sormayın. Şu günlerde herkesin gözü yargıda. Nereye gitsem, kiminle karşılaşsam 15 Temmuz sonrasında başlayan tasfiyelerde yakınlarından birinin başına iş açılanlar, şikâyetlerini münasip bir dille aktardıktan sonra, bana, ”Yargıdan döner mi?” sorusunu yöneltiyorlar…

”Yargımıza güvenin” diyor ve kendi başımdan geçen DGM olayını anlatıyorum.

İnancıma göre, yargı mensupları, uygulamakla yükümlü oldukları yasalardan milim şaşmazlar. Keyfi hüküm vermez, başkalarının emir ve talimatlarını dinlemezler, vicdanları ne diyorsa ona uyarlar…

Son görüştüğüm ve benzer cevabı alan biri, cebinden bir gazete köşe yazısı kesiği çıkarıp bana uzattı. ”Al da bir bak” dercesine…

Ahmet Taşgetiren‘in Star gazetesinde geçen hafta yayımlanan bir yazısını…

‘İyi ki Cumhurbaşkanı konuştu’ başlıklı yazı 13 Eylül günü yayımlanmış…

”Yukarıdaki diğer örnekleri geçin, işaretlediğim şu son bölümü okumanız yeter” dedi muhatabım.

Okudum:

”Yargı mensubu karı-koca sorguya alınır, tutuklanmazlar. Tekrar alınınca ikisi de tutuklanır. Tutuklama kararını veren hakime hanım bayan meslektaşının boynuna sarılarak güvenlik kameraları karşısında hıçkıra hıçkıra ağlar, ‘Ne olur beni affet, bunu yapmaya mecburum; kurban sen misin, ben miyim, hakkını helâl et’ der. Gözü nasıl korkutulduysa 1,5 aydır 3 küçük çocuk annesi meslektaşını tahliye kararı verememektedir.”

Daha önce de okuduğum için bu satırların hemen öncesindeki iki kısa parağrafa da kaydı gözlerim:

”Hamile bir hakim sorguya alınır, ‘Su alabilir miyim?’ deyince ‘Köpüklü kahve de ister misin?’ cevabıyla karşılaşır. / Kırklı bir bebeğin annesine gözaltında iken emzirme izni vermezler.”

Ne diyeceğimi bilemedim.

İstiklâl Mahkemeleri

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrası giriştiği ‘reformlar’ sırasında kurduğu İstiklâl Mahkemeleri bir zamanlar çok tartışılmıştı. Doğrudur, şapka giymediği için, ya da aşırı muhalif tavırları sebebiyle veya isyan ve askerden kaçma suçları yüzünden çok sayıda insan İstiklâl Mahkemeleri önüne çıkarılmış ve yargılanmıştır.

Pek çok insana idam cezası vermiş, infazı da derhal yerine getirtmiştir İstiklâl Mahkemeleri…

Eleştirilir haklı olarak…

Unutulan bir noktayı hatırlatayım: İstiklâl Mahkemeleri ülkenin yargı sistemi içerisinde kurulmuş olağan mahkemeler değildi. Sözgelimi ‘3 Aliler’ olarak ünlenen mahkemenin başkan ve üyeleri Ali Çetinkaya (Kel Ali), Ali Kılıç (Kılıç Ali), Ali Zırh (Küçük Ali) hukukçu değillerdi.

Atatürk, hukuka uygun işler yapmayacağını bildiği için, İstiklâl Mahkemeleri’ni olağan yargı sistemi dışında oluşturmuştu…

Herhalde vatandaşta adalet duygusu zedelenmesin diye…

Mustafa Kemal’in nesli ”Berlin’de hâkimler var” öyküsüyle büyümüştü çünkü…

Kral ve değirmenci

Birkaç ay önce yolum Berlin’e düştüğünde, Almanya’nın başkentine trenle yarım saat mesafedeki Potsdam’a gitmeyi kafaya koymuştum. SansSuicci Sarayı’nı görebilmek için…

Ünlü Kral I. Frederich’in yaptırdığı av köşküdür saray denilen yapı… Doğruluğu kuşkulu olsa da 200 yılı aşkın bir süredir dilden dile dolaşan bir efsaneye göre, inşaat sırasında, hem arazinin tam ortasında bulunduğu hem de gürültü yaptığı için, bir un değirmenini istimlak yoluyla sarayına katmak ister Kral…

”Alırsın, alamazsın” tartışması çıkar Kral ile tebaası değirmenci arasında…

Sonunda Kral, ”Neden anlamazmışım bakalım; ben Kral’ım, her dediğim kanundur” der…

Der der ama, cevap da dört dörtlük olarak değirmenciden gelir: ”Sen Kral olabilirsin, ama Berlin’de de hâkimler var…”

Cumhuriyet’in yeni kurulduğu dönemde oluşturulan İstiklâl Mahkemeleri’nde, tabii hâkim ilkesi ayaklar altına alınmak istenmediği için, görevin hukukçulara verilmediğini düşünürüm…

Aynı hassasiyet daha sonra da devam etti.

Yassıada Mahkemesi de özeldi

27 Mayıs (1960) darbesine karışanlar pek çok yanlış işler yaptılar. Bunların en başında da Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın asılmasıyla sonuçlanan Yassıada Mahkemeleri rezilliği gelir…

Darbeciler, yaptıklarının yanlışlığının farkındaydılar ve bu sebeple siyasi kadroyu normal olmayan bir mahkemede yargılattılar.

Sanıyorum aynı düşünceyle: Halkın adalet kurumuna saygısını yok etmemek için…

Altay Ömer Egesel’i, Salim Başol’u isimleriyle birlikte bugün hâlâ hatırlar pek çoğumuz, içinden hoş olmayan hisler geçirerek… Biri Yassıada yargıcı, diğeri de savcısıdır…

Yukarıda alıntıladığım örneklerin doğru olduğuna inanmakta bu sebeple zorlanıyorum. Daha aşağılarda birileri önyargılarıyla hareket eder, yanlış muameleler yapabilir; ancak iş yargı mensuplarının önüne geldiğinde…

Onların yukarıdan gelen talimatlara kulak verip yasalara aykırı kararlar verebileceklerini, hele vicdanları rahat olmadığı halde ”Ne yapayım, emir büyük yerden” mazereti arkasına saklanabileceklerini düşünemiyorum bile…

Osman Gazi ne demişti?

Eğer bu duruma geldiysek vay bizim halimize…

Adaletin terazisi bir defa şaşmayagörsün, o ülkede birlik ve dirlik kalmaz çünkü.

Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce âyet vardır adalet kavramı üzerinde duran…

Hükümdarlara akıl veren ‘nasihatnâmeleri’ kaleme alanlar, ilk maddeye ‘âdil ol’ öğüdünü yerleştirir.

Osman Gazi’nin kendisinden sonra geleceklere şu tavsiyesi kendi adını taşıyan ilçenin girişindeki heykelinin gövdesine hâk edilmiştir: ”Âdil ol, devlet adalet üzere yürür; bütün halkını eşitlik üzere idare et.”

Tabii bunların hepsini birbiri ardına anlatmaya imkân bulamadım yanlış örnekleri sıralayan yazı kestiğini bana uzatan gence; ancak ”Merak etme, her şey yargıda yoluna girer” demem kalbini yumuşattı sanırım.

Yumuşatmadıysa sebebi ben değilim.
ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey,
    Hassas bir dönemde insanların hayatları geri dönülmez şekilde karatılırken vicdanı ölmemiş birisi olduğunuzu düşünüyor, az da olsa umut duyuyorum. Herkes oh olsun, kahrolsunlar, ölsünler diye alkış tutarken siz adaletten, haktan, zulümden, adil yargılamadan bahsediyorsunuz.
    Ben hiç sorgusuz işinden atılan bir öğretmenim. Sözde vatan hayiniyim. Ölsem de bu yafta ile yaşamasam. Ben nasıl terör örgütü iltisakı ile yaftalanırım. Bir sendikaya üye oldum sonra ayrıldım ; bu beni terör suçlusu yaptı. Nasıl oluyor , ben nasıl bu ithamla sokağa çıkarım, insanların yüzüne bakarım ? Hain darbeciler darbeyi önce devlete yaptı nice kahramanı şehit etti. Allah şehit ve gazilerimizden razı olsun ,ailelerine mevlam sabır versin. Bu darbeciler benim de aileme ,yuvama ,itibarima
    darbe yaptı. Ben sokağa çıkarken bakıyorum bir velim eski bir öğrencim var mı diye çünkü çok utanıyorum. Ben ne yaptım ki? İnsan bile olmayan halkına ateş acanlardan tiksiniyorum. Daha ne yapabilirim ki? Araştırılsın varsa bu kansız darbecilerle bağlantim en ağır cezayı versinler ama incelesinler sorsunlar.
    Yaşıyorsam inancım emrettiği için yoksa bu utancla yaşamak yaşamak değil zuldür.
    Şimdi ben ne yapacağım? Evime nasıl ekmek getireceğim.
    Bundan sonra kim bana iş verir ben bu yaştan sonra nasıl geçineceğim. Kim bu yaftayla yaralanmış birini çalıştırır. Vebalı gibi herkes bizden kaçıyor ,dostlarım selam vermez oldu. Çocuklarımın gözlerinin içine bakamiyorum.
    Biliyorum bu benim imtihanim ama şunu da biliyorum asıl imtihan haksızlık karşısında susanların imtihanı. Lütfen duyurun sesimizi, lütfen.

  2. TR’de avukatlık yapıyordum. Şu anda yurtdışındayım ve burada restaurantlarda çalışıyorum. İnanın TR’de avukatlık yapmaktan iyi. En çok şükrettiğim husus da zamanında Adli Yargı sınavına girmeyişim ve hakim/savcılık düşünmeyişimdir. TR’de hukukçuluk yapmak dünyanın en kısa fıkrası gibi. Aynı zamanda discovery channel’da eskiden yayınlanan “dirty jobs” show’unu hatırlatıyor.

  3. fehmi bey
    çocukluğumdan beri sizi takip ederim .Güzel üslubunuz ve insanlara olan saygınızı takdir eder ve saygı duyarım .Sizin adalet ‘e güveninden kastınız herhalde yargının yanlış karar verip yıllar sonra düzeltmek zorunda kaldığı kararlar :örneğin -yassı ada – idam edip- özür dilemek veya istiklal mahkemelerinde savunmasız asılanlar veya 12 eylül de idam ve 10 yıl gibi tutuklu kalıp serbest kalıp (yanlış oldu denilenler)hayatları mahvolan insanlar ,metris ve Diyarbakır ceza evlerinde hapis yatan ve suçsuzmuşlar denilen bir kısım kişiler hakkında yargı ya güvenin demek ne kadar doğru !
    maalesef bu ülkede yargı her zaman birilerinin tarafı .
    Bu anayasa ile yargı kararları doğru derseniz fazla itiraz etmem acil anayasayı değiştirmek ve kuvvetler ayrılığının mutlak bir şekilde ,kalıcı şekle sokulması gerekmektedir .
    İnşallah bunu gerçekleştirip yolumuza devam ederiz ……saygılar.

  4. Sayın Koru,

    Bahsettiğiniz hakimlerin sarılması ve hamile bir kadın hakime yapılan muamele sayın tasgetiren tarafından yazıldı. Lütfen isim ogrenirmisiniz kime yapılmış? Bir kadın hakim kim?
    Ağlayan hakime hanım ağlamak yerine neden ceza vermiş yada davadan çekilmemiş? İsimleri bizim bilmemiz gerekmez. Siz mutmain olduğunuzu belirtin yeter .

    Bu yalan ise duygu sömürünün önüne gecer doğru ise bu davranışı yapanlara ceza verilmesini sağlar diye düşünüyorum

    • Mustafa Bey,

      Bayram tatili vesilesiyle bir süredir yorumları onaylayamamıştım.. Bu sebeple onaylar gecikti. Yanlış anlaşılma olmaması açısından bir açıklama yapmak istedim. Yorum yapmaya devam ediniz, bizim için değerli.

      Saygılar.

  5. Bu dünyada adalet bir “istisna haline” denk geliyor…
    Bu yüzden öteki dünya, sırat köprüsü, günah sevap sayımı ile ilahi hesap var…
    Bu, belki intikamcı bir hasletin, ebedi bir düzenle dengelenmesi, hıncın dindirilmesi arzusudur…
    Dünyevi kinin, korkunun, umutsuzluk, dengesizlik ve yetersizliklerin, ilahi bir düzene aktarılarak giderilmesi çabasıdır belkide her şey…

    Adalet dünyada o kadar az ki, bu kadar çok arzulanıyor…
    Çok olan bir şey bu kadar arzulanmaz sanırım…
    Bu yüzden adalet çoğunca insana ve onun düzenine değil, Tanrı’ya ait gibi geliyor bana…

    Adalet yordamı kendiliğinden olmuyor…
    Onun yaşayacağı zeminin ve ortamın olması, ayaklarının yere basması, kendini var edecek şart ve koşulların bulunması gerekiyor…
    Doğu’nun adalete açlığı bu zeminsizlikten kaynaklanıyor…

    Batı’da ise adalet lakırdısı neredeyse hiç yapılmıyor…
    Onlar daha çok demokrasinin derinleştirilmesi ile meşguller gibi…
    Demokrasiye inanç ve muhabbetle bağlılık, adaletin zeminini doğası gereği var ediyor…
    Bu yüzden bir toplumda adalet lakırdısı ne kadar çok yapılıyorsa, orada işlerin o kadar ters gittiğini, demokrasinin yerlerde süründüğünü anlıyor ve görüyoruz…

    Artık adalet istemekten gına geldi…
    Demokrasinin gereğini yapalım yeter…

    • Merhabalar Orhan Bey,

      Bu sitede yorumları ben onaylıyorum, Fehmi Koru’nun oğluyum. Bayram tatilinde olmam sebebiyle, siteyle ilgilenemedim. Bugünden itibaren yorumlarla eskisi gibi ilgileneceğim.

      Saygılarımla.

      • Taha bey… madem yorumları siz onaylıyorsunuz… Fehmi bey’e iletebilirmisiniz… Bursa’da cezaevinde intihar eden savcı hakkinda bir kaç satır yazmasını.. gencecik dört çocuklu bir baba.. dindar hemde hafız… bu sene hukuk fakültesini kazanan kızı açıklama yaptı… ‘ babam süleyman efendi cemeatinden idi feto yu hiç sevmezdi ‘ diye…. haksiz yere adaletin kestiği parmağı hazmedemeyen bir savcı

      • Adaletin kestiği parmak acıyor Fehmi bey hemde öldürüyor… sabah akşam namaz kilip kuran okuyan dini bütün bir savcıyı bile öldürüyor… arkada türbanlı dindar bir eş ve dört çocuk yas tutuyor.. ( Savcı beyin kapali yerde kalma fobisi varmış ) daha kac kişinin daha ölmesi lazım… Fehmi bey…. kaç tane yavru öksüz ve yetim kalmalı… ne zaman bitecek bu toprakların çilesi …. birileri yukarıda kavga ediyor… masum hiç bir şey den haberi olmayan insanlar hapise giriyor… lütfen ama lütfen çığlıkları duysunlar artık… lutfen masum insanların sesi olun… dayanacak gücü kalmadı insanların…

      • Ahmet Taha KORU Bey? Benim dünkü yorumum da yayınlanmadı…. isterseniz Babanızın sitesini okumayalım… oysa takip etmek isterdik ve sizlerin de hakaret ve küfür olmamak kaydıyla her türlü yorumu onaylamanızı isterdik… kolay gelsin…

      • Sn. A.T. Koru ! Görevinizin başına hoş geldiniz tekrar. Blogda kurumsallaşmış sansürün tüm şiddetiyle devam edeceğiyle müjdeleniyoruz tarafınızdan … Ne mutlu bize…!

  6. Fehmi bey, Can Dündar’ın yazısını mı okudunuz.

    “Kralların sarayı varsa, bizim de yeldeğirmenlerimiz var” diyenler hâlâ mevcut dünyada…

    İnsanlık hâlâ baskıya direniyorsa, hâlâ kirli paranın kokusu alınıyor, değirmelerin sesi duyuluyorsa, o sesten saraydakilerin uykuları kaçıyorsa onlar sayesinde…

    yazmış son yazısında

  7. hep nasrettin hoca suçlu hırsızın hiç suçu yok deyilmi yazık bir kez dogruyu görmek istemiyorsunuz hep ama lakin savunma içindesiniz

    • Bu ülkede yıllardır hukukun olmadığını, insanların mağdur edildiğini göremediğiniz anlaşılıyor. Başkalarının yaşadığı mağduriyetleri göremeyen/görmek istemeyen/umursamayan sizin gibiler ancak o hukuksuzluk sizi vurduğunda uyanacaksınız fakat artık sizin için de çok geç olacak.

    • Mustafa bey merhabalar,
      Sayın Cumhurbaşkanımız da geçmişte “Zalimler için cehennem” demişti. Çok sevdiğim bir sözdür, umut verir, yaşama direncidir. Bir de “dilsiz şeytan” olma durumu var. Velhasıl, zulm en fazla uygulayıcıları için kötüdür, çünkü dünya geçicidir.

  8. Malesef ulkemizde durumlar kotu, yargida bunun basinda geliyor. Fakat bunun sebebi biziz, yani o meslek grubundaki insanlar duzeltecekler bunu. Kanunlardan, hep yukardan beklememeliyiz bunu, eger degisimi altan getirmeyi basarabilirsek o zaman Turkiye ileri gitmis olur. Degisimler koklu olur. Bunun icin bir avuc cesaretli insana ihtiyac var. Bu gazeteci olsun, hukuk alaninda olsun, o meslege sahip insanlar vicdanlari ve akillari dogrultusunda yanlisliklarla savasmalilar.

    Dusuncelerim cok bagdasmaz ama Ahmet Altan in hapisde olmasi icimi acitiyor, onun gibi dusunmeden dolayi, yazmadan dolayi, konusmadan dolayi hapisde olmalarindan ulkem adima utaniyorum. Ve son donemde sayilari yuz binleri bulan tutuklamalar, akedemisyenler, yargidan insanlar, yani Turkiyenin yetisdirdigi elit tabakasi. Bir tarafim guven diyor ama diger tarafim bu kabus ne zaman bitecek diyor. Umit ederim ki insanlar 15 Temmuz gecesi verdikleri demokrasi mucadelelerine haksizliklara karsi da ayni sekilde verirler.

  9. Bence, bu yazıyı ülkeyi yöneten ve yönetenler adına söz söyleme hakkını kendisinde bulan herkes okuyup üzerinde ciddi ciddi düşünmeli. Sorun yeni değil ama çözüm üretmesi gerekenler bugünün yöneticileri. Adaletin arazlarını çözemeyen çöküyor çünkü.
    Osmanlı’nın Balkan coğrafyası yanında Libya’dan itibaren Kuzey Afrika’daki çöküşü de asırlarca süren “adalet”in bozulmasıyla başlamıştır. Bunu, tarihi bağımsız gözle inceleyenler kolayca fark edebiliyor artık. Çünkü, son dönem Osmanlı kayıtlarında bile, Kadı’ların tarafların sosyal statüleri ile ekonomik güçlerine göre karar verdiği işaret ediliyor. Adaletsizliği tolere ederek varlığını sürdürebilecek hiç bir ideoloji yoktur. Hangi inanca dayanırsa dayansın. Demir perde dediğimiz ülkelerde denenen sosyalizmin değişik versiyonlarının çöküşünün altında da adalet dengesinin bozuk olması yatar…

  10. Fehmi bey ne zamandır sizi takip ederim bilirsiniz ara ara yorum da yaparım yazılarınıza. Bu konjönktürde sizden cesaretli kim yazabildi. Maalesef kimse. peki (bence) tüm cesaretinize rağmen daha fazla yazabilmek adına insanlara sadece soru yönelterek ve ihtimalleri düşündürerek gerçekler kovalanabilir mi. Gerçekleri çok daha erken ve daha fazla bildiğinizi biliyorum; nereden diyeceksiniz, yıllarca takibim sizin ne bildiğinizi ve ne kadarını sunduğunuzu bildiriyor bana. Gerçeğe doğruya adalete hizmet eden bir kalem olarak siz; defalarca bu minvalde dolaşan yazılarınızdansa 3-5 tahammül edilen (MALUM KİŞİLERİN) sayı kadar yazacağınız safi gerçeklerle sonrası cezaevi olsa bile daha fazla hakkı savunmuş olmaz mısınız. Mehmet Altan Ali Bulaç Ahmet Turan’ın bu imkanı olmadı. Siz ne dersiniz ?

  11. Yaptıklarıyla yapmadıklarıyla her aydın bundan sorumludur. Yaşayanlar da, yaşamışlar da. Bu millet ve insanlık, en geç “yüce mahkemede” hakkını alacak. “Düşüncesini söylemekten korkan, düşünmekten korkmaya başlar.” diyerek yakılarak idam edilmeye gülümseyen Bruno’yla ben, siz ve onlar Allah’ın katında bir değiliz.
    Kandırmayalım kendimizi Fehmi Bey.
    Öğretmen

  12. Adaletin sağlanması hayatın her alanını kapsar ve bu nedenle ‘adalet sağlayıcı’ diye ilahi bir meslek olamaz. Hukuk Devleti ise pekâlâ sağcı, solcu veya dinci faşist bir rejimde de olabilir.

    Artık Türkiye’nin ; adalet, hukuk, hukuk devleti gibi kavramları masaya yatırması ve kayda değer gelişmeler sağlaması zamanı gelmiştir. “Adalet mülkün temelidir” özdeyişindeki mülk, ülkedir. Adaletin sağlanması ülkenin kalkınması için olmazsa olmaz bir gerek şarttır. Bu ilahi görevi sadece hukukçular ve siyasiler taşıyamaz. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalı ve gerektiğinde de sesimizi yükseltmeliyiz.

    Bu manada ilk sesi yükseltelim : “ Ben, siyasi kişiliği ve taraf olduğunu açıkça beyan eden bir Cumhurbaşkanı ile birlikte çay toplayan, adli yıl açılışını siyasi konuşmalar yapılan bir külliyede açmakta mahzur görmeyen bir Yargıtay Başkanı istemiyorum ”.

    Not : Adli yıl açılışı Yargıtay salonunda yapılır ve salonun kapasitesi kadar kişi davet edilir, uzun konuşmalar yapılmaz, sadece çok önemli güncel konulara değinilir. Bu çok mu zor ?

  13. Maalesef ben adalet ve hukukçular konusunda hiç iyimser değilim. Çünkü büzüm hukukçularımız ben beni bildim bileli gücün önünde eğilegelmişlerdir. 28 Şubatta brifinglere önünü ilikleyerek giden yargıçlar ve günümüzde CB yi görünce önünü ilikleyen yargıçlar Ankara daki yargıçlar…
    Berlin bize çok uzak!

  14. ADELETIN BU KADAR CIGNENDIGI, INSANLARIN BU KADA PERISAN EDILDIGI BIR ZAMANDA HERKES KENDINE YAKISANI YAPIYOR. LANETLI VE UGURSUZ 15 TEMUZDAN SONRA HER YAPILANI NORMAL VE SIRADAN GIBI KARSILAYAN MUHAFAZAKAR KESIMINDE FAZLA BIR DUUSNCE ALTERNATIFI OLMADIGINI DUUSNUYORUM! BILGISAYARA YUKLENEN YAZILIM GIBI HER GUN MALUM MEDYA TARAAFINDAN YUKLENEN ALGIYLA! FAZLA BIR DUSUNCE ALTERNATIFI OLMADIGINI BILIYORUZ. ADELET MULKKUN TEMELIDIR DIYOR HZ OMER. DUNYAYI YAKINDAN TAKIP EDEN BIRISI OLARAK DIYORUMKI, ADEETIN OLMADIGI YERDE MUTLULUK OLMAZ, HUZUR OLMAZ, BEREKET HIC OLMAZ…

  15. Adli kontrol şartıyla mahkemesi devam edebilecekken sekiz kişilik hücrelele yirmi kişi doldurularak mahkeme gününü bekletmek ne oluyor ? Efendim kaçabilirler savunması mı ? Devlet sınırlarının kontroluna güvenemiyorsa vatandaş yargısına nasıl güvenecek .

  16. Sayın Koru: İstiklal Mahkemeleri ile A.Menderes’i yargılayan mahkemelerin adalet duygusunun zedelenmemesi için kurulmuş özel mahkemeler olduğunu söylerken cümlenin sonuna “!” işareti koymayı unutmuşsunuz!!!!

  17. Fehmi bey
    Simdi siz buna kendiniz inandinizmi
    Yalan dir yada degildir ama dogrulugu henuz ispatlanmamistir
    Isim soyisim neden yok olayda nerede geciyor vs
    Sizde biliyorsunuzki boyle seyler karalama kampanyasi olabilir
    O hakim sizce sarilip aglayabilecek kadar cesursa kanunu uygulayacak kadar neden cesur degildir
    O hakim acilen sorgulanip aciga alinmali
    Saygilar

  18. Sayın Koru! Sizin gibi düşünen biri değilim. Ancak bir çok gazeteciyi takip ettiğim gibi sizleri de elden geldiğince okumaya çalışıyorum. Yalnız mahkemeler konusundaki yaklaşımınız beni hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü tecrübeli bir insan olduğunuzu düşünüyorum. Dünyayı da bilen bir insan olduğunuzu da. Son yıllarda sadece Ergenekon ve Balyoz davalarında değil; örnek olsun diye sadece üç beş KCK adı altında açılan dosyaya zahmet edip bakmış olsaydınız sanırım böyle düşünmezdiniz. Çünkü bu dosyaların çoğu SİYASİ VE TOPLUMSAL BİR AMAÇ doğrultusunda –sonu 15 Temmuz’a varan–ve sadece polisler tarafından hazırlandı, sadece telefon konuşmalarına dayandırıldı ve olduğu gibi savcı ve hakimlerin önüne böylece kondu. Aynı durumda olan biri olarak samimi bir şekilde size bir soru sormak istiyorum. Eğer bir insan sadece telefon konuşmalarından dolayı yargılanıyorsa, telefon konuşmalarının tarafları belli ise ve ne konuştukları ve ilişkilerinin ne olduğu aleni ise ve sadece bir kişi bu görüşmelerden dolayı ÖRGÜT ÜYESİ olabiliyorsa; bu ne kadar adil ve ne kadar hukukidir diyebiliriz? Ve tüm bu operasyonları yapan polis ve savcı- hakimlerin geldiğimiz noktada ” KUMPASÇI, DARBE YAPTIĞI SÖYLENEN FETÖCÜ ÖRGÜT ÜYESİ İSE VE BUGÜN TUTUKLU İSELER” buna rağmen aynı durum iktidar- mahkemeler tarafından bu dosyalar için devam ettiriliyorsa; mahkemelerin KİMİLERİ İÇİN, istiklal mahkemeleri hüviyetini korumadığını söylemek mümkün mü? Siz iyi bir gazetecisiniz. İsterseniz bu dosyalardan birini alıp inceleyebilirsiniz, değil mi?

  19. Fehmi bey ben Tasgetirenin o yazisini okudum ve çok sasirdim. Bir yazar dogrulari korkusundan yazmaya cesaret edemiyorsa “bence” yazarligi biraksa daha iyi olur. ii yki sizin gibi yazarlar var yoksa biz yurt disinda yasayanlar Türkçeyi unuturuz. Nedenme? Okunacak yazi yazilmiyord a onun için, bunda dolayi sizin sitenizi disardaki yasayan vatandaslara textliyorum bayagida memnun oliyorlar. Elinize ve kaleminize saglik.

YORUM YAP