Adamın biri “Aya yol yapacağız dense inanırım” demiş… Ne demiş, ne demiş?

47

Her parti kendisini kitlelere sempatik göstermek için propaganda yarışında. Televizyon kanalları, gazeteler, internet siteleri, sosyal medya bu amaçla tepe tepe kullanılıyor.

Kimi çok başarılı parti reklamlarının, bir daha bir daha izlerken keyif alındığı oluyor.

Bir de gönüllü propagandacılar var. Partilerin paralı reklamlarına ek olarak onlar da ellerindeki imkanları kendilerini yakın hissettikleri partiler için kullanmakta yarış halindeler. Televizyonlar ve gazeteler bu alanda çok faal; haber diye, tartışma programı diye izlemeye başladığınızda, bir süre sonra, açık açık propaganda bombardımanına uğradığınızı fark ediyorsunuz.

Mübalağanın da sınırı var

Adamın biri, artık nerede kime söylediyse, “Cumhurbaşkanımız aya kadar dört şeritli yol yapacağım dese vallahi inanırız” demiş…

Der a. Bazen mübalağada dünya rekoru kırabilen bir zihin yapısına sahip insanlar çıkabiliyor; bunu söyleyenin de o tiplerden biri olduğunu düşünür aldırmayabiliriz.

Aldırmayabilirdik de. Ancak, o sözü hükümetin önemli bakanlarından biri, bir devlet töreninde, karşısındaki kitleyle paylaşınca, o söz, üzerinde durulmayı hak eder hale gelmiş oldu.

Bakan o sözün partisi ve özellikle de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için iyi bir propaganda malzemesi olduğunu düşünüyor olmalı.

Öyle mi acaba?

‘Aya dört şeritli yol’ yapımı hayli abartılı bir proje. Dünya ile ay arasındaki mesafeyi düşünürseniz de bu öyle, Türkiye’nin yol yapma kapasitesini göz önünde tutarsanız da öyle. Ayrıca bizim aya veya başka bir gezegene yönelik bilimsel ve deneysel bir çalışmamız da bilindiği kadarıyla yok.

Yani, ‘aya dört şeritli yol’ yapımı muhal.

Peki, bu cümleyi kuran vatandaş, “Ülkemizi duble yollarla donattılar” dese hepimizin aklına AK Parti’nin iktidar olduktan sonra izlediği bayındırlık politikasının en başarılı örneklerinden biri olan çok şeritli yol yapımları geleceği için gerçek anlamda bir takdir ifadesi sayılabilecek övgü cümlesi yerine muhal bir ifadeyi neden kullanmış olabilir?

Soruya cevap arayan zihnim tek bir olumlu şık bulmakta zorlanıyor.

Aklıma gelen şıkların hiçbiri AK Parti için övgü anlamı taşımıyor da ondan…

İsterseniz biraz yukarıdaki uzun cümledeki soruya sizler de cevap vermeye çalışınız; bakalım aynı sonuca varmayacak mısınız?..

‘Post-akıl çağı’ başladı mı yoksa?

Şahsen şıkları tek tek sayar ve demek istediğimi daha iyi anlatabilirdim, ancak mayınlı arazide dolaşmak gibi bir niyetim yok.

Yine de şu kadarını söylemeden edemiyorum:

Ne yani, iktidar partisinin kampanyaya taşıdığı iddialar ‘aya yol yapımı’ gibi gerçeklere hiç mi hiç uymayan vaatler mi?

Partiye/partilere oy vermek için insanların mantıklarını terk etmeleri mi gerekiyor?

Liderlere onların hoşuna gidecek övgü anlamı taşıyan sözler söylenmesi bizim tarihimizde rastlanan bir gelenek. Ancak o tür sözlerin söylendiği dönemleri geride bıraktığımızı düşündüğümüz, özellikleri farklı bir asırda yaşıyoruz. Bu asrın en önemli özelliği, insanların, kendilerine sunulan her görüşü sorgulama ihtiyacı duymalarıdır. Kiminin ‘akıl çağı’ dediği rasyonel bir dönem bu dönem.

Yoksa kimilerinin iddia ettiği gibi ‘post-gerçek’ ve ‘post-akıl’ çağı başladı da yeni çağ ilk bizi mi etkisi altına aldı?

Siyasette, özellikle de seçim kampanyaları sırasında, adaylar ile partilerin mübalağalı sözler sarf etmeleri, normal zamandan biraz farklı davranmaları adettendir; bunu yadsıyacak değilim. Ancak mübalağanın da bir sınırı var. ‘Aya dört şeritli yol’ yapımı gibi sürrealist ve akıl-dışı bir propaganda malzemesi herhangi bir parti tarafından gündeme sokulduğunda, muhatap alınan insanların teker teker ve kitle halinde, buna itiraz etmesi beklenir.

İtiraz yerine böyle bir iddiaya inanılacağının ileri sürülmesi bu iddiayla ilintilendirilen aday ve partisi için bir övgü vesilesi olamaz.

Vatandaş bunu hangi niyetle söylemiş olursa olsun, bir bakanın cümleyi kendilerine yönelik bir övgü sayması, bunu kendisine saklamayıp bir önemli hizmetin başlangıç töreninde konuşurken bütün Türkiye ile paylaşması o cümle üzerinde düşünmeye bizleri zorluyor.

Beni zorladı işte.

ΩΩΩΩ

47 YORUMLAR

  1. merhaba allah cc aklımızı vicdanımızı korusun uzun zamandır fehmi koru ve bu sayfanın yorumcularını takip ediyorum . makalenin başlığını okuyunca dedim o sihirli kelimeyi “fetö” görme olasılığım % sıfır diye düşünürken bombayı, Bernar yorumcu patlattı” fetö”yorumuyla bir yere bağlamayı başardı, Süleyman Karagülle
    kibar bir şekilde gülen cemaati diye bu makaleyi yorumu ile bir yere bağlamış .
    bu yorumu niye yazdım .
    1: fetö aşığı değilim ülke aşığıyım .
    2: aklımı ve vicdanımı kayıp etmedim .
    3: bakanın bakış acısı ile yorumcuların akışlarını aynı görmek beni ülkem adına üzdü.
    4: bu makale ve yorumlar ne kadar ve ne halde olan ,akıl ve vicdan sağlığımız için önemli gördüğüm için yazdım.
    not : güvenlik,yargı siyaset akademi iş alemi ve toplum katmanlarıyla oluşmuş dört beş milyonu içine alan cemaat için bir kaç makale yapılırsa isabetli olacağını düşünüyorum

    • Satın Frenci,

      Sanırım bu sitede yaptığım uzun kısa yorumların sayısı iki düzineyi aşkındır. Bunlardan hiçbirinde “FETÖ” terimi ile karşılaşamazsınız. Hem bu sözcük, hem de “Hizmet Hareketi” manipülatif tanımlamalardır benim için. Bu nedenle, Cemaat sözcüğünü yeğliyorum. Bu bir. İkincisi şu: Sizin göndermede bulunduğunuz son yorumumda, ben Milli Görüş geleneğinin Cemaat’e en uzak gelenek olduğunu dile getirdim. Burada bir yanlış varsa, buna itiraz edebilirsiniz elbette. Bence, söylediğim şey, tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bir gerçek.

      Ben, bütün yorumlarımda, bu siyasal örgütün (Cemaat, dinsel bir hizmet hareketinden çok daha fazla, F. Gülen’in istismar ettiği, devleti ele geçirmeyi kendisine nihai hedef seçmiş siyasal bir kadro hareketidir) yönetici kadrolarını karanlık ve darbeci olmakla itham ettim. Sıradan Cemaat sempatizanlarını bunlardan ayırdım, bunlar için adalet talep ettim.

      Cemaat’i konu alan her tartışmaya, bu iktidarın jargonundan ve iddialarından tamamen uzak, objektif olduğuna inandığım kişisel ve bağımsız düşünce ve bilgilerle katılmaya gönüllüyüm.

      Aklımızı ve vicdanımızı yitirmediğimizin kanıtı olarak bizlere F. Gülen güzellemesi yapmamızı dayatmayın lutfen.

      • sayın Bernar yazarın ve sizin yorumlarınızı tekrar okudun bir birleşen göremedim .
        sizin yorumunuz benim cemaat için bir iki makale için gülen cemaatine bir cevap niteliği taşıyan bir yorum olabilir ancak.
        benin kastettiğim her yorumda mutlaka “fetö” bir şekilde bu sütundan insanların bilinç altına empoze etmektir bunu vurgulamak istedim siz denk geldiniz başkası da olabilirdi .
        cemaat konu başlığı altında her türlü yorum yapılır .
        dayatma yok bilakis ön alma var mesela, ruhsal ve fiziksel işkence görmüş güvenlik bürokrasi görev yapan bir cemaat mensubu seneler içinde meseleyi nereye götüreceğini kimse bilemez çünkü 4 ,5 milyon cemaat dan bahis ediyoruz .
        selam dua ile

  2. Fehmi beyin Yazısında ne demek istediğini açıkca belirtmesine rağmen bazi yorumcular işlerinemi öğle geliyor yoksa anlamakmi istemiyorla ve bu yaziyi basite aliyorlar.
    Bu yazınin konusu aya yol yapsa inanırim diğen vatandaş değil, o yaziyi devlet töreninde kendisi ve partisi için iyi bir reklam gibi gururlanarak(bence hiçte hoş olmayan bir iftihar) odevletin bir bakan olara orada bulunduğunu birakip o töreni AK Parti ve genel başkanı seçim mitingine çeviren bir bakan devlet yömetiminde ne kadar tarafsiz ve başarılı olurki? bakan bey heyacanından aninda damat bey olu vermiş. Úcreti milletin vergileri ile ödenen milletin memuru milleti aptal yerine koyduğunu zannetsede millet aptal değíl birgün bunlarin hesabini sormasını bilir sormasada benim gibi hakkını haram eder o da ona fazlasi ile yeter. Ağzı oroçlu dini bütün enerji bakanimiz.
    Sayin Koru çok önemli bir noktaya barmak basti ama onun okurlarıdan hiç birimiz onun ne demek istediğini anliyamadík.
    Ha milletin cebinde parasını çalmışsín ha görevini bırakıp özel işini yapmişsin ikiside ayni hiç farki yok.

  3. Alper bey sizin nerde yaşadığınizi bilmiyorum, şu an Türkiyede yaşayanlara Allah kolaylik versin sabur demiyorum zaten sabirli oldukları orda yaşiya bilmek için çatlamayan sabir taşıgibi halen yaşiyor olmalari gösteriyor.
    Ben bu site kuruluşundan bu tarafa yorum yazarım ve hiç kimseye ne terörist ne vatan haini nede sen vatan severmisin gibi basit laflarda etmem.
    İki senedir kendi yöntemimle bana karşı saldiranlara cevap verdim fakat reiseciler bunda anlamadılar şimdi onların anliyacağı bir dille yaziyorum ve bunuda iyi bilsinlerki kimse onlarda korkmiyor.Her eleştiri yapana ocubucu diyerek kendilerince tehdit ediyorlar.
    Aslinda ben burdakiTürkiye hakkında çıkan bütün haberleri kolleksiyon yapiyorum ki torunlarim babalarını memleketi hakkinda bilgi sahibi olsunlar.Nasil kiskocaman bi ülke tek adama vakfedilmiş ve kimsede sorguliyamiyor.
    Şimdiki CB Adaylari arasında bakiyorumda şöyle adam gibi sadece bir kişi var T Mollaoğlu.
    Nedenine gelince o Dişarda tahsil yapmiş ve insanları renk din mezhep olarak değil insan olarak değerlendırıyor. Diğerleri gibi sen ocusun sen bucusun sen Pen gittin By Kemaller. Yahudler meydan okumalar. Diğeride ona sene Yahudi madlayası taktılar vb vb çoğalip gidiyor.
    Bakin A Gülün görev süresi bittikten sonra Türkiye dünyeada kavga ettmediği ülke kalmadı. Sizce bunlar normalmi?
    İster dindar ister ateist olsun insanları insan olarak gören ve isiraf ve gösterişten kaçınan devletin malini kendi çıkarları için değil milletin çıkarları için kullanan dini irki ne olursa olsun sağcı solcu dindar laik olmaları onlarla Allahın arasında olan bir şey eğer halka adam gibi hizmet ediyorsa tabiiki o insan taktir edilir.
    Diğer taraftan 3/5 senedir RTE C Başkani olarak mesaisinin ne kadarını sarayda millet için harcadı? 3/5 yilda sayisini tam bilmiyoru ama an az 4 seçim olduğunu nerdeise yılın 200 gününün Parti kongereleri ve AKP aktiviteleri ile geçrmenin yani sıra aylarca süren seçim mitinglerinde geçiren bir C Başkani başka hani sizlerin gavur dediğiniz ülkelerin her hangi birisinde olsaidi,Onu kendi seçmenleri al aşağı ederlerdi.
    Geçmişde ona oy vermiş birisi olarak onun bizi aldattığını görünce tabiki yaptıklarını eleştirceğim ve yolsuzluklarinada tepki göstereceğim.
    Riza Zaraf gibilerini millete hayir sever iş adami olarak yutturduklarınin hesabini tabiki sorgulama hakki kendimde görürüyorum.
    Aslinda benim her zamanki gibi eleştirilerim gayet normal. Ne radikal biriyim nede sağduyum zayıflamış ayni kişiyim
    Fakat burada her gelene troller ve AKP liler Retocu diyerek saldırırlarken onlar önyargili olmiyor .ben onlara saldıranlara yapilan ithamlar vasıtası ile aslında açik olan fakat milleti korkutduklaı icin milletin soramadığı sorulari sorduğum için reis taraftarları bu da kim oliyor bize soru soriyor diye paniklediler.
    Çünkü onlar senelerdır hep iftira atarak mahsunları oyniyorla ve bunada kimse ses çıkarmiyordu ben cevabi zor sorular sormaya başlayınca bu sefer benim kişiliğimle uğraşmaya başladılarki pes edeyim.
    Pas edip etmiyeceğimi zaman gösterecek.

    • Sanırım yanlış anlaşıldım, sayın Erdoğan’a tutku derecesinde bağlanıp, onu nerdeyse peygamber seviyesine çıkaran insanlar var, bazıları normale daha yakın, bazıları normal vb .. yani bütün bu kesimin hepsini Erdoğana inanmışlar kefesine atalım ve bitsin demek istedim. Son bir kaç gündür ülkede ciddi bir ekonomik çöküş yaşanacığına dair söylemler var, hali hazırda son bir iki ayda ülkemizdeki dişe dokunur şirketlerimizin değeri en az % 30 değer kaybetti. Ortada bu kadar ciddi problemler varken uzaya 4 şeritli yolu konuşmanın anlamı yok onu demek istedim. Ha bunu bakan da dillendirmiş, gayet normal zaten hep demiyorlarmı; önce Allah sonra Sayın cumhurbaşkanımızın sayesinde…. Kurbanlık koyun gibi bekliyoruz, bahsettikleri ekonomik çöküş mü dalışmı dersiniz artık başladı belkide bugün lira %2,78 değer kaybetti, son iki günde borsamız % 5 düştü.Yetkililerden hiçbir açıklama yok. İhracat rakamlarımız artıyor, durumumuz gayet iyi?! Birileri cebimizdeki parayı, dar gün için biriktirdiğiniz bir kenarda bekliyen birikiminizi, fırından alıcağınız ekmeğin sayısını, köye gidecek yol paranızı… bunları bırakalım Tayyib uzaya 4 şeritli yol yapar demiş bakanda mitingde söylemiş, iyi halt etmiş vala, gurur duysunlar vatandaşı hipnoz etmişler büyük başarı:)

  4. Abdurrahim Karakoç’a saygı ile….

    *****
    Bucak bucak, her köşede
    Kara taşta, kor ateşte
    Yıldız, ay’da ve güneşte
    Zaten İslam yazılıdır !

    Ay’a “otoyol”la gidiş ?!!
    Yolsuzlukla, olmaz bu iş
    Rüşvet yersen, işin mafiş
    Bunlar DiN’de kazılıdır
    *****

  5. “Aya dört şeritli yol yapacağız dese inanırım” diyen kişinin söylemek istediği
    kısaca şudur: “Bu adam şimdiye kadar
    yapacağız dediği her şeyi yaptı,ben bu adama inanırım arkadaş.Yapacağım dediği şeyleri bundan sonra da yapar.” Yoksa aya yol yapmayacağını bu sözü söyleyen de bilir,biz de biliriz, herkes bilir.

    Sözü gerçek anlamında anlayıp üzerine bir de yazı yazması,doğrusu,usta yazar Fehmi Bey’e yakışmamış.

    “Öyle bir sözü söylemek gerekir mi,
    vatandaş ve siyasetçi başka söz mü bulamamış?” denebilir.Ama söylendiğinde de hiç bir şey olmaz.Çünkü söylenmek istenen şey bellidir.

    Aşağıdaki dörtlük Abdurrahim Karakoç’un bir şiirinden.

    “Bucak bucak, köşe köşe
    Kara taşa, kor ateşe
    Yıldıza, aya, güneşe
    Hak yol İslam yazacağız.”

    Şimdi bu dörtlükten şairin gerçekten yıldıza,aya,güneşe gideceğini mi anlayacağız?Şayet öyle anlarsak biraz
    ayıp kaçmaz mı?

  6. *******
    …..
    Ay’a dört şeritli yol, yapacağız deseler,
    Kesin inandırırlar, hele rüşvet verseler !

    Rüşvet vaad üstüne, vaad israf üstüne,
    Ekonomi kötüymüş! n’olmuş yahu kime ne?!

    Pek makbule geçmişti, kömür ile makarna,
    Rüşveti kabullendi, vatan millet sakarya !

    İmam-hatip partizan, “o kadar olur” diyor,
    Öne konan rüşveti, yedikçe sindiriyor !

    Etik nedir anlamaz, “ezberci”yse müslüman,
    İbn-i Sina öğretti, öğrendi hıristiyan !

    İşte bunun içindir, oltaya geldi hemen,
    O Aralık ayında, buna şahittir seçmen !
    …..
    *******

  7. Hüseyin bey, sizin isminizi google bu siteye önceden yaptığınızi bir yorumunuzu okuduğumda yazmıştım ve büyük bir ihtimal sizin yazı dilinizden dolayi ordaki HK siz olduğunuzu aşağı yukari tahm ediyirum.
    Benim ailem MHP ve AKP görüşlü bir aile,ve ben AKP li idim.
    Benim Kişiliğime gelince siz.
    Milleti bölüp kendine biat etmiyenlerei terörist vatan haini ilan eden bir kişi madem o kadar dürst ve vatan perver ona göre o terörist olanların hakkını afiyetce kendine biat edenlerle birlikte lüx hayat yaşasın vede aldığı Maaşin yarısını gene on göre o teröristlere tarfindan ödendığının bilincinde olmiyan ayni zamandada bütün mualefeti vatan haini ilan eden ve onların haklarıni yiyen birisine görevini hatırlatmak ve zülümlerine alkişlamamak ne zamandan beri TAŞKİNLİK ve KİSKİRTICILİK kategorisine girdide benim haberim yok?
    Eğer birilerinin özellikle bağıra, çağıra, yaptiklari zülümler ve gaspettikleri mallarıni kendi taraftarlarına büyük bir zevkle peşkeş cekenlere alkış tutmamak vede onların suçunu sizler gibi Askerlere iftira atarak askerler intikam aliyor diyenlere tepki göstermek sizce taşkınlık ve kışkırtıcılık olarak kabul ediliyorsa.
    Buda göseriyorki benim kişiliğim gerçeklerin konuşulmasından rahatsız olanlar bayağı fazla.
    Belkide onlarda sizinle ayni siyası görüşte veya sizin gibi TC ORDUSUNÜ Kinci ve intikamci olarak bütün yapilan yolsuzluklar, hırsızlikla, ve rüşvetleri onlarin yaptığına emin olanlara ve diğer yorumcularinda buna benzer yorumlarına tepki gösterip inanmadığım için ise! Aslinda sizin dediğiniz karekterleri bu sitede ve diğer sitelerde AKP torrlleri ve liderlerinin karekterlerleri ile birebir örtüşiyor.
    Günahsiz hiç bir şeyden haberleri olmayan emir kulu olan erleri ast kademe subaylari ve öğrencileri linç edip öldür kalanlarida ömür boyu zindanda çürütün,daha sonra kalkip o makama saygidan dolayi sayin deniliyor sayin olan makam neden trolleri ortaliğa salip havuz eşliğinde. 7 sene kanunları riayet edip muhalefet lderine by Kemal değil sayin Kılıçdaroğlu diye hitab eden sadece AKP değil TC nin Cumhur başkanliğını kavgasız gürültüsüz yapmiş Sayn Abdullah Güle terörıst ocu bucu diyenlere ve havuza
    hiç bir tepki göstermiyordunuz yoksa onlar Erdoğan ve taraftarlari tarafından vatan perver kategorisinde olmadıkları içinmi hiç biriniz tepki göstermediniz ve gıkınizda çikmadi?
    Not: Bir insan makamina saygılı olursa ve kendinden olmayanlara vatan haini, terörist diye hitap etmezse tabiiki o makama ve kişiye sayğılı olmak herkesin vazifesidir ve yapmasi gerek.
    Bir CB düşünun ona göre ben ondan değilm, terörist ve vatan hainiyim. Peki terörist ve vatan haini birisinde o makamda oturuyor diye orda oturana saygı belkemek sizce ne kadar mantıklı?
    Hoşca kalın.

  8. twitter yazım
    ver mehteri damat barut paşa beyinler aya gitsin
    bunca yalan bunca montajın da bir maliyeti var ve helal para oralara harcanmaz
    ha gayret Ak Partililer benim oyumu da kaybedeceksiniz
    Tayyip bey gidişata el koymazsa ayının dostluğu gibi bir hal yaşayacak
    hani ayı dostunun yüzüne konan sineği koca bir kaya parçası ile öldürmek ister…

  9. Özer bey ben sizemi inanayim yoksa gözlerimemi hadi gözlerime değilde size inanayım TAMAM.diyelimki gözlerim iyi görmüyor kamareler maviyi beyaz yapmiş otel salonunuda karıştirmışım bunada TAMAM.
    Diyelmki o fotoğrafi de 2017 de ben çekmişim ve Reise iftira ediyorum.
    Peki reis niye benim iftirami çikip calı yayında hemde”HUVUZDA” benim yalanımı doğruliyor.
    Hadi bunuda yalnış görmüş olabileceğimi kabul edeyim fakat daha geçen gün duyma testi yaptırdım ve teste bir tane dahi sinyali kaçırmamışım duyu orani yüzde yüz.
    Genede sizi okuduktan sonra dedim test yapanlar acaba benimle dalgami geçtiler diye birdaha internete girdim ve videoyu bir kaç kez hem izledi hemde dinledim.
    Şimdi ikinizden biriniz yalan söyliyorsunuz onun için ben kendi kulaklarım ve gözlerimin sağlam olduğuna kanaat getirdiğim için haşa size yalanci deme gibi bir saygisizlik yapmam sadece aldananlara çok güvendiğiniz için havuz tarafindan aldanılmış ola bileceğiniz bana mantıklı geldi ve size şu linkleri gönderiyorum isterseni hem reisin kendi ağzında dinleyip hemde kendi gözünüzle okuyabilirsiniz.Haberler.com/24 TV Kanal yayını/Habertürk Gündem Bunlar 8 Nisan 2017/Memurlar Net / Gazete Vatan. bunlarda 7 Nisan 2017.Aslinda Google Erdoğan’ın torunla olan resmi diye yazarsaniz video tıkladığınızda kendi ağzindan dinlersini image ce tiklarsanızda fotoğrafi görürsünüz. Zaten ilk girişinizde sayfanın bütünnünde değişik internet sitelerinin hepsi o resmin 15 Temmuz 2016
    Akşamı çekıldığı hikayesini C Ba de kaninin kendisinden dinlediklerini yaziyorlar.
    Diğer cevabınıza gelince mektupla ifadelerinin alınma ne kadar gerçekci ola bilir çünkü sorulara verilen cevaplara göre sorular oluşiyor bu demek oliyor ki yüzlerce soru cevapsız kalmış.
    Peki Muhammed Alinin cenazesine geldığinde neden apar topar geri döndüğüne dair cevabiniz nedir onu merak ediyorum onun için onuda sizdem duymak isterdim, kanımca onada bir cevabınız olsa gerek.

    • Özer bey
      Sizin bana cevap olarak yazdığınız yazının 1.pragırafi benim sorduğum soruya cevap olarak kabul ediyorum ve demekki darbeyi devlet yetkilileri biliyormuş. Bu sizin cevabınız.
      Önceki yorumumdada belirtiğim gibi sorular cevap başka sorular akla getiriyor.
      Soru
      1: O darbeyi bildikleri halde neden önlemediler?
      2: Önlememelerinin sebebi Reisi vuzaranin
      populerliğini pakiştirmasimidi?
      3:Peki darbeden haberdar olanlar onu en az zararla hatta millete hissettirmeden önliye bilecek vakitleri olduğu halde kan akmasini mi beklediler?
      Not:Bundan böğle reisi vuzara yazacam arapcanin tamam olması için hiç değilse bu arada Arapcami biraz dsha geliştirmiş olurum.

  10. ” Bize oy verin , 24 Haziran’dan sonra herşey çok güzel olacak , başkanlığa geçiyoruz diyor iktidar partisi. Bence Aya 4 şeritli yol inşaatı , bu iktidarın 24 Hazirandan sonra herşeyi düzelteceğini söylemesinden daha inandırıcı. Demin cuma çıkışı broşür dağıttılar. Broşürde ” Tapu sorunun çözdük” yazıyordu.

  11. Eskiden delinin biri kuyuya bir taş atar; akıllı geçinenler de onu çıkarmaya uğraşıp ne kadar akıllı olduklarını isbat etmeye uğraşırmış… Ama bunlar eskidenmiş… bugünümüzle ilgisi yok.

  12. Okumuyorum
    Türkiye bugün Osmanlı İmparatorluğu’nda izlenen politika ile aynı. Borç arttı, arttı. İsraf çoğaldı, çoğaldı. Sonunda koskoca imparatorluk Avrupa’nın sömürgesi haline geldi. CHP sıkı para politikası izledi. Borçlanmadan borçları ödedi. Yabancı sermayeye hiç yer vermedi, yabancı işletmeleri devlete verdi.
    Demokrat Parti geldi borçlanmaya başladı. Borç batağı devam ediyor. Ülke yatırım yapıyor, refah içinde yaşıyor. 1950’de borç ve yabancı sermaye ile devralınan ülkenin bugün 500 milyar dolar borcu vardır. İşletmelerin yüzde doksanı dış sermayeye bağlıdır. Koç olan, Sabancı olan şirketlerin arkasında yabancı Sermaye vardır.
    Gazete okumuyorum, televizyon seyretmiyorum çünkü doğru tek söz bile bulamıyorum. Dünyadan haberdar olmak için iki yazarı takip ediyorum; Ergün Diler ve Fehmi Koru. Bunların yazdıkları ile dünyadan haberdar oluyorum. Bunların söylediklerine inanıyorum. Kendi varsayımlarım ile yorumluyorum. Ergün Diler Pentagon diyor, Beyaz Saray diyor, İngiltere diyor, ABD diyor. Bunlar sokakta dolaşan kelimelerdir. Arkasındaki güçleri biliyorum. Türk uçağını Ruslar düşürmedi dedim. 15 Temmuz’u ne Gülen ne de CIA yaptı dedim. Bu görüşlerimde ısrar ediyorum ve tüm haberleri ona göre değerlendiriyorum. Seçim konuşmalarından AK Partili başkanın konuşmasını dinledim. Sermaye’nin hazırladığı, tüm dünyada her seçimde söylenen cümleler tekrar ediliyor. Neleri yapacağını anlatıyor, nasıl yapacağından bahsetmiyor, ne ile yapacağından söz etmiyor. Öbür partinin ise Erdoğan’ı kötülemek dışında bir sermayesi yoktur.
    ‘Evet’ ve ‘Hayır’daki görüşlerimde %2 oranında yanıldım. O da hile yapılmamışsa yanıldım. AK Parti’nin hile yapacağını sanmıyorum ama onun adına Sermaye yapabilir. Şimdi de bakalım ne kadar yanılacağım.
    Erdoğan cumhurbaşkanı seçilecek. Kıl payı birinci turda seçilecek. AK Parti mecliste ekseriyet elde edemeyecek, ikinci parti de olabilir.
    Seçimler nasıl çıkarsa çıksın eğer üçüncü cihan savaşı olmazsa Türkiye kazanmış olacaktır.

  13. AK Parti’nin kısa tarihçesi

    AK Parti, seküler azınlığın geleneksel devlet bürokrasisi ve ordu aracılığıyla sürdürülegelmiş vesayet düzenine karşı halkın demokratik başkaldırısıydı. Vesayet, “şeriat tehlikesi” argümanıyla dindarları, “bölücülük tehditi” argümanıyla Kürtleri yıllar boyunca ötekileştirmiş, onları hem iktidarın hem gündelik toplumsal yaşamın dışına itmişti.

    AK Parti kurucu kadrosu, Türkiye’de seçim kazanmanın iktidar olmak anlamına gelmediğini çok iyi biliyordu. Gerçek anlamda iktidar olabilmek için, devlet bürokrasisi üzerinde de kontrol sahibi olabilmek gerekiyordu. Kurulduktan hemen sonra kendini tek başına iktidarda bulan AK Parti, bu açıdan çok hazırlıksızdı. Elinde bürokrasiye hakim olacağı, vesayetle bürokrasi alanında mücadele edebileceği kadroları yoktu. Dolayısıyla, Cemaat ile işbirliğine gitmesi kaçınılmaz zorunlulıktu. O arada, vasayet güçleriyle giriştiği mücadelede uluslararası meşruiyet sağlayabilmesi için, o konjonktürün yükselen değerleri olan demokrasi ve çoğulcu toplum ilkelerinin bayraktarlığını da yapmak durumundaydı. Bunu yaptı AK Parti. Hem OHAL’I kaldırdı, hem de ardı ardına giriştiği reformlarla, Avrupa Birliği kriterlerini ülkenin hedefi olarak programına aldı. Böylece, ülkede “ilerici”, “laik”, “sol” gibi kavramların arkasına sığınarak kendisini sol gibi gösteren Kemalist-otoriter ideolojinin aslında gericilik ve seçkincilik olduğunu bilen liberaller ve özgürlükçü sosyalistler de var güçleriyle AK Parti arkasında saf tuttular.

    AK Parti’nin günden güne artan perçinlenen iktidarının arkasında dört temel güç vardı: Baskı ve tahakkümden kurtulan dindarlar, kendilerini özgürce ifade etme olanağına kavuşan Kürtler, yoksulluktan bunalmış ve AK Parti sayesinde yaşamı gözle görülür biçimde iyileşen toplum kesimleri, ABD’de Obama’yı ilk siyah başkan olarak başkanlığa taşıyan rüzgar ile Avrupa’nın verdiği destek.

    AK Parti’nin dikkate değer bir şansı da şu oldu: O yıllarda, dünya genelinde, hatırı sayılır büyüklükte sıcak para gidecek yer arıyordu. Bu sıcak paranın bir bölümü resmen Türkiye’ye aktı. Böylece, üretime gerek duyulmadan, hem yol, hastane, ev gibi halkın gündelik yaşantısını doğrudan etkileyen şeyleri yapmak mümkün oldu, hem de inşaat sektörüne dayanan bir ekonomik canlanma yaratılarak görece yüksel büyüme ve istihdam oranlarına erişmek mümkün oldu.

    AK Parti, ülkenin en yakıcı sorunlarından biri olan Kürt sorununu çözmeye de göz dikti. Bunun için iki anlaşılır rasyonalite vardı: Kürt savaşı, her zaman için vesayetin güç devşirdiği bir kaynaktı. PKK’ya karşı savaş argümanı, ordunun siyaset üzerindeki vesayetinin meşruiyet kaynaklarının başında geliyordu. İkincisi, bu sorunu çözmek demek, savaşa harcanan muazaam kaynakların başka yerlere harcanmasının mümkünatı anlamına geliyordu.

    Bu noktada karşısına hem daha çok iktidar talep eden, hem de Kürtlerden ölesiye nefret eden Gülen dikildi. Gülen, Şubat 2012’de, asıl hedefi H. Fidan üzerinden Erdoğan’ı tutuklamak olan Mit Operasyonu’na girişerek AK Parti’ye haddini bildirmeye kalkıştı, başaramadı. Gülenin ikinci darbe girişimi 17-25 Aralık’ta geldi. Yine amacına ulaşamadı. AK Parti-Cemaat koalisyonu, amansız bir iktidar mücadelesiyle birlikte dağıldı. Erdoğan, bürokrasinin yükselen gücü Gülen’in desteğini kaybetmekle kalmamış, yanısıra, sekülerlerin yanısıra, şimdi de Gülen’i de karşısında bulmuştu. Kürter, dindarların yanında Erdoğan için ikinci bir toplumsal güç olabilirdi. Ama, buna fırsat vermek istemeyen ve her zaman vesayete çalışmış PKK devreye girdi, bu yolu Erdoğan’a kapattı. Giderek yalnızlaştırıldığını gören Erdoğan, Gülen’in hamlesine vesayetçilerle uzlaşarak karşılık verdi. Ergenekon davaları “Milli orduya kumpas” ilan edildi. Erdoğan ve vesayet olanca hışımlarıyla Gülen örgütüne çullanarak bu karanlık örgütü dağıttılar. Seküler-vesayetin küllerinden doğuş süreci başlamıştı artık.
    Erdoğan’ın teslim olduğu vesayet, daha düne kadar her türlü riski alarak Erdoğan’a destek verenleri unutmaya niyetli değildi. Ülkücüsünden liberaline, merkez sağcısından liberal solcusuna, vesayete karşı tüm aydınlar FETÖ suçalamasıyla hapishanelere dolduruldular. Gülen, son kozunu oynayarak 15 Temmuz darbe girişimiyle elde kalanı kurtarmak istedi, kaçınılmaz nihai yenilgisini hızlandırmış oldu.

    Artık ipleri kendi eline almış olan vesayet, AK Parti’nin dindarların elinden çıkması sürecini çoktan başlatmıştı. Erdoğan’ın tek başına AK Parti’ye hükmetmesi vesayetin işini kolaylaştırıyordu. Hem Erdoğan’ın karizmatik liderliğinden yararlanarak Perinçekgillerin her istediğini almasını sağlıyor, hem de Erdoğan’ın kendi kendisini zayıflatmasını sağlıyordu. Erdoğan’ın karizmatik liderliğini bitirmek, onun halkın gözündeki saygınlığını ve inandırıcılığını törpülemek yeni hedefti. Zaten sıcak para akışı kesilmiş, zaten adalet ve hukuk yerlerde sürünür hale gelmiş, zaten her türlü demokratik ve dinsel muhalefetin önü alınmıştı. Halkı doğrudan vurcak ekonomik kriz de her geçen gün daha da yaklaşıyordu. Vesayet, bu kez Bahçeli kozunu oynadı.

    Erdoğan, bu seçimlerden artık bir görüntüden ibaret olan iktidarını koruyarak çıksa bile, kendisini bekleyen yazgıdan kurtulamaz. Bir dönem daha iktidarda kalması mümkün değil. Bizi öylesine bir yoksulluk ve hayat pahalılığı bekliyor ki, Erdoğan 24 Haziran’dan sonra iş başında kalsa bile bir kaç yıl içinde erken seçim ilan etmek zorunda kalacak ve seçmilerde bozguna uğrayarak tıpkı Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı gibi darmadağın olup tarih sahnesinden çekilecek.

    E. Mahçupyan’ın son yazısının başlığını “Dindarlar nasıl kaybetti” diye atması boşuna değil. “Dindarlar nasıl kaybedecek” değil başlık. Çünkü, dindarların kaybetmişlik durumu gelecekte yaşanacak değil, çoktan yaşanmış olan bir kaybetmişlik hali.

    Kaybeden sadece dindarlarımız değil. Demokratik ve çoğulcu değerlerden uzak iki dindar güç, birbirleriyle iktidar savaşına girişerek büyük bir tarihsel fırsatı heba ettiler. Bunda, Gülen’in gerçek kişiliğini ve niyetlerini okuyamayan Cemaat yığınlarının da büyük suçu var, karizmatik bir liderin varlığına ve ondan yükselen hamaseti dindarların siyaseti ve iktidarı sanan insanlarımızın da günahı var.

    Yine başlangıca dönecek görünüyoruz. Doğru Yol bu kez karşımıza İyi Parti olarak çıkarken, Deniz Baykal yerine daha çok Muammer İnce ismini duyar olacağız. Yakın gelecek bir CHP-İyi Parti koalisyonuna gebe. AK Parti zaten yerle yeksan olacağı için, muhalefet görevi Saadet Partisi’ne düşecek. PKK yine HDP’yi avuçlarının içine alacak. Yakın zamanda, Abdullah Gül’den bilmem kime varıncaya kadar AK Parti’den kaçışan hayli tanıdık insanın SP saflarına doluşması kimseyi şaşırtmasın. Dindarlarımız, çoğulcu bir adalet ve hukuk devleti inşa etmenin ne kadar yaşamsal olduğunu, bunun kendi iktidarlarının sürü gitmesinin de tek güvencesi olduğunu, bu ibret verici serüvenden sonra, dilerim anlarlar. Çünkü, bu işler, lidere onun isterse aya dört şeritli yol bile yapabileceğine inanmakla olmuyor.

    Şimdilik hepimize geçmiş olsun. Saadet Partisi liderliğine ve partili gençlere gelecekte çok iş düşecek. Türkiye’nin adaletli, çoğulcu, zenginleşen bir ülkeye doğru yol alıp alamayacağına bu partinin gelecekteki sağduyusu ve zihniyeti karar verecek. AK Parti öyküsünden en çok ders çıarması gereken parti de bu parti olsa gerek.

    • Hocam yazdıklarınızı ilgiyle okuyorum. Düşüncelerinize büyük oranda katılıyorum. Bir sorum olacak:

      AKP’nin darmadağın olacağı varsayımınıza katılmıyorum, ülke olarak büyük bir çöküş yaşasak da AKP kendi zenginini ve belirli bir orta-üst seviye diyebileceğimiz sermaye grubunu oluşturdu. Bunlar aile, arkadaş çevreleri vs. gibi kanallarla çok kişiye ulaşıyor ve bir şekilde büyük bir kitleyi iş, yardım, ihale vs gibi yöntemlerle ellerinde tutuyorlar. Bu kesimin yüzdesi belki %30-35 civarındadır. Bu durumda AKP’nin alacağı en minimum oy oranı %35 olur ki böyle bir kitleye sahip bir parti asla dağılmaz. Tam tersine 7 haziran gibi yol kazalarının ardından oluşabilecek olumsuz süreçlerden halk “AKP zayıfladı böyle oldu” gibi bir algı edinip bir sonraki seçimde çok çok daha güçlü bir şekilde seçilmeleri çok olasıdır diye düşünüyorum.

      Ne dersiniz?

      • Merhaba Murat Bey, söyledikleriniz doğru, ama ben buna rağmen AK Parti’nin tamamen dağılıp siyaset sahnesinden çekileceğini düşünüyorum. Gerekçelerini dile getirmeye çalışayım.

        Temel gerekçem şu: AK Parti’nin kurumsal yapısı çok törpülendi ve yaklaşık son 5 yıldır karşımızda bir kitle partisi değil bir lider partisi var. Bugüne kadar olanın aksine, AK Parti’nin artık yoksul, enekçi kesimlere sosyal yardım gibi ödeneklerle aktarabileceği bir kaynak kalmadı. Bu, sözünü ettiğim halk yığınlarının bugün AK Parti’ye sırt çevirmiş olduğu anlamına gelmiyor. Çok yakın zamanda sırt çevireceklerini öne sürüyorum. AK Parti’nin sözünü ettiğiniz kanallarla, ihale vb. yöntemlerle zenginleştirdiği kesim, öyle sanıldığı kadar büyük değil. Kaldı ki, bunların bir kısmı zaten yakın geleceği kestirdiklerinde partiyi ilk terk edenler olacaklar.

        24 Haziran seçimlerine yaklaşırken, AKP’ye seçmen düzeyinde kitle desteğini sürdüren kesimler şunlar:

        Yaşı 40 ve üzeri olan, eski vesayet dönemi partilerinin iktidar yıllarındaki dehşet yoksullukla, sağlık hizmetlerindeki sefalet ile, şehirleri sarmalına almış çöp dağlarıyla, zamanında ödenmeyen emekli maaşlarıyla, AK Parti yıllarında olumluya dönen gündelik yaşamlarını karşılaştıran, haklı olarak AK Parti’nin hayatlarını olumlu yönde etkilediğini düşünen insanlar. Nitkim, AK Parti’nin gençler arasındaki seçmen desteği açısından HDP ve MHP’nin gerisinde kalmasının bir nedeni de bu. Yani, hizmet argümanı, sözünü ettiğim yaşlı kuşak için çok ikna edici.

        Veayet rejimi yıllarında ötekileştirilmiş, ekonomik ve siyasal yaşamdan dışlanmış düşük eğitimli dindar yığınlar (burada, düşük eğitim ifadesi ile herhangi bir aşağılama veya küçümsemeyi ima etmiyorum, sadece sosyolojik araştırmaların verilerine göndermede bulunuyorum). Bu insanlarımız, haklı bir korku olarak, AK Parti’nin iktidarı yitirmesi durumunda bugün erişmiş oldukları saygınlığı ve toplumsal görünürlüğü kaybedebilecekleri korkusunu yaşıyorlar. Giderek yoksullaştıklarını gündelik yaşamlarında doğrudan deneyimle (çarşı pazar alışverişi, değerini yitiren maaşlar, bir hatır ilişkisi olmadan iş bulmanın giderek güçleşmesi, ödemekte giderek daha çok zorlandıkları kredi borçları vb.) fark etseler bile, AK Parti’ye oy vermeyi sürdürüyorlar. Durumu giderek kötüleşen muhafazakar-dindar küçük esnafı, çiftçi ve hayvancılıkla uğraşan insanlarımızı da bu guruba dahil edebiliriz.

        AK Parti’ye oy veren ama giderek partiye duyduğu güveni yitiren, kentlerde yaşayan orta sınıf dindarlar. Bunlar, ekonomik gidişatın farkındalar. Yanısıra, adalet, hukuk, demokratik bir devlet yapısı gibi konulara duyarsız değiller. Bu dindar-muhafazakar kentli AKP seçmeni, AK Parti iktidarının dağıttığı ulufelerden yararlanan insanlar değiller. Kendi işleri var, üretimden ve ticaretten kazanıyorlar.

        Milliyetçi dindar hamasetin üzerinde çok etkili olduğu, benim “lumpen AK Parti seçmeni” olarak tanımladığım, bir çoğu işsiz gençlerden, AK Parti’nin ulufelerinden geçinen dar bir reisçi gurup.

        Eğer benim bu guruplandırmam gerçekten sosyolojik bir temele dayanıyorsa, AK Parti’nin seçmen kitlesini salt Erdoğan’ın karizmatik liderliği ve “Biz gidersek ceberrut sekülerler gelir” korkutmacasıyla arkasında tutamayacağını görmemiz güç olmaz. Yaklaşan ve gerçekten muazzam bir yoksullaşma olarak yaşayacağımız önümüzdeki dönem, artık bir lider partisi olan AK Parti’nin seçmen kitlesini silip süpürür, bunların büyük çoğunluğunun Saadet Partisi arkasında saf tutmasına yol açar. Benzer şeyi, AK Parti’ye dindar hassasiyetleri ve ceberrut seküler partilerden korkusu dolayısıyla destek veren seçmenler için de söyleyebiliriz. Güçlenen ve siyasal görünürlük kazanan Saadet Partisi, milliyetçiliğe mesafeli dindar muhafazakarlarımızla muhafazakar dindarlarımız için, ayrıca HDP’yi PKK ile özdeş sayan devasa büyüklükteki muhafazakar-dindar Kürt seçmenleri için, hızla çekim merkezi haline gelir ve AK Parti’nin kitle desteğinin altını boşaltır.

        Çözümlemelerimin gerçek yaşamda bir karşılığı varsa eğer, bunun ilk işaretlerini 24 Haziran seçimlerinde göreceğiz. Erdoğan ancak yüzde 50 ile 53 arasında bir oranla cumhurbaşkanlığını kazanabilecek (olasılıkla da kıl payı yitirecek), milletvekili seçimlerinde de çok açık bir oy kaybına uğrayarak milletvekili çoğunluğunu kaybedecek. Ben, çok yakın bir gelecekte A. Gül ve kimi AK Parti milletvekillerinin Saadet’e geçmesini de ciddi bir olasılık olarak görüyorum.

        Uzun sözün kısası, iktidar yıllarında yıpranmış, ekonomik çöküntü döneminde artık halka kaynak aktaramayan bir lider partisi, seçim yitirerek muhalefet partisi konumuna düşmez, tümden silinir gider. Bu anlamda AK Parti, ANAP gibidir. Saadet Partisi’ni her şeye rağmen bir parti olarak ayakta tutmuş olan da onun AK Parti’den bu farkıdır.

        Ben böyle düşünüyorum. Yakın dönemde yaşayacaklarımız, kestirimlerimin gerçeklikle ilinti ya da ilintisizliğini gösterecek.

    • 24 haziranda hep beraber göreçeğiz bakalım. gerçekler kurduğun,kurkuladığın hayellermi….. Yok sa milletin verdiği karar mı doğru olacak.

      • Evet, kimin gerçeklere daha yakın olduğunu hep birlikte göreceğiz: Erdoğan kıl payı Cumhurbaşkanı seçilir, Meclis’te ciddi oy kaybı yaşayarak milletvekili çoğunluğunu yitirir. En geç iki yıl içinde kendisine ve partisine yönelik hoşnutsuzluk daha da derinleşir, meclisi feshederek erken seçimlere gider. Halk AK Parti’yi seçimlerde tasfiye eder, Saadet Partisi’ni büyütür. Allah ömür verirse hepimiz buradayız, hakikatle yüzleşeceğiz hepimiz. Kimin düş dünyasında yaşadığını görmek için kala kala üç haftamız kaldı.

  14. Otomobillerde ve kavşaklarda boy boy resimlerini asarak propaganda yapan ! ” insan resimli”leri gördükçe nefretim daha da artıyor. Ulan, hergün ve her saat resmini seyretmek zorunda mıyım ? Bende müsbet ne etki yapar ki.
    Çok yıllar önce, ” AY ” a hevesli, aynı teraneyi söyliyen papağan ve mukallid ruhlu meşhurca bir siyasetçi, Bakan mevcuttu. Bir müddet sonra, değil aya köprü kurmak, O “taptığı” kişiye baş düşman olmuştu.
    En yüce insanların bile, büyük gafları olur. Akidemizi düzgün ve temiz tutmalıyız. Mecaz ve mübalağa yaptığımızda da ölçülü olmalıyız. İslam, her konuda “denge” ‘yı tercih eden ” vasat” dinidir. Yağcı ve yalaka dini değildir. İfrat (aşırı) ı hep reddeder.
    Hz. MUHAMMED Mustafa (s.a.v) asırlar önce, şu iki ikazını (da) yapmıştı :
    – ” Her milletin iyisi iyidir, kötüsü kötüdür”. (Kötü bizden olunca, iyi olamaz)
    – ” Sevdiğini aşırı sevme, bir gün düşmanın olur, Yerdiğine aşırı düşman olma, bir gün dostun olur.”

    Aah, insanlar, şu yalancı politikacı ve menfaatcılara ayırdıkları vakit kadar, güven kadar Hz. Peygamber’e ve hadislerine (söyleyip, yaptıklarına) VAKİT, EMEK ve Para ayırsalar (bir bilenin huzurunda), dünya kurtulur, huzura erer, kin ve hased … ortadan kalkar.
    Bu vesile ile KIT aklı ile Hadis ve sünnet düşmanlığı yapan, Hz. Resule ve mezhep imamımız allame İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye dil uzatan, kafa tutan FELSEFE Profesörüne iki çift söz edeyim. Bir ilim
    adamı, mesela bir kimyacı ile görüşsün ve şu İlahi gerçekleri test edip, öğrensin :
    1 – Deve sidiği ” hepatit” hastalığına çok hatta çaresizler için tek etkilidir, şifadır.
    2 – İnsan sidiği, yara (lı parmak) lara şifadır, etkilidir.
    3 – Yemek aşkı içinde olup, aç kalan kişi gastrit ve ülser olur. Fakat, akşamdan emir alıp, “ORUÇ” niyeti ile aç kalan kişi gastrit ve ülser olmaz.
    Bunları araştırıp ihya edecek yere, alay edenleri Allah bir gün bunlara muhtaç eylesin, derim.
    O “mümeyyiz akıl”dan yoksun bilimcilere ithaf ediyorum.
    Ah, peşin hükümden sıyrılıp, Peygamber ve İslam düşmanlığı yerine, ilmi araştırmalar yapabilsek…
    Allah’a ve Peygambere tam inanıp, teslim olabilsek; Bu cemiyette hakim olan, yutturulmuş (sulandırılmış) sahte islamı terk edebilsek, inananlar olarak.
    İstanbul’da kurulan TIP İLİMLERİ Üniversitesi tenezzül eder de bu konulara eğilir mi ? Bilemem.

    Bu çok bilmiş ! BENCİL “imanı KITlar”, bir zaman da – az etkili de olsa – kansere ÇARE bulan DR. S.Özen’i de afaroz edip, Ülkeden ayrılmak zorunda bırakmışlardı. Sahi, Dr. Özen Şu anda nerede, ne yapıyor ? Merak eden var mı ?
    Bu siyaset hengamesinde – Batılı ilim adamlarını muhatap alarak – iki şey daha söylüyorum :
    1 – Isırgan bitkisi “kel”liğe kesin çaredir.
    2 – İncir çubuğu ile bir yerde, yer altı suyu bulunup, bulunmadığı ve debisi anında tesbit edilir.

    Aklı, “akıldan yoksun, nakle ve ilme dayanmadan” kullanmıya kalkan ve İslam adına laf eden kripto Mürcie ve Mutezile Mezhebi mensubları da KıT ve Çıplak akılları yüzünden hamakat ve sapıklığa düşmeye devam etmektedir. Oysa, Ehl-i sünnet Mezhep imamlarından Ebu Hanife’nin değer verip, üzerinde durduğu akıl ise; nakle ve ilme dayanan – nadirattan – “Mümeyyiz akıl”dır.

  15. Bireysel, tekil bir olaydan; hele hele mübalağa olduğu açık, verilen örneğin maksadı aştığı, Ramazan ayında bedenlerin ve zihinlerin oldukça yorgun olduğu bir zamanda sarf edilen bu sözlerden yola çıkarak genellemeler yapmak doğru olmamış. Siz de Ramazan yorgunu olmalısınız ki bugün köşenizi “incir çekirdeğini bile doldurmayacak önemde” bir örneğe ayırmışsınız.

  16. Hep aynı şeyi söylüyorum, tekrar edeyim: Köprüden önceki son çıkışa yaklaşıyoruz. Derhal ve hemen OHAL sona ermeli ve ülke normalleşmelidir.

    Eğer yapılmazsa bunun geri dönüşü yok. Bu yolun sonu ekonomik olarak çöküşe ve bölünmeye çıkmaktadır. Bu durumun seçimle, partiyle, şununla bununla alakası yok. (Borsa dün ve bugün %10 değer kaybetti, bu yıl içindeki değer kaybı %30’a yaklaştı. Türk lirası yine 2018 içinde %30 değer kaybetti. Şimdiden %30 fakirleştik, ne zaman farkına varacaksınız?)

    Ve hala diyorum, şu günler iyi günlerimiz… Türkiye’yi bölmek ve çöküşe götürmek isteyenlerin arayıp da bulamadıkları bir kırılganlık içindeyiz ülke olarak, sebebi tabiki OHAL ve OHAL uygulamalarıdır.

    Tedbir almak için seçim sonucunu beklemeye lüksü yok bu ülkenin, pekala şimdi de yapılabilir ve seçime bir normalleşme havası içinde demokratik bir ortamda girilirse bu herkesin hayrına olacaktır.

  17. Bence vatandaş şunu diyor: Tayyip bey şuana kadar ne vadettiyse fazlasıyla yaptı.güvenim tam hiç olmayacak birşey dahi vadetse yapar.ordaki ironinin bu sözü söyleyen vatandaşta kullanan siyasetçide farkında

  18. bugün bir köşe yazısından alıntı:
    “AKP İktidarı, 16 yıl boyunca her yılın dolar kuru ortalamasıyla toplamda 2.1 trilyon dolara denk vergi topladı. Bu süre zarfında ülkeye 650 milyar dolar yabancı parası aktı. Yaklaşık 75 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı.
    Toparlarsan, 2 trilyon 825 milyar dolar civarında kaynak sağlandı. Böyle yazınca pek anlamlı gelmiyor. Bakın; Avrasya Tüneli’nin maliyeti 1.2 milyar dolar… Toplanan kaynakla ülke 2354 tane Avrasya Tüneli yapar. Yapılan yap-işlet-devret… Onun parası bile önümüzdeki 20 yılda ödenecek. Yine de arasan, o büyüklükte 15 yapı bulamazsın. ”
    Analiz yeteneği arıncın özgül ağırlığı değerinde olan vatandaşa bu rakamlar birşey ifade etmedikten sonra ay ile dünya arasındaki mesafe de hiçbirşey ifade etmez.

  19. AY A YOL YAPMA SÖZÜNE İNANMANİN ANLAMI ŞUDUR.
    İKTİDAR NE KADAR SAÇMALASA SAÇMALASİN İÇRAATLARİ MENFAATİME UYGUN OLDUĞU SÜRECE ONA İNANMAKTA BEİS GÖRMEM.DEMEKTİR…………………

  20. ramazan malum, fazla haber izleyemiyorum, bu olayın arka planı nedir hangi saikle söylenmiştir bilmiyorum aya yol yapacağız dense inanacak bir kitle var mıdır. bilmem. ama mübalağa sanatının ne olduğu hakkında biraz fikrim var.
    Sözün etkisini artırmak için bir konuyu, düşünceyi, varlığı ya da duyguyu olduğundan büyük ya da küçük gösterme sanatına abartma denir. bununla zihninde iz bırakmak , etkilemek , içinde bulunduğu duygu yoğunluğunu, heyecanı anlatmak amaçlanır…
    Abartmanın oluşması için, söz konusu özelliğin, mantığın sınırlarını zorlayacak biçimde büyütülmesi gerekir. Böylece mecaz da oluşur.
    çok sevdiğim Mevlana hazretlerinin bir hikayesi vardır.
    Arslan, kurt ve tilki arkadaş olmuş, avlanmaya çıkmışlardı. Akşama doğru bir yaban öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan yakaladılar. Avlarını sürükleyerek ormana getirince kral arslan kurda dönüp:
    -Bunları, aramızda adaletle taksim et bakalım! diye emir verdi.
    Kurt:
    -Padişahım, dedi, yaban öküzü en büyük av olduğu için size layıktır. Keçi orta boyda, orta irilikte, o da benim olsun. Tilki de tavşanı alsın.
    Arslan, kurdun paylaşımına şiddetle karşı çıkıp kızdı
    Bir pençe ile kurdu yere yıkıp parçaladıktan sonra tilkiye döndü:
    -Haydi, dedi, avlarımızı bir de sen paylaştır!
    Tilki yutkundu;
    -Aman efendimiz dedi, pay etmekte neymiş? Bu semiz öküz sizin kuşluk yemeğinizdir, keçiyi gün ortasında yer, akşama doğru da tavşanla kendinize ziyafet çekersiniz!
    Arslan, tilkinin paylaşımını pek beğendi
    -İşte adaletli bir paylaşım böyle olur diye mırıldandı. Bu çeşit pay etmeyikimden öğrendin sen?
    Tilki başını çevirip yerde yatan paramparça kurda baktı,
    usulca,
    – kurdun halinden…
    dedi.

    adam mübalağa ederken geçmiş hükümetlerin yaptıklarına bakıp mübalağa etmiş olmasın…herkesin baktığı kurt farklı da.

    bizim mğbalağa sever insanlarımız bir yana bu akıl çağı denen rasyonel dönemde dünya halklarının gelişmiş insanları da bir ara parçalanmış kurda dönen gezegenimizde durmadan ve hızla değişen iklim olaylarına bir baksalar diyorum. bu gidişle gelecekte siyaset geyiği yapmak büyük bir lüks olacak…

  21. BU KONUDA BENİM TESPİTİM ŞUDUR.
    GEÇMİŞ TEN GÜNÜMÜZE AK PARTI İKTİDARİ BİRBİRİNE TAMAMEN ZID NE SÖYLESE VE YAPSA HALK TARAFINDAN HER DURUMDA ALKİŞLANMAKTADIR.BU İKTİDARİN AŞİRİ GÜVENİ KISA SÜREDE MANEVRA YAPMASINI KOLAYLAŞTIRIYOR.YARIN KUVVETLE MUHTEMEL HDP LE KOALİSYON KURARSA HALK YİNE ALKİŞLAYACAKTIR.ERTESİNDE KONJUKTÜR DEĞİŞİNCE SAVAŞ BALTALARINI ÇİKARIRSADA ŞAŞMAM.
    PEKİ NEDEN HER DURUMDA YENİ POZİSYONUNU SEÇMENİNE BU KADAR KOLAY KABUL ETTİRMEDE ZORLANMIYOR.
    BUNUN BANA GÖRE TEK CEVABİ VAR BÜTÜN BU POZİSYON DEĞİŞİKLİKLERİ VATANDAŞİN CEBİNE DOKUNUR MU ONA BAKAR.EKONOMİK KAYGILAR ESAS BELİLEYICI OLAN BENCE.GENİŞ KİTLE SOSYAL YARDİMİ KAYBETME KORKUSU YEKÜN OLUŞTURUYOR.BİR ÜLKEDE POPİLİST POLİTİKALARI SEVENLER ÇOĞUNLUKTA İSE HERKESİN OYU DA EŞİT OLDUĞUNA GÖRE SONUÇ KAÇINILMAZ OLUYOR.DEMOKRASININ EN BÜYÜK ZAAFI BENCE (ŞU ANDA DAHA İYİSİ BULUNAMADIĞI İÇİN)BU.
    BİR FABRİKA MÜDÜRÜNÜ ÇALİŞANLARİN OYLARI İLE SEÇERSENİZ SONUÇ EN ÇOK ÜCRETİ VEYA SOSYAL HAKLAR VAAD EDEN KAZANIR.O İŞLETMENİN GELECEK DURUMUNU TAHMİN ETMEKTE ZORLANMAZSINIZ SANIRIM.
    MUHALIF ADAYLARA NEDEN BU KADAR İNANILMIYOR SORUSU NUN CEVABI .YAPTIKLARINIZ YAPACAKLARINIZIN TEMİNATIDIR SÖZÜDÜR.
    GEÇMİŞTE BULUNDUĞU GÖREVLERDE EMSALLERİNE ORANLA DESTANLAŞMİŞ BAŞARILARI OLAN ADAYLAR OLURSA DURUM DEĞİŞİR.BELLI KADEMELERDE TESTTEN GEÇMİŞ ADAYLARI GÖRMEDİK ÇE MEÇHULE YELKEN AÇMAK ELİNDEKİNİ DE KAYBETMESİNE NEDEN OLABILIR KORKUSU.AKILLI İNSANLARIN GERÇEKTEN KÖTÜ GİDİŞİ HER KONUDA (ADALET,HUKUK,EĞİTİM,EKONOMI)GÖRÜYOR.BÜTÜN BUNLARI DÜZELTEBİLECEK BAŞARI HİKAYESİ OLAN MULALEFET ADAYLARI GÖREMİYOR.
    SONUÇ TA ŞİMDİKİ İKTİDAR YA BİLDİĞİ GERÇEKLERİ UYGULAMA YOLUNA GİRECEK VEYA HERŞEY DİBE VURANA KADAR DEVAM EDECEKTİR. O ZAMAN BUNDAN KÖTÜSÜ OLAMAZ DEYIP DENK GELEN İLK MUHALİF
    ADAYA YÜKLENECEKTİR.BENİM DİLEĞİM MULALEFETTEN GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ İSTANBUL BELEDİYESİNDE BÜTÜN OLUMSUZLUKLARA RAĞMEN GÖSTERİLEN BAŞARILAR A HALKIN TAKDIRI NASIL OLMUŞSA YENİ DÖNEMDEDE ÖNEMLİ GÖREVLERDE BAŞARI HİKAYESİ OLAN ADAYLARIN ÇİKMASIDIR.İNŞAALLAH BÖYLE ADAYLAR ÇOK SAYIDA ÇIKAR.

  22. *******
    ……
    Yok mu şu kör olası, “vur deyince öldürmek”
    Maliyeti şişirmek, üçü beş’e getirmek !

    Dürüstlük pek kalmamış, kuru sıkı atarlar,
    Birkaç fazla oy için, hep yalana yatarlar !

    Köşe bucak yol yapmak, bu partiye has bir şey,
    Ay’a yol yapsalar, bilirler gelecek rey !

    Yüzde ellilik kesim, “körkütük banko” seçmen,
    Yalana bile bile, yemin de eder hemen !

    Olursa böyle olur, “ezberciden müslüman”,
    Yalana kanmış belli, kandıran baş partizan !

    Allah indinde bu iş, bile bile ladestir !
    Yalan söylemek bizde, oldukça mukaddestir!
    ……
    *******

  23. Aya yol yapacağız dese inanacak bir kitle var demişmiş… Niye şaşırıyorsunuz ki?

    Daha da acayibi OHAL’in ekonomiye bir etkisi yok diyor da hepsi inanıyor… Ülke olarak hep beraber aç kalınca uyanırlar belki…

  24. sn koru…ben artık sizde şunu görüyorumki hükümete ve rte ye bütün araçlarınız gereçleriniz ve konularınızla kullanmadıgınız enstruman kalmadı..onun için böyle bir konu seçtiniz heralde..CUMHURBAŞKANI nın MİLLETE verdiği güven bu olsa gerek..ne dedide yapmadı imajı dır bu.

  25. Bence adam haklı ne dense inanacak bir kitle oluştu. O kadar ki bırak ayı Mars’a kadar dense az bile. Aklıma geçenlerde izlediğim röportaj geldi. Spikerin, Ay mı yakın Hindistan mı? Sorusuna ‘Ay daha yakin çünkü ayı görebiliyoruz ama hindistanı göremiyoruz’ demişti. 🙂

  26. Beni de günlerdir zorlayan şey şu: İngiltere ile olan son zamanki üst düzey ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz.

    Bu konuda hala aydınlanmış değilim. Ondan, bu konuda zihin açıcı bir yazı kaleme almasını istediği halde, okurlarını bundan mahrum bırakan sn. Koru’ya, kendi adıma sitem etsem yeridir; çünkü bunu ondan, buradan, bizzat istemiştim. Neden başka kaynaklara müracaat etmiyorsun diyenleriniz olabilir, lakin, her gün, günün ilk saatlerinde okuduğum, son yıllarda okumaya hiç ara vermediğim Koru’dan bunu istemem/iz hakkım/ız değil mi?

    Sn. Erdoğan’nın İngiltere ziyareti ve akabinde Şimşek ve TCMB Genel müdürü Çetinkaya’nın ziyaretleri sonrası döviz kuru nispi olarak durağanlaştı. 4.50’lerden aşağı inmeye pek niyeti gözükmese de dolar/döviz kuru, Demoklesin kılıcı gibi başımızın üzerinde geziniyor..henüz kınına girmiş de değil, verilen güven artırıcı önlemlere rağmen. Ve biz, çok kısa bir zaman diliminde, bir ay gibi bir sürede yüzde 20-30’lar düzeyinde fakirleştik, elimizdeki varlığımızın bu kadar bir kısmı buharlaştı, uçuverdi!

    Güven artırıcı önlemlerin başında faizin artırımı geliyor ve yabancı sermaye bunu görerek yönünü ülkemize doğru çeviriyor ama beklenen iyileşme de henüz gerçekleşmiş değil.

    Peki neden İngiltere? Bu, sadece o ülkeden olan sermaye talebimizin bir gereği midir -başka ülkelerden de sermaye talep ediyor olabiliriz- yada, dünya finans sisteminin/sermayesinin merkezi İngiltere midir?
    Aklıma, ülkenin yetmiş sente muhtaç olduğu zamanlar da gelmedi desem yalan olur.

    Eş zamanlı olarak üst düzey siyasilerin -eski bakanların- İngiltere’de yeni Kürt açılımı konusunda görüş alışverişinde bulunmaları?…
    Seçim sonrasına pişirilen yeni bir Oslo süreci mi?

    Çok şey mi istiyoruz Koru’dan..hiç değilse konu bulma zorluğu çektiği -bugünkü yazısında ki gibi- bir günde, bu konularda okurlarını aydınlatsa fena mı olur?

    Kim bilir, belki de okumalar dadır.. Bence yazacak…

  27. Onlar Sayın Erdoğana inanmış kitleler. AK parti giderse ekonomik durum nasıl olur acaba? Rahmetli Ecevit döneminde olduğu gibi büyük bir kriz çıkarmı? Dün dolarda dişe dokunur bir artış olmadığı halde borsa % 3,1 düştü. 15 temmuz ertesinde %5 düşüp ertesi bir kaç günde toparlanan borsa günlerdir hep düşüşte ve okkalı oranlar mevcut. Darbe tehdidinden daha ciddi sorunlar varda göremiyormuyuz?Ekonominin düzelmesi kadar önem arzeden konu bu gelişmelerin neden ve sonuç ilişkisi gözetilerek tarafımıza izahı. Beka sorunumuzun kaynağı ekonomik olabilirmi acaba? Ekonomiyi en iyi kim yönetir?

    • Nurdan hanım dünkü yorumunuza cevabımdır.
      Hz. İbrahim’in deyişiyle;
      Hiç bir faniyi ilah edinmem ve ona tapmam ben. Kainat imamı olduğunu görsem bile bir faniyi ilah edinmem.
      Her zaman yapmakta olduğunuz gibi, taşkınlıkla ve kışkırtıcı bir üslupla, yorumunuzu kişiselleştirerek, “… reisiniz…” diyerek beni töhmet altında bırakmışsınız. Beni tanıdığınız da zannetmiyorum.
      Reis kelimesi daha çok MHP kökenli arkadaşların tercih ettiği bir kelimedir. Aslı Arapçadır ve “başkan” demektir. Ben bu kelimeyi kullanmam zira şimdilerde kelimeye imalı anlamlar da yüklenilmekte. Ayrıca MHP kökenli de değilim.
      Türkiye Cumhuriyeti saygın bir devlettir ve göreve devam ettiği müddetçe onun başkanı da saygıyı hak eder. “sayın” kelimesini onun için kullandım. Zira o bir tüzel kişiliği/makamı temsil etmektedir.
      Siyasi kavgalar makamın ve onu temsil edenin saygınlığını düşürmez.
      Kişiye değil, fikirlere eleştiri getirirseniz sevinirim.
      Saygılarımla.

    • Nurdan hanım önyargılısınız, AK parti muhalifliğinde öyle radikal bir noktaya savrulmuşunuz ki sağduyulu değerlendirme yetiniz bile zaafiyete maruz kalmış. Ben hükümetin destekçisi ya da trolü veya benzeri değilim, ha kararsızım o doğru, kararım her iki yöne de değişebilir, buna seçim günü karar vericem. Uzaya yol yapmanın gerçekliğinimi tartışalım, sayın Erdoğan’a inananlar var sizin gibi inanmayanlarda var, benim gibi emin olamayanlarda var, bunda tartışılacak bir durum olduğunu sanmıyorum. Lakin ekonomide meydana gelen vukuatların izahının yapılması gerektiğini düşünüyorum. İhanet varsa ekonomide var, hainlik varsa yine ekonomide, vatanseverlik varsa yine ekonomide.. Sayın Korunun bu konuyu irdeleyecek, objektif yaklaşımlı, daha ayrıntılı ( önceki değinmeleri başlık ve seçmen üzerindeki ekonominin etkisi konularıyla sınırlı idi) bir yazıya atıfta bulunmasını istirham ederim doğrusu, Sayın Ömer Faruk Koru da araştırma ve fikirleriyle destek verirse gündeme dair, hali hazırdaki durumumuzu gerçekçi ve daha somut veri ve fikirlerle değerlendirme olanağı bulmuş oluruz. Böylelikle muhtemel ki bir karara doğru yaklaşmış oluruz.

      • Alper Bey,
        24 Haziran seçimlerindeki oyunuzu şu veya bu şekilde etkilemek güdüsüyle yazmıyorum. İnanın, insanlarımızın önümüzdeki seçimlerde iktidara ya da muhalif partilerden birine oy vermesi benim açımdan fazlaca bir değer taşımıyor. Ben önümüzdeki 3-4 yıllık süreçte siyaset sahnesinde çok köklü bir dönüşüm olacağı düşüncesindeyim –gözümü yakın geleceğe diktim. Benim temel kaygım, hamasetin ve insanları yanıltıcı bilgilerin pirim yapmasını kendimce önlemeye çalışmak. Hamasetin ve manipülasyonun nereden geldiğinin hiç önemi yok.

        AK Parti yöneticileri ve taraftarları bizleri yanıltıcı bilgilerle manipüle ediyorlar. Bu benim canımı sıkıyor, öfkelendiriyor. Batı’nın bizi batırmak istediği, ekonomik açıdan tekerimize çomak sokmaya çalıştığı koskoca bir yalan, içi boş bir milliyetçi hamasetten ibaret. Dindar ama işinin ehli, ahlaklı bir ekonomist ve akademisyen olan sayın İbrahim Kahveci benim bu iddiamı yineliyor ve son yazısında bunu rakamlarla ortaya koyuyor. Onun verilerini kullanarak yazıyorum ve paylaştığım veriler, herkesçe kolay anlaşılır veriler.

        Bu yılın ilk dört ayında Avrupa Birliği’ne olan ihracatımız %21,5 oranında artarak 4 milyar 360 milyon dolara ulaştı. Avrup Birliği ülkeleri dışında kalan diğer ülkelere yaptığımız ihracatımız ise %2,8 oranında azaldı.

        Aynı dört aylık dönem içinde, ülkemizin toplam ihracat artışı %8,6. Oysa, ihracatta artış oranı açısından Avrupa Birliği ülkelerinin her biri için ihracat artış oranımız bunun çok daha üzerinde: Almanya’ya ihracat %18,8, İngiltere’ye %16,7, İtalya’ya %18,7, Fransa’ya %22,1, İspanya’ya %28,2 artış oluyor. Hatta Hollanda’ya bile ihracat %45,4 artıyor.

        Turizm gelirleri açısından da AB ülkelerinden büyük bir destek görüyoruz.

        Bu yıl Ruslar yüzde 63,9 artış ve 524 bin kişi ile dikkat çekiyor ama Almanlar 672 bin kişi ile daha çok gelmiş. Alman turist sayısında da yüzde 18,1 artış var. Avrupa Birliği olarak sınıflanan zengin Avrupalı turist sayısı şu şekilde gelişiyor:
        2014: 2 milyon 674 bin.
        2015: 2 milyon 600 bin
        2016: 2 milyon 013 bin
        2017: 1 milyon 598 bin
        2018: 2 milyon 028 bin

        AB’nin niyeti bizi batırmak olsa, şu ya da bu bahane ile ekonomik ambargo uygulasa, Türkiye’yi gidilmesi sakıncalı ülkeler listesine alsa, inanın ekonomimiz üç dört ayda çöker, tarihimizin en büyük ekonomik iflasını yaşarız.

  28. Turkiyenin ENERJİSİ keyf için sifirlanmadi.
    Lafla peynir gemisi yürümez ama aya dort şeritli otoyol yapilır. Besbelli ki enerjiyi buna harcamıslar.
    Zaten 2014 ten bu tarafa reis ve sempatizanlari gece gündüz durmadan çalışıyorlar.
    Hem de Mütihş işler de başardılar, ve ülke son hızla geri vitesde taş devrine doğru uçarcasına yol alıyor.Bir de yolun sonunda kalpler gibi kafaları da taşlaşdı mı, sirada bekleyen Taş Devri Krallğının Tahdıdini ayla güneşin ortasına inşa ettik mi gel keyfim gel.
    Düble yollar taştan,düble millet ve vicdanları da taşdan.
    Hay Allah nasılda unuttum kalpler, ve vicdanlar zaten taştanidi ya! bunlara sadece ağız hariç vucudun diğer uzuvlarını eklemek için taşlastırma işini reise bírakalım o hemen halleder çünkü onun mesleği beton ve taş yiğınları inşa etmek.
    Taş devrine başarı ile ulaştık mi arabayada gerek kalmaz çünkü zaten adi üstünde taş devri.reisi bundan da kurtarmış oluruz yoksa Kılıçdaroğlu yerli araba diye tutturursa o zaman işin içinden cıkamaz
    Yalniz reis 21.asrın vaz geçilmezlerden olan yağcılığı bu devirde bırakmaz çünkü onun gıdası bu yoksa yaşayamaz.
    Zaten bunun için sadece dili 21.asirda birakmadık.
    Yoksa reis gıdasız kalır.
    Onun gıdasız kalması demek milletin huzuru demek olduğu için neme lazım buna kızar bütün taşları kirar sonra da yapayalnız kalır.
    Muhteşem Taş Devrine Hoş Geldiniz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here