Adil Öksüz ortada yok… Türk ordusu Cerablus’ta…

15
Cerablus, geride kaldı

 

Adil Öksüz’ün nerede olduğunu… Mahir Kaynak’ın “12 Mart’ta MİT ajanı olduğum teşkilât tarafından deşifre edilmeseydi, ben solun lideri olurdum” cümlesini hatırlatan bir tespitle çift yönlü çalışıp çalışmadığını… Ve âkıbetinin ‘Yeşil’e benzeyip benzemeyeceğini… merak ediyorsunuz, biliyorum.

Yakalanırsa veya hiçbir zaman nerede olduğu öğrenilemezse bilir hale geleceğimiz ihtimaller bunlar…

En az o kadar merak etmenizi istediğim bir konu daha var oysa; hem de sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de derinden etkileyebilecek…

Cerablus’a girdik, gözler el-Bâb’ta…

Sorum şu: Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) desteklemek üzere Cerablus’a asker ve onlarla birlikte ağır silâhlar, tanklar gönderdik. Washington’dan çelişkili mesajlar geliyor, ama eskisi kadar sert değil… Yoksa ABD’nin oyununa mı geliyoruz?

Aynı soruyu şöyle de sorabilirim: PYD/YPG adını taşıyan ve arkasında PKK’nın bulunduğu bilinen Kürt örgütlerini pışpışlayıp duruyor ABD, onlar da “Nasıl olsa arkamızda dünyanın en büyük askeri gücü var” diye etrafa horozlanıyorlar; yoksa ABD, Kürtleri –yeniden, bir kez daha– gözden mi çıkardı?

Önce isterseniz ‘ABD’nin Kürtleri gözden çıkarması’ konusuna bir bakalım.

Gerçekten PYD/YPG örgütlerinin arkasından çekilirse ABD, bu, bütün ümitlerini 10 bin km ötedeki ‘süpergüce’ bağlamış ve bu sebeple hemen yanı başında yer alan Türkiye’nin hassasiyetlerine kulaklarını tıkamış Kürtler için büyük bir hayal kırıklığı olacak…

Benim için ise, tabii eğer olay bu yöne doğru evrilirse, Kürtler’in tarih bilmedikleri, ya da kendi tarihlerinden ders çıkaramadıkları anlamına gelecek.

Molla Mustafa Barzani, kalbi kırık olarak Washington'da öldü
Molla Mustafa Barzani, kalbi kırık olarak Washington’da öldü
1975’te ABD Kürtleri kandırmıştı

Mustafa Barzani Kürt siyasi hareketi için önemli bir isimdir.

Şimdi Irak’ın kuzeyinde yer alan bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani’nin babasıdır Molla Mustafa Barzani (1903-1979). O dönemin şartlarında Moskova’yla yakınlaşmaya başlayan Bağdat’taki Baas rejimini zora düşürmek isteyen Washington, 1973 yılında, çareyi, daha önce de isyan etmiş Mustafa Barzani’yi kışkırtmakta bulmuştu.

Kürtler yeniden ayaklandılar. Silâh ve teçhizat ihtiyaçlarını, ABD, İran üzerinden karşılamaktaydı.

İran’ın böyle bir role soyunmasının sebebi, Basra Körfezi’ni paylaşmaya yanaşılmadığı için Irak’la arasında çıkmış ‘Şatt-ül Arab’ su geçişiyle ilgili ihtilâftı.

ABD İran’a ağır silâhlar gönderiyor, Pehlevi’nin İran’ı o silâhları Mustafa Barzani’nin Peşmerge güçlerinin kullanımına sunuyor, Kürtler de ‘bağımsızlık kazanacağız’ beklentisiyle Irak ordusuyla ölümüne savaşıyordu.

Birdenbire yeni bir gelişme yaşandı 1975 yılı başlarında.

Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen iki ülke arasında arabuluculuğa soyundu. 6 Mart 1975 tarihinde Şah ile Saddam Hüseyin arasında imzalanan Cezayir Anlaşması sonrasında, İran, Kürtler’e askeri yardımı kesiverdi.

Kürt isyanı o anda bitti.

Gürültü koparmasını bekledikleri ABD ile İsrail’in bu gelişmeye sessiz kalması büyük hayal kırıklığına sebep olmuştu.

Kalbi kırık Mustafa Barzani, isyanın bastırılması ardından (1976), tedavi maksadıyla Washington’a gitti ve hayata orada gözlerini kapadı.

[Mustafa Barzani, isyan günlerinde, Eylül 1973’te, İsrail’i ziyaret etmiş, Barzan bölgesinden göç etmiş Museviler aracılığıyla devlet yöneticileriyle görüşmüştü.]

Merakım şu: Acaba PYD/YPG yapılanmasını sürekli desteklediği bilinen ABD, önemsediği ‘IŞİD’e karşı savaş’ cephesine ordusuyla Türkiye katılınca, Kürtler’in arkasından çekilmiş olabilir mi gerçekten?

Tarihin yukarıda özetlediğim sayfası, buna, “Olabilir” cevabını veriyor.

Cevap benim tedirginliğimi ortadan kaldırmıyor ama…

Douglas MacArthur: Savaş tamam da, barış?
Douglas MacArthur: Savaş tamam da, barış?
Savaşa girersiniz de, çıkabilir misiniz?

Nedenini açıklayayım.

Hayatı savaşlarda geçmiş 2. Dünya Savaşı’nın ünlü komutanı Douglas MacArthur’a (1880-1964) atfedilen, “Savaşı her isteyen çıkartabilir, ancak savaşı bitirmek savaşı çıkartanın elinde değildir” anlamına bir söz var. MacArthur, savaş akademisi West Point’te yaptığı mesleğe veda konuşmasında, silâh arkadaşlarına Eflatun’un şu sözünü de hatırlatmıştı: “Savaşın sonunu ancak ölüler görür.”

‘Savaş’ sözcüğünü işittiğinizde kulaklarınız yanmalı.

Hayli zamandır dillere pelesenk olmuş bir deyim var: ‘Üst akıl’… Devletimizin yöneticileri kasıtlarını tam açmasalar da, onlar nâmına konuşup yazanlar, ‘üst akıl’ ile kast edilenin Amerika olduğunu açık ediyorlar.

‘Üst akıl’ gerçekten ABD ise, onun adının geçtiği her gelişmede olağanüstü dikkatli olmak şart.

İki yazı, iki yaklaşım…

Meslektaşlar arasında ABD’yi en iyi tanıyanları sıralamam istense ilk 10’a mutlaka alacağım 2 isim var: Murat Yetkin ile Aslı Aydıntaşbaş

Onların Cerablus’a müdahale sonrasında yazdıklarını “Ne oluyor?” merakıyla izliyorum.

Murat Yetkin, New York Times’ı (NYT) kaynak göstererek, Suriye söz konusu olduğunda CIA ile Pentagon’un karşı saflarda savaştığı kuşkusunu dile getirdi.

CIA Türkiye yanlısıymış, Pentagon (Savunma Bakanlığı) ise PYD/YPG/PKK çizgisini destekliyormuş…

Hatta Pentagon da kendi içinde 2 başlı görüntü veriyormuş: EUCOM ve CENTCOM… Görev sahası NATO, AB ve Rusya olan EUCOM NATO üyesi Türkiye ile işbirliği yaparken, İslâm Dünyası ve terör konularıyla uğraşan CENTCOM ise…

Dahası da var. ABD Dışişleri de ayrı tellerden çalıyormuş. Bir fraksiyon Türkiye’yi, diğeri…

NYT’ın değerlendirmesi bu, ama Murat Yetkin bir yazısını buna ayırdığına göre, tespiti önemsiyor.

Okuyunca, NYT’da okuduğumda, “ABD eski oyunu yenilemiş” diye düşündüm.

Bizden siyasiler bir şeyler istemek üzere ne zaman Washington’a gitseler, Amerikalılar, “Tamam, ama biliyorsunuz, bizde başkan her şeye hakim değil; Kongre var… Kongre’de Senato ve Temsilciler Meclisi ayrı telden çalar. Sonra komiteler…” gerekçesi ardına sığınırlardı.

Şimdi? Şimdi aynı gerekçeyi uluslararası alana taşımış görünüyorlar.

Aslı Aydıntaşbaş da, konuya ilişkin yazısında, daha önce hep kulağa ters gelecek sesler çıkan Washington’da Türkiye konusundaki tavrın değiştiğine değiniyor. Size kimsenin açıkça telaffuz edemediği gerçeği söyleyeyim” dedikten sonra şunu yazmış: ABD, yakın zamanda Türkiye’nin Fethullah Gülen’i iade talebini karşılamayacağı için Suriye bağlamında Türkiye’yi hoş tutmaya çalışıyor.”

Ne yani?

Gülen’i ülkesindeki hukuki engeller yüzünden Türkiye’ye iadede zorluk çekiyormuş Obama, ama Türkiye’nin gönlünü de ‘hoş tutmak’ istiyormuş…

Eee?

Bunun yolu olarak politika değişikliğine gidiyormuş…

Okuyalım: Washington, Cerablus’ta kurulan tampon bölge üzerinden, Türk-ABD ilişkilerini yeniden bir karşılıklı askeri zorunluluk ilişkisi olarak tanzim ediyor ve bu sayede Gülen meselesini ikinci plana itmek istiyor.”

Kürtler de o yazıyı okumuşlardır umarım.

Esasa gelelim

Yazının son parağrafı daha ciddi: Türkiye’nin Suriye’ye asker sokması, orada IŞİD’le savaşması başından beri Obama yönetiminin arzusuydu. Tampon bölge planları, bir yıldır ABD ve Türk askeri yetkililer arasında konuşuluyor.”

Aktardığım tespitler, üzerinde biraz düşürseniz, sizlere de, ‘buharlaşan ilâhiyatçı’ olayından daha önemli gelmedi mi?

Benim tüylerim ayakta.

ΩΩΩΩ

NOT (Saat 11.40’ta ekledim):

Henüz okumadıysanız, dün siteme eklediğim ‘Hasbihal’ yazıma (‘Bugün sizlerle hasbihal yapmaya karar verdim. Zira 3. ayımız dolmak üzere…’) bir göz atmanızı isterim.

Teşekkürler.

FK

15 YORUMLAR

  1. Üst akıldan bahsedenler neden kendi akıllarını kullanamadıklarını düşünsünler önce.

    Görece barış içinde geçen on küsür yıl neden heba edildi? Hangi güçler aklınızı kullanıp, gerçekci, adil, şeffaf, halka dayanan uzun vadeli projeler üretmenize engel oldular? Neden açık bir yol haritası konulmadı halkın önüne? Neden özgürlüğü olmayan bir terörist örgüt lideriyle bu işin gizli, kapaklı bir şekilde halledilemeyeceğini akıl edemediniz?

    Esad’ı var gücünüzle devirmeye çalışırken ortaya hangi durumların çıkabileceğini neden düşünemediniz?

    Üst akılı suçlayanlar, komik duruma düştüğünüzü bile akıl edemiyorsunuz!

    • Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş. Üst akılı suçlayanlar alt akıllardır.
      Bir zamanlar bir sanatçımız şöyle demişti : Türkiye orta zekalılar cennetidir.

    • 1666 izmir sabatay sevi sahte mesih kabbala inancı ile israilogulları planlarının uygulaması sonucu Osmanlı Devleti yıkıldı.
      1966 izmir kripto masonların islam inancı kurtarıcı mehdi inancı planlarının uygulanması sonucu 15 Temmuz 2016 sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin yıkılması…
      Üst Akıl Kur’an da belirtilen israilogulları fitne merkezlerinin örgütleridir.
      1- pkk bunların sufyaniyet alt unsurudur. Bunu halk tabanında zayıflatmak çözüm süreci ile sulh ile yapılmaya çalışılmıştır. Alt akıl planı bu yönde olmuştur, ama örgüt tasması elinde bulunan abd ve vatikan tarafından çözüm sürecinde ilerleme oyalama şeklinde olmuştur.
      2- Suriye meselesi de o ülkede var olan üst aklın oyunlarını bilen müslüman cemaat ve toplulukların özgürlük ve devlet kadrolarında görev alma hususunda esed den talep edilmiştir. Bu talepler hususunda ilerleme alınırken fitneci üst aklın suriyede bulunan ajan toplum mühendisleri bir kısım grupları ayaklandırmış, diğer taraftan da rejim tarafındaki aklı ile şiddet kullanılmasını planlayarak iç savaş çıkarılmıştır.
      3- 15 Temmuz sonrası hükümet sindirilmesi başarılı olsa idi iç savaş aynı şekilde başlayacaktı.
      4- Düşmanların niyetinin ve gücünün halk veya ibadet eden müminlere anlatılmalı BOYKOT MÜCADELESİ uygulanmalıdır.
      5- Ortaasya’daki planlar için obama neden sectirildi ise ülkemize de aynı niyetlerle fetö örgütünün önü açılmıştır. Siyasilerin kontrolü sağlanmak istenmektedir.
      6- Siz ne kadar üst aklın olmadığını yada olsa da önemli olmadığını beyan etseniz de PARA nin sahiplerini ve kuruluş ve örgütlerini takip ederseniz bulursunuz. Bulamazsanız o sizi tek gözlü şeytani deccaliyet ve sufyaniyet yapıları ile gözlenmekte ve kontrol etmeye calismaktadir.
      7- Yapılması gereken İMAN, EĞİTİM, BİRLİK, İHLAS, TEDBİR, TEVEKKÜL planlarının yapılarak SEFERE çıkmak, ZAFER ALLAH(c.c.)’a aittir diyerek KUR’AN VE PEYGAMBERİ yolunu benimsemektir.
      Selam ve dua ile İslam ve İnsanlık adına mücadele edenlere muvaffakiyetler nasip olmasını dilerim.

  2. Sayın Koru
    Bir gariplik var yazılarınızda
    Ya bir dostunuz ya da yukardaki benzeri gazeteciler eliyle yorum yapiyorsunuz
    Ben demiyorum onlar diyorla
    dogru yanlış cıkmaları uzerinize almıyorsunuz
    Sizin neden yorumunuz yok..
    Bana göre
    Ya da Böyle olmalı turunden
    Sizde biseyler hep eksik kalıyo
    Sanki biz ne yaparsak yapalım
    Usy aklı dışxaklı ingiliz oyunlarını asamayacak gibi hissettirme egiliminiz var..
    Dün
    r

  3. Sayin Koru bu yaziniz bana okudugum bir kitabi hatirlatti Iran sahi Riza Pehlevinin hatiralari,ingilizce ve farsca My exile sürgüdeki yillarini kanser tedavisini dahi tamamlatmiyan eski sadik mütefiklerini anlatiyor.Sizin bu yaziniz daki tesbitlerinizle aynen örtüsüyor.

  4. FK bey yine tutarsız bir analiz;
    1- Kuzey ırak kürdistanı 1976 yılında belirli şartlar gereği yada İran ve Irak gibi bölgesel ülkeleri savaşa sokmak, zayıflatmak, daha çok silah satmak yani KULLANIM süresini uzatmak için ertelendi ama 1990 yılından sonra tekrar gündeme getirilerek 2003 yılından sonra kurduruldu. Ve barzani soyadı taşıyan birisine.
    2- Şimdi suriye kurdistanı planı işliyor, aynı şartlar gereği yada KULLANILMAYA çalışılan kişinin oyuna gelmemesi nedeniyle plan süresi uzamak zorunda kalıyor.
    3- Öyle veya böyle kuzey suriye kurdistanı kurmak abd ve onu yöneten PARAsal siyonits gücün amacı. Bu sefer yanlarında şah, humeyni ve saddam yok. lakin esed var ama Türkiye ayağı planın farklında oyuna gelmek istemiyor.
    4- Devlet aklı ve RTE 2023 e kadar askeri hazırlık için zaman kazanmak istiyordu. Bunu fark eden üst akıl abd ve piyonlar eliyle saf dışı etmek istedi. Buna şu ana kadar tuzakların tuzak kurucusu ALLAH tarafından müsade edilmedi.
    5- Üst akıl zaten en az iki koldan oynar soğuk savaş yıllarında olduğu gibi birinden kovalar diğerinden kucak açarak tuzağa çekmeye yada mecbur etmeye kalkar.
    6- Siz ve fetö buna ne çare öneriyorsunuz…

    • Meksikalı arkadaş. Üst akıl hakkında bu kadar emin ve kesin yorumlar yapmak için ‘en üst akıl’ olmak gerekir. Ancak siz bunu da aşıp, insanların dünyevi bir mücadelesine Allah’ın müdahil olduğunu ve ne şekilde hüküm verdiğini de kesin bir dille belirtmişsiniz !

  5. Dış politikada dost-düşman diye bir şey olamayacağını, sadece milli (ulusal) çıkarlar olduğunu Siyasal İslamcılar yeni görmeye başladı. Ama bunu sadece pratik olarak gördüler, işin teorisini bilmiyorlar ve bu saatten sonra da öğrenemezler.

    Bu zihniyeti değiştirmek lazım, ancak başka türlü (sol!) dincilerle değil.

  6. fiziksel bir gerçekliğimiz var ; bir ayağımız bir kıtada diğeri başka bir kıtada. bu jeopolitik gerçeklik bu ülkeyi herkes için önemli yaptığına göre bizim için tek pakt olamaz o halde hem türk dünyasına ve rusyaya ve de ortadoğuya hem Amerika ve avrupaya doğru mesafede olmak gerekir. doğru mesafe bize zarar veremeyecekleri mesafedir. fayda ummaktan vazgeçeli çok oluyor..
    türkiye işi gücü bırakıp stratejist yetiştirmelidir…en acil konumuz budur.

  7. Adil ÖKSÜZün nezarette 2 gün tutulduğu yandaş haber mecralarında da yayınlandı. Ardından 14 Temmuzda tutuklanmış olduğunu internetten duyduk. Bu iki haber doğru ise komplo teorisine beyin hafiften kayıyor. Ama zamanda anlaşılır zannımca. 28 Şubattaki oyunlar da yıllar sonra anlaşılabilmişti.

  8. Savaşı hiç kimse istemez,savaş
    istenecek bir şey değil.Nitekim
    Türkiye savaşa bulaşmamak için
    çok direndi.

    Ama sınır güvenliğimizi tehdit eden
    unsurların temizlenmesi de şart
    haline geldi.

    Savaş istenmemeli,velakin savaş
    kaçkını da olmamalı.Savaş kaçkınlığı da iyi bir şey değil.

  9. Sizler fikirlerinizi ortaya dökecek mecralar bulmakta zorlanırken ne yazık ki bizler de fikirleri değerli sizleri takip etmek konusunda zorlanıyoruz. Ancak siteniz engellemelere çok naif bir cevap gibi lütfen durmayın devam edin…

  10. Günlük gazetelerden önce sizin yazınızı okuyorum artık. Özgür düşünce ne kadar büyük bir nimetmiş bugünlerde çok daha iyi anlaşılıyor. Teşekkürler.

  11. Şahsen Gülen’in Türkiye’ye gelip gelmemesi pek umurumda değil. FETÖ’nün bugünkü gücüne kavuşmasının en önemli etkeni devlet kurumları içine sızmalarına göz yumulmasıydı. Bu göz yumma ortadan kalktıktan sonra Gülen ister Türkiye’ye iade edilsin ister ABD’de ecelini beklesin, 15 Temmuz ve öncesi gücüne yeniden kavuşamaz.

    Benim daha önemli bulduğum olay Suriye’nin kuzeyindeki hareketlilik. Bana göre Türkiye makul çerçevelerde ne yaparsa yapsın ABD Türkiye’yi karşısına alamaz. Bu yüzden TSK el-Bab’dan başlayıp Menbiç’e kadar ilk etapta Fırat’ın batısındaki silahlı Kürt örgütlerinin hakimiyetini ortadan kaldırmalı. İkinci etapta ise bölgeye ilgi duyan ülkeler -Rusya, Çin, İran, Irak- (ABD’yi bilerek saymadım) ve Esad’a rağmen Suriye merkezi yönetimiyle istişarede bulunup Fırat’ın doğusuna da kaymalı ve orayı da temizlemeli.

    Son olarak da tabii ki IŞİD’in Suriye topraklarındaki varlıklarının ortadan kaldırılmasına herkesten daha çok katkı sağlamalı. Ancak bunları yaptıktan sonra etrafta çokça duyduğumuz “bölgenin yeni süper gücü Türkiye” söyleminin altını doldurabilir ve seneler evvel siyasilerimiz tarafından çokça dillendirilen kurusıkı “Esed gitsin” talebinin yaptırım gücünü önemli ölçüde artırabiliriz.

YORUM YAP