Anayasa değişikliğine sevinenler.. Fransa’daki seçime bakınca ne düşünüyor olabilir.. Onlar namına ben düşündüm…

22
Halkın seçeceği ilk cumhurbaşkanı seçimi (2014) adayları..

Yazıya ‘Fransa’ ile başlayacağım, ama bu bir Türkiye siyaseti yazısıdır.

Fransa’da dün yapılan başkanlık seçimlerine katılan adaylardan Emmanuel Macron ile Marie Le Pen ikinci tura geçme başarısını gösterdi. 15 gün sonra (7 Mayıs) yapılacak ikinci tur seçiminde, büyük bir sürpriz olmazsa, Macron’un ipi göğüslemesi bekleniyor.

İlk turda.. Macron.. oyların yüzde 24’ünü alırken.. Le Pen’in oyu.. yüzde 22…

Tabloya baktığımda gördüğüm

Bu tablo, Türkiye’de yaşayan ve cumhurbaşkanını olağanüstü yetkilerle donatmayı amaçlayan ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ için anayasa değişikliği referandumundan henüz çıkmış bir ülkenin vatandaşı olan sizlere/bizlere ne söylüyor?

Doğrusu bana çok şey söylüyor.

Sistemler.. günün ihtiyaçlarını karşılamak için değil.. gelecek düşünülerek oluşturulurlar. Bunu yaparken de, sistemi oluşturanlar, o günün durumuna ve mevcut siyasilere bakarak tercihte bulunmazlar. Bulunmamaları gerekir.

Referandum kampanyasını hatırlayın: Türkiye bunun tam tersini yaptı; birikmiş güncel sorunları çözme amaçlı bir anayasa değişikliği paketi söz konusuydu ve yetkilerin Tayyip Erdoğan tarafından kullanılacağı hesap edilerek hazırlanmıştı paket…

[Bu konuda uyarı yerine geçecek Ömer Faruk Koru imzalı ayrıntılı değerlendirme OCAKmedya sitemizde yer aldı; ben de referandum öncesi bir yazımda ona atıfta bulundum.]

AK Parti tabanında tereddütler vardı, ama kampanyanın gücü tereddütleri büyük çapta gidermeye yaradı.

Tayyip Erdoğan’ın.. 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde.. 2014’te olduğu gibi.. ilk turda yüzde 50’nin üzerinde oy alması mümkün. İkinci tura kalınsa bile, rakibinden fazla oy alması ise daha mümkün.

Öyle değil mi?

Diyelim, 2019’da bu senaryo tuttu, peki ondan sonraki seçimlerde (2024, 2029 ve sonrasında) ne olacak? Tayyip Erdoğan popülerliğinde ve oyların büyük bölümünü toplayabilecek bir aday her seçimde bulunabilecek mi?

Fransa’da olan

Fransa’da olana şimdi biraz daha yakından bakabiliriz: Ülkenin yerleşik siyasi düzeninde sağı ve solu temsil eden iki partinin (Cumhuriyetçi Parti ile Sosyalist Parti) adayları bu seçimde ikinci tura kalmayı başaramadı.

Bu adaylardan dün üstteki ikisi kazandı.. diğer ikisi kaybetti..

15 yaşındayken, ikisi de doktor olan anne-babasının muhalefetine rağmen.. kendisinden 24 yaş büyük bir kadınla evlenen.. Emmanuel Macron.. kısa süre önce kurduğu ‘En Marche’ adlı partinin adayıydı; Marine Le Pen ise.. Milliyetçi Cephe (Front National) adını taşıyan.. çoğu Müslüman ve birazı Türk göçmenleri ülkeden göndermek.. ve Fransa’nın Avrupa Birliği’yle ilgisini kesmek dahil.. bir dizi aşırı politakayı savunan partinin…

“Ne güzel işte” mi diyorsunuz?

Üzerinde biraz daha düşünün derim ben de…

7 Mayıs’ta Le Pen ipi göğüsleyip cumhurbaşkanı olamasın diye.. adayları ilk turda elenen yerleşik partiler.. Macron’a destek olma vaadinde bulundular…

‘Ehven-i şer’ sayılan adaya…

Kerhen…

Böyle bir kargaşa işte.

İşin bu noktaya varacağı daha önceki iki cumhurbaşkanlığı seçiminden belliydi zaten: Şimdiki cumhurbaşkanı Françoise Hollande ilk turda oyların ancak yüzde 28’ini alabilmişti; selefi Nicolas Sarkozy ise yüzde 31’ini…

İlk turda alınan oylar adayın toplumdaki gerçek karşılığını göstermesi bakımından önemli.

Olağanüstü yetkileri yüzde 25’lik biri kullanırsa?

Yapılacak bir seçimde bizde de birinin ilk turda yüzde 25 civarında bir oy aldığını.. ve toplumun yalnızca dörtte birini temsil ettiği halde.. ikinci turda seçilerek cumhurbaşkanı olduğunu düşünün… Yasa gücünde kararname çıkaran, yasaları veto edebilen, bütçeyi kotaran, parti genel başkanı olduğu için milletvekili listelerini hazırlayan, yargı dahil bürokrasinin tepe noktalarına doğrudan atama yapan, iç ve dış politika önceliklerini belirleyen biri.. ama yalnızca yüzde 25’lik bir kitleyi temsil etmekte…

Meclis’i erken seçime de götürme gücüne sahip bir cumhurbaşkanı ve halkta sadece yüzde 25 desteği var…

Fransa’da 7 Mayıs’ta yapılacak seçimde Fransızlar tam da böyle birini Elysée Sarayı’na yerleştirmiş olacaklar…

Hollande ve Sarkozy Fransızları tercihlerine pişman etmişti, yeni başkan herhalde tüy dikecektir…

Umarız bizde böyle bir durum ortaya çıkmaz.

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Ben bu fransa seçimlerinde,fransız halkının %24 oy alan bu adaya..Ooooo efendim siz %24 aldınız geriye kalan %64 lük bir blok var bunları görmezden gelemezsiniz,bu seçim meşru değildir demedi adamlar..Bizde ise %51.4 lük bir başarı var ama maalesef bizim ülkemizde bunu hazmedemeyen bunun demokrasi olduğunu anlamayan insanlar var…Diyeceksinizki seçimlerde hile oldu bilmem ne oldu..Hep aynı terane aynı tiyatro…

  2. Hollanda parlementer sistemle yönetiliyor.
    Bakın Hollanda da seçim sonrası durum ne:
    Bir haberden alıntıdır.

    Başbakan Mark Rutte’nin liderliğindeki Liberal Parti (VVD) 31 sandalyeyle ilk sırada yer alıyor. Türk bakanlara yönelik skandal tavır ve aşırı sağ söylemlerinin ardından oyunu artırdığı görülen Rutte’nin partisi yine de aldığı oyla, 2012 seçimlerinde elde ettiği 41 sandalyenin gerisinde kaldı.

    VVD’yi 19’ar sandalye ile aşırı sağcı Geert Wilders’in liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), Demokratlar 66 ile son zamanlarda İslam karşıtı söylemlerde bulunan Hristiyan Demokrat Parti (CDA) takip ediyor.

    2012’de 15 milletvekili çıkaran yabancı ve İslam karşıtı PVV, birinci olamasa da oyundaki gücünü artırdı. Ayrıca hem Demokratlar 66 hem de CDA 2012 seçimlerine göre daha fazla milletvekili çıkaracak.

    GroenLinks’in (Yeşiller) 16 sandalye kazanacağı öngörülen seçimde, en çok kaybı 2012 seçiminde 38 sandalye elde ederek hükümet ortağı olan Lodewijk Asscher liderliğindeki İşçi Partisi (PvdA) yaşadı. PvdA bu sefer 9 milletvekilinde kaldı.

    DENK 3 MİLLETVEKİLİ KAZANDI

    PvdA’nın entegrasyon politikasına güvenoyu vermedikleri için ihraç edilen Türk milletvekilleri Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün kurduğu DENK Partisi ise 3 sandalye elde etti. Son yıllarda Hollanda’da Müslüman ve Türk karşıtlığının giderek artması üzerine sesi duyulmayan insanların sesini duyurmak için siyasi arenaya giren DENK’in katıldığı ilk seçimde milletvekili çıkarması önem arzediyor.

    4 PARTİLİ KOALİSYON BEKLENİYOR

    Bu durumda, hiç bir parti tek başına hükümet kuracak çoğuluğa ulaşamadı. 4 partili bir koalisyon bekleniyor.

    Resmi sonuçlar ise 21 Mart’ta açıklanacak. Sonuçların resmiyet kazanmasının ardından hükümet kurma görüşmeleri başlayacak. En fazla milletvekili çıkaran partinin diğer partilere hükümet kurma teklifi götüreceği sürecin, günler, haftalar hatta aylar süreceği belirtiliyor. 1977’deki seçimin ardından hükümet 208 günde kurulmuş, 2012’de ise sonuca 54 günde ulaşılmıştı.”

    Şimdi soruyorum:
    4 partinin birleşerek kurduğu koalisyon mu daha etkin bir yönetim sergiler yoksa halkın en az %51 inin oyunu alan bir yürütme mi?

    Fransa’daki durum seçim yapılıyor. Bu seçimde az oy alanlar eleniyor. 2 kişi 2. Tura kalıyor. Halk ikisinden birine karar veriyor. Bu süreçte kaybedenler üst tura çıkan adaylardan birine destek olabilir de olmayabilir de.
    Sonuçta yürütmeyi insanların %50+ sı belirliyor.
    Türkiyedeki Parlementer sistemde %10 ile dahi başbakan olabilirsiniz. Eğer d.bahçeli kabul etseydi 7 haziran sonrası %16 ile başbakan olacaktı.
    İşte böyle çürük işlemez bir sistem bu.
    Koalisyonlarda başbakanın elini kolunu bağlayan bir sistem.

    Bu milletin ayağını öpmeyen bu ülkede söz sahibi olamayacak artık. Neden ? 51 almak hiç kolay değil.
    Burhan kuzu hocamın dediği gibi. Bu sistem mevlana sistemidir. Ne olursan ol gel sistemidir.

  3. Anayasa değişikliği ile ilgili olarak burada yapılan yorumlara baktığımızda,değişikliğe evet diyen yorumcuların,neye evet dediklerinin bilincinde oldukları net bir şekilde görülüyor. Tam aksine hayır diyenlerin neye hayır dediklerinin farkında olmadıkları anlaşılıyor.

    Dolayısı ile getirilen sistem halktan gizleniyor,
    halka anlatılmıyor söyleminin bir şehir efsanesi olduğu da böylece açığa çıkmış
    oluyor.

    • Seçilen resim, kullanılan kelimeler yazının amacını destekliyor. Dershanelerin kapatılma tartışmalarıyla başlayan bu süreçte Fehmi Bey’in yazıları çok değişti, çok.Neden acaba?

  4. Yazınızın ana fikri,Fransa nın bizim 16 Nisanda terkettiğimiz parlementer sisteme geçerek sorunlarını çözebieceği gerçekliği mi.Acaba?

  5. Sorun parlamenter veya başkanlık sorunu değildir. Başkanlık sisteminde olan parlamenter sistemde de vardır. Türkiye’de grubu olan dört parti vardır. Türkiye dinsizleşme baskısından kurtulmaya İnönü cumhurbaşkanı olduktan sonra 40’larda başladı. Adım adım halkımız dini özgürlüğü eline aldı. Hala da tam almış değildir. Hala tarikatlara resmen baskı vardır. Hala bir diyanet işleri var halk onun fetvaları ile dindar olma durumundadır. Hala laiklik odağı bahanesiyle partiler kapatılıyor. Şaşkın AK Parti, partiler yasasını değiştireceğine ordunun düzenini bozma peşinde.
    İşte bu dini baskıdan kurtulma çabası sebebiyle AK Parti 15 senedir iktidardadır. 16 Nisan’ın ‘Evet’i de buna dayanmaktadır. AK Parti yap-işlet nedeniyle ülkeyi imar etmiştir. Devlet garantisi ile yapılan yatırımlar, bir kriz zamanında Türkiye’yi duyunu umumiye vesayetine götürme durumundadır.
    Yarın AK Parti’nin iktidarı %30’lara düşebilir. Çeyrek ekseriyetle meclise gelir. Gelenler parti içinde ekseriyetle gelmiştir. Yani iktidarı %12 temsil ediyor. Grup kararında yarısı ile alınabiliyor. Demek ki devlet %6’sı ile yönetiliyor. Milletvekilleri hiçbir zaman kendi iradeleri ile oy kullanmıyorlar. Anayasa oylamasında bunu gördük. İki partinin oy oranı %64’tür. Meclis oylamasında bu oyu korudu ama halk oylamasında %12 fark etti. Bahçeli bundan sonra AK Parti’nin yanında değildir.
    O halde ister başkanlık sistemi olsun, ister parlamenter sistem olsun önce ekseriyet sistemini terk edeceğiz. Kararları ekseriyetle almayacağız. Başkan istişare ettikten sonra kararı resen alacaktır. Parti grupları, başkanın aldığı istişare kararına karşı hakemlere gidebilir. Hakem kararları kesindir. Yine meclis grupları, başkanın uygun olmayan tasarruflarına karşı hakemlere gidebilirler. Hakemler karar verebilir. Kuran’ın emrettiği budur. “Onlarla istişare et ve kararı sen ver.” diyor.
    Ekseriyet sistemi yerine nispi sistem getirilecektir. Partiler aldıkları oy nispetinde bakan vereceklerdir. Cumhurbaşkanının görevlendirdiği başbakan, hükümeti grubu olan siyasi partilerden aldıkları oy nispetinde bakan alarak hükümeti kuracaktır. Yani bütün parti grupları ile uzlaşmak zorundadır. Cumhurbaşkanının görevlendirdiği kimse olan başbakan, meclisin ittifakı ile hükümeti oluşturmuş olacaktır. Yani partiler yönetime nispi sistemle katılacaklardır.
    Meclisin denetiminde ekseriyet oylamasıyla düşürme şeklinde değil de grup başkanlarının yargıya gitme yetkisiyle olacaktır. Yani yargı denetimiyle olacaktır.
    Ekseriyet sisteminde hepsi çıkmaz sokaktır.

  6. sayın fehmi bey son parlementer seçimlerde şayet kılçtaroglunun gel koalisyonun başbakın sen ol teklifini devlet bey kabul etseydi yüzde kaçla bu ülkenin başbakanı olacaktı?

    • Haziran seçimlerinde CHP %25, MHP %16 ve HDP %13 oy almıştı. Bu üç partiden oluşan koalisyon gerçekleşseydi seçmenlerin %54’ünü temsil edecekti. Bu oran bence yine sağlıklı olmasa da AK Parti’yi 2002 seçimlerinde tek başına iktidar yapan %34 ten çok daha yüksek.

  7. Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde Cumhurbaşkanlık ve milletvekili seçimleri aynı günde yapılıyor. Birinci turda %25 alan adayın partisinin milletvekili seçiminde de çok yüksek oy almış olması sözkonusu olamaz Yani, muhtemelen, karşı olan partiler yaklaşık %75 oy almış ve yaklaşık milletvekillerinin %75i ikinci turda seçilen Cumhurbaşkanına karşı görüşte demek. Eğer bu Cumhurbaşkanı sorumsuz davranıyorsa, meclis (2/3, %67 çoğunlukla) onun işini sonlandırıp seçime gidebilir. Anayasadaki değişiklikler bu gibi durumlar için çözüm sunmuş durumda.

  8. Macron’un ehven-i ser olduguna katilmiyorum. Populist bir aday degil. Onerdigi politikilar gayet mantikli ve tutarli. Ben kendisini en cok liberal-muhafazakar olarak tanimlayabilirim ki iyi bir cizgi bence.

    Turkiye’ye gelince, bu degisikligin uzun soluklu olacagini zannetmiyorum. Secim muhtemelen 2018 yazinda olur. AKP “yazlikci” faktorunu dusunecektir. O zamana kadar “Turkiye’de dogmus Suriye’liler ve ebeveynlerine vatandaslik” gibi bir girisim de bekliyorum. Ilk turda Erdogan kazanir secimi cunku karsisinda sansi olabilecek aday yok. Ilk turda secilememesi ancak diger her parti kendi adayini cikarirsa olur ama o sekilde ikinci olan adayin da bir sonraki turda muhalefet oylarini toplamasi imkansizdir. Ilk turda ortak aday cikarsa da muhalefet tabani heyecanli bir destek icinde olmaz. Gerci Ekmeleddin Ihsanoglu benim bekledigimden daha cok oy aldi. Muhalefeti ancak bir “Hulusi Kentmen” birlestirebilir, o sekilde halkin her kesimine hitap edebilecek biri de yok.

    2018’den sonraki secimi Erdogan muhtemelen kaybeder. O zaman da gercekten toptan yeni bir anayasa ile sistem gene degisir. O zamana kadar yapilacak en iyi sey bence AKP icinde durumdan memnun olmayanlarin, umarim ki, artik seslerini cikarmaya baslamasi, hosnutsuz AKP secmeninin de oylarinii Saadet Partisi’ne yonlendirmesidir.

    • Macron Maliye Bakan’ı olmadan önce
      Rotschild’lerin bir yatırım şirketinde
      yönetici idi.

      Buradan Taha Kıvanç’a bir öykü çıkar
      herhalde.

  9. ..”Tayyip Erdoğan’ın.. 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde.. 2014’te olduğu gibi..” yüzde 50’nin üzerini bulması, bu günün şartlarında şimdiden zor görünüyor, ancak ikinci turda bu kesin; fakat toplumsal muhalefet artarak devam edeceğe benziyor.. referandum sonrası bile kullanılan dilin etkisiyle…

    İkinci turda seçilmiş bir başkan olarak, Sayın Erdoğan’ın bile Türkiye’nin siyasi şartlarında başarılı ve istikrarlı bir karneye sahip olması eskisi kadar mümkün olmayabilir ve bu çok tartışılan bir konu olarak ülkenin gündemini bayağı meşgul eder.

    Ancak şimdiden bütün her şeye rağmen 2019’a kadar fiili bir başkanlık sisteminden bahsedebiliriz ve bu sistemin başında da Başkan Erdoğan var. 2019’da rahat bir seçim geçirmesi Erdoğan’ın bundan sonraki icraatlarına bağlı ve sanırım bu dönemde Erdoğan siyaseten büyük riskler alacak.

    Keskin kutuplaşma üzerine bina edilecek bir propagandanın geri tepeceğini 16 Nisan nispeten gösterdi.

    Yapacağı tek şey silkinip fabrika ayarlarına döneceği ve ekonomide kısa sürede iyileşmeyi sağlayacak ve halkın cebine yansıyacak bir program uygulamak.. akabinde kucaklayıcı bir dil kullanmak. Belki halk, kendini huzurlu ve güvende hissettiği bir durumda gönül rızası içerisinde ‘olsun, Erdoğan’la bu sistemi en azından bir deneyelim, olmasa eskisine devam ederiz; buna kararı veren nasıl olsa biz olduğumuza göre’ diyebilir.

    Bu Türkiye’nin son 15 yılına damgasını vurmuş bir Erdoğanlı tablo. Birde yeni sistemde, yani 2019′ da ki seçimlerde bu tablo içerisinde Erdoğan’ın olmadığını düşünün.. Siyasetin önde giden isimlerini gözünüzün önüne getirin, hiç birinin Erdoğan kadar oy alabileceğini ve onun kendisi için dizayn ettiği bir sistemi, hangisinin ne kadar taşıyabileceğini bir tahmin edin veya Türkiye’nin…

    İki şey arasında sıkışıp kaldık. Biri Erdoğan, diğeri yeni sistem.

    Nasıl aşarız, fikri olan söylesin.

    Benim fikrim; Erdoğan’ın şimdi de fiilen kullandığı Başkanlık vasfı ile 2002- 2010 dönemini yeniden yaşatmaya çalışması. Belki o zaman kendini de ülkeyi de sıkıştığı yerden çıkarabilir.

    Yani ‘Fiili Başbakanlık’ ile..

  10. travmatik bir zamandayız vesselam. öldük bittik mahvolduk diye kendi iç dünyasını türkiye aynasında görenler, nefret dili kullanan bir bildik zümre, ırkçı söylemler geliştiren batı, din düşmanlıkları vs…
    böyle bir zamanda 2019 da seçileceği öngörülen bir CB nının görev süresi bittikten sonraki yıllarda düşük oy profilli biri gelir de o da ülkeyi kötü yönetirse ne olur kötü olur mealli bir yazı okurlarına ne katar bilemedim.
    fransa seçimlerine yer verilmiş bir düşünce 10 yıl sonraki bir belirsizliğe uzamaktansa le pen gibi son derece ırkçı kötücül söylemleri olan birinin burun farkıyla geçiliyor olmasının nedenleri ve sonuçları üzerinde dursa bence daha faydalı bir gidişat tutardı. zira şu an aldığı oyların yarısını bile almış olsaydı ortada endişelenecek ciddi durumlar var demekti…dünya savaşları bu ırkçılıkla başladı ve çıktı, bu savaşlarda ağır hasarlar almış büyük bedeller ödemiş bu ülkelerde olanlar bence 10 yıl sonra ya şöyle olursa ya böyle olmazsa demekten çok daha acil yorum yapılmasını getiriyor.
    sonuçta seçimlerde kim fazla oy alırsa ipi o göğüsler. her zaman % 60-70 ya da 90 la oy almış lider bulmak mümkün müdür. RTE bile % 50 yi biraz geçebildi. % 25 oy alan ve seçilen kişi % 25 lik bir kitleyi temsil etmekte demek ne demektir o artık herkesi temsil etmektedir. seçilmenin bir yolu vardır bu yolu geçmenin kurallarıı vardır. önemli olan fırsat eşitliğidir. özellikle yeni sistemde aday göstermek son derece kolaylaştırılmıştır…şimdilik demokrasiden daha iyi bir yol bilmiyoruz. dünyanın hiç bir yerinde % 80-90 barajı yoktur. çok beğenilen batı ülkelerinde de nispeten fazla oy alan oy verenlerinde vermeyenlerinde başkanı seçilmektedir…demokrasi budur kurallar neyse odur…oy aldığı kitleyi temsil etmek te ne demektir…

  11. malesef bende aynı kaygıyı taşıyorum ve ne yazıkki aynı tabloyu türkiye ‘nin de yaşayacağını düşünüyor ve endişe ediyorum,bu haliyle ANAYASA değişik liği güdük kaldı.

  12. “Benden sonra fırtına”, neden demişler?
    Tayyip Erdoğan’ın bunu dememiştir.
    Şu olamaz mı: “Zaten fırtına içindeyiz; bu yüzden cumhurbaşkanlığı yönetim sistemini halka sunduk.
    Koşulla;, nicelik sel etkiler,coğrafi, sosyokültürel konumlanmalar, toplumsal hedefler; beslenme, gelir tarzları…bunların zorladığı çıkış metotlarının bizdeki serüveniyle, “fırtınacıların”yiten güçlerinin serüveni
    neden aynı olsun? “Rasyonel Beklentiler Kuramı” tek yönlü değil, çok yönlüdür.

  13. Arkadaşlar ben ilkokul mezunuyum neredeyse 1985 lerden bu tarafa bu alanı takip etmeye çalışıyorum belki okul düzeyi olarak yeterli deyil ama okumak düşünmek gündemi takip etmek okulla alakalı deyil,

    Şimdi soruyorum meclisin kurulduğu yani parlementer sisteme geçildiği günden butarafa tek parti dönemi hariç ve Menderesi.Özalı saymassak 2002 yılına kadar bizi yönetenler yüzde kaçla gelmişler o dönemin Cumhurbaşkanları kaç milletvekilinin oyunu almışlar ve seçilip bizi yönetmişler
    Yüzde 30 u geçmişmi ?

    Şimdi yüzde ellinin üstünde oy alan bir aday bizi yönetmeye talip sizler tutturmuş tek adam dönemi diyorsunuz Allah aşkına önemli olan yönetenlerin zihniyetimi insanlığımı yoksa tek adam oluşumu bu ülkeyi yönetecek hükümetin ve başbakanın amacı başka ise farketmez bu ha parlementer sitem olmuş ha Cumhurbaşkanılığı ne farkeder geçmişte bir sürü örnekler var anlayana
    Parlementer sistemde özgür olmayan bir başbakan Askerin .Yargının .ve Cumhurbaşkanı nın arasına sıkışmış bir yönetim bu dahamı iyi sizce?

    Hep avrupa örnek verilirdi noldu bizim tezimizi desteklemiyor diye şimdi avrupanın kötü gördüğünüz yanını bize mal ediyor

    Osmanlı yıllarca tek adam ve seçimsiz yıllarca adalet içinde bu corafyayı yönetmedimi nezaman avrupa sevdası başladı o zaman çöküş başlamadımı?

    Allah cc bu ümmeti hak ve doğruluktan ayırmasın..

  14. Bu yazıya eleştiriler

    1. Yazınızda “İlk turda alınan oylar adayın toplumdaki gerçek karşılığını göstermesi bakımından önemli.” denmiş siyaset bilimi açısından seçmen tercihleri incelendiğinde partilere oy veren seçmenlerin tek bir tercihlerinin olmadığı çoğu defa ikinci ve üçüncü tercihleri olduğu gibi hiçbir zaman oy vermeyecekleri partilerin de olduğu görülmüştür. Dolayısıyla ilk turda alınan oylar toplumda gerçek tercihleri yansıttığı gibi 2. turda alınan oylar da toplumdaki gerçek tercihleri gösterir.

    2-Yazınızda “Meclis’i erken seçime de götürme gücüne sahip bir cumhurbaşkanı ve halkta sadece yüzde 25 desteği var…” denmiştir.

    Hadi varsayalım 1. turda %25 desteği olan birisi 2. turda cumhurbaşkanı seçilsin ve cumhurbaşkanı meclisi seçime götürdü. Sonuç kendisi ilk defa seçilmiş ise ikinci defa cumhurbaşkanı olmak için yarışmak zorunda eğer ikinci defa seçilmiş ise bir daha cumhurbaşkanı seçilemez. Burada sorun cumhurbaşkanının bir defa daha seçilememesi mi ? Hadi diyelim ki ilk defa seçildikten sonra meclisin yenilenmesini istedi bu durumda cumhurbaşkanınında yeniden seçilmesi gerekecek eğer toplumda %25 desteği varsa 2. turda zaten zar zor seçilmiş demektir. Bu durumda ikinci defa seçilmesi kolay mı? Hadi tekrar başardı diyelim partisinin meclisteki vekil sayısı yine toplumdaki %25 lik oran karşılığı olmayacak mı? Kısaca demem o ki cumhurbaşkanı seçime gitti ne oldu? Neyi değiştirdi, bunun sonucunda nasıl bir sakınca meydana geldi? Bizim anlamadığımız başka bir durum mu var? Konu ne? Sizin farkına vardığınız ama bizim gözden kaçırdığımız hususlar nedir.? Zahmet olmazsa anlata bilir misiniz?

    3- Yazınızda “7 Mayıs’ta Le Pen ipi göğüsleyip cumhurbaşkanı olamasın diye.. adayları ilk turda elenen yerleşik partiler.. Macron’a destek olma vaadinde bulundular…‘Ehven-i şer’ sayılan adaya…Kerhen…Böyle bir kargaşa işte.” Seçimde elenenler destek vadinde bulunmasının neresi kargaşa

    4-Yazınızda “Yapılacak bir seçimde bizde de birinin ilk turda yüzde 25 civarında bir oy aldığını.. ve toplumun yalnızca dörtte birini temsil ettiği halde.. ikinci turda seçilerek cumhurbaşkanı olduğunu düşünün… Yasa gücünde kararname çıkaran, yasaları veto edebilen, bütçeyi kotaran, parti genel başkanı olduğu için milletvekili listelerini hazırlayan, yargı dahil bürokrasinin tepe noktalarına doğrudan atama yapan, iç ve dış politika önceliklerini belirleyen biri.. ama yalnızca yüzde 25’lik bir kitleyi temsil etmekte…” denilmiş %25 lik kitleyi temsil eden bir kişi milletvekillerinin listesini yapsa ne olur mecliste azınlığa düşmüş, %25 lik desteği varsa mecliste azınlıkta demektir. O zaman bütçeyi nasıl kotaracak.

  15. Sn Koru,

    İkinci turda oy verenler robotlar değil,
    özgür iradelerini kullanan insanlar.

    Sistemin etkinliğini ancak yaşayarak
    anlayacağız.Daha uyum yasaları var.
    Olan oldu.Biraz sabır ve tevekkül lütfen.

    Nasılsanız öyle yönetilirsiniz sırrınca, Millet eninde sonunda hak ettiği yönetim
    sistemine kavuşacaktır.

  16. Anayasa değişikliğinin Erdoğan düşünülerek
    yapıldığı tezine katılmıyorum.Erdoğan şu
    anda Cumhurbaşkanı ve kurucusu olduğu
    parti de tek başına iktidarda.Dolayısı ile
    Türkiye’yi,partisinin desteği ile Başkan gibi
    yönetme imkanına sahip.Kendisinin halkın
    oyuyla seçilmesi de O’na bu imkanı veriyor.
    Sistem değişmeseydi bir sonraki seçimde
    Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilme
    ihtimali yüksek göründüğü gibi Ak Parti’ye
    desteğin de devam ettiği anlaşılıyor.

    Bu tabloya bir de Erdoğan’ın da hepimiz gibi
    bir fani olduğunu eklediğimizde değişikliği
    O’nun şahsıyla ilişkilendirmenin anlamsızlığı
    ortaya çıkıyor.

    Öte yandan başkanlık seçimlerinde adayların
    1.turda aldıkları oy değil,2.turda alacakları
    oy esas alınacaktır.Ve 2.turda başkan seçilen kişi her hal ü karda %50’nin üzerinde bir oy alarak seçilecektir. Bu Fransa için de,Türkiye
    için de böyledir.Aksi takdirde 2.tur seçimi
    yapmanın bir anlamı kalmazdı.Birinci turda
    kim en fazla oyu alırsa başkan seçilmiş
    olması gerekirdi.Fehmi Bey ikinci turu
    yok farz ediyor.Birinci turda alınan oyları
    esas alarak,%25 desteği olan bir kişi tek
    başına kararname çıkarabilecek diyor.
    Halbuki böyle bir durumda meclisin o
    kararnameyi bir kanun çıkararak iptal etme
    imkanı var.%25 Destekle seçilen kişinin
    mecliste çoğunluğu yok demektir.Meclis onu
    çok rahat frenleme imkanına sahip olacaktır.

    Öte yandan ülkelerin yapısı,sosyolojisi birbirine uymaz.Fransa’da olan Türkiye’de de
    aynen olacak diye bir şey yok.Türk halkı marjinal tiplere iltifat etmez.

    Başkanlık seçimlerinde her parti halkın çoğunluğunun desteğini alacak bir aday
    göstermek zorunda kalacak.Sıradan birini aday göstermeyecek.Gösterirlerse
    yarışı peşinen kaybetmiş olurlar. Büyük bir ihtimalle partiler ortak aday belirleyecek.
    Dolayısı ile Fehmi Bey’in dile getirdiği
    olumsuzluklar yaşanmayacaktır.

    • 100 bin imza toplayan başkan adayı olabilecektir. Seçmeni ikna eden başkanlığı da alır. Halkın değişim istediği ve zor zamanlarda kime oy vereceği belli olmaz.

YORUM YAP