Köle azad olmayı yeterli bulmaz.. kendisine özel bir medya düzeni de ister..

11

Eskiden, ama çok eskiden, makam masaları ahşap olur, üstüne boylu boyunca bir cam konurdu. Cam ile ahşap arasına da fotoğraflar yerleştirilirdi.

Benim masamın bana bakan kısmında yabancı bir gazeteden kestiğim tek bir cümle vardı.

Cümle ABD’nin kurucu babalarından Benjamin Franklin’e (1705-1790) ait bir özlü söz: “Bir kölenin en büyük arzusu.. azad olmak değil.. kendine ait bir köleye sahip olmaktır…”

Zaman zaman aklıma gelir ve dünya ahvaline bakarak o özlü söz üzerine düşüncelere dalarım.

Trump.. Putin.. Netanyahu.. ve Özal..

ABD’de Donald Trump başkanlığa seçilir seçilmez ülkesinin medyasıyla takışmaya başladı, biliyorsunuz.

Kampanyası sırasında bazı önemli gazeteler ve siyasette ağırlığı olan internet siteleri muhabirlerine yasaklar uygulamamıştı; başkan seçildi, medya için ağzına geleni söylemeye başladı.

Medya mensupları, Başkan Trump’a göre, ‘halkın düşmanı’ sıfatını hak edecek kişiler…

Yalnızca Fox-TV’yi seviyor Trump, gazetelerden hoşlandığı pek yok…

Eğer bir dönemden daha fazla kalıcı olmayı düşünüyorsa.. yakında, pek yakında.. ya kendi çizgisinde yayın yapan gazeteler oluşturmaya.. veya.. mevcut gazetelerden bazılarını kendi çizgisinden yana tavır almaları için zorlamaya başlayabilir…

Rusya’da Vladimir Putin zaman içerisinde öyle yaptı da…

Bugün Rusya’da ‘muhalif’ sayılacak gazete ve televizyon kanalı neredeyse hiç yok; Putin’in kolları, kurdurduğu uluslararası bir TV kanalı ve uluslararası bir ajans aracılığıyla başka ülkelerin iç siyasetine müdahaleye kadar uzanıyor…

Elbette ABD ile Rusya sistemleri birbirine hiç benzemeyen iki ülke; birinde basın özgürlüğü anayasal bir hak.. diğerinde ise liderin iki dudağı arasında…

Ancak ABD’de yeni başkan, Trump, fırsat bulsa, bu ‘kuruluş yanlışlığını’ değiştirmeye kalkışabileceği izlenimi veriyor…

O da kendine ait bir medya düzeni peşine düşecektir.

Tıpkı İsrail’de Başbakan Benjamin Netanyahu’nun yaptığı gibi…

Sheldon Aderson.. Benjamin Netanyahu..

Netanyahu kendisine bağlı bir medya oluşturmada fazla zorlanmadı; ancak ülkenin en çok satan gazetesi Yedioth Ahronoth’u yanına çekmeyi başaramadı.

O da.. ABD’nin en zenginlerinden.. İsrail vatandaşı.. kumarhaneler sahibi Sheldon Aderson’u.. rakip bir gazeteye yatırım için ikna etti; Yedioth Ahronot’un satışını ve reklam gelirlerini tırpanlamak amacıyla…

Tırpanladı da. Yedioth Ahronot’un patronu Arnon Mozes’i dize getirmişe benziyor NetanyahuMozes’le “Sen bizi eleştirmekten vazgeç, ben de Aderson’u ikna edip rakibini gemleyeyim” pazarlığı yaptığının kasedi çıkınca.. Başbakan Netanyahu hakkında adli soruşturma açıldı…

Benzer bir durum bizde de 1980’lerin sonunda yaşanmıştı: Turgut Özal.. önce Dinç Bilgin’in Sabah gazetesini Hürriyet’in karşısına dikme girişiminde bulunmuş.. Sabah da farklı sesler çıkarmaya başlayınca.. İngiltere’nin en zenginlerinden Kıbrıslı işadamı Asil Nadir’i medyaya girmesi konusunda teşvik etmişti…

Günaydın Medya Grubu’nu satın aldırdı Asil Nadir’e Özal; o da ardından dönemin önemli gazetesi Güneş’i ve dergisi Nokta’yı grubuna kattı, gözünü Hürriyet’e dikti.

Sonu iyi gelmedi ama…

Benjamin Franklin ne demişti?

Diyeceğim şu: Putin’in Rusya’da becerdiği.. Netanyahu’nun İsrail’de yapmaya çabaladığı.. Trump’ın ABD’de “Ah ben de yapabilsem” diye iç geçirdiği, Türkiye’de uzun yıllar önce denenmiş bir şeydir…

Her muktedir, basını (medyayı), dizleri üzerine çöktürmeden ve kendine muti bir medya düzeni oluşturmadan rahat etmiyor.

100 dolardaki resim.. Benjamin Franklin..

Franklin’in ‘kendisine ait bir köleye sahip olmayı arzulayan köle’ tespitini haklı çıkartacak şekilde…

‘Çakma haber’ düşmanı görünüyor Trump, ama istediği, kendisinin lehine olacak ‘çakma haberler’ yayını yapacak bir medya düzenidir.

Kendisine pahalıya mal olsa ve sonunu getirecek olsa da…

Amerikan medyası Trump’ın niyetini anladı ve daha ilk günden itaat etmeyeceğini belli ediyor; ülkenin ana-akım medyası.. gazeteler ve televizyonlar.. onları yönetenler ve çalışanları.. gazeteciler ve televizyoncular.. eğilip bükülmeye karşı çıkıyor…

Mücadele büyük ve ciddi orada.

Bu kadar ayrıntıyı, lâfı bizdeki son medya eksenli tartışmalara değinebilmek için verdim.

Referandum sonrasında gazetelerin sütunlarına ve ekranlara yansıyan kavgalara…

Daha önemli bir konu kendisini zorlamazsa o konuyu da yarın ele alırım.

ΩΩΩΩ

11 YORUMLAR

  1. Mrb.BEKİR bey her iki cephe içinde bilinçliler olduğu kadar,bilinçsizlerde var. Bu açıdan genelleme yapılması pek doğru olmaz…Milletvekilleri çok iyi biliyorlardı evet yada hayır derken çoğu EMİR KULUY’du, bu arada fehmi beyde hayır kullandı nedenini anlattı değilmi…

  2. Ak Partiden sonra bizde de iktidar yörüngesinde bir medya düzeni oluştu. Bağımsız bir medya düzeni mi o ayrı konu. Ancak bana göre en azından Hürriyet’in surları sürekli dövülüyor. Bakarsınız bir gedik açılır.

  3. Sn Fehmi Koru,

    Daha önemli bir konu bugün cereyan etti zahir:

    http://www.diken.com.tr/akpmnin-turkiyeyi-yeniden-denetim-surecine-almasi-ne-anlama-geliyor/

    İbreti alem bir karar.AB’yi cücelerin
    yönettiğini dünyaya ilan ediyor.AKPM’ye
    göre Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde bir darbe yaşanmadı, dünyaya oyunun adı: ‘Başarısız Bir Darbe Nasıl Yapılır’ olan bir müsamere izletildi. Amerikalı’ların Ay’a ayak basmadığı gibi Milyonlarca figüranı olan bu müsamerede ölen ya da yaralanan olmadı.Ve yine, bir ülkede kıyamet dahi kopsa OHAL uygulaması ve KHK’larla bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlama imtiyazı yalnız ve yalnız AB üyesi hükümetlere aittir.

    Bu karar FETÖ’nün AB karar mekanizmaları üzerinde ne kadar etkin
    olduğunun da delilidir.AKPM’nin bu kararı alırken pekala bu kararın Türkiye’nin iç barışına katkı sağlamayacağını, bilakis ters teperek, AB Türkiye ilişkilerini daha da zora sokarak Türkiye’nin iç barışına olumsuz katkı vereceğini bilmeden kazaen aldığını düşünmek safdilliğin alasıdır.

    Hükümetin FETÖ ile mücadele kapsamında mağdur ve masum olanların
    haklarının geri verilmesi ve adaletin bir nebze de olsa temini konusunda bazı olumlu adımlar atacağı bir aşamada olduğumuzu düşünürken, bu karar bu mağduriyetlerin daha da yaygınlaştırılıp
    ağırlaştırılmasına hizmet edecek ve bu sonuç da en fazla FETÖ’yü mutlu edecektir.

    AKPM’nin bu kararı kişisel olarak bizlere; yetti artık, inceldiği yerden kopsun diye isyan ettirecek bir karar olabilir.Ama her şeye rağmen Hükümetin ülkenin ali çıkarlarını düşünerek ölçülü bir tepki vermesini umalım.Yoksa AKPM’nin bu kararla hedeflediği amacına ulaşmasına hizmet etmiş oluruz.

    Aklın yolu bir.Tevafuken Sn Mustafa Karaalioğlu da bugün Karar’daki köşedinde bu konuyu enine boyuna detaylı işlemiş:

    http://m.karar.com/yazarlar/mustafa-karaalioglu/akpm-kararindan-sonra-ne-olur-ne-olmali-3854

    Sağduyunun egemen olması dileğiyle,

  4. Sn Fehmi Koru,

    Daha önemli bir konu bugün cereyan etti zahir:

    http://www.diken.com.tr/akpmnin-turkiyeyi-yeniden-denetim-surecine-almasi-ne-anlama-geliyor/

    İbreti alem bir karar.AB’yi cücelerin
    yönettiğini dünyaya ilan ediyor.AKPM’ye
    göre Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde bir darbe yaşanmadı, dünyaya oyunun adı: ‘Başarısız Bir Darbe Nasıl Yapılır’ olan bir müsamere izletildi. Amerikalı’ların Ay’a ayak basmadığı gibi Milyonlarca figüranı olan bu müsamerede ölen ya da yaralanan olmadı.Ve yine, bir ülkede kıyamet dahi kopsa OHAL uygulaması ve KHK’larla bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlama imtiyazı yalnız ve yalnız AB üyesi hükümetlere aittir.

    Bu karar FETÖ’nün AB karar mekanizmaları üzerinde ne kadar etkin
    olduğunun da delilidir.AKPM’nin bu kararı alırken pekala bu kararın Türkiye’nin iç barışına katkı sağlamayacağını, bilakis ters teperek, AB Türkiye ilişkilerini daha da zora sokarak Türkiye’nin iç barışına olumsuz katkı vereceğini bilmeden kazaen aldığını düşünmek safdilliğin alasıdır.

    Hükümetin FETÖ ile mücadele kapsamında mağdur ve masum olanların
    haklarının geri verilmesi ve adaletin bir nebze de olsa temini konusunda bazı olumlu adımlar atacağı bir aşamada olduğumuzu düşünürken, bu karar bu mağduriyetlerin daha da yaygınlaştırılıp
    ağırlaştırılmasına hizmet edecek ve bu sonuç da en fazla FETÖ’yü mutlu edecektir.

    AKPM’nin bu kararı kişisel olarak bizlere; yetti artık, inceldiği yerden kopsun diye isyan ettirecek bir karar olabilir.Ama her şeye rağmen Hükümetin ülkenin ali çıkarlarını düşünerek ölçülü bir tepki vermesini umalım.Yoksa AKPM’nin bu kararla hedeflediği amacına ulaşmasına hizmet etmiş oluruz.

    Sağduyunun egemen olması dileğiyle,

  5. Bugün Sermaye’nin hakim olduğu düzen vardır. Ekseriyet sistemi ile istediği kimseyi iktidara getirmektedir. Bunun için devletler içinde istihbarat örgütleri vardır. CIA ile beraber çalışırlar, istedikleri kimselere istedikleri kılığı giydirir hedeflerine ulaşırlar. Bunları basın değerlendirir. Herkes korku içindedir. Yazar özgürlüğü yoktur. Matbaa özgülüğü yani Dolar özgürlüğü vardır. Gerçek yazarlar bedava çalışırlar yine de onlara yazı yazdırılmaz. Kendi yazarlarına bakanların almadığı maaşları verirler.
    Sermaye’nin kadrosu ile çalışan basın yayın organlarını satın alan başkanlar ondan görünürde yararlanırlar. AK Parti’yi ‘Evet’e sürükleyen, milyon dolarlara yakın karşılık vererek satın aldığı gazete ve televizyonlardır. Trump’u, Putin’i hatalara sürükleyen basındır.
    Bir devlet eğer basının şerrinden kurtulmak istiyorsa özgür basın değil özgür yazarları ortaya çıkarmalıdır. Yazar kendi görüşünü istediği şekilde yazabilmeli ama gelirinde değişiklik olmamalıdır. Bunun için okuyucuların üye olduğu, yazarların kurucu olduğu kooperatiflerle basın yayın olmalıdır. Nasıl banka ancak Anonim şirketi olarak kurulabiliyorsa, bir basın yayın işletmesi de ancak kooperatif şeklinde olabilmelidir.
    Basın yayın işletmeleri vergilerden muaf olmalı. Kendilerine enflasyondan korunmuş faizsiz krediler verilmeli. Vergi yerine gazete sütunlarda veya televizyon saatlerinde devlete yer verilmelidir. Devlet böylece aleyhindeki yazılara cevap vererek dengeyi sağlamalıdır.
    Sermaye ve bürokratik tekel aralarında paslaşır halkı ezerler, sömürürler.

  6. ABD’de medyaya dediginiz sekilde dogrudan ya da dolayli bir mudahale olmasi imkansiz, bunu siz de biliyorsunuzdur. Bu tip seyler ancak demokrasinin cok alt seviyelerde uygulandigi ya da hic uygulanmadigi yerlerde olur. Israili’i bu kategorilerin hicbirine yerlestiremiyorum, gercekten cok buyuk bir celiskiler yumagi demokrasi kantarina konunca.

    Asil degisim “geleneksel medyada” degil “sosyal medyada”. Insanlar sadece kendi goruslerini yansitan ve zaten bastan dogru oldugunuu dusundukleri, inanmak istedikleri seyleri okuyor. Yapacak bir sey yok buna karsi, zaman icinde dengelenecektir diye dusunuyorum.

    Turkiye’deki yandas medya olayi ise komedi seviyesinde. AKP gibi bir sans nasil boyle harcaniyor inanmak mumkun degil.

  7. taraf medya oluşturma düşüncesi yeni keşfedilmiş bir çare değil , çünkü basın ve medya tarihi kirli pazarlıklarla doludur. basın ve medya hiçbir zaman tarafsız halka haber verme bilgilendirme ile yetinmediğinden ve kabul etmek gerekir ki büyük bir güç olduğundan güçler arası çekişmelere oyunlara karanlık ilişkilere tarihi boyunca araç olmuştur. hükümetleri yıkmaya ya da kurmaya kadar işleri vardırmışlardır. ” hükümetleri biz kurar biz yıkarız” diyenleri işaret ettiğiniz gibi bizim siyasilerimizde çok iyi bilir. bu durumda sadece bizde değil hemen her yerde siyasilerin bir şekilde refleks göstermeleri ve gücü dağıtma kendi taraflarına çekmeleri anlaşılmalıdır. yapılan doğru olduğundan değil elbette ama farklı ajandası olan içerikleriyle bir tehdide dönüşmüş medya karşısında bir tavır almak gerektiğinden. işleri bu duruma getiren bana sorarsanız medyadır.
    olan maalesef bir parça bilgi için kırk kapı gezmek zorunda olan bizlere oluyor. satılmamış bir kalem, gizli niyet taşımayan bir haber arayanlara.

  8. Evetçilerin bilinçli oy kullandıklarından bahsetmiştim az önce yaptığım yorumda.
    Bunu dünkü yazıya yapılan yorumlardan
    anlıyoruz.

    Fehmi Bey’in yazısına yapılan eleştirel yorumlar gösteriyor bunu.

  9. Fehmi Bey’in dünkü yazısına yapılan yorumlara baktığımızda,referandumda evet
    oyu verenlerin,neye evet dediklerinin farkında
    oldukları net bir şekilde görülüyor.Söylenenin
    aksine hayırcıların neye hayır dediklerini yeteri kadar bilmedikleri anlaşılıyor.

    Böylece, anayasa değilikliği halka iyi anlatılmadı,evet diyenler,neye evet dediklerini
    bilmeden oylarını kullandılar şeklindeki
    söylemin bir şehir efsanesi olduğu da ortaya
    çıkmış oluyor.Evet diyenler bilinçli oy kullanmışlar.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here