Atatürk saygısızlığına tepkide ölçü.. Tarihin bizi bölmesine izin vermeyelim..

11

İlginç insanlarız vesselâm…

Bu düşünceyi, ilginçliğimizi, bir televizyon programında sergilenen densizliğe verilen tepkiler ve medya değerlendirmelerini izlerken bir kez daha aklımdan geçirdim.

Program, Atatürk’ün yanı başında bulunmuş bazı hanımlar ile ilgili saptamaya varan yakışıksız imalarla dolu geçmiş…

O programı tartışırken, daha eski bir televizyon programında sarf edilen, Atatürk’ün annesiyle ilgili çirkin mi çirkin sözler de gündeme taşındı.

Saygın hocalar, yorumcular ‘Argo Sözlüğü’nden en kaba ifadeleri o sözleri ekrandan üzerimize bocalayanlar için kullanıyorlar…

En basiti ‘hayvan’ olan sıfatlar kullanılıyor o konuşmacılar için…

Cumhuriyet savcıları konuşmaları yapanlar için soruşturma açtırdı; pek çok kişi de şahsen ‘suçduyurusu’nda bulunmakta…

Durum bu.

Hayır, durum bu kadar basit olamaz

Yazının bu noktasında bir temel ilkeyi hatırlatmak isterim: Kendi kutsallarına saygı bekleyen insanların, başka insanların kutsallarına, değerli saydıklarına en ufak bir saygısızlıkta bulunmamaları gerekir.

Dinler ve inançlar için de bu böyledir, tarihi kişilikler için de…

Kendisini ‘muhafazakâr’ olarak tanımlayan insanların da hayatlarını bu ilke etrafında oluşturmaları gerekir.

Mustafa Kemal Atatürk toplumun her kesiminin ortak değeridir. Onun şahsına yönelik yıpratıcı sözler ve tavırlar toplumun genelini yaralar.

İnsanız ve elbette hepimizin eleştirilecek yönlerimiz vardır; bugünden geriye dönüp baktığımızda, Atatürk döneminde de, hoşumuza gitmeyen bazı uygulamalarla karşılaşabiliriz.

Ancak eleştiri başka, hakaret ve yıpratma kampanyası başkadır.

Hakkında kütüphaneler dolusu eserler yazılmış bir insan olarak, Mustafa Kemal’in hataları da savapları da o eserlerde yer alıyor zaten…

Tarihi gerçek.. çakma gerçek..

Zamanında mağdur edildiğine veya değerinin yeterince bilinmediğine inanan birilerinin çoğu uydurma yakıştırmalarını ‘tarihi gerçek’ olarak kabul etmekle başlayan bir dizi yanlışlık söz konusu.

‘Tarihi gerçek’ uydurma ve çakma belgelere veya düşman olduğu bilinen kişilerin tanıklıklarına dayanmaz.

Günümüz ileride yazıldığında, bu dönemi sırtında taşıyan kişilikler hakkında, yalnızca onların yeminli düşmanlarının yakıştırma ve iftiralarının ‘gerçek’ gibi sunulduğunu düşünün..

Bugünlerde nasıl yanlışlar da yapılmaktaysa, Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemlerinin de, o dönemlere özgü ve bugün yaşayan insanların bazılarına ‘yanlış’ gelen söylem ve uygulamaları bulunabilir.

Ne yapacağız yani? Beğenmediğimiz uygulamalar yüzünden, dönemi sırtlamış götüren kişileri çarmıha mı gereceğiz? Annelerine, yanlarında yer almış hanımlara bühtanlarda mı bulunacağız?

Öyle davrandığımızda rahatlayacak mıyız?

Böyle davrananlar, işte görüyoruz, çizgiyi aşınca amaçladıklarının tam tersi bir sonuca katlanmak zorunda kalıyorlar.

Ağza alınmayacak küfürlere maruz kalmaları da cabası…

Sebep, yukarıda verdiğim temel ilkeye dikkat edilmemesidir. Kendi değerlerine saygı gösterilmesini bekleyenlerin, –kendileri onları ‘değerli’ saymasalar bile– başka insanların ‘değerli’ saydığı kişiliklere saygısızlıkta bulunmaktan kaçınmaları gerekir.

Muhafazakarların çocukluk hastalığı

Ekranlardan saygısızlık yapanların tavrını muhafazakârların bir bölümünde etkisini hissettiren bir tür ‘çocukluk hastalığı’ olarak görebiliriz.

Muhafazakâr bilinen insanlar, bayağı erken yaşlarda, ‘alternatif tarih’ saldırısına muhatap oluyor.

Osmanlı’yı olduğundan fazla yücelten ve Cumhuriyet’in getirdiklerini olduğundan fazla yeren bir değerlendirmeye…

Aynı türden bir endoktrinasyonun, muhafazakâr olmayan çevrelerde de, tabii tam tersi biçimde, gerçekleştiğini sanıyorum. Orada da, Cumhuriyet dönemi idealize edilirken Osmanlı’yı yerin dibine batıran bir yaklaşım söz konusu…

İki tarafın bu ‘ideolojik tarih’ saplantısını yansıtan çok sayıda kitap da var.

Her milletin tarihi, o ülkede birlik ve bütünlüğü sağlarken, bizde tarih toplumu bölmenin de bir unsuru…

Buna ‘çocukluk hastalığı’ dememin sebebi, insanlarımızın, erken yaşlarında maruz kaldıkları tarihimizle ilgili tek yönlü şartlandırmaları, sonraki yıllar boyunca aldıkları eğitim ve kişisel okumaları sayesinde aştıkları için…

Ekranlarda karşımıza çıkanlar ileri yaşlarda olabilir, ancak söyledikleri, erken dönemde maruz kaldıkları ideolojik tarih anlayışının hâlâ etkisi altında olduklarını gösteriyor.

Ne yapalım bu insanları asalım mı? Yoksa katran varili içine sokup üzerlerine tüyler mi yapıştıralım? Burunlarına birer halka takıp dolaştıralım mı?

Onlar ayıp bir iş yaptı diye bizler de onlara ayıp yapma hakkını elde etmiş olamayız.

Tepkilerimizi tadında bırakmayı denesek ve sebepler üzerinde dursak ya.

ΩΩΩΩ

11 YORUMLAR

  1. Muhafazakarları çocuk diye itham ediyorsunuz. Peki, niçin bu ülke de ezan Türkçe okundu niçin alimler kitap yazdığı için asıldı? Niçin sorular içinde sorular? On beş yıl öncesine gelicek olursak başörtüsü vs sorunlar… Edebim müsade etmiyor argo kelimeler kullanmaya… Gerisini siz düşünün! SÖZDE İNKILAP! BOZULMAMIŞ BİR DİNDE REFORM MU OLUR?…Bu düşünceler mi tassup? Yoksa gerici kafası mı? Necip Fazıl’ın dediği gibi biz bize gerici diyenlere, deh! demek için gerideyiz. Bu kadarı yeterli sanırım.

  2. Her işi bitirdik, hatta hatta aya merdiven dayadık konusmadığımız tartışmadığımız bir Atatürk’ün özel hayatı kalmıştı, memleket olarak bunu tartışıyoruz.Kişilerin özel hayatını tartışmak hele hele ki tartışılan kimliğin ailesine kadar tartışmayı indirgemek kimseye bir şey kazandırmaz aksine kaybettirir kaybettirdi de. İşin acı tarafı bugün Atatürk’e hakaret edenler yine Ataturk’ün sayesinde O’na küfredebiliyorlar.

  3. yanlış anlamayın ama hakikaten tebrik ederim. hatasıyla savabıyla lafını ‘lan bu sevap olduğuna göre diğeri de günah olmalı’ deyip günahıyla sevabıyla şeklinde evrime uğratmışlardı. hala doğru kullanan insanların olması güzel

  4. Merhaba fehmi Koru Bey

    Bir haftadir farkettim blog unuzu cok mutlu oldum. Hala okuyabilecegim birileri var diye. Cocukluk hastaligi cok yerinde bir tespit.Acaba bu sekilde kac nesil yetişti ve yetisiyor hala..Kardes katlini gerekli kategorisine koyabilmek…..korkunc. Bunlari farketmek sonradan cok üzücü oluyo.

    Ben bisey sormak istiyorum.sizin kanal 7 de yaptiginiz bi program vardi pazar gunleri. Ilnur Cevik ve Ali Bayramoglu ile birlikte.ben o zaman imam hatip lise sondum galiba. Cok dikkatle izliyordum ama su an adini hatirlayamiyorum. Internetten de arastirdim bulamadim. Adi neydi o programin

  5. Gunumuzde muhafazakar kesim tarihi yanlis okuma/carpitma/propaganda malzemesi olarak kullanma/halki kandirma yonunden laikci kesimin 1930’lardaki durumunda. Bir “Osmanli Fetisizmi” aldi basini gidiyor. Pespaye diziler, gercek Osmanliyi anlama cabasinin neredeyse dibe vurmasi v.s. Sonucta faydadan cok zarari var bunlarin, ama kisa vadede isin propaganda boyutu dusunuluyor.

    Bu arada Ismail Kilicarslan hala yazmadi gazetesinde. Bekliyoruz.

  6. Sermaye, insanları çatıştırmakta ve böylelikle kendi sömürüsünü devam ettirmektedir. Mustafa Kemal evlilik dışı bir kadınla yaşamış olabilir. Eğer bu kadının başka kocası yoksa ve bunu aleni yapmışsa, bunda ne kanunen ne de şeran her hangi bir sakınca yoktur.
    Ben Kırgızistan’dayken, yirmi yaşını geçmiş biriyle ikinci evlilik yaptım. Ben talip olmadım annesi öyle istedi. Kırgızistan’a ben100 dolarla gittim. Ayrıca zaten bakkallarda ekmek bile yoktu. Ben onlara her hangi bir yardımda bulunmadım. Onlar bana yardımda bulundular. Elimde tabancam da yoktu. Evliliğim eşimin muvafakati ile oldu. İmam nikâhı ile değil, eşlik sözleşmesi ile birlikte yaşadık. Ne kanunlara ne de şeriata aykırı her hangi bir davranışım olmuştur.
    ‘Süleyman Karagülle’ yazın ve internete girin, “Karagülle 18 yaşında bir kızla evlendi” diye haberler bulursunuz. Yalan söylemektedirler, 18 yaşında değil daha yaşlı idi ve evlenmek suçmuş gibi takdim ediliyordu. Mustafa Kemal hakkında söylenen ve yazılanların hiçbirine kulak vermem. Mustafa Kemal İstiklal Savaşımızın Başkomutanıdır, devletimizin kurucusudur. Özel hayatının hesabını Allah’a verir, ben yargıç değilim. Kaldı ki davacısı da yoktur. Mustafa Kemal Allah’ın Türk Milleti’ne ihsanıdır. Allah’a hamd ederiz, Mustafa Kemal’e saygılı oluruz.
    Sermaye Türkiye’yi parçalamak için Mustafa Kemal’i bir taraftan tanrılaştırmakta, diğer taraftan deccalleştirmektedir. Böylece Türk Milleti’ni bölmektedir. Mustafa Kemal ne tanrıdır, ne de deccaldir. Devletimizin kuruluşunda görev almış başarılı bir vatandaşımızdır. Ben Mustafa Kemal’in yaptıklarını normal görüyorum. İnkılaplarını kabul ediyorum ama Atatürk kelimesini bile kullanmam. Türk Milleti birkaç milletin ulusudur.
    Kürt, Türk, Sünni, Alevi, ilerici ve gerici çatışmaları hep Sermaye’nin fesadıdır. Mümin eleştirir ama hakaret etmez, hakaret edenlerin meclisini terk eder, tartışmaz. Dünyanın en büyük sorunlarından biri basındır. Her türlü fesadın ve fitnenin kaynağı olmuştur. Onları yenmenin yolu da bağımsız milli basını oluşturmaktır. Yani yazar kooperatiflerini kurmamız gerekir.

  7. Artık uzun bir süreden beri kendimi muhafazakar olarak tanımlamıyorum. Oysa eskiden kendimi muhafazakar demokrat olarak tanımlardım. Sağolsunlar günümüzün kendine İslamcı da denen muhafazakarları yüzünden artık sosyal demokratlığa savruldum. Adam gibi bir sosyal demokrat parti kurulsa da oyumuzu ona versek.

  8. Bu yazıyı okuyunca aklıma( Resulullah s a v Efendimizin yanlış hatırlamıyorsam şöyle bir hadisi şerifi geldi
    Siz başkalarının dinine kötü söz söylemeyinki onlarda sizin diğninize kötü söz söylemesin
    Siz başkasının anne babasına kötü söz söylemeyinki onlarda sizin anne babanıza kötü söz söylemesin)

    Bir başka hadisi şerifte Resulullah s a v Efendimiz gene buyuruyorki
    Kendinize yapılmasını istemediğiniz birşeyi başkasına yapmayın .

    Alın size tek maddelik anayasa başka maddeler koymaya gerekbile kalmaz bunu uyguladığımızda
    Biz kendi değerlerimizi bırakıp başkalarının medeniyeti üzerine medeniyet kurmaya çalıştığımız için hep kavgalıyız
    Müslüman gibi yaşamayı bir türlü öğrenemedik veya işimize gelmiyor
    İki tarafın bu hastalıktan kurtulması gerekir artık yanlış yapanların yanlışıda doğrusuda Allah cc katında değerlendirilecektir bunu bizim değerlendirip ceza kesmemiz yanlış olur

    Ölüleri tartışmayı bırakalımda bu güzelim ülkede huzurlu ve birlik içinde nasıl yaşsrız onu bulmaya çalışalım

    Hep diyorum televizyonlardaki kısır tartışmalardan uzak olmak gerek

    Allah cc kendisinin rızası doğrultusunda yaşamak nasip etsin bizlere

    Güzel söz yılanı deliğinden çıkarır der büyüklerimiz.

    • Aynen düşüncenize bütün kalbi samimiyetimle katılıyorum.Önce kendimiz bir aynanın karşısına geçip bir muhasebe yapalım.Muhafazakar,mütedeyyin olarak kul hakkı,şatafat,lüks,bizdense koy sepete,liyakat,işçinin emeği,komşu hakkı…say sayabildiğin kadar.bunları sadece gözden geçirmek lazım derim.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here