Avrupa’ya bir ders de benden…

13

 

”Evet ver.. Avrupa’ya ders ver”; bu, AK Parti’nin 16 Nisan’da yapılacak referandum kampanyasında kullanacağı yeni slogan imiş…

Kulağa hoş geliyor.

Bizim millet böyle sloganlardan evvel eski hoşlanmıştır.

Nitekim Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızdan kararsız olanlar bu sloganla birlikte kararlı hale gelmişler; Avrupalılara inat ‘Evet’ oyu kullanacaklarmış…

AK Parti de, herhalde bu yeni gelişmeyle birlikte, çıtayı ‘yüzde 55+’ olarak belirlemiş…

Hayır, Ankara’da kaldığım 24 saat içerisinde öğrenmedim bu kulisleri, Ankara’da yaşayan bir yazar dostumuzun sütununda okudum, oradan sizlere aktarıyorum.

Avrupa.. Avrupa.. Duy sesimizi…

Ders vermemiz beklenen Avrupa’nın şu yaptığına bakın: Hükümetin etkili bakanları, Almanya’ya, Avusturya’ya, Hollanda’ya gidip orada yaşayan ve oy kullanacak olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına hitap etmek istiyorlar; anayasa değişikliğini anlatacaklar…

Buna karşılık, bu üç ülke, herbiri başka gerekçelerle buna izin vermiyor.

Olacak şey mi bu?

Sandıktan ‘Hayır’ çıkmasını bekleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bile, ”Nerede kaldı senin fikir ve ifade özgürlüğün, toplantı özgürlüğün, nerede kaldı demokratik gelenekler” diye çıkışıyor bakanların konuşmasını engelleyen Almanya’ya…

Yukarıda ‘‘Bizim halk böyle kafa tutmalardan hoşlanır” dedim ya, CHP de, kafa tutma yarışında geri kalacak değil elbette.

Ancak, CHP’de, ‘‘Hele bir oraya geleyim” dediğinde Avrupa’nın telaşlanabileceği bir kişi de yok…

Benzer bir meydan okumayı, hükümet, sınırımızın güneyinde beklediğimiz gelişmelerin meydana gelmesini engelleyen ABD’ye karşı da yapıyor. İttifak ilişkilerimizi, ülkemizde var olan üsleri hatırlatarak…

CHP, herhalde ‘Evet’ cephesine katkı ölçüsüne vurduğunda fazla önemli bulmadığı için olacak.. el-Bab ve Menbiç konusunu gündeme taşıma ihtiyacı duymuyor.

Ülkede şu anda her şey referanduma ve sandıktan çıkacak sonuca bağlanmış durumda…

Menbiç’te duvarla karşılaşılmasının umursanmaması bunun için…

Referandum neden yapılır, hatırlayalım…

Referandum herkesi ilgilendirdiğine inanılan konularda halkın kanaatini almak amacıyla yapılır.

Halkın temsilcileri olan milletvekilleri kendi kanaatlerini ifade ettikten sonra…

Bunun böyle olmasının bir anlamı var.

Tek tek insanları, hatta milleti siyaseten temsile hak elde etmiş vekilleri belli bir sonuca erişmek için yönlendirebilir, onların ülke yararına olmayacak kararlara imza atmasını bekleyebilirsiniz; milletvekilleri yanlış yasalara parmak kaldırabilirler.

Kaldırabilirler. Yalnızca bizde değil, dünyanın bütün demokrasilerinde yanlış yasalar çıkabiliyor.

Ancak halkı devreye sokar, temsilcilerin aradan kalktığı bir siyasi ortamda herkesin kanaatini açıklamasına fırsat veren referandum sandığını ortaya koyarsanız.. halkın büyük çoğunluğunun yanılmayacağını varsayabilirsiniz.

Genellikle de halklar referandumlarda sağlıklı kararlar verir.

Bizdeki örnek, 1987 yılında, Turgut Özal‘ın zorlamasıyla gidilen ‘siyasi haklar’ referandumudur. Kıl payı ile de olsa, halkımız, askerler tarafından siyasi hayat dışına itilmiş olan önemli politikacıların yasaklarının kalkmasından yana oy kullanmıştı.

Aksi olsa, siyasi yasakların devamı yönünde bir sonuç çıksaydı.. temel hak ve özgürlükler alanında özürlü bir ülke haline gelecektik. Bu özür halktan onaylı olduğu için de.. durumu düzeltmenin imkânına kavuşamayacaktık.

Hataya düşmedi halk.

Gelelim günümüze; ‘sistem değişikliği’ amaçlayan 16 Nisan referandumuna…

‘Evet’ oyu verilmesini isteyenler (AK Parti ile MHP) bunu Türkiye’nin önünü açacak, ülke yararına uygulamaların daha kolaylıkla yerine getirilebilmesini sağlayacak büyük bir dönüşüm olarak sunuyor.

”Ülke uçacak” diyor ‘Evet’ cephesi…

‘Hayır’ oyu verilmesini ‘hayırlı’ gören cephe ise, değişiklik bir de halktan onay alırsa, ‘tek adam rejimi’nin yerleşeceğini, bunun da Türkiye’yi yanlış bir istikamete sevk edeceğini söylüyor.

Tarafların gerekçelerini ayrıntılayarak zenginleştirmek mümkün…

Kampanyalar da zaten bunun için var.

Onların yerinde ben olsaydım

Avrupa’nın araya girmesi de.. Avrupa araya girdi diye, her iki cephenin diğer bütün argümanları bir kenara bırakıp Almanya, Avusturya ve Hollanda üzerinden referandumda kullanılacak oyları etkilemeye çalışması da.. yanlıştır.

Elbette, bu ülkeler için, azımsanmayacak sayıda vatandaşımız artık o ülkelerin de vatandaşı bulunduğu ve her üçünde seçimlerde tartışma gündemini teşkil eden birkaç ana başlıktan biri Türkiye olduğu için.. ülkemiz her üçü için de, bir ‘iç politika konusu’ aynı zamanda.

Yine de halkımızın özgür iradesini etkilemeye kalkışılmasını haklı göstermez bu durum.

Her üç ülkeden beklenen, AK Parti’nin toplantı yapma talebini fırsat bilerek, bizim referandumumuzu, hazır herkesin dikkati onlara çevrilmişken, bir demokrasi dersine döndürmeleriydi.

İki görüşe de eşit imkânlar sağlayarak…

Uzaktan bakanlarımızın bile, ”Gördünüz mü, tartışma dediğin işte böyle olur” diye takdir etmeden duramayacağı bir hoşgörü zemininde…

Yasaklayarak bir yere varılmayacağını ispatlayarak…

Henüz her şey bitmiş değil. Almanya, Avusturya ve Hollanda bunu hâlâ yapabilir.

Son söz: Cephelerden hangisi kazanırsa kazansın, bu, bilinçli kullanılan oylar sayesinde olsun.

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. ” Yasaklayarak bir yere varılmayacağını ispatlayarak…
    Henüz her şey bitmiş değil. Almanya, Avusturya ve Hollanda bunu hâlâ yapabilir.”

    Sahte batılı demokrasi dininin ulu manituları; sn. Türkiye’deki sn Koru gibi
    sahte demokrasi peygamberlerinin SÖZLERİNİN ÜSTÜNE BEVLEDERCESİNE kararlar alarak;
    hem bu batıllı sahtekar dinin hem de onun Türkiye’deki çığırtkanlarının
    GERÇEK YÜZÜNÜ BİZE GÖSTERMEYE DEVAM EDİYORLAR.

  2. umarım nezaket sınırlarını zorlamam ama uzun zamandır bazı konuların fazla yüzeysel ele alındığını düşünür ve dile getirirken bu ara yorumları biraz da karışık bulduğumu ifade edeyim.
    avrupa referandum evet hayır bir köşeye de mümbiç…
    ben avrupa üzerine yorum yapayım. bu konuda çok yorumum oldu. avrupa ( Amerika da tabii )demokrasi satar insan hak ve özgürlüklerini satar işine geldiği kadar ama. komşunun köpeği bahçenize kaçarda sıkıntı olursa herkes aynı hukuktan yararlanır bu doğru ama iş siyasi işlere gelince basın siyasete tabi olur hukuk keza. güçler ayrılığı komedisi…siyasetçisi teröre yataklık yapar, silahlandırır basını bunu över, hukuku meşru kılar… örneklendirmeye gerek var mı, yüzlerce verebiliriz. hayır cephesini yazarken avrupa ve amerikadaki çalışmalara hep dikkat çekmiştim. hayır için herkesten önce çalışmaya başladılar demiştim. aylar öncesinden diktatör tek adam propagandasına başlamışlardı zaten. hatta le point dergisi erdoğanın türkiyesi sizi korkutuyor mu diye anket yapmaya kalkmıştı. le pen-in fransası sizi korkutuyor mu diye soracağına tercihlerine bakın. şahsen ben aşırı sağın yükselişinden son derece endişe ediyorum nedenini merak eden varsa ulusal cephe partisinin söylemlerini okusun. avrupada yaşayan gurbetçilerimiz adına endişeliyim. onların demokratik hak ve özgürlükleri adına endişeliyim. bize kitlesel tutuklamaları soranların kitlesel terör desteklerinden dolayı endişeliyim. aleni düşmanlık gösterenler neden aleni hayırı desteklerler…ne hakla blok halinde evet in karşısında durma hakkını kendilerinde görürler bu konuda da endişeliyim…hepimizin de bunu sorgulaması gerekmez mi…

  3. Alman kamuoyununun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı tavrını Türkiye’de Erdoğan’a karşı olanların tavrına benzetebiliriz. Ilerdeki seçimlerde de aynı sorun ortaya çıkacak. Alman politikacılar, Türkiye’deki Erdoğan taraftarları ve karşıtları arasındaki gerilimin, seçim mitingleriyle Almanya’daki Türk kökenliler arasına taşınmasından endişe ediyorlar. Ayrıca, Alman insanı hergün haberlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suçlamalarını artık duymak istemiyor. Bu durumun Türkiye’ye gelmeyi düşünen Alman turisleri de etkileceği bir gerçek. Almanya ve Türkiye arasındaki sorunlar diplomatik bir dille konuşulsa durum bu hale gelmezdi diye düşünüyorum.

  4. Sayın korunun yazının son bitiş paragrına amiin diyor .

    Allah doğrudan bizleri ayırmasın bu ülkeye içte ve dışta oyun onamaya çalışanlara fırsat vermesin diyorum..

  5. Herseyin mumkun oldugunca halka sorulmasina ve halkin genelde yanilmayacagi gorusune katilmiyorum. Kimi isler uzmanlik gerektirir. Hasta olunca komsuya ya da kahveye mi yoksa doktora mi gidiyorsunuz?

  6. 500 yıldır Sermaye ile siyaset arasında savaş vardır. Sermaye derebeylikleri kaldırdı, ulusal krallıkları getirdi. Ulusal krallıkları kaldırdı, dikta rejimleri getirdi. Dikta rejimleri kaldırdı, parti diktatörlüklerini getirdi. Her seferinde siyaseti yendi. Buna ihtiyaç vardı. Sanayileşme ancak Sermaye’nin hâkimiyeti ile sağlanırdı. Şimdi sanayileşme tamamlandı. Şimdi insanlığın güvene ihtiyacı var, hukuka ihtiyacı var. Siyasetin galip geleceği dönem içindeyiz.
    Sermaye Putin ile Trump’u devre dışı bırakmadıkça istediğini yapamayacağını bilmektedir. Bunları ancak İslam düşmanlığı ile devre dışı bırakabilir. Bunlar İslamiyet’e saldıracak. İslam alemi de terörist olarak ayaklanacak. Sermaye devletleri destekleyip Müslümanları kıracak, sonra da devletleri bu oyunla yenecektir.
    Sermaye tarihte en büyük darbeyi papalığa vurmuştur. Aralarında derin kin vardır. Kilise bu oyunları görmüştür. ‘Evet’ çıkarsa Erdoğan gidecektir. Erdoğan giderse yerine gelecek şimdilik kimse yoktur. Ancak askerler gelebilir. Bu da Avrupa’nın işine gelmiyor. ‘Evet’ çıksın istemiyorum. Çünkü Sermaye bundan sonra Avrupa’ya gidecek, Kilise’yi yok edecektir.
    ‘Evet’ demek üçüncü cihan savaşı demektir. ‘Evet’ demek İran ile dalaşmamız demektir. ‘Evet’ demek Erdoğan’ın gitmesi demektir. ‘Evet’ demek Derviş’in gelmesi demektir. Bunu dünya görüyor. Türkiye’nin kör gözleri görmüyor.
    Türk Milleti eğer ‘Hayır’ verirse dünyanın en bilinçli milleti olduğunu kanıtlayacaktır. Biz de karanlıklar içinde el yordamı ile yolumuzu aramaktan kurtulacağız. Erdoğan yerinde kalacak. AK Parti’nin iktidarı devam edecek, Akevler de Adil Düzen çalışmalarını tamamlayacak. ‘Evet’ çıkarsa işimiz zor demektir. Büyük sıkıntılar içinde savaş vereceğiz demektir.
    Halkımızdan istediğimiz birinin hatırına değil, birinin hoşuna gitsin diye değil Allah’ın adline göre oy versinler. Her gün kırk kez Fatiha okuyan milletimiz “Bize müstakim sıratı hidayet et” duasının manasını anlasınlar. Müstakim sırata uygun olana oy versinler. İçlerindeki putları atarlarsa Allah onlara hidayet edeceğini vadediyor. Rabbim bana müstakim sıratı hidayet etsin, diyorum.

  7. 1 – Referandum Halkın tümünü ilgilendiren konularda sık sık yapılmalıdır, hele,mekanizmanın, pratiğin kolaylaştığı ve fazla maliyet gerektirmiyen konularda. Zira, günümüzde TV. her köye, herkese ulaşmıştır. İnternet kolaylığı yaygın hale gelmiştir. Nitekim TBMM. bu kolaylıktan sık sık yararlanmaktadır. Halkımıza da ucuz ve kolay ve de demokratik bu yol açılmalıdır. Sahi, Tony Blair nasıl seçilmişti ? !!… Herkesi ilgilendiren her konuda, mesela, TC.Anayasa’sının “DEĞİŞTİRİLEMEZ” (Sen ALLAH mısın ?) denilen Maddeleri ile, Genel ahlak ve aile Politikaları ve özgürlükler konusunda, Milli ÖĞRETİM’de “YURTTAŞLIK ! ve KORUYUCU HEKİMLİK (Tıbbı…” dersleri konulması konusunda EN KISA zamanda Referanduma gidilmelidir. (AVrupa’da örnek alınabilecek ülke, olsa olsa İsviçre olur). 2 – Avrupalıların demokrasi ve özgürlük anlayışı yıllardır içeride başka, dışarıda başka olagelmiştir. Yani, Avrupa, hep çifte standartçı olmuştur. Çünkü, küfür tek Millettir ve bu gerçek defaatle sabitlenmiştir, bu unutulmaya. 3 – CHP (D.Baykal) Parti menfaati yönünden doğru yapmıştır. Avrupa’ya gitse idi, Avrupa’yı onaylamış olurdu ki; bu, Referandumda ters teperdi. Kavga gürültü de cabası. Fakat, sayın Koru’nun, Zaten,” CHP içerisinde, AVRUPA’NIN TELAŞLANACAĞI kişi yoktur ” cümlesi üzerinde ÇOK ÇOK durulması gerektiği kanaaatındayım. Yani CHP=AVRUPA (birliği) mi oluyor ? !!… Sultan Abdülhamid RUS Elçisi ne diyor, diye, düşünür, ona göre (tersi) karar verirmiş, derler. Bugünlerde, elçileri, bilhassa, iyi tarassut altında tutmak gerekiyor. 4 – Suriye konusunda tecrübe ve ilim ehli ile daha İHATALI, MUHTEVALI geniş çerçeveli politikalar geiştirilmesi zarureti görülüyor. Bu meyanda Kıbrıs’a giden suyu da tekrar zekice değerlendirmek gerekiyor. 5 – CHP’nin “TEK ADAM” endişesi ile ortaya çıkması aleyhine bir durumdur. Çünkü, CHP’n’n HAYATI (kendi içinde de, Siyasi rekabette de) Tek Adam İdaresi ile geçmiştir. (Bazılarına göre, zaten, Cumhuriyetin MUTLU YILLARI o yıllardır). Ekmeğin, gazın, vita’nın, döviz’in … bulunmadiğı dönemler. (Kemal Atatürk, İsmet İnönü – Bu dönemde, çok Parti kapatılmıştır – Çok Partili dönemde de, yine, İsmet İnönü ve CHP destekli İHTİLALCİ’ ( Darbeci) ler Dönemleri. Geriye ne kaldı… Yani CHP baskıcı Tek Adam dönemlerine YATKIN kişilik sahibidir. 6 – “Bağımsız, kararsız” denilen seçmen kitlesi bilinçli, basiretli, körü körüne particilik yapmıyan, Memmleketin mihenk taşını teşkil eden ve Seçmenin % 25-30′ luk bir nisbetini temsil eden ve Vatanı için canını en önce feda eden, dürüst vasıflı kitledir. Partilerin oylarını ve seçimlerin yönünü tayin edenler de bunlardır. Ve ne kadar az yanıltılır, kandırılır ise, o nisbette isabetli karar verenler de bunlardır. Allah basiretlerini açsın, Hakkı ve Haklıyı tutanları muvaffak kılsın.

  8. devletin millete danıştığı bir konuda evet diyenler doğru masum vatandaş hayır diyenler terörist suçlu oluyorsa bu millete sorulmaz. zira suça teşvik var. suç olan bir şey millete danışılmaz kanun onu millete danışmadan kabul eder. millete danışılan şey suç olmadığı gibi olup olup olmamasında da çok fark olmayan şeydir. Bana danışıp beni neden vatan haini ve sonucunda hapse tıkıyorsun, nasıl bilirseniz öyle yapın
    Avrupayı ve akıllı insanları üstümüze neye güldürüyorlar . avrupalılar akıllı bildikleri türklerin bu basit davranışını çözecek zekaları yok. altında bir şey mı var diye tedirgin oluyorlar . yahu bir şey yok her devletin en zekileri ülkeyi yönetir bizde orta zeka yönetiyor ne yapalım bunda da bir her ne ise yiğit mahkum olmuş kuru soğana bilmem söylesem mi söylemesem mi…

  9. Dünkü yazısı Sayın Koru’nun, Sıra kimde? Sorusu ile bitiyordu.

    Suriye’den sonra sıra da; İran, Türkiye… Veya Türkiye, İran.

    Sıra kimde?

    … Ses getiresi, tartılaşası bir konu! …olmadı.

    Koru’ya yorum yazanlarda da diğer bazı basında da… Karşılık bulmadı. Oysa devam edilmeli değil miydi?

    Yeni bir Suriye edilmek istenen ülkeden bir diğeri olmak!

    …Sadece tek bir yazının konusu olamaz, olmamalıydı.

    Konu ile ilgili bir adım daha ileri, dayanakları ile Sayın Koru ”tezini’’ güçlü gerekçelerle yeniden işlemeli değil miydi? Yoksa öylesine mi yazmıştı yazısını. …hiç, öylesine, bu günde bir yazım olsun diye mi…

    Dünkü ”Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak’’ konusu, bugünkü ”Avrupa’ya bir ders de benden’’ konusundan daha az önemli değildi.
    Sanki hiç ortada yokken, başımızda ”savaş tam tamları’’ çalınıyor demenin alemi neydi? Diye sorasın geliyor.

    ”Avrupa’ya bir ders de benden’’ diye başlık atıp bugünkü yazısında ”hele bir oraya geleyim’’ kabilinden, nasıl bir ders verecekmiş diye beklerken ben… Aslında; Almanya, Avusturya ve Hollanda da karşılık bulmayacağını bile bile… Yine de iyi bir öneri/nasihat çekmiş oluyor Avrupa’ya yazısında Sayın Koru.

    Dünkü ve bu günkü yazılarına bakarak, yorgun mu düştü Fehmi Koru, yoksa 10. Köy ve okuyucuları ona yeterli gelmiyor mu? Diye içimden geçti…

    Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ”hele bir oraya geleyim’’ demesi kadar, hiç kimsenin söylemesi etki etmiyor. Avrupalı siyasilerin bu söylemden ”tırstıkları’’ saikler ne ola ki?

    Menbiç’te karşımıza örülen duvarlara İncirlik resti çekmemiz, ABD’nin bölgede sayılamayacak kadar hem de, doğu, kuzey ve güneyden İran’ı çembere almış askeri üsleri varken,

    …İstediğinde bölgenin her tarafına savaş uçaklarını kaldırmaya muktedirken,

    …İncirlik resti ve ”hele bir oraya geleyim’’ söylemleri, içinde bulunduğumuz referandum sathı mailinde, iç politikaya yönelik heyecan uyarmaları niteliğinden öteye geçmiyor.

    Sıra kimde?
    …İronik değil mi, sizce de?

    Haklarında idam fermanı yazılmış mahkûmların, ”önce sen, sonra ben, hayır…’’ tartışmaları haklarında verili hükmü değiştirmiyor.

    15 Temmuz melanetinden sonra;

    Kurumlarında (ordu, emniyet, yargı) köklü tasfiyeler yaşanmış,

    Halkı ideolojik/siyasi (Alevi-Sünni, Türk-Kürt, milliyetçi, muhafazakâr, sağcı-solcu, v.b) parçalanmaya yüz tutmuş, kutuplaşmış,

    Yabancı sermayeye bağlı ekonomisine müdahalelerin revaçta olduğu,

    Hukukun, adaletin yerlerde süründüğü… Ülkemdeki durum, …her ne kadar İran’da yok ise de,

    …sıranın İran’da olması bizi rahatlatmamalı.

    Aksine İran bunu görmüyor/göremiyorsa da, İran’a müdahaleye en başından beri bizim karşı çıkmamız gerekiyor.

    Yoksa. Yoksa! …yanlış politikalar belirlediğimiz Suriye’de devinimi hızlanan girdap, sıranın kimde olduğuna bakmadan hepimizi de içine çekecek!

    • Turkiye gucunu, onceliklerini bilerek ve diger oyuncularin da cikarlarini anlayarak mantikli davranmali. Iran’a karsi olusan blokta yer almali. “Sonra sira Turkiye’de” soyleminin arkasi bos, simdiye kadar “Peki ama niye?” diye sorulunca dogru duzgun bir karsilik verildigini duymadim.

      ABD ve Avrupa ile beraber hareket etmek Turkiye’nin cikarinadir. Barzani’nin bagimsizliga dogru atacagi adimlar desteklenmelidir.

      • ”Sıra Türkiye’de” yeni bi şey değil ki. 35 yıldır Marksist/Leninist bir örgütün pençesinde kıvranan Türkiye, sıraya ilkten girmiştir aslında. Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’ye eklemlenmek istenen Türkiye’nin Güney-Doğusu değil midir? PKK-PYD ilişkisine bir anlam verememiş isek, bölgenin kalbinde oluşacak Batı güdümlü bir Kürdistan’nın Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’nin üniter yapısını bozmayacağından ne kadar emin olabiliriz? Hoş, bu bölgeyi başından beri dizayn eden Batı’ya, ‘karşı duruş’ gösteremeyeceğimizden, Suriye’de olduğu gibi gerek açık gerek zımni Batı’nın politikalarına alet olduğumuz gibi yarın İran içinde aynı şeyi yapmayacağımızı kimse söyleyemez her halde. Suriye’de olan biten ülkemize ne kazandırmıştır ki İran’a karşı ABD ve Avrupa ile hareket etmek… harap olmuş bir İran’dan kazanımımız istiklal ve istikbalimiz mi olacak. Denize düşen yılana sarılsın yani!

YORUM YAP