Yaşayarak öğreniyoruz: Partili cumhurbaşkanı medyaya da ayar veriyor..

12
CB Celal Bayar ve DP kadrosu..

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.. seçildikten sonra ayrılmak zorunda kaldığı partisine.. yüzde 51.4 oy oranıyla kabul edilen anayasa değişikliği sayesinde.. geri döndü.

Ayrılık 1000 gün bile sürmedi (979 gün).

Kısa süre sonra yapılacak olağanüstü kurultayla AK Parti genel başkanlığını da üstlenecek Cumhurbaşkanı Erdoğan

Celal Bayar ve DP armalı bastonu..
İlk partili cumhurbaşkanımız Erdoğan değil

Partili cumhurbaşkanı ilk kez olmuyor ülkemizde; ilk iki cumhurbaşkanımız (Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü) CHP genel başkanı sıfatını taşıyorlardı; üçüncü cumhurbaşkanımız da (Celal Bayar) halkın içine karıştığında, üzerinde DP arması bulunan bir bastonu elinden düşürmüyordu…

Ülkeye.. partisiz cumhurbaşkanlığı.. 1960 askeri müdahalesi sonrası yazılan 1961 Anayasası ile geldi.

Tek parti ile devlet yönetiminin şık olmayacağını erken anlayan Atatürk, yakın dostları ve aile fertlerinin de içlerinde yer almasını sağladığı iki muhalefet partisi deneyiminde (1924: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası; 1930: Serbest Cumhuriyet Fırkası) bulunmuştu.

Halktan bu partilere yönelen ilgi sağanağı karşısında iki denemeden yine kendisi vazgeçmişti.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan ‘yeni dünya düzeni’ gereği, İsmet İnönü’ye “Muhalefetsiz olmaz” telkininde bulunulunca, CHP içinden bir muhalefet partisi (1946: DP) çıkmasına izin verilecekti.

Sözün kısası şu: ‘Partili cumhurbaşkanı’.. günümüzde.. ilk bakışta.. ters gelse de.. Türkiye’de hiç yaşanmamış bir olgu değildir.

Zorlukları da vardır; hem de bayağı zorluklar…

‘Yaşayarak öğrenme’ yöntemini.. ‘denenmişlerden ders çıkarma yöntemi’ne yeğleyen bir geleneğe sahip olduğumuz için.. önümüzdeki dönem biraz ‘yeniden deneme’ süreci gibi olacak…

Devlet yönetiminden tek sorumlu hale gelmiş olağanüstü yetkilerle mücehhez bir cumhurbaşkanının.. üstelik bir de parti genel başkanı görevlerini üstlenmesi.. beklentileri büyütecek.. sorumluluğu artıracak.. herhangi bir alanda karşılaşılacak başarısızlıkları.. kendisiyle hiç ilgisi bulunmasa bile.. doğrudan cumhurbaşkanının hanesine yazdıracaktır…

Medyaya ayar bekleniyor

Herhalde farkındasınızdır: Referandumun ilk yan etkisi, AK Parti’ye yakın medya saflarında kavga ve çatışmacı bir ortam olarak hissedildi.

O sayede sağlıklı ‘özeleştiriler’ de okuduk aynı medyada…

En dikkat çekici özeleştiriler.. bir ara Anadolu Ajansı genel müdürlüğünü de yürütmüş.. ondan önce Tayyip Erdoğan’ın başbakanlıkta basın danışmanı olmuş.. Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk’ün kaleminden çıktı.

Lâfını hiç sakınmadan fazla uzağında bulunmayan yazarları ve daha da önemlisi gazete yöneticilerini eleştiriye tâbi tuttu… Birkaç yazıyla hem de…

Dünkü yazısında ‘AK Parti genel başkanı’ sıfatını alan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a dönük beklentileri teker teker sıralamaktaydı Kemal Öztürk

“Herkes” diyordu, “Ak Parti’ye üye olan ve tarihte yeni bir sayfa açan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan sonra atacağı adıma kilitlenmiş durumda.”

Kimlermiş o ‘herkes’?

Şunlar: AK Parti teşkilâtları.. Siyaset.. Bürokrasi.. Batı.. Ve medya..

Evet.. Kemal Öztürk’e göre.. medyamız da Erdoğan’ı bekliyor.. düzelmek için…

Bugünkü medya düzeninde ‘tetikçiler, kifayetsiz muhterisler ve menfaatperestler’ hüküm sürüyormuş.. ‘insanları ekranlardan tehdit eden, parmak sallayan, hakaret eden, herkesi hâin ilân etmeye hazır bazı şizofren tipler’ varmış medyada…

“Bunların hükümranlığı devam edecek mi, etmeyecek mi? Bunun için Erdoğan’ın kararını bekleyecek herkes” diyor Yeni Şafak yazarı…

Ne büyük bir beklenti bu.

Medya.. kendi iç sorununun çözümünde bile.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan medet umuyor…

CB Erdoğan’ın Hindistan gezisinde.. gazeteciler..
Ve ayar geliyor

Hindistan ziyaretine kalabalık bir gazeteci grubunu da götüren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, dönüş yolunda, ‘AK Parti’yi destekleyen yazarlar arasında başlayan tartışmalar’ konusu da soru olarak yöneltilmiş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayarı şöyle vermiş:

“Bahsettikleriniz arasında, kurucusu olduğum partiyi geçmişte desteklemiş olanlar bulunabilir. Ama onların bu desteklerini daha sonra da aynen sürdürdüklerini düşünmüyorum. Daha sonra ibreleri değişti. Yol arkadaşıysan, gönül arkadaşıysan, pazara kadar değil mezara kadar gidilir. Bunların bir kısmı pazara kadar geldiler, sonra trenden indiler.

“Hele hele son dönemde, çok çirkin, kabul edemeyeceğimiz yaklaşımlara şahit olduk. Bu bir defa yolda, çizgide istikrarsızlıktır. Sırat-ı müstakim’den sapmadır.

İslamcı olanlar atılıyor, İslamcı olmayanlar getiriliyor’ deniliyor. Bir siyasi partinin çalışmalarında, İslamcı olmak ya da olmamak şeklinde bir ayrım yapmak zaten yanlış. Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki. Siyasi parti için esas olan, dürüst, ilkeli, vatanını, milletini seven, parti ilkelerine uyacak insan aramaktır. Ama bazıları işi tamamen şirazesinden çıkardı. İşi, kendi belirledikleri çerçevede kalan insanları ‘doğru’, onun dışındakileri de ‘yanlış’ addetme noktasına getirdiler. Onların da böyle bir hakları yok, benim de yok.”

Acaba kavga edenlerden kimler kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beğeneceği türden gazeteciler arasında görmüştür?

Kemal Öztürk’ün beklediği cevap bu muydu?

Zordur bütün beklentilere cevap verebilmek, bayağı zordur…

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Evvela bir 1950 öncesini, yani partili Cumhurbaşkanlarını ve talimatla kurdurulan partileri ve pürmelalini görelim. !950’den önceki Sözümona Cumhurbaşkanlarının astığı astık-kestiği kestikmiş, kararlarına kimse karşı duramazmış; yaşlılardan dinlediklerimiz ve hatıratlarda okuduklarımız bu. Peki böyle kişilere dikdatörün dikalası denir mi, denmez mi ? Böyle bir rejime demokrasi demekten vazgeç, Cumhuriyet denir mi. denmez mi ? Padişahlıktan farkı kalır mı ? O zamanda frenleyici Şeyhülislam ve kadıasker bulunurmuş, hiç olmazsa.
    Fakat, adı Cumhuriyet olan yeni rejimde, Mahkeme Başkanları Cumhurreisinin talimatı ve işareti ile seçildiği gibi, Yargıçlara talimatı da Cumhurbaşkanı veriyormuş. Yargıçlar da sokakdan bulma değilse de, o konuda bilgisi ihtisası olmıyan emir kulu mebuslar. Tayyip Erdoğan nasıl bir Cumhurbaşkanı veya dikdatör ?! Bir kıyas yapılırsa.
    1950’den sonra sınırlı bir partiler Demokrasisine geçildi ise de, halkın -çaresizliğinden dolayı- saf ve cesur ANADOLU insanının kurduğu ve onların ilgi sağanağına mazhar olmuş DP, AP ve ANAP gibi partilerin —–ikinci dönemlerinde- içine batı temsilcisi insanlar sızdırılmış, üçüncü dönemlerinde ise, hayatiyetlerine – ya askeri darbe veya içten bölmek suretiyle – son verilmiştir ! Mareşal Fevzi Çakmak ve Prof. Necmettin Erbakan’ın Partilerine ise,ANADOLU’nun saf çocuklarının partisi olduğu için BATI GÜRUHU hep birlikte karşı çıkmıştır.
    Her nasılsa, Ak Partinin 3. dönemini ikmaline göz yumulmuş, 4. dönemine ise – ÇİZGİYİ daha da AŞAR da İSLAMA biraz daha YAKLAŞIRSA asla izin verilmemiye çalışılmaktadır. Ak Partinin tarihi ve halkı iyi okuması gerekmektedir.
    Basındaki kavga bu düşünce ile çıkarılmakta ve ateşlenmiye çalışılmaktadır, kanaatındayım. Bu kavga Dinç Bilgin ve Hürriyet , Sabah gurubunun geçmişte aleme konu olan menfaat ve kemik paylaşamama meselesine benzemese gerek. Ak Partinin hayatiyetine musallat olmak niyeti taşıyor olabilir

  2. Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki çok iyi bir söz olmuş. Siyasilerin ve seçmenlerin laiklik ilkesine göre hareket etmesi gerektiğini gösterir.
    Liderlerin seçmenlere mürid gibi davranmaması gerekir. Örneğin halk önünde Kuran ve hadis okuma gibi….
    Seçmenler de halife seçmediklerini bilmeleri lazım. Seçmen için esas olan, dürüst, ilkeli, vatanını, milletini seven, ülkenin menfaatlerini ön planda tutacak lider aramaktır. Dindar olup olmaması önemli değil.

  3. çok saygı değer Cumhurbaşkanımızdan seçimlerden ve referandumlardan öncede ”biz tekkeye mürit aramıyoruz ki” gibi sözleri duymak istiyoruz. saygılar…

  4. Enflasyon,işsizlik,AB ile ilişkiler,Suriye politikasındaki savruluşlar,OHAL ve KHK ile ilgili sorunlar,basın özgürlüğü,tutuklu gazeteciler,dünyadan kopuş,tüm dünyada “şaibe ve eşitsizlik üzerine kurgulanmış referandum”algısı ve daha sayılamayacak bir çok sorun varken bunları konuşmak aslında kayıkçı kavgası.Asıl sorunları gizlemek,üzerini örtmek için tezgahlanan oyunlar.
    Ülke olarak her geçen gün daha fazla krizlere sürüklenirken AKP içindeki yazar grupları arasındaki kavga sadece menfaat kavgasıdır.Hükümetin ve Erdoğan’ın eleştirilecek tek bir yanlışı da mı yoktur.
    Erdoğan,ülkeyi yönetemedikçe baskıya başvuracaktır.Bu sırada kendisine gözü kapalı destek veren medyaya ihtiyacı vardır.Kısa özet budur.

  5. AKP ve medyasinda olan “paylasim kavgasi”. Erdogan yeniden tamamen ipleri eline alinca bir takim degisiklikler olacagini dusunup her kesim kendini kollamaya bakiyor. Olay gercek anlamda “ideolojik” degil yani. Zaten “yanasma” diyecegimiz kesimin bir ideolojisi falan yok, sadece guc kimde ise onun yanina yanasiyorlar.

    Ama Erdogan’in aciklamasinda biraz “satir arasi” okumasi yaparsak gercekten “Islamcilar” biraz tirpan yiyecek gibi. Sonucta bunlar sadece ulufe paylasimi meselesi ama. Asil “politika” Erdogan’i etkileyen klik tarafindan belirleniyor. Kisacasi su andaki mucadelenin politikalara fazla etkisi olmaz.

  6. Tarihte insanları başlangıçta din adamları yönetti. Peygamberler ve sihirbazlardan sonra yönetim siyaset adamlarına geçti. Askeri güç oluşturanlar siteler kurdular, devletler kurdular, imparatorluklar kurdular. Sonra yönetme sırası Sermaye’nin eline geçti. Sermaye önce derebeylikleri kaldırdı, ulusal krallıklar kurdu. Sonra krallıkları kaldırdı, diktatörlükleri getirdi. Seçilmiş ama tek kişi ve kesin etkiye sahip tanrı benzeri diktatörler geldi. Sermaye sonra bunu parti başkanlarına aktardı. İki parti kuruyor. Tam yetkili cumhurbaşkanları yetiştiriyor. Kim ona daha çok itaat ederse onu başkan yapıyor. Bu andaki durum budur.
    Başkanlık sistemini bunun için istiyor. İki parti olacak. Yarın Erdoğan Sermaye’yi harfiyen dinlese orada kalacak, dinlemezse şimdi %49’u organize ediyor. Onlardan kim daha çok Sermaye’yi dinlerse ikinci parti o olacaktır. Erdoğan basını yola getiriyor ama ne yapıyor? Koru’yu gönderdi şimdi sıra Taşgetiren’de. Erdoğan itiraf ediyor. Partide İslami yazar olmaz. Yanı Sermaye’nin yıllar yılı yaptığına İslam diyor. İnanıyorsanız. Ancak köyünüzde çiftçilik yapabilirsiniz. İnanıyorsanız atölyede çırak ve işçi kalmaya mahkumsunuz. Hem inanacaksınız hem de devlet yönetiminde yer alacaksınız. Hem de servet sahibi olacaksınız. Olmaz bu.
    Evet, bu mantık1950’lerden önceki CHP mantığıdır. Celal Bayar mantığıdır. Biz buna karşı çıktık ve verdiğimiz mücadele sonunda İslamiyet’e de insanlığa da büyük hizmeti olan kişi şimdi Cumhurbaşkanı oldu. Erdoğan Cumhurbaşkanıdır. Kendisine saygımız vardır. Yaptıklarını kritik bile etmeyiz. Ancak herkes bilsin ki yönetimde bir inanışın baskı yapması ne kadar yanlışsa, yönetime de bir inanışın dışlanması da o kadar yanlıştır. Tanrısız yeryüzü olamadığı gibi İslamsız yönetim olamaz.
    İslam aleminde meşhur, dillere destan bir sultan vardır. Harun Reşit. Abbasi halifesidir. O dermiş ki: “Ben halkıma pamuk ipliği ile bağlıyım. Gerekirse çekerim, onlar çekerlerse ben giderim. İpliği koparmam.” Demem odur ki, yıllarca yağmurda halkıyla beraber ıslanan cumhurbaşkanımız ipi koparmaz. ‘Hayır’ çıkmasına da bunun için dua etmiştik. Allah cevap verdi. “Yetmiş defa dua etsen de biz planımızı değiştirmeyiz.” dedi.
    Şu anda bize sadece sabır düşmektedir.

  7. Az gittik, uz gittik bir arpa boyu yol bile gidemedik.
    Aslında gittik. İleriye değil, geriye gittik.
    1940 lara geri döndük.
    1940 lar Milli Şef devriydi.
    Şimdi de Milli Reis dönemini yaşayacağız.
    Demokrasimizi daha da ilerleteceğimiz yerde, gerilere taaa 1940 lara döndürdük.
    Eeee ne demişler toplumlar layık olduğu şekilde yönetilir.
    Böylesini layık gördü muhterem halkımız.
    Kendi düşen ağlamaz.

  8. eğitim şart diyerek başlayayım bari.
    cumhurbaşkanımızın partili kimliği hayırlı olsun. partisiz cumhurbaşkanlığı 1960 mayısında (1961 anayasası) başladığı gibi 2017 mayısında bir halk oylaması neticesinde sonlandırıldı. bir dönem kapandı elbette buna resmi olarak diye ekleme yapmak gerekir. zira aradan geçen yıllar boyunca bir siyasi tutuma açıkça meyletmeyen kimse zaten gelmedi. enteresan bir şekilde muhafazakarlığa karşı girişilen bir darbenin ardından muhafazakar kimlikli bir cumhurbaşkanının partisinin başına geçmesiyle dönem sonlanıyor. bazı refleksleri anlamak için bizim gibi darbe dönemlerine yetişemeyenlerin tarih okuması şart. yeni dönemin zorlukları olduğu kesin ama en azından artık herkes nerde durduğunu gösteriyor olacak…
    ben yazılarını düzenli takip edemesem de kemal beyi tv programlarından tanıyorum, görüşlerini değerli buluyorum. bu konudaki görüşlerini de bir programda dinlemiş ve katılmıştım. artık yeni dönemle kutuplaştırma ötekileştirme eğiliminden sadece medyada değil, her alanda uzaklaşmamız gerekir. hem iktidar hem muhalefet kanadının buna dikkat etmesi çok önemli, gerçekten son bir kaç yıldır çok stresli çok üzüntülü zamanlardan geçiyoruz sakinleşmek yeni durumu kabullenmek yeni koşullara uyum sağlamak hepimize iyi gelecektir. sayın CB yapıcı toparlayıcı bir dil kullanması muhalefetin özellikle ana muhalefetin boş işleri bırakıp tehlikeli söylemlerinden vazgeçip vatan millet adına fayda sağlamaya yönelik 2019 a hazırlanması yerinde olur…
    bizlere düşen elbette bütün sorunları bir kişinin çözmesine bırakıp sonra da büyük beklentiler içinde olmak olmasa gerek. karınca kararınca bir işin ucundan tutmak gerek, en azı yoldaki bir taşı kaldırmak olsa gerek…

  9. ”Acaba kavga edenlerden kimler kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beğeneceği türden gazeteciler arasında görmüştür?”
    ..sorusuna; Sayın Cumhurbaşkanının ”biz tekkeye mürit aramıyoruz ki”sözlerinden anladığım, ”beğenilecek türden gazetecilerin” ”İslamcı” cenahtan gazetecilerin olmayacağıdır.
    Zaten medyadaki bu tartışma-kavga, ”İslamcı” gazeteci ve yazarlar üzerinden başlatılması bunun işaret fişeğiydi..

    Bunu biraz da Sayın Kemal Öztürk’ün Sayın Erdoğan’a, yazısında çektiği ayar (‘yağ’dan) ve endişelerinden de anlıyorum.

    Medya her neyse; o, yamalı bir bohça gibi.. çok da bir dikiş tutacağa benzemiyor ama siyaset ve bürokrasiye verilecek ayar daha çok ses getirecek gibi gözüküyor.

    Siyasette, Ak Partinin kurucularından önemli isimlerle ”yolların ayrıldığı” Erdoğan’ın ağzından resmen tescillenecek..
    Yarım ağızla da olsa , Erdoğan; …” Daha sonra ibreleri değişti. Yol arkadaşıysan, gönül arkadaşıysan, pazara kadar değil mezara kadar gidilir. Bunların bir kısmı pazara kadar geldiler, sonra trenden indiler.” sözleri ile bunu dillendirdi.

    Hem sonra gücünün zirvesinde Erdoğan, pehlivana doymadığı için zaferini perçinleyecek, mindere pehlivan çekme arayışında. Başkanlıktan sonra siyasetin ‘baş pehlivanı’ unvanını da elde etmeye uygun gördüğü pehlivan(lar)ı takım arkadaşlarının içinden çıkmasını umuyor. Ne yapsın, peşrev çekeceği pehlivan kalmadı ki…

    Bürokrasi de ise; zaten 15 Temmuz sonrası yaşanan yoğun tasfiyeler buna pek yer olmadığını gösteriyor gibi görünse de, aslında bürokrasiye, yerleşik ”İslamcı” veya biraz daha dindar bürokratlar tasfiye edilerek ayar verilecek gibi.

    Medya da Cem Küçük, bürokrasi de Yiğit Bulut türünden bürokratlar daha çok revaçta..

    ”Milli görüş gömleği”çıkartılmıştı, şimdi de üzerine alınmasa da ”İslamcı içliklerini” çıkarma uğraşında AKP…

    Muhafazakar seçmenin yoğun tezahüratları eşliğinde…

    Ne garip, değil mi?

  10. Size birşey söyleyeyimmi inanın şu tartışmaların biri bile halkta yok ben çok seviyom sen az seviyon sen ihanet ettin ben etmedim gibi.

    Ve burada çok övündüğünüz basın ve içindeki yazarlar çizerler patronlar çıkarları doğrultusunda o olmayan ilkeler doğrultusunda hareket ediyorlar malesef olmayan ilkeler dedim benim aklım ereli basını hep bu halde gördüm şimdide geçmişdede

    Partili cumhurbaşkanı yeni deyil diyorsunuz referandumdan önce bunları güzel bir şekilde ele alsaydınız ama malesef siz işi yüzeysel ele aldınız içeriğine deyinmediniz maddelerin

    Zaten Cumhurbaşkanları hiç partisiz olmadıki bir Sezer vardı oda köhnemiş idolojisini dayatmaya kalktı topluma.

    Biz deyişmediğimiz sürece bizi yönetenlerin deyişmesini beklemek aptallık olur çünkü onlar biziz biz onlar dışardan gelmiyorlarya içimizden çıkıyorlar

    Dünkü yazınızınızda yüzde 48 azınsanmayacak bir topluluk diyorsunuz inşallah baykalın oyununa gelmezsiniz Abdullatif şenergibi

    Rabbim fitnecilerin fitnesinden korusun..

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here