Ayrıştırıcı üslup seçim kazandırıyor.. Ülkeyi yönetmede ise yetersiz kalıyor.. Anayasayı ondan değiştirmek istiyoruz..

15

Bizim daha önce öğrendiğimiz gerçeği Amerikalılar son seçim kampanyası sırasında keşfettiler: Siyasette ayrıştırıcı üslup en az birleştirici üslup kadar sonuç almaya yarıyor; hatta biraz daha fazla işe yarıyor…

Donald Trump Amerikan toplumunun bütününe hitap eden, herkesin oyuna talip olan bir kampanya yürütmedi; kendisini Beyaz Saray’a taşıyacak kadar bir halk katmanını arkasına almaya çalıştı ve başarılı oldu.

Rakibinden daha az oy alması bu anlamda fazla önemli değil; o onun kampanyasını yürütenlerin dehasını yansıtıyor: ABD’deki seçim sistemini göz önünde tutarak yürüttüler kampanyalarını ve ikinci seçmen sayısı fazla eyaletlere yoğunlaştılar; zaten kimse ”3 milyon daha az oy aldı, başkanlığı meşru değil” demiyor, diyemiyor…

Türkiye de, 2002 seçiminde, yüzde 35 oy alan bir siyasi partiye Meclis’in üçte iki sandalyasını teslim etmedi mi? Bizde ‘barajlı seçim sistemi’ olduğu ve muhalefet partilerinden üçü yüzde 10 barajına yakın oy aldığı halde milletvekili çıkarma hakkı kazanamadığı için, sistem en çok oyu alan partinin lehine çalışmıştı.

Ülkemiz bu yönde örnek

Ayrıştırıcı üslup iktidar partisinin her iki seçmenden birinin oyunu aldığı 2011 genel seçimi sonrasında kendini belli etmeye başladı.

Seçim kazanmada yararlı olduğu görüldü o üslubun; şimdi pek çok ülkede daha önce ‘marjinal’ bölgede siyaset yapan partiler, kendilerini halkın bütününe beğendirmek yerine, ideolojik kalıplarına yeni taraftar çekme tarzını benimsiyor ve bununla başarılı olmayı bekliyor…

Madem Türkiye’de işe yaradı, madem Donald Trump‘ı başkanlığa taşıdı… Neden aynı yöntem Fransa’da da aynısını yaşatmasın?

Fransız Front National partisinin ve lideri Marine Le Pen‘in 23 Nisan ve 7 Mayıs 2017 tarihlerinde iki tur halinde yapılacak başkanlık seçimi için benimsedikleri yol ve yordam bu beklenti üzerine oturuyor.

Elbette örnek seçim başarılarına bakarak kendilerine yöntem belirleyenler bir gerçeği de fark ediyorlardır: Siyaset yalnızca seçim kazanmaktan ibaret değil; sandık başarısı elbette önemli, ancak bir de sonrası var: Ülkeyi yönetmek…

Seçim kampanyası sırasında kullanılan ‘ayrımcı dil’ arkaya alınan kitleyi büyütüyor, ancak aynı dil ülke yönetiminde zorluklarla karşılanmasına da sebep oluyor.

AK Parti’nin 2011 sonrasında karşılaştıkları zorluklara bakmak bile yeterli.

Daha az bir kitle desteğine sahip olduğu dönemlerde, AK Parti, ‘Türkiye’nin kaderi‘ sanılan pek çok olumsuzluğun üstesinden gelmeyi bilmişti. Adı öyle konulmuş olmasa bile, pek çok alanda ‘reform‘ sayılabilecek yenilenmeler o dönemlerde sağlandı. Darbe girişimleri niyet safhasında kaldıysa o dönemde, bu, dönemin ‘reformcu ruhu‘ ile yakından ilişkilidir. ‘Vesayet‘ de o dönemde işlevsiz hale getirilebildi.

Trump’ın bu anlamda başarı şansı ne?

Kendisinin Beyaz Saray’da tam-gün mesaiye başladığı Cumartesi günü, başta başkent Washington olmak üzere ABD’nin büyük kentleri kadar, birkaç yüz nüfuslu kasaba ve köylerinde bile, ‘Trumpkarşıtı‘ gösteriler yapıldı.

Amerika nüfusunun yüzde 1’ini teşkil eden 3,5 milyondan fazla insan –çoğu kadın– sokaklardaydı o gün.

Yeni seçilen başkan bunu umursamadığını belli etti.

Belli ki, ayrıştırıcı üslubunu, Beyaz Saray’da oturduğu sürece devam ettirecek.

Şimdi soru şu: Türkiye’de seçim kazandıran, ancak iktidarın pürüzsüz sürmesine yaradığı söylenemeyecek olan üslup, ABD’de de aynı sonucu mu doğuracak?

Halkın bütününe sahip çıkmak yerine, sadece kendisinin Beyaz Saray’a gelmesini sağlayanları koruyup kollayan bir çizgi mi izleyecek Trump?

İç-savaş sonrası kurulduğu ve kendilerini ayrı devletler olarak konuşlandırmış, bir çoğu zaten devlet büyüklüğünde eyaletlerden oluştuğu için önceliği birlik olmaya vermiş ve bunu sağlayacağına inanılan formülleri ‘anayasa‘ haline getirmiş ABD’de, öyle bir çizginin izlenmesi acaba ne tür sorunlara yol açacak?

Anayasa değişikliği talebi orada da gündeme gelecek mi?

Aslına bakarsanız, ABD’yi düşünür gibi yaparken… aynı soruların Türkiye versiyonlarına da zihnimde cevap arıyorum…

Türkiye’de var olan fiili siyasi durum, ancak anayasaya da geçirilmesi gereken bir ‘sistem değişikliği‘ ile devam ettirilebileceği için.. büyük sıkıntılar göze alınarak o yola girilmiş bulunuyor. Değişecek yeni sistemle birlikte ‘ayrıştırıcı üslup‘ yüzünden karşı karşıya kalınmış sorunların üstesinden daha rahat gelinebileceği hesaplanıyor olmalı.

Ya formül çalışmazsa..

Sorunların üstesinden gelmeye gerçekten yarayacak mı değişiklikler?

Varsayalım, halkımız da, sayılarının hiç de az olmadığını sandığım gönlü değişikliklere yatmadığı halde olumlu oy kullanmış milletvekilleri gibi özverili davrandı ve referandumda anayasa paketini onayladı…

Ya ardından beklenen gelişmeler yaşanmazsa.. yani değişiklikler ne için yapılıyor ise.. o işe yaramazlarsa ne olacak?

Bu sorunun cevabını Trump ekibi de merak ediyordur sanırım.
ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Sayın Koru sizin (gündemdeki maddeleri göz önüne almadan) başkanlık sistemi hakkındaki görüşlerinizi, geçmişten geleceğe bakış açınızı özetleyecek bir yazınızı dört gözle bekliyorum. Diğer bir yazınız mevcut Cumhurbaşkanı yetkileri (PKK’lılar dahil mahkum affetme vs.) ve Cumhurbaşkanlığı, yasama, yargı&denetleme kurumları arasındaki dengeler hakkında olursa anayasa değişikliği yazılarınızı anladığımız gibi değil anlatmak istediğiniz gibi okuyabiliriz. Ayrıca önümüzdeki iki aylık süreçte konuşulması gereken tek konu üslup, siyasi kimlik, ideoloji vs. değil oylanacak maddelerin ülkemiz için mevcut sisteme göre toplamda getirisi-götürsü ne olacağıdır.

  2. Fehmi bey çok endişeli Türkiyede, avrupada ve abd de “ayrıştırıcı uslüp” kullananların sayısı artıyor diye. Oysa hayatın her aşamasında ticarette de, eğitimde de, siyasette de, gazetecilikte de yüzde yüz kimseyi memnun edemezsiniz. Siyasette başarının ölçüsü aldığın oy oranı ise ve bu oran gittikçe yükseliyorsa ayrıştıran söylemleri başka yerde aramak lazım. Ne yani oy oranı düşük olan, yüksek olandan daha mı az birleştirici olmalı. “Birleştirici üslup”tan kasıt kendi değerlerini yok say, işi oluruna bırak, kimsenin etlisine sütlüsüne karışma ise -ki herhalde bu kastedilmiyordur-, bu pek onurlu ve kendisine oy verenlere karşı sorumlu insanların yapabileceği bir şey değil. “Aman kavga olmasın, gül gibi geçinip gidelim”, gibi laflar iyi insanların kötülere seslerini yükselttikleri zaman yapılacak bir uyarı olmasa gerek. Kefenini girip davası adına yola çıkan insanlara, bir sürü kişi sana çok kızıyor demek ancak onu daha keskin hale getirir.
    Daha yeni seçimden çıkmış ve başarılı olmuş bir lideri, sanki iktidarda son günlerini yaşıyormuş, geçmişte bir sürü olumsuz icraatlara imza atmış gibi, ona yapılan bu protestoları haklı göstermek nasıl bir “birleştirici üslup” örneği olabilir. Aslında ona oy veren halka ayar verilmeye çalışıldığını görmezden mi gelmek lazım. Elitlerin istediği seçilse herşey güllük gülistanlık, çok başarılı karızmatik lider seçildi, peşinen insan hakları ödülleri vs vs sanki dünyada ölümsüzlük iksirini bulmuşlar gibi sevinirler, tersi olunca “bunlar da çok oldu ama, bu kadar ayrıştırıcı lider de görmedim canım”. Sırtını bikaç yıl koltuğuna koyup icraatleri görülsede kötü mü değil mi anlaşılsa. Ayinesi iştir kişinin…
    Anayasa paketinin beklenilen gelişmelerle sonuçlanmayacağından bahisle rahmetli Demirelin “Demokraside çareler tükenmez, yollar yürümekle aşınmaz, dün dündür” vecizeleri ve “herşey vatan için” şiarıyla düşünmeye, her birleştiri üslupluyu, ellerinde büyücü sopalarıyla, Türkiyedeki insanları nasıl birleştirebileceklerini ve nasıl ayrışılmayacağını göstermek üzere sorumluluk almaya davet ediyorum.

    • Karizmatik lider kışkırtılıyor, o yüzden o da keskinleşiyor tespiti doğru değil. Liderin siyaset tercihi bu. Kutuplaştırarak iktidarını sürdürüyor. Ayrıştırarak taraftarlarının saflarını sıklaştırıyor. Karşı tarafı düşman olarak göstererek taraftarlarının dağılmasını engelliyor. Bu demokrasilerin bir handikapı. Tüm dünyada yükselen populist politikacılar (Erdoğan, Trump, Le Pen, …) aynı taktiği uyguluyorlar. Ancak bu ülkelere huzur getirmiyor. Bakın Trump seçildi ama rahat olmayacak. Geçen Cumartesi, yemin töreninden bir gün sonra sadece Amerika’da değil, tüm dünyada milyonlar sokaklara çıkıp protesto ettiler (Sahi Türkiye’de kimse protesto etmedi, umurlarında da olmadı, TV’ler bile göstermediler. Neden acaba? Bizim derdimiz bize yeter galiba…).

      Demokrasi, iyilerle kötülerin yarıştığı bir sistem değil. Demokrasi, farklılıklarına rağmen herkesin bir arada yaşamasını sağlayan bir sistem. Siyaset mücadelesi “kefenini giyip davayı sürdürme kavgası” asla olmamalı. Kime karşı kefen giyiyorsunuz, kime karşı dava yürütüyorsunuz? Demokrasi mücadelesi, ülkeyi nasıl daha ileri götürürüm, nasıl huzur ve barışı sağlarım mücadelesi olmalı. Kavga ve dava söylemleri ülkeyi karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Karşınızda siyaset yarışı yapanları düşman olarak göremezsiniz. Onlar da bu ülkenin eşit vatandaşları, onların da hakkı ve hukuku var. Yoksa demokrasi oyunu oynuyor oluruz, bu da sürdürülebilir değildir.

      Siyasi İslamcılar yıllarca Cumhuriyet’le kavgalıydılar. Çünkü demokrasi kurallarını uygulamayan sistem onları eziyordu. Ancak bugün durum tersine döndü. Demokrasi (sözde) işliyor. Ancak bu sefer azınlığın değil, çoğunluğun tahakkümü hüküm sürmeye başladı. Yıllarca baskıyı yaşamış insanlar, şimdi diğerlerine baskı uygulamakta mahsur görmüyorlar. Çoğunluk bizde diyorlar. Ancak demokrasi bu değil, toplumumuz maalesef demokrasiyi içselleştirmemiş durumda ve siyasiler bunu kötüye kullanıyorlar.

  3. Merhaba Taha Bey, Sizden bir isteğimiz var. Ocakmedya yazar kadrosu arasında görmek istediğimiz bir isim var. Bu isim Ocakmedya ailesinin gücüne güç katacaktır. Lütfen bu ismi düşünüp, araştırıp, iştişare edin. Bu kişi, ” Mehmet Ali Bulut”tur. Saygılar

    • Merhabalar değerli yorumcu,

      Kendisi adına mı yazıyorsunuz bu mesajı? iletisim@ocakmedya.com ‘a atılan yazıları, Fehmi Koru inceliyor, dil ve üslup bakımından uygun görülürse yayınlanıyor.

      Ama Mehmet Ali Bey’in (aynı kişiden mi bahsediyoruz, bilmiyorum) yazıları Haber7’de yayınlanıyor hali hazırda. Haber7 Türkiye’nin en çok ziyaret edilen 8. websitesi. Ocak Medya’da yazıları yayınlansın gibi bir talebi olacağını sanmıyorum.

      Saygılarımla.

  4. Ayrıştırıcı üslubu seçim kampanyaları sırasında kullanan seçimden sonra da tüm seçmeni kucaklayan politikacılara hep rastladık. Bakalım Trump nasıl yapacak göreceğiz. Ayrıştırıcı üsluba seçimden sonra da devam ederek ülkeyi devamlı seçim atmosferinde tutmak bu türlü siyasetin tehlikeli tarafı. Toplum devamlı bir gerilim halinde. Halbuki seçimden sonra kazananla kaybedenin birarada dostça yaşayabilmesi çok önemli. Bunun içinde seçimle beraber ayrıştırıcı siyasetin son bulması lazım.

    Ayrıştırıcı üslubu bu sitede bazı yorumlarda da görüyoruz. Yazar hangi konuyu işlerse işlesin, bu yorumlarda konu devamlı Gezi protestolarına, 17/25 Aralığa, 15 Ekime, Fetöcü’lere, muhalefet partilerine ve dış güçlere çekiliyor. Sanki Türkiye’de karşılaşılan bütün problemlerin sorumluları bunlarmış gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Ülke insanlarının birlikte olabilmeleri demokratik düzenin temel kurallarında anlaşmakla mümkün. Ama biz yorumcular burada işkenceye bile beraberce hayır diyemiyoruz.

    • ayrıştırıcı uslup eleştirilecek ise ki gerçekten rahatsız olan, olmamasını isteyen varsa doğru yanlış haklı haksız gerekli gereksiz her şeyi hükümeti suçlamakta bulanları da dahil ederek eleştirilirse anlamı olur. yine bir grubu hedef alarak eleştirmenin ayrıştırıcı uslubu eleştirmeye nasıl bir katkısı olabilir, olsa olsa ayrıştırmaya katkısı olur…

  5. Başkalarının yanlışlarını kendi yanlışlarımıza referans olarak gösteremeyiz. Kendi doğrularımızı değil doğru olanı yapmak gibi mecburiyetimiz olmalı. Olmalı ki Rabbimiz’in huzurunda mahcubiyetimiz olmasın. Aslında aynaya bakınca her şey görünüyor.

  6. ABD 1970-2016 tarihleri arasında 11 trilyon dolar milli gelir kaybı yaşadı. Diğer ülkeler 11 trilyon dolar milli gelir kazandı son on yılda ABD her yıl ortalama 500 milyar dolar milli gelir kaybına uğruyor. 11 trilyon doların 6 trilyon dolarına ABD hazinesi 3 trilyon dolar faiz gideri ödedi. Dolayısıyla ABD dışında 14 trilyon ABD dolarına sahip devlet, kuruluş, şirket, özel kişi bulunmaktadır. 14 trilyonun 6 trilyonu ABD hazinesinde, Kalan 8 trilyonun 530 milyar doları dünyada tedavülde bulunan dolar miktarı kalan 7.470 dolar ise diğer ülkelerin ABD’den aldıkları hisse senedi, özel sektör tahvilleri vb. ( 14= 6 + 0,530+ 7,47) Bazılarının zannettiği gibi ABD dolarının rezerv para olmasından gelir elde etmiyor, Milli Gelir kaybına uğruyor.

    • Bilal bey merhaba. Öncelikle aslında pekçok gazetenin okur yorumlarının gazete köşe yazılarından daha fazla ilgimi çektiğini belirtmek istiyorum. Bunun birkaç sebebi var. bir tanesi, okurların yorumlarından daha çok öğreniyor olmam, ikinci nedeni ise, okur yorumlarından ülkemiz insanının nabzını tutmaya çalışıyorum. Bu benim yöntemim. Ne kadar ülke insanının nabzını gösterir bilemiyorum.
      İçinde bulunduğumuz dönem, benim gördüğüm en karanlık dönem. Ancak, birey olabilen, çevresinden veya kendisini bağlı hissettiği gruptan bağımsız duygu, düşünce ve doğrular geliştirebilen insan sayısının fazlalığı anlamında ise, daha önceki dönemlerden çok daha fazla umutvar bir dönem. Galiba yine, “karanlığın en koyu zamanı aslında aydınlığa en yakın dönem” tezi geçerli. Yorumunuzu okuduğumda bu nedenle memnun oldum.

  7. ideolojileri olan partilerin buna vurgu yapması elbette kaçınılmaz. ama bunun seçim kazandırdığını iddia etmek ne kadar doğru…chp bir ideoloji partisi değil mi. özellikle kılınçdaroğlu da bu ayrımcı dediğiniz uslubu en fazla en sert kullanmıyor mu…neden iktidar olamıyor. 90 yıl boyunca seçim kazanamamış şehit cenazelerindeki duruma bakarsak bir 90 yıl daha kazanamayacak chp nin uslubu neden işe yaramıyor. biri çıkıp e 65-35 sağ oy gerçeği var derse uslup neden oylarının artmasını sağlamıyor. % 35 oyla iktidara gelmiş 15 yıl boyunca iktidarda kalmış bunca olaydan sonra oylarını arttırmış son seçimde oylarını % 50 ye dayamış bugün seçim olsa % 50 yi rahat geçecek oya sahip bir partinin seçimi kazanmasını ayrıştırıcı uslubla temellendirmenin doğru olduğunu sanmıyorum.. ve tabii ayrıştırıp bölmüş sonra da kendini yönetememiş diye yaftalanan iktidara yıllar boyu oy veren bir halk eleştirisinin haklı olduğunu da sanmıyorum. ama ideolojiye yapılan vurgu elbette paylaşmayanlar için karşı taraf olacaktır. bunun olmaması zaten mümkün de değil.

    partiler iktidar için yarışır ve fazla oyu alan kazanır. herkesi kapsayan bir ideoloji olmadığına, herkesi memnun etmek te mümkün olmadığına göre kaybeden taraf olması kaçınılmazdır. Amerika daki bu protestolar ne amaç taşımaktadır, trump koltuğunu mu bırakacak görüşlerini mi değiştirecek. onu iktidara taşıyan aday gösteren bir siyasi topluluk ve Amerikalıların oylarıdır. bu durumda oy vermeyenler oy verenleri protesto etmektedirler, yakın zamanda bu sadece çatışmaya götürür zira oylarının saygı görmemesine kızan insanlar da olacaktır…ve çatışma çıkar grublarına hizmet demektir..zaten protestoların altına bakacak olursanız bikimselerin maddi organizasyonlarını görebilirsiniz. gezi de aynı şeyleri yaşamadık mı..”’.mesele ağaç değil anlamadın mı”’bence marka değeri olan bir sembol…mesele anlaşılınca gereği de yapılır zaten…
    elbette demokratik hak ve özgürlükler kullanılabilmeli ama bir düzen başkalarına saygı ve kurallar çerçevesinde. öyle ki aracınız yakılmamalı, dükkanınız yağmalanmamalı… öyle ki sonu başka bir ülkenin ağacının gölgesinde uyumak olmamalı. çocuğunuz kucağınızda koşarken size çelme takanlarla birlikte yaşamak istememelisiniz. akıllı olmak zorundayız..

    bu ülke de sağduyu her zaman ağır basmıştır kardeşlik kazanmıştır. bizim büyük birikimlerimiz var. işe yaraması için çok sebebimiz var…

    • Didem hanım chp ile ilgili görüşlerinize %100 katiliyorum lakin amerikadaki olaylarla ilgili sözleriniz bana 90 yillarin ortasinda yaşananları anımsattı.

      Başörtüsü meselesi yüzünden ve meslek lisesi mağduriyetleri yüzünden binlerce insan sokağa dökülüp haklı olarak haklarını aramaya çalıştı. Acaba sizin görüşünüze göre bunlar gereksizmiydi. Bi fayda sağlamayacağı belliydi o zamanlar.

      İnsanların haklarını araması için illa iktidarmı olması gerekiyor. İktidar olursan kendi haklarını alırsın diğerlerinide istediğin gibi kısıtlarsın mantığımı olmalı.

      Amerikadı insanların protesto sebebi trumpın gelmesi değil. Trumpın bizzat söylemleri. Hiç bir müslümanı amerikaya almamaktan hatta amerikadakileri bile çıkarmaktan bahsediyor. Kadınlar hakkındaki söylemleri kadınları haklı olarak sokağa döküyor. Hiç bir insan özgürlüğünün kısıtlanmasını istemez. Onlarda istemediği için dışarda.

      Not: Hakkını aramak ve sokağa çıkmak vandallık yapmak değildir.

      • bu yorum için teşekkürler. belli ki demek istediğimi anlatamamışım. demokratik hak ve özgürlüklerin kesinlikle kullanılmasından yanayım, protestolarda buna dahil, cumhuriyet mitingleri ve benzeri organizasyonlar dahil…itirazım, konu ne olursa olsun yöntem yanlış olmamalı buna müsait bir zeminde olmamalı. kuralları izinleri olmalı kimse kimseyi rahatsız etmeden zarar vermeden itirazını dile getirmeli…bunun sonuçları herkes için iyi olur herkes faydalanır…
        not: notunuza katılıyorum.

  8. 2011 Yılından itibaren ortaya çıkmış görünen sorunların Fetönün devletin kritik noktalarını işgal etmiş olmasından kaynaklandığı sonradan anlaşıldı.

    7 Şubat Mit krizi,Gezi ve 17/25 Aralık hamlelerinin düpedüz ülkeyi karıştırmaya yönelik bir amaç taşıdığı da sonradan ortaya çıktı.

    Bütün bunlar ayrıştırıcı bir dil kullanmanın sonucu olarak meydana gelmedi. Bilakis sessiz ve derinden giden bir yapının, sinsi bir planla ülkeyi tamamen ele geçirme hamleleriydi.

    İlk anda 17/25 Aralık’ı bir yolsuzluk operasyonu olarak görenlerin çoğu, bunun bir yolsuzluk operasyonu olmadığını sonradan itiraf ettiler. Hakeza Gezinin çevre duyarlılığından kaynaklanmadığını da.

    Cübbemi giyip bunları savunacağım diyen B.Arınç hata ettiğini, gerçeği ancak 15 Temmuz kalkışmasıyla anlayabildiğini itiraf etti.

    15 Temmuz öncesinde de ayrıştırıcı dil kullanılmasından şikayet edenler vardı. 15 Temmuz ayrıştırıcı dile tepki olarak mı meydana geldi? Yoksa 40-50 yıldır yapılan bir hazırlığın meyve verme zamanının geldiğine inanma sonucunda mı harekete geçildi?

    Çözüm sürecini başlatanlar, Diyarbakır’da Barzani ile birlikte mitinge katılanlar, ayrıştırıcı dil kullandığı iddia edilenler değil miydi? Karşılık bulabildi mi bu iyi niyetli girişim? Ne gezer. Karşılığı hendekçilik oldu.

    Bugün de MHP ile Ak Partinin iş birliği yapma noktasına gelmesi ayrımcı dil kullanılmadığını gösterir.

    Terör örgütlerine karşı,ayrımcı dilin de ötesinde bir dil kullanmak gerektiğini ise söylemeye bile gerek yok. Elinde silah olana silahla karşılık verilecektir.

    2011 Yılından bu yana Türkiye’nin kuyusunu kazma girişimlerini yavaş yavaş aleniyete dökenlerin, Türkiye’ye 15 Temmuzu yaşatanların ve destekçilerinin yaptıklarının yargıda hesabının sorulması adaletin gereğidir.

    Türkiye’ye bu kötülüğü yapanlara haddini bildirmek adaletin ta kendisidir. Bunların yaptığını yanlarına kar bırakmak adaletsizliktir.Adalet,bunların yaptıkları yanlarına kalsın diyenlere hatırlatılması gereken bir kavramdır.

    Bir insanın kendisine yapılan haksızlığı bağışlaması bir erdem olabilir. Ama topluma verilen, kamuya verilen zarar cezasız bırakılamaz.

    Partilerin,kişilerin topluma kendi görüşlerini anlatma çabası ayrımcılık olarak değerlendirilemez. Partiler, ayrı ayrı görüş ve fikirlerin temsilcileri olarak ortaya çıkarlar.
    Her birinin ayrı bir dili, ayrı bir üslubu olacaktır.

    Fehmi Bey’in kendisinin de değindiği gibi bu yazı bir ABD yazısı olmaktan ziyade Türkiye yazısıdır. Ben de yorumumu Türkiye üzerinden yazdım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here