Referandum konusunda iki çeşit ülke vardır: Biz onu eline yüzüne bulaştıranlar cephesindeyiz..

32

Referandum seven ve yapan ülkeler vardır… bir de referandum sevmeyen ve yapmayan ülkeler…

Türkiye yakın zamanlara kadar ikinci ülkeler kategorisindeydi; artık birinciler arasında kendine yer açıyor…

ABD referandum seven ülkelerin başında geliyor. Biz ABD seçimi sırasında, daha çok “Kim başkan seçilecek?” sorusunun cevabıyla ve biraz da Senato ve Temsilciler Meclisi’nde hangi partinin çoğunluğu sağlayacağıyla ilgilendiğimiz için halka sorulan soruları ıskalıyoruz.

ABD’de marijuana da soruldu.. idam cezası da..

Trump’ın seçildiği gün pek çok eyalet değişik konularda halkın tercihine başvurdu.

Önemlileri şunlardı:

9 eyalette sorulan “Marijuana yasal hale gelsin mi?” sorusuna, 8’inden “Evet” cevabı alındı…

5 eyalette “Asgari ücret artsın mı?” diye soruldu, 1 eyalet buna “Hayır” dedi.

Kaliforniya, Nebraska ve Oklahoma eyaletleri ‘idam cezası’ konusunu halkoyuna sundu; her üç eyalet de kaldırılmasını reddetti.

Özet şu: ABD’de, 2016 yılı seçimlerinde, 35 eyalette, halka, 126 ayrı konuda soru sorulması izni verildi.

İsviçre, ‘cebinize her ay 10 bin TL koyalım mı?’ diye sordu..

Esas referandum ülkesi ise İsviçre’dir; modern bir devlet olarak kurulduğu 1848 yılından bu yana tam 600 değişik konuda halkın görüşüne başvurulmuştur İsviçre’de…

Son dönemde, yılda 4 defa halkoylaması yapılıyor…

İsviçre hükümeti, geçen yıl, vatandaşlarına “Her birinize, çalışın veya çalışmayın, ayda 2500 İsviçre Frangı (yaklaşık 10 bin TL) verebiliriz, ister misiniz?” diye sordu.

Haziran ayı başında yapılan referandumda, İsviçreliler, ter dökmeden para kazanma teklifine, sandıkta “Hayır” dediler. 26 eyaletin hepsinde açık arayla reddedildi teklif…

Dikkat ettiyseniz, referanduma düşkün ülkelerin ilk sıralarında yer alanlar, federal yapıdalar; ABD’nin 50, İsviçre’nin 26 eyaleti var. Yani zaten bölünmüş ülkeler…

‘Üniter’ yapıya sahip olan ülkeler referandumdan mecbur kalmadıkça uzak durmayı yeğliyorlar…

Ayrımcılığı teşvik edebilir diye.

Ediyor da nitekim.

Daha hazırlık döneminden başlayarak, ama özellikle kampanya sırasında, referanduma sunulan konu etrafında ayrışmalar, karşılıklı ithamlar ve cepheleşmeler başlıyor.

Üniter yapıyı zedeleyecek kadar hem de…

Türkiye’de son 10 yılda üç referandum yaptık

“Zedelemez, neden zedelesin?” tepkisini verecekler, bunu yapmadan önce, 2007’den bu yana ülkemizde yapılan halkoylamalarını zihninin perdesine taşısın…

Cumhurbaşkanı Meclis’te seçilmeye devam mı etsin, yoksa cumhurbaşkanını halk mı seçsin? (2007).

Yargı kurumunu ciddi biçimde elden geçirelim ve eskileri tasfiye edip yenilerinin siyasi kimlikliler tarafından ağırlıklı seçilmesini sağlayalım mı, yoksa eskisi gibi mi kalsın? (2010).

Ve şimdiki: Kökleri 1. Meşrutiyet’e (1876) dayanan, Cumhuriyet’in kurulması öncesinden (1920) beri süregelmiş ‘parlamenter sistemi’ değiştirip yerine ‘başkanlık sistemi’ getirelim mi? (2017).

İlk iki referandum konusu, tek tek insanları fazla ilgilendirmediği halde, siyasetteki taraftarları yüzünden, toplumu neredeyse tam ortasından ikiye böldü.

Böldü de bir işe yaradı mı?

Cumhurbaşkanı seçimini bir telâşla halka bırakınca (2007), halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı kendisine daha fazla yetki alanı açmaya ve bunu yeni bir anayasa değişikliğiyle sağlamaya mecbur kaldı…

HSYK’nın yapısını ve üyelerini bütünüyle değiştiren öteki referandum (2010) ise 15 Temmuz’da meşru hükümeti devirmeye kadar cür’et edecek yanlışlıklara kapı araladı. Devlet içindeki yoğunlaşmalarını devlete hakimiyet iddiasını yerine getirme çabasına girenler yüzünden…

Nisan ayında yapılması düşünülen referandumda, diyelim başkanlık sistemine geçildi; bunu çok arzu edenlerin başı göğe erişecek ve bu yeni sistem başımıza şimdi aklımıza gelmeyen sorunlar çıkartmayacak mı?

Bu soruya “Çıkartmayacak” cevabını gönül rahatlığı ile verebilecek tek kişi yoktur sanıyorum.

Önceki iki referandumun sonuçlarının ürettiği sorunları hala çözebilmiş değiliz.

En önemlisi de daha kampanyası başlamadan son referandumun kapımıza dayadığı safların ayrışması.. cepheleşme tehlikesi…

Kulak verilmeyeceğini bile bile.. tavsiyem..

Üç spor adamının oylarının renginin “Evet” olacağını açıklamaları sonrasında uğradıkları saldırıları bilmem takip ediyor musunuz? Ya da, aydınlarımızdan bazılarının, kimi sanatçıların “Hayır” cephesinde yer alacakları belli olur olmaz acımasızca üzerlerine gidildiğini?

Başbakan, “Ey CHP, HDP’nin peşine takılmak sana yakışıyor mu?” demeye başladı bile…

HDP dediği de meşru bir parti.

Yarın kampanyalar başladığında nelerle karşılaşabileceğimiz daha şimdiden ortada.

Ne yapalım peki?

Şunu: Madem artık sorunlarımızı halkın önüne taşıyarak, geniş kitlelere sorarak çözme yöntemi olan referandum alışkanlığını edinmeye baş koyduk.. o halde bu yola bizden çok önce girmiş ve bizden daha sık aynı yönteme başvuran ülkelerin davranış tarzını benimseyelim.

Referandum işini, bir kesimin diğerini ‘vatana ihanet’ ile suçlamasına varacak fanatikliğe kadar götürmeyelim.

“Cumhurbaşkanlığı mı, başkanlık mı?” sorusuna her iki şekilde cevap vermek mümkündür ve insanlarımız cevapların hangisini tercih ederse etsinler, bunu, iyi niyetle yapıyorlar.. önce bu gerçeği kabul edelim.

Anayasa değişiklik paketinin mahzurlu tarafları varsa onlar üzerinde yoğunlaşalım; iyi taraflarını karşıda yer alanların dikkatine sunalım.

Kısacası, medeni bir kampanya yürüterek sonuca ulaşalım.

“Buna var mısınız?” diye soracağım.. ama gelecek cevabın olumsuz olacağını bildiğim bir soruyu neden sorayım ki?

Hayırlı olsun.

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Işığın yeterli olduğu yere,meşale götürülmez.
    Gereği olmayan bir riskli işe kalkışanlara,bizim oralarda(Gümüşhane)”zoriyn adı ne?”derler
    Bu söz eleştirel yaklaşımın ifadesidir.
    sade bir vatandaş olarak ben de AKP”lilere soruyorum: Zoriyz ne?
    -Koalisyon,çatal kazığı mı var?
    -Sorumsuzluğa karşılık,geniş yetkiler Cumhurbaşkanlığının elini,kolunu mu bağlıyor?
    -Siyasi kriz mi var?
    -Yoksa,temsil problemi mi?

    Buna karşılık,gittikçe zorlaşan problemler çözüm bekliyor.
    Sıralayıpta,”enseyi karartmayalım.
    Aciliyeti olmayan,fakat potansiyel sakınca yumağı olan referandum başımıza iş açmaktır.
    “Ağrımayan başa çabut sarma”değiminin tema”sı budur.
    Bırakalım,”baş”takıntısını..
    Vücudun tedavi bekleyen birdizi sağlık problemi var.
    En basitinden,kireçlenmiş,romatizmalı dizler adeta kitlendi
    Adım atmak zorlaşıyor.
    NOT.18 Maddeyi,satır aralarıyla okuyan uzmanlar,”torbadan tavşan çıkarma”değil,birçok örtülü hükümleri ortaya çıkarıyor.Mesela ,Başkanın azami görev süresi olan onyılı uzatmanın mümkün olduğunu söylüyor.

  2. Süleyman Demirel yaşıyor olsaydı ve kendisine sorulsaydı “anayasa değişikliğinde kuvvetler ayrılığı hakkında ne düşünüyorsunuz” diye, eminim ki “kuvvetler ayrıydı da biz mi birleştirdik” derdi.
    Bugüne kadar ülkemizde yürütmeyi elinde bulunduran güçler yasamaya, devleti elinde bulunduran güçler yargıya hükmetti. Ve yine 4. kuvvet medya ekseriyetle devletin hâkimiyeti altındaydı. Yürütme devletin istediğini yapmaz veya devletin istediği istikamette olmazsa, ya askeri darbe ihtilal, muhtıra, postmodern darbe gibi, ya da yargı darbesi parti kapatma, 17/25 Aralık gibi yollarla hizaya getirilir, hizaya getirilmeye çalışılır, devirilmeye çalışılır yahut devrilirdi. Yeni sistemde kuvvetler ayrılığı açısından çok değişen bir şey yok. Sadece devletin yürütme üzerindeki dolaylı hakimiyeti yerine, yürütme direk devletin başı oluyor. Esas önemli olan Türkiye’nin duraklamasına veya gerilemesine neden olan koalisyon hükümetlerinin ve inşallah darbe girişimi ya da darbelerin tarihe karışıyor olması. Anayasa değişikliği ideal bir sistem olmasa da eskisinden kötü değil bilakis daha iyi. Keşke Anamuhalefet partisi CHP, çoğu zaman anlamsız olan her zamanki istemezük tavrını bir kenara bırakıp, yapılması kaçınılmaz hale gelen anayasa değişikliği çalışmalarına katılarak, mutabakata varılmayan maddelerde alternatif teklif ortaya koyup referandumda milletin önüne evet/hayır yerine tercih edilebilecek iki sistem gelmesini sağlayabilseydi.
    Anayasada kanaatimce asıl önemli olan dinin özgürleştirilmesi. Ülkemizde 1924’ten beri devlete bağlı din sistemi var ve din özgür değil. Diyanet işleri Başkanlığı özerk bir yapıya kavuşturularak dinin özgürleştirilmesi ve merdiven altından kurtulması sağlanabilir. Bunun yanında sadece ve her anlamda donanımlı din adamı yetiştirecek eğitim kurumları kurulmalı. Ve işte o zaman Türkiye gerçek anlamda laik bir ülke olabilir ve işte o zaman milletin uyanışı, dirilişi sağlam temeller üzerinde ivme kazanarak devam edebilir.

  3. Cumhurbaşkanlığı sistemi kuvvetler birliğini (yasama, yargı, yürütme tekliği) getirmektedir. Türkiye’nin buna ihtiyacı var mı tartışılır.

  4. Ben bir bireyim HAYIR dediğimde, bir grubun parçası olmuyorum. HAYIR diyorum çünkü EVET’çilerin beni yaftalamasına karşı çıkıyorum.

  5. Selam dua ile ben şunu anlamıyorum
    Bu ülke gerçekten bagimsizmi sanki herkes hür demokratik bir ortam varmış gibi gozuksede bir gizli el medyada ortamda frene veya gazabasiyor.
    Bu ülkede Cumhur başkanı kendi merkez bankasini karisamiyor hangi demokrasi ve bağımsızlık tan badediyorsunuz. Sadece biz veya siz sistemin daha iyi yürümesi için aracı oluyorsunuz değişen bişey yok.hangi istişare heyetini topladınız hangi ilim adamına hangi hukukçular sordunuz.hangi heyeti topladınız.
    HERKES SİSTEM ÜZERİNDEN YORUM YAPIYOR.
    Hala bu öğrenci ler bu Üniversite sisteme adam yetiştiriyor.curuk adam ne yi kimle degistiriceksiniz.biz biz odalar bir birimizi kovalar.oyunu

  6. Marjinal düşünce sahiplerinin ve birbirlerini vatan haini ile itham edenlerin çoğunluk olduğunu düşünenler bence yanılıyor. Halk arasında evetçiler çok olduğu halde, futbol adamlarının ve ünlülerin “evet bende varım, sen de varmısın falanca” söylemini tiye alan ve onu farklı eklentilerle komik hale sokan insanlar da aynı evetçiler. Kutuplaşma zannedersem en çok, gazeteci, politikacı, ünlüler arasında gözüküyor. Trollerin gazı ile her yerde kavga var görüntüsü çizmek doğru değil. Buna bağlı olarak “ekonomi de zaten kötü…” , “batı bünyesine bizi kabul etmiyor, her şeyimiz çok kötü ” replikleriyle, karamsarlığı, özgür ve özgün eleştirel düşüncenin temeli zannedenlerin, fayda anlamında ülkeye birşey katmadığını da söylemek durumundayız. Eleştirmek ile kötüleyip nefret etmek, iki farklı davranış ve söylem biçimi.
    Anayasaya itiraz edenlerin önemli bir kısmı esastan çok usul yönünden yapılanları eleştiriyor( ya da öyle gösteriliyor), ençok bahsedilen “yeterince tartışamadık, yangından mal kaçırır gibi anayasa çıkarılmaz” oluyor. Oysa bu tartışmalar rahmetli Özal zamanından beri olageliyor. Bir sürü devlet adamı ve yazar sistem değişikliğinin gerekli olduğunu ifade ediyor. Bu konunun bir seçenek olmaktan çıkıp artık zorunluluk hale geldiği gözden kaçırılmak isteniyor. Sonuçta ortaya çıkan metnin ileride bazı mahsurları ortaya çıkaracabileceğini, bunun da anayasadaki değiştirilemeyen ve değişikliği teklif edilemeyecek maddeler gibi değiştirilemeyeceğini öngörmek bence faydasız bir tartışma.
    Memleketimdeki tartışma ortamından memnunum, her fikrin marjinalleri var, trolleri var, yancıları var, tarafsız gibi görünüp bir tarafın söylemlerini yüksek sesle dillendirenler var, dolayısıyla herkes farklı fikirleri öğrenebilme imkanına sahip.
    Bunu kutuplaşma çok arttı şeklinde sunmak yanlış olsa gerek.

    • Şu andaki anayasamız bir askeri darbeden sonra darbeyi yapanlar tarafından yapılmıştı. Şimdi referanduma sunulan başkanlık rejimi de yeni bir anayasa bence, bu anayasamız da bir darbe girişiminden sonra ve ohal şartlarında yapılıyor. Bu da size göre gayet normal hatta güzel bir gelişme midir? Eğer başkanlık sisyemi anayasası referandumdan başarıyla geçerse, referandumun ohal şartlarında geçirildiği, bu rejim bir ohal rejimi olduğu, rejimi savunanlara hep söylenmeyecek mi? Ya da ohalin kalkacağı zamana bu değişikliğin ertelenmemesinin sebebi sizce nedir?

  7. “Evet” kampanyaci sporcu/muzikcilere olan tepkinin asil nedeni kendi oylarini aciklamalari degil baska insanlari da aciklamaya zorlamalaridir.

  8. Yazarın ve editörün üslubu ve tutumu okuyucu yorumlarını konuya yönelik hale getirdiği için burada olgun bir atmosfer oluştu. Şahsen tanışmasak da burada görüşlerini dile getirenleri bir çok yakın komşumdan daha iyi tanıyor gibiyim. Yazılarını forumlardan tanıdığım birisiyle karşılaştığımda, kendimi hep tanıdığım bir insanla buluşmuş gibi hissederim. Sanal tanıdık kavramı gittikçe önem kazanıyor.

    Referandum Almanya’da eyaletlerde ve belediyelerde sık uygulanır. Hemen her seçimde bir de herhangi bir referandum için oy kullanırız. Yöresel konularda insanları söz ve bilgi sahibi yapıyor. Anayasa değişikliğini halka sunmak doğru bir şey ama bu acele bu telaş neden? Türkiye’yi şu anda bulunduğu yere tek adamlık zihniyeti getirdi. Itiraz kabul etmeyen ve eleştiriye tahammülü olmayan ama her şeyin istediği gibi olmasını isteyen tek adam. Bu anayasa değişikliği ile tek adamlık daha da güçlendiriliyor. Akıl ve mantıkla izah edilemeyecek bir durum. Basın özgürlüğü yok, ülke kanun hükmündeki kararnamelerle ve bir çok belediye de kayyımlarla yönetiliyor. Evet oylarının kazanması için her türlü tedbir alınmış. Neden gelebilecek hayır cevabından bu kadar korkuluyor…

  9. “Referanduma gidiyoruz ama, neyi oylayacağımızı bilmiyoruz,referandumun konusu halktan gizleniyor” şeklindeki söylem çok temelsizdir. Bu çağda, bu, iletişimin zirve yaptığı çağda neyi gizleyebilirsiniz? Haydi evetçiler gizledi diyelim,hayırcıların elini bağlayan mı var? Bir tıkla internetten bulabilirsiniz yapılan tüm değiliklikleri. Her şey bu kadar kolay. Bundan açık ne olabilir? Bunun neresine gizli diyebiliriz?

    Bana göre değişikliğin omurgası, özü şudur:

    Yapılan seçim,halkın yarısından fazlasının oyu ile, 5 yıl süre ile ülkeyi yönetecek olan iktidarı belirleyecektir? 7 Haziran’daki gibi bir belirsizlikle,koalisyon ihtimali ile hiç bir zaman karşılaşmayacağız.Başkanı seçeceğiz ve başkan, kuracağı hükümetle ülkeyi 5 yıl yönetecek.Halkı memnun edebilirse ikinci bir 5 yıl için daha seçilebilecek.Üçüncü defa seçilme hakkı ve ihtimali yok.Her başkan azami 10 yıl ülkeyi yönetebilecek. Yani hiç kimse 7 defa gittim,8 defa geldim diyemeyecek.O devir kapanıyor. En fazla 2 dönem başkan seçilen kenara çekilmek zorunda kalacak.Tıpkı ABD başkanları Carter gibi, Regan gibi, Bil Clinton gibi, Bush gibi..

    Halbuki sistem değişmeseydi Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da bir kez daha cumhurbaşkanı seçilip 2 dönemi tamamladıktan sonra,halkın teveccühünü alabilir, sıhhati de elverirse ölünceye kadar seçimlere katılıp,başbakan olarak ülke yönetiminde bulunmaya devam edebilirdi.

    Diğer maddelerde milletvekili seçimlerinin 5 yılda bir yapılacağı, Cumhurbaşkanına Devlet Başkanı sıfatı verileceği, Cumhurbaşkanına anayasada belirtilen durumlarda OHAL ilan etme yetkisi verilmesi, seçilme yaşının 18’e düşürülmesi, HSYK’ya üye seçmenin şekli, Cumhurbaşkanının partisinden istifa etmeyebileceği gibi hususlar yer alıyor.

    Hülasa merak eden herkes çok kolay bir şekilde oylayacağımız maddelerin neler olduğuna dair bilgilere ulaşabilir. Yeter ki merak edilsin.

    • Bekir bey “Halbuki sistem değişmeseydi Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da bir kez daha cumhurbaşkanı seçilip 2 dönemi tamamladıktan sonra,halkın teveccühünü alabilir, sıhhati de elverirse ölünceye kadar seçimlere katılıp,başbakan olarak ülke yönetiminde bulunmaya devam edebilirdi.” demişsiniz.

      Sanırım unuttunuz şuanki cumhurbaşkanıda en fazla 2 sefer seçilebiliyor. Yani Sayın erdoğan yeni sistemde de 2 sefer seçilirse 1 sefer uzatmış olacak 2 olan hakkını yeni anayasaya göre.

  10. Referandum halkın iradesini belirlemek amacıyla yapılan oylamadır, halkın iradesi idareye doğrudan yansıdığından doğrudan demokrasinin güzel bir örneğidir. referanduma plebisit de deniyor neden Plebs, eski Roma’da, ayrıcalıklı patriciiler dışında kalan kalabalık halk sınıfına verilen isimdir. yani referandum öcü değil…
    dünyaya bakarsak Avusturya 44, irlanda 27, isveç 6, ispanya 2, İngiltere 1 referanduma gitmiş İsviçre ise yılda 3 yada 4 kez referanduma gidiyor. amerikaya değinmiyorum, uzun sürer…
    bizim tarihimiz de 1961-1982-1987-1988-2007-2010 toplam 6 referandum var…1946 yı başlangıç kabul edersek 71 yılda 6 referandum bizi referandum severler ligine çıkarır mı bilmem. son 10 yılda ise halkın iradesine daha yoğun başvurma gereği hissedilmiş. mesela 2007 cumhurbaşkanlığı seçimine başörtüsü ve laiklik elden gidiyor söylemleriyle gelinip eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek amacıyla 367 birden karar yeter sayısı değil, toplantı yeter sayısı oluverdi…354 sandalyeye sahip iktidarın kendi adayını seçmesi engelleniverdi…chp nin her zamanki gibi çözümsüzlük atılımlarıyla meclis kitleniverdi. e muhtıralar seçimler bizi referandum sürecine getirdi…bugünlerin mimarı chp büyük ihtimal o gün o fırıldakları çevirmeseydik bugün 2017 hezimetini yaşamıyor olurduk diyor mu bilmem…2010 da ise 27 maddelik anayasa teklifine akp meclisten saadet ve bbp dışarıdan destek verirken MHP muhalefet etti, chp ve bdp ise meclise bile girmedi…referanduma gidildi. hasılı kelam meclisin kilitlediğini halk çözdü…
    ayrışmaya gelince ayrışma isteyen için araç bulmak kolaydır. zaten partili olmak bir ayrışma getiriyor bir de ideolojik olarak farklı partilerin iktidar ve muhalefet kanatlarında olmasıyla zaten kaçınılmaz bir durum ortaya çıkıyor. referandum da bir evet hayır seçimi olduğuna göre en az iki taraf olacak demektir…bu ülkedeki en büyük ayrışma sekülerlerle muhafazakarlar arasındaki ayrışmadır. diğer ayrışmalar teferruattır. laiklik farklı. ona dinlere karşı anlayışlı olma anlamı da yüklenebilir sekülerlik anlamı da yüklenebilir…kullanana göre nitelik kazanan bir kavram o . bu ayrışma hayatın her anında karşımıza çıktığı için sadece siyaset değil, önemli bir ayrışmadır. elbette panzehir farklı yaşam biçimlerine duyulan saygıdır ama bunu göstermek istemeyen iki taraftaki marjinal kesim konuyu zorlaştırıyor…
    referandumdaki bu ayrışmada yine özellikle sosyal medyada ne idüğü belirsiz bir çoğu yabancı menseili gelen bu nedenle takip zorluğu içeren hesapların karıştırmasıyla olduğunu görüyoruz. marjinal yazan ayrımcılığı körükleyen basın Vandalları da var ama demokrasi adına( suça iştirak edip terör oluşturmadığı sürece) hoşgörülmesi gerekir, itibar etmeyiz olur biter…ama toplumun genelinde sakin bir süreç talebi var…
    evet cevabı ve hayır cevabı meşrudur bizim içindir. herkesin herkesin cevabına saygılı olması gerekir. evet güzellemesi de hayır güzellemesi de meşrudur. meşru olmayan başkasının cevabına saldırmak onu aşağılamaktır ve maalesef bu herkes için çok kolaydır…başkasını kolayca aşağılayan bunun mukabilinde kolayca aşağılanmaya zemin hazırlayan kimsedir…bir anlamda kendini aşağılamış olur… yazık değil mi…ayna metaforu ne güzel metafordur, anlayana…

    • Selamlar Didem Hanim, yaziniz, fikirleriniz, istatistiki bilgileriniz dopdoluydu. Zevkle okudum. Yillardir, kendi bildiginden başka doğrulara kapali; ve hatte agresif bir toplum olduk. Tabiki bu sevimsiz durumda siyasilerin rolu buyuk. Dediginiz gibi, “evet” diyenlerinde, “hayir” diyenlerinde kebdilerine gore algilari, fikirleri, beklentileri var.
      Aslinda, tarihin tekerrurunu hep yaşiyoruz malesef. Ulkemizin “sağci”si da- “solcu” suda ülkeleri icin herşeylerini feda edecek kadar cok seviyorlardi. Ama karşilikli ” vatan haini” idiler.
      Malesef, ulkemizde ” tolerans” diyen, “diyalog” diyen, “sevgi fiildir- aksiyondur” diyenler degilde; ayriştirici dil kullananlar, aşagilayanlar, küfredenler, saldiranlar prim yapiyor ve malesef kazaniyor!
      Referandumun eveti veya hayiri bişey değiştirmeyecek. Once insana saygi- sevgi; demokrasi; hukuğun ustunlugune inanmadiktan sonra…

  11. Türkiye, Hep bölünme korkusuyla hareket etmektedir. Oysa bu Ülke asla bölünmeyecektir. bu Korkuyu bir an önce def etmek lazım. Ülkeyi ayrıştırmak kimseye fayda sağlamaz. Ünlülerin yaptığı paylaşımlar çok yanlış ve saçma buluyorum. Milleti zan altında bırakıyorlar. Herkes hür iradesiyle sandığa gitmelidir. Ben HAYIRlısı neyse o, olsun diyorum. Saygılar Sevgiler Hocam

  12. ‘16 kardeşten biriyim’

    Karşımda 54 yaşında bir profesör var. Zaman zaman kendisine hakim olamıyor, ağlıyor. Karşınızda böyle bir insanın gözyaşlarına hakim olamadığını gördüğünüzde ne hissederseniz, öyle oluyorum ben de.

    Dicle Üniversitesi’nden ihraç edilmiş, 46 gün tutuklu kalmış, şimdi adli kontrolle dışarda.

    Bitlis Ahlat’tan. “Türkmeniz” diye tanımlıyor kendisini, ailesini.

    Anlattıklarından, önce, bugün ve iktidar için en anlamlı olabilecek hususu nakledeyim. Hani “Referandumda risk alanları” diye bahsettiğim bir husus var ya, bu FETÖ operasyonları çerçevesinde ortaya çıkacak “Yan etkiler”in halk oylamasına yansıması meselesi…

    Diyor ki:

    – Ben 16 kardeşten okuyan tek kişiyim. Aile içinde adeta rol modelim. Yeğenler vs. bana bakarlar. Şu anda benim durumuma bakıyor ve olan biteni bir türlü anlayamıyorlar.

    – Tek anneden mi, diyorum.

    – Tek anneden, diyor.

    – Ablam, diyor, Tayyip Bey’den bahsederken “Gurban olduğum” diye söz başlar, diyor. Kardeşime bu yapılıyor, ben şimdi ne yapacağım, diyor. Kardeşlerim, yeğenlerim, hısım akraba… Aynı duygular içinde.

    Ne dersiniz?

    Hiçbir zaman FETÖ’cü olmadığını, evet, Risale-i Nur çevresinden olduğunu ama FETÖ hareketine hep mesafeli durduklarını, hatta Risale-i Nur çizgisini deforme ettiği gerekçesiyle o çizgiyle mücadele edildiğini belirtiyor. “Meşveret çevresindeniz” diyor. “Meşveret nedir” diyorum, “Üstad’ın talebelerinden hayatta kalanların, mesela Hüsnü Bayram ve Mehmet Fırıncı ağabeylerin oluşturduğu bir istişare grubu var, o çevre ile ilgiliyiz” diyor.

    – Polis oturttu karşısına: “Söyle bakalım ne biliyorsun” dedi.

    – Neyi söyleyeyim, neyi soruyorsunuz?

    – Söyle canım işte, bildiklerini.

    – Sonra Savcı oturttu karşısına: “Söyle bakalım ne biliyorsun” dedi.

    – Neyi söyleyeyim, neyi soruyorsunuz?

    – Söyle canım işte, bildiklerini.

    – Bir suç isnadı yok, içeri atılıyorsunuz, 46 gün kalıyorsunuz, sonra ihraç… Bütün meslek hayatınız bitiriliyor. Sigorta yok. Maaş yok. Hasta olmaya korkuyorum Ahmet Bey, diyor. Gözleri yaşarıyor. Eşim hasta oldu, doktora götüremedik, diyor.

    “FETÖ ile bağlantılanma”ktan, “ihanet damgası yemek”ten bahsederken yine gözyaşlarını tutamıyor.

    Hüsnü Bayramve Mehmet Fırıncı “Ağabeyler” konuyu Sayın Cumhurbaşkanı’na götürmüşler, bir netice alınmamış. Konuyu Cumhurbaşkanı’na götürebilecek bir kanal bulunması bir mazhariyet şüphesiz. “Ağabeyler”in girişiminin sonuç vermemesi ise üzüntü kaynağı olmuş.

    Mardin’de, benim de bulunduğum bir ortamda (adı bende saklı) bir Ak Parti milletvekili, kendisine ulaşan bir mağduriyet konusunu ilgili savcıya götürdüğünü ve hallettiğini söylemişti. O zaman da düşünmüştüm: Böyle araya girecek kimsesi olmayanlar ne yapacak?

    Hüsnü Bayram veya Mehmet Fırıncı Ağabeyler -netice alınmasa da- yine de Sayın Cumhurbaşkanına ulaşacak bir kanal olmuş. Ya onlardan da mahrum olanlar?

    Bakın, bir asker önce “darbeci” sayılıp “hain” damgası yedi, cenaze namazını kılacak hoca bile bulunmadı, sonra annesi mücadele etti ve “oğlunun şehit olduğu”nu ispatladı.

    Ergenekon davaları sırasında emir-komuta ilişkisi sebebiyle o malum seminere katılmak zorunda kalanların tefrik edilmesi gerektiğini zamanın kumpasçılarına anlatmak bir cesaret meselesiydi. Samanyolu’nda rüzgar öyle estiriliyordu.

    Başbakan şehit yakınlarının “Darbeciler belli, neden cezaları kesilmiyor” dediğini, onların yüreklerini soğutmak gerektiğini söyledi. Doğru, şehit yakınlarının yüreklerini soğutmak lazım. “Darbecilerin belli olanları”nın da cezasını vermek lazım.

    Ama yüzbini aşkın insandan söz ediyoruz. AYM’ye başvuran 65 bin kişi var sadece. Şimdi, AKPM’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamasını önlemek için 2 yıl süreli 7 kişilik bir kurul oluşturduk. Herkes de biliyor ki bu kurul yeterli olmayacak. “Haksız” uygulamaya maruz kalan birisi için 2 yıl da dile kolay.

    İster referandumdaki riski, ister gerçekten “kul hakkı”nı düşünelim, gündeme alınması kaçınılmaz bir durum var.

    Anlattığım profesörün adını, Sayın Cumhurbaşkanı isterse veririm. Ama keşke benim yerime bizzat kendileri dinleseydi, diye düşünüyorum.
    http://www.star.com.tr/yazar/16-kardesten-biriyim-yazi-1181083/
    ***

    YANİ…
    Referandumda OY kullanacak 16 kişiden biri…
    Ve sadece kendisi de değil, bütün çevresi ile beraber da nice kişi/ler…
    *
    Bu yazı AHMET TAŞGETİREN’in bugünkü yazısı…
    Birçok şeyi özetleyen bir yazı mahiyetinde…
    Çevrelerimizde maalesef böyleler var…
    Elden bir şey yapmak gelmiyor…
    İbret alınsın diye aktardım…
    Ve gereği yapılsın…
    Selam ve dua…
    RNE

  13. Muhalif ve muvafıkların durumunu bu platformda yazılan yorumlar da gösteriyor. Editör’ün de frenlemesi ile pek nahoş durumlarla karşılaşmıyoruz. Ama muhaliflerin biraz daha,tabir caizse saldırgan, biraz daha itham edici olduğu görülüyor. Şahsen burada yazdığım yorumlar savunma yazısı olmanın ötesine geçmiyor.Kimsenin tavuğuna kış demiyorum. Sadece verdiğim
    oya sahip çıkıyorum. Bu da benim hakkımdır sanırım.

  14. Medeni bir kampanya yürütülmesinin gerekliliği akl-ı selim sahibi her insanın kabul edeceği bir husustur.Referandumda evet oyu kullanacak olan sade bir vatandaş olarak hayır oyu verecek olanların tavrını da saygı ile karşılarım. Saygı ile karşılamak zorundayız.Ancak her iki taraf da kendi tercihinin daha isabetli olduğunu gerekçeleri ile birlikte topluma açıklamak durumundadır referandum sürecinde.

    Yakın akrabalarımız arasında bile değişik partilere oy verdiğimiz, farklı tercihlerde bulunduğumuz oluyor.Ama bu farklılık hiç de kırgınlığa sebep olmuyor.

    Referanduma gitmeye Türkiye’nin geç başladığı doğrudur. Ancak başarısız olduğu söylenemez. Türkiye 2007 Referandumu ile cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayarak büyük bir işi başardı.Çünkü mecliste yapılan tüm cumhurbaşkanlığı seçimleri sorunlu geçmiştir, krizlere sebep olmuştur. Meclisin üzerinden uçaklar geçirme tehditlerine sahne olmuştur. Askerlerin siyasete müdahelesi çoğu zaman cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden olmuştur.

    Öte yandan herhangi bir seçimde halkın değişik adayları desteklemesi, ya da evet veya hayır oyu kullanması toplumun bölünmesi anlamına gelmez. ABD seçmeninin yarısı Tramp’a, yarısı Clinton’a oy verdi. Böyle yapmakla bölünmüş mü oldular?İnsanların değişik taraflarda yer alması seçimin tabiatında olan bir şey.

    Seçim atmosferi her ülkeyi ister istemez biraz gerer. Trump’ın sözcüsü “Medya ile savaştayız”dedi. Trump’ın kendisi “Gazeteciler yeeyüzündeki en sahtekar insanlar” dedi.

    Türkiye’de,halkın yarısının desteğine sahip olan iktidarı desteklemek suçmuş gibi algılanıyor bazılarınca. Hemen yandaş, trol yaftaları yapıştırılıyor. Halbuki muhalif olmak nasıl bir haksa, muvafık olmak, iktidar partisine oy vermek de bir haktır.

    Muhalif kesimin daha agresif olduğu da bir gerçek. Bu her zaman böyle olmuştur. Demirel zamanında da, Özal iktidarında da Erbakan’ın başbakanlığında da böyle olmuştur. Ölçü kaçırılmasa bu, bir ölçüde anlayışla da karşılanabilir. Ama ölçünün tutturulduğu, makul sınırda kalındığı pek söylenemez.

  15. Rabbim bizleri niyeti ve ameli halis olan kullarından eylesin. Kullara değil kendine kul Resul’üne ümmmet olabilenlerden ve aklını kullanabilenlerden eylesin. Referandum da kime değil neye oy verdiğini bilenlerden eylesin. Sırayla ağlayan değil içi ve yüzü daim tebessüm edenlerden eylesin. Çuvaldızı kendimize iğneyi karşıdakine batıramayanlardan eylesin. Birbirimizi dinlemeyi, anlamayı ve kardeş olmayı nasib eylesin.

  16. Biz 1969’da Erbakan’la siyasete başladık. Erbakan bağımsız aday olarak seçime girdiğinde Konya’da sordular. Laiklik hakkında görüşünüz nedir. Erbakan Cevap vermedi. Hayır dese yasalar müsait değil, evet dese seçmen müsait değil.
    Ben, Erbakan’a seçim sırasında bir mektup yazarak İslamiyet ile Anayasanız arasında bir çelişki olmadığını, İslamiyet demokratik, laik sosyal ve liberal hukuk devleti olduğunu yazdım. O seçimde değerlendiremedi. Ama Milletvekilli olur olmaz, ESAM’ı kurdu ve konuları orada geliştirdi. Bu arada Fehmi Koru benim bağımsız adaylığında konuştuğum ve Şevket Eygi’nin bugün gazetesinde yayımlanan konuşmalarımı kitap haline getirip “Günümüzün Meseleleri ve İslamiyet” olarak yayınladı. Akevler.org sitesinden kitaplar alanında bulabilirsiniz. O kitap Sonradan hazırlanan adil düzenin de temeli oldu.
    Erbakan hiçbir zaman Anayasayı değiştirmeyi savunmadı. Aksine anayasanın uygulanmasını istedi. Sadece ceza kanundaki 144, 142 ve 143.üncü maddelerin değiştirilmesini istedi. Oyuna geldi iki madde kalktı, üçüncüsü çok sonraları Özal kaldırdı. Anayasada hala duruyor. Anayasadaki 24.üncü madde hukuka aykırıdır. Ancak İslamiyet’in ahlakına uygundur. Müslimlerin bunda bir sorunları yoktur.
    Anayasa bir inşaatın karkasıdır. Bir direğin demirini veya büyüklüğünü veya yerini değiştirmeniz için bütün binanın hesaplarını yeniden yapmanız gerekir. Anayasanın maddeleri ancak rejim değişikliği ile değişir. Türkiye’de 1920 anaysası,1924 anayasası 1961 anayasası yeniden düzenlenmelidir. 1980’den sonra yama maddeler gelmiştir. Hepsi ülkeyi büyük sıkıntılara sokmuştur.
    İslamiyet’e ekseriyet sistemi olmadığı için evet hayır şeklinde halk oylaması yapılmaz. İdam cezası gelsin mi gelmesin mi bir oylama yapılamaz. Sayısal sorular sorulabilir. Örnek olarak seçilme yaşı ne olsun seçme yaşı ne olsun vb. emeklilik yaşı ne olsun. Askerlik bedelli ne olsun. Halk rakamları yazar ve bunun orta değeri bulunur. Ortalama değeri değil orta değeri bulunur. Bunun yerine İslamiyet’te ülke yüze yakın ille bölünür, iller de 100’ye yakın bucaklara bölünür. Her bucağın kendi kamu düzeni vardır. Ceza hukuku vardır. Halk istediği bucakta yaşama özgürlüğüne sahiptir. Buna hicret demokrasisi diyoruz.
    Mecliste veya sandıkla da baskı yapmak, önce suçtur. Sonra ahlaksızlıktır. Ondan sonra da şirk derecesinde günahtır. Baskı yapan kendisini tanrı yerine koymuştur. Herkes kendi içtihadı ile karar verecek ve kendi içtihadı ile hareket edecektir. Başkasının içtihadına uymak Allah’a şerik ittihaz etme demektir.
    Kur’an’da Allah’tan başkasına ibadet etmeyin anne babaya ise itaati değil ihsanı emretmiştir. Ben size diyorum ki hayır oyunuzu kullanın ama siz benim dediklerimle değil, rey kullanmadan önce düşünün, düşünün sonra iki rekât namaz kılın ve dua edin. Nasıl dua edeceğinizi Allah Kur’an’da öğretiyor. “Rabbimiz, hidayete erdikten sonra kalbimizi zayii etme, ledününden bize rahmeti hibe et, sen Vahap’sın (Kuran 3/8) ” Allah vaat diyor. “Bizde Cihat edenlere kesin olarak hidayete götürürüz(Kur’an29/69)” sonra zikir ede ede sandığa gidin ve Allah neyi size ilham etmişse ona basın evetse evet, hayırsa hayır. Benim dediğimi yaparsanız şirk etmiş olursunuz. Ben, benim içtihadımı size söylüyorum.

    • Süleyman bey ellerinize sağlık, yazınızda Rahmetli Erbakan hocanın siyasete başlangıcından bahsetmişsınız rahmetli ne kadar sabırlı ve geniş ufuklari olan bir siyasetciyimiş onun hakkında bilmediklerimizi sizin sayenizde öğrenmiş olduk teşekük ederiz. Allah rahmet eylesin, mekani cennet olsun.
      Rahmetlinın çırakları bu memlekete çağ atlattı çok güzel ve adaletli yönettiler Adelet ve Kalkınma Partisi isminin hakkını verdiler.
      Kalfalık döneminde biraz adaletten fire verdilersede çıraklık dönemi kadar olmasa bile gayet başarili oldular.
      Ustalık dönemlerinı yazmama gerek yok Adalet yerini adaletsiziliğe kalkınma yerini kalkınmamaya bıraktı ve gelen günler giden günleri aratır oldu.
      Biz gene Erbakan hocanin çıraklarını istiyoruz onlar ustalığa terfi edince kendilerini yetiştiren ustadan daha iyi üsta olduklarını zannediyorlar fakat onların ustalığından ne Türkiye memnun nede komşulari ustalık gelince çıraklikla birlikte adalet ve kalkınmada gitti.
      Sağlıcakla kalın.

  17. Bugün adeta düşüncelerimi yazmışsınız sayın koru. Evet diyen futbolculara yapılanlarda, hayır diyenlerede yapılanlarda kabul edilemez. Bunları yapanlar aslında her iki grubunda fanatik, marjinal %5 lik kesimi. Geriye kalan %90 sağduyulu ve sessiz. zamanı geldiğinde sandık ta soylecek söyleyeceğini. Sadece o %10 aşırılıklarla ortalığı karıştırıp oy devşirebileceğini sanıyor.

  18. Millet olarak yapilan icraatlerin onunu arkasini dusunmeden sadece taraf oldugumuz icin onayliyor yada reddediyoruz…. Millet olarak karsi karsiya neden geldigimizi tam olarak bilmiyoruz…. Bilmemiz gerekki hic bir parti hicbir olusum veya hicbir cemiyet hicbir cemaat benim ailemden akrabalarimdan komsumdan ve arkadaslarimden daha degerli degil… Ve kimse hatasiz ve vazgecilmez degil… Yeterki hakli cikmak icin degil dogrulari bulmak icin tartisalim…

  19. Bizdeki halk oylaması,halk oyalamasıdır.
    Şeklidir,içerikli değil..
    Halkın hak ve hukukuna ters düşen bir konuda fikrini sormanın mantığı olabilir mi?
    “Söz milletindir”,”hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”güzellemelerini cilalamaktır.
    “Halka gitmek”bizde umumiyetle formalite tamamlamadır.
    Seçimler bunun en müşahhasıdır.
    Lidere rağmen;görülmüş,işitilmiş midir halkın iradesinin,liderin kudretini veto etmesi?..
    —-
    Gelelim,Önümüzdeki Nisan ayına..
    Halk oylamasına,referandum imtihanına.
    Halkın tercihine sunulacak ne?
    Ağa mı iyi bilir,yanaşmalar mı ambalajlı aldatmaca..
    Allame-i cihan olsa,bir kişinin cihana hükmetmesi mümkün müdür?
    Yönetim prensibinden öte,insanın tabiatı gereği olan o vazgeçilmez prensibi,yani “istişare”yi yücelten nice özlü sözlerin varlığı bilinir ve pratik faydaları da..

    Denilebilir ki,halk oylamasına sunulacak anayasaya değişiklik getiren maddelerde,bunu sağlayıcı organlar var.
    Var olmağa var da,teşekkülleri,halk eğemenliğini sağlayıca işleve,işlerliğe sahip mi?
    Polemiğe,demegojiye,yanİ lafebeliğine lüzum yok,”kuvvetler birliği” ve bu birliğin bir elde bulunacak olması gerçeği orta yerde dururken,neyi tartışıyoruz ki?
    Bu,şu demektir;başkan olacak kişinin yetenek ve yetkinliği ülkenin ,milletin kaderinde başat olacaktır.
    Osmanlı devletindeki,Padişahlarla,devirler(yükselme-gerileme) arasındaki alakada olduğu gibi,başa geçeceklerin
    farkı,farklılıkları meydana getirecektir.Yani,NE ÇIKARSA BAHTINA!..

  20. Refarandumun Türkçe anlami “halk oylamasımı,”? Yoksa “halkla oynanmasımı,”?
    Halka soralım diyiyorsunuz! peki soracağınızı neden halktan gizliyorsunuz?
    Soracaklarını gizlediklerine göre buna halkla oynanması demak daha iyi olur!
    Washington eyaletinde hızlı tireni bir mahlleden diğerine üzatmak için geçen seçimlerde halka sordular evet oyu çıktı.
    O yapılacak yolun ne işe yarayacağını,faydalarını,zararlarını ve ne kadara mal olacağını belediyelerde, üniversitelerde, kütüphanelerde, ve parklarda toplantılar yaparak yerel gazetelerde ve evlere gönderilen buröşurlerle halki iyce aydınlattılar buda iki yıl sürdü 30 km lik bir yol için.
    Trump Cuma günü şeytanca bir darbe yaptı 7 müslüman ülkesi yeşil kartlilar, öğrenci, iş vizesi ve sığınmacı olarak gelenleri 3 ay ülkeye girişini yasakladi birileri günübirlik Kanadaya geçmiş içeri almiyorlar.
    Peki ne oldu? Halk hava alanlarına akın etti müseviler çoluk çocuk kafalarınada fesleri hiristiyanlar kendi sembolari. Tatil falan demeden yüksek mahkeme karar durdurdu.
    İşte insanlık ve dayanışma böyle olur.
    Bunlar partiye oy veriler ama yalnışlarınada tepki göstermesini bilirler, onun içinde dünya lideriler.
    Peki bizdeki Rejim değişikliğine yapılacak olan 18 maddelik halk oylamasında gidip evet veya hayir verecek olnlar bu maddelerden hiç birini bilen varmi! Ben şahsen araştırdım maddelerle ilgili bir bilgi edinemedim fakat bol bol saç baş yolma,kafa kol kirma, hakaret küfür vb bilgileri edindim.
    Bizim politikacılar işin kolayını bildikleri için işleri kolay böl parçala köşeyi dön.
    İşlerine gelince (maaşlarina zam yapmak için) nasıl 500 el birden evet diye havaya kalkiyor, o zaman hiç kimse demiyor,”ey CHP sen nasıl olurda HDP liler ile birlikte el kaldırısın,”Diyemezler çünkü kendileride onlarla berabe el kaldirdıklari için.
    Merak ediyorum bu başkanlık sistemine evet veya hayır oyu verecek insanlar kendi çocuklarının geleceğini düşünerek mi oy verecekler! Yoksa sevdikleri siyasetcilerin zaferi içinmi!

    • biz de mültecileri kabul etmemek veya geri göndermek adına pek çok eylem ve söylem oluyor…demokratik ülkelerde herkesi memnun etmek zor …
      18madde ile ilgili bilgi bulamamak için çok uğraşmak gerekir . arama motorunuza yeni anayasa maddeleri yazarsanız istediğiniz hatta istemediğiniz kadar bilgi bulabilirsiniz…türkiyedeki tartışma programlarında özellikle evet ya da hayır diyenleri ayrıştırarak ya da ikisinide istediğiniz seçenekleri dinleyebileceğiniz sayısız program yapılıyor arşivlerden takip edebilirsiniz.
      gerçi bazen dil sorununu dile getirdiğiniz yorumlarınız oluyor. yine bir yorumunuzdan türkiyede emekli olduktan sonra dışarda yaşamaya başladığınızı söylüyorsunuz benim dışarda okuduğum çalıştığım halde Türkçem hiç bozulmadı sizin geç denebilecek bir yaştan sonra dilinizi nasıl unuttuğunuzu garipsedim. tabii makul bir açıklaması da vardır…

      • Evet Türkçeniz bozulmadığından bahsediyorsunuz buda yazdiğınız yazılarınızadan belli. Hangi kelime büyük harfle hangsi küç harfle yazıldığını çok iyi bildiğinizdende beli! Birde ilk yazılarınız hariç genelikle yazılarınız bir bayanın kaleminden yazıldığına bezemiyor! Örnek “Eyvallah hoca” cümlesini ben ömrüm olursa yakında 66 yaşına gireceğim vede her ülkeden ve milletten miliyonlarca ğenç yaşlı bayanlarla karşılaştım, yazıştım sizin buraya yazdığınız yorumlar gibi i bir erkek kalamindine yazılmış olana hiç mi hiç rastlamadım.
        Ana yasa taslağına gelince benim bıldığim oylamadan önce devlet yetkileri kendi internet sitelerinde yayınlar ve halka çeşitli basın ve yayın organlarının yardimi ile gerçek kanun yapıcılar tarafından anlatilır öğle biyatcı televiziyonlarda dün siyah dediğine bugün beyaz diyenleri ne dinlerim nede okurum.Örnek Bahçeliye 6 ay önce söylenıp yazılanlar ile şimdiki yazılıp söylenenler ortada.Hoşca kalın.

        • Nurdan hanım ben hergün bu siteyi birçok kez ziyaret ederim. Sizin yorumlarınızı mutlaka okurum ve her okuduğumda birşeyler öğrenirim çünkü siz vicdanınız ile yazıyorsunuz. Hergün sizi okuyabilme dileğiyle.

        • zaman hızlandı ben de herkes gibi vakit sorunu yaşayan biriyim. dilbilgisi zafiyetini böyle açıklayabilirim. ben sizin Türkçenizi eleştirmek için değil, geç yaşta yurt dışında yaşamaya başladığınızı söylediğinizden nasıl bozulduğunu garipsediğim için sormuştum. cevaplamamanız sorun değil…
          eyvallah günlük hayatımda çok kullandığım bir söz ve bana göre bir teslimiyet ifadesi…yorumlarımda bir erkek ifadesi bulmanız ile ilgili yapabileceğim bir yorum olmasa gerek. erkek ve ya kadın olmaktan çok er kişi ya da hatun kişi olabilmeyi önemserim… yine de cinsiyetimi saklamak isteyeceğim bir yer olsaydı burası olmazdı .
          yeni anaysa ile ilgili hem iktidar hem muhalefet kendi bakış açılarını detaylandıran kitapçık hazırlıyorlar. türkiye deki herşeyi kötü görebilir amerikadaki herşeyi iyi bulabilirsiniz bunda hiçbir sıkıntı yok. sadece gerçek böyle değil. ne buradaki her şey kötü ne Amerika daki her şey iyi. büyük sıkıntıların olduğu tek ülke türkiye değil. bizden büyük ve çok sorunları olan ve bunlardan birinin evsizlik olduğu Amerika da milyonlarca insan aş evlerinden yemek yemekte ve geçen gün okuduğum america we have problem ( internetten okunabilir) isimli makalede 1.4 milyon çocuğun okula gidemediği çünkü verecek bir adresi olmadığı yazıyor… rüyalar ülkesi için ne diyelim daha…

          Child Trends Databank, at the start of the 2013 – 2014 academic year, there were approximately 1.4 million children in the United States who reported to school and did not have an address to give to school authorities. Child Trends asserts that while reporting has improved and can provide some background for the increased numbers, the sad fact is that the instance of homelessness among children is increasing.

YORUM YAP