Görüşler farklılaşmışsa.. bir çatıya.. bir partiye.. ihtiyaç var demektir…

17

Galiba bugüne kadar siyasetle ilgili ‘doğru’ bildiklerimi yeniden gözden geçirmem gerekiyor.

Bildiklerim özetle şunlar:

Siyasi partiler demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Farklı rejimlerle yönetilen ülkelerde de siyasi iktidarda bir parti vardır (sözgelimi Suriye’de ülkeyi harabeye çeviren Baas Partisi hakim partidir), ama gerçek muhalefet partileri sadece demokrasilerde bulunur.

Muhalefet evet iktidara rakiptir, ama iktidar ile muhalefet partileri demokrasilerde birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Muhalefet halktan güven devşirene kadar ülkeyi iktidar partisi yönetir; muhalefet partileri de sistem içerisindeki varlıklarıyla iktidarın yanlış işler yapmasını önleme işlevini yerine getirir, ülkeyi yönetmek için sıralarını bekler.

İktidarın doğru işler yapıp başarılı olması biraz da muhalefet sayesindedir.

Bir başka ‘doğru’ da şu: Siyasi partiler nimetleri paylaşmak için değil, halka hizmet için vardır. İktidar sorumluluğunu kuşanmak fedakârlığı üstlenmek demektir. Gece-gündüz çalışmak, hiç yanlış yapmamak gayreti içerisinde bulunmak, her daim halkın rızasını kazanma çabasında olmak…

Hiç kolay değildir iktidarların işi…

Evet benim ‘doğru’ bildiklerim özetle bunlar…

Geçmişte yaşanan

Oysa, şu sıralarda ne zaman birisi “Yeni bir partiye ihtiyaç var” dese, etraftan hiç de olumlu sesler yükselmiyor.

Yalnız parti muhabbetinden değil.. birkaç kişi birleşip dernek veya vakıf kursa.. sivil toplum kuruluşu olarak görüş açıklasa.. bundan da rahatsızlık duyuluyor…

Özellikle de iktidar partisine yakın bilinen çevrelerden…

Neden acaba?

Gözlerimi ülkemiz siyasi hayatına 1970 dolayımında giren yeni bir siyasi hareketin muhalefet sıralarında bulunduğu yıllara çeviriyorum; 1973’te Meclis’e 48 kişilik bir grup halinde giren Milli Selamet Partisi’ne…

Daha sonraları.. 1980 sonrasında saflarını gençlere açmış ve yüzde 10 barajı konulduğu için çizgisine yakın partilerle (MHP ve IDP ile) ittifak yaparak Meclis’e 63 milletvekili sokmayı başarmış Refah Partisi’ne…

Her iki dönemde.. bu partiler.. muhalefetteki varlıklarıyla.. yanlışları önlemede bayağı başarılı görevler üstlenmişlerdi.

İktidarda bulunan parti/ler/in muhalefetten çekinmemesi gerekir.

Sorumlu muhalefet iktidarın sorumluluğunu azaltır çünkü.

Türkiye siyasi hayatına dönük eleştiriler muhalefetin yetersizliği üzerinde yoğunlaşıyor. Meclis’te temsil edilen muhalefet partilerinin kendi içlerinden de yönetimdekilere yönelik sert eleştiriler gelmiyor mu?

CHP’den.. MHP’den..

Referandumda iktidar partisinin savunduğu tezin karşısında oluşan hiç de azımsanmayacak (yüzde 48.6) bir kitle aslında sahipsiz bile sayılabilir.

Mevcut partilerden biri (CHP veya Saadet Partisi) o kitleye sahip çıkacak biçimde kendini ve kadrolarını yenilese.. ya da halkın bütününü kuşatacak bir anlayışla yeni bir parti kurulsa.. bundan en az gocunması gerekecek olan.. halkın yarısının oyunu almayı başaran ve muhalefetin sorumsuz davranışından sürekli yakınan AK Parti yönetimidir.

Ancak öyle olmadığı anlaşılıyor.

Bir makale okudum

Bu kanaate varmamı ve ‘doğru’ bildiklerimi yeniden gözden geçirmemi zorlayan.. dün çok tartışılan bir makale…

Prof. Ömer Dinçer’in Habertürk’te çıkan makalesi

Özellikle de şu satırları:

Eğer ileride Gül veya Davutoğlu’nun parti kurmasından, başkan adayı olmalarından endişe edildiği için bütün bu hadsizlikler ve haksızlıklar yapılıyorsa, bilinmeli ki bu davranışlar korktukları akibeti doğurur.” 

Endişe.. korkma.. âkıbet..

Yeni bir siyasi parti kurulacak diye endişe edilmesi.. parti kurmanın korkulan âkıbet olması…

Konuya böyle yaklaşılması —Prof. Dinçer’in değil, onun endişe ve korkularını aktardığı iktidar partisi çevresinde yer alanların– beni bildiklerim üzerinde yeniden düşünmeye sevk etti.

Farklı düşünceler varsa.. ya da düşünceler farklılaşmışsa.. o insanların altında yer aldıkları çatı artık hepsini farklı görüşleriyle birarada tutmayı başaramıyorsa.. yapılan..

Bizde çatışmak, kavga etmek, birbirine düşmanlık beslemek oluyor…

Doğru olan davranış ise, birbirine yakın düşünenlerin o düşüncelerini paylaşacak kitlelere hitap eden bir yapı içerisinde (sivil toplum kuruluşu: dernek.. vakıf.. parti..) buluşmaları ve her önemli konuda görüşlerini kamuoyu ile paylaşmalarıdır.

İktidarı alaşağı etmek için değil.. onu halka daha iyi hizmete yönlendirmek için…

Tabii görüşler farklılaşmışsa…

Benim düşüncem bu.

Görüyorsunuz, bildiklerimi gözden geçirdim; ama bilgilerimin doğru olduğuna dair kanaatim bir kez daha pekişti.

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. 3 köprüye şubat ayı içinde yüzde 23 oranında zam yapılmış milletin haberi yok, üstüne birinci köprünün geliri ile ikinci köprünün gelirlerinin 3 köprü için taahhüt edilen miktarı karşılamadığı gibi bir o kadar para da hazineden ödeniyormuş yine milletin haberi yok,,, demem o ki bizde muhalefet gerçekten yok

  2. Bu söyledikleriniz halka hizmet etmek için var olan bir parti ve kadrolar için geçerli. Sağ kesimde umut vadeden muhaliflerin başına gelenler(N.Kurtulmuş, S.Soylu, ….
    ) belli. Şuan bu yasak elmadan beslenenler elmanın yasak olduğunu unutup hakkı olduğunu savunmaya başlamıştır. İşte bu bir AKP nin gerçeğidir.

  3. CHP yi tamamen fes edin bakalım AKP kalacak mı? Tez anti tez bu kadar basit. RTE yi tek adam olmaya çalışmakla suçlayanlar İzmir Marşı ile Onuncu yıl nutku ile muhalefet yapmaya çalışıyor. Daha baştan mantık hatası olunca çözümde bulunamıyor. CHP fes edilsin, işbankası hisseleri devlete geri verilsin (1980 darbesinde olduğu gibi) ve sıfırdan CHP nin içindeki odaklar kendi partilerini kursun. İlk seçimde Sayın Erdoğan ve AKP nin oyu %25 e geriler.

  4. “Hayir” oylarini birlestirecek bit parti mumkun degil. Gerekli de degil aslinda.

    CHP’den bir sey olmaz. %25 oyunu muhafaza eder o kadar. Yeni bir parti tutmaz. MHP’de de yonetim degisikligi olmayacak gibi duruyor. Sonucta bence en makulu Saadet Partisi’nin desteklenmesi. Saadet Partisi hem Islami, hem Milli hem de Kurt secmene soyleyecegi olan, hitap edebilecek bir parti. Kati anlamda “Islamci” degil, Erbakan cizgisinde hala temel olarak. Ozal’dan sonra Kurt sorununu gercekten cozebilecek tek lider de Erbakan idi. Ben Saadet Partisi diyorum. Simdiye kadar onlara hic oy atmamistim ama su anda secim olsan hic tereddutum olmaz. Bence Meral Sener ve diger MHP muhalifleri de katkida bulunabilir, partiye katilmasa da “disaridan destek” olarak.

    Temel Karamollaoglu gercekten iyi bir lider, guven veriyor. Saadet cizgisinden, sakinlikten ve makul davranislardan taviz vermezse %10’u bile gecer gibi geliyor bana.

    AKP’de olan daha cok “Erdogan’in basa gececek olmasi ile gelecek degisiklige gore pozisyon alma istegi” degisik cevrelerin. Bu isin basini da “yanasmalar” cekiyor, “sig liberaller” diyeyim bunlar icin. Samil Tayyar, Rasim Ozan Kutahyali, Cem Kucuk, “Islamcilar tasfiye edilecek” yaygarasi cikartip topu “rakip” alana atiyorlar. Bence sonucta buyuk bir tasfiye olmayacak. Her grup ulufesini almaya devam edecek. Kisacasi, “ideolojik ve koklu” bir anlasmazlik ve ayrisma yok. Sadece gelebilecek degisime karsi bir siper alma durumu.

  5. Kanaatimce siyasi arenada en büyük sorununumuz cesaret eksikliği.Umalım Ak Parti karar mekanizmaları içinde istişare kanalları açık olsun.Eleştiriler illaki kamuoyuna açık olmak zorunda değil.Yeter ki kol kırılır yen içinde misali parti içinde yapıcı eleştiriler yapılabiliyor olsun.

    Aksi takdirde kaçınılmaz olarak 2019 seçimlerine kadarki süreçte Ak Partideki eğilim, yapısal reformları erteleme ve populist politikalara devam şeklinde tezahür edecek, bu tutum ise mevcut siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarımızı giderek büyütüp içinden çıkılmaz hale getirecektir.

    Öncelikli siyasi sorunumuz, Başkanlık sistemiyle ilgili uyum yasaları hazırlanırken temsili tabana yayacak şekilde siyasi partiler ve seçim yasalarının değiştirilmesi, yürütmenin üzerindeki denge ve denetimi sağlayacak mekanizmaların, yargı ve yasama erklerince kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak yapılabilecek şekilde, geniş tabanlı toplumsal mutabakatla hazırlanmasıdır.

    Sosyal olarak da adalet duygusu yara alan toplum kesimlerine, Adalet Mülkün Temelidir kaidesince, bireysel hak ve hürrüyetlerinin korunması adına her vatandaş için hukukun üstünlüğü ilkesinin tesis edileceği güvencesinin fiilen gerçekleştirilmesi ve Tayyip Erdoğan karşıtlığı olarak saflaşan toplumsal kutuplaşmanın izale edilmesidir.

    Acil çözüm bekleyen ekonomik sorunlarımız ise aşağıdaki yazıda ayan beyan görülüyor:
    http://www.karar.com/yazarlar/ibrahim-kahveci/asgaride-bulusmak-3901

    Tayyip Bey’i gerçekten sevenlerin ona yapacakları en büyük kötülük, ancak dost acı söyler ilkesince, kendisine doğru bildiklerini söyleme cesaretinden yoksun olmalarıdır.

    Ülkenin son umudu, Tayyip Bey’in siyasi olarak istediklerinin tamamını elde ettiği şu anda, Ak Parti’yi ülkeyi
    sahil-i selamete çıkaracak şekilde dönüştürmesidir.Geldiğimiz aşamada, 2019’a kadar Ak Parti içinden yeni
    bir partinin oluşumunu ummak ve teşvik etmek ülke ve millet çıkarlarına uygun değildir.

  6. dün akşam deniz Baykal bir program konuğuydu. ne kadar sıkıntılı bir durumda olduklarını açıkça ortaya koydu. partisi uzun zamandır hiç olmayacak şekilde olmaması gereken yerlere savruluyordu hala yön verme telaşı içindeler. gerçekten çok acı. Atatürkün partisiyiz diyerek duyguları sömürüyor sonra terörist cenazelerine giden partililerin arkasında duruyorlar. şimdi de hayır oylarına sahiplenme derdindeler. sahiplenilmesine karşı değilim elbette ama tarzı doğru değil. ciddi bir paradigma değişimine ihtiyaçları var ancak kadroları sıkıntılı. başkan ve başkan yardımcısı düzeylerinde ise sıkıntı çok büyük….
    iyi bir muhalefet ülke için ne kadar önemli neredeyse unuttuğumuz bir değer oldu…yeni bir parti doğru insanlarla doğru bir sinerji yaratırsa neden yanlış olsun. hiçbirimizin sırtında yumurta küfesi pardon akp küfesi yok. daha iyi yönetilmeye neden ikna edilmeyelim. tabii RTE nin başında olduğu akp nin farklı bir sinerjiyle yola devam edeceği meydanda bu ikna süreci herkesin harcı değil…

    • deniz baykalın Abdullah gül ün aday olması ile ilgili sözlerini muharrem ince 2. bir ekmelleddin vakası istemeyiz diye yanıtladı. ne kadar üzücü bir tablo değil mi. nasıl bir akıl abdullah gülü chp adayı olarak düşünür…muharrem incenin yanıtı fas Cezayir tunustan da bir aday beklemememiz gerektiğini düşündürüyor…

  7. Yazının başlığına bakıncanca çok makul bir yazı demiştim .ama yazının içeriği hele birde şu yüzde 48 muhabbeti bana 2015 seçimlerinden sonraki S Ahmet Davutoğlu. nun ilk seçimiydi ve tekbaşına iktidar olamamıştı bu başarısızlığıda başanlık tartışmalarının sebeb olduğu tartışılmıştı işte tam o dönemde şimdi yüzde 48 .azınsanmayacak bir kitle diyorsunuzya yazınızda o zamanda akp nin karşısında yüzde 60 bir azınsanmayacak bir bilok var hükümeti onlar kursun diyordu birileri ve o günler aklıma geldi.

    Chp nin yaptığı ve sizin eleştirdiğiniz yüzde 48 sahiplenme hatasına sizde düşmüşünüz

    Sokağa çıkın ve vatandaşa sorun Ülkemizde kaçtane siyasi parti vardiye kaç kişi bilecek kaçtanesinin ismini sayacak
    Eğerki üç ay beşay konuşulup kişilerin hafızasından silinecek bir parti peşindeyseniz kurun gitsin

    Onun bunun densiz sözleriyle küsüp gimek yakışmaz hani mücadele nerede kaldı geçmişte de böyle davranılmış olsa idi şimdi Türkiye güçlü bir iktidara sahip olumazdı bu güzel işler yapılımazdı.

    Biz bu partideniz diyeceksin hiç bir icratına katılmayacaksın destek vermeyeceksin bazı zamanlardada engel bile çıkaracaksın ondan sorada bizi dışlıyorlar diyeceksin o zaman burda bir yanlışlık var demekki

    Sahi S .Abdullah Gül. Akp ye üyemi?
    Bence S.Gül .S.Davudoğlu .ve diyerleri geçmişte yaptıkları iyi işleri.
    saygı ve sevgilerini kaybetmek istemiyorlarsa şimdi kaldıkları yerden devam etsinler .

    Birde ülkemizde 10.20.30 yıl siyaset. Vekillik .Bakanlık yapıp köşesine çekilen olmayacakmı? ne bu vatan millet aşkı emekli olup başkalarıda yararlansın onların fikirlerinide görelim demek yokmu.

    Allah cc doğru düşünüp doğru karar verenlerden eylesin bizleri..

  8. …”Farklı düşünceler varsa.. ya da düşünceler farklılaşmışsa.. o insanların altında yer aldıkları çatı artık hepsini farklı görüşleriyle bir arada tutmayı başaramıyorsa.. yapılan..
    Bizde çatışmak, kavga etmek, birbirine düşmanlık beslemek oluyor…”

    Evet bizde olan bu..

    Peki neden?

    Nedeni ”ben bilirim, benim yaptıklarım doğrudur” inancı.
    Bir de, Türkiye toplumunun siyasi-ideolojik olarak ayrışmış olması, kendi ideolojik düşünce ve kaygıları üzerinden şekillenen siyasi partilerin oluşması.

    Ne zaman ki; demokratik değerlerin uygulandığı dönemler gerçekleştiğinde, halktaki ideolojik ve siyasi ayrışma yumuşamış ve siyasi partiler arası oy geçişkenliği artmaya başlamıştır. (Özal ve 2002-2010 AKP dönemi). Ama bu dönemler kalıcı ve sürekli olamamış, hep başa dönülmüş, bir adım öteye taşınamamıştır.

    Bence bunun altında ki en büyük saik, toplumun siyasi-ideolojik ayrışık yapısından beslenen siyaset kurumudur. Bunda da başat rolü tarihsel olarak CHP yüklenmiş, ancak bir daha da iktidar olamamıştır. Bu haliyle muhalefetin gereklerini de yerine getiremediğinden rakiplerine hep, ”can simidi” olma işlevini yerine getirmektedir. (Kılıçtaroğlu ve Baykal’ın muhalefet liderliği AKP cenahından hep takdir edilmiştir).

    Şimdi 48.6 gibi devasa bir muhalefet bloku var ve bunu kanalize edecek bir siyasi figür veya parti yok.
    Başsız bir muhalif yığın..

    Bu daha çok partisel değil ama sistem değişikliğinin dayattığı bir birliktelik..
    Bu yapının çeşitliliğini-renkliliğini elde tutacak bir söylem-hareket, yeni sistemde, ana muhalefeti oluşturacak ve belki de 51.6 lık kitleden de önemli miktarda geçişleri de sağlayarak 2019’un favorisi olacaktır.

    Yeni sistem, bize bunu dayatıyor.

    Madem ülke olarak yeni bir yola girdik, korkuya da endişeye de gerek yok.

    İktidar var, muhalefet var..

    Korku ve endişe ‘elindekini kaybetmekten’ kaynaklı..

    .. Millet var!

  9. Sayın köşe yazarı,
    Siz dahil korumaya çalıştığınız eski AKP’ler bugün olmazsa yarın verilecek bir hesabınız olmadığını mı düşünüyorsunuz?
    Umarım;dünya gözü ile hepimiz bu dünyanın hesabını burada veririz!
    Kimsenin de çoluğu-çocuğu yanlışlarımızın hesabını vermeden!
    İnanıyorum ki haklı taraflarınız vardır.
    Halisane düşünceleriniz ise;yani menfaat kokan değil,vatan ve millet yararı taşıyan düşünceler ise saygı duyarım.
    Tayyip beye yazılardan göndermeler(iletiler)sökmüyor malumunuz.
    Hak’ka ve halka hesap gününü dört gözle bekliyorum!

  10. Bir şeyi doğru bulmak başka, doğru bilmek başka şeydir. O doğrunun yaşanması başka bir şeydir. CHP ve DP zamanında Türkiye’deki dış uzantısı olan Sermaye yani onlar devlete hakimdi. Biz devletin her hangi bir nimetinden bir payı aklımızdan bile geçiremezdik. Bizi istediğimiz gibi yaşamamızda serbest bıraksınlar, dinimize karışmasınlar yeterdi. Oysa dinimize karışmaları yetmiyormuş gibi bir de zorla içki içiriyorlardı, zorla soyup spor yaptırıyorlardı. Halk Demokrat Parti’ye bu baskıdan kurtulmak için oy verdi. Bayar daha da ileri gitti, Mustafa Kemal’i tanrılaştırdı, Anıtkabir’i yaptırdı. “Kabe Arapların olsun, bize Anıtkabir yeter.” dendi. İnsana tapıcılık başladı.
    1960 olayından sonra biz yeni parti fikrini ortaya attığımızda herkes direnmişi. Sonunda Ahmet Tahir Satoğlu’nun başkanlığında kooperatifi, Erbakan’ın başkanlığında Milli Selamet Partisi’ni kurduk. 73’te 50 parlamenter ile meclise girdik. CHP ile koalisyon yaptık. Bir gün şaşkın olarak uyandım. CHP ve MSP bir olmuş kurumların yönetim üyeliklerini paylaşmışlar. Beni Ankara’dan uzak tutmak için Söke Çimento Fabrikası murakıbı yapmışlar.
    Gitmedim. Müdürlük kongre yapamıyordu. Israrla gitmemi istediler. Bir gün fabrikaya gittim. Genel Müdür’e dedim ki “Ben hiç bir şeyinize karışmayacağım ama burada kalarak öğreneceğim, gidip sizin hakkınızı arayacağım. Bunu kabul ederseniz geleyim.” dedim. Bir emekli asker müdürdü. İki yardımcısını çağırdı. Muhasip yardımcısı dedi ki “Müfettişler gelirler, bir gece bize misafir olurlar, sonra giderler.” dedi. Yani bir ay orda kalmama bile izin vermediler, murakıp idim güya.
    Arif Emre’ye mektup yazıp “Ben istifa etmem çünkü beni dilekçeyle atamadınız. Siz çözün.” dedim. Onlar da çözdüler. Erbakan şöyle diyordu “Şimdiye kadar onlar sömürdü, şimdi de biraz da biz yararlanalım.” İktidar olan devleti sömürür. Muhalefet de iktidar olmak için çırpınır. Burada suçlu olan taraflar değildir, düzendir.
    Bugünkü muhalefet partisi milleti sen sömüreceğine ben sömüreyim kavgasındadır. “AK Parti köprü yaptı.” diyorlar. AK Parti tanrı mıdır? Milletin parasını köprüde kullandı. Devleti borçlandırdı yahut imkanlarını sattı. Bunun için ona oy veriyorlar. Ekseriyet sistemi yerine nisbi sistem gelmelidir. Düzen değişmelidir.
    Adil Düzen çalışanları bizim düştüğümüz hatalara düşmesin. Cari sistemde peygamber de gelse yapacağı başka bir şey yoktur. Peygamberler iktidara talip olmadılar. Düzeni değiştirdiler. 60 parti var. 160 parti de kurulsa ‘Evet’ler gösterdi ki mevcut partilerle bu sorun çözülmüyor.
    ‘Evet’in manası Adil Düzen Partisi’nin kurulmasıdır. Mevcut düzenin adamları ile değil Adil Düzen’e inanan halk tabakası ile kurulacaktır. Çobanın partisi ile bu iş olacak.

  11. Referandumda hayır oyu veren %48.6’yı bir
    partide birleştirmek mümkün olsaydı yeni bir
    parti kurmak çok parlak bir fikir olabilirdi.
    Ama dünyada hiç olmayacak,asla gerçekleşmeyecek bir şey varsa o da bu hayırcı kitleyi bir tek partide birleştirmektir.

    Ama Ak Parti muhaliflerinin bir partide birleşme hayalleri kurmalarında bence hiç
    bir sakınca yok.Sonuçta insan hayal ettiği
    müddetçe yaşar.Dolayısı ile onların da böyle
    pembe hayaller kurma hakları vardır.

    Konuya gerçekçi yaklaşacak olursak,Ak Partinin tek başına %50,CHP’nin %25 civarında oya sahip olduğunu görüyoruz.
    Geriye kalan %25 için mi yeni bir parti kurulacak?Yeni partiye, en büyük partinin oy
    oranının %25’lerin altında olduğu dönemlerde ihtiyaç duyulur.

    Bir de başkanlık sistemine geçtiğimizi göz
    önüne alırsak,yeni parti hayallerinin ham hayal olmaktan öteye geçmeyeceğini daha rahat anlarız.

    Bunun yerine muhalefetin,halkın teveccühünü kazanacak başkan adayları çıkarmaya kafa yormaları daha akıllıca
    olur.Zaten başkanlık sisteminin en iyi tarafı
    sıradan kişilerin başkan seçilip iktidara gelme ihtimalinin ortadan kalkmış olmasıdır.Bundan sonra alavere dalavere ile birilerinin iktidara gelmesinin yolu kapanmıştır.Memleketi yönetmeye talip olanların halkın yarısından fazlasının desteğini almaktan başka çareleri yoktur.

    Ak Parti’nin Abdullah Gül’e ve Ahmet Davutoğlu’na bir kötülüğü dokunmamıştır. Birini Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı,diğerini de gene Dışişleri
    Bakanı ve Başbakan yapmıştır.Bu makamlara gelmek her faniye nasip olmaz.Kendileri
    değerli ve birikimli kişiler olmakla beraber
    o makamlara partileri sayesinde gelmişlerdir.
    Zira her değerli kişi o makamlara gelemiyor.
    Gül ve Davutoğlu’nun partilerinin kendilerine
    gösterdiği bu teveccühün farkında olmamaları düşünülemez.Onlar
    üzerinden hesap yapanların bu noktayı gözden kaçırmamalarında fayda var.Keza
    Abdullatif Şener örneğini de.Zira Şener de
    Ak Parti’in önde gelenlerindendi.Kendi başına bir varlık gösteremedi.1 Kasım seçimlerinde de Ak Parti,Gül ve Arınç’ın bir katkısı olmaksızın halkın yarısının oyunu aldı.
    Değerli kişilerin birlikteliği bir sinerji oluştururken,ana yapıdan ayrıldıklarında
    bir varlık gösteremiyorlar.Bunu da çok gördük.

    • Abdullah GÜL AKP nin kurucularındandır. Parti onu bir yere getirmemiştir. O ve arkadaşları partiyi bu günlere getirmiştir. Ayrıca evet blogu sadace AKP den ibaret değildir. MHP+BBP+HüdaPAR var. Ve oy oranı 51.60 bunu gözden kaçırmayın derim.

      • Bir partinin kurucularından olmak o
        makamlara gelmeye yetmez.Başka kurucular da vardı.Kurucu olup da
        bakan bile olamayanlar var.

        Ben sayın Gül’ün sizin gibi düşünmediği, kendisini o makamlara getiren partisine müteşekkir olduğu kanaatindeyim.

        Sayın Gül cumhurbaşkanı seçileceğinde
        Tayyip Bey,kardeşim Abdullah Bey’i aday gösteriyoruz demeyip, Cumhurbaşkanlığına aday oluyorum da
        diyebilirdi.O zaman sayın Gül şimdi 11.
        Cunhurbaşkanı olarak anılmazdı.

        Bunları yazmam,benim Abdullah Gül’ü
        sevmeme,onu takdir etmeme,görevini
        hakkı ile yaptığına inanmama engel değildir.Sözlerimin muhatabı sayın Gül
        değildir;fitne ateşini yakmaya çalışanlardır.

        • Sayın Abdullah GÜL’ ün o süreçteki vefasını unutmamak gerekir . Sayın Cumhurbaşkanı o zaman siyasi yasaklıydı ve Abdullah GÜL yasak kalktıktan sonra bütün beklentilerin tersine emaneten aldığı Başbakanlık koltuğunu hiç tereddüt etmeden Sayın ERDOĞAN’a teslim etmiştir. Abdullah GÜL Türk siyasetinin gördüğü en vefalı siyasetçidir.

    • Belki evet başkanlık sisteminde sıradan kişiler değil, çoğu bundan önce de olduğu gibi Amerika icazetli kişiler olacak ve biz onlara mahkum kalacağız…

  12. Fehmi bey sizi anlamak her geçen gün daha zorlaşıyor üstelikte çoooook eski bir okuyucunuz olan ben için bile. Muhalefet için yazdıklarınıza katılıyorum. Türkiye de gerçekten de uzun yıllardır devam eden bir muhalefet sıkıntısı var. Ama bu sıkıntı herhalde iktidarın neden olduğu birşey değil. Bu sıkıntı çok net bir şekilde beceriksiz ve daha da kötüsü gerçeklikten kopuk ve yalanlara sığınan, olanı yok göstermeye çalışan bir muhalefetin sonucu. Yazınıza baktığımda sizin de bu konuda alttan alta iktidarı eleştirdiğinizi görüyorum. İktidar partisinden birilerinin yeni bir yapılanmadan endişe duyduğunu yazmışsınız bunun nesi garip anlamadım? Siyaset bilginiz size iktidar partisi olan bir yapıda meydana gelecek bir bölünmeden bu yapının yönetiminin endişe duyacağını söylemiyor mu? gerçekten anlayamıyorum. Sn Abdullah Güle de Sn. Davutoğluna da Sn. Babacana da çok saygı duyar ve severim. Eğer bir şey yapmak istiyorlarsa onlara kimse engel olmuyor buyursunlar. Onları bölmekle suçlayanlar olacaktır. Dün Refah dan ayrılırken olmadı mı? İşim aslı bence tüm bunların dışında iyi insan dürüst insan v.s. gibi pek çok iyi özelliklerini bir yana bırakırsak hiç birinde Sn Erdoğan da ki liderlik, gözü karalık ve kararlılık yok ve Sn Erdoğan olmasaydı hala Birer Saadet partiliydiler ve Türkiye de bambaşka yerlerdeydi. Sn Erdoğana karşı muhafazakar bir muhalefet mi? buyursunlar meydan açık. İddiam o ki Sn. Erdoğan’a 2019 da 1 haftaya mal olurlar hepsi bu…

YORUM YAP