Ban ki-Moon da ‘Gazeteci serbest bırakılsın’ demeye başlamışsa…

7

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un “Gazeteci Erol Önderoğlu serbest bırakılsın” açıklaması kulaklarına eriştiğinde hükümet üyeleri ne düşünmüştür acaba?

Ama önce bir başka sorum olacak:

Üçü doğrudan biri de ‘post-modern’ başından tam 4 ‘darbe’ geçmiş bir ülkede, ‘bir daha darbe olmasın’ amacına hizmet etmesi beklenen yargı süreci neden fos çıktı?

Gazetelerde ses kayıtları ve ‘ihtilâl güncesi’ sayılabilecek bazı belgeler yayımlandığı ilk günlerde duyulan heyecan ne zaman ve niçin söndü?

Yargılananlar sonradan ‘beraat’ ettikleri gibi, bugün ‘kumpas’ kurulduğu iddiasıyla kendileri yargıda hak arıyorlar…

Ararlar tabii…

Girişteki soruların bende cevabı şu: Prof. Türkân Saylan ve özellikle iki gazeteci (Nedim Şener ile Ahmet Şık’ı) de ‘darbeciler çuvalı’ içine sokulduğu zaman… Kamuoyu “Ne oluyoruz?” sorusunu sormaya başladığı için…

Darbe sözcüğü ile birarada anılması mümkün olmayan komutanlar da işin içine sokulunca, önceleri gelişmeye Türkiye’nin bağırsak temizleme ameliyesi olarak bakan dünyadan da “Bu kadar olmaz” seslerinin yükseldiği duyuldu.

BM genel sekreteri düzeyinde olmasa bile…

O günlerde, bu yanlışlıkları süreci akamete uğratmayı kafaya koymuş birilerinin saptırma girişimi olarak görmüş ve yazmıştım. Süreci yayınlarıyla ölümüne destekleyen çevrenin gazetelerinden gelebilecek alay edilme ve saldırılma riskini de göze alarak…

Ban ki-Moon’a gelirsek…

‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ diye saygın bir örgüt var dünyada, Erol Önderoğlu onun Türkiye temsilcisi… Siz istediğiniz kadar “Bizde hapiste gazeteci yok” deyin bundan sonra, hatta hapiste bulunan ‘gazeteci’ kimlikli kişilerin aslında farklı suçlamalar yüzünden yargılanmakta olduklarını listeler halinde açıklayın, bakalım kimse dediklerinize inanacak mı?

BM genel sekreteri “Gazeteci serbest bırakısın” dedikten sonra…

Erol Önderoğlu ‘PKK-eğilimli’ suçlamalarına muhatap ‘Özgür Gündem’in bazı mensuplarının tutuklanması üzerine, gazeteyle dayanışmak amacıyla, iki arkadaşıyla birlikte, bir günlüğüne yazı işleri sorumluluğunu üstlenmişti. O üç kişi, Önderoğlu, Şebnem Korur Fincancı ve Ahmet Nesin,  ‘Özgür Gündem’de bir günlük sorumlulukları altında yapılan bir yayın üzerine tutuklandılar.

Yargılayanlar ‘terör örgütü propagandası’ yaptıkları gerekçesine sığınsa da, dıştan bakanlar açısından gazetecilik faaliyeti yüzünden…

Üstelik Ahmet Nesin yazar Aziz Nesin’in oğlu; Şebnem Korur ise Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı…

Kısacası, ‘konuk yazı işleri müdürü’ oldukları için tutuklananların üçünün de Türkiye sınırlarını aşan ünleri var.

Biliyorum, devleti yönetenlerde, “Kim ne derse desin” görüşü hâkimdir; o görüşün hâkim olduğu dönemler geçmişte de yaşandı. O görüşe hak veren veya hak vermemizi isteyenlerin bile verilen ‘görüntü’ konusunda dikkatli olmaları gerekir.

Gerçekten haklı oldukları tasarruflarda bulunabilmeleri için ‘haksız’ görüntüsü veren tasarruflardan uzak durarak…

Ölçü şu: Demokrasi bir denge sistemidir. Bir ülkenin ‘demokratik’ sayılabilmesi için pek çok unsura sahip olması gerekir de, en başta gelen unsur, düşünce ve düşünceyi yayma özgürlüğünü sağlayan basın ile devlet arasında kısıtlayıcı olmayan bir ilişkinin varlığıdır.

İnsanların görüşlerini özgürce açıkladıkları için zarara uğramış tek bir ülke gösterilemez; görüş açıklamada kısıtlamalar koyan ülkelerin halini görmek için sınırlarımızın hemen ötesine bakmamız yeterli.

Birkaç yıl önce, herkes “Aman ne güzel, bağırsaklarımız temizleniyor” diye sevinirken yapılan yanlışlar yüzünden süreç nasıl yoldan çıkarıldıysa, birilerinin “Acaba bugün de birileri bizi yanlışa mı sürüklüyor?” sorusunu sormaya başlaması şart.

Galiba yanlışa sürükleniliyor çünkü.
ΩΩΩΩ

7 YORUMLAR

  1. Yazıyla ilgili yorumları okudum fakat bana göre Fehmi Bey desteklenirken onun bakış açısıyla olaya bakılmamış. Koşullu demokrasi olmaz. Birilerini eliştirilirken bile onların komplocu mantığıyla olaylara yaklaşıyoruz. Bu arada ‘karınca’ misali bu siteye hergün defalarca giriş yapıyorum. Elimden gelen bu. Yüreğimiz sizinle Fehmi Koru…

  2. İşler, “Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete!” tadında gelişiyor. Bunun arka planında; “demokrasi bir araçtır, uygun bir durakta demokrasi treninden inebiliriz” diyenlerin bunun olabileceğine inanma aptallığı yatıyor. Hangi trene bineceğimize biz tek başımıza karar vermediğimiz gibi, nerede ineceğimize de tek başımıza karar veremiyoruz. Dünya iyi ki böyle bir yer.

  3. Adı geçen yazarları pek sevmem ama yanlışa sürüklendiğimiz bir gerçek

    ( üstad bir ricam var olurmu bilmiyorum yazı tipiniz haber Türk deki gibi veya karar gazetesinin yazarlrınki gibi olabilirmi

  4. Merhaba, bugünkü yazılarınızı yine çok beğendim. Özellikle Ban-ki Moon’un “Gazeteci serbest bırakılsın” açıklamasını konu eden yazıya ayrıca önem verdim. Zira New York Times yazarı Thomas Friedman dünkü köşesinde “Another Age of Discovery” başlıklı ve nihai mesajı “walls only made you poorer, dumber, and more insecure” olan bir yazı kaleme almış. Bugünün ve dünün dünyasında düşünceye ve özgürlüklere duvar örmek toplumlara fayda değil zarar getireceğini siz kalkınmakta olan bir ülkede fehmikoru.com’dan, Friedman ise dünyanın en gelişmiş ve özgür ülkesinde nytimes.com’dan dillendiriyor. Dahası tüm bugün yaşananları Gutenberg’in matbaası ve Rönesans başlangıcı ile ilintilendirmiş. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, sanırım bizler için iki sene öncesi de yüzyıllar öncesi de bir.
    Friedman’nın yazısına konu ettiği aslında Ian Goldin ve Chris Kutarna imzalı bir kitap, “Age of Discovery: Navigating the Risks and Rewards of Our New Renaissance”,
    goo.gl/N7wGCg

    Kitap yazarlarının ikisi de Oxford Martin School at Oxford University’den.
    Not: İtiraf etmeliyim bu yorumu yazmamda Okurlarla Hasbihal yazınızı okumamın cesaretlendirici bir etkisi oldu. Okudum ve yazdım, velasıl sitenizde vakit geçirmekten çok keyif aldım. Sevgi ve saygılarımla…

  5. Herkese Merhabalar, en başta Fehmi Bey’e merhaba demek istiyorum. Uzun yıllar yazı yazarak hayatını sürdüren birinin yazamaz hale gelmesi, hem yazan kişi açısından hem de onu takip edenler açısından oldukça vahim bir durumdur. Umarım bu durumlar çok uzun sürmez.
    Ban ki-Moon ‘un gazeteci serbest bırakılsın talebine gelecek olursak, salt olarak talebe bakacak olursanız makul gibi gözüyor. Fakat BM ve Ban ki-Moon maalesef kendileri insan hakları açısından temiz bir sicile sahip değiller. Suriye’de savaş, Irak’ta savaş, Afganistan’da savaş, Libya’da savaş, Afrika’da savaş, Filistin’de savaş, savaş olan bölgelerde insan hakları ihlali diz boyu iken ve BM hiçbir şey yapmıyor iken mesele Türkiye olunca en basit olayda bile talepleri en üst perdeden iletebiliyorlar. Bu durumda insanın aklına farklı düşünceler gelmiyor değil…
    Gazeteci sıfatıyla tutuklanan kişilere bakacak olursanız, aslında gerçekte gazetecilik faaliyeti yapmadıkları ortada. Bu noktada Türkiye’nin haklı iken haksız duruma düşmesinin sebebi izlenen yöntemden kaynaklanmaktadır. Bu gazeteyi ve nöbetçi genel yayın yönetmenlerini dikkate almazsa hiçbir etkileri olmayacak. Bu gazetenin ve nöbetçi genel yayın yönetmenlerinin tahriklerine, Hükümetin hemen tepki verme isteği, hataya sürüklüyor.
    Biraz daha sakin ve serin kanlı olunsa bütün sorunlar çözülecek.

  6. Evet, hemen gaza geliyor, çabuk tuzağa düşüyoruz. İlk anlatılana inanıveriyoruz. Sonra pişman oluyor, ama yine aldanıyoruz. Balık aklına mı sahibiz ki bizler….

YORUM YAP