Ben ‘anti-Erdoğanist’ isem, bunu iddia eden de Banker Bilo…

13

Eskiden olsa güler geçerdim, ama şimdilerde AK Parti’nin iktidardaki geleceğiyle ilgili bunca olumsuz tartışmalar yapılır.. Tayyip Erdoğan partinin genel başkanı sıfatıyla, çareyi il, ilçe ve belediye başkanlarını istifaya zorlamakta bulurken.. gülmek içimden gelmiyor.

Kamuoyu yoklamaları AK Parti’nin oyunun yeniden 7 Haziran (2015) seviyesine inmekte olduğuna işaret ediyormuş…

Partiye en yakın araştırma kurumunun vardığı sonuç imiş bu.

Yerel seçimde oylarının 7 Haziran seviyesine inmesi AK Parti’nin iktidardan uzaklaşması sonucunu getirebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu önlemek için, yakını olduğu bilinen Kadir Topbaş’ı İstanbul belediye başkanlığından istifaya zorladı; kendisiyle siyasi hayatı boyu birlikte olmuş bazı belediye başkanları da topun ağzında.

Hiç yerinden edilmez görünen Melih Gökçek için bile “Bugün-yarın istifa edebilir” deniliyor.

Kellelerin gittiği düşene kadar belli olmayabilir

Mehmet Barlas’tan dinlediğim Çin’le ilgili fıkraya çok benziyor direnenlerin durumu.

Fıkra şu:

Çin’de idam cezası verilen mahkumların infazı şenlikli bir gecenin ardından sabaha karşı yapılırmış. Son gece mahkumlar her türlü eğlenceye muhatap edilirmiş. Şarkıcılar, jonklörler, sirklerde görmeye alıştığımız eğlendirici tipler tek tek sahneye çıkar, maharetlerini mahkumlar önünde sergilermiş…

En son da, ülkenin kılıç-kalkan ekibi sahne alır, üzerine düşen ipek kumaşın hemen parçalandığı keskinlikteki kılıçlarla gösteriyi tamamlarmış…

Yine böyle bir gecenin sabahı infaz edilmeyi bekleyen mahkumlar, çoktan ölmeleri gerektiği halde güneşin doğmasına rağmen hâlâ sağ kaldıklarını görünce şaşırmışlar…

Biri gardiyana bu yolda seslenince, adam gülmüş ve “Şöyle bir kafanı salla” demiş…

Meğer kılıç-kalkan ekibi gösterisi sırasında mahkumların kelleleri de alınmış, ama ustaca… Mahkumlara bile fark ettirilmeden…

“İstifa et” dendiği halde direnenlerin durumu fıkradaki mahkumlar gibi.

Onlar namına araya girip iş başında kalmalarını sağlayabilecek partinin güçlü isimleri de kalmadı; onlar da çoktan güçlerini yitirdiler.

Bunun henüz farkında olmayanlar, şimdi arabuluculuk çabalarının sonuçsuz kalmasını görerek, kendi durumlarının da kellelerini kurtarmaya çalıştıklarından çok farklı olmadığını anlıyorlar.

Değişimi zorlayan irade dışında bir irade kalmadı AK Parti’de.

Peki bu iyi bir şey mi?

Bu sorunun cevabı –resmen– ilk yapılacak seçimden sonra verilebilecek…

Resmi olmayan görüş isterseniz kendi görüşümü sizlerle paylaşabilirim: İyi bir şey olduğunu sanmıyorum.

‘Anti-Erdoğanist’ miyim ben?

Nedenini açıklayayım:

Siyaset biliminde Türkçeye ‘kayırmacılık’ diye çevirebileceğimiz (‘patron-client sistemi’) bir ilişkiler ağı bizde hâlâ geçerli.

Biri bir yere geldi mi, yapıyı kendisine bağlı isimlerle tepeden aşağıya doğru değiştirerek yeniden düzenliyor. Hepsi birbirine bağlı bir ilişkiler ağı ortaya çıkıyor. Tepedeki kişiyi yerinden ettiğinizde bütün sistemi bozmuş oluyorsunuz.

Yeni sistemin oluşması da, eskinin yeni duruma ayak uydurması da öyle kolay olmuyor.

Başka her şey bir tarafa sadece bu yüzden bile yerel seçimde sıkıntı yaşayabilir AK Parti.

Nisan ayında yapılan Anayasa referandumunda ‘Hayır’ oylarının önde çıktığı büyükşehirlerin kaybedilmesini önlemek için başvurulan istifaya zorlama çaresi, çözülme sürecini hızlandırıcı bir etki bile yapabilir.

Anavatan Partisi (ANAP) böyle bir süreci 1989-1991 arasında yaşamış ve iki yıl önce halkın yarısının haklarında “Siyasi yasakları devam etsin” yolunda oy kullandığı eski siyasiler sonunda iktidarı teslim almışlardı.

Şimdi bu ihtimali gündeme taşıdığım için ben ‘AK Parti karşıtı’ veya ‘anti-Erdoğanist kalem’ mi oluyorum?

‘AK Parti’nin en fazla itibar ettiği yazar’, ismimi de vererek, beni ‘anti-Erdoğanist’ olarak ilân etti.

İki yıldır ekranlara çıkartılmadığım halde benim ekranlara çıkartılmamam gerektiğini özellikle belirterek…

Sanki umurumdaymış gibi.

‘Turgut Özalist’ de değildim, ama…

Anavatan Partisi, liderini cumhurbaşkanı yapmış, gücünü koruduğu izlenimi verirken, Turgut Özal’ın ailesini dinleyerek peşi peşine yanlışlıklar yaptığını gördüğümde, “Bu işin sonu partisinin yad ellere düşmesi, kendisini Çankaya’dan indirecek sürecin başlamasıdır” anlamına gelen tespitlerimi paylaşmaya başlamıştım.

Yazılarımla.

Meclis’te gelişmeleri izlediğim bir gün, Turgut Bey’in beni arattırdığını söylediler. Çankaya’yı aradım. Cumhurbaşkanı Özal, bana, “Yine komplolar yazmışsın” diye sitem etti.

Aynı kişi, Cumhurbaşkanı Özal, vefatından kısa süre önce, bir iftar programında, işmar hareketiyle beni yanına çağırarak, “Hani sana sitem etmiştim ya, sen haklı çıktın” diyecekti.

Sitem ettiği günlerde beni ‘anti-Özalist’ olarak görüyor muydu Turgut Bey?

Hiç sanmıyorum. İlişkimiz eskiden neyse hiç aksamadan öyle devam edip gitti çünkü.

‘Anti-Erdoğanist’ olarak itham edildiğim yazının çıktığı gazetenin bir başka yazarı, yine bugün, neredeyse beni bile güldürecek bir tipi kalemine dolamıştı:

Bizim cenahtakilerin bir kısmı da tıpkı “Banker Bilo”daki Mahmut.

Bunlar “Haklı çıkarma taburu” gibi.
Gelen yüklü zamlara, yükselen dolara, iyiye gitmeyen Türk Amerikan ilişkilerine, bir kısım belediye başkanının istifa etmesi gerektiğine…

Hemen her şeye ‘mantıklı’ bir izahları var.

Onun için adı geçen filmdeki gibi tek bir soru soruyorlar: Hele sor bi niye?”

Ben gülemesem de sizler gülün diye aktardım.

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. Ayrica… Bu durumda, sozunu ettiginiz yazar da Banker Bilo olabilir… Bir muhendis olarak hep derim zaten: Hayat’la hersey mumkundur. (gulumse)

  2. Basliga konu yazar, “anti-Erdoganist”i bir onceki paragrafta, ” Bunlar 16 Nisan’da Hayır verdiler. Başka gazetelerden de bu kısıtlı azınlık ekole mensup marjinal isimler var.” diyerek tanimliyor. Bu tanima gore, bence de siz anti-Erodganist’siniz.

  3. sayın koru çok güzel ne isabetli tespit yapıyorsunuz, sizi tebrik ederim. ama dostlara gül atsanda farklı anlıyor;sanırım zamanı gelir anlarlar fakat beyhude saygılar

  4. http://fehmikoru.com/ben-anti-erdoganist-isem-bunu-iddia-eden-de-baker-bilo/

    Recep Tayıp Erdoğan Başbakanken beni aramış, Reşat Erol’un redakt ettiği yazıyı aktararak “senin de imazan var” demişti. Ben ona “senin başbakanlığı cani gönülden istiyorum. Ama yanlış yaptıklarına yanlış demek zorundayım senin iyiliğn için” demiştim.

    Ben ‘Evet’lere şiddetle karşı çıktım ve yazdım. “Ben ‘Evet’e karşıyım ama AK Parti’ye ve Erdoğan’a karşı değilim” diye. Ben şimdi gene aynı şeyi yazıyorum. Fehmi Koru da yazıyor. Okumuyorlar. İhanet ya da intihar içindeler. Bu partilerin oluşmasında büyük çaba gösterdik. Miras yediler aldırmıyorlar ama AK Parti’nin bu durumlara sürüklenmesi bizi kendilerinden çok  üzüyor.

    Biz kimseye karşı değiliz. Biz herkesin iyi işler yapmasını ve işinde başarılı olmasını isteriz.  Eski dostlarından kopanlar yeni yaranlar ile bir yere varacaklarını sanır ve onları eleştirenlerden hoşlanmazlar. Biz Siyaseti ondan yararlanmak için yapmadık. Fehmi Koru’nun  hayatı aynen devam etmektedir, hiç bir sıkıntısı yoktur. Ona yazdırmayanlar gecelerini korkular içinde geçirmektedirler.

    İnönü “sonra ben de sizi kurtaramam” demişti. Bu gidişle AK Parti’nin gitmesinden üzülsek de elimizden bir şey gelmez. 

  5. çare başbaşa verip düşünmekte iken her baş ayrı düşüp ayrı düş peşinde herkesin bir fikri var ama ortak bir fikir ortak bir akıl yok eee kimse yoğurdum ekşi der mi?

  6. Bu toplumda kişilere perestij etmek öyle bir hal aldı ki, buna uymayan kişi neredeyse suçlu ilan edilecek. İlber Ortaylı”nın, ifadesiyle, idolleri, “azizleştimek” toplumun olağan, hatta, olmazsa olmazlarından sayılır hale geldi.
    “Beşer, şaşar”kabulü bazen şaşıyor, istisnaları olabileceği varsayılıyor.

    Mutlakiyet devrindede bile “Padişahım çok yaşa” sloganına karşılık, “Mağrur olma Padişahım senden büyük Allah(cc)var.” nidası, tepki değil,resmi bir uyarıydı. Ya Son 95 yılda?..”anti”li kavramlar,”anti septik”gibi kullanılıyor, lezyon türü gibi algılanan yerlere uygulanıyor. Halbu ki araz kendilerinde!..

  7. Allah’a Emanet. Yeni bir oluşum olmazsa yeni halka, yeni bir halka… hata zincirine eklenecek. Bunun bedeli İnşaallah sürmez on yıllardan fazla sürer. Bu Ülkenin kaderi böyle olmamalı. Sorumluluk almayanların hesabı dünyada da ama ahirette daha ağır olur. Selam ve saygılarımla…. Büyük bir iştahla yazılarınızı okuyorum.

  8. islamda devlet yönetimi şura ile iştişare ile olur.İştişarenin olmadığı yerde hatalar ve yanlışlar çoğalır.tek adam”bendedim oldu”veye”ben dedim olacak”türü yaklaşımların faurası tarih sahnesinde çoktur.üstelik bu tip bir yönetimde iyi görünümlü dalkavuklarda çoğalır kralı gaz verip uçurur.kimi yaranmaktan kimi korkudan”kral çıplak”diyemez.Tabii ben islamda devlet yönetimi ni kast ediyorum yoksa faiz ile Allah’a savaş açan bir sistemi kast etmiyorum.

  9. Sn.Fehmi Koru , ben de bir çok görüşünüze katılmakla birlikte yazının son paragrafındaki ” Gelen yüklü zamlara, yükselen dolara, iyiye gitmeyen Türk Amerikan ilişkilerine, bir kısım belediye başkanının istifa etmesi gerektiğine…” Türk-Amerikan ilişkilerinin geldiği noktada HÜKÜMETİMİZİN haklı olduğu kanaatindeyim. İyi gitmeyen TÜrk-Amerikan ilişkilerinin sorumlusu Türkiye ve Türk Hükümeti değil , şımarık Trump ve Amerikalılardır . Amerikalılar ile iyi ilişkilerimiz olsun diye güney sınırımızda 1000 km. boyunca bir TERÖR PKK devletine müsaade mi etmeliydik sizce? Bu konuda kanaatimce kesinlikle haklı değilsiniz.

    • Kisaca; Vatan, Millet,Sakarya edebiyatı yapmışsın bence. Aramızın bozuk olduğu, sadece Amerika olsa, meselelerin sebebi, belki, bu sekilde yorumlanabilirdi. Ama aramızın bozuk olmadığı veya belki yarın belki yarından da yakın zamanda bozulmayacagi hiçbir devlet ve ülke, hatta kişi kalmamisken, butun mevcut sorunlarin, Amerika Kürt ilişkisinden kaynaklandigi gibi basit bir propaganda bakış açısı ile açıklanamayacagi ortada. Tum sorunlarin ortak noktasi,iktidarin ilkesizligi. Bu ilkesizlik, tek adamlıkla birleşince ortaya böyle bir felaket çıkmıştır. Yazinin sonundaki kısım zaten, buna ragmen, akıl alır akil almaz bahaneler uyduran, uydurmaya çalışanlari anlatıyor. Yani senin yaptığın gibi. Ayrica o kısım Fehmi Koru’ya da ait değil, alıntı.

      • Size göre vize krizinde ABD haklıysa size diyecek sözüm yok . Hatta hükümete de gerek yok , Amerikadan bir vali atasınlar bizi yönetsinler siz de mutlu olun.

    • Türkiyede Trump un seçilmesini kimler desdekliyordu?
      Kimler Amerka kanunlarında olmasina rağmen Trumpun kampanyasına açık açık para vermeyip de rüşvet verir gibi yüz binlerce dolarları gizli olarak onlara verdi?
      Başkalarını suçlamak nedense hep bizim “Müslüman” ülkeleri yönetenlede ve onları destekliyenlerde var.
      Kimse kimseni dostu veya düşmanı olmaz eğer akkillı olunursa.
      Bakın AB ye Fıransa, İngiltere ve diğerleri hep birbiri ile yıllarca savaşmış Almanlar o bölgeyi ve dünyayı kan gölüne çevirmiş iken neden şimdi barış içinde yaşiiyorlar?
      İngilizler ve Amerkalilar da zamanında aynen öğle değilmi idi?
      Ya şimdi?
      Yazmaya gerek yok çünkü herşey göz önünde.
      Bence Sayın Koru ve Karagülle hoca gibi bir çok yazar geleçek tehlikeleri önceden görüp uyariyorlar “FAKAt” bu birilerini işine gelmediği için önemsemiyorlar.
      Süçlu bulmaya devem ediyorlar yakında onuda bulmakda zorlanacaklar, bakalım o zaman ne bahane edecekler.
      Sağlıcakla kalın.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here