Bir güzel ağabeyi kaybettik: Mücadele adamıydı ve hep öyle hatırlanacak

17

“Hasan Celal Güzel vefat etti.”

Beş sözcüklü bu cümle ajanslara düştüğü anda, bir çok kişi, kendi özel tarihlerinin sonunun yaklaştığını hissetmiştir. Ben hissettim. Hasan Celal Güzel pek çok siyasi, bürokrat, yazı-çizi erbabı gibi benim de hayatımda yeri olan biriydi de ondan…

Şu isimlere bakın: Abdülkadir Aksu.. Mesut Yılmaz.. Melih Gökçek.. Mehmet Keçeciler.. Veysel Atasoy.. Murat Karayalçın.. Atilla Koç

Türkiye’nin sağ-sol kavgaları ile sarsıldığı, öğrenci hareketlerinin zirvede yaşandığı bir döneminde, Ankara’daki Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenci olan bu isimler, kavgayı fikir platformunda sürdürmek üzere oluşturulmuş Hür Düşünce Kulübü’nün üyesiydiler…

Onlarca başka Mülkiye öğrencisiyle birlikte.

Kulübün başkanı, bu isimleri etrafında toplamış kişi, Hasan Celal Güzel’di.

Tarihimiz darbelersiz yazılamıyor

Hep kalabalık gruplar içerisinde hatırlıyorum onu.

Onunla ilgili belleğime yerleşmiş ilk olay MTTB günlerimden…

12 Mart (1971) darbesi olmuş, askerler bütün faal öğrenci kuruluşlarını kapatmaya karar vermişler… O dönemde başka bir öğrenci derneği varlığını sürdürebildi mi, bilmiyorum; ancak MTTB kendi kapısına kilit vurdurmadı.

Bunu sağlamak üzere devletin sivil yetkilileriyle görüşmek için heyet halinde Ankara’ya gidildiğinde ilk kapısı çalınan kişi o sırada DPT’de çalışan genç bir bürokrattı: Hasan Celal Güzel

Hasan Ağabeyimiz’in Meclis bahçesine komşu evine gidildi ve nasıl bir tavır izleneceği konusunda ondan tavsiyeler alındı.

O tavsiyeler ışığında yürütülen çabalar sonucu, MTTB, darbenin gazabından ve kapatılmaktan kurtuldu.

İkinci anım yine bir darbe (12 Eylül 1980) sonrasından…

Darbeci kadronun tırpanının onu da bürokrasiden kopardığı günlerde Kızılay’da karşılaşmıştık. “Baklavacı dükkanı açacağım” dediğinde çok şaşırmıştım. Galiba dükkan bile tutmuştu.

Ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirilen Turgut Özal Planlama’dan tanıdığı Hasan Celal Güzel’in ticari hayata atılmasına izin vermedi, onu yanına aldı; başbakan olduğunda ilk iş olarak müsteşarlığa getirdi, sonra milletvekili ve bakan yaptı.

Başbakan da olabilirdi Hasan Celal Güzel, ama kendisini cumhurbaşkanı seçtiren Özal’ın yol haritası başkaydı. Yıldırım Akbulut’u yerine başbakan olarak atadığı gibi, yapılan ilk ANAP kongresinde Akbulut’a rakip çıkan Güzel’in genel başkan seçilmesini yine Özal engelledi.

Çok sevdiğini yakından bildiğim Turgut Bey’le yolunu ayırmak zorunda kaldı ‘Hasan Ağabey’

Sonraki kongresinde ANAP genel başkanlığına Mesut Yılmaz gelecek ve ilk seçimde Turgut Bey’in yanında siyasete başlamış muhafazakar kadronun önemli isimleri, Hasan Celal Güzel gibi, kendilerini ANAP dışında bulacaklardı.

O günleri hatırladıkça basit kararlarla tarihin bambaşka yönlere savrulabildiğini düşünmeden edemem.

Dev eserler kazandırdı

Siyasette geri plana düştü, ama fikir adamı yönü öne çıkmaya başladı Hasan Celal Güzel’in…

Milli Eğitim Bakanı iken ‘1000 Temel Eser’ projesini yeniden devreye soktu, sonraki yıllarda her sayısı yüzlerce sayfayı bulan iki ayda bir yayınladığı ‘Yeni Türkiye’ dergisini tek başına çıkardı. Cumhuriyet (5 cilt), Osmanlı (12 cilti) ve Türkler (21 cilt) adlı dev eserleri kütüphanelerimize kazandıran da odur.

Dergiye yazı için sabahın köründe veya gecenin ileri saatlerinde aradığı çok olmuştur. O dev eserler onun ısrarlı takipçiliğiyle yayınlanabildi.

Yargılandı ve cezaevine düştü..
28 Şubat ve cezaevi yolları

En önemlisi de 28 Şubat sürecinde demokrasi karşıtlığını geriletmek için tek başına üstlendiği mücadeledir. Batı Çalışma Grubu’nun kendisine iletilen ‘gizli’ belgelerini bir basın toplantısıyla kamuoyuna malettiği gibi, gazetelere önce faksla, sonra dosyalar halinde ulaştırdı da…

Tek başına kalınsa da mücadele edilebileceğini o dönemde Türkiye ondan öğrendi.

Kendisini Ayaş Cezaevi’nde ziyarete gittiğimizde, o kapkara günlerde, azminden en ufak bir eksilme olmadığını görerek yüreklenmiştik.

Arada bir de Yeniden Doğuş Partisi macerası var.

Gözlerimde arıza tespit edildiği, gidermek için pahalı camları olan bir gözlük kullanmaya başladığım günlerdi. Henüz alışamadığım için gözlüğü çoğu kez yaka cebimde taşıyordum.

İlk karşılaşmamızda, o günlerde tanısın tanımasın karşısına çıkanı sarıp sarmaladığı gibi, beni de kolları arasına alıp sıkmıştı. ‘Tık’ diye bir ses geldi cebimden, ama ona hissettirmedim.

Benim 50 yıllık tarihim

1971-2018… Neredeyse yarım asra varan bir tanışlık, dostluk, yakınlık, yol arkadaşlığı… Bir tarih yani…

Hasan Celal Güzel ağabeyimizdi. Güzel bir ağabeydi.

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. 28 Subatin beş yigidinden biri. diger birisi Rahmetli Muhsin bey. islamci ve muhafazakarlarin kafalarini deve kusu gibi kuma soktuklari bir donemde; iki gur ses duyduk. Millete cevrilen tanklara selam durmayacagini deklere eden; Rahmetli Muhsin baskan ve 28 Subatin asagilik hirsiz genarallerine kafa tutup habis ur diyen Hasan Agabey. Rabbim ikisininde mekanini cennet eylesin.

  2. “Batılılaşma hareketi başlayınca Türkler gayelerini kaybettiler. Kimi İslamcı, kimi Türkçü, kimi devletçi kimi de batıcı oldu. …” Süleyman Karagülle, 21 Mart 2018 at 18:50.

    8. yüzyılda İslam yükselen bir trend idi. Turkler de bu trende uydular (zor olmadı deniyor, çünkü bunun esasları daha önce kaybettikleri dine benziyordu). Demek ki 1000 yıllık sürecte genelde istisnalar bir kenara bırakılırsa, Batiya dogru yukselen trendin bayraktarligini yaptilar, o ruhu ve dinamizmi askeri alanda da isbat ettiler. Ancak bayraktarligin otesinde ulastiklari sivil toplumlara DiN’in özünü aktarmakta yeterince basarili olabildiler mi, orası şüpheli (bu durum Arap muslumanlar icin de gecerli). Allah rizasi için entegre olup, bu trende daha fazla entegre edeceklerdi bu toplumlari. Alt yapıları ve kültur seviyeleri (dil bariyeri, toplum psikolojisi vs) buna el vermedi herhalde. Neyseki İstanbul’un fethiyle Batiya somut açılım Batı yakasındaki ademoğullarının gözlerini açtı ve bu Ronesans hareketine ivme kazandirdi. Batililarin dikkatlerinin sanat ve bilime odaklanmasina vesile oldu. İnsanın kendi çapında yaratıcılıgının örnekleri ilginç şekillerde görülmeğe başladı. Hassalardan biri merak ve tabiattaki gözlemler insanın kendi çapındaki yaratıcı düşünceleriyle birleşince gitgide artan gelişmeleri doğurdu. Tabiatta işleyen muazzam düzenin kuralları tek tek keşfedilmeğe başlandı. Anlşılır şekilde formüle edildi. Çünkü kainatın Sahibi insana bu kapasitenin de açıga cıkacagı bir kıvam vermişti. Yani, insanın bilim ve teknoloji serüveni daha o zamanlar başlamış oldu. Ve bu zaten insanın yaradılışında olan nitelikler sonucuydu (aynı zamanda beklenen idi). Kur’anı Kerim’de bunların ipuçlarını gormek ve bundan ilham ile gerekeni yapmak 500 yıl kadar bir süreyi mi gerektiriyordu? Demekki evet, ilgisizlik varsa sonuç kaçınılmazdı. Peki n’oldu? bu süre içersinde atı alan Üsküdarı geçti! Biz laga luga ile havanda su dövüyorken Ademoğullarından bir kesim (el [alem] oğulları!) bilim neticesinde elde edilen bilgileri, somut gelişmeleri günlük hayata intikal ettirerek emeklerinin semeresini almaga başladılar.

    Batı yakasında gelişmeler olurken bizler bir türlü işin özüne inememiş olmakla Hz. Peygamber (s.a.v.)’in zaman ve mekan diliminde olan bitene odaklanmaga çalıştık. Bu şekilde sınırlanarak ve çokçası ezber mahiyette kendi dunyamızla yetinmeğe çalıştık (sanıyorum). Gelecek nesillerin yaşayacagı sıkıntılar o zamanlar bizleri pek enterese etmedi. İşin özündeki günahlara ilave bir sürü günahlar icad edilmiş ve hatta fabrikasyona geçilmiş olunabilir. O günah bu günah, o yasak bu yasak. Hiçbirşey yapmasak, durun yahu bırakın biraz daha otursak!!!! Yani müslüman marka insanın potansiyeli bastırıldı, bence. Kapalı bir toplum kalarak dunyada neler oluyor neler bitiyor ilgisiz kaldık. Demode/yetersiz egitimlerin sonucunda üretken, çözüm üreten gelişmeler kendini gösteremedi. Yan gelip yatarak durumu idare etmege çalışmaga baktık. Bu defa Dogu/Ortadogudaki bizlerin gözlerinin açılması zamanı gelmişti. Ancak bu defa talihsizdik, bu arada Tüfek icad olmuştu, mertlik bozuldu; ta İstanbul’a Anadolu’ya kadar geldiler. Sonunda, ya Allah bismillah, yeter yahu deyip geri püskürttük. Herşeye ragmen biz neden bu hale düştük meselesinin kavgaları, özeleştiriler başladı. Önemli bir kesim biran önce yükselen yeni trende kapağı atma taraftarıydı. Batı’daki somut gelişmeleri görmeğe başlayınca etki altında kalmaları dogaldı ve bu etki resmiyet kazandı. Bir başka kesim “Durun yahu, n’oluyoruz nereye gidiyosunuz. Allah’ın ipini bırakmayın, nihayetinde bu gidiş pek hayır getirmez” diyerek farklı bir şekilde markalaştı. Bir başka grup “N’olursa olsun devleti/orduyu saglam tutmamız lazım, Bilge Kaganı dinlemeyip Ortaasyadan çıktık bir kere, asker milletiz.. Bu herşeyin önşartı”. Yani o kafa bu kafa olay kavga gürültüyle devam ediyor…. Yavaş yavaş ağır aksak giderken işler bir gün düzelecek, İnşallah! işin özünden uzaklaşmadıgımız sürece, sadece zaman meselesi!

  3. Allah Rahmet eylesin

    Türkler sekizinci asırda İslamiyet’le tanıştılar. 10. asırda söz sahibi olan Türklerdi. İslam uygarlığını batıya Türkler götürdü. 1800’lere kadar  niçin cihad yaptıklarını biliyorlardı. Batılılaşma hareketi başlayınca Türkler gayelerini kaybettiler. Kimi İslamcı, kimi Türkçü, kimi devletçi kimi de batıcı oldu. Cumhuriyet dönemi 60’lara kadar bu grupların mücadeleleri ile geçti.

    60’lardan önce Bediuzzaman ile Süleyman Tunahan grubunun hedefleri vardı ve cemaat oluşturdular. 60’lardan sonra Türkiye’de inanmışlar harekete geçti. Büyük çabalara girdiler. Hasan Celal da bu girenler arasındadır. Ne var ki kalıcı bir ekol oluşturmamışlardır. Önce kendi aralarında dağılma olmuştur. Sonra liderlerinin ölümü ile çabaları son bulmuştur.

    Bugün yapılacak bir iş vardır. Cumhuriyet dönemi bilhassa 60’lardan sonraki İslami cihadın tarihi yazılmalıdır.  Kimlerin bu cihadda ne katkıları olmuştur, başarıları hataları nelerdir? Bunların sentezinden yeni hedef ve usul ortaya çıkacaktır. Türkiye’ye Adil Düzen’i getireceklertir.

    Kim ne yapmıştır, ne  yapmıştır da başarmıştır. Örnek olarak Milli Eğitim Bakanı olarak kazandırdığı külliyedeki başarı sadece sahife bolluğu mudur?
    Yoksa ülkemizin çabalarına yön veren kimselerin yer aldığı bir külliye midir? Bediuzzaman’ın risaleleri kadar etkili olmuş mudur? Erbakan’ın Adil Düzen semineri kadar yenilik içeriyor mu?  İçermiyorsa ne eksiği vardır? Gülen’in başarısı nedir, ihaneti nedir? Bunların doğru olarak bilinmesi gerekir.

  4. Rahmetliyi en güzel anlatan yazı bugünkü Karar da Akif Beki ye ait.
    O yazıyı okuyunca rahmetlinin Yeniden Doğuş Partisinin neden seçimlerde başarılı olamadığını daha iyi anladım.
    Çünkü Rahmetli doğruluk timsali bir adamdı ve bizim milletimiz doğruları sevmez.
    Doğru adam iktidara gelince milletin malını ne çalar ne de çaldırır.
    Allah gani gani rahmet eylesin.

  5. Allah rahmet eylesin, makamı yüksek olsun. Ülke meselelerini kendine dert edinmiş, dünyadaki pısırık ve çıkarcı müslüman algısına aykırı bir kişilikti. Feyz alabilmeyi rabbim bizlere nasip etsin.

  6. Allah rahmet etsin mekanı cennet olsun, her haliyle sahte değil gerçek bir kahramandı. Merhumun ironiyle yazdığı enayiymişim yazısını okurlarsa gerçek bir mümin gerçek bir kahraman görürüz.

  7. Ağabeyim sahih bir kaynak yok diyor ama ben gene de inanmaya devam ediyorum. Allah teala bazı zamanları ve mekanları hassaten özel kılmıştır. Mübarek üç aylar da vefat edenlere imrenirim. Rahmet kapıları açıldığı özel zamanlar . Allah rahmetiyle muamele eder inşallah.

    Her hangi bir Müslüman kul ölür de yakın komşularından üç ev halkı kendisinin iyiliğine şahadet ederse, Allah da şöyle buyurur: “Ben bu kullarımın -kendi bildikleriyle alakalı olarak- yaptıkları şahitliği kabul ettim ve (onların bilmeyip de) benim bildiğim şeyleri (kulumun kusurlarını da) affettim.”(Ahmed b. Hanbel, 2/384, 408).

  8. ölüm, bana hep hüma kuşunun gölgesi gazelini hatırlatır

    zülf-i siyahı saye-i perr-i hüma imiş
    iklim-i hüsne anun içiün padişa imiş
    bir secde ile kıldı ruh-i aftabı zer
    hak-i cenab-ı dost aceb kimya imiş
    avazayi bu aleme davud gibi sal

    baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş

    vatanımız, milletimiz, devletimiz için çalışan, uğraşan, canını veren, fayda üreten bütün vatan evlatlarına gökkubbemizde bıraktıkları hoş sada için teşekkür ederiz.
    hasan celal güzel beyefendiye Allahtan rahmet, ailesine sabır dilerim.

  9. Hayat denen şey mücadeleden ibaret,
    Mücadele etmekle anlamlı bu hayat,
    Doğru yaşanan hayat ekstradan ibadet,
    Hayatın kıymetini bil, öldürme yaşat !

    Ne çikinler geldi, güzellikten anlamaz,
    Dolgu maddesi yahu, parazittir hatta!
    Değer mi yaşam ey bencil, ey umursamaz,
    Güzeller, iyiler olmasa şu hayatta !

    Bir çift DiNi gözlük edin, bir tak bakalım,
    Neye yarıyor kötülük ve çirkinlikler ?
    Nereye varıyor, haydi bir bak bakalım,
    Alemlerin Rabbine karşı etkinlikler….

    Mevcudiyetteki alemlerin Rabbi “O”,
    Sadece “O”, Al-İlah (the God) dedikleri
    DiNin de, mevcudiyetin de sahibi “O”
    Her zerre buna dahil; yeyip içtikleri….

    Güzellerden bir Güzel geçti bu vatandan
    Eleğini asmış demek, daha neylesin?,
    Demir almak günü gelmiş demek, zamandan
    Daha ne denir ki «ALLAH RAHMET EYLESİN” !…
    ******

  10. Ocak Medyaya neden açılmıyor?
    3 saat dan fazla oldu giriş yapılamıyor.
    Yoksa sorun sadece ABD de mi var?
    İnşallah önemli bir şey yoktur.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here