Siyaset alanındaki boşluğu Saadet Partisi doldurmaya talip gibi…

14
Saadet lideri Temel Karamollaoğlu.. dün gece konuşurken..

Türkiye’nin Batı ülkelerinden siyasi açıdan en belirgin farkı, bana sorarsanız, her Türk vatandaşının, Batılı mukabilleriyle mukayese edilmeyecek kadar, siyasi gelişmelerle olağanüstü yakından ilgilenmesidir.

Bazılarımız yatıp kalkıp siyaset konuşuruz.

Sıradan bir Amerikalı veya Alman/İngiliz/Hollandalı seçimler iyice yaklaştığında siyasi gelişmelere kulak vermeye başlar; biz ise neredeyse 24 saat başka konu konuşmayız.

‘‘Ne olacak bu memleketin hali?’’ diye başlayan muhabbetler bazı muhitlerde sabahlara kadar sürer.

AK Parti’ye bir destek gerekiyordu

Yerel seçim bir yıl sonra yapılacak, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimi ise yaklaşık 20 ay sonra… Oysa biz daha aylar öncesinden o seçimlerin havasına girmiş durumdayız.

Partiler başka işleri yokmuş gibi aylar öncesinden hangi diğer partilerle ‘seçim ittifakı’ kuracakları yolunda teşvik ediliyorlar.

İktidar partisi, herhalde diğer partilere örnek olsun diye, daha şimdiden ittifakını oluşturdu bile: MHP ile adını ‘cumhur ittifakı’ kurduğu bir birliktelik…

Gelecekte yapılacak seçimler için şimdiden birliktelik kurulmasının sakıncaları olmayacak mı?

Olursa şaşırmayasınız diye hiç konuşulmayan bu konuyu dikkatlerinize sunuyorum.

İki parti, AK Parti ile MHP, 16 Nisan (2017) halkoylamasından beri daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirlerine yaklaştılar.

Evet, MHP ‘cumhur-başkanlık sistemi’ konusunda eski tavrını değiştirmiş görünüyor ve bu fedakarlık sayılabilir, ancak birliktelik için AK Parti’nin göze aldığı fedakarlıklar çok daha fazla…

Ben bir ara olmayacak duaya âmin demekten öte anlamı bulunmayan bir teklifte bulunmuştum; özellikle de AK Parti’nin kuruluş felsefesiyle pergel açmaya başladığı fark edildiği ilk günlerde.

AK Parti’nin bu yüzden oy kaybına uğrayacağını öngörüyor ve bunu kapatmanın yolunu AK Parti içerisinden doğacak bir partinin varlığına imkan sağlamaktan geçtiğini düşünüyordum.

Muvazaa yararlı olacak ise muvazza olsun…

Nitekim, 7 Haziran (2015) seçimi beklediğim gibi AK Parti’nin oyunun tarihinde ilk kez gerilediği bir genel seçim oldu; oyu yüzde 40’a indi.

AK Parti’nin 2000’li yıllardaki ilkelerine sahip çıkan ikinci parti olsa-olabilse o parti ilk gireceği seçimde yüzde 10 barajını aşabilirdi gibime geliyor.

Böylece, AK Parti ile onun 2000’li yıllarda savunduğu görüşleri sürdüren ikinci partinin koalisyonuyla ülke yönetilir, biri diğerinin hükümet içerisinde tamamlayıcısı olacağı için ülke açısından daha olumlu gelişmeler yaşanabilirdi.

Düşüncem ve teklifim buydu, ama öyle olmadı.

AK Parti böyle bir gelişmeye yol açmak yerine, zaten var olan Has Parti’yi de içine alarak bugünlere geldi. 7 Haziran seçiminde düştüğü durumun tekerrür etmemesi için, yeni sistem yüzde 50’lik bir çoğunluğu gerektirdiğinden, AK Parti, yanına destekçi olarak MHP’yi almayı tercih etti.

Şu andaki tabloya ben biraz da böyle bakıyorum.

O boşluk hala varlığını hissettiriyor.

Boşluğu doldurmaya Saadet aday

Bilinçli midir bilmem imkânsız, ancak Saadet Partisi’nin (SP) son çıkışları o boşluğu hissedenler için onun bir çıkış yolu olabileceği izlenimini veriyor.

Siyaset böyle bir şey; boşluk kabul etmiyor, var olan boşluk mutlaka bir biçimde dolduruluyor.

Geçmişte de bunun örnekleri çok yaşandı.

Necmettin Erbakan’ın siyasi hayata girişi, 27 Mayıs ihtilali (1960) sonrasında Demokrat Parti’nin (DP) yerini doldursun diye kurulmuş olan Adalet Partisi’nin (AP) içinde yer almış muhafazakarları dışlamasını müteakip gerçekleşti.

Tasfiyelerin bıraktığı boşluk MNP/MSP ile doldu.

Benzer bir durum 12 Eylül (1980) darbesini takiben girilen siyasi süreçte dört eğilimi kucaklama iddiasıyla kurulmuş Anavatan Partisi’nin (ANAP), Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına çıkması sonrasında girdiği yolun (akrabası Hüsnü Doğan’ı bakanlıktan azletmesi dahil) muhafazakar tasfiyesine kadar varmasıyla ortaya çıkmıştı.

Refah Partisi’nin 1991 ve 1995 seçimlerinde gösterdiği başarı yine o boşlukla ilgilidir.
Saadet Partisi bugün o yolda görünüyor.

Tabii attığı her adımda günün önemine uygun hassasiyetlere dikkat edilmesi şartıyla…

İlkeler ittifakı’ kavramı ve onun içini doldurmak için ifade edilen ‘hukuk devleti’, ‘kuvvetler ayrılığı’ ve ‘şeffaFlık’ gibi ilkeler etrafında geniş bir birlikteliği zorlaması daha şimdiden dikkat çekmeye başladı SP’nin…

Seçimlere uzun bir süre var ve MHP bu süre içerisinde AK Parti’ye ağır gelmeye başlayabilir.
ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. ilahi fehmi bey, siyaset boşluğu kabul etmiyorsa o boşluk nasıl var, dahası da nasıl “O boşluk hala varlığını hissettiriyor.”? Sorunlu bir önkabul.
    İşin diğer boyutu ise çok daha önemli. özellikle erdoğan muhalifleri kendilerine kurtarıcı arıyorlar. sizin siyasetteki boşluk dediğiniz bölüm burası. Ancak. 1. bu zamana kadarki ittifakların hiçbirisi “A partisinin oy oranı + B partisinin oy oranı” şeklinde olmadı. genellikle birleşen, ittifak yapan partilerin oyları, onların önceki oylarının toplamından daha düşük çıktı. en son cumhurbaşkanlığı seçiminde “mhp+chp=mhp oyları + chp oyları” olmadı. 12 eylülden sonraki ecevitin partisi ile diğer partinin birleşmesinde de böyle bir sonuç olduğunu hatırlıyorum. yani benim teorimi destekliyor. bu durum mhp+ akp için de geçerli olur diye düşünüyorum.
    2. Bence bu daha önemlidir. Bu ülkeye hiçkimse demokrasi getiremez. hukukun üstünlüğünü getiremez, insan haklarını getiremez. sadece eh işte biraz daha az baskı, biraz daha hukuk gözetiliyormuş gibi, biraz daha insan haklarına dikkat ediliyormuş gibi olur. Bu nedenle kurtuluşu kişilerde değil, sistemlerde aramak gerekir.
    Türkiyenin bilimde, sanatta, insan haklarında, hukukta, ekonomide, siyasette, demokraside, teknolojide, bilimde, ahlakta vb. aklınıza ne geliyorsa bütün olumlu alanlarda ilerlemesinin birtek yöntemi var; o da sistemi buna göre kurmak.
    Önce size sistemin önemi hakkında bir örnek vermek istiyorum. Eğer ekmeği siz böler, hangi parçayı alacağımı ben seçersem bu adil bir sistemdir. Ya da bunun tersi. ekmeği ben böler, hangi parçayı alacağınızı siz seçerseniz bu adil bir sistemdir. Ekmeği ben böler, ve hangi parçayı alacağınıza da ben karar verirsem bu adil olmayan sistemdir. bu sistem kötülür üretir. bu sistemde ekmeği bölen ve dağıtan kişiye siz ne kadar iyi insan deseniz de aslında iyi olmaz. bu sistem herkesi kötü yapar. adaletsiz yapar. Adalet üzerine kurulan sistemde ise akp olmuş, mhp olmuş, chp olmuş çokbirşey farketmez. Nüans farkı olur. onun için ülkenin kurtuluşu adalet üreten, iyilik üreten sistemi kurmakla olur.
    İyilik üreten sistemi kurmak konusunda temel ve tali önemdeki yapılacak işler vardır ya da sol literatüre göre söyleyecek olursak, aslında, altyapı ve üstyapı vardır.
    Altyapı, üretim ve bölüşüm ilişkileridir. Özellikle islamcı kesimin bu tür kavramların ne anlama geldiği konusunda nerdeyse cahil olduğunu biliyorum. sol kesim ise, çoğunlukla duymuştur ama ne olduğunu bilmez.
    Bu sistemin altyapısını düzeltmekte bizim yapmamız gereken şey; devleti servet dağıtan olmaktan çıkarmaktır. Yani devleti, üretim ve bölüşümü belirleyen mekanizma olmaktan çıkarmaktır. Yani devlet, her mahallede bir milyoner yetiştirmemeli. Yani devlet, birilerini zengin etmemeli. Yani devlet, milletin malını yandaşlarına yedirmemeli. İnsanlar devletin soyulmasının iyi insanlar tarafından engelleneceğini zannediyorlar. oysa durum hiç de öyle değil. sistemi düzeltmedikten sonra mutlaka devleti soyacak insanlar olacaktır ve bunlar mutlaka pekçok kez başarılı olacaktır. Bunun yolu, devletin üretim-bölüşümü belirleyici konumdan çıkarılmasıdır. Mesela para olarak verilen bütün teşvikler aslında kaynakların israfıdır, amaçlanandan (söylenilenden) önce yolsuzluğu teşvik eder. bu teşvik sistemini öyle bir şekilde kurmak gerekir ki, birilerini zengin etmesin.
    “Çarpık kapitalizm” kelimelerini mutlaka duymuşunuzdur. Türkiyede kapitalizmin çarpık olduğu söylenir. Bunu, özellikle sol kesim çok kez söylemesine rağmen, üstdüzey, ekonomi bilgisi de olan az sayıda kişi haricinde bunun gerçekte ne olduğu bilinmez. ne anlama geldiği bilinmez.
    Çarpık kapitalizmin ne olduğunu anlamak için öncelikle kapitalizmin ne olduğunu anlamaya ihtiyaç vardır. Kapitalizm, en temel olarak; pazar için üretimdir. kapitalist bir ürünü üretir, pazara götürür satar, para kazanır. Kapitalizmin temel mekanizması bu şekildedir.
    Bizde ise, cumhuriyetin ilk yıllarında yeterli sermaye birikimi de olmaması (aslında başka etkenler de var ama konuyu dağıtmamaya çalışıyorum), nedeniyle, ekonomi ile ilgili insanların duyduğu, Karma Ekonomik Model denilen model belirlendi. Hem devletin tercih ettiği, hem de zaten ülkenin o günkü var olan üretim ve bölüşüm ilişkilerinin bununla uygun olması nedeniyle bu model işleyiş anlamında, hiçkimse tarafından sorun olarak görülmedi. alan razı veren razıydı. Geri kalan da zaten dünden razıydı. Karma ekonomik model, yukarda kapitalizmi tarif ederken anlattığım mekanizmanın dışında, o mekanizmayı bozon bir modeldir. Devlet, değişik şekillerde kapitalizmin sistemini bozar. bazen arz-talep tarafından belirlenen fiyat dengesini bozar, bazı uygulamaları ile, üretimi pazar için olmaktan çıkarır, bazı uygulamaları kapitalistin ne yaparsa yapsın zarar etmemesini hatta fahiş kar etmesini sağlar vs. işte bu nedenle ülkemizdeki kapitalizm çarpıktır. bu nedenle ilk yapılması gereken şey, devleti bu mekanizmanın dışında tutmaktır. Kapitalizmi ayaklarının üzerine oturtmaktır. Kapitalizmin bu çarpıklığı devam ettikçe, buna uygun üst yapılar oluşacaktır. Bu üstyapılardan bir tanesi de siyasi partiler ve siyasettir. Çarpık kapitalizmin üst yapılarından biri olan siyasi partilerde lider sultası olacaktır. Lider ne derse o olacaktır. Mesela, herşey ankarada karar verilmek istenecektir. Yerel yönetimlerin insiyatifi kısılacaktır vs. Burda merkezde iyi adamların mı yoksa kötü adamların mı olduğunun bir önemi yoktur. Çarpık kapitalizmin, ülkeye verdiği diğer zararların herbiri ayrı bir yazı, ayrı bir tartışma konusudur. Ancak açık olan birşey var. çarpık kapitalizm ülkeye zarar veriyor. Bu altyapının oluşması için neleri düzeltmemiz gerekiyorsa, (mesela teşviklerin şekli) o talepleri gündeme getirmemiz, o talepleri yükseltmemiz gerekiyor.
    Yazımı okuyacaklara Allah sabır versin. Birçok şeyi atladığım halde epey uzun.
    Fehmi beyin yazısı ile daha fazla bağlantılı olan konuya gelecek olursak. Öncelikle, sol literatürde bahsedilen altyapı-üstyapı ilişkisi hakkında biraz bilgi vermem gerekiyor. Sol literatür, altyapıyı temel, belirleyici olarak kabul ederken, üstyapının belirleyici olmamakla birlikte, altyapıyı etkileme gücü olduğunu söyler. Saadet partisi, abdullah gül, akp ya da chp, iyi parti vb. yani siyasilerimiz ve siyasi partilerimize bakışımız bu nedenle önemlidir.
    Üstteki bölümde, kişilerin değil, sistemin önemli olduğunu söylediğimize göre, ne abdullah gülün, ne saadet partisinin, ne chpnin, ne iyi partinin, ne akpnin ne de herhangi başka bir kişi veya partinin türkiyeyi önemli biryere getiremeyeceğini, sadece biraz daha iyi hale getirebileceğini ya da sadece biraz daha kötü yapabileceğini biliyoruz ama peki bu parti ve kişilere yaklaşımımız ne olacak, nasıl olacak?
    Yine üstteki bölümde, devletin üretim-bölüşüm sistemine müdahil olduğunu ve bu sistemin üstyapısının da merkeziyetçilik, siyasi partilerde parti liderinin hükümdarlığı, yönetimde merkezi yönetimin hükümdarlığı vb. üstyapıyı oluşturduğunu böyle bir üstyapının çarpık kapitalizme uygun üstyapı olduğunu söylediğimize, üstyapının altyapıyı etkileme gücü olduğunu da bildiğimize göre, üstyapıyı değiştirmeye çalışmamız, lider sultasını kırmaya çalışmanın, bu üstyapıyı değiştirmek konusundaki temel yaklaşım olduğu açığa çıkıyor.
    Bunu yapmaya çalışmanın pekçok yolu var. mesela parti yönetimlerinde yer alıyorsak, adayların önseçimle belirlenmesi için çaba göstermek vb. gibi. Gazeteci olarak, adayların önseçimle belirlenmesini teşvik etmek, bu doğrultuda yazılar yazmak gibi. Seçmen olarak ise (ki burası çok önemli. çünkü herbir seçmenin asgari yapabileceği şeydir) önseçimle belirlenen ya da bağımsız aday olanlara oy kullanılması. Burda siyasi parti ayrımı yapmıyorum. akpli de olabilir, chpli de olabilir, mhpli de olabilir. önemli olan 1. koşul, önseçimle aday olması. daha sonra önseçimle aday olanlar arasından veya bağımsızlar arasından ayrıca görüşünüze göre seçim yapabilirsiniz. Ancak birinci öncelik önseçim veya bağımsız olması olmalı. Önseçimle belirlenen adaylara veya bağımsız adaylara oy verilmesi, partileri adaylarını önseçimle belirlemeye zorlayacaktır. İşte gerçekte, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünü tesis çabası burda başlayacaktır. Önseçimle aday olmuş ya da bağımsız aday olmuşlar arasından kendinize hangisini yakın buluyorsanız ona göre oy kullanabilirsiniz.
    Burda yazdıklarım önemli konular. Daha önce birilerinin gündeme getirmediği düşünceler. Ancak tartışılmayı, üzerinde düşünülmeyi hakettiğini düşünüyorum.

    • öncelikle yorumunuzu beğendim. emeğinize sağlık.
      bütün yorumlarınıza olmasa da bu yorumunuza büyük oranda katılıyorum.
      sistem mi öncelikli insan mı bilemiyorum. iyi sistem de olsa onu aktive eden yine insandır.
      o halde esas yatırım sistemden önce insana olmalıdır. farklı fikirler sistemi kilitleyedebilir, büyük bir kazanım da sağlayabilir. o halde daha da öncelikli konu fikirlerden ziyade niyetlerdir. esas iş farklı ajandaları olmayan vatan için millet için insanlık için çalışmak niyetindeki insanları doğru adreslere konumlandırabilmek. bu insanlar olmadığından değil ama kendilerine yer bulamadıklarından iş göremiyorlar. partiler güçlü olanlara yer açıyor güçlülerde daha fazla güç için kendi çıkarları ve küçük bir zümrenin çıkarları için çalışıyor. ön seçim olsa da karşımıza gelen seçenekler kırk katır mı kırk satır mı tadında oluyor…bu zümrelerin siyasi ve ekonomik çıkarları da çeliştiği için meclis bir savaş alanına dönüyor. önce vatanın çıkarları gibi ortak paydası olmayan
      farklı fikirler ideolojiler katma değer yaratmak yerine kaos yaratıyor. dolayısıyla daha farklı fikirlerin katılımı demek daha çok kaos demek oluyor.

      doğru insanlar siyasetle ilgilenmiyor ya da siyaset bunları kabul etmiyor.

      hasılı kelam üzerinde uzun uzun tartışacağımız iç ve dış pek çok parametre olmakla beraber asıl söylemek istediğim öncelikli meselemizin insani değerlere sahip ve ortak paydalarda buluşabilen kimselere olan ihtiyacımız. bunları önseçim listelerinde bulabileceğimizden emin değilim. nerde bulacağımızı da tartışmamız lazım.
      elbette sözlerim meclisteki herkes için geçerli değil çok değerli isimler her partinin içinde var ama sayıları yeterli değil ki yanlışlar doğrulardan fazla oluyor…

      • yazınızı geç gördüm. öncelikle emek harcayıp okuma zahmetine girdiğiniz için teşekkür ederim. ben iyi adama karşı değilim. zaten iyi adamı koruyacak ve insanları iyiliğe teşvik edecek olanın da, kötü adamı koruyan ve insanları kötülüğe teşvik edenin de sistem olduğunu söylüyorum. bu nedenle eğer insanların iyi olmasını istiyorsak ve eğer iyi insanları zulümden korumak istiyorsak, adalet istiyorsak ona göre sistem kurmamız gerektiğini söylüyorum. İki kişinin ekmek paylaşımındaki sistem örneğimde, ekmeği kesen A kişisi, hangi parçayı alacağına B kişisinin karar verdiği durumda, A kişisi ekmeği eşit parçalara bölmek isteyecektir. çünkü B kişisinin daha büyüğünü almak isteyeceğini hesap edecektir. B kişisi ise, zaten A kişisinin kestiği ekmekten bir tanesini alacağı için, adaletsizlik yapma şansı olmayacaktır. böylece insanlar hem iyi ve adil olmaya teşvik edilecek hem de mekanizma iyiyi koruyacak adil olacaktır.

  2. Biz ırkçı değiliz
    Erbakan Konya’ya bağımsız adaylığını Akevler ile koydu. Parti kurduğumuz zaman Akevler ile ilgilenmedi. Akevler biliyordu ki Erbakan Akevlersiz partiyi geliştiremez. Akevler’i dışlamasına rağmen desteklemeye devam etti. Sonunda CHP ile koalisyonu Akevler’in desteklemesi ile yaptı. Yine de Akevler’i dışladı. Mamak’a gittiklerinde Akevler devreye girdi, savunma taktiğini verdi ve sonunda beraat etti. Akevler bu sefer Adil Düzen ile devreye girdi. Akevler’in görüşmeleri ile MHP ile ittifak yaptı. Yine dışladı. Sonunda AK Parti kuruldu. Partiye ihtiyaç vardı. Akevler AK Parti’yi destekledi. Erbakan’ı dışladı. Sonuna kadar yanında oldu, AK Parti’ye karşı olmadan.
    Bir gün Erbakan’a “Siz Akevler ile birinci birlikteliği yaptınız. Müslümanları siyasetin merkezine getirdiniz. Akevler ile ittifak yaptınız. Adil Düzen’i insanlığa sundunuz. Şimdi örnek vermemiz gerek. Özal’ı biz iktidar ettik, Erdoğan’ı biz iktidar ettik. Bırakın Numan’ı da iktidar edelim. Cari düzende onlar bizim yapamadıklarımızı yapıyorlar. Biz gençlerle Adil Düzen Partisi’ni kuralım.” dedik ve anlaştık. Kurmayalım diye kongreyi yenilediler.
    1960’lardan sonra Akevler ile Türk siyasetinin merkezinde olmuştur. Ecevit, Özal, Erdoğan Akevler’in desteği ile iktidar olmuşlardır.
    Akevler’de en önde Süleyman Karagülle görülür. Oysa Süleyman Karagülle’nin Akevler’e katkısı binde bir bile değildir. Tüm Türkiye’nin desteği ile o varlığını sürdürmektedir. Akevler’in sermayesi Kuran’dır. Müspet ilimdir. Müspet ilmin verilerine göre Kuran’ı anlamak isteyenlerin eseridir. Bugün peygamber olmadığı için birinin eseri değil, bir cemaatin bir oluşumun eseridir.
    Saadet Partisi eğer gerçekten ortaya çıkmak istiyorsa Akevler ile iş birliği yapmalıdır. Akevlerdekiler daha çok AK Parti’de bir şeyler olacağını sanıyorlar. Akevler’i yanına almayan hiçbir kuruluş Türkiye’de başarıya ulaşamaz. MHP-HDP zıtlığı ülkeyi böler. AK Parti şimdi MHP’nin yanında HDP’lileri hapse koymuştur. AK Parti’nin bu siyaseti ülkeyi bölmeye doğru adımlardır.
    Saadet Partisi’nin AK Parti’ye muhalefeti, Müslümanları teröristlerin yanına koymadır. Biz ırkçı olmayan bir milliyetçiyiz, Türk’üz. Türklüğümüzü yüceltmemiz için dinimiz İslam’dır. Tüm dünya ile barışta olmak istiyoruz. Kürtler ırken Türk değiller ama kültür ve tarih itibari ile Türk’türler. Bizi bir araya getiren tek ideal İslam’dır. Adalettir.
    Nasıl din ve ırka bakmaksızın bir ortaklık kuranlar onu yaşatmak, kazandırmak, büyütmek isterlerse biz de milletimizi ve devletimizi yaşatmak istiyoruz. MHP’nin, HDP’nin ırkçı davranışlarını destekleyen bir Saadet Parti’li olamaz.

  3. “Allah indinde din İslamdır” (Ali İmran Suresi 19. Ayet) bu itibarla dinler arası DİYALOG kafir projesidir. İsmet Özel
    Barış varsa eşitlik, eşitlik varsa barış yoktur. Savaşın galibinin tesis ettiği şeydir barış. 2. Dünya Savaşının galibi Amerika’nın tesis ettiği Pax Amerika’na gibi (Amerikan barışı-düzeni). İsmet Özel
    Size eşitlik teklif edenler sizin barışınıza göz dikenlerdir. Barış teklif edenler kendi düzenlerini önermektedir.
    Hz. İsa’yı veya Üzeyir’i Tanrının oğlu gören Hıristiyan ve Yahudi Kelami anlayışın sonucu olmadığınımı zannediyoruz “İNSAN HAKLARINI”.
    Sayın genel başkanın arkasında yeralan panonun hatırlattıkları.
    Herhalde Adalet dedikleri hiçbir zaman kimin hukuku olduğunu söylemedikleri “Hukun Üstünlüğü”, “İşbirliği” dedikleri de, şirketlerin ortaklığıdır.
    Lisan bir milletin lisanıdır ve şiir bu lisanın kelimeleriyle yazılır. Bu yüzden şair bir milletin şairidir. Yoksa hiçbirşeyidir. Siyasetçi farklı mı?
    Önce kendi kelime ve kavramlarımızla, kendi lisanımızla konuşmayı ve düşünmeyi öğrenelim. Muhatabımızın görünüşü bize benziyor olabilir ama yabancılık beyinsel bir durumdur.

  4. Siyasette şu anki boşluğu partisel değil belki Cumhurbaşkanı adayları üzerinden anlamlandırabiliriz. Çünkü fiili bir Cumhurbaşkanlık Sistemi yaşıyoruz.

    Evet, siyasette olan şu anki boşluk, bildiğimiz ve alışık olduğumuz üzere parlamenter sistemdeki parti yokluğundan değil, müstakbel başkanlık sistemde, alternatif Cumhurbaşkan-Başkan adayı yokluğundandır deyip bunun üzerinden kritik edebiliriz.

    SP’nin siyasette anahtar konuma gelmesi, Cumhurbaşkan adayı göstermesi halinde, öncelikle 1. turda AK Parti adayının seçilmesini zora sokacağı içindir.. bu ”zoru” SP’den başka mevcut partiler gösteremediğinden SP ilgi odağı olmaktadır. Bu yüzden öncelikle AK Parti onu da ittifak içerisine alma telaşında ve ona muhtaç duruyor..bu gerçekleşirse artık SP olgusu da bitmiş oluacaktır.

    Diğer taraftan CHP, HDP, İYİ Parti, tek tek veya ittifak (olması en zor olan) halinde Cumhurbaşkanı seçtiremeyeceklerini adı gibi bildiklerinden, AK Parti gibi onlarda SP’ye muhtaç durumdalar. Çünkü SP AK Partiden oy çalabilecek tek parti konumunda. Bu da o parti adaylarını ancak ikinci tura yaklaştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Çünkü mevcut isimler 2. turda da bir varlık gösteremeyeceklerdir.

    Erdoğan’ı seçimde en zora sokacak olan partilerin tek tek CB adayı göstermeleri ve 2. tura mecbur kalacağıdır ki, karşında kendi % 50, 51 veya 52′ sine karşılık devasa bir karşıt seçmen blokunun hala var olduğudur. AK Partiden oy çalacak ve bu bloku harekete geçirip kenetleyecek bir olgu, karşı bloktan önemli miktarda oy geçişlerini de beraberinde getireceğidir ki korkulan da budur.

    Burada da Erdoğan’ın karşısına, gerçekleşirse eğer ”ilkeler ittifakı” ile Cumhurbaşkanı adayı olarak hangi ismi koyabilirsiniz?
    Kemal Kılıçdaroğlu?
    İlker Başbuğ?
    Selahattin Demirtaş?
    Temel Karamollaoğlu?
    Meral Akşener?

    Boşluk burada var ve elde % 50’ye yakın bir blok..

    Olabilecek tek şey, -yeni sistemin ilk elden bize getireceği şeyin Başkan ve onun oluşturacağı bir hükumet olduğunun farkında olarak- seçmenin, partiler üstü bir davranış ortaya koymasını sağlamak olacaktır.

    Evet ”hukukun üstünlüğü, herkes için adalet ve şeffaflık” ilkelerini üzerinde taşımaya en layık bir Cumhurbaşkan adayı bir isim siyasetteki şu anki boşluğu dolduracaktır.

    Bu olmaz ise 2019 sonrası siyasette ortay çıkacak ”kara deliği” kapatmak işin en zor tarafı olacaktır.

    İsimleri alalım lüten.

  5. „Sıradan bir Amerikalı veya Alman/İngiliz/Hollandalı seçimler iyice yaklaştığında siyasi gelişmelere kulak vermeye başlar; biz ise neredeyse 24 saat başka konu konuşmayız.“
    Tespitinizi çok yerinde ve önemli buluyorum. Türkiye insanı devamlı seçim atmosferinde yaşıyor/yaşatılıyor. Türkiye’de insanlarda dikkati çeken sinir gerginliğinin önemli bir nedeni de bu durum olsa gerek. 46 yıldır yaşadığım ve 30 yıldır da seçimlere katılma hakkım olan Almanya’da insanların demokratik konularda ortak noktaları var, gelecek korkuları yok gibi ve günlük yaşamlarında rahatlar.

  6. türkiyede genel olarak bir parti ve lideri başarılı olacaksa ilk seçimde yüksek oy alıp iktidara geliyor.. 2-3 seçimde başarı elde edemeyen lider ya da parti bir daha kolay kolay iktidar olacak oyu alamıyor.. saadet partisi ya da temel bey bundan sonra yüksek oy alabileceğini sanmıyorum. iyi parti de bu seçimde başarılı olamazsa biter gider..

  7. Temel bey kavgacı değil barışçı birisi, Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener de onun gibiler
    Siyasi görüşleri ne olursa olsun bunlar şu anda “TÜRKİYE’NİN” en fazla ihtiyaci olan birleştirme ve kaynaştırmaya özen gösteren nezaketli siyasetciler.
    Kendilerinden olmayanlara karşı bunlar da kendilerini üstün görme, gururlanma, iftira atma ve hakaret etme gibi basitlikler de mevcüt değil, bu özeliklerinin yani sıra
    Görgü ve kültür seviyeleri de yüksek insanlar
    Bu özellikleri taşiyan insanlar makam uğruna memleketi ateşe atmazlar ve kendi menfaatlarını değil memleketin menfatlerina öncelik verirler. Bu da ülkemiz için umut verici bir gelişme.
    Saadet Partisini de aynen HAS parti gibi AKP ye katmak için uğraşiyorlar ama nafile, Mollaoğlu nun makam ve mevkide gözü yok.
    MSP ile siyasete başlamış ve halen de ayni çizgide duruyor öğle değişmek gibi bir derdi yok zaten gömleği de üstüne tam oturmuş. O gõmlek üstüne uygun olduğu için
    öğle benim baş örtülü bacılarım diye naralar atarak onlarin oyları ile zirveye çıkıp sonra da onları zindanlara tıkmakla yetinmeyip başörtülerini zorla açtıranlara da hesap soracak kadar cesur ve vijdanli birisi.
    Bu hali ile birilerinin uykusunu daha çok kaçırmaya devam edeceğe benziyor.Allah yolunu açık etsin.
    Yüceler yücesi Rabbimiz doğruların yardımcısı olsun.Amin.

  8. Saadet partisinin şimdilik toplumda karşılığı yok. İsteyen istediği kadar parlatsın. Elbette bu bir istek değil. Muhafazakar ve milliyetçi olduğu sürece parti adı benim için önem atfetmez. İyi ilişkiler kurmayı dialoğu saygılı olmayı desteklemekle beraber HDP ya da CHP ile kolkola girmeyi ideolojik açıdan desteklemem olmayacak duaya amin demem. Ama hukuk devleti kuvvetler ayrılığı şeffaflık der güçlü aday gösterir doğru noktalara temas ederse daha iyi yöneteceğine ikna edebilir o zaman bir karşılığı olur akp yi yıllardır tek başına iktidar yapan seçmen saadeti neden yapmasın. ama bu iddia saadette var mı??? Mesela chp de yok. Dolayısıyla başka nedenlerde olmakla beraber bu nedenden dolayı da asla iktidar olamaz. Asli kibrinden dolayı iktidar ortağı da olamaz çünkü geçinemez. O halde bir partinin önce iddiası sonra kendine güveni sonra bunlar için iyi kadroları olacak.
    Yıllardır çeşitli isimler altında siyaset hayatımızda olan saadet bunlara hazır mı. Değil gibi.. İktidar olma iradesi milletten oy toplayabilir.
    İttifaklar kaçınılmaz ise de bu minvalde olmalı. Yoksa körler sağırlar birbirini ağırlar. ..

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here