Bir kitap.. Günümüzde aklın geri plana itildiğini, hislerin hakim geldiğini anlatıyor.. Yazarı yabancı, ama konu yerli…

69

Bir kitabın ‘okunmaya değer’ olduğunu nereden anlarsınız?

Yazarının adını daha önce işitmediğiniz, herhangi bir görüşüyle karşılaşmadığınız, ancak adına bakarak ilgi duyduğunuz bir kitap, daha ilk bölümüyle dikkatinizi üzerine çekmelidir.

Londra Üniversitesi’nde sosyoloji ve politik ekonomi dersleri verdiğini öğrendiğim William Davies‘in geçen yılın sonlarında çıkan ‘Nervous States’ kitabının giriş bölümü, bende, “Bu kitap okunmalı” kanaatini oluşturmaya yetti.

‘Modern zamanlar’ deniliyordu hayat serüvenimin büyük bölümünü oluşturan dönemler için; bir ara ‘post-modern’ sıfatını hak eden gelişmeler yaşandığı da oldu. Ancak günümüzü tam anlamıyla tavsif eden bir sıfat henüz bulunamadı.

Bulunduysa da ben bilmiyorum.

Davies işte o sıfatı arıyor. Adı ‘Sinirli durumlar’ diye çevrilebilecek kitabı ile günümüzü anlamlandırmaya çalışıyor.

Gerçeğin ve mantığın yerini günümüzde hisler aldı ve hislerle hareket etmek, akla ilk geldiği üzere, ‘olumlu’ bir şey olmak zorunda değil. Tersine, günümüzde, etrafta olup bitenler hep hisler etkisiyle oluyor ve iyi de olmuyor…

Tez kaba hatlarıyla bu.

Kitabın girişinde bir olay anlatılıyor.

2017 yılının Kasım ayının son Cuma günü… Londra’nın en merkezi yeri olan Oxford Circus meydanı birdenbire hareketleniyor. Her taraf polisle doluyor. Metro istasyonundan yolcular panik içerisinde tahliye ediliyor. Silah sesleri geldiği söyleniyor. Canlı yayınlarda en ağır üniformalarını giymiş silahlı özel güçlerin olay mahalline sevk edildiği görülüyor… Telaş içerisinde sağa-sola koşan insan görüntüleriyle birlikte…

Acaba iki yıl önce Paris’te olduğu gibi birden fazla saldırı mı söz konusu… Köşedeki Selfridges mağazasına polisler topluca giriyor ve müşterileri dışarıya çıkartıyorlar. O sırada mağazada bulunan 8 milyon takipçili bir pop star, “Silah sesleri işitiliyor” diye Twit de atıyor…

Beyaz ırkın üstünlüğüne inanan yerli bir hareketin lideri de “Londramız anlaşılan yeni bir cihad saldırısına muhatap” yazıyor Twit mesajına. Bir gazetenin internet sitesi 10 gün kadar önce birinin Oxford Caddesi üzerinde bir kamyonetin kaldırımın üzerinde durduğuna dair Twitter mesajını öne çıkarıyor. “Silah sesleri duyuldu” ve “Bir kamyon yayaların üzerine doğru hareketlendi” türü mesajlar da birbirini takip ediyor.

Sadece o gün Oxford Caddesi ve Metro istasyonunda bulunanlar veya Selfridge mağazasında alış-veriş yapanlar değil, sosyal medya takipçileri ile canlı yayın yapan televizyonları izleyen bütün ülke halkı da, başkentin en merkezi yerinde büyük bir terör eylemi gerçekleştiği telaşına kapılıyor…

Londra’da 7 Temmuz 2005 tarihinde yaşanana benzer bir büyük saldırı…

Adres de belli: Cihadçı bir grup… Muhtemelen El-Kaide

Peki gerçek ne?

Hareketlenme üzerinden bir saat geçtikten sonra, Emniyet teşkilatı, “Şu ana kadar mahalde silah kullanıldığına dair bir emare, bundan dolayı bir yaralanma olayı tespit edilemedi, herhangi bir şüpheli de bulunamadı” diye bir açıklama yapıyor.

Olay yok, olayda yaralanma filan da yok, ama yaratılan panik sırasında dokuz kişi hastanelik olmuş durumda.

Galiba Metro istasyonunda birbiriyle çarpışan iki yolcu ağız dalaşına girmiş, hepsi o kadar… Silah sesi veya patlama denilebilecek bir şey olmamış. Ancak, iki kişinin ağız dalaşı, o sırada platformda bulunan yolcuların ani hareketlenmesine yol açmış, oradan da bütün ülkeyi teyakkuza geçiren gelişme yaşanmış…

Kitabın girişinde bu olayı okuyunca aklıma son günlerde sıkça meydana gelen kendi ülkemizdeki kavgalar geldi. Büyük kentlerimizde insanlar birbirlerine giriyor ve hayatlar da kaybediliyor. Gazete haberlerine bakıyorum, olayın nasıl ve neden çıktığı çoğunda meçhul…

Muhtemelen basit bir kıvılcım olayın dallanıp budaklanması için yeterli oluyor.

İnsanlar yaşadıkları olaylara akıllarını kullanarak tepki vermiyorlar; tersine, Londra’da yaşanan türden temelsiz ve anlamsız olaylarda akıl ve mantık bir tarafa bırakılıyor, hisler devreye giriyor.

Davies, oradan alıp konuyu siyasete getiriyor. Hislerimizle oynanarak yönetildiğimiz gerçeğiyle okurlarını yüzleştiriyor: Tedhiş olayları şekil değiştirdi. Devletlere devlet olmayan gruplar saldırıyor. Devletler arası çatışmalarda artık farklı silahlar (siber-saldırılar) kullanılıyor. Bireyler ve yönetimler hep teyakkuz içerisinde bulunmak durumundalar; gerçeklerden çok hisler devrede.

Konunun bize bakan yüzü var.

Türkiye’de insanlar birkaç hafta sonra sandık başına gidip yerel yöneticilerini seçecekler. Acaba akıl ve mantıkla mı kanaatlar belirlenecek ve oylar öyle kullanılacak, yoksa kampanyalar sırasında tarafların kullandıkları hislere yönelik taktikler mi kararlarda ağır basacak?

Israrla işlenen ‘beka sorunu’ konusuna bu gözle de bakabiliriz.

Yaşadığımız döneme farklı bir ad konulması zamanı geldi, geçiyor bile…

ΩΩΩΩ

69 YORUMLAR

  1. Muhterem H. Gayret Bey,

    Pek bir mütevazi, pek bir makul dille ifadeye döktüğünüz özür ricanızdan şimdi haberdar oldum, bu geç kalmış mukabele için bağışlayın beni -malum, saat farkı durumları.

    Şimdi efendim, dünyada milyarlarca doların deli dana gibi ortalıkta dönenip gidecek yer aradığı yıllarda, “Hep bana hep bize olmaz, elin Japonu da nimetlensin” diyerekten diktiğiniz BirKoyBeşAl Köprüsü’nün başına geldiğinde, resmi adı “BastırParayıGeç” Tarifesi olmakla birlikte halk arasında Zulüm Tarifesi olarak anılan geçiş ücretini duyduğunda zınk diye duran ve milim kımıldamayan inatçı eşek değiliz yani. Ne inat, ne de naz ederiz. Binaenaleyh, eğer saygıda kusur etmiş, saray misafirhanesinde halkımızın “Oha! Bizim Rize turist çayı neylerine yetmiyormuş!” tepkisiyle karşıladığı gramı bilmem kaç dolar çayınızı yudumlarken derin mi derin konulara değinerekten ağzınızın tatını bozup tatlı canınızı bilmeden sıkmışsak, ve eğer “İnanmam! Önce söyle üç beş takla at da görüp inanayım” falan demeyecekseniz, özür de dileriz, af da dileriz. Aramızda böyle şeylerin lafı bile olmaz.

    Ender zamanlarda zat-ı alinizde vuku bulan yumuşaklığınızdan güç ve cesaret alarak, ben de bir iki istirhamımı sizinle paylaşmak isterim -elbette ki af buyuraraktan.

    Şimdi efendicağızım, artık devlet büyüğümüz Başbuğ Devlet Bahçeli’yi zihin ve duygu dünyasında bir türlü bir yerlere oturtamamış Reis’imizden mi ilham devşiriyorsunuz bilinmez, bana bir gün Bernar arkadaş, bir başka gün Kopil, bir başka gün Tosuncuk, bir başka gün Bernar Bey, daha başka bir gün de Mösyö Bernar diyerek hitap ediyorsunuz. Samimiyetime inanın, benim açımdan bir mesele değil bu. Ama, kabul buyurunuz, tekmiliniz birden günde üç öğün “İsitkrar! İstikrar!” diye çığrışıp isitkrar korkutmacası üzerinden de üç beş oy araklamaya giriştiğiniz şu günlerde, bu türden gayrı-istikrari durumlar peydahladığınızda hemi halkın zihni karışıyor, hemi de bazıları “Ne lan bu! Altı Avrasya Üstü NATO” türü şikayetlerde bulunmaya başlıyorlar. Bu konuda bir istikrar istirham etsem çok şey mi istemiş olurum? Bakın ben size hep H. Gayret Bey diye sesleniyorum. Bir gün olsun size KankaAbdullah ailesinin damadı Kalpaklı Topal Bey’in uzaktan hısmı sayın Derinceli H. Gayret Bey diye seslendim mi? Seslenmedim. O halde Mösyö müyüz, Tosuncuk muyuz, yoksa Kopil miyiz, bir bilelim artık -değil mi efendim?

    Yine affınıza sığınaraktan bir istirhamım daha olcak, H. Gayret Bey. Rivayet odur ki (doğru ise aman Reis duymasın derim, uzaklık yakınlık derecesine göre sitem de edebilir, yumurta niyetine haşlayadabilir) siz de çift dikiş gidiyormuşsunuz efendim. Bir yandan her nasılsa bir hayli dolgun emeklilik maaşınızın altından girip üstünden çıkıyor, kendinize mesken edindiğiniz Paris’te “10 Soruda 9 Işık” kitabınızın arasına gizlediğiniz Ahmet Altan romanı okuyup geceleri Paris sokaklarını tavaf ediyor, diğer yandan Avrasya Restoran’da baş ahçı Derinceli Doğu Usta’nın yamağı olarak çalışıyormuşsunuz. Hem “Doğrudur yanlıştır bilemeyiz” diyelim, hem de “Ateş olmayan yerden rivayet çıkmaz” diyerekten bir istirhamda bulunalım.

    Derinceli Doğu Usta’nın ketumluğuyla, poker masasında el belli etmez usta kumarbazlara taş çıkartan renk vermezliğiyle meşhur olduğunu ben de bilirim elbette. Amma, en nihayet onun ahçı yamağısınız, kulağınız da derindir (deliktir demek istedim, klavyeden yanlış çıktı vallahi!) Usta’nın şimdilerde mutfağa kapanmış ne pişirdiğini merak ediyoruz, Efendim. Kimileri, “Çok yaşlandı, hatta bunadı, bildik yemekleri üzerine üç beş sos damlattıktan sonra servise çıkarıyor” diyor, kimileri ise bunun tam tersini söyleyip “Ohooo! Ulen kaçın kurrasıdır o bilmez misiniz, şapkadan tavşan yerine tanzim çadırından ithal mercimek nohut bile çıkarır o!” falan diyor. Hani, diyorum, bize bir güzellik yapsanız, 4’lü ganyan at yarışı kuponu için tiyö verirmiş gibi çaktırmadan üç beş şey söyleseniz diyorum. Mümkün mü? Mesela, efendiciğime söyliyeyim, diyelim Reis söylediğini geri almadı, çemkirdiği EYT’lilere seçime ramak kala bir kıyak çekmedi ve Ankara derken İstanbul da elden kaydı gitti. . . Ne pişirecek Derinceli Doğu Usta 1 nisan günü için? Kimileri, “Alır 750 gram CHP, yapıştırır MHP’yi buna, bi de üstüne İyi Parti sosu çakar servise çıkarır” diyor. Doğru olabilir mi bu?

    Çok meraklı görünmekten, başınızı ağrıtmaktan inanın ben de hicap duyuyorum H. Gayret Bey. Ama, gelin görün ki, bu Tayland köylerinde daha ne kadar Robinson Cruze hayatı süreceğim biraz da Usta’nın pişireceği yemeğe bağlı görünüyor. Alıp MHP’nin ipini CHP’ye bağlar, “Ay valla bilmem ki ne yapsam? ” gelinin de gönlünü alırsa, belli ki bu yad ellerde göçeceğiz bu dünyadan.

    Neyse diyelim; kim bilir, belki de halkımız Fİ tarihlerinde cebimize üç-beş kuruş koymak şöyle dursun, devrim mevrim yapıp insanlarımızı tüp kuyruklarından kurtaracağız ham hayaliyle elde avuçta ne varsa dergi çıkarıp kitap basmaya gömmüşlüğümüzün, mapushane damlarında itilip kakılmışlığımızın hatırına bir güzellik yapar. Hem kendi hayırına, hem de naçizane benim gibi bedbahların, Mümtazer Türköne gibi mert Anadolu çocuklarının hatırına yeni partiyi kurar ve oyunu bozar diyelim.

    Artık “Mösyö”de mi, “Kopil” ya da NATO Beslemeli Tosuncuk”ta mı karar kılarsınız, bilemem. Ama, hani yani buna bir standart, bir istikrar getirsek artık diyorum. Mümkün değilse de, “Valla ben esintili adamım, anket sonuçlarına göre bir öyle bir böyle derim. Ama, bilmiş ol, sen şu derin konulara el attıkça, zinde güçler sahada falan dedikçe tepem atıyor, Tosuncuk’tan Mösyö’den kurtulamazsın” diyorsanız da canınız sağ olsun.

    Derin hürmetlerimle, muhterem Derinceli H. Gayret Bey.

    • Mösyö bernar, o taklacı bakan saadetten ordu adayı olmuş..! Yalnız bana mümtaz deme; o gitsin asistanlarıyla ilgilensin:) vatan cephesinde ayrılık gayrılık olmaz: imf ye ve fetöye/teröre karşı olan herkes dayanışmalıdır. Kimin ne ajandası vardır bilemem ama hamama giren terler… Saygı ve selamlarımla

      • Saadet’te ağızlar torba sanılıp büzülmez, H. Gayret Bey. Dileyen dilediğini düşünür söyler. Hiç mi hiç hoşuma gitmedi o belediye adayı, yalan yok.

  2. ‘Günümüzü tam anlamıyla tavsif eden bir sıfat’ aslında var: Age of bewilderment; keşmekeş, kargaşa, şaşkınlık ve belirsizlik dönemi.Modernitenin tüm hakim paradigmalarının; demokrasi, insan hakları, sosyal adalet, eşitlik, kardeşlik, laiklik gibi temel kavramlarının anlamını yitirdiği, insanın varlığını anlamlandıracak yeni paradigmaların oluşma sürecinde bilgi teknolojileri, yapay zeka ve bio-teknolojinin başat etkilerinin yaşandığı, muazzam bir bilgi kirliliğinin bombardımanı altında, eğitim sisteminin hangi bilginin doğru olduğundan ziyade hangi bilginin doğru olmadığının idrak yeteneğini kazandırmasının elzem olduğu, hakikate erişebilmek için çok net zihni berraklık ve odaklanma gerektiren bir dönem

  3. Bazen düşünüyorum da mösyö bernar; acaba benden de mi bi özür dileseydiniz yoksa diyorum? Yahu hem kollektif bir salaklaşmadan yakınıyorsun hem de bu türden elemanlara çanak tutmaktan da bi türlü vazgeçemiyorsun! Yahu daha sabah ikaz ettim, akşama kalmadı bi başkası damladı; hem de isim vererek, bu platforma sırf senin yorumlarını okuyabilmek için geldiğini belirtti. Bi de doktoralı bilmem komputronik yani:) ya arkadaş; bu elemanlara yüz verme, hadi verdin gaz verme! Ayteacher the sılay the anlıyorum da her önüne geleni topluyorsun başımıza; sonra biz uğraşıyoruz birader; onun bunun ağzını yüzünü düzleyene kadar anamız ağlıyor..! İşte son olayı görüyorsun; nutuk değil tipik sızıntı okurunu önce şımartıyorsun sonra sana da bulaşıyor:) etme bulma dünyası! Ya bu çeri çöpü başımıza yığmaktan vazgeç ya da allahından bul emi…

  4. ABD ajanları kılıktan kılığa giriyor
    Papaz’ınız ne iş yapıyor ABD de önce bunun hesabını verin
    Hepsi haktan adaletten gırla gidiyor
    Adalet yoksa hepsi dışıradı pişkin pişkin geziyor

  5. Fehmi bey! Biz çalişmak,üretmek, teknoloji, ilim, bilim, ahlak, insanlik ve vb,vb, gibileri konusunda her ne kadar çağın çok çok gerisinde kalmış olmamiza ragmen! O saydiklarımın tam aksi yönünde, müthiş bir patlama yaşiyoruz, hemde ne patlama bu konuda dünyada bizim elimize su dökecek bir ülke bulamayiz….
    Bu nedenlerden dolayı! En başarılı olduğumuz işlerin başında….Böl parçala yönet! Sistemi Gelmektedir….
    O çağın gerisinde biraktiklarimizin tam tersini yaşayanlar, her ne kadar bizim T Cumhuriyeti vatandaşlarının genelini teskil etmese dahi, en azindan %50 +lik bir bölümünde bâris bir şekilde artarak devam etmektedir…..

    Ben önceden yeni sistemin ismine Tayyib Cumhuriyeti olarak kabullenmiştim, fakat Fehmi beyin yeni bir ad arayışı benim bu isimin yetersiz olduğunu hatirlamama neden oldu.
    Bende bu döneme vereceğimiz F Koru sitesinin okurlari arasinda açmiş olduğu ad yarişmasinda “nacizane” AD TEKLIFIM Şudur! Gazi Reis Tayyib İmparatorluğu veya sadace Tayyib İmparatorluğu de ola bilir (GRTİ) (Tİ) sizce bunlarin hangisi daha ŞATAVATLI DURUYOR?
    Değerli yorumcular bu konuda sakın bana kızmayın.
    Şu an Reisci hanimlar ve EFENDİ HAZIRETLERIMI, yoksa HACI BABA mi diye hıtap (ederseniz edin) onlarla birlikte GAZILIK VE SULTANLIK ünvani verilmesi için çalişmalar başlamış, zaten yakindada (bu hanimlara göre) kayiplardan kendisine Şehlikte verilecekmişşş.
    Sağ olsunlar, benim Partidaşlarım, Hayatim boyunca, bu tip H babalara ve E Haziretlerine biyat etmek şöyle dursun hic ragbet etmemekle birlikte hep eleştirip uzak durduğum için. Beni ikna etme vidiyolarini (onlara göre) hemde ELIN GAVURLARININ ICADI OLAN TEKNOLOJI SAYESINDE BEDAVA OLARAK ANINDA GÖNDERIYORLAR.
    HEMDE, REISIN BIZE ALLAHIN BIR LÜTFÜ OLDUGUNA DAIR MUCİZELER VE (HURAFE) DELILLER DE GÖSTEREREK.

    Biliyoesunuz hanimlar bir işe el atti iseler onu başarirlar, yeterki Şehleri izin versin.
    AKP yi bu günlere getirende de Şu an bebekleri ile birlikte Silivri Sarayinda ağırlanan baş örtülü bacilari ve baş örtülu bacilarinin başinda gelen HUDA KAYA yide her ne kadar oğlunu mükafatlandirsa bile kendisinide o Sarayda ağirlayabilmek için müthiş bir mucadele verenleri de başimiza Reis yaptiklari gibi onu Sultan da yapacak olanda gebe hanimlardir.
    Onu için hanimlar ne isterseler onu elde ederler…. Sakın hanımları hafife almayın derim Çünkü, onlar Efendi haziretlerinin emirlerinden çıkmazlar.

    Eger bana inanmayanlariniz varsa! istiyen kendisini Şeh ilan etsin ve her meslekten hanimlara bene şehlik verildi desin aninda hanimlara onu yüceltirler.

  6. Evet Gerçektende Algılar olguları unutturuyor , Algı Yönetiminde REİS uzman.Ya Chp liler ,zavallılar seçime üç hafta kalmış, hala kendilerinin suçsuz olduklarını anlatmaya çabalıyor.Bre mübarekler hiç bir şey bilmiyorsanız Kemal Sunal Filmleride mi izlemiyorsunuz . Şaban bir kıza gönlünü kaptırır kırk takla atar ama kız Şabana yüz vermez bu kez Şaban parayla iki tane serseri ayarlar , onlar numaradan kızın yolunu keser Şaban heyyt len Kösnükler bırakın kızı der bi yumruk birine bi yumruk diğerine ,ırz düşmanlarını yere serer ve kızın gönlüne girer kıssadan hisse ;bize ne onuda Cehape liler düşünsün.

  7. Genç kelimesi farsçada “maden” anlamına gelir. Büyüklerimiz eskiden ülkücüler için; keşfedilmemiş komünist rezervleridir derlerdi:) siyaseten gençlerin sırtından geçinmek 20’nci y.yıla özgü bir keşif midir bilmiyorum ama bu maden tabiatıyla sömürülmeye gayet müsaittir. Her türlü insan kaynağının başında bu “maden” geldiği gibi siyaset alanında da epey kullanışlıca bir cevherdir gençlik! Nihayet kimi zaman stadyumlarda askeri kollar halinde yürütülürler, kimi zaman tarikat evlerinde kurban derisi toplama elemanı olarak görülürler. Kimi zaman bir aydının ensesine sıkarken çıkarlar karşımıza, kimi zaman bir hakimin/savcının… Yine eski bi söz vardır: “avrupada insanların köpekleri, afrikada generalleri, sovyetlerbirliğinde de çocukları kıymetlidir!” önce türk sporunda son yıllarda gençlerimizin bireysel veya takım halinde aldığı madalyaların sayısını, genç araştırmacılarımızın buluşları ve alınan patentlerini, bilim adamı ve yazarlarımızın aldığı nobel vb ödüllerin, başarıların sayısını öğrenelim; onda sonra gençlere dil uzatalım..! Dünyanın belli başlı dev firmalarında binlerce türk genci emsallerinden çok daha üstün bir performansala çalışıyor bugün…

    • Kuzey Kore’nin, 3 takımın yarıştığı müsabakada kazandığı “ŞANLI ÜÇÜNCÜLÜĞÜ” gibi olmuş muhterem. Fefhem cidden.

  8. Bu siteye arasıra sadece Bernar adlı yorum yazarının yazılarını okumak için geliyorum. Yıllarca Ak partiye oy verdim, sendikasına varıncaya kadar üye oldum, yaptıkları yanlışları görmek için bazı şeyleri yaşamam gerekiyormuş. Onca eğitim alıp, iki satır siyaset okuyup yorumlamadığım için yaşayarak öğrenmem gerekiyormuş. Ülkemizde insanlar adaletsizlik ya da hukuksuzluk denen merhumu yaşayınca öğrenecek. Başka türlü hayatta anlatmak mümkün değil. Bir doktora mezunu insan lisans sonrası 9 yılda yetişiyor. 2 tez, en az 1 sci makale, ama gelde anlat. Anlatmaya anlatılırda dediğim gibi kendisi yaşayınca …

    • Bilgisayar doktoru arkadaş, gerçekten de mösyö bernarın yorumlarını ne kadar okusanız azdır; içerik olarak çok sığ bulunsa da yazım kurallarına uygunluk ve hız bakımından gayet başarılıdır; hem imlanız da biraz gelişmiş olur böylece; malum doktora seviyesinde bi yorumcu için durumunuz pek de iç açıcı görünmüyor doğrusu:) uzakdoğu hindistan taraflarında 500dolara “…sci makale…” yayını yapan dergi kurmuş bizimkiler; öyle bir iki tane daha yayınlatsanız, belki doçentlik zihninizi de açar biraz..:)

  9. Amerikalı zenci bi çocuk evlerinin bahçesinde çim biçerken, yapılan aptalca bir ihbar üzerine; gelen polis ekibi tarafından taranarak öldürülmüş..! Şimdi bu vahşetin utancını neden bir abd li değil de türkiyeli bir insan yaşamalıdır ben bilemiyorum? Meksika sınırından gelen göçmen çocuklar vahşi hayvanlar gibi kafeslerde tutuluyormuş! Bunun utancını neden onlar değil de bizler yaşayalım? Abd li gasteciler yalan haber yapıyormuş, arabistalılar gasteci doğruyormuş, ingiliz holiganları metroda kavga çıkarmış; iyi de neden utanmak zorunda olan biz oluyoruz ki? Honkongda sokakta kavga gürültü eden iki insan görürseniz bilin ki ya ingiliz ya da amerkalıdır; bu durumdan dolayı çinliler niye utansın ki? Çok şükür insanların derisinin rengine bakarak onlara düşmanlık etmeyen ve yabancı gördüğü herkesi baştacı eden bir milletimiz ve kültürümüz var; bizde misafire kolonya, su ve çay verilir! Aç mı tok mu sorulmaz önüne yemek konur; yabancı işçiler gelip bizim işimizi/aşımızı elimizden aldılar diye bir düşünce asla aklımızdan geçmez! İyi de ordan burdan buluşturulup önümüze konulan bu türden olayların ceremesini çekmek niye bize düşüyor ki? Bu nasıl bir hastalık çeşididir bilemiyorum ama bi tür aşağılık/aydın kompleksi belki…

  10. Zamanın adını Ahmet Melik bey doğru tespit etmiş. Din alimleri de konuşmalarında sık sık vurguluyorlar “zaman fitne zamanı” diye, hakikaten de ‘fitne’ sözcüğünden başka hiçbir kelime içinde bulunduğumuz zamanı tanımlamaya yeterli gelmez. E nasıl korunacağız fitnelerden? Hiç uzağa gitmeye gerek yok Mehmet Gündoğdu hocamız’ın yazdığı reçete gibi yazılarını hayatımıza geçirsek kafi gelir zannımca.

  11. Uygarlıklar
    İnsan beyni kainat kadar değerli bir varlıktır. Kainatı kavrayan, onu değerlendiren yalnız insan beynidir. Kâinatın yaratılış saniyeleri biliniyor. Kâinatın sonu hesaplanıyor. Bu beynin başarısı birlikte çalışması şeklinde olmuştur.
    İnsan beyninin bir özelliği vardır. Boş duramaz. Bir şeyle meşgul olmak ister. Kumar, eğlence, spor, roman hepsi insan beyninin meşgul edilmesi için oluşmuştur. Peygamberler insan beynini uygarlaşmaya yöneltmişlerdir. Büyük uygarlıklar böyle doğmuştur. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Kur’an hep böyle insanları ileriye götürmüştür. Mısır, Yunan, Roma, Avrupa uygarlıkları ise halkı uygarlaşma üzere yoğunlaştırmışlardır.
    Bugün insanların beyinleri yeni uygarlığa yönelmiş değildir. Uygarlığın çökmesi gerekiyor.
    İnsanların beynini Kur’an uyandıracaktır. Kur’an üzerinde çalışanlar birleşir Bin Dil Üniversitesi’ni kurar ve Kur’an üzerinde düşünmeye yönelmesi sağlanınca beyinlerin boşa harcanması önlenmiş olur.

  12. YENİ DÜNYA DÜZENİ VE BU DÜZENİ DÜZENLEYEN YENİ ARAÇLAR.
    Günümüzde toplumları yönlendirme imkanları çok gelişti.
    Haber kaynakları amazonlar dahil en uzak köşelere ulaşıyor.
    Dünyada bu sebeple farklı niyetlerle halk harekete geçirilebiliyor.
    Sanal alemde kontrol kimde veya kimlerde tam bilmiyoruz.
    Medya,kitaplar,sinema,tv dizileri,haber kaynakları,eğitim kurumları,dini veya kanaat önderleri,siyasetçiler,politikacılar v.b. bütün bu araçlar toplumlarda kalıtsal seleksıyonlara hatta mutasyonlara neden olmaktadır.
    Devletlerin kontrolündeki gizli örgütler (devletlerin bilgisi ve denetimi dışında pek gizli örgütlerin varlığına inanmıyorum,en azından devletlerin içindeki birimlerin bilgisi dışında)
    Gelecekte halklar bu müthiş iletişim araçları ile değerleri sürekli istenildiği gibi yönlendiriliyor.
    Toplumlar her türlü eyleme ve tepkiye neden olacak kıvama getiriliyor.
    Duygusal tepkiler korkulardan besleniyor.
    Toplumlar büyük yıkımlar gördükten sonra,devletler veya tek dünya devleti ile federal devletlerden oluştuktan sonra yeni bir yaşam tarzına girilecek.
    O zamanda nasıl bir yöntem uygulanacak bilmiyoruz .
    Bildiğimiz akıllı insanlar ve tabii ki egemenler her zaman halkları günün ruhuna uygun araçlarla yönlendirmeye ve yönetmeye devam edecekler.
    Belki egemen olamayız ama herkes akıllı olabilir.
    Bize yaptırılmaya çalışılan her işi aklımızla çok geniş analiz etmeden adım atmadığımız da akıllı insanlar grubuna dahil olabiliriz.

  13. Hayata “Herkes ne yaparsa yapsın ,yeter ki haksızlık yapmasın” ölçüsüyle bakanlar “kimseye haksızlık yapmayayım ” endişesiyle olaylara teenni ile yaklaşmayı tercih ediyorlar.Her olayın iç yüzüne vakıf olduğunu sanan baştan kesin hükümcülerse “Teenni de neymiş,herşey terenenniyle daha güzel yürüyor”mantığıyla herkese terenenni bakış açısını dayatmaya çalışıyorlar.Onlara göre önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakıp yol boşsa geçmek te ne demek?Paldır küldür yola dalsanız da olur;vakitten kazanırsınız…
    Oysa eskilerin teenni-i hikmet dedikleri bir yaşam kanunu var.Duygusal kabuller,önyargılar,peşin hükümler çoğu zaman insanı yanlışa götürür,haksızlığa sebebiyet verir.Hak niyetiyle, taraftar psikolojisinden çıkıp ,hissilikten uzaklaşarak teenni ile düşünmekse insanı en azından haksızlık yapmaktan uzak tutar,niyetini temiz kılar.Bu da hem kişi için,hem de toplum için çok önemli bir şeydir…Dünyanın dönüşüyle beraber biz de geçip gidiyoruz işte. Güzel düşünmek ,güzel şeyler yapmak lazım.

  14. Estonya’ya gidin (ya da Bolivya veya Singapur’a -insanların olağan düşünce ve yargılama yetilerini makul ölçülerde kullanıkları herhangi bir ülke). Elinize mikrofonu alın, sokaktan geçen üç kişiye şu soruyu yöneltin:

    “Bir ülke var -adı hiç önemli değil. O ülke, 195 dünya ülkesi arasında yıllık enflasyonun en yüksek seyrettiği 10. ülke. Petrolü yok -dahası altın gümüş zengini falan da değil. Danasından mercimeğine tarımsal üretim ve hayvancılık dendiğinde aklınıza ne ürün gelirse alayını ithal ediyor. Ülkede gelişmişliğin kriteri de köprü ve duble yollar. Halk buna göre karar veriyor ülkenin kalkınıp kalkınmadığına. Zenginliğinin hayli önemli miktarını kendisine yatırdığı üniversite mezunlarının dörtte biri işsiz -ya da pazarda limon lahana satıyor. Dış borç açığında rekor üzerine rekor kırıyor -buna sebep olarak da kendisine sıcak para vermiş düşman ülkeleri gösteriyor. Ve bu ülkede yaşayan insanların yarıya yakını, diğer yarısına karşı, çadır olarak kurulan tanzim satışların varlık mı yoksa yokluk kuyruğu mu olduğunu tartışıyor. Devlet Başkanı, partisinin ittifak halinde olduğu biri dışında, parlamentoda temsil edilen partilerin alayının terör destekçisi olduğunu söylüyor -ve yerel seçimlere birkaç hafta kala ülkenin ana tartışma konusu bu. İşin tuhafı, iktidarından muhalefetine tüm partilerin alayı anti-emperyalizm, bağımsızlık gibi konularda birbiriyle yarışıyor. Şimdi soru geliyor: Sizce bu ülke dünya gelişmişlik endeksinde 195 ülke arasında kaçıncı sıradadır?”

    Korkarım, o üç kişiden birisi “Benimle kafa bulmayın! Böyle bir ülke olduğuna beni inandıramazsınız!” der, “Yemezler!” dermiş gibi döner yoluna gider. Bir diğeri, “Valla bahsettiğiniz ülke hangisi ise, adında “gelişmişlik” yazan bir sıralamaya nasıl girmiş, pek bilemedim. Ya ben mi yanlış anladım soruyu -bir daha tekrarlar mısınız lutfen?” der, üçüncüsü de, ağzını bile açmadan dizginleyemediği bir kahkaha tufanıyla mikrofon ve kameradan uzaklaşır, kaldırımdaki kalabalığa karışıp gider. . .

    AK Parti, CHP, Erdoğan, Kılıçdaroğlu. . .

    Bir noktadan sonra gerçekten her biri teferruat bunlar. Yetmiş yıl sonra döne döne gelip durduğumuz yer bu.

    Hepimize kapak olsun.

  15. Beka evet beka…HDP ilçe başkanı; “Partimizin tavrı çok net. Kürdistan’da kayyumun el koyduğu belediyeleri geri alacağız. Türkiye tarafında da AKP-MHP koalisyonuna kazandırmayacağız” dedi.
    Bu “Kürdistan ve Türkiye tarafı” lafına CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi’nden tek bir yönetici sesini çıkaramadı.
    Buna karşı belli medya ile birlikte iki cepheli bir strateji geliştirdiler.
    1. “HDP ile işbirliği yok, her vatandaştan oy istediğimiz gibi HDP’li seçmenden de oy istiyoruz” diyorlar.
    2. Erdoğan ve Bahçeli’nin HDP yönetimine yönelik eleştirilerini savuşturmak için, bir yalana başvurdular. Adım adım, “Cumhur İttifakı milyonlarca Kürt vatandaşımızı terörist ilan ediyor” yalanına sarıldılar. Önce İstanbul’da İmamoğlu bunu söylemeye başladı. Kılıçdaroğlu tekrarladı. Karamollaoğlu diline pelesenk etti. Sonunda Meral Akşener bu yalanı bölücülük zehri olarak Denizli’de sorumsuzca dillendirdi:
    “Cumhurbaşkanının terörist dediği Denizliler nasılsınız? Evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan teröristler iyi misiniz? Koca yürekli Denizliler, size terörist dediler, iyi misiniz?” … bu kadar alçalabilir insan.

  16. Aynı olay Türkiye de yaşansa kimse umursamadan geçer giderdi.
    Çünkü 2 kişinin kavgası bizde vakayi adiyedendir.
    Ama herşeyleri düzenli ve standart olan İngiliz toplumunda belli ki paniklemeye sebep olmuş.
    Ankarada da İş Bankası gökdeleninin dibinde kaldırımda bir adam bir kadını evire çevire dövdü ve yoldan geçenler ben dahil müdahil olmadığımız gibi hızlıca uzaklaştık.
    Hiç panik filan da olmadı millet.
    Bizim millet bu tür şeylere şerbetlidir.
    Sayın Koru o dediğiniz zamanlar bizim buralara daha uğramadı.
    O yüzden ad bulma derdimiz de yok.
    Bizim derdimiz “beka sorunu mu var , cukka sorunu mu var”
    Ben cukka diyenlerdenim.

    • Adamım valla ingilizin tertip düzeninden bu brexit davası neyin nesiydi, sonuçta ne çıkacak şaştım kaldım:) bunlar ab ye üyelik mi istemişti yoksa irlanda çıkmazsa biz mi çıkalım diye referandum yapmıştı neydi yeminle dağıttım kendimi ben!!!

  17. Bu yazılardan anlaşılıyor ki Beka meselesi baya önemli… domates patlıcan biber meselesi tutmadı… Ellerinde kaldı beka meselesinin önemsizleştirilmesi…YPG-PKK Türkiye’ye niye saldırsın ki diye soran ana muhalefet liderimizden daha çok dert ettikleri kesin Türkiye’nin bekasını…ABD’nin binlerce TIR silah verdiği PKK’nın Suriye kolu hakkında, “Onlar bize mi saldıracak. Hayır.” diyebiliyor.
    Terör örgütünün siyasi kanadıyla (en azından batıda) nasıl bir ittifak içindesiniz ki…
    HDP Eş Başkanı Sezai Temelli partisinin grup toplantısında, “Kürdistan’da kazanacağız, batıda da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz.” diyor.
    Bugünün Türkiye’si, cemaat şeklinde örgütlenen ya da Leninist parti modelini tercih eden ajanlara uygun bir bölge değil artık. Böyle devam ederse, fare gibi sığındıkları yerlerden çıkıp dönemeyecekler Türkiye’ye…
    Dolayısıyla tek şansları Türkiye’nin iddiasını kaybetmesi, ülkeyi yeniden rakiplerimizin dümen suyuna sokacak bir hükümetin kurulması, kısacası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gitmesi…Erdoğan sonrasını da hayal ediyorlar ama Cumhur ittifakı milletin gerçek ittifakıdır. Zannediyorlarki Erdoğan gidince herşey istedikleri gibi olacak…Çok beklersiniz…

  18. Adını, hayatın “Sanal Gerçeklik” şeklinde yaşandığı dönem koyalım.

    Gerçeklerden sıyrılmış/kopulmuş, ‘sanki yaşıyoruz’ gibi bir algı ile…

    Değerler etiketlenmiş yaşadığımız şey; dogruluktan bir tutam, dürüstlükten bir kaşık, sevgiden bir avuç, mililikten bir tatlı kaşığı, iyi komşuluk ilişkilerinden yarım bardak, yardımlaşmadan yüzde bilmem kaç menfaat elde etme hesabı içerisinde bir ilişkiler yumağı…

    Ekmek buğdayından, et, hayvanın yeminden; sebze toprağından itibaren doğallığını yitirip soframıza kurulurken; hak, ahlâk, edep, saygı, iman-din; kir-pas, borç-alacak, savaş-barış, cinsiyet ve milliyetin mana değişikliği yaşadığı, ters yüz olduğu bir yaşam şekli…

    Ya da “klonlanmış yaşam” dönemi diyelim..

    Gerçek insanların! çekilip gittiği, yerine tezgahlarda üretilmiş, duygularının da kopyalanıp konulduğu bir dünya sanki.

    “Sanal bir hayat” dönemi desek?

  19. Çin atasözünün söylediği gibi ”garip zamanlarda yaşıyoruz.”
    Terör olaylarının sıklığı ve her yerde olabildiği için insanların hisleriyle hareket etmesi normal.Can tatlı derler…
    Bir keresinde hava alanın da kontrolden geçerken görevli kemerimi de çıkarmamı isteyince benim tuhafıma gitti ve birazda yüksek sesle söylendim.Kafamı kaldırıp etrafıma baktığım da turistlerin ağırlıkta olduğu insanlar bana korkuyla bakıyordu.Ancak o zaman anladım itirazımın yanlış olduğunu…
    Terör olayları bu yüzyılın gerçeği.Daha 1960 larda Kennedy vurulurken bakıyorsunuz son derece az güvenlik tedbirleriyle üstü açık bir arabayla halkın arasında geziyor.Demek ki o zamanlar o kadar da terör olayları yokmuş.Bence terörü yine legal olarak bildiğimiz devletler çıkarıyor.Atıyorum A devleti diğer bir devletin yarasını kaşıyor ve o yarayı oluşturan kesime her türlü yardımı yapıyor.Aynı şekilde B devletide A devletine.Sonuçta üretilen silahlar istenirse envanterden asla çıkmaz diye düşünüyorum.Bu yardımları rakip devleti yıpratmak için yaptıkları gibi kendi halklarını konsantre etmek içinde yapıyorlar.Çünkü bazen yardım ettikleri kesim dönüyor kendilerini de vurabiliyor.Hatta komplo teorisini biraz daha ileri götürelim.Bu senaryoyu silah lobisi de yapıyor olabilir.
    Sonuçta metroda çarşıda pazarda yürüyüş parkurunda biz karınca kadar değersiz biz insanlar ise niyazi olabiliyor.

  20. Galiba en iyisi önceki tecrübelerimize ve sonuçlarına bakarak oy kullanmak! Akıl mı his mi konusu beni aşar:) ne biliim belki hamza bey ilgilenir..?

  21. Sayın Koru ,
    Adını koymuştum efendim. Deccal Fitnesi ortaya çıktı diye yazmıştım. Dünya hiç bir zaman böyle bugün yaşadığımız gibi olmamıştı. Dabbetül arz , arzın yaratığı yani silikon entegre ile başladı bu sosyal medyalar ile evrildi.
    Devir inzivaya çekilme zamanı da nereye gideceksin ?

    • Sayın melik, inzivaya çekilenlerin geride bıraktıkları hala ortalıkta dumanlanmış bi şekilde dolaşıyorlar, bence online kalın daha iyi…

  22. Allah seninde ilmini ve Anlayışını (derinleştirsin:Fıkıh Anlamındadır) artırsın H.Gayret Bey (Bu Kuran’da geçen güzel bir duadır)

  23. *******
    İçinde yaşanılan her zaman “Modern”,
    Zamanın ötesinde, yaşamıştı Jül Vern!

    Hatta o devirde post-moderndi bu zeka,
    Aya götürdü insanı; hayal gücü harika…

    …..

    Etrafımız eşya; konuk olduğumuz mekan!
    Değişen neyse mekanda, şahittir zaman!

    Mekanı sımsıkı sarıp sarmalamışken zaman,
    Aç, susuz, sevgi(li)den yoksun şu insan…

    İnsanlar doğar, yaşar; bir taraftan ölürken,
    Dünya bir kervan; bu düzende, dönerken…

    Binbir dönme dolap yüklü, kervan dünyamız,
    Bazen ütopya’da geçer, umut dolu rüyamız..

    Çoğukez kavgalıyız, paylaşamaz bencilken,
    At gözlükleri hep elde; önyargılı, cahilken!

    Koyun sürüleri köpeksiz, endişeyle melerken,
    Çobanlar çaresizdir; kurtlar çakallar ulurken..

    Kaos içinde ömürler, çaresiz tükenirken,
    İnsan akıllanmadı; vakit henüz çok erken!

    Bazen hoş bir seda, bazen birkaç fotoğraf,
    Bazen geriye kalan tablodur, birkaç raf…

    Bizi bize hatırlatır zamanın bu şahitleri!
    Terketmişse o canlar, dolmuşsa vakitleri..

    Modern yatıp modern kalkanlara baksan,
    Farklı olmuş olmak için, can atarlar can!

    Geçmişten gelirken, ana temel doğrular,
    Pek aldırmazlar, çünkü “modern”dir bunlar!

    Temel doğrulardan, keşfini beklerken DiN,
    “Modern geçinir insan”; endişeli velakin!…
    …….
    *******

  24. Çocuklarını torunlarını şanlı devrimci geçimişinin şanlı öykülerine boğan, evinin bir odasının duvarını kalpaklı M. Kemal, diğerinin duvarını üniformalı Stalin ya da pankartlı Deniz Gezmiş resimleriyle süslemiş yaşlı, gençlerin o öykülerde dişe dokunur bir numara bulmuyor oluşuna hayıflanıp dertleniyor. Hayatın birbirine benzemez binlerce mekanında binlerce görüntü eşliğinde hızla aktığı İstanbul’da, gençleri ev ile cemaat camisi arasında gitgele mahkum edebileceği umudunu yitirmek istemeyen, Müslümanlığı kurban kesip hacca gitmeye indirgemiş hacı baba, büyüklerine saygıda kusur etmeyen dindar üniversiteli yeğeninin aklında ne var, neler gözleyip neler düşündüğünü bilmiyor; ama, o zihinde hiç de arzu edilmez şeylerin sorgulandığını bir şekilde seziyor, o da tedirgin. Yıllarını sahte, utanılası bir iki yüzlülükle tüketmiş çakma demokrat emekli tarih öğretmeni kadın, oğlunun elindeki akıllı telefonda TV5’deki programın stüdyo konuğu Etyen Mahçupyan’ı izlerken gördüğünde çemkirsin mi, yazıklanmakla yetinip sussun mu, kestiremiyor. Abdullah Öcalan dendiğinde hazır ola geçmeye, 50’lerini devirdiği o yaşında hendek kazmaya fazlasıyla hazır Kürt, “Valla bana göre tüm milliyetçilikler başa bela bir musubet. . .” demeğe getiren gelinine şaşırarak ve sitemle bakıyor. İstemeye istemeye gidip elindeki oy mührünü yine üç hilale basan işsiz genç, 15 Temmuz bilmem ne derken birtakım zevatın bir şeyleri hamuduyla götürdüğü kuşkusundan kendisini alamıyor -huzursuzlanıp o kuşkuları bastırmaya çabaladıkça, nedense kuşkusunun daha da derinleştiğini sezip zihni daha bir karışıyor. Çok sevdiği amcasından esinlenip Vatan Partisi’nin lideri Derinçek’e -hakkında pek bir şey bilmese de- nedense sempati duyan, onun ABD emperyalizmi nutuklarını özellikle güzel bulan Beden Eğitimi Bölümü 3. sınıf öğrencisi, kendisine cep telefonundan Derinçek’in Kandil dağlarında bir yanında Apo, diğer yanında bir başka sefil, ‘gerilla kıtası’nda hazır oluşta duran sıralı şaşkınların tek tek elini sıkarken, Apo ile karanfil alıp verirken çekilmiş onlarca fotoğrafını gösterip kendisini alaya alan kız arkadaşı karşısında dehşete düşüp amcasına olan o sınırsız güvenini yitiriyor. . .

    Yaşlılar iktidarlarının yıkılacağından endişeli, gençler yaşlıların iktidarından muzdarip. Ne yaşlılar sefilliklerinin farkında, ne de gençler yaşlıların alayını kuşkuyla karşıladıkları ezberlenmiş cehaletlerinin alternatifi olacak YENİ’yi inşa edecek kıvamdalar.

    Ne iyi ki, zaman yaşlıların aleyhine, gençlerin leyhine akıyor.
    Ne iyi ki, çok değil, şöyle bir 20 ya da 25 yıl sonra, beni de, H. Gayret Bey’i de, Hamza Akyol ve Necip Güven (ve Başbuğ Türkeş) Beyleri de mezarında ters döndürecek gençler.

    Çocuklarımızı, torunlarımızı lafta değil hakikatte sevip kaygı ediniyorsak eğer, kuşku ve güzensizlikle baktığımız gençlere yol açalım. . . Sık sık iddia edilenin aksine, onlar ülke meselelerine duyarsız, kafelerde cak cak edip kız tavlamakla meşgul değiller -pek çoğu, pek haklı olarak, bizleri ciddiye alınmaz buluyorlar ve çok da iyi ediyorlar.

    Ne mutlu Kararsızlar Partisi ile Ehveni-Şer Partisi’nin “Alayınız Şarlatansınız İttifakı”nın akıllı seçmenlerine!

    • Sevgili bernar; seçme ve seçilme yaşını 18e düşüren ve herkesten fazla bayan aday gösteren akpartiye bir teşekür yok mu? Galiba bütün parti başkanları da devletbaşkanımızdan daha yaşlı! Eğer gençlere zerre kadar inancın varsa akparti mitinglerini doldurup başkanımızın etrafını saran çocukların gözlerinin içine bak:) ben onların coşkusuna kapılıp mezarımdan kalkarak oy kullanmaya bile koşarım ama sapıtmayı yer, uzanırız gene oracığa…

      • AK Partili, Erdoğan sevdalısı o gençler de benim umudum. Özal’in ilk dönemlerini saymazsak, bütün bir yakın tarih boyunca olumlu siyaset adına her ne söyleyebileceksek hepsini AK Parti ve Erdoğan’ın haklı olarak bir adım önde durduğu parti liderliği için söyleyebiliriz. O gençler, AK Parti’nin statükocu, zengin bir azınlığın sözcüsü haline gelmiş, öfkeden ve manipülasyondan beslenen sıradan bir devlet partisi haline gelmezden önceki başarılarıyla vesayetin ilkel ve buyurgan onyıllarını karşılaştırıyorlar. Bu anlamda durdukları yer pekala anlaşılır. Büyüklerinden dinledikeri “eski yıllar” ile AK Parti sayesinde başarılmış olanları karşılaştırıyorlar. Tercihlerinin yanlış olduğunu kim iddia edebilir?

        Bugünün AK Partisi’nin alternatifi yaratıldığında nerde durmak isteyeceklerinin sidik yarışı iddialarının cazibesine sürüklenmeyip sorunun yanıtını gençlere ve yakın geleceğe bırakalım derim.

        • Akpartinin millet yetkisiyle yeniden organize ettiği devlet ve yönetim sistemi yerleştikten sonra, bu düzene göre idareyi ele alacakların hiçbirisi ona alternatif olmayacak, tersine devamı olmakta yarışacaklar belki de sayın Bernar. İster salatalık, domates, ister yerel seçim, ister rahip Brunson, ister S400 olsun, her vesile ve bahaneyle, engellenmeye çalışılanın asıl bu durum olduğunu millet farkediyor ve bu da yeterli.

        • Adım adım, insanlarımızın gördükleri, sezdikleri, ama haklı olarak açıkça dile getiremedikleri bir şekilde gidelim, Necip Bey.

          AK Parti, milletten aldığı yetkiyle devleti yeniden organize etmiştir, diyorsunuz. Doğrudur. Yeniden organize edilen devlet, seküler zinde güçlerin başarıyla gerçekleştirmiş oldukları karşı-devrimin üstü AK Parti bayrağıyla örtülmüş zaferidir. Dilerseniz, H. Gayret Bey’in benden daha iyi bildiği (ama açığa çıkmasını tüm gayeretiyle engellemeye çalıştığı bu meseleyi biraz açalım.

          Bu toprakların yetiştirdiği, seküler akademik elitlerin ve Kemalistlerin ölümüne nefret ettikleri Şerif Mardin, o güne kadar kimselerin söylemeye cesaret edemediği gerçeği dile getirmiştir: Türkiye’de adil ve demokratik, çağa uygun bir toplumun biricik motor gücü muhafazakar yığınlardır. Türkiye’de sağcılar aslında solcu, solcular ise tutucu ve gericidir. “Merkez” ve “çevre” terimlerini bizim siyasal düşünce ve toplum bilim tarihimize kazandıran değerli bilim adamı ve aydın, Şerif Mardin’dir.

          Mardin’e göre, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, gerçek iktidar, hep “merkez”deki seküler azınlığın elinde kalmıştır. Ordunun kollayıcı gücünü arkasına almış olan laik azınlık, sanatta eğitime, siyasetten edebiyata kadar hemen tüm toplumsal alanları kontrolünde tutmuştur. Cumhuriyet’den sonraki ilk anayasada birer kurucu unsur olarak yer almış dindarlar ve Kürtler, “şeriatçı”, “gerici”, “bölücü” gibi sıfatlar etrafından oluşturulan algılarla, “çevre”ye iteklenmiş, toplumsal hayatın hiçbir alanına siyaret etmemeleri üzerine inşa olmuştur düzen. Kahramanmaraş ve Çorum katliamları, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi gibi seküler dünyanın önde gelen aydınları, bu korkuyu canlı tutmak için tezgahlanmış oyunlardır. PKK’nın doğum mühründe Kürtlerin parmak izi yoktur. PKK, daha ortaya çıkar çıkmaz Türk askerine tek kurşun atmamış, seri katliamlarla Kürt coğrafyasındaki bütün demokratik örgütlerin liderlerini ortadan kaldırmış, şiddet yoluyla Rizgari gibi tüm demokratik yapıları söküp atmıştır. Derin Perinçek’in Kandil dağlarında üzerinde gerilla parkasıyla Apo’yla kırmızı karanfiller alıp vermesi, önünde sıra sıra dizilmiş ‘gerilla’ ordusunun her birinin elini birer birer sıkmış olması, karşılıklı kitap imazalayıp kitaplarını değiş tokuş etmeleri vs. hiç şaşırtıcı değildir.

          1990’lı yılların sonlarındaki Saadet Partisi atılımı, yıllarca aşağılanmış, baskı altında tutulmuş, ekonomik, kültürel hayatın dışına itilmiş olan dindar muhafazakar milyoların demokratik devriminin ilk habercisidir. 28 Şubat, “çevre”yi boğma ve boğzlama giriimlerinin ardı ardına geldiği yıllardır. Ama, seçkinci laik azınlığın bu çabaları sonuçsuz kalmış, ve nihayet AK Parti ile birlikte, dindarların demokratik devrimi ivme kazanmış, milyonlar “çevre”den gelip “merkezi” teslim almıştır, adalet ve özgürlüğün sancağını merkezin kalesine dikmiştir.

          Ülkenin köklü dönüşümüne doğru giden bu muhteşem gelişmelerin ve AK Parti iktidarının tekerine çomağı sokan, karşı-devrime kapıları açan Gülen ile çevresinde toplanmış karanlıklar prensleri olmuştur. 17-Aralık, MİT tırları, Hakan Fidan operasyonu bu güce doymak bilmez sefillerin girişimleridir. Her zaman olduğu gibi, zinde güçlerin imdadına yine PKK yetişmiş, bugün FETÖ olarak tanımlanan karanlık yapı ile PKK el ele vererek Erdoğan ve AK Parti’yi güçten düşürüp barış sürecini akamete uğratmıştır. Karşı devrimin ilk önemli mevzi kazanımı budur. Her şeye karşı teslim olmayıp ayakta kalan Erdoğan, yalnızlaştırımıştır. Gülen Erdoğan nezdinde halkı arkadan hançerlemiş, PKK geleneksel rolünü bir kez daha oynayarak seküler zinde güçlere kapıları açmıştır. Erdoğan’ın altına yerleştirmek istediği bomba geri dönüp Gülen’in kafasında patlamış, bu karanlık adam ve şürekası midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur. Bundan sonrası, sizin “devletin yeniden organizasyonu” olarak söz ettiğiniz, benim karşı-devrimin nihai hamlesi olarak gördüğüm süreçtir. Hızla AK Parti’nin içi boşaltılmış, Ergenekon’dan Balyoz’a tüm davalar itibarsızlaştırılmış, dindarlar “karanlık” ve “para gördüğünde yapmayacakları rezillik bilmez” insanlar olarak Reisçi seküler medya aracılığı ile toplumsal algıya bir zehir gibi akıtılmıştır. Vakti zamanında vesayete karşı mücadelede kim öne çıkmışsa bedeli çok ağır ödetilmiştir. Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne bunların simge isimleridir. Olan bitenin farkında olan bütün aydınlar (F. Koru, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Ali Bulaç, A. Turan Alkan ve onlarcası gazetelerden ve medyadan kazınmıştır.

          Devlet Bahçeli, boşuna, “Yav, getir şu bi zamanlar sıkça dillendirdiğin başkanlık sistemi önerini, bir bakalım.” dememiştir yani ; )

          CHP, İyi Parti, HDP. . . Hiçbirisi çözüm değildir. Saadet Partisi, geleneksel Milli Görüş çizgisinde takılıp kalmış, tabanını genişletecek, onu bir kitle partisi durumuna getirecek adımları atmaya çok geç başlamıştır.

          “Çevre”nin Türkiye’nin yazgısını değiştirecek, makus talihini terisine çevirecek demokratik halk devrimi akamete uğratılmıştır. İnşallah, bu toprakların gerçek demokratik ve adaletli toplumsal güçleri bayrağı düştüğü yerden alacak, ülkemiz yeniden geleceğe iyimserlikle bakabileceği günlere erişecektir. Yeni Parti’nin anlamı, işte bu umuttur.

          • Bernar bey son aşamaya kadarki değerlendirmenize mutabıkım. Ama sonraki yorumunuza katılmıyorum. Süreç henüz tamamlanmadı ve tamamlanmasını engellemeye ve geri döndürmeye yönelik çok etki var ama süreç devam ediyor ve baştaki amaç hasıl olana kadar sürecek. Taktik olarak olanları ve yapılanları yanlış yorumluyorsunuz bence. Bu yeni parti olayı bile göründüğü gibi çıkmayabilir. Hiçbir şey gördüğümüz gibi olmayabilir.

          • Türkiyede aslında sağcılar solcu solcular tutucu ve gericidir tezi idris küçükömere aittir.

          • Söylediğiniz doğru. Ama ben o paragrafta söz konusu ifadeyi tırnak içinde bir alıntı olarak aktarmadım. Yaklaşım, Ş. Mardin’in İngilizce orijinalinden ancak 10 yıl sonra Türkçeleştirilmiş makalesindeki “merkez” ve “çevre” çözümlemesinde fazlasıyla içkindir. Her iki aydının temelini atmış olduğu bu yaklaşım, sonraları E. Mahçupyan, Ahmet Altan, Ali Bayramoğlu, Şahin Alpay gibi sol-liberal aydınlar tarafından benimsenmiş, her seferinde isim olarak atıfta bulunulmadan zikredilmiştir.

    • bernar bey, allah bereket versin. müthiş bir hayal gücünüz var. evinde hem stalin hem de atatürk fotoğrafları asılı devrimciyi nasıl hayal edebildiniz hayret valla. 100 sene düşünsem aklıma gelmezdi. belki 1945-50’li yıllarda böyle, birkaç tane numunelik olmuş olabilir ama sene 2019. çevremde hem islamcı, hem mhpli hem de solcular var (dı). ben hiç stalinci görmedim. solculardan (sosyalist olanlardan bahsediyorum) atatürkçü de görmedim.
      – bu hayal gücü ile müthiş masallar üretirsiniz.
      – mhpliler geçmişte neyse şu anda da aynı.
      – islamcılardan ise, en aydın grubun içinde bulundum. içinde bulundum derken, islamcı değildim. ancak o çevreden insanlar arkadaşımdı. Ezberden felsefe dersi verecek düzeyde insanlar bile vardı. sadece ibni haldun, ibni rüşt gibi düşünürlerden bahsetmiyorum. eflatundan, epikürden, madern zaman felsefecilerine kadar bilen… fakat (bildiklerimden ihsan eliaçık hariç) diğerleri en sıradan akpli oldular. zaten onların geldiği nokta, ülkemizin geldiği noktanın da aynası…

      • Hamza Bey, yaşantımın 20 yıla yakınını sol sosyalist mahallede iflah olmaz bir militan olarak geçirdim. 3 kere cezaevi, 2 kere siyasi mülteci hayatı gördüm. Dev-Yol, Dev-Sol (bugünkü DHKP-C), Kurtuluş, Devrimci Kurtuluş, MLSPB, Acilciler örgütleri, Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı geleneği ve Mahir Çayan’ın “Toplu Yazılar” külliyatı üzerine inşa olmuştur, hepsi bundan türemiştir. Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu ve bir düzine irili ufaklı gurup, Deniz Gezmiş liderliğindeki TİKKO’nun devamcısıdır. Doğu Derinçek, kısa bir süre öncesine kadar adı İşçi Partisi olan Vatan Partisi’nin bu karanlık adamı, Mihri Belli çizgisinden gelir, Aydınlık Gazetesi ve Kaynak Yayınları bunların yayın dünyasındaki yüzleridir. Bütün bu gelenekler ve guruplar, ordunun devrimdeki rolü üzerine nüans denecek ayrıntılarda ayrışırlar. Derinçek’e göre, Türkiye’nin önündeki görev sosyalist devrim değil burjuva demokratik devrimdir. Ordu, burjuva demokratik devrimin motor gücüdür. Ordu seviciliği buradan gelir. Diğer bütün gelenekler, halk ayaklanması yoluyla doğrudan sosyalist devrim tezi üzerine inşa olmuştur. Buna göre, yoksul köylüler kırda gerilla mücadelesi başlatacak, devrimci hareket şehir gerillası ve “ordunun sol-Kemalist unsurları” ile birleşerek devrimi gerçekleştirecektir. İstisnasız hepsi ordu ve Kemalist güçleri devrim stratejisinde ya motor ya da yan güç olarak kurgular. İşçi Partisi’nin İSTİSNASIZ BÜTÜN MİTİNGLERİ’nde kalpkalı M. Kemal portresi ile kalpkalı Lenin portresi yan yana taşınmıştır. İSTİSNASIZ BÜTÜN MİTİNGLERİ’nde Türk bayraklarıyla orak çekiçli işçi partisi bayrakları yan yana bir bayrak havuzu oluşturur.

        Ülkücülerin geçmişten bugüne aynı kaldıkları iddianız da bir başka bilgisizlik alanınız. Türkeş-Yazıcıoğlu (MHP – BBP) ayrışmasının nedenleri üzerine kısa da olsa bir makale yazabilirim. Siz, MHP-İyi Parti ayrışmasını da salt bir çıkar kavgası olarak açıklarsınız; neden İyi Parti’nin Akdeniz ve Ege’nin başta gelen büyük şehirleriyle zengin kasabalarında MHP’nin çok önündeyken MHP’nin devlet yardımlarına bağımlı, sanayisiz Anadolu kentleri ile Karadeniz’de güçlü olduğu sorusu sorulduğunda söyleyecek iki çift laf bulamazsınız. Çok şey bildiğiniz sanısıyla hareket ediyor, çok meraksız görünüyor, yorum yazdığınız pek çok konuda hemen hiçbir araştırma yapmadan çala kalem yazıyorsunuz.

        İhsan Eliaçık dışında herkesin AKP’li olduğu da yine yüzeysel bilgi parçacıklarıyla vardığınız yanlış bir çıkarsama. Gülen’in de içinden çıktığı ve sonra ayrışıp kendi cemaatini kurduğu Risale-i Nur hareketinin ana damarının bakış açısının ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, Medyascope TV’de sosyalist solcu gazeteci Ruşen Çakır’ın stüdyo konuklarına göz atın arada bir. Bugün Saadet Partisi’nde temsilini bulan Milli Görüş geleneğinin dünü ve bugünü hakkında iki satır okuyun. Furkan Vakfı nedir, A. Kuytul kimdir, bir on dakikanızı harcayıp fikir edinin. Karar Gazetesi’nin önceki günkü kuruluşunun 3. yıl toplantısındaki davetlilerin kimler olduğunu merak edip araştırın.

        Siz gerçekten de 70’li ve 80’li yılların dünyasının değişmeden kaldığı sanısındasınız. İhsan Eliaçık çevresindeki gençlerin sayısı 25-30’u zar zor geçerken, Dücane Cündioğlu’nun 26 Şubat tarihli Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki 3 saatlik konupşmasının neden bir hafta içinde (an itibarıyla) 27.990 kişi tarafından izlenmiş olduğu üzerine biraz kafa yorun. Zaman zaman bana NUTUK dışında pek bir şey okumaya zaman bulamamış görünüyorsunuz. . .

        • Bernar bey! bir dönem kahve içerken h.gayrete cevap yazardım. şimdi de, kahve içerken size cevap yazıyorum.
          1- perinçek grubuna “devrimciler” dediniz ya… sizinle neyi nasıl tartışacağımı şaşırdım. isterseniz artıgerçekte ahmet nesinin perinçekgiller hakkındaki yorumuna bir bakın. “ergenekoncu” olarak niteliyor ki, yıllar önce, benim çevremdeki solcular da benzer şeyleri söylüyorlardı.
          – Sizin çevreniz, perinçekgilleri “büyük devrimci” olarak nitelemiş olabilir. Fakat orda da bir hatanız var. perinçekgiller bir tarafa atatürk resmi assalar bile diğer tarafa stalin resmi asmazdı diye düşünüyorum.
          2- hem size, hem de burdaki yaşı yeterli olan okurlara soruyorum. mutlaka onların çevrelerinde de solcular (sosyalistlerden bahsediyorum) vardır. onların (yani devrimcilerin) duvarlarında hiç atatürk resmi ile stalin resmini gördünüz mü? gören var mı?
          3- akp iktidarına kadar, askeriye haricinde, hiçbir kesimde, (mhpliler de dahil) atatürkçü birisini görmedim. siz gördüyseniz, gözlük numaranızı söyleyin, ben de o numara gözlüklerden takayım. Atatürkçülük, akp iktidarına tepki olarak ve biraz da sözcü gazetesi gibi gazetelerin şişirmesi ile yaygınlaştı.
          4- ihsan eliaçık dışında herkesin akpli olduğunu söylemedim. isterseniz yazımı tekrar okuyun ama ben yine de yazdığım ile sizin anladığınız arasındaki farkı açıklayım. ne olur ne olmaz. belki tekrar okusanız da yazdığım ile yazdığınız arasındaki farkı anlamayabilirsiniz:
          – İslamcı kesim içerisinde çok kültürlü (hatta ezberden felsefe dersi verecek kadar) bir kesim olduğunu, bu kesimden pekçok arkadaşım olduğunu belirttim. Yazımda, o kesimden, (bildiklerimden, ihsan eliaçık hariç) diğerleri en sıradan akpli oldular. Yani bütün islamcılardan bahsetmiyorum. yani, bildiğim, pekçok kez tartışmalarında bulunduğum (farklı fraksiyonlarla) ve birçok kez de değişik konularda tartıştığım insanlardan bahsediyorum.
          – mhpden ayrılan iyi partilileri söylüyorsunuz. oysa ben mhplileri söylüyorum. onlar hala çinli diye yanlışlıkla uygur dövecek durumdalar. kültür hala aynı yani.
          – bu tartışmayı da burda sonlandıracağım. 2 nedenle:
          1- perinçekgillere devrimci dedikten sonra neyi, nasıl tartışacağız.
          2- tartışmamızda bir sonuca varsak bile, muhtemelen hiçbir işe yaramayacaktır. siz yine “iflah olmaz militan” olarak kalacaksınız. Saygılarımla….

  25. İçinden Geçtiğimiz Çağ Cinnet ve değersizleştirme çağı Kutsal yok ,Bilgi yok,Medeniyet düşüncesi yok ,ilim yok,Araştırma,inceleme yok ,Fikir yok üretmek yok,Dünya ve Ahiret Hesabı verme aklı yok ,Okumak yok, Varsa yoksa , Slogan , Ye iç eğlen.Üç beş ezber cümle , hepsi bu Peygamber (a.s bir hadisinde :”Allah’ım Cahillik(cahiller)den sana sığınırım “buyurur . TV lerde Sabrınız Yeterse Prof vasıflı insanların konuşmalarına bi bakın ülkemizin Bu kadar üniversiteye rağmen geldiği Fikri fakirliği bi görün O zaman anlarsınız niye bizde dünya çapında ilim ,fikir ,düşünce ,sanat adamı yetişmiyor.

  26. Bernar Bey Allah Sizden Razı Olsun. Gönlümden geçiripde Satıra dökemediğim duygularıma tercüman oluyorsunuz ,Allah ilminizi ve Anlayışınızı derinleştirsin Bizde İstifade edelim inşaallah

    • Bence bu sığlığıyla kalıversin; yoksa istifade edelim derken bi de boğulma tehlikesi var yani:) gerçi dileğinizin somut bir ihtiyaca karşılık geldiği de gün gibi ortada ama neyse…

  27. Aslında 15 temmuzda kağıttan uçaklar uçtu, çöp tenekesine birisi vurdu onu uçak sesi zannettik.. doğuda açılan hendekler su toplamak için açılmıştı, sınırımıza yerleşen ypg pkk değildi güney rüzgarlarının esintisiydi..e muhtıralar bilgisayar oyunuydu,mıt tırları baskını oyuncak arabaydı,7 eylül de selahaddin demirtaş sokaklara çıkın eğlenin demişti, pkk nın attığı mermiler aslında çiçekti.. ülkemizde yapılan darbeler aslında tatbikattı… chp diye bir parti de yok aslında. Chp ilim irfan yuvası bir medreseydi…

    • Sayın başbuğum, demokrat partiye oy veriyorlar, kuran öğreniyorlar diye sopaya çekilen dedelerimizin çektikleri acılar daha sırtlarında duruyor chp hatırası olarak:(((

  28. Aklın hakim olmadığı yani kanun ve nizamın geri plana itildiği bu coğrafyalarda hisler, duygular daima yanıltır. Dikkatimi çekti Akp’nin yerel seçim afişlerine yansıyan hava şöyle: “Sevdamsın, Aşk hikayesi, Gönül işi Belediyeciliği vs.” yönetime talip olanların rasyonelliğe bilime ve akla vurgu yapması gerekirken bunu arka plana itip duygulari öne çıkarması hiç hayra alamet olmasa gerek. Zira insan en çok sevdigine, aşik olduguna zarar verir. Akp’nin reklam secim propagandasini hazirlayanlar bunu atlamiş olmali.

  29. Ben oyumu akıl ve mantıkla kullanacağım her zaman olduğu gibi:Mührü Ak Parti’ye
    basacağım.

    Gözüm diğer partileri pek tutmuyor;iyi işler
    yapabileceklerini hiç aklım
    kesmiyor.Geçmişte yaptıkları da bu kanaatimi pekiştiriyor.
    Mesela bir zamanlar İstanbul’u yöneten CHP’den
    aklımızda kalan,çöp dağları,
    susuzluk ve Haliç’den yayılan
    kokudan başka bir şey değil.

    Bu benim kendi kanaatim.
    Başkalarının ne yapacağına
    karışmam.Herkesin paşa gönlü bilir.

    • Bekir Bey objektif bir kanaatınız oluşsun diye size “Başkent Gölgesinde Istanbul” kitabını tavsiye ederim. Ahmet İsvan 1973-1977 yılları arasında CHP’nin İstanbul Belediyesi Başkanlığı yapmış ve anılarını bu kitapta yazmıştır. Bir fikir edinirsiniz diye düşündüm.

      • Gerçi bekir beyin kanaati gayet objektif ama ben de size bi öneride buluniim tarık bey: saraçhanedeki ibb binasının hemen önünde 15temmuz şehitleri panosu ve önündeki aslan heykeli var bronzdan… Havalar ısınıyor, bi dolaşmış olursunuz, hem şehitlerimize bi fatiha okursunuz hem de yaralı aslanın sırtındaki mermi deliğine bakarsınız:( belki sizde de objektif bi kanaat oluşmuş olur böylece…

        • Teşekkür ederim öneriniz için. Dikkate alacağım. Yolumu düşürür mutlaka ziyaret ederim. Ancak bilet paramı karşılarsanız memnun olurum. Doğu illerinden selamlarından.

          • Bestvan ya da metro ne kadar oldu istanbul? Şaka biyana bitlisten karakovan balı getirsen biletin parası rahat çıkar! O dediğin kitap da nerden baksan bi 50-100lira vardır yani..:)

  30. İçinden geçtiğimiz çağı tanımlayıcı terim “modernizm-sonrası” mıdır, “tedirginlik çağı” mıdır, bunu bilemiyorum. Ama bir şey çok açık gerçekten: Beni dehşete düşüren bir yüzeyselleşme var ve sekülerinden muhafazakarına hemen herkesi önüne katmış sürüklüyor. Vıcık vıcık, adeta gündelik işkence haline gelen bir lumpenleşme, köy kahvesinden üniversite kampüslerine kadar hayatın her yanına sızmış görünüyor. Deyim itici gelebilir, ama sözü sakınma lüksünü yitirdiğimiz günlerdeyiz: Tam bir “kolektif salaklaşma” hali yaşıyoruz.

    “Ben bulaşıkla uğraşamam, makine yıkasın”dan “Ben düşünmem, A-Haber/Halk TV düşünsün”e geçmiş insanlarımız hep birlikte. İşittiğinin aklında kalan kısmını papağan gibi tekrarlamaya çalışan bir gürüh olma haline doğru koşar adım gidiyoruz. Sokak ropörtajında soruluyor: “Neden CHP?” Cevap: “Bilmem. . Beş kuşaktır CHP’liyiz biz.” Soruluyor: “Neden AK Parti?” “Öyle işte. . . Doğuşumdan beri AK Partili’yim.” Adam edebiyat öğretmeni, gelmiş Kim Milyoner Olmak İster’e yarışmacı olmuş. “Sizi biraz tanıyabilir miyiz?” Hepi topu ağzından üç ya da dört cümle çıkacak izleyiciler kendisiyle ilgili genel geçer bir izlenim edinsin diye. Kurduğu dört cümleden ikisi dil yanlışı, biri ifade bozukluğu ile malul. Adamın yaşantısının son 15 yılı içinde eline bir kitap alıp okuduğu hayli kuşkulu, ama gelmiş burda F. Koru’ya saydırıyor.

    Bu işin ne şakası yok, öyle önümüzde 50-60 yıl falan da yok. Açlık ve sefaletten, iç savaştan kaçan, ölümü göze alarak Akdeniz sahillerine ulaşmaya çalışan göçmenlerden 150.000’i aşkını, sulara gömüldü.. Dört yılda 150.000 insan, kadını ve çocuğuyla.

    Siyasete aklım ereli, gazete TV takip edeli en az 35 yıl olmuştur. Bir ömrün yarısı. İnanın değişen çok az şey var. Yine Mehter’le İzmir Marşı arasında gelip gidiyor siyaset. Baykal’dan bilmem kime kadar hep aynı tipler, hep aynı siyasetçi takımı. Yine insanlar gelen elektrik faturasından muzdarip. Yine özgürlükler budanmaya mahkum kılınmış bir dal gibi, yine aydınlar değersiz, kasaba politikacısı baş tacı.

    Bu soysuzlaşma ve çürüme içinde daha çok yol kat edemeyiz inanın. Biz yaşlı kuşaklar bitirdi bu ülkeyi. Gençlere ihtiyacımız var. Gençlere ihtiyacımız var. Gençlere ihtiyacımız var. . .

  31. Eğer halk mantıkla hareket ederse Ak parti bu seçimde boş sandıkla karşılaşacaktir. Çünkü ekonomik olarak Türkiye çökmüş durumdadır. Kaldı ki Dış işlerde de işler iyi yürümüyor. Hep ikilem yaşıyor. Rusya ile ABD arasında gidip gelmektedir.
    Suriye konusunda hep gözler ve kulaklar Abdye bakıyor.
    Yeni bir kan lazım. Belki yarın belki de yarından yakın.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • amerikaya rest çekmek için 2.5 milyar dolar verip, turşusunu kuracağı, hiçbir işe yaramayacak s400’leri aldı. tabii ki babasının cebinden değil. tekrar amerikayla arayı düzeltmek için bir de patriotları alırlar. 3.5-4 milyar dolar da ona verirler. tabii ki bizim paramızı. babasının parasını değil. ya da yüzüğü bozdurup ödemeyecek.
      şu ana kadar hiç hava savunma sistemine ihtiyaç duymadık ama birden vahiy indi herhalde. kime karşı kullanacaksak hava savunma sistemini.

        • Yani eğer inat üzerine almışlarsa bizzat benim vebalimi almışlar demektir. Vergileri inatlar üzerine vermiyoruz H Gayret bey. Sizden bir özür bekliyoruz 🙂 🙂

          • İnat da bi murattır nusret bey; biz sadece kendi devletimizin otoritesine saygılıyız..!

          • Nusret bey! İnat üzerne değıl seçimleri kazanmak için Trump ile “danişikli” dövüş’ün bir parcasi.
            Daha gecen gün siz benim yorumuma cevap olarak “seçimlere bir hafta kala” ne yapacaklarıni yazmistiniz.
            RT Erdoğan deyince bir değıl bin duşunmek lazim.
            Ati alan Üskudari geceli yıllar oldu.
            Allaha emanet olun.

        • nurdan hanım! ister inat olsun isterse seçimleri kazanmak için olsun. ülkeyi batırdılar. batırmaya doyamadılar. şu an türkiyenin, yurtdışına 13-14 milyar dolar senelik faiz ödediği söyleniyor. son borçlanmaları ise %7.5 faizle. 13-14 milyar dolar faizle, hem de her sene, 3. köprü, avrasya tüneli ve osmangazi köprüsünü yapar, üstüne de elimizde hala para kalır, “bu parayla ne yapalım” diye harcayacak yer arardık. (yanlış anlayacak arkadaşlar için not düşeyim: bu faiz, sadece kamunun ödediği değil, toplam türkiyenin ödediği faizdir. ilave not düşeyim: bu faiz hükümetin politikalarının sonucu. yani özel sektörün ödediği faiz, hükümeti ilgilendirmez” demek mümkün değil.
          – Ülke bu durumdayken, bir de 2.5 milyar dolara s-400 almak, (üstelik de kullanamayacağımız ve zaten normalde de ihtiyacımız olmayan bir sistem), “battı balık yan gider” aymazlığıdır.

          • Hamza bey! Türkiyenin hali, sizlerin bildiklerinizden dahada vahim.
            Bir kerece, devleti soyup(ben bu ülkeleri bildiğim için. Eminim AB ve diğerlerinede yatirm yapanlar vardır) Kanada ve ABD ye yatirim yapanlari sayilari o kadar fazlaki insanin kanini donduruyor.
            Turkiyedede kimlerin iki evi ve biraz durumu iyi ise Hemen Erdoğana hakaretten dava açip evlerini sattirip tazminat aliyorlar.
            Bizde basin ve gazeteci yokki ortaya cikarsinlar. F Koru ve onun gibileride millete anlata bilmek için yazmaya gerek yok ortada (filimler ve romanlar) geri kalanlarada 24 saat yalan haber yapip çep doldrmakla mesguler.
            Yalniz bu böyle devam etmesine etmezde.Ülke enkaza döndükten sonra ne faydasi olurki.

            Geriye dönüp baktığimizda Darbelerden 1980, 28 Subat ve 15 Temmuzun meyvelerini yiyenlerin MILLI GÖRÜŞÇÜLER OLDUĞU baris bir şekilde ortaya çıkiyor…Sizcede Hayret edilcek bir durum değilmi?
            1980 darbesinde sağci ve solcu gençlerın hayatları kararirken. M Görüşçüler burnu dahi kanamad ayni zamandada (Özal) ihtidar oldular. 80 Anyasinin barajide AKP ye yaradi ve yaramayada devam ediyor.
            Zaten 28 Şubatta baş örtülü bacilarini politikalarina alet edip, birde birosu dahi olan cakma hapis cezasi ile halen daha magdurlari oynarak, Ihtidarlarilarini surdurmeye devam ediyorlar.
            Ihtidarlari suresincedeTurkiye nin kökune kibrit suyu döktüler.

            Orda yaşayan, Cumhur itifaki hariç geri kalanlarin Allah yardimcisi olsun.
            REIS ŞIMDIDE MERAL AKSENERIN MAL VARLIGINA GOZ DIKMIS OLACAK KI HEM KADINA HAKARET EDIYOR HEMDE SORUŞTURMA BAŞLATIRIYOR.

  32. Her canlının doğumundan ölümüne beka sorunu vardır. Tüzel kişiler de buna dahildir.
    Hayat, mücadele ve besin zinciri üzerine kurgulanmıştır. Hayatında bir bakkal dükkanı açıp işletmemiş, bir dernek, bir parti, bir devlet hiç kurmamış veya yönetmemiş kişiler ne kadar rahatlar şaşıyorum. Evlenenlerin bile üçte biri boşanıyor. Demek ki onlar için de beka sorunu var ve evlilik müesseseleri yok oldu.
    Beka sorununun seçim malzemesi yapılıp yapılmaması bundan bağımsızdır. Yok demek başka, bu sorunu seçimde kullanmayalım demek başkadır. Devletlerin beka sorunu süreklidir.
    Sayın yazar ve yorumcu arkadaşlardan soruyorum. Bu seçim sizin için yerel bir seçim midir, yoksa genel bir seçim midir? Bir gün böyle, bir gün şöyle tavırlar görüyorum da ondan sordum.
    Saygılarımla.

    • Yani şöyle hüseyin bey; iktidar kazanırsa yerel seçim, muhalefet partileri kazanırsa bir devletbaşkanı seçimidir bu! Ama dikkat edin, asla bi genel seçim olarak görülmeyecektir:) çünkü o zaman parlamento seçimlerinin de öne alınması gündeme gelir ki bunu da kimsecikler istemez heralde:) tabii bizim uyanık muhalefetimizin unuttuğu bişey var; allah korusun devletbaşkanımıza şimdi bile en küçük bir zarar gelirse; yeni sisteme göre derhal genel seçime gitmek zorundayız:)))

  33. Allah ile aldatılanlar dönemi olabilir. Nitekim bu millet kendini dini bir cemaat olarak pazarlayan ama sonuçta terör örgütü olduğunu öğrendiğimiz grup tarafından ve yine aynı yöntemi kullanan ve sonuçta dini sadece iktidarını korumak için kullandığı açığa çıkan siyasi bir parti tarafından aldatılmış ya da uyutulmuştur. Tekrar ediyorum Allah ile aldatılanlar dönemi. Aldatanlar değil.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here