Biri eski bagajları altında eziliyor, diğeri her seçimde kendini sıfırlıyor. Seçime giderken CHP ile AK Parti…

43

Meslek basamaklarını muhabirlikten başlayıp en tepeye kadar bir zamanlar ‘merkez’ denilen medyada teker teker atlayan bir dostum, önemli bir gazetenin başına getirildiğinde, bana, “Bir-iki sorunum var, sonrasında bu gazetede birlikte olacağız” demişti.

Kendisine gazetesinin kimlik algısını hatırlatarak “Beni bırak, sen orada o kimliği koruyarak başarılı olmaya bak” dediğimi hatırlıyorum.

O da hatırlıyordur.

Algılar dünyasında yaşıyoruz

Algıların gerçeklerden daha önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar önlerine sunulanlar hakkında etraftan duyduklarıyla bir kanaat belirliyorlar ve o kanaati kolay kolay terk etmiyorlar. Taa ki, edindikleri kanaatin gerçeklere ters düştüğü kafalarına dank edene kadar…

Günün medya düzeni ve özellikle sosyal medya o kanaatin oluşmasında bayağı etkili.

‘Başarılı’ görünen ne kadar politikacı varsa dünyada, aslında onların hepsi bu gerçeği anlamış ve algı yöntemini en çok kullanan kişiler…

Geçen gün bir İsviçreli gazeteciden öğrenerek, Amerikalı iki siyaset danışmanının ‘algı’ siyasetiyle önce kendi ülkelerinde, sonraları değişik Avrupa ülkelerinde gidişi değiştirmeyi başardıklarını burada yazdım. Okumanızı tavsiye ederim.

Macaristan’da, İsrail’de bu yöntemle iş başındaki politikacıları yerlerinde tutabilmişler…

Daha yakından, kendi ülkemizden tersinden bir örnek var: CHP… Algı dünyasında CHP’nin üzerine yapışanlar sandığı da etkiliyor. Sahil kentlerinde işe yarıyor yaramasına CHP ile ilgili algı, ancak ülkenin genelinde oylarının belli bir orandan yükseğe çıkmasını da engelliyor.

Bugünkü CHP’nin yalnızca yönetim kademesinde yer alanlar bakımından değil, temel felsefe açısından da 1930’lar ve 1980 öncesi CHP’si ile bir ilişkisi olduğu iddia edilemez; Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, İsmet İnönü ve onun lideri olduğu CHP ile hiç benzeşmiyor. Ancak, genel algıda bugünkü CHP geçmişin CHP’sinin bütün günahlarının da sahibi…

Son ‘domates-biber-patlıcan olayı’ sırasında da gördük; iktidar partisi CHP’yi 1980 öncesinin yoklukları ve kuyrukları ile vurdu. Hem de kurulan tanzim çadırları önünde bazı yerlerde kilometrelerce kuyrukların oluştuğu bir ortamda.

Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP hakkındaki ‘algı’yı aşmak ve mümkünse değiştirmek için çaba sarf ediyor. Devlet Bahçeli‘ye ve MHP’ye itirazlarını bir parti oluşturarak ilan etmiş İYİ Parti kadrosu ve Saadet Partisi ile ‘ittifak’ kurması CHP’nin, biraz da ‘algı’ çemberini kırma çabasıyla izah edilebilir.

Yalnız o değil, klasik CHP’li denilemeyecek isimleri listelerinden Meclis’e taşımasını, bazı il ve ilçelerde de aynı yola başvurmasını da algı tazeleme amaçlı hamleler olarak görebiliriz.

İktidar partisi ise, CHP’nin aksine, ‘algı’ seferberliği sayesinde neredeyse her seçimde oylarını artırmayı bildi, ‘algı’ yıpranmasına rağmen iktidarını koruyabiliyor.

Her seçime geçmişinden üzerine yapışabilecek yanlışlıkları sıfırlayarak giriyor AK Parti. ‘Her dem taze’ görünmek de ‘algı’ yönetiminin bir parçası.

Bu yazı için bilgisayarın başına oturduğumda, önce AK Parti’nin fazla uzak olmayan geçmişinde katıldığı seçimler öncesinde ilan ettiği bazı belgelere göz attım.

Her seçimde değişen yaklaşım

Mesela 30 Eylül 2012 tarihi taşıyan ‘Büyük Millet, Büyük Güç, Hedef 2023’ belgesi

Daha girişinde şu satırlarla karşılaşılıyor:

“Muhafazakâr demokratlığa göre siyaset alanı uzlaşma kültürüne dayanır. Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil imkânı sağlayarak ve siyasi sürece katarak geliştirir. // Sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasi iktidardan yana olan muhafazakâr demokratlık, totaliter ve otoriter anlayışları demokratik siyasetin düşmanı olarak görür.”

Göründüğü kadarıyla, ‘muhafazakar demokrat’ sıfatını artık eskisi kadar vurgulamıyor AK Parti ve yukarıdaki satırlara yansıyan görüşleri de tadil etmiş durumda.

O kadar uzağı bir tarafa bırakalım. ‘Yeni Türkiye Sözleşmesi’ başlığını taşıyan belge 15 Nisan 2015 tarihli. Bir tür taahhütname bu.

Sözleşmenin topluma söz veren maddelerinden bir-ikisini okuyalım:

26: Her özgürlük bir sorumluluk getirir. Basın ve ifade özgürlüğü özel hayata saygılı basın ahlakını, girişim özgürlüğü meşru ve vergilendirilmiş kazanç anlayışını, inanç özgürlüğü diğer inançlara saygıyı gerektirir.” 29: “Güvenlik adına özgürlüklerin kısıtlanmasının insan onurunu yok eden dikta rejimlerine, özgürlük adına güvenliğin ihmal edilmesinin ise kaosa ve iç çatışmalara yol açtığı gerçeğinden hareketle, özgürlük-güvenlik dengesini ve uyumunu siyasal meşruiyetin temeli olarak görüyoruz.”

Yaklaşık bir ay sonra yapılacak seçimler öncesinde açıklanan ‘Gönül Belediyeciliği Manifestosu’nun üslubu öncekilerden farklı:

Seçim yarışının iftira, yalan, hakaret, husumet değil; plan, proje, hizmet etrafında şekillenmesi en büyük temennimizdir. // Darbe çığırtkanlığı yapan, asmayı, kesmeyi, zehirlemeyi, sürmeyi hesap eden anti-demokratik siyaset anlayışının dönemi, inşallah 31 Mart’ta tamamen kapanacaktır. // Türkiye’nin, tehdit siyasetine değil hizmet siyasetine ihtiyacı vardır.”

Gördüğünüz gibi, sadece yayımlandığı güne özel olarak hazırlanmış ve bu sebeple de herbiri ayrı telden çalan beyannameler bunlar.

Algıların belirlediği günümüz ortamında CHP eski dönemiyle özdeşleştiriliyor ve o algı yüzünden kaybediyor, AK Parti ise her seçime yeni bir algı ile girerek kazanıyor…

İyi de, görevini “AK Parti’yi her halükarda savunmak” olarak belirlediğini belli eden kalemlerin destek verdikleri partinin oylarını yüzde 30’larda görmeleri ve bundan kaynaklanan telaşları neden?

‘Algı yönetimi’ yüzünden olabilir mi?

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. soz konusu olan adaletse gerisi teferruat ulkenin ozeti.
    gercekten merak ediyorum algi dediniz …mesela insanlarin kacirildigi ve emniyetin haberimiz yok dedigi ailelere yonelik koca ulkenin kor sagir ve dilsiz davranmasi nasil bir algi sonucu acaba!!!
    Yasin UGAN ve Özgür KAYA kacirildi bu ulkede 3 gundur haber alinamiyor.

  2. 1) Erdoğan’ın derdi iktidar ve saltanatını 2028’e kadar sürdürmek. Erdoğan’ın beka sorunu var, ülkenin beka sorunu yok. Ülkenin 1984’ten beri PKK sorunu var.
    2) Fetö’nün toplumda bir karşılığı ve bu ülkede bir geleceği yoktur. Artık tehdit te değildir çünkü deşifre olmuştur. ABD Erdoğan’a “İstifa edeceksin, saraya senin yerine Fetö oturacak yoksa sarayı başına yıkarım” dese bile Fetö’nün bu ülkede iktidar olması mümkün değildir.
    3) Fetö’ye yardımdan bazı gazeteciler hapiste. Fetö’ye en büyük yardımı Erdoğan yaptı. Ne istediyse verdi. Bu suç “Rabbim affetsin” sözü ile itiraf edilmiştir. Mesele şudur: Erdoğan “Fetö’ye yardım” dan hesap verecek midir? Elbette vermeyecektir. Çünkü ülkedeki hukuk bağımsız değildir.
    4) 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde Fetö’ye yardım edildiği iddiası yalandır. Ne verildiyse 2002-2012 arasında verilmiştir. 1972-2002 arası Fetö’nün aldığı şeyler, sızdığı yerler Bir ise, bu 2002-2012 arası Bin olmuştur.
    5) Belediye seçimi yapılıyor. İktidar muhalefete demediğini bırakmıyor. Kayseri’de köpekler 14 yaşında bir çocuğu parçaladılar. İşte 2019 gerçeği budur. Vaadler içinde “köpeklerin çocuk parçalamadığı bir ülke” yok. 6) Kazasız belasız 2023’e ulaşmayı ve 2023’te de iktidarın değişmesini dilerim.

  3. Algı yönetiminin ustası FETÖ familyasıdır
    Her seçim öncesi şeyranın aklına gelmeyen ittifak çalışmaları ve twit 20 ye katlanmaları en iyi onlar bilir
    Türlü taklalara rağmen en güçlü olduğu yerlerde bile daha bir aday çıkaramama beceriksizliksizliğini bile örtmek için ne taklalar ne yazılar
    Hdp ilk kez bir parti Leh’ine çekilip seçime girmiyor ama örtmek için ne yazılar ne yazılar
    Bence siz dahil sonuç yine hezimet olacağını gördüğünüz yine bir telaş bir algı operasyonudur başladı
    Ama telaşınız boşuna

  4. Türkiye’de siyaset
    Türkiye beş yüz sene önce dünyanın tek süper gücü iken 1918’de yok olacak duruma gelmiştir. Tük halkının asker bir ulus olması nedeniyle varlığını sürdürmüş, bugün Avrupa’daki sıradan devletlerden biri haline gelmiştir. Türkiye’de iktidar olabilmek için özel siyasete ihtiyaç vardır.
    1- Dış dengeleri iyi ayarlamalıdır. Devletlerin yanında yer alırken sonunda kim galip gelirse gelsin sonunda yok olmama taktiğini kurmalıdır. Bu hususta yarı yarıya başarılı olmuştur.
    2- Devletler dışında Sermaye ile iyi geçinme olmalıdır. Ona teslim olmama ama onun dediğini de yapıyormuş gibi görünme. Bu hususta Türkiye çok başarılı bir siyaset gütmüş, bu sayede bugünkü duruma ulaşmıştır.
    3- Türk ordusunun siyasette birinci rol oynaması ve halkını ordunun yanında yer alması gerekir.
    4- İslami yaşamaktan çok İslam’a sahip çıkma, ona söz söyletmeme onun temel felsefesidir.
    Birbirine çelişkili olan maddeler üzerinde dengesini kurmuş olan parti iktidar olur. Erbakan Sermaye ile dengesini tam kuramadı. AK Parti bu dengeyi hala kuramamaktadır. Sermaye Türkiye’de en yakın olarak yine AK Parti’yi bulmaktadır. Biz de bize en yakın parti olarak AK Parti’yi görüyoruz.
    Yukarıdaki problemlere daha ileri bir çözü ile denge bulan olmadıkça AK Parti iktidarda olur.

  5. Fehmi Bey’in yazısı şöyle bitiyor:

    “İyi de, görevini “AK Parti’yi her halükarda savunmak” olarak belirlediğini belli eden kalemlerin destek verdikleri partinin oylarını yüzde 30’larda görmeleri ve bundan kaynaklanan telaşları neden?

    ‘Algı yönetimi’ yüzünden olabilir mi?”

    Ak Parti’yi savunmayı kendine görev bildiği halde,Ak Parti’nin oylarını %30’larda
    gören kalemler kimler bilmiyorum. Yazarımız link falan da vermemiş.

    Ak Parti’nin oyları konusunda önceki seçimlerde de yanılan Fehmi Bey,
    bizim bilmediğimiz bazı Ak Parti’li
    kalemlerin %30 tahminlerinden bahsederken aslında kendi tahmin ve
    temennisini de ifade etmiş oluyor.
    Tabii ki bu tahmininde de yanılacak.
    24 Haziran’da oyunu Ak Parti’ye veren
    bir seçmen ne oldu ki bu defa oyunu
    CHP’ye,İP’e ya da Saadet’e versin?

  6. H gayret bey bir müddettir fehmi beyin yazılarını okurken sizin yorumlarıınızıda okuyorum. IQ probleminiz olduğuna karar verdim. Diğer yazarların sizi kale almamalarını tavsiye ediyorum. Çünkü yorumlarınızda sadece boynuz şakırtısı var. Yani geyik muhabbeti 😎

  7. Fehmi Bey,
    Artık böyle bir parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) hakikatte yok, kabul etmesek de bu bir vakıa. Bir tek adam partisi, tek adam devleti ve tek adam uygulamaları var. Lidere yakın olmak da ancak O’nun onayı ve desteği ile mümkün. Yapılan çalışmalar (parti bildirisi, bütün icraatlar, uygulamalar vs) bu ekibin liderin onayı ile yaptığı işler. 2012 yerine 2002’ye bakın isterseniz. Partinin kurucularından şu anda icracı pozisyonda kim var? Görünürde kim var? Bir lider tek adamlığa ulaşınca en büyük tehlike eski dostları için ortaya çıkar. Onlar bir şekilde kaybolmak durumundadır. Yeni gelenler ise parsa toplamaya gelirler.
    Şimdi bizler, demokrasiyi önemseyen, insanca, özgür, eşit yaşamanın herkesin hakkı olduğunda hemfikir olan herkes elbirliğiyle bu ümitsiz havayı dağıtmak için gayret etmemiz lazım. Hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik temelinde bütün görüşlerin kendini ifade edebilmesine destek olmamız lazım. Bazıları yarasa gibi ışıktan rahatsız olur, her ışığı yangın sanarak söndürmeye koşar, her doğru söz sahibinin paçasına saldırmaya çalışabilir. Aldırmayalım. Kolay gelsin Fehmi Bey.

    • Görünmeyen bir el iktidara rakip olabilecekleri sahne önüne çıkmadan hal ediyor.
      Dikensiz gül bahçesinde yürümek kalıyor iktidara.
      Kaybedenler tekrar tekrar ringe çıkartılıyor.
      Yenilgi kaçınılmaz.
      Esasında bütün galibiyetlerin baş aktörü işte bu görünmeyen güç merkezi; ama sonuçları ete kemiğe bürünmüş bir şekilde
      önümüzde arzı endam ediyor.

  8. Algılarla ilgilili tesbitiniz ve yazınız gerçekten çok doğru ve yerinde bir tesbit yazınızdaki tesbit ve fikirlerin altına imzamı çekinmeden atarım ama sizden çözüm önerilerinizide bekliyorum.selamlar

  9. Trafodaki kediler başkadılar çalışmalara… Algı canım her şey algı….Anti-Cumhur İttifakı’nın Beka söyleminden son derece rahatsız olduğu anlaşılıyor. Oysa bu Anti-Cumhur İttifakı’nın her bileşeninin yaptıkları ve söyledikleri, bizzat kendilerini yalanlıyor. Mesela HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız, Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” dediğinde acaba bunun nasıl anlaşılmasını bekliyorlar?…Bu da mı gol değil…Algı algı… hdp ve chp demekki hükümete çalışıyorlar…PKK’yı bir çare olarak gören, bununla kalmayıp, ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı’na, MHP Genel Başkanı’na, bir muhalefet partisi liderine hem hakaret eden, hem de onları PKK üzerinden tehdit eden bir düşkün yapıyla kol kola giren CHP, İP ve Saadet için hangi yorumlarda bulunmalıyız? Bu skandal durum, artık domates biber patlıcanla veya sürekli harlı tutmaya çalıştıkları Erdoğan düşmanlığı, kışkırttıkları kutuplaşma rüzgârlarıyla örtülebilecek gibi değil.

  10. “Domates Biber patlıcan”diye sokaktan bir nâra gelmiş Barış abi sevdiğine sevdiğini söyleyecekken ve diyememiş sevdiğini sevdiğine Barış abi algı opererasyonunun kurbanı olmuş ):

  11. Bugün çok güzel konulardan birine değinmişsiniz.Algı çok önemli,yalnız chp de sütten çıkmış ak kaşık değil.Türkiyenin solunu ve sosyal demokratlıgını tıkayan bir parti.30 yaşının üstündekiler bazı şeyleri çok iyi hatırlar.Bunlardan birkaçını söyleyeyim;28 şubat ta ve sonrasında solcuyum diyip kendini solcu zanneden ‘irtica geliyor’ diyerek çığırtkanlık yapanlar ,üniversite kapılarında ikna odası kuranlar,2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçiminde kemal anadol un mecliste verdiği yalnız bir görüntü varya o görüntüleri pek unutmuyor bu millet.onun için chp nin aldığı oy belli bir oranı geçmiyor.gerçekten de türkiye de sol bir partiye çok ihtiyaç var.Ama solu kapıyor bunlar.Kılıçdaroğlu çabalasa da geçmişin hatalarını silemiyor bir türlü.İYİ GÜNLER…

    • 28 Subatin Mağdurlarindan biri olarak!
      Diyiyorumki…..28 Şubat Erdoğanin yaptiği ZÜLÜMLERINİN yanida DEVEDE KULAK DAHI OLAMAZ….
      Ben o dönemde Hiç bir polisin DOĞUMHANELERIN önunde DOĞUM yapan kadinlari beklediğine, sahit olmadim… Heleki! Başörtülü Hamile kadinlarin bileklrine arkadan kelepçe takıldiğinada şahit olmadim.
      Onlar zalim diler AMA ne bizim, mallarimiza nede Pasaportlarimiza el koymadilar…..!!!!! Şu an geriye dönup baktiğimizda, 28 Şubatlarin, meyvelerini YIYENLERI görünce ister istemez insanin aklina şu soru geliyor… 28 Şubatin o zamanki arka planada kalip görünmeyen esas pilanlayicilari KIMLER’di? Çünku 28 Şubatin o meşhur lafi şu an Turkiyede gerçlekmiş durumda ve 1000 yila zor duzelir. Gelecek kusaklar bu günleri okudukça Dini kullananlar sayesinde suçlu dini bilecekler.
      Sahi o zaman Rahmetli Erbakani bitirenler gercekten 28 Şubatcilarin sahnede olanlarimi idiler, yoksa önce Türkiyenin Can damarlarini yabancilara satip şimdide küçuk esnafi bitirenler midiler?

  12. Yazılarınızın mimarisi ” hep siyasetçiler algı çalışması yapar ” izlenimi verecek şekilde . Bu da başka bir algı
    oluşturma çabası değil mi ? Üstelik siyasetçilerin sırtında yumurta küfesi var ; hak vermesek de, bir yerde anlaşılabilir. Ama bir gazetecinin bazı konularda özenle ayıklama , temizleme , gözden kaçırma şeklinde algı oluşturmaya gayret etmesi, övünülen ” tarafsızlık / objektiflik ” iddiasını yerle bir eder. Örneğin , ana muhalefet partisinin artık iyice açığa çıkan HDP ile işbirliğinden usta kalem hamleleriyle “hiç bahsetmemek ” , olgu temizleme faaliyetidir. Yine de günahınızı almamak için bir pay bırakayım. Belki bu konuyu başlı başına ayrı bir yazıda ele alır ; milletin sevdiği Lidere karşı , kendilerinin nefret edip , herkesi de nefret etmesi için ” zorladığını ” , bu uğurda şeytanla bile işbirliğine gitmekten çekinmeyeceklerini aslında çok iyi bildiğiniz çevreleri anlatırsınız.
    Bu zorlu coğrafyada , bu topraklara ayak bastığımız asırlardan bugüne , bugünden kıyamete kadar ayakta kalabilmek için, zihin kodlarından “beka” düşüncesini asla silmemesi gereken insanlar olmalıyız. Siyaseten ve kast-ı mahsus olmadan kimi hatalar yapsa bile , genel çizgisi itibariyle bu ülkenin ayağa kalkması , gelecekte daha da güçlü olması için – yetki aldığı sürece – mücadele eden / edecek olan bir liderliği alaşağı etmek isteyen ” kifayetsiz muhterislerden ” ve bunun için bir araya gelmeye çalışan ” kopyala-yapıştır / dört-beş benzemezler ” den bahsetmek için o kadar çok malzeme var ki. Biraz da bunları yazmaktan kaçınmayalım. Doğrusu en muhalif yorumları bile yayınlayarak gösterilen cesareti , belirttiğim bu konularda kalem oynatmaktan kaçınmayarak ispat etmek her bakımdan daha iyi olur vesselam.

  13. Ahiretini değilde dünya bekasını amaç edinenler çekirge gibi sıçrar da sıçrar belki bu dünyada sıçramaya devam ederler ama ahirette sıçramaları mümkün olmayacak.
    İlahi adalet karşısında suspus olacaklar.
    Keşke henüz çok geç olmadan farkına varabilseler.
    Yaptıklarına rağmen başlarına hiçbirşey gelmeden kazanmaya devam edenler kendilerini hep doğru zannediyorlar.
    Rabbimiz mühlet verir ihmal etmez.
    Bu kainatin değeri Rabbimiz katında bir sineğin katından daha değerli değildir.

    • Tabi obur taraf zaten size rezervelidir, ama bu tarafta yuce turk yargisinin otoritesine saygi duymak lazim! Yoksa gayretullah falan derken bu sefer sefkat tokati ne yandan gelir belli olmaz…

  14. CHP tabii ki geçmişinde yapılan hataları yüklenerek bugünlere geldi. Türkiye şartlarında bu hatalar dimağlara kazınmış ve “algı”lar kemikleşmiş durumda. Her seçime girerken bunun bir dezavantajıyla giriyor kazanmaya çalışırken kaybediyor. Geçmişin temel hatalarını kabullenmeyi taviz olarak değerlendiren klasik üyeleri olduğu sürece ciddi bir değişim olmaz. CHP empoze edilen, yani, tepeden inme bir dünya görüşünü sembolize ediyor. AKP ise “bu görüşün bize daha uygun bir alternatifi var” iddialarıyla ortaya çıkan ve fazla bir gecmişi olmayan, sorunların çözümüne dair vaatlerle umut teşkil ederek (kötü icraatlerine rağmen) seçmende “eh ne yapalım herşeye ragmen, yine bir nebze iyi” “algı”sıya rakiplerine kıyasla biraz daha avantajlı. Bu ülkenin biran önce daha büyük bir hızla gelişmeye ihtiyacı var. Partizan ihtiraslar bu ihtiyacın önüne geçmemeli. Partiler ve kişiler kaybederken ülke her seçimden sonra bir şeyler kazanmalı.

    İdeal şartlarda ne yapılmalı?: Partiler aralarında mutabık kalarak (ve hatta buna ikna edilerek veya da zorlanarak) partiler-üstü bir platform oluşturmalı. Ulkede askerlik her zaman önemli bir konu. Askerler siyasete giremez. Darbe yapma noktasına getirilmek yerine etkin-sivrilmiş başarılı olanlar tesbit edilerek (yarı-sivil hayata geçiş sınavıyla) bu partiler üstü platforma üye olmalılar. Yani bu platformda onlara da aktif bir kontenjan ayrılmalı. Bu durum vatansever ve birleştirici ilave bir unsur teşkil eder. Bu platform klasik siyasetten bıkıp iğrenmiş halk kesimine, özellikle genclere açık olmalı. Kabiliyetli gençlerin çoğu klasik partilere değil de bu partiler-üstü platforma üye alınmalılar. Bu platform “diyalogun ve akıl-iman sentezi”nin hakim olduğu, polarizasyona-havanda su dövmeğe fırsat vermeyen ortamlar oluşturmalı. Ayrıca, bu platform yurt dışında yetişmiş dünyayı ve oluşan küresel standardları bizzat yaşayarak bilen, birer dünya vatandaşı olmanın yanısıra (misal: çifte vatandaşlıkla) ülkesine de aidiyet duyguları sağlam gençlere de açık olmalı (Bunları cezbetmeli. Onlara da bir kontenjan ayrılmalı). Yani, partiler-üstü bu platform tampon bir karışımdır. İtici etkin güç olarak biribiriyle uyumlu-birbiriyle arkadaş akıl ve iman hakimdir. Bu bir sentezdir; akılcı ve iman sahiplerinin seçkin üyelerini bir araya getirebilen ve bunlardan faydalanabilen bir sentezdir.

    Türkiye, beyin göçü deyip şikayet edeceğine yurtdışındaki insan kaynaklarından etkin bir şekilde faydalanmayı mutlaka başarabilmeli. Bunların öncülüğü ve katkısıyla, özellikle eğitim konusunda sanal lise ve üniversite ortamları oluşturulmalı ve mevcut sisteme entegre edilmeli. Bu düzen mevcut kısır ve laçka nitelikli sistemden daha ekonomik ve daha başarılı olur. Eğitim kalitesi konusundaki açığımızın kapatılması dünya standartlarının bir an önce yakalanması için bu ve buna benzer yenilikler şarttır. Bu partiler-üstü platform geçmişin hataları konusunda kısır tartışmalar yerine, olumlu ve daima ileriye dönük yapılması gereken işlere odaklanmalı. “Taze kan” denebilecek yetenekli kişiler belli bir olgunluktan sonra ülke hizmetine arzu ettikleri partiler bünyesinde devam edebilirler. Bu şekilde mevcut partiler de klasik laga-lugacı çirkef karakterlerin boyunduruğundan zamanla kurtulmuş olurlar. Böylece, bir süre sonra, partilerde ortalama kalite ve verimlilik artar. Ülkenin dış işleri konusundaki etkinliği de kesinkes artar.

    *******
    …..
    “Türkiye bu günleri aşacaktır, elbette”!
    Yahu ne klasik, ne yuvarlakça bir laf!
    Peynir gemileri bir yol bulacaktır elbette!
    Siyasi laf salatası; hep gaf üstüne gaf!

    Yine o taş-toprak yahu, pirince ait,…
    Yine o temcit pilavı! yedirmek mi lazım?….
    Çağ internet çağı, gülüm; devir müsait!
    Yeni birşeyler yapmak lazım, cancağzım!
    ….
    *******

  15. Algi çalışması, algı yönetimi, algı operasyonu deyince sokaktaki insan bunu masum bir şeymiş gibi algılıyor. Vahim sonuçlarını insanlara gösterecek yazılar yazılmalı, belgeseller çekilmeli, daha başka çalışmalar yapmalı. Yanlış algılar devletin kanunlarına girdi, devlet politikası haline dönüştü parti çalışmalarını aştı. Hala muhalefet durumun vahametinden habersizmiş gibi yapıyor.

  16. Biz millet olarak yalan ve yalnişlari her zaman onaylar ve savunuruz. Şu an Erdoğan ve Partisinin yaptığı yalnişlari savunmak için hemen Dini refarans vererek savunanlarin sayilari oldukca fazla.

    Örnek: AKP liler kendilerini şöyle savunuyorlar, “seçimleri kazanamasak başörtülüler sokağa çıkamazlar.” Bu lafi söyleyene kayıtsız şartsız inaniyorlar ve alkişliyorlar… Ordan bir kişi çıkipta Hapisdeki baş örtüluleri ve bebekleri o konuşana hatirlatip şu soruyu sormak akılina dahi gelmiyor. AKP seçimi kazanmasa! Şu an başörtülü elleri kelepçeli iki polis kollarina girmiş birside bebeği taşidiğini görmiyeceğimizden mi bahs ediyorsunuz? Diye sorulsa birdaha bu tip yalanlar konuşa bilirlermi…

    Bizim DİNDAR KESIME veya kendilerini dindar olarak görenlere! İslamin şarti kaç diye sorulsa cevabi hiç süphesiz 5 olur.
    Oysaki ben Islamin şartilarinin zenginlerin haricinde, 5 olmadiğini ilk okula başladiğimda, Din dersinde hocaya kabul ettirmiştim.
    Hoca herkese Islamin sarti kaç? Diye soruyordu vede saydiriyordu.
    Bana sira geldiğinde benim cevabim şu oldu, Öğretmenim İslamin şartı benim için 1, Babam için 3, Dedem için 5 deyince hoca önce kızdı, sonrada “say bakalim” dedi. Bende saydim! Ben çocuk olduğum için oroç, namaz, zekat ve Hac bana farz değil. Sadece bizi yaratan Allaha ve gönderdiği peygambere inaniyorum.
    Babam da zengin olmadiği için Zekatda veremiyor Hacada gidemiyor. Dedem zengin olduğu için islamin şartlarinin beşinide yerine getirmek zorunda.
    Öğretmen, hemen beni çinko bir tabağa oturtdurdu ve avucunun içinede havaya kaldirip diğer siniflari tek, tek, dolaştirarak hepisinde ayni soruyu sorup cevaplari tekrarlati abilerimde 4.ve 5.siniflarda okuyorlaridilaler.
    Hoca abilerime “buna kim öğretti” diye sorunca, onlarda şaşirdilar, iki abimde ayri ayri siniflarda olduklar halde ikiside ayni cevabi verdiler, benim her şeyi sorguladiğmi, ve sürekli soru sorduğumu söylediler.
    Eger bizler devleti yönetenlerin her dediğine inanip eyvallah demek yerine en ufak bir yalnişinda kendi doğrularimizla onlarin yalnişlarini ortaya çıkabilseidik onlar kolay kolay milleti kandiramayacaklarini bilr yalnis yapamazdilar.

    Bizde tam terso oliyor! Siradan vatandaşlar, birbirinin kusurunu cimbiz ile arar! Ama Politikacilara sira gelince, birisi onun gözünün üstünde kaşın var dese kiyameti koparirlar. Özelikle bu tip insanlari kim iyi kullanirsa seçimde kazanir milletide köleleştirir.

    Bu milleti en iyi taniyan Erdoğandir ve şimdiye kadar olduğu hiç bir işini şansa birakmadi ve birakmiyor.
    Ayricada insanlari kullanmasinı cok iyi bildiği içinde hatalarini başkalarina yikmasini’de iyi beceriyor.

    Bütün bu özeliklerine rağmen, seçimi kayip etmekten bu kadar korkup paniklemelerinin sebebi ne olabilirki?
    Oysaki çevresinden hic kimse onu sorgulamiyor ve ne yaparsa yapsin hepsi
    takdir ediliyor.

    At alan üsküdarı geçtikten sonra, yeni yeni birilerinde ciliz sesler çikmaya başladı…
    Ne yazikki çok gec kalindi.

  17. Her seçim öncesi konuşmalar ciddiye alınır. Seçimden sonra üstü çizilir. Halk sadece hipnoz ile uyutuluyor. Tanzim satışlar gerçekten Türkiye adına bir kara lekedir. Avrupalılar bu kuyrukları görmüyor mu sanıyorsunuz? Herkes biliyor ki ekonomide büyük bir sorun var ve sadece Ak Partiler bunu kabullenmek istemiyorlar. Bu bir Ekonomi algı operasyonundan başka bir şey değildir.
    Şunu unutmadan siz hiç Tanzim Satış kuyruklarında Suriyelilere rastladınız mı? Göremediğinizi var sayıyorum; çünkü Suriyeliler vergisiz çalışıyorlar. O yüzden de maddi sıkıntıları yoktur.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Yabanci dusmanligi ve nefret soylemini surekli tekrarliyorsun nusret! Sonra da kim ben mi uyanikligina yatiyorsun:) suriye halkiyla civanmert turk milletinin dayanismasi seni mi gerdi? Gulme komsuna gelir basina…

      • H. Gayret seni parayla mı buraya aldılar bilmiyorum ama şunu unutma AKP’nin bütün günahlarına sen de ortaksın bu bil. Yorumları anlamadan ırkçılıkla suçluyorsun kafan yerinde mi senin? Ben kimseye düşman değilim. Suriyeliden vergi alınmadığı için Türklere ait bir sürü döner salonu ve lokantalar kapatmak zorunda kaldılar. Bunların da vebaline ortaksın. Artık bırakın şu iftiraları da gerçekleri konuşun. Beni bir şekilde ortadan da kaldırabilir siniz ama; Yüce Adalet hep ensenizde olacaktır. Benim bir kelimemde ırkçılık yok, siz hazmedemiyorsunuz.

  18. “Algıların gerçeklerden daha önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar önlerine sunulanlar hakkında etraftan duyduklarıyla bir kanaat belirliyorlar ve o kanaati kolay kolay terk etmiyorlar. Taa ki, edindikleri kanaatin gerçeklere ters düştüğü kafalarına dank edene kadar…”
    İşte can alıcı cümleniz bu; HARARİ de” Sapiens” kitabında aynı şeyi söylüyor:
    “İNSANLARI NESNEL GERÇEKLER DEĞİL, HAYALİ GERÇEKLER YÖNLENDİRİYOR”

  19. İsminiz ve algılanmanız okuyucu tarafından farklı yorumlanabilir; hatta birçokları için itici bile bulunabilirsiniz; üstelik benim gibiler sizinle farklı kutuplarda bulunabilir de..
    İtiraf ediyorum ki, siz donanımlı bir gazetecisin ve saptamalarınızdaki bilimsellik harika. Bu nedenle yazdıklarınızı size kızanlarla bile paylaşıyorum…

  20. Algı yönetimi gerçekten maharet istiyor ve REİS bunu hep başarıyor. Fakat , Son Tanzim satış hikayesi pek. Bu Algı uzmanlığına uymadı sanki , Sokaktaki Hacı Emmiler bile buna, İnanmıyor .HattaReisi çok seven ,ve hep savunan Esnaf arkadaşım ilk defa ,Yahu ,yoksa Diğer konulardada işler , bu şekilde mi yürütülüyor .Ben bu, konuda ikna olmadım dedi ,Algı tamam , ama bide hayatın acı gerçekleri var algıyla düşünce engellenir ama ihtiyaçlar, giderilemez.

  21. Manifestolar çok güzel ,bide gerçekten uyulsa, ülkemiz ,yaşanacak en aranan ülke olur. Fakat son taahhütlerin 29. maddesi ne diyor ÖZGÜRLÜK-GÜVENLİK Dengesi ve Uyumu SİYASi MEŞRUTİYETİN temelidir . Çok doğru ama bunlardan birisi feda ediliyor .Dünyanın her yerinde ve ülkemizde bu Özgürlük oluyor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here