TL’nin erimesinin sebebini yanlış yerde arıyor ve ekonomiyi daha da zorluyoruz…

57

Türkiye’nin bir saldırı altında bulunduğu görülüyor. Hakkında hemen her gün olumsuz haber ve yazılar çıkan, ekranlardan itibarı karalanan bir ülkeyiz; uluslararası medya bu açıdan başı çekiyor.

Uzun yıllardır ‘ittifak’ ilişkisi içerisinde bulunduğumuz ABD de Türkiye’ye sıradan bir ülke muamelesi çekiyor. İki bakana ‘yaptırım’ uygulamak da ne demek? Washington kaynaklı,  başkan ve başkan yardımcısı düzeyinde mesajlardaki üslup da kabul edilebilir seviyenin çok altında.

Çoğumuz bu görüntüye bakıp TL’nin Dolar karşısında değer kaybetmesini dışarıdan gelen medya saldırısı ile ABD’nin tavrına bağlıyoruz. Doların TL karşısında kazandığı her puan, medya saldırısı ile ABD’den gelen mesajların kesiştiği zaman dilimlerine denk geliyor ve bu da kanaatimizin doğrulanması olarak değerlendiriliyor.

Acaba öyle mi?

Saldırılar ve saygısızlıklar sebep mi, sonuç mu?

Dolar-TL kurundaki oynamaların sebebi dış etkiler mi, yoksa esas sebep farklı mı?

Bir kere, paramızın Dolar karşısında değer kaybettiği bir gerçek, ama TL yalnızca Dolar karşısında değer kaybetmiyor; aynı süre içerisinde Türkiye’den daha zenginler kadar çok fakir ülkelerin paraları da TL karşısında değer kazandı.

TL resmen bütün diğer paralar karşısında eriyor.

’’Ne yapalım, biz böyle de yaşayabiliriz’’ diye konuya yaklaşanlar, hatta bundan övünülecek yönler çıkartanlar da var; ancak bu tür söylemlerin sahipleri bir yerlerden itibar görseler bile, hem kendilerine hem de ülkelerine yararlı bir iş yapmıyorlar. Türkiye de pek çok hesabın Dolar cinsinden yapıldığı bir ülke ve yabancı paranın değer kazanması, başka her şey sabit kalsa dahi, Türkiye’nin ve Türkiye’de yaşayan herkesin fakirleşmesini getiriyor.

Kamunun ve özel sektörün Dolar cinsinden borçları bir sorun bugün; bütçe açığı ve cari açık yüzünden Merkez Bankası rezervleri azalıyor, TL’yi değerli tutmak için başvurulan tedbirlerle rezervler bayağı dibe vurdu.

‘‘Dışarının etkisiyle, uluslararası medya saldırıları ve Amerikan politikacılarının nezaketsiz tavırları yüzünden’’ teşhisleri bu gerçekler karşısında fazla bir anlam taşımıyor. Uluslararası medya sussa, Washington’da yürütülen müzakereler olumlu sonuç verse bile, bunun TL’nin değerine fazla olumlu bir katkısı olabileceğinden emin değilim.

Seçimden önce ‘‘Göreceksiniz, Dolar 4 TL’nin altına kendiliğinden inecek’’ denildiğini hatırlayın; referandumdan önce de hedef onu 3 TL’nin altına indirmek olarak konulmuştu. İniyor, inmesini sürdürüyor ve bir türlü daha yukarıya çıkabileceği görüntüsünü vermiyor TL…

Neden acaba?

Başarı hikayesiydik, ne oldu?

Türkiye ekonomisinin son 16 yılın önemli bir bölümünde kalkınma arzusuyla dolu gelişmekte olan ülkelere bir ‘başarı hikayesi’ olarak örnek gösterildiğini unutmuş değiliz. Dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına girileceği iddiası o yıllarda gerçekleşebilecek bir hedef olarak görülüyordu. Bütün ekonomik göstergelerde göz kamaştıran sıçramalar yaşandı aynı dönemde.

Şimdi haklı olarak şikayetçi olduğumuz uluslararası medya o günlerde ülkemize methiyeler düzüyordu.

Dünya bankacılık sistemi Türkiye’den gelen kredi taleplerini derhal karşılıyor, yabancı yatırımcı ülkemizi en fazla tercih edilir ülkeler arasında sayıyor ve hem borçlanma hem de doğrudan yatırım çekme yönünden hiçbir zorlukla karşılaşılmıyordu.

O günlerle bugün arasında ne fark/lar varsa sebepleri orada aramamız gerekiyor.

Biz şu anda sebepleri sonuç yerine koyuyor, sonucu da en önemli sebep olarak biliyoruz.

‘‘Türkiye uluslararası medya ve yabancı ülkelerin hasmane tavırlarına muhatap ve bu yüzden ekonomisi alarm sinyalleri veriyor’’ kabulünü tersine çevirmemiz galiba mümkün: ‘‘Türkiye içeride yapılan bir dizi hata yüzünden ekonomik yönden sıkıntılar yaşıyor, uluslararası medya ile yabancılar bunu fırsat bilerek üzerimize çullanıyor’’ da denilebilir pekala…

Bu yazıyı neden yazdım?

Tespitim gerçekse, Washington’daki müzakereler olumlu sonuçlansa ve papaz Andrew Craig Brunson serbest bırakılıp ülkesine dönebilse dahi Türkiye’ye bakışın ve Dolar-TL paritesinin değişmeyeceğini, hatta daha da bozulabileceğini hesaba katmamız gerekebilir.

Yargıya, demokratik kurallara, anayasada da yer alan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olumsuz önyargılar biraz daha pekişebileceği için…

Gazeteler bugün Washington’daki Türk heyetinin konuya ilişkin temaslarını bir müzakere, bir tür pazarlık olarak yansıtıyor. Brunson, belki birkaç ABD vatandaşı veya ABD çalışanı daha serbest bırakılacak, buna karşılık Halk Bankası’nın ABD’de yargılanıp hapis cezasına çarptırılan genel müdür yardımcısı cezasını Türkiye’de çekecek, bankaya da ABD yönetimi yumuşak davranacakmış…

Pazarlık bunun üzerineymiş…

Bu görüşümü o haberleri okuyunca sizlerle paylaşmak istedim.

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. -nerden nereye bağladınız?
    -yazının başlığı bile niyeti belirtiyor.
    -içerde yapılanlar deniyor ama içeride yapılan “sözde hatalarla” ilgili bilgiler sıralanmamış.
    -“tl eriyor” sözünü kullanarak fehmi bey durumu daha da koru’klemiyor musunuz? dış müdahalelerle ekonomiyle darbe yapılmak istenen ülkede sadece dolar mı yükselir? Ekonomiyi ve 21. Yy düşmani savaşları iyi okumak gerek.
    -yazı baştan sona “belli bir niyet” taşıyor.
    -dışardan ekonomimizle hatta ülke geleceğimizle böyle oynanırken içerde böyle yazılarla topluma “algı oluşturmak, mesajlar vermek” hayırlı işler gibi gözükmüyor. Herkes bir taraftan yüklenirken kabuğundan yeni yeni çıkmaya çalışan büyümeye adım atan bu ülke için 24 haziran sonrasının B planı çoktan oluşturulmuş anlaşılan. Bu işin sonunda kötü işer seziyorum.
    -ve içimdeki bu sezgiyi daha da pekiştiren bu yaklaşımlarınızla bir daha yazılarınızı okumama bu sayfaya da girmeme kararı alıyorum. kişi ölürken yaptığı iş üzerinedir elbet. doğru yolda olan doğru yolda son nefes verir yanlış olan bunu gece gündüz devam ettiren de yanlış yolda veda eder. allah kimseyi doğru yoldan ayırmasın. yıllar sonra da olsa henüz hepimiz zamana tanıklık ederken, hayattayken doğruda yaratanın arsu ve isteğinde yüce ilminde buluşmak, keşifler yapmak hep birlikte ileriye gitmek siyasi menfi ve nefsi işlerden ziyade sadece yaratanı tanımak bilmek samimiyetle okuyup düşünme dileklerimle.

    • Tercih ettiğiniz kullanıcı isminden hareketle genç bir insan olduğunuzu düşünüyorum. Yorumunuza ilişkin olarak söylemek istediğim şey muhtemelen size üzerinde iki saniye bile düşünmeye değmez görünecek, ama yine da yazmak istiyorum, genç arkadaşım: Ne yaşam öyküsüne ilişkin hayli şey bildiğim, onyıllardır okuru olduğum Fehmi Koru, ne ben, ne de yorumları muhalif kimliğine yakın diğer insanlar bu vatanı sizden daha az ya da daha çok seviyor değiliz. Herkes için konuşamam elbette, ama, öyle tahmin ediyorum, ben de dahil olmak üzere, bu yorum sayfalarında düşüncelerini dile getiren, eleştirel bir tutum takınmış görünen arkadaşların hemen hepsi bir dönem inanç ve umutla AK Parti’ye destek vermiş insanlar. Sizin varsaydığınız, ve çok inandırılmış göründüğünüz bir B Planı yok ortada. En az beş altı yıldır hem Fehmi Koru, hem de binlerce dindar, muhafazakar, olumsuz sonuçlarına da katlanarak, Erdoğan ve partisini uyardı yapıcı eleştirileri ile. Dindar-muhafazakar bir yazar olarak Fehmi Koru çok, ama çok bedel ödedi doğru bildiklerini söylemek için. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin birinden diğerine süründürüldü. İnsanda sadece saygı uyandırması gereken bir bilgilenme azmi ve tutkusuyla, çok iyi bilinen çalışma disiplini ile, ait olduğu dünyanın en saygın, en seçkin yazar ve gazetecilerinden biri, bence önde gelen bir kaç isminden biri oldu.

      Erdoğan’a ve iktidarına yönelik eleştiriler yüzünden kendinizi aşağılanmış hissedip öfkelenmeyin. Karşılaştığımız iç karartıcı tablo, dünden bugüne bir anda yaşanıyor değil, genç arkadaşım. Beş altı yıldır, “Uyarılar dikkate alınmazsa, yakın gelecekte çok kötü günler bekliyor bizi. . .” demeğe getiren pek çok insan oldu. Doğru’nun ve doğru yolun ne olduğuna ilişkin kanaat ve çıkarsamalarınız, bir lidere duyduğunuz sevgi dolayısıyla olmasın. Duygu ve peşin hükümden uzak kalmaya çalışarak yorumlayın ülkemizde yaşananları. Onyıllarını bu ülkenin daha iyi olması için harcamış Fehmi Koru’nun neden yaşantısının geç bir evresinde dış mihraklarla işbirliği içinde yazılar yazmaya karar verdiği sorusunu kendinize sorun. Bir insanı, “vatan hainliği” ile aynı anlama gelecek şeylerle itham etmek, hem aklen, hem dinen, hem vicdanen bu kadar kolay olmamalı -öyle değil mi? Hepimiz bu ülkeyi seviyoruz, bu ülkenin insanıyız, hepimiz kardeşiz. Bence böyle düşünmeye çalışın.

  2. Komplo teorisi:
    Secimlerden önce ekonominin dibe vuracağı biliniyordu. Hatra secimler bundan dolayı öne alındı. Hukumetin beceriksizliği konuşulmasın diye, brunson krizi ortaya çıkarıldı. Müttefik, milliyetçi, gaz bağımlısı secmeni nezdinde yine milli duruş mağduru gorulebilmesi için, moratoryumu böyle bir krizin golgesinde sogutmaya çalışıyorlar.

  3. Son yılların gözde iftiraları bu günlerde gene popiler olmüşa benziyor. Ömrü boyunca Gülen cemaatinden nefret edenler son iki üç yıldır AKP nin havuzu tarafından aniden cemaatçı ilan edilmerinde maksat ne olabilirki?
    Neyise isterseniz bunların cevabını Havuzcu damadın gazetesi sabahın yalanlarına Akın Ipeğin “ne var bunda'”sorusunu,
    Aşağıdakı Kopileme yazıdan okiyalim…

    Akın İpek: Serhat Albayrak, sen Angels otelde kalmadın mı arkadaş

    Abdullah Gül’ün eski doktorunun gözaltında verdiği, Gül ailesiyle birlikte Akın İpek’e ait otelde tatil yaptık ifadesinin ardından bugün havuz medyasında ilginç bir haber çıktı.

    AKP’nin el koyduğu İpek ailesine ait otelde kalan ünlü kişilerin ‘seçilerek’ cımbızla haber yapıldığı Sabah gazetesi’ndeki küpürü paylaşan Akın İpek sordu: ”(Sabah’ın CEO’su) Serhat Albayrak, sen Angels otelde kalmadın mı arkadaş… Ne var bunda?”

    İpek Twitter hesabına şöyle yazdı:

    ”Durup dururken Angels otelini yine gündeme taşımış Sabah… Evrak yakıldı yalanını atmış… Yakılacak evrağı olan adam, yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen neden tüm bilgisayar ve muhasebeye silinemeyen sistem kurdursun? Evraklar yakıldı dedikten sonra da… Otel de kalan isimler ortaya çıkartıldı diyor aynı haber… Ortaya çıkartıldı dediği ne? Otel yönetimi kalan her misafirin kimliğini yasal olarak bildirilmesi gerekiyor idi… Eksiksiz olarak bildirildi zaten. Zekeriya Öz farklı isimle kalmış imiş… Arkadaş kendisine güvenlik tedbiri olarak zırhlı araç tahsis etmenizde bir sorun yok da güvenlik tedbiri olarak otele farklı isimle rezervasyon yaptırmış ise bana ne… Bana niye sorun olsun.”

    ‘OTELDE KALMAYANLARI YAZARSANIZ DAHA KISA BİR LİSTE OLUR’

    ”Otelde kalmak bir suç değil… Adı üstünde “Otel”… Ailesi ile benim otelimde tatilini yapmış insanların isimlerini ifşa edip bunu kullanmak da istemem. Fakat kalanları değil… Kalmayanları yazarsanız çok daha kısa bir liste olur.”

    ‘SERHAT ALBAYRAK SEN ANGELS OTELDE KALMADIN MI KARDEŞİM’

    ”Son Olarak; Sn. Cumhurbaşkanımız Gül’ün yıllar önce Angels otelde tatil yaptığı haberlerinden bir gün sonra; Sabah’ın bugün böyle ağır bir haber yapmasının sebebi ne… Serhat Albayrak, sen Angels otelde kalmadın mı arkadaş… Ne var

    • Yıllarca cemaatin ekmeğini yiyen, etinden sütünden istifade edenler şimdi bir numaralı cemaat düşmanı.
      Olan hep garibanlara oldu, oluyor.
      Cemaatin bankasından ucuz kredi çekip boğazda yalı alanlar dışarıda, cemaatin bankasında çaycılık yapanlar içeride.
      Cemaatin TV ve gazetelerinde ballı maaşlarla yazanlar Amerikalarda sefada, gazete gece bekçiliği yapanlar içeride cefada.
      Adaletin batsın emi dünya!

      • Önce toplumsal birliğimizi, kardeşliğimizi batırdılar; kendilerinden olmayan herkesi aşağıladılar, dış güçlerin maşası, terör destekçisi ilan ettiler. Sonra, adaleti ayaklar altına aldılar. Halkın yoksullaşacak olmasına, işsizliğin acımasız çukuruna yuvarlanacak olmasına hiç, ama hiç aldırmadan, bütün uyarıları aynı aşağılayıcı kibirli dille reddederek ekonomiyi batırdılar. Şimdi, her zaman olduğu gibi, akıl almaz bir inatla, akıl almaz bir kibirle, halkın ve ülkenin kaderini hiçe sayarak, bildikleri yolda devam edeceklerini ilan ediyorlar. Şimdi, her zaman olduğu gibi, “milli” ve “Müslüman” olmanın yegane kriterinin kendilerini koşulsuz desteklemek olacağını söylüyorlar. Kimse konuşmasın, kimse tek söz edemesin istiyorlar.

        Yapamayacaklar. Yoksulların ve masumların ahının bir karşılığı olacak. Neyse bedeli, ödenecek. . .

  4. Ümmetin Lideri, Saray’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve beraberindeki heyeti kabul etmiş. Heyet, ziyarette, Ümmetin Lideri’ne üzerinde ayet yazılı tablo hediye etmiş. Ümmetin Lideri şöyle buyurmuş: “Hiç korkmayın, hepsi geçecek, özel sektör de vatandaşımız da neyin nereden geldiğinin farkında. Makul süre içinde her şey düzelecek, piyasalar rahatlayacak.”

    AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, partinin Ayvacık Genişletilmiş İlçe Toplantısı’nda konuşmuş. Şöyle demiş: “Dolar toparlanacak, yatırımlarımız hız kesmeden devam edecek.”

    İki cümlelik veri aktaralım, ve sonra sorumuzu soralım:

    Türk Lirası’nın yıllık bazda en fazla değer kaybına uğradığı yıl 2016. Paramız 2016 yılında dolar karşısında yüzde 45,57 değer yitirmiş.

    Henüz daha 2018 yılının 8. ayındayız. Daha şimdiden Ocak 2010’den bugüne kadar geçen 7 aylık dönemde Lira’nın Dolar karşısındaki kaybı yüzde 44’ün üzerinde.

    Bu iki siyasetçinin söylediklerine inanıyor musunuz?

    Adı geçen gurup başkanvekili, herhalde benim gibi haddini bilmezlere ayar vermek için, akla ziyan bir soru sormuş aynı konuşmada:

    “Önceden ‘Öğretmen limon satıyor’ diye haberler olurdu. Şimdi var mı böyle bir haber?”

    Bence Ümmetin Lideri Saray’ında ilkokul müsamereleri tadında kabullerle oyalanacağına, çıksın televizyonlara bu kötü gidişi NE ZAMAN ve NASIL durduracağının anlaşılır bir izahını yapsın.

    İnce’ymiş, Erdoğan’mış, Akşener’miş. . . Bunların alayı aynı: Esip gürlüyorlar, işler sarpa sarınca ortadan kayboluyorlar. Dolar tavan yaptıkça ipe sapa gelmez lafları manşet yaparak milleti yatıştırabileceklerini sanıyorlar. Yandaş ve yalaka basının az önce okuduğum manşetine bakın: PKK’lı teröristleri domuz yerken bombalamış uçaklarımız!

    Limon sattığı görülmeyen öğretmenler. . . Domuz atıştırırken bombalanan teröristler. . .

    H. Gayret kalitesini yakında mumla arar hale gelecek görünüyoruz.

    • Askeri darbelerle veremedikleri ayarı ekonomik darbeyle vermeye çalışıyorlarmış. Mekanizmayı kavrayamıyorum bir türlü..TL bütün para birimlerine karşı değer kaybediyormuş. Yani dünyadaki gelişmiş az gelişmiş gelişmekte olan tüm ülkelerin operasyonuyla karşı karşıyamıyız?!…

  5. HANI 17/25 ARALIK ERDOĞAN VE AILESINE YAPILAN BIR DARBE IDI?

    Yazının bundan sonraki kısmı bana ait değil internetten kopedim.

    ‘ABD’deki Türk heyetinin derdi Halkbank

    Washington’a giden Türk heyetinin dünkü görüşmelerinden bir sonuç çıkmadığı belirtilirken Reuters’a konuşan eski bir ABD yetkilisi, heyetin Brunson’un serbest bırakılması karşılığında Halkbank ve Mehmet Hakan Atillla için pazarlık yaptığını ileri sürdü.

    ABD’nin yaptırım kararının ardından Washington’a giden Türk heyetinin dünkü görüşmelerinden bir sonuç alamadığı bildiriliyor.

    Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki heyet dün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan ile görüşmüştü. Görüşme çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakan heyetin Brunson’u serbest bırakmanın karşılığında Halkbank’la ilgili bir taviz koparmaya çalıştığı iddia edildi.

    Reuters’a adı açıklanmaması şartıyla konuşan ABD’li eski bir yetkili, Washington’un rahip Brunson serbest bırakılmadığı takdirde kapsamlı bir anlaşmaya yanaşmayacağı değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye’den giden heyetin Ankara’ya eli boş dönmemek için Brunson’un serbest bırakılması karşılığında bir dizi talepte bulunduğunu belirten yetkili, bunlardan birinin ABD Hazine Bakanlığı’nın Halkbank’a vereceği olası para cezasının düşük tutulması olduğunu belirtti. Aynı yetkiliye göre, Türkiye, ABD’de tutuklu bulunan Halkbank eski genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın da daha erken tahliye edilmesini talep ediyor
    Whatsapp’ta paylaş Facebook’ta paylaşın… Twitter’da paylaş Share on Google+ 09 Ağustos 2018 16:26

  6. Bu yazi bana ait değil internetten Kopiledim

    İhraç edilen Türk NATO subayı: Erdoğan’dan da istihbaratından da korkmuyorum

    15 Temmuz darbe girişim sonrası Avrupa’daki görevinden çağrılıp tutuklanan ve sonra da serbest bırakılan NATO subayı eski Yarbay Cafer Topkaya Alman Deutsche Welle’ye konuştu

    Ahvalnews.com’da yer alan çeviriye göre Twitter’da son zamanlarda yazdıklarıyla dikkati çeken Cafer Topkaya ile yapılan görüşme sonrası hazırlanan haber şöyle:

    “Türkiyeli yetkililer üst rütbeli eski bir NATO subayını “terörist” deyip, hapse attılar. Söz konusu subay Brüksel’e kaçtıktan sonra, Teri Schultz’la yaptığı görüşmede, gördüklerinden sonra susmanın artık onun için bir seçenek olmaktan çıktığını söyledi.

    Eski Yarbay Cafer Topkaya, “hapiste oldukları için gazetecilerle buluşamayan, hatta avukatlarıyla bile görüşemeyen ve masumiyetlerini kanıtlayamanlar için” gün ışığına çıkıp yaşadıklarını anlatmaya karar verdiğini söyledi. Topkaya tüm yaşamını bir deniz subayı olarak geçirmiş, “Erdoğan’dan da, onun ortaklarından da… Türkiye istihbaratından da korkmuyorum” diyor ve batının Türkiye’nin içinde neler olup bittiğini öğrenmesi gerektiğini söylüyor.

    Topkaya, Erdoğan tarafından suçlu ilan edilen Fethullah Gülen’in destekçisi olmakla itham edilerek, sorgusuz sualsiz mahkum edilen binlerce subaydan biri. Türkiye’de halen devam etmekte olan kitlesel tasfiyelerde özellikle batılı ülkelerde eğitim almış veya görev yapan askeri personel hedef alındı. Erdoğan bu personelin neredeyse tamamını sorgulanmak üzere Ankara’ya geri çağırdı ki bu çoğu vakada, aslında, hapse atılmak anlamına geliyor.

    Bir çok subay geri dönmemeyi, Türkiye yönetimi pasaportlarını iptal ettikten sonra ise yaşadıkları ülkelerde vatansız kalmayı tercih etti. Ancak Topkaya, 2016 Ekiminde, acil bir toplantı için Ankara’ya çağrıldığında, derin bir görev bilinciyle bu emre itaat etmiş. Yanıtlamak zorunda kalacağı bir takım rutin sorular olsa bile, ne darbe girişimiyle ne de Gülen hareketi ile hiç bir ilişkisinin olmadığının hemen anlaşılacağını düşünmüş.

    Topkaya “Gülen hareketine hiç yakın olmadım” dedi.

    “Ben laik bir insanım. Batı tarzı eğitim aldım. Bütün dinlere, bütün ideolojilere saygı duyarım ama kendimi onların hiç birine ait hissetmem.”

    NATO tarafından verilen en üst gizlilik derecesi olan Kozmik sırlara vakıf bir deniz subayı olarak, ömür boyu sahip olduğu düzgün siciline güvenmiş. Eşi Mefkure de onun bu düşüncesini paylaşmış ve onu iki gün sonra geri döneceğini varsaydığı yolculuğuna uğurlarken, hiç endişe duymamış.

    Birbirlerini sonraki 16 ay boyunca görememişler. Söz konusu acil toplantı bir tuzakmış ve Topkaya Savunma Bakanlığında kıstırılmış, resmi geçiş kartı iptal edilmiş ve polis tarafından alınıp götürülmüş. Türkiyeli eski meslektaşları onu “terörist” olarak damgalamışlar ve Erdoğan’a hakaret eden bir twitter hesabının olduğunu söylemişler. Oysa Topkaya buna, o noktada hiç bir twitter hesabının olmadığını söyleyerek itiraz ediyor.

    İlk olarak tutulduğu spor salonundan bozma bir yerde, sonra da götürüldüğü kötü şöhretli Sincan Hapishanesinde, diğer üst rütbeli askeri personel, akademisyenler, hakimler, sivil toplum liderleriyle ve hatta doktorlarla birlikte 12 gün boyunca beton zemin üzerinde uyumuş. Ancak o şahsen diğerlerinin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalmamış. Topkaya, sorgudan yüzleri ve bedenleri yara bere içerisinde geri dönen diğer tutukluları anlatırken yüzünü acıyla buruşturuyordu.

    Topkaya darbeye karıştığını ısrarla reddeden bir subayın karısının defalarca sorguya zorla getirildiğini ve küçük çocuklarının tehdit edildiğini hatırlıyor. Bir başkasına da elektrik şoku veren bir sandalyeye oturtularak zorla bir itiraf imzalatılmış.

    Topkaya ilk günlerde günlük olarak tuttuğu bir not defterinde geçen günleri saymaya başlamış. Bir satırın sonuna Brüksel yazıp, oraya geri dönmeden evvel her gün için bir işaret atmayı planlamış. Hemen ertesi gün olmasa bile bir kaç gün sonra geri dönmeyi umuyormuş. 39. günden sonra saymayı bırakmış.

    Bir savcının karşısına ilk olarak çıkartıldığında Topkaya açlıktan ayakta durmakta ve düşünmekte güçlük çeker haldeymiş ve çok geçmeden en iyi savunması olduğunu düşündüğü şeyin, yani NATO’daki görevinin, artık suçunun bir parçası olarak görüldüğünü farketmiş. Hakim ona “NATO’da çalışıyorsun, değil mi?” diye sormuş. Topkaya “evet NATO genel karargahında TSK adına çalışıyorum ve o göreve Genelkurmay Başkanı tarafından atandım diye yanıt verdiğimi hatırlıyorum ama onu beni tahliye etmeye ikna edemedim. Bugünlerde Türkiye’de Batı yanlısı ve NATO yanlısı olmak büyük bir suç” diyor.

    Sonuçta Topkaya’ya hakkında iddianamenin düzenlenmesinin vakit alacağı söylenerek, anne-babasının gözetiminde, denetimli serbest bırakılmış. Her hafta karakolda imza vermesi gerekiyormuş. Topkaya, serbest bırakılmasını aleyhinde delil bulunamamış olmasına bağlıyor. Ama avukatı ona yeniden tutuklanabileceğine ilişkin söylentiler duyduğunu aktarmış. O sırada Topkaya görevliler tarafından ev araması sırasında bulunamadığı için el konulmamış, geçerlilik süresinin dolmasına bir kaç ay daha bulunan bir sivil pasaport bulmuş. Topkaya, kaçmayı denemeye karar vermiş.

    Topkaya, daha sonra kaçmayı deneyeceklere engel olmamak amacıyla kaçış yoluna ilişkin ayrıntıları paylaşmak istemiyor, ancak şansın da yardımıyla, bir hafta sonra Brüksel’deki evine geri dönmüş. Ailesi, içerdiği tehlikelere rağmen, yaşadıklarını kamuoyu ile paylaşma kararını desteklemiş.

    İşte noktada bir Twitter hesabı açmış ve hem kendi başına gelenleri, hemde diğerlerinin başına geldiğini düşündüğü şeyleri anlatmaya başlamış. Topkaya aldığı tepkilerin %90 oranında olumlu, %10 oranında da aşırı öfkeli olduğunu söylüyor.

    Türkiye hükümeti tarafından kontrol edilen medya ona ve tasfiye edilmiş diğer subaylara “vatan haini” diyor ve onlarla ilgili “Almanya’da ihanet toplantıları yapmak” gibi öyküler uyduruyorlar.

    Deutsche Welle’nin konuştuğu diğer NATO subayları ise onun bu cesaretine hayranlık duymakla beraber, arkadaşlarının güvenliğinden endişe ediyorlar. Bu subaylardan biri “o benim hayatta cesaret edemeyeceğim bir şey yaptı. Müthiş bir şey bu,” şeklinde konuştu ama ekledi:

    “Öte yandan Erdoğan’ın eli her yerde. Bizim nerede yaşadığımızı öğrenmeye çalışıyorlar, neler yaptığımızı rapor ediyorlar ve emir alırlarsa gereğini yaparlar. Bu nedenle Belçika’daki Türk topluluğundan uzak duruyoruz.”

    Topkaya kararından dolayı ne pişman olduğunu ne de korktuğunu söylüyor. O Erdoğan’dan kaçtığını düşünmüyor. Tam tersine onunla ve tasfiyeyi yürüten diğer liderlerle yüzleşmek istiyor. “Onlara bu yaptığınız yanlış demek isterim” diyor.

    “Onlara cesaret veren şey masum insanların korkusu. Biz masumuz. Biz haklıyız. Daha cesur olmalıyız.”

    Çeviri: Ahvalnews.com
    Orjinali: DW English
    Cafer Topkaya Twitter hesabı: @c_topkaya

  7. “Su uyur, düşman uyumaz”. … yol gösteren de çok olur. Şüphesiz bu bir kuraldır. Bunu bilip,
    uyanık ve tedbirli yatmak da gerekir. Esasen, hükumetleri ekonomi ile sıkıştırırlar
    Gel, gör ki, “Birlik-böraberliğin” sonuç olduğunu hiç hatıra getirmiyenler, sosyo-ekonomik hata
    yapmıya devam edenler gelinen noktada, parayı toprağa gömen – Allahtan korkmadan – israfın her türlüsünü yapanlar, suçu sadece düşmanlara yıkmıya çalışabilir
    Rahmetli N.Erbakan hoca, eğri çizginin üzerinde doğru aranmaz derdi. Faizci, vahşi ve cahil
    kapitalıst bir sistemde yönetim sergiliyorsun -hatırına gelen- en kritik anlarda bile faize karşı
    çıkıyorsun,bu günleri hazırlıyorsun. Oysa, faiz ve rüşvet kapitalizmin yanık yağıdır. Kaldı ki, halkın,
    inancın, ahlakın, namusun canı kavruluyor, aldıran yok. Çıban küçükken kurutulur.
    Mamafih, hükumet, ithalatı yasaklarla değil, ekonomik yollardan kısmak istiyordur, belki de.
    Böylece, ithalat azalacak, ihracat artacak ve dış açık küçüllecektir. Bu meyanda, geriye kalan İRİler
    bizimdir. İflas ve intiharlar işini bilmiyenlerin ! karşılaşacağı tabii sonuçlardır, Haramzade ağızlarla,
    bu ekonomik sahada da mistik ve hurafe bir anlayışla duaya devam edelim.
    Esasen, her seçimden sonra, böylesi durumlarla karşılaşmak bizim ülke için mukadderdir.
    “…… oy veriyorlar”. Çünkü kapkaççı, kısa vadeli şahsi menfaat, kör gözleri perdeliyor. Geçen
    hafta, bir Partili, goy-goya gelip, dürüp, destelediği dolardan, bir kısmını bozdurmuş, 1 milyar
    zararına yanıyormuş. Bereket, bizim oğlanınki az bir şeydi. “Öğrenmeden, çalışmadan, hak etmeden
    lüx hayat yaşıyanlar er-geç……” .Seçim de kazandırıyor belki, ama, sonucu acı oluyor,

    Cevablama :
    Orta öğretim kurumlarındaki VERİMSİZ yabancı dil (İngilizce) dersleri tamamen kaldırılmalı.
    Üniversite döneminde, gerek olana veya istiyene hakkıyla öğretilmelidir.
    Bir ilde 8 köprü birden nasıl yıkılır ? Sormak lazım ; yapana, yaptırana o şehir mimarisini dizayn edenlere, o beldedeki nehir yataklarını değiştirenlere, tıkıyanlara, izin verenlere, göz yumanlara…..
    Bundan sonra da o yerlerin uğradığı zararı bizden alınan vergileri kullanarak karşılıyanlara ne demeli, ne yapmalı ?

  8. HESABINI YAPAMAYANIN HESABINI YAPARLAR.
    Her şey herkesce biliniyor.
    Genelde iki türlü insan karakteri vardır.
    Birincisi akıllıdır hesabını kitabini analıtik zekasıyla ölçer biçer kararlarını verir ve uygular.Genelde bu tip lere ülkemizde korkak,karamsar ve felaket tellalı denir.
    İkinci grup kendini çok akıllı zanneden kurnaz ve firsatçı tipler.Genelde bunlar çok iyimser,cesur,borçtan korkmayan(vermeye niyeti olmayan) bize birşey olmaz diyen tipler.İşler sarpa sarınca asla kendinde kabahat bulmaz.Hep kendi dışında gelişen olaylar,başkalarının hasisliği ,çekememezlikleri ve daha bir sürü dış sebepler.(ödevini yapmayan öğrencinin bahaneleri).
    iŞLER YOLUNDA GİTTİĞİNDE BAŞ KAHRAMAN GİBİ KASILIR.YABANCILARIN VEYA ALACAKLILARIN ZAFERLERİNİ KUTSADİKLARINI DÜNYAYA GURURLA İLAN EDERLER.
    BAŞARISIZLİK DURUMUNDA( SUÇLU AYAĞA KALK )NE SÖYLENDİĞİNİ HEPİNİZ GÖRÜYORSUNUZ.
    Eğer halkımızın nitelikli çoğunluğu birinci gruptan teşekkül edebilseydi ,her alanda gelişmiş ve Dünyada saygın bir devlet ve millet olurduk.
    İkinci grup çoğunluk olduğundan durumumuz bellidir.
    YURT DIŞINA ÇIKANLAR GÜMRÜKTE PASAPORTUMUZU GÖSTERİRKEN NASIL BİR RUH HALINDE OLDUĞUMUZU YAŞAYANLAR ÇOK İYİ ANLAR.
    Burada ahkam kesmek kolayda.
    ATIP TUTANLARA DÜNYAYİ GEZİP GÖRMEYİ TAVSİYE EDİYORUM.
    BELKİ KENDİLERİNİ TARTARKEN DAHA GERÇEK Çİ OLURLAR.
    KAZA GELİYORUM DİYORDU BAĞIRA BAĞIRA..
    KAZANDIĞINDAN DAHA LÜKS YAŞANLARIN BAŞINA GELENIN KAÇINILMAZ SON UN OLDUĞU GİBİ.
    KENDİMİZİ DEV AYNASINDA GÖREBİLİRİZ.
    KENDİNİ ASLAN SANANLAR ORMANDA SIRTLANLARIN SALDIRISINA UĞRADIĞINDA UYANIR AMA FAYDASI OLURMU.
    ÇOK ÇOK AKILLI İNSANLARA İHTİYACİMİZ VARDIR.BİZ AKILLI OLURSAK AKILLI İDARECİLER SEÇME BAŞARİSİNİ BELKİ GÖSTEREBİLİRİZ.

    • Sanki ‘seyahat ya resulallah’ diyen benmişim gibi her yıl bir başka ülkede dolaşarak yaşadım. Son 15 yıldır, özellikle de yeni pasaportlar çıktıktan sonra hangi ülkeye gittiysem daha fazla itibar, daha fazla ilgi ve daha fazla sevgi gördüm! Önceki yıllara göre akpartili dönemde yaşanan bu pozitif değişimi kavrayamayanlara tavsiyem: eski lacivert pasaportlarınızın iç ve arka kapağında yazan uyarılarla, yeni nesil pasaportların içkapağında yazan kısa notu bi karşılaştırın bakalım! Allahtan korkun be, gittiğiniz her yerde tc vatandaşı olmanın konforunu yaşayın, sonra da gelip buradan küfredin: gözünüze dizinize dursun emi!!!

      • VİZE NE ANLAMA GELİYOR ACABA?
        BUNUN NE DEMEK OLDUĞUNU ANLAMIYORSAN BEN NE YAPABILIRIM.
        HAYAL DÜNYASİNDA YAŞAMAYA DEVAM EDELİM.
        KENDİMİZ DE NE KEL FODUL OLMUŞUZ.
        BİR PASAPORTUN İTİBARİ VİZE UYGULAYAN ÜLKE SAYISI İLE DOĞRU ORANTILIDIR.
        GEÇENDE İTİBARLİ PASAPORTLAR LİSTESİ YAYINLANDI O LİSTEYE BİR GÖZ ATSANIZ İYİ OLUR.

    • AVAM , En son Japonya’ya gittim , adamlar bizi güler yüzle karşıladılar. Bize değer verdiklerini fevkaladenin fevkinde bir şekilde bize hissettirdiler. Sen nerelerde bu kötü muameleyi gördün ? Bilemiyorum . Sallıyor musun ? Yoksa en son İSRAİL’e mi gittin ? Orada haliyle sapkın siyonistler var hakim güç olarak şu anda.

      • Dünya Japonyadan ibaret değil!.
        Türkiyedeki Insanlar hergün yabanci elçiliklere miliyolaca para ödoyerek vizeye başvuruyorlar ve çoğusuda red ediliyor Japonya hariç,çünkü onlar bize vize uygulamiyorlar. İsterseniz birde bu yönden düşünün! Ne diye sorun çıkaracakla? Vize ve pasaportun sahdeliklerindenmi şüphe edecekler?

        İyki herzaman bir bahaneniz var.
        “İSRAİL” bu ne hikmetse İsraille içli dışlı olanlar milletti uyutmak için Tıpkı DAMAT Abayrağın takdiğını uyguliyorlar.
        Gemilerle petrol taşiyor daha sonrada kasırga gibi palavraları savuruyorlar.”LAHANA TURŞUSU VR PEHRIZ MISALI.

      • YAKINIMIZDAKI EN SİRADAN ÜLKELER BİZE VİZE UYGULUYOR.
        VİZE YUGULAMAYANLAR YA BİZDEN KÖTÜ DURUMDA YADA JAPONYA GİBİ ÇOK UZAKTALAR. ÜSTELİK BUNLARIN BİR ÇOĞUDA VİZEYİ GÜMRÜKTE VERİYOR.
        YANİ O KADAR YOL CEFASINI BİLET PARASINI VİZE ALAMAYACAK KİŞİ ÇEKMEZ.
        HASBEL KADER ÇOK JAPON ARKADAŞİM OLDU ÜNİVERSİTE YURDUNDA ODA ARKADAŞLARIM VARDI.BİR MESELEDE TARTIŞINCA SİZİN HAKKINIZDA DÜŞÜNCELERİNİ AÇIK EDERLER.
        TARİHTEN GELEN BİR ALIP VEREMEDİĞİMİZ OLMADIĞINDAN İLK KARŞILAŞTIKLARINDA ÇOK SEMPATİK DAVRANMA GELENEKLERİ VARDIR.
        BİZİM HAKKIMIZDA DÜŞÜNCELERİNE GELİNCE ACIMA DUYGUSUYLA DAVRANDIKLARINI HİSSETTİM.(Karşılaştığımız birkaç örnek genelleme yapılmaz ,ancak vize ve itibarli pasaportlar listesine göz atsaniz daha isabetli karar verebilirsiniz.

  9. Ege cansen ekonomist. geçmişte ekodiyalog proğramlarında “cari açık finanse edildikçe sorun yoktur” diyen “büyük” ekonomistlerdendir. muhtemelen 4 yıldan daha uzun süredir de ekonomi eğitim almıştır.
    – Ege cansen, bugünkü yazısında, “3-4 ay öncesine kadar türkiyede kriz bekliyor musunuz diye sorsalar, beklemiyorum derdim” dedikten sonra, hatalı olduğunu itiraf ediyor. ülkenin durumunu 4 ay öncesinden bile tahmin edemeyen “büyük” ekonomistlerin ülkesinde ekonominin batışı gayet normal.
    – Ege cansenin devamen yorumunda olgulara verdiği değer de ekonomist olarak bu ülkeye yapabileceği katkının bir başka göstergesi:
    “DIŞ BORÇ FAİZİ, BÜYÜME ORANINDAN YÜKSEK OLMAMALIDIR
    TL’nin değerinde bir düzeltme gerekliydi. Bu, “düzenli düzeltme” (orderly correction) şeklinde olmalıydı. Mesela Merkez Bankası eski Başkanı Erdem Başçı, böylesi bir “yumuşak iniş” yapmayı hayal etmişti. Bugünkü “düzensiz düzeltme” dış borç faizlerini tam anlamıyla patlattı. Öyle veya böyle 500 milyar dolara yakın dış borç stokumuz var. Büyümenin orta vadede ortalama %5 olacağını varsaysak bile dış borçlara en az %8 faiz ödeyecek hale düşmek, “yurtiçinden-yurtdışına” yılda en az 15 milyar dolar ek “servet transferi” yapılacak demektir. Sırf bu bile, izlenen yolun ne kadar yanlış olduğunun kanıtıdır.”
    -1- Birincisi, ortalaması normal şartlarda %4 olarak hesap edilen bir ekonominin kriz döneminde %5 büyüyeceği varsaymak, türkiye ekonomisi hakkında hayalperest olmak demektir.
    -2- değerlendirmesinde ikinci felaket ise, dış borçlarda %8 faiz ödemesinin izlenen yolun ne kadar yanlış olduğunun kanıtı olarak ifade etmesi.
    – Ortada izlenen yolun yanlışlığı olarak nitelenemeyecek büyük bir felaket var. Türkiyenin, normal bir ekonomi gibi %4 büyüyebileceğini farzsaysak bile (ki bu mümkün değil), bunun önemli bir bölümü nüfus artışına gidiyor. nüfus artış oranını büyüme rakamından düşeceksiniz. (mal varlıklarınızın değerinin düşeceği gerçeğine de gözlerimizi kapatıyoruz. mesela 300 bin tllik eviniz kriz döneminde 200 bin tlye ya da daha aşağı inebilir ), %8’lik (dolar üzerinden) faiz ödeyeceksiniz.
    – Yukardaki mekanizma, sürekli eksiye giden bir ekonomi modelidir. yani bir felaket senaryosudur. Bu mekanizmadan bir imf veya iflasdan başka çıkış yolu yoktur.
    – Pardon Bir tane ihtimal var: akpnin ve akpli yöneticilerin istifa etmesi.
    – işte bunun için, seçimlerden önce, “türkiyede kimin seçileceği değil, kimin seçilmemesi gerektiği önemli hale gelmiştir” diye yorumlar yazdım.
    – Hem çevremden, hem de gazetelerden sürekli borç yapılandırma, konkordato, iflas türü haberler alıyorum.
    – herkesin aklını başına alması lazım. iflas ya da imf çok uzak bir ihtimal değil. Öncelikle de akp yönetiminin ve yandaşlarının. çünkü bu ülkenin kaderi herşeyden önce onların ellerinde.
    – Bu süreç böyle devam ederse akp iktidarı seçimlere kadar dayanamaz.
    – Türkiyeyi venezuella yapma ihtimalleri de o kadar garanti değil. işsiz kalacak, evine ekmek götüremeyecek akpliler ve hatta troller bile, venezuella halkından farklı davranabilir.
    – Bir not daha: türkiyede ekonomist geçinenlerin çoğunluğu, kötü birer finansçıdan başka birşey değiller. ibrahim kahveci gibi birkaç kişiyi ayrı tutuyorum.

  10. İsmi Murat Kum, Çevre ve Şehircilik Bakanı. Bakanlığının faaliyetleri ile ilgili olarak halkı bilgilendirmek için Ankara’da basın toplantısı düzenliyor. Ordu’daki sel felaketinde bir tanesi Karadeniz Sahil Yolu’nda olmak üzere 8 köprü yıkılmış, kurutulmak üzere depolara kaldırılmış 30 ton fındık sel sularına kapılıp denize akmış, felaketten 500.000 insan etkilenmiş. Bakan, Kanal İstanbul ile başlıyor, Millet Bahçeleri ile devam ediyor, bu iki projenin güzelliklerini anlatıyor uzun uzun.

    Bence birisinin bakana 24 Haziran’ın geride kaldığını, aylardan Ağustos olduğunu, bakanlığının isminin de ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK Bakanığı olduğunu hatırlatmasında yarar var. . .

  11. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, bizim de iman dolu göğsümüz gibi iha ve sihalarımız da var! Zilletle yaşamaktansa izzetle ölürüz diyordu şamil. Elhamdülillah, türk devleti 1040tan beridir en güçlü çağını yaşamaktadır. Dünya 5ten büyüktür! Imf ye karşı yaşasın dayanışma! Tüm sömürgelerin ezilen halkları, birleşin! Zengin kaynakların fakir bekçileri: kukla yöneticilerinize karşı ayaklanın! Uygar batı bir süre daha anne sütü, yedek organ ve ilik nakli gibi biyolojik gereksinimlerinden dolayı 3.dünyanın yığınlarına yaşama şansı tanıyabilir. Yapay böbrek, kan ve sair dokular geliştirildikçe bütün faunamızı yakacaklardır. Hoca nasreddin eşeğine yüklediği çıralı odunları son anda ateşe verir. Sebep: acaba hayvanın da insan gibi aklı var mıdır? Yine de eşeğe ipucu vermekten de geri durmaz: aklın varsa göle kaçarsın:) evet, nato üslerimizde konuşlu nükleer füze stokunun fiili kontrolü ordumuz tarafından tam olarak sağlanmış olmalıdır. Bu günlerde ‘metal fırtına’ seri romanını yeniden okumakta fayda var:)

  12. Bugün yorum yazasım yok.
    Çünkü söyleyecek lafım kalmadı.
    Fehmi Korunun da kalmamış ki son yorumları hep aynı minval üzere zaten.
    Bırakayım bugün Milli Görüşün doğal lideri konuşsun: https://youtu.be/FbQZMFnNoVI
    Yalnız AKP li kardeşlerim videoyu izlemesin.
    Gaz yapabilir.
    Hem zaten onlar Milli Görüş Gömleğini çıkarmamışlar mıydı?

  13. Türkiye Ekonomisi
    Yalnız Dolar yükselmiyor. Altın, Dolar, Euro, Sterlin, bütün paralar TL karşısında değer kazanıyor. Bu sadece enflasyonla açıklanabilir. Neden enflasyon oldu?
    1-Bir ülke ancak artık emekle yatırım yapabilir. Yoksa daha fazla borçla yapılır. Borç faiz yükünü getirir. Dolaysıyla artan borcun faizi kadar enflasyon kaçınılmazdır.
    2-Üretici emek artmalıdır. Genel hizmetteki artma (sağlık, kitapları bedava dağıtma vs.) bunlar hep enflasyonun kaynağıdır.
    3- Sosyal güvenliği artırırsanız harcama çoğalır ve enflasyon olur.
    4- Türkiye’deki enflasyonun ana kaynağı yap-işlet-devret modelidir.
    5- Başka bir kaynak, yurt dışı emeğe konmuş barajlardır. Yetişmiş emeğin dışarıya transferidir.
    Ağrılar hasta etmez, hastalık ağrıları getirir. Acıyı uyuşturucu ile dindirebilirsiniz ama hasta iyileşmez, erken ölür.
    Plan olmalıdır. Yapılar ülkeye zarar getirdiği gibi yarar da getirmektedir. Çözüm ortaklık sistemindedir. Kooperatifçiliktedir ve Akevler’dedir.

  14. biliyorum biraz sadistlik olacak ama, tayyip erdoğana oy verip de, işi batanların, işsiz kalanların feryatlarını hiç acımayacağım. çünkü onlar nedeniyle şu an ben feryat ediyorum.
    Bir insan bu kadar körlemesine iş yapamaz.
    ona oy verenlerin hiçbirisi, kendi işine tayyip erdoğanı yönetici yapmaz. Çünkü hiçbirisi arabayı süremeyen bir kişiyi şoför olarak çalıştırmaz. Tapu gibi ehliyeti var demez. yaptığı inşaatlar yıkılan birisine inşaatını yaptırmaz. ama başkalarının kesesinden kabadayılığa gelince araba sürmeyenin şoför olduğuna, yaptığı inşaatlar yıkılanın inşaat mühendisi olduğuna yemin ediyorlar.
    – 16 sene de ülkeyi batma noktasına getiren birisine rahatlıkla oy veriyorlar.
    kafaları nasıl çalışıyor, kendi özel işlerine geldiğinde doğru mantık güdenler, konu ülke olunca nasıl tercih yapıyorlar anlamak mümkün değil.

    • Tayyip erdoğana kendi işinde iş vermeyip, ülkeye cumhurbaşkanı olanların birtek psikolojik açıklaması var: bedavadan gelen az para, hak edilerek gelen çok paradan bile değerli bu insanlar için. zaten buna da ahlak deniliyor. Bu insanlar çalışıp emeklerinin karşılığını almaya uğraşsalar bedavadan, hak etmeden gelen gelirin birkaç katı kazanabilirler. ancak bunlar o kadar ahlaksız ki, hakettiklerinden daha az gelen haksız para bunlar için daha değerli oluyor. onun için de kendi işlerinde güvenmeyecekleri birisine rahatlıkla oy veriyorlar.
      – Bunun türkçede bir açıklaması var. “bedava sirke baldan tatlıdır”.
      – Dinen de bir açıklaması var: “nasılsanız öyle yönetilirsiniz”. haketmedikleri gelirin peşinde koşanlar, hakettiklerini alamazlar.
      – bu arada 2 tane inşaat şirketi konkordato ilan etmiş. ağaoğlunun bile iflas ettiği yönünde söylentiler var.

  15. Ben tayyip erdoğan kadar güvenilir bir siyasetçi daha görmedim. Tayyip erdoğan ne söylerse, tam tersi kesinlikle olacak demektir. şu ana kadar hiç şaşmadı. “dolar düşecek” dedi, doların yükseleceğini anladım. “uçuşa geçeceğiz” dedi, ben yere çakılacağımız konusunda emin oldum. “dünya bizi kıskanıyor” dedi, dünyanın bizi kaale almadığını anladım. “dış güçler” dedi, bu ülkeyi batıranın tayyip erdoğan olduğuna emin oldum.
    – dolar 5.40 civarı.
    – Tayyip erdoğan dolar konusunda bir açıklama yapsa da piyasalar önünü görebilse. mesela “dolar sene sonunda 6 liranın altında bir yerde durur” dese de 6 tlyi geçip geçmeyeceğinden emin olsak.

  16. Bütün dünya aleyhimize olsa bile ayakta durmanın bir yolunu bulabilmemiz gerekiyor ve bulacağız.Dışarının hasmane tavırlarına işaret etmek,kendi almamız gereken tedbirleri almaya mani değildir.Aynı şekilde içeride tedbirler almak,üretimi artırmak için çareler aramak ve bulmak da dışarının hasmane tavırlarını görmeye mani olmamalıdır.Her şeyi ekonominin normal gidişatına bağlamak gerçekçi bir yaklaşım değildir.

    Türkiye’nin %7 büyüdüğü açıklandığı gün
    kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu düşürüyor.Bunu
    normal bir ekonomik açıklama olarak
    görmek mümkün değildir.

    Öte yandan mevcut hükümeti alaşağı
    etmenin en etkili yollarından birinin de
    ekonomiyi çökertmek olduğunu dost
    düşman herkes biliyor.Bu da sır değil.
    Hükümet başımızdan bir gitsin de ekonomiyi sonra yavaş yavaş düzeltiriz
    anlayışında azımsanmayacak bir kesim var Türkiye’de.Tabi bunların yabancı ortakları da var.Fetönün de bu uğurda
    cansiperane çalıştığı herkes tarafından
    bilinen bir husus.

    Türkiye,düşmanlarının insafıyla ayakta kalacak bir ülke değildir.Kendi imkan ve gayretlerimizle bütün badireleri atlatacağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

    • Ordu da sel faciası olmuş köprüler yıkılmış evler sele kapılmış NTV haber saati başladı sadece resim gösteriyorlar.sen habercisin bir helikopter kaldırıp canlı çekim niye gösteremiyorsun.zaten ankormanda gayet soğukkanlı bir yüz ifadesi sanki normal bir habermiş gibi sunuyor.aynı sunucuyu 17 ağustos depremi sonrası mete ışıkara ile ekranda nasıl heyecanlı bir sunum gerçekleştirmişti.iktidarın kanalı olma ile bağımsız kanal farkı burada meydana çıkıyor.

    • 500 milyar usd parayı borç olarak bu ülkeye babanızmı verdi de şimdi dış güçler masalı anlatıyorsun.para bolken aldık parayı betona gömdük.şimdi ödeme zamanı geldi.

  17. Fehmi bey doğru ve yerinde bir tesbit yapmış bu badireden efelenmeden çıkmak lazım akıllıca bu dünyada yalnız başına hiç bir ülke birşey yapamaz hepsi birbirine bağlı. bazı ülkeler hasım oldukları ülkelerle direk ticaret yapmıyo olabilir bu ticaret yapmadığı anlamına gelmez. dolaylı olararak ikinci bir ülke üzerinden yapılır bu işler .
    Malesef ülkemizde bazı şeylerin sınırı asılıyor kamu harcamaları ihaleler masraflar çok abartılı yapılıyor.
    Hele sosyal yardımlar kime ne verildiğinin haddi hesabı yok ihtiyacı olanda alıyor olmayanda muhtar akraba kaymakamlıkta veya belediyede tanıdık birisi bulunuyor ve işler hallediliyor bence bunları iyi ahlaklı insanlar tarafından araştırılması gerekir ve ondan sonra yardım yapılması lazım
    O yardımları alanların çoğu istisnalar kaideyi bozmaz evinin temel ihtiyacına harcamıyor evlât torun alıyor parayı gidiyor kendi zekine göre harcıyor.
    Devletin muhtaç vatandaşına yardım yapması tabi doğal olandır amu bunda aşırıya kaçmamak lazım.
    Vatandaşlar olarak bizlerde biraz ahlaklı ve dürüst olmamız lazım .
    Yaşlılara. belediye. vasıtalarında ücretsiz yararlanması için kart veriyor Allah aşkına birgün durun metronun girişine bakın geçenlerin neredeyse yarışı ücretsiz veya indirimli geçiyor 65 yaşındaki kadın sabahın köründe işemi gidiyor.
    Biz ahlakimizi kaybetmişiz ekonomi kötü olsa ne yazar.

    Allah bize harama ve helale dikkat eden kullardan eylesin.

    Bu aşağıdaki bölümüde bir yorumcunun yorumu üzerine yazıyorum

    Sağır kulağa ve kör göze ne söylesen nafile.

    15 Temmuz un vatan hayinleri abd nin şımarık çocukları ile alakası olmayan bir yazı yi nasıl getirip o ahlaksızlara bağlaya biliyorsunuz. Siz buradaki okurları kışkırtıyorsunuz. Abd yaşayıp böyle bir ahlaksız katıl yapıları masumane savunmak ahlaksizlliktir.
    Kul azmadıkça hak bela yazmaz diye bir tabir var nekadar doğrudur bilmem ama tamda o hain yapı için söylenmiş bir söz
    Burada kendilerine mensup. yani bir yer kapma uğruna bir yerlere gelme sevdasına kendilerini ipotek etmiş zavallılar oraya gelirken bir başka garibanın hakkını alarak geldiklerini unutuyorlar ve şimdi mağduriyet edebiyatı yapıyorlar evet doğru haksızlığa uğrayanlar var haksızlık yapanlar onları kullanıp ortada bırakanlardır bir başka ülkede vatan arıyorlar vatansızlar şimdi buradaki gariban çocuklarını ateşe atip kaçtılar işte mağduriyet budur kimki masumların hakkını hukukunu yiyorsa bu kim olursa olsun Allah bu dünyada da Ahirettede hesabını sorsun ve soracakta bu sabit tir.

  18. Bank Asya’yı bitirmekden bahseden arkadaş şunu bilmeli ki :
    Bank Asya kendi kendini bitirdi. Kendi cemaat yatırımlarına ödemeyecekleri krediler verdiler. Daha sonra da ödenemeyen kredi için tekrar kredi aldılar ki ( Buna finans sektöründe çalışan arkadaşlar YÜZER KREDİ ) diyorlar. Bunu biz birileri gibi kulaktan sallama cemaat propoganda makinasından değil , piyasadaki büyük bir bankanın Türkiye çapında görev yapan bir çok müdüründen bizzat duyup , öğrenmiştik. Hiç boşuna oraya buraya çamur atmayın . Bank Asya kendi kendini bitirdi. Yüzer kredileri hala yüzüyor milletin sırtına bela oldu .

    • İlaveten ,
      Türkiyede hükümetlerin de eskiden beridir yaptığı şey de borcu borçla ödemek. Gelecek kuşaklara miras değil , borç bırakmak . YÜZER KREDİ ci cemaat şirketlerinden pek farkı yok yani . Aklını başına almazsa bu hükümet , ekonominin sonu Bank Asya’nın batışı gibi batışla sonuçlanabilir.
      – Lüks araba / konut çılgınlığı sona ermeli ,
      -Bilgi üretmeyen üniversiteler derhal kapatılmalı. 200 tane üniversite var , adam gibi mühendislik eğitimi veren 1 tane okul yok. ( Mühendislik okumak isteyen gençlere tavsiyem Çin’e falan gidin , buralarda kendinizi kandırmayın.)
      -İngilizce öğretemeyen devlet okullarındaki tüm İngilizce öğretmenlerinin öğreteceği İngilizce kontrol edilmeli.Öğretemeyenler derhal meslekten men edilmeli.
      -Fizik dersini öğretemeyen devlet okullarındaki tüm Fizik öğretmenlerinin , öğrencilerinin üniversite sınavındaki çözeceği net sayısı kontrol edilmeli.Öğretemeyen öğretmenler derhal meslekten men edilmeli. 0,467 Fizik ortalaması ne berbat bir sonuç.
      -Ülkemizde üretimi yapılan ürünlerin kullanımına teşvik edici önlemler alınmalı.Örneğin bir pompayı Türkiyede yapabiliyorsak , yurt dışından almak yerine yerli üreticiden almalıyız.
      -Kazandığından fazlasını harcama düzeninden vazgeçilmeli ,
      -Kamudaki araç saltanatı sonlandırılmalı. Makam arabaları kaldırılmalı.
      – Gereksiz fazla sayıda makam için kullanılan uçaklar satılmalı . 1 tane özel uçak yeterli.
      – Vatandaşlar verdiği 1 kuruş verginin hesabını sorabildiği sistem neyse onu aramalı . Bunu vadeden ve yapmayı taahüt eden liderler çıkmalı.Çıkarsa peşine takılıp sorgulamalı.
      -Vergi mükelleflerinin hesap sorabildiği bir sistem oluşturulmalı.
      -CHP gibi bir muhalefetin varlığı artık AKP ‘yi desteklediğinden millet bunu artık uyanmalı.
      -Tekrar Duyun-i Umumiye idaresi kurulmaması için Uluslararası sisteme olan borçlar derhal ödenmelidir.
      -Tarihi eser kurtarma ayağına yandaşların mal götürme düzeninin sona ermesi için vatandaş hesap sormalı. 1597 de yapılan Osaka kalesinin içinde bile ASANSÖR var. 1597 de asansör icad edilmemişti. Tarihi eserleri koruyoruz ayağına aptalca takıntılardan vazgeçilmeli.Gereksiz bütçeler harcanmamalı.
      -İşsiz üreten üniversiteler derhal kapatılmalı , piyasada revaçta olanlar açık kalmalı.
      -500 bin tane atama bekleyen öğretmen olan bir ülkede Fazla olan Eğitim Fakülteleri kapatılmalı.
      -Dış güçler doları yükseltiyor gibi palavralarla millet uyutulmaya çalışılmaktan vazgeçilip , üretim ekonomisine geçilmeli.
      -Mesleki eğitime önem verilmeli. Tüm milllet çocuğu üniversite mezunu olsun diye çabalıyor , parayı bastıran geri zekalı da olsa özel üniversiteye girip güya okuyor , sonunda da mezun üniversiteli iş bulamıyor , kalifiye usta bulamıyor işveren.

      • Musa bey, eleştirel düşünce yönünden maalesef yoksuluz ama sövüp saymada fena sayılmayız:) değindiğiniz birçok hususta benzer gözlemlere de sahibiz. Belirttiğiniz gibi kaygımız, memleket gemisi sahili selamete salimen nasıl ulaşır? Nihayet devlet erkanımız son dönemde; denizden ve denizcilikten ekmek yemiş kişilerin elinde:) şu kadar yıl muhalefet; türkiyenin denizcilikte neden bir atılım yapamadığını, yeterince denizcilik okulları ve ayrı bir bakanlığının neden bulunmadığını dert edinmiş değildir? Ülkemiz küçük olsa da, aynı zamanda büyük bir denizler imparatorluğu sayılırılırız:) turizm gibi denizcilik sektörü de tek başına türkiyeyi besleyebilecek çaptadır! Buna rağmen okullaşmada ve mesleki eğitimde denizlerimiz yokmuş gibi davranılıyor. İşgücü idaresindeki bu tür zaafiyetler istihdam sorununun da yerinde saymasına sebep oluyor. Türkiye denizleri üzerinden büyümelidir. Üniversiteler erkekler için askerlikten yırtma, kızlar için koca bulma kapısı olmaktan kurtarılmalı:) 2yıllık yüksek okullar 4yıllık fakülte mezunlarıyla aynı süre ve şartlarda askerlik yapabilsin, yoksa bu teknik personel açığı bitmez(işsizlik değil mesleksizlik var!) tez elden öğretmen akademileri açılmalı ve sadece öğretmen/pedagog yetiştirilmelidir. Din adamlarımız da aynı akademilerde formasyona tabi olmalıdır(özellikle etik değerler eğitimi meselesi çok baş ağrıtıyor). Değişik branşlarda mesleki yeterliklerin performansa göre değerlendirilmesi şart ama öncesi var: belli başlı büyük eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adaylarımızın kullandığı tuvaletlerin hali, hijyen koşulları ve kapı arkası yazıları:) çocuklarımızı eğitsin diye kimlerin eline veriyoruz?

    • Degerli yorumcu,kayyuma devredildikten sonra bankasya kredilerinin geri donusunde yasanan sikintilardan yola cikarak vardiginiz sonuca katilmakla birlikte nedenleri hakkindada insaf ve mantik noktasinda doyurucu cevaplarida bildiginizden kuskum olmasada,birde ben hatirlatmak isterim.Oncelikle bankasya sadece cemaat mensuplarina hizmet veren bir banka degildi.Bilinen ornek oldugu icin Nagehan Alci gibileri hatirlayiniz.Cemaat mensuplarindan bazi ogretmen ve kucuk esnafin almis oldugu ev ve ihtiyac kredilerinin, 15 temmuz olayindan sonra dustukleri durum dolayisiyla geri donusu imkani kalmamisti.Buna,cemaate yakin olmayip ticari kredi kullanan bircok kotu niyetli kisilerin, bu kredileri geri odemek noktasindaki isteksizlikleri ve atanan kayyumlarin (bilerek veya becerisizlikle) yonetimdeki basarisizliklari eklendiginde bu sonuca ulasildi ne yazikki.Bu baglamda nedenleri ile birlikte dusunuldugunde bu yaziyi yazmaya elinizin gitmeyecegini tahmin ediyorum.saygilarimla…

      • Hocam , kayyuma devredilmeden önce oluyordu yüzer kredi hadiseleri . AKP – FETÖ savaşı çıkmadan 3 sene önceydi krediyi krediyle kapatma hadiseleri . Bizzat finans sektöründe BANKA MÜDÜRLERİ YÜZER KREDİ olayını teyit ediyorlar. Ben bizzat görüştüm. Siz de görüşüp bilgi alabilirsiniz. Devletle dalaşan bir örgütün bankasına devlet kurumları para yatırmazdı , varsa paralarını çekerdi herhalde. (THY nin Bank Asya hesaplarınaki paralarının çekildiği gibi) Hakan Şükür bile parasını çekip Amerikaya gitti. En az elli milyon lira sadece 1 şirkete ait yüzer krediden bahsediyor banka müdürleri , bu işin içinde olan insanlar. Görevimiz icabı biz de onlardan bu bilgileri alıyoruz ve sizlerle paylaşıyoruz. Zaten cematin en büyük hatası ticari işlere ve banka işlerine bulaşmak , bulaştığı için sonu geldi.

    • Siz yorum yapmadan önce okuduğunuzu anlamaya çalışın! Daha doğrusu anlayın ondan sonra havuzda pişmış palavraları paylaşın…..
      Unutmayın burada yorum yazan ve okuyanların önemli bir kısmı o havuz palavralarına inanacak kada dünyadan bey haber değiler…

      • Havuz medyasının da , FETÖ propoganda makinasının da canı cehennrme . Bizim paylaştığımız bilgiler reel bankacılık sektöründen , sizinkiler FETÖ üfürükleri . Biz havuz palavralarını kaale almadığımız gibi , FETÖ Nutdan medyasını da umursamıyoruz .

      • Türkiye bitmez . O sizin düşünüz ve görmek istediğinix tablo olabilir . Türkler bitti demeden bu oyun bitmeyecek . İçeride bazı adamların hataları yüzünden geminin batmasını bekleyen beyinsizler çok bekler .

  19. Erdoğan, iki ay önce, 7 Haziran 2018 günü, Ankara Ticaret Odası’nın iftar programında: “Türkiye’nin ne gelirlerinde, ne giderlerinde, ne borçlanmasında, ne de borçlarını ödemesinde en küçük bir sıkıntısı yoktur. Tam tersine, makro rakamlar açısından baktığımızda Türkiye, bırakınız gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkelerin çoğunun dahi ilerisinde bir fotoğrafa sahiptir. Ekonomi ile ilgili ne kadar gösterge varsa, hepsi de çok iyi düzeydedir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının tek derdi Erdoğan’ı 24 Haziran’da iktidardan düşürmek. Başaramayacaklar. Kur, faiz, enflasyon (…), ekonomimiz 24 Haziran’ın ardından yeni ve çok daha güçlü bir yükselişe geçecektir, onun da müjdesini şimdiden veriyorum.” (MASALARIN ÇEVRESİNE SIRALANMIŞ SEÇKİN MİSAFİRLER AYAĞA KALKIYOR, HEYECANLA ALKIŞLIYORLAR)

    Müjdemizin yanısıra, ekonomik durumumuzu kötüymüş gibi göstermeye çalışanların da boyunlarının ölçüsünü alacağını vaad etmişti Ümmetin Lideri.

    Boyunun ölçüsünü alanlardan biri de benim Vesselam. . .

  20. Sayın Koru ,

    Sosyal ve ekonomik olaylar tek bir nedene matuf hareket etmezler. Temel etkeni aramak lazım. Türkiye ithal ikameci ve inşaata dayalı büyümeye modelinden ,ihracata dayalı büyüme modeline geçti. Turizm yatırımcıları yakın geçmişte otelleri açmamayı düşündükleri sezonlar yaşadı bazılarıda açmadı. 1500 yataklı bir tatil köyünde üç vardiyada 570 kişi çalışıyor. 25 sene önce İran da tek bir cam fabrikası yok iken bugün 5 tane var. Dogal gaz satmak yerine onu kullanıp ürettiği camları en yakin pazar olan bize yönlendirmisti. 2003 yılında dolar kuru 1.65 iken Türkiye de konusunda tek olarak başladığım sanayi yatırımımı 2008 yılında dolar kuru 1.16 gelince sonlandırdım. 17 kişiyi işten çıkarıp makineleri hurdaya sattım. O dönemde o parayı ucuz arsaya yatırsaydım sayılı zenginlerden biri de ben olurmuşum. Sonuç ne oldu. Üretmeden tüketen borçlanarak yaşayan bir toplum olduk. Sayın başkan risk alarak modeli değiştirdi. Cari açık problemini başka nasıl aşabiliriz ki ? Ege Cansen diyor ki Türkiye de sanayici , siyasetçi , bürokrat herkes borçlanarak büyümeden bahsediyor . Peki Japonya , Güney Kore, Çin borçlanarak mı büyüdüler diye ilave ediyor. Bir malı ucuz olarak satar pazarda yer edinirsiniz. Sonra alıcılar memnun kalınca fiyatınız yükselse de pazar kaybetmeden ihracatınız artarak devam eder. 2001 krizinden sonra dolar kuru 1.65 olunca 20 milyar dolar olan ihracatımız 160 milyar dolara çıktı. Sonra orada kaldı. Yeniden bir şahlanış için bu günleri yaşamamız gerekiyor. Ya da en azından ayakta kalmak için. Geçen ay yabancı sermayeli kurulan şirketlerde Hollanda başı çekiyor. Ucuz iş gücü olmalı bir dönem. Sıkınti sadece bizde değil. Çin 6.08 e düşen parası 6.90 çıktı. Yüzde 13 değer kaybı o da yaşadı. Dünya yeni bir düzene doğru evriliyor. Sokaktaki adamın bunu anlaması biraz zor. Ama akıl sahipleri geleceği hesap edebiliyor.

  21. Hayat bir bütündür. Çok beğendiklerimizin yanında görmek istemediklerimiz, görmezden geldiklerimiz de bu bütünün parçalarıdır. Maddi ve manevi olarak ürettiklerimiz, para ve huzur bu bütünün parçasıdır. Çalışıp kazandığımız ve hak ettiğimizin fazlası yoktur toplum için. Yıllardır alınan borçlar verimsiz biçimde ve bir gün ödenmesi gerekeceği göz ardı edilerek harcanmışsa faturası ödenecektir. Yanı başımızda milyonlarca müslümanın yerinden edilmesi, ölmesi konularındaki hatalarımızın da hesabı olacaktır. Kendi içimizde görmezden geldiğimiz hayatları karartılan insanlar hukuklarını, Meriçin sularındaki çocukların soğuk bedenleri de haklarını isteyecektir. Toplumlar ne ederse kendilerine eder.

    “Bir toplum, kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” (Enfal-53)

    • Neolitik çağdan hala günümüze gelemedik galiba: suriye içsavaşından kaçmış milyonlarca masum insana evsahipliği yapıyoruz ve onlara her türlü yardımı da yapıyoruz. Meriçin sularında şişme botla dolanan vatan hainlerine de sadece suda değil karada ve havada da aman yok! Rabbimize hamdolsun, suriyeli kardeşlerimize verilen sadakalarımızın yüzüsuyu hürmetine, şehit ve gazilerimizin gayretiyle 15temmuz belasını savuşturmamıza fırsat verdi! Bu daha başlangıç; setö, metö… Durmak yok, yola devam:)

      • H.Gayret nereye kadar devam ? Dolar 5,42 , Doların 10 lira olmasına kadar mı devam ? Yetmez ama EVET diyip doların 100 lira olmasına kadar AKP yi mi destekleyecen ? Tamam mı devam mı ? Kılıçdaroğlu mu ? AKP mi ? Bence E – HİÇBİRİ.
        Müsriflikten vazgeçmedikçe bu siyasiler hiçbirine artık OY-MOY yok . FETÖ – AKP derken millet duman oldu. Bu kavgadan AKP , FETÖ yü döverek çıktı. Şimdi de ekonomik olarak dayak yiyoruz . Kim yiyor ? TÜm vatandaşlar . Arkadaş , bir gün de şu müsrif düzen bitsin artık , saltanat sona ersin , lüzumsuz yapılan işler iptal edilsin de de dişimi kırayım yav. Ayran tahterevan muhabbetini bilirsin. Bizde ayran yok , mercedes çok ama. 600 vekil neyimize yav ? 600 vekilimiz var , ekonomiyi çözen 1 Allahın kulu yok . Büyük şirketler bile İFLAS ERTELEMEYE gitmiş. Sen hangi gezegendesin H.Gayret , buralardaki durum bu anlattığım gibi .

        • Musa bey gören de yunanistan falan olduk sanacak haa… Ekonomi profesörü başbakanımız 95te, tl yi bi gecede %300 değersizleştirmişti; gene de yıkılmadık ayaktayız:) derwishli yıllar daha dün gibi… Yunanistana almanya kayyum atadı, bu kadar tantana yapan olmadı. Ekonomi yönetiminden anlamam ama tarihbilincim yerinde, eskiyi biliyoruz… tl ye güveniyorum, döviz biriktirmiyorum:)

          • Hocam , öncelikle Yunanistan batı medeniyetinin atası olduğundan batılılar yunanistanı batırmaz,dedelerine saygı duyup her türlü yardımı yaparlar. Dövüz konusuna gelince , döviz biriktirmiyoruz elbet. Böyle zor günlerde devletimizin yanında olmamız zaten vatandaşlık borcu . Aynı gemideyiz . Gemi batarsa hepimiz zarar görürüz. Ne iş yapıyorsunuz bilmiyorum ama serbest piyasada çalışan bizler bu işin sıkıntısını had safhada çekiyoruz. Çeki yazılmayacak itibarlı arkadaşların bile çekleri yazılıyor. Tek görmek istediğim , vatandaş sıkıntı çekiyor , Ankaradaki beyefendiler acaba hangi hakkından feragat edecek de millete yardım edecek ? Görmek istediğim bu .Vatandaş mecburen kemer sıkıyor. Ya Ankaradaki arkadaşlar ? Ne yapıyorlar ? bizi düşünüyorlar mı dersin ? Mesela beleşe 12 tane implant hakkından mı vazgeçerler ? Maaşlarında %10 kesintiye gidilse ne derler acaba ? Yoksa milletin benziniyle bindikleri son model makam araçlarından vazgeçerler mi acaba ? Bir şey göstersinler bize , biz de kemer sıkıyoruz diye . Ben bir şey göremiyorum. Senin gördüğün birşey varsa diğer gezegenden onu söyle de biz de bilelim , doğruysa hak verelim H. Gayret.

  22. 2000’li yılların başında Hollanda’da, Amsterdam’da, dört katlı bir yapının zemin katında yaşadığım. Üçüncü katta, kısa bir süre önce evlerine yerleşmiş Türk bir aile yaşıyordu. Sadece binada yaşayanlar değil, sağ ve soldaki binalarda yaşayanlar da ben dahil herkesin gündelik huzurunu bozan gürültüden muzdaripti. Zaman içinde deflarca şikayet edildi aile. Her seferinde iki cadde ötedeki polis karakolundan iki polis memuru geliyor, ailenin yetişkinlerine gerekli uyarıları yapıyor, ayrılıyorlrdı. Uyarıların yerini para cezası almaya başladı, ama değişen bir şey olmadı. Meselenin mahkemeye taşınmasına karar verdi üç binada yaşayan sakinler. Türk aile ile son bir kez konuşulacaktı. Benden dil konusunda yardımcı olmamı istediler. Ailenin reisi ve büyük oğlu hayli inatçı, saldırgan tavırla karşıladılar. Müslüman oldukları için herkes üzerlerine geliyordu. Ben de bu tavırdan payıma düşeni aldım elbette. Utanmadan kendilerine karşı diğerleriyle işbirliği yapıyordum vb. Mahkeme gidildi, aile evi boşaltmak zorunda kaldı. Onların yerine, her üçü de işsiz, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı programının sonlarını yaşayan üç Hollandalı genç yerleştirildi. Programın bir parçası olarak, toplumsal yaşama uyum gösterip gösteremedikleri açığa çıkacaktı eğer bizlerle sorunsuz bir yaşam sürdürebilirlerse. Olmadı. Yarım yıla yakın bir süre sonra onlar da evden ayrılmak zorunda kaldılar. Bizlerden gelen yakınma ve şikayetlere, kendilerine karşı peşin hükümlü olunduğu argümanı ile karşı çıkıyorlardı.

    Uluslararası sermaye düzeni, bir sokakta birlikte yaşamaktan çok daha acımasız kurallar temelinde işliyor. İster Müslüman, ister Katolik Hıristiyan olun. Güçsüzseniz kaybediyorsunuz. Suriye güçlü bir ülke olamadı. Muazzam petrol yataklarına sahip olmasına rağmen Irak da öyle. Her ikisi de, Baas diktatörlüğü altında, dinsel ve etnik parçalanmışlık halini sürdürdü onyıllarca. Sonuçları ortada -biz Müslümanların yine Müslüman olan Suriyeli sığınmacılara gösterdiğimiz utanç verici “İstemezük!”çü tavır da bunun bir parçası.

    ABD, başta petrol olmak üzere iliklerine kadar sömürdüğü yoksul Meksika’yı aşağıladıkça aşağılıyor; dünyanın en büyük 3. petrol üreticisi olan Venezüella’da, ülke petrollerini devletleştiren Çavez’in devamı olan Maduro iktidarını alaşağı etmek için elindeki güçlü kartları sahaya sürüyor. Oysa bu üç ülkenin insanları aynı dini paylaşıyorlar.

    Uluslararası sermaye düzeninde tiyatroya yer yok. İstediğiniz kadar bir Türk’ün dünyaya bedel olduğuna inanın. İstediğiniz kadar ecdadı bir zamanlar Avrupa’ya hükmetmiş yüce bir imparatorluğun devamı olduğunuzu haykırın. İstediğiniz kadar “dolar molar hikaye” deyin -ve buna gerçekten inanın. Ringe çıktığınızda dünyanın kaç bucak olduğunu gösteriyorlar maalesef.

    Zayıf olan, oyunu kurallarına göre oynamayan kaybediyor.

    Bunu hatırlattığınızda siz Türkiye düşmanı, bir Avrupa ülkesine çöreklenmiş, ülkeye kişisel olarak ne katkıda bulunduğu belirsiz çığırtkanlar ise “milli ve yerli” vatan kurtarıcıları oluyor.

    Suçumuz, “ümmetin lideri” diye yutturulmaya çalışılan sıradan ve basiretsiz bir yöneticinin peşine takılmamak. . .

    • Sn.bernar, maşallah ucuz siyaset dedin mi üstüne yok! Bi elin kapsalonda, bi elin ateşli thai-çorbasında olsa da millik veya yerliliği de kimselere kaptırmıyorsun bakıyorum:) buralarda kuskusa talim ettiğimiz yetmezmiş gibi bi de azar işitiyoruz sayende, sağol…

  23. Fehmi beyin bugünkü yazısı bana Fatih Altaylının 2 yazısını hatırlattı.
    İlki 17/25 Araliķtan bir kaç ay sonra yazdığı bir yazıyıdı ve yazısının bir bölümünde şöyle diyiyordu! “Banka Asiyayı batirma ve dışardakı Türk okullarını kapatırma pilanları yapildığı duyumlar aliyorum”

    F Altaylı bir gazeteci olarak O zamandan bugünleri tarif etmişiti.
    Hatta yetkililere şöyle sesleniyordu.
    “Zamanında Cemaatin kadrolaşmasına nasıl karşıidisem ve o kadrolaşma ne kadar ülkeye zarar verdi ise, Devlet eli ile banka batırılmaz! eğer batırılır sa, (bugünlrde olanları aynisini o zaman) şunlar şunlar olur.” diye yazmıştı, ve o yazdıkları Maalesef aynen gerçekleşti.
    Banka Asya gibi Türk okulları içinde yazdıklarında haklı çıktı, ve uyarılarının hepside eksiksiz gerçekleşti.

    Ikinci yazısıda diğeri ile ayni zamanlada yazmışti.
    Ondada Gülenin hayeli mahkemede ifadesini nasıl verbileceğını yazdıktan sonra, şöyle bir not düşmüştü.”Erdoğan cemaata çok zarara veriri okullarını mallarını darmadağın edebilir ama cemaati bitiremez onlar gene toparlnır,
    Fakat AKP diye bir parti kalmaz yok olur.

    O zamanlar Fehmi beyde tıpkı bugünlerde yaptıvı gibi tahminlerini açıklayan yazılar yaziyordu.
    Zaten şu an o zamanki uyari niteliğinde yazdıklarının hemen heme hepisi gerçlekmiş durumda.

    Erdoğana kaitsiz şartsız itaat edenler Siz kim oluyorsunuz? Türkiye ne sizin nede Erdoğanın tapili malı değil…..
    Sizler o kadar çaresiz ve zavallısınız ki onun için kendinizi dev aynasında görerek
    önünüze gelene saldıriyorsunuz! O yazdıklarınızın hepsi yerli yerinde duruyor Türkiyeye Adalet geldiğinde hatta gelmese bile AİHM de kanun karşsina çıkabileceğinizı unutmsyin!
    Terörist dediğinizı ispatlamak zorundasınız isbatliyamassanız o zaman alacağınız cezalara razı olmak zorunda klacağınızı kafanıza iyice yer ederseniz sizin çin iyi olur.

    • Özgürlükçü ! Nurdan abla , fikir özgürlüğüne karşı aba altından sopa gösteriyor , ama o sopa okyanus ötesinden buraya uzanmaz. Darbe desen , kimsenin kalkışacağı bir şey değil artık . Kalkışan , cevabını alır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here