Biz birbirimizle kavga ederken.. altımızdan Ortadoğu kayıyor.. Musul’a bu gözle bakın…

14

Türkiye’nin gündemi hayli yoğun: Kemal Kılıçdaroğlu’nun 25 gün süren uzun yürüyüşü ve ardından Maltepe mitingi… Şimdi de 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıldönümüyle ilgili yoğun program… Yunanistan’la sonuca bir kez daha ulaşamayan Kıbrıs müzakereleri… Batı ile çekişmeler…

Dikkatimizi bizi de yakından ilgilendiren başka konulara veremiyoruz.

Musul’un IŞİD’ten temizlenmesine sözgelimi…

‘İslam Devleti’ diye bir örgüt

IŞİD dünya gündemine âniden girmişti, şimdi yine âniden gündem dışı kalacağa benziyor.

Üç yıl önce yine bu zamanlardaydı (2014 Haziran ayı ortası). Tamamı 800 kişiden oluştuğunu söylediği IŞİD militanının, 25 bin kişilik Amerikan eğitimli Irak askerinin koruduğu ülkenin ikinci büyük kentini teslim aldığını New York Times gazetesinden öğrenmiştik. (Reuters ajansına göre militan sayısı 2 bin kadardı).

Ellerindeki hafif-ağır silahları bırakarak kaçmayı yeğlemişti Irak askerleri…

Kentin kolayca düşmesinde, Musul halkının büyük çapta ‘Sünni’ oluşunun da rol oynadığı ortadaydı. Amerika’nın ülkeye müdahalesi Irak’taki dengeleri Şiiler lehine değiştirmiş, İran tarafından desteklenen siyasiler Bağdat’ta ipleri ele geçirmişti.

Militanlarının önemli bir bölümünün çeşitli Batı ülkelerinden devşirilmiş tipler olduğu görülen ‘IŞİD’ örgütünün, bu ‘uluslararası’ kimliği yanında, Irak’taki esas destek tabanının, ülkede kendilerini dışlanmış hisseden bir dini grup (Sünni) olduğu, ancak bunların dini kimliklerinden çok Saddam’a sadık Baasçı kimliklerinin ağır bastığı âşikârdı.

Musul’u ele geçiren militanları yönlendirenlerin Saddam’ın ordusunda üst düzey görevler üstlenmiş askerler olduğu biliniyordu.

Aradan üç yıl geçtikten, binlerce ölü verildikten ve kentin tarihi kimliği çatışmalarda yerle bir olduktan sonra, Musul, dün ABD öncülüğündeki bir cephe tarafından yeniden ele geçirildi.

Türkiye yanlış yöne bakıyor

Musul’un ele geçirilmesi sırasında Türkiye de askeriyle orada olacaktı; ancak koalisyonu oluşturan ABD Türk askeri yerine farklı bir koalisyon oluşturarak bu işi yapmayı daha uygun gördü.

Rahatsızız.

Bu yüzden de olan bitene doğru teşhis koymakta zorlanıyoruz.

Oysa ABD’nin Irak ve bütün bölgeyle ilgili hesaplarında Türkiye’nin yerinin –artık– olmayışının gerçek sebebi, Türkiye’den bakanların değerlendirmelerinden çok daha derin.

Türkiye’nin yeniden ele geçirilecek Musul’da kentin ‘Sünni’ ağırlığını azaltma operasyonunu hoş karşılamayabileceği, engeller çıkartabileceği hesabı, Amerikalılara PYD/YPG tercihini düşündürmüş olmalı.

Göreceğiz, “IŞİD mensubu” iddiası yerel halka yöneltilecek ve bu da bundan böyle yapılacaklar için mazeret yerine geçecek.

Halkın Irak’a Amerika’nın askeri müdahalesine duyduğu tepki.. Bağdat yönetimin Şii ağırlıklı oluşması.. Şii ağırlıklı hükümetlerin orduda gerçekleştirdikleri büyük Sünni tasfiyesi.. yeni düzenden en büyük darbeyi halkının çoğunluğu Sünniler’den oluşan Musul’un yemesi.. bütün bunlar.. IŞİD’in kent ahalisinden güçlü bir mukavemet görmeyişinin sebebi olarak algılanıyor.

Böyle algılandığı için de, IŞİD’in son direniş noktalarının da kırılarak bir örgüt olarak buharlaşması sonrasında, Musul’u ele geçiren cephe, yerel halkı cezalandırma yoluna gidiyor. Kentte şimdiden ‘toplama kampları’ kuruldu ve IŞİD’ten kurtulduğuna sevinenler de dahil pek çok Musullu kendilerini bu kamplarda bulmakta.

Ortadoğu bölgesinin böyle bir özelliği var: Kaderini yerel-olmayan güçler belirliyor.

Tarihte de böyleydi, şimdi de eskinin tekrarı yaşanıyor: IŞİD Musul ve çevresi için yabancı bir güçtü, onlar gidince yerlerine gelenler de Musullu değil…

Terör örgütünün biri gidince yenisi geliyor

El-Kaide diye bir örgütün terörle dünyayı karıştırmak amacıyla kurulduğunu ve Batılı hedeflere karşı eylemler yapmakta olduğunu işitiyorduk; ama varlığından esas haberdar oluşumuz 11 Eylül (2001) uğursuz eylemleriyle gerçekleşti.

İkiz kulelere, Pentagon’a sivil uçaklarla saldırdı el-Kaide tarafından devşirildiği anlaşılan militanlar…

Kendisini ‘İslâm Devleti’ olarak tanıtan bir grubun Suriye ve Irak’ta toprak kazanma amaçlı ufak çapta eylemlere kalkıştığı da birkaç yıldır biliniyordu; ama büyük çıkışını 2014 yılında âni bir saldırıyla Musul’u alarak gerçekleştirdi IŞİD…

Son zamanlarda ‘el-Kaide’ örgütü adına açıklamalar duyuluyor, ama örgüt eylem yapamaz hale geldi; bir anlamda buharlaştı. (Belki de oyuna geldiklerini sonunda anladılar, ne bileyim.)

Aynı durum kısa süre sonra IŞİD için de söz konusu olunca hiç şaşırmayalım.

Farklı bir biçim aldığı ve yerel militanlarla bölge ülkelerini hedef alan eylemler gerçekleştiren bir örgüte dönüştüğünde de…

Yararlı, ama kime yararlı?

Bölgeyle ilgili planların sahipleri için ‘yararlı’ birer örgüt bunlar…

El-Kaide ve IŞİD olmasaydı Suriye, Irak, Libya, Yemen bugünkü zavallı durumlara gelirler miydi? Mısır’da askeri darbe olabilir miydi? Körfez ülkeleri birbirlerine düşerler miydi?

Ortadoğu’da yerel orduların asker mevcudu kadar Batılı ülkelerin askeri varlığı da var; ‘İslami’ kimliği verilmiş terör örgütü bulunmayan bir ortamda bu mümkün olabilir miydi?

Bildiğimiz eylemleriyle varlıklarını belli etmiş el-Kaide ve IŞİD marjinalleşerek farklılaşırsa, hiç merak etmeyin, onlar gibi ‘yararlı’ başka bir örgüt bir yerlerden başını çıkaracaktır.

Ne diyeyim bilemiyorum; en iyisi şu hissimi sizlerle paylaşayım: Kendi içimizdeki sorunları kavgacı olmayan bir üslup ve demokrasi içerisinde çözüme kavuşturmanın yollarını arayalım; biz rahat ve huzura kavuşmazsak, etrafımız bugünkünden de beter olacaktır. Etrafımızdaki sıkıntıların bizim başımızı ağrıtmaması ise hiç mümkün değildir.

Aklımızı başımıza toplayalım. Lütfen.

NOT: Bu yazının ilk biçiminde yer alan bir cümle yanlış anlaşılmalara müsait olduğu için değiştirilmiştir. FK

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Müslüman olduklarını iddia edenler Din, İnanç, Komünizm, Sosyalizm, Şeriat, Sağcılık, Solculuk ve daha nice İDEOLOJİK kavram ve ifadeler varsa hepsini terketmeden bu çoğrafya hiçbir zaman belini düzeltemez…
    Yani “dürüst, empati yapan, yani kendine istediğini diğer insanlara da isteyen, Hak ve Adaleti esas alan, Irk, Kimlik, Sülale, Hanedan, yani her çeşit İDEOLOJİYİ geride bırakıp sadece SADECE İNSAN demedikçe daha çok zılgıt yeriz, vesselam…

  2. Günlerce, haftalarca kendimizi kısır çekişmelere kaptıracağımıza, Bölge, memleket ve istikbal (gelecek) için ehemmiyet ve elzemiyet taşıyan konuları ihmal etmemek ve gündeme taşımak gerek, Bu konuyu hatırlattığı için Koru’ya teşekkür borçluyuz..
    MUSUL MES’ELESİ mazi, günümüz ve ati (gelecek) miz bakımından önem arz ediyor.
    Musul, daha 100 yıl önce, sırasıyla Türklerin, Kürtlerin ve Arabların nüfus ağırlığı taşıdığı bir Vilayetimizdi. Dinen ağırlığı Sünniler teşkil ediyordu. Öyle. ne yabancı gözü ile bakıyorsunuz ! Aşağıda TBMM. de, Mebus’ların Musul Vilayeti hakkında yaptığı konuşmalardan aktarmalalar yapacağız, bu konuda.
    Bir kere şu hakikatı baştan, tekrarlıyalım ; İyi bir Müslüman olmak, memleketini, dinini koruyabilmek için tarihini, dinini bilen, ilim sahibi, ailenin kendi içinden başlıyarak iyi eğitim almış, şuurlu insanları çoğaltmak gerekiyor. Aile bağlarını da güçlendirmek.
    Aksi takdirde, ailesiz, akrabasız, ilimsiz, sefil insanlardan mürekkep (oluşan) bir Batılı Hristiyan veya Doğulu Müslümandan bu tip, Batının kullanacağı ” devşirme tipler” ve piçler peyda olur ki, her milletin başına bela olarak yağar. “Yarım doktor candan, yarım HOCA DİNden ediyor”. Dünyadan yılgınlık,
    yarım okumuşluk, cihadın eksik anlaşılması, şehitlik hülyası, af umudu bu tip insanları bu ucuz ve maceralı yola sevk ediyor. Artık, sinek öldürmek para etmiyor. Anaçları ve Bataklığı kurutmak gerekiyor.
    İSLAM ALİMLERİni YOK EDEN Batılılar ve BATICILAR ALEMLERin ( Dünyadakilerin ) ölümünü hazırladı. Kitlelere HAKİKİ İSLAMI ve tarikatı, Doğuya bilhassa İMAN Hakikatlarını kesif (yoğun) bir şekilde öğretmek, sunmak lazım. Para hırsını azaltıp, kanaat sahibi kılmak. Ahir zamanda katiller, ani ölümler artacak, diye haber veriyor, Resulullah (sav). Bu gerçeği geç de olsa fark eden MORO (AYMAR-Filipinler) Müslümanları Hakiki alim yetiştirmiye odaklandılar ve başarıya doğru yol alıyorlar.

    İngiliz ve onun kuyruğu ABD sünni nüfusu kendisi için daha tehlikeli görüyor(du), Musulda da
    Lozan’da, Berlin Konferansı’nda Musul Meselesi görüşülürken, TBMM üyesi (MEBUS) lar peşpeşe söz alarak Musul Vilayetimizin Cemiyet-i akvama ve İngilizler’in vicdanına bırakılmasınıa şiddetle karşı gelmişler ve İngilizlerin zamanla, kürtleri bize karşı kullanacaklarını dillendirmişlerdir. M.Kemal Paşa da başlangıçta bu görüşte olmuşsa da direnememiştir.
    Erzurum Mebusu Mustafa Durak, tarih yazdığında, ileriki nesiller bana lanet etmesinler diye, Millet Meclisi üyelerini uzun uzadıya konuşmalar yaparak, uyarmıya çalışmış, ” bizim İstiklalimizi Mahveder, Asya’lı hükumetlerden Cemiyet-i akvamda bir tanesi var mı ?….. “, diye çırpınmıştır. Bitlis Mebusu Yusuf Ziya, “siyasetin sadece menfaati var …..”, merhameti yok demiştir. Van Mebusu Haydar bey ” ….Musul meselesi bu kadar mühim….. İngiliz, Türkiye Cumhuriyetini Alem-i İslam’dan tecrit etmek (ayırmak) istiyor ….. (Trabzon Mebusu Ali Şükrü de ölümü pahasına benzer iddialarda bulunmuştur). Musul Vilayetimiz’de, yöneticileri Türk ağırlıklı olan Abbasileri de sayarsak 10 adet Türk Devleti kurulmuş ve hükümferma olmuştur” diyerek, tek tek saymıştır…. Atabekler8%9 İlhanlılar, Celaliler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Artuklular (3), Selçuklular, (Eyyubiler (3) Osmanlılar”. (TBMM. Gizli Celse Tutanakları, 1339 (1923) – T. İş Bankası Yayınları. (Özal Dönemi)
    Fehmi Koru’nun dediği gibi, ” Musul ele geçerken Türkiye orada olmalıydı”, gene de – ne edip, edip olmalı, İcabında Rus’larla anlaşarak.

    NOT : Bu mebuslar ve Ayıntap Mebusu Ali Cenani Adli ve Mali kapitülasyona da şiddetle karşı çıkmışlardır. Bu ne demek oluyor ? Batı ülkelerinden tercüme Kanunlarımız da Lozan ve Berlin anlaşmaları ile Batılı Devletlerce zorla kabul ettirilmiş – fakat Cumhriyetin kazanımları arasında sayılan ve öve öve bitirilemiyen ve her ay sadece, onlarca kadının ölümüne yol açan – hukuk düzeni mi Oluyor ? F.Koru bu konuya da bir gün ayırsa da tarihimizi, gençlik bir daha İYİCE ÖĞRENSE.

  3. Musul’da ki demografik yapı Sünnilerin aleyhine gelişirken -katledilecek ve tehcir edilecekler, göçe zorlanacaklar- ortada iken, Suriye savaşının başladığı hengamda, Türkiye’ye ve diğer ülkelere göçe mecbur edilen milyonlarca Suriyeli ve ardına kadar açılan kapılar hangi demografik hesabın neticesi idi?..biraz biraz anlaşılıyor galiba.

    Bölge dizayn ediliyorken ve beka mes’elemiz katmerleşirken bizi iç sorunlarımıza gark eden saikler nelerdir?

    Adalet talebi, tamam; kurtuluş, 15 Temmuz programları, o da tamam; peki biz sınırlarımızı nasıl muhafaza edeceğiz.. burnumuzun dibine dayanan tehdidi nasıl bertaraf edeceğiz?

    Dış tehditler kapımıza dayandığı halde bunu görmemek, bütün enerjimizi içe teksif etmek; iktidarı, muhalefeti ve kurumları ile bu nasıl bir aymazlıktır..değilse nedir?.. amam Allah’ım.

    Evvelinde Arap baharı ile beraber Suriye bağlamında 5 yılı aşkındır bölge şekillendirilirken, PYD/PKK güç devşirip yerel halkı yurdundan ederken, nüfusunun yarısı muhacir (belki de bir daha dönmemek üzere) yaşayan Suriye, halkının ülkesinden çıkartılarak yok edilip parçalandığı düzlemde; Türkiye’de neler oluyordu?

    Çözüm süreci: PKK yerel mahkemeler kurup, vergi toplayıp maliye sistemini ve askere alma kurumunu oluşturarak devletçilik oynuyordu..aynı zamanda hendek hazırlıyordu. (Şimdi bunlar yaşanmıyor)

    Hükumet-Cemaat kavgası ve hendek savaşları eş güdümlü devam ederken 15 Temmuz mel’aneti böğrümüze yaslandı. (Şimdi sadece FETÖ var.)

    Ekonomik göstergelerin hızlı inişleri, yavaş yükselmeleri ile paramızın pula dönüştüğünü yaşıyor, gelecek hesaplarımız alt-üst oluyor ve millet olarak kafamız ekonomi ile meşgul oluyordu.

    TSK ve Emniyette yoğun tasfiyeler süreci başlıyor kamu kurumları boşalıyordu ve halen devam ediyor.

    Ardı ardına seçimler (2014 Yerel, 2015 Genel, 2016 Referandum), Başkanlık ve sistem değişikliği gündemi, bütün zamanımızı kendine (içe) harcıyorken;

    Bugün dış tehdit olanca şiddetiyle kapımıza dayanmışken: hadi iç (FETÖ, PKK) ve dış düşmanlar BİRLİKTE hareket ediyorken, iktidar ve muhalefet, neden BİRLİK içerisinde hareket etmiyor?..ve neden biri diğerine düşman gözü ile bakıyor?

    Her darbe sonrası kolu-kanadı kırılan en köklü ve güçlü kurumumuz TSK ve yanında gelişmiş ve güçlenmiş diğer bir kurum olan emniyet, büyük tasfiyelere maruz bırakılırken..
    ..sizi bilmem ama ben, bütün bu gelişmeleri çok manidar buluyorum.

    Yaklaşan dış tehditlerin olanca şiddeti yanında bu kadar yoğun SUNİ gündeme gark edilen ülkemin, bir de siyasi çekişmeler ile gücü kendi eli ile zayıflatılıyor ise, buna sebep olan siyaset kurumu ve kişilerinin davranışları da havsalama, zihnime iyi şeyler fısıldamıyor.

    Ve ben, ülkem, ülküm adına, sıkılıyorum..üzülüyorum.
    Kahroluyorum.

  4. Dengelerle oynayarak tabir caizse iti ite kırdırarak cebimizden neyimiz var neyimiz yok herşeyimizi alıp bununlada yetinmeyip geleceğimizi ipotek altına
    alıyorlar.
    İçimizdeki sorunları çözersek okyanus ötesi her türlü müdaheleye ve mandaya boyun eğmek zorunda kalmayız.
    Ancak Konuşabilirsek anlaşabiliriz…
    Anlatabilirsek birbirimize meramımızı ihanete maruz kalmayız.

  5. el-Kaide ve IŞİD olmasaydı Suriye, Irak, Libya, Yemen bugünkü zavallı durumlara gelirler miydi? Mısır’da askeri darbe olabilir miydi? Körfez ülkeleri birbirlerine düşerler miydi?

    Ortadoğu’da yerel orduların asker mevcudu kadar Batılı ülkelerin askeri varlığı da var; ‘İslami’ kimliği verilmiş terör örgütü bulunmayan bir ortamda bu mümkün olabilirmiy
    di?
    bunların hangi ülkelerin etkisi ile kurulduğunu yazmış mıydınız

  6. Tohumun genlerine ulaşıp logolaştırmak “seçilmiş”lik gerektirir.
    Belirli bir aşamadan sonra iradeyle bin yılların önüne geçilir.
    Binlerce yıllık zayıf güçlü gelişim eleme süreci öne alınır; hibrit işaretiyle piyasaya çıkarılır.
    Hedef en gerekli olandan başlayarak zayıf kalmayıncaya kadar, güçlüyü bulundukları “yerde” eşdağılımlı kılmak!.Neden “hakim kılmak” demediğimi bir sözle ifadeye edeyim; güncelde kullanılanlar “hakim” olanlar da ondan. Bu da sürecin, geleceğin ihtiyaçlarına yetmiyor, yetmeyecek.Kıtlık iradeli çoğalmaya, doğayı paralel kılarak aşılacak.
    Fehmi bey , benzer uygulamaların sosyolojideki uygulamalardan söz ediyor. Elkaide, işid..bunlar hibrit örgütler; amaç, kendiliğindenciliği aşmak!

  7. Fehmi Bey’in bölgemizle ilgili analizlerine diyecek bir şey yok.Büyük ölçüde haklı ve yerinde tespitler olarak görünüyor.

    “İçimizdeki kavga”meselesine gelince.İşte burası biraz karışık.PKK ve uzantıları ile bir çözüm süreci yaşadık.Devlet bazı şeylere belki de göz yumdu.Halkımız da bazı şeylere tahammül etti;kan akmamasının,analarının göz yaşının dinmesi hatırına.Ama bu örgütün bu şekilde yola gelmeyeceği anlaşıldı.Bu sebeple onlarla “kavgamız”devam edecek, etmeli.Başka çaremiz yok.

    Öte yandan bize 15 Temmuz’u yaşatan, Türkiye’yi tealim almaya yeltenen, bugün de Türkiye aleyhine dışarıda sürekli lobi faaliyetinde bulunan,Mit tırları üzerinden Türkiye’yi jurnal eden,soru hırsızlığı ve adam kayırma yoluyla devletin tüm kurumlarına çöreklenen,sayısız mağduriyete sebep olan Fetö ve iltisaklılarında hiç mi hiç pişmanlık alameti görünmemektedir.Barış,yanlış bir iş yaptıktan sonra pişman olan,nedamet getirenlerle yapılır.Dolayısı ile bunlarla barış olmaz, bunlarla ancak “kavga”olur ve olmalıdır.15 Temmuz’la PKK’dan daha tehlikeli olduklarını gösterdiler.Bunların uzantılarının içinde bulunduğu bir askeri yapı ile Fehmi Bey’in çizdiği bölge tablosu içinde yer alamazdık. Gerek askeriyeden,gerek bürokrasiden bunlar ayıklandığı ölçüde devlet yapısının güçleneceği aşikardır.

    İktidar-Muhalefet ilişkilerine gelince.1970’li yıllardan beri Türk siyasetini izlerim.Bugünkü iktidar-muhalefet ilişkisi geçmişten hiç farklı değil.Geçmişte nasıl idiyse bugün de öyle. Demirel-CHP,Demirel-Özal,DYP-ANAP ilişkileri de aynen böyle idi.Dolayısı ile bugün farklı bir durum varmış gibi bir tablo çizmek isabetli bir yaklaşım tarzı değildir.Özellikle CHP, Demirel ve Özal zamanında ne söylemişse bugün de aynısını söylemektedir.Ancak CHP 90’lı yıllarda Erbakan’a karşı Demirel ile işbirliği içine de girmiştir.

    Süt-liman bir iktidar-muhalefet ilişkisi Türk siyasetinde hiç bir zaman olmamıştır. Demokrat Parti’nin iktidar olduğu 1950’li yıllar dahil.

    İktidar-Muhalefet ilişkilerinde karşılıklı eleştiriler her zaman olacaktır;olmalıdır da. Ancak ölçüyü kaçırmamakta da fayda var.

  8. Ortadoğu‘yu kendimize benzetemedik ama, kendimizi Ortadoğu‘ya benzettik.
    Ayrıca politikacılar Türkiye’de kendilerine faydalı bir düzen de kurmuşlar… Yetki sonsuz… Sorumluluğun karşılığı ise bir defa ‚aldatıldım‘ demek.

  9. Rabbim bizi korusun, şayet Ortadoğuda oynanan oyunların çeyreği bizde oynansa öyle tahmin ediyorum ki darma duman oluruz. Bizde uhuvvet, hoşgörü vb namevcut.
    Herkese “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı ” John Perkins” tarafından yazılan romanı okumayı tavsiye derim. ABD’nin gerçek yüzü orada mevcut.

  10. Şii-Sünni çatışması, Emeviler zamanında başlamıştır. Humeyni ve Erbakan bu çatışmayı sona erdirmiştir. IŞİD Sünni-Şii çatışmasını yeniden başlatmak amacı ile oluşturulmuş bir teşkilattır. Irakta Kürt-Türk ve Şii-Sünni çatışması ile Batılılar mekan kuruyorlar. Türkiye ile İran arasında da bu çatışma ile savaş çıkarmak istiyorlar.
    Mustafa Kemal “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle Ortadoğu ülkeleri dahil dünyadaki batı sömürüsüne karşı direnmekten vazgeçti. Sadece ülke içinde ulusal devlet kurup dış ülkelerde ne Müslümanları ne de Türkleri korudu. Sadece iltica edenleri vatandaş olarak kabul etti. Bu İslami bir siyasettir.
    Bugünkü Ortadoğu siyasetinde bizim yerimiz iki bakımdan yanlıştır. Biri, bizim dünyaya yön verecek bir gücümüz yoktur. Bugün yeryüzünde üst güçler var olmuştur. ABD, Rusya, Çin ve İngiltere. Bir de gelişmiş ülkeler vardır. Japonya, Almanya, Fransa, bir de gelişmemiş ülkeler vardır. Biz gelişmemiş ülkeler arasındayız. AK Parti geliştiğimizi iddia ediyor. Türkiye’den Almanya’ya göç baskısı var. Almanya’dan Türkiye’ye değil. Demek ki hala gelişemedik.
    Ortadoğu’ya müdahalemizin başka yanlışı da gelecekte tüm ülkeler gelişmiş ülke olacak ve bağımsız olacaklar. Müdahale eden ülkelerin hepsi yenilmiş olacaktır. Varsınlar onlar kavga etsinler. Bize göç edenleri kabul edelim. 200 milyon, 400 milyon olalım, onlarla da anlaşalım.
    Bizim Adil Düzen’e göre muasır medeniyetin üstüne çıkma görevimiz vardır. Dünyaya hükmetme artık tarihe karışmış olacaktır. Kuran nurunu tamamlayacaktır.

  11. üstadım, yazılarınızı her gün keyifle okuyorum.
    bugün şu yanlışa dikkatinizi çekmek istiyorum:
    pyd – ypg nin musul operasyonuyla ne alakası var?
    bunlar suriyede faaliyet gösteren kürt oluşumlardır, abd bunlarla rakka operasyonu için işbirliği yapıyor. musulla hiçbir ilgileri yok.
    sevgiler
    bekir

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here