Bizde basın ‘partizan’ mı? Hayır, bugünkü durum ondan çok daha ileri ve vahim…

48

Bir mecliste, siyaseti yakından gözlediğini bildiğim biri, “Medya hiç bu kadar partizan olmuş muydu?” sorusunu bana yöneltince, meramını yanlış yansıttığını anlayacağını umarak, “Ne zaman öyle değildi ki?” cevabını verdim.

Elbette bugünkü durum başka ülkelerden ve bizim geçmişte yaşadıklarımızdan farklı ama, medya bizde her zaman taraflı oldu çünkü.

O kişiye vermeye çalıştığım cevabı sizlerle de paylaşayım.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e basın mirası

Konunun Osmanlı dönemine kadar uzanmayı gerektiren boyutları da var, ancak dikkatimizi Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında yoğunlaştırdığımızda da ‘partili gazete’ kavramıyla karşılaşabiliyoruz.

Cumhuriyet’i kuracak kadro Ankara’ya geldiğinde, ilk iş olarak, kendi tezlerini yaymayı sağlayacak bir basın arayışına girişti. Hakimiyet-i Milliye gazetesi ve Anadolu Ajansı o arayışın sonucudur.

Halide Edip (Adıvar) ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ adını verdiği anılarında kendisinin Ankara’ya geçişinin sebebi olarak “Anadolu’daki milliyet hareketinin en zayıf tarafı gazeteci ve propaganda yokluğu” açıklığını gidermek olduğunu anlatır. Kendisi bu açıklığı gidermesi için Ankara’ya çağrıldığını bilir ve ona göre davranır (s. 64).

Hakimiyet-i Milliye kadrosundan Mazhar Müfit de (Kansu) ‘Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber’ kitabında aynı amaçla Ankara’ya gelmiş gazeteci-yazar kadrosunun heyacanlarını ilk elden aktarır (C. II, s. 503).

Mustafa Kemal, bir yandan ‘başkomutan’ olarak İstiklal Savaşı‘nı yürütür ve BMM başkanı olarak yeni devletin siyasi temellerini atma çabasını sürdürürken, bir yandan da zengin bir yazar kadrosu (Halide Edip, Dr. Adnan, Mehmet Akif, Müfide Ferit, Yakup Kadri, Ruşen Eşref, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin, Celal Nuri, İsmail Hami) bulunan Hakimiyet-i Milliye gazetesine imzalı-imzasız yazılarla katkıda bulunmaktadır.

Sonraları (1934) ‘Ulus’ adını alan gazete uzun yıllar CHP’nin yayın organı olarak varlığını sürdürmüştür.

Yenigün adıyla yine aynı kadrodan Yunus Nadi tarafından çıkarılan gazete de CHP çizgisinde yayınlarıyla basın hayatında yerini alacak, daha sonraları da Cumhuriyet adıyla günümüze kadar gelecektir.

CHP’nin gazeteleri olur da rakibi Demokrat Parti (DP) boş oturur mu? Zafer gazetesi Ulus‘un karşısında DP’yi tutan yayınlarıyla yerini çoktan almıştır.

Darbeler ve Türk basını

Darbeler öncesi, sırası ve sonrasında belli başlı gazetelerin görev üstlendiği bir ülkedir Türkiye. ‘İhtilalciler arasında’ bulunduğunu kitabının adıyla övünerek ilan etmiş bir gazetecimiz (Bedii Faik) olduğu gibi, başarısız bir darbe girişiminin arkasında (1962) yer almış bir gazete patronu da (Erol Simavi) vardır.

Erol Simavi, Hürriyet‘in 40. kuruluş yıldönümü vesilesiyle bir yazarına birkaç gün süren bir mülakat vermiş ve orada şu sözleri sarf etmişti:

“Basın için dünyada, ‘Beş büyük kuvvetten biridir… Dördüncü kuvvettir,’ derler. Bu söz, Türkiye için geçerli değil… Hâkimiyet, elbette, ‘Kayıtsız şartsız milletindir’… O, başka… Ama birinci kuvvet, Türkiye’de ordu mu? Hayır… Basındır… İkincisi, ordudur… Çünkü orduyu ihtilallere basın hazırlar.” (Hürriyet, Nisan 1988).

Orduyu ihtilallere hazırlama görevi içerisinde bulunmuş bir kadronun yayın organında (Devrim gazetesi) çalışmış Hasan Cemal, ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ kitabında darbeler-basın ilişkisinin pek çok örneğini sıralamıştır.

‘Post-modern darbe’ diye anılan 28 Şubat (1997 ve sonrası) sürecinde yaşananlar, artık devreye televizyonlar da girdiği için, zihinlerimizde canlılığını koruyor olmalı.

Sözün kısası şu: Bizde basının taraf tutması, partizanlığı yeni bir olgu değildir.

Bizde böyledir de başka ülkelerde durum çok mu farklıdır?

Hayır, oralarda da ‘partili’ olduğu bilinen gazeteler her zaman olmuştur.

‘Morning Star’ İngiliz Komünist Partisi’nin yayın organıdır. Daily Telegraph Muhafazakar, Guardian ise İşçi Partisi eğilimli gazetelerdir.

Gerçek bu iken, “Basın hiç bu kadar partizan olmuş muydu?” sorusu elbette havada kalıyor.

Bugünkü durum daha vahim

Ancak yine de o soruyu sormayı akla düşüren bir gerçeği var bu gün ülkemizin; o da şu: Gazeteler ve gazetelerde köşeleri bulunan, televizyonlardaki tartışma programlarına ‘gazeteci’ sıfatıyla çıkan kişiler yalnızca bir partinin tarafını tutmakla yetinmiyor, kendileri dışında olanların da onların tuttukları tarafı tutmaları gerekirmiş gibi yazıp konuşuyorlar.

Farklı ses olmasını istemiyor, öyle olduğunu düşündükleri kalemler ile görüş sahiplerinin yok olmasını arzu ediyorlar.

Yok ettiklerine taktıkları bir de sıfat var: ‘Medeni ölü’

Medyanın yaklaşık yüzde 90’ının tek sesli olması onlara yeterli görünmüyor, diğer yüzde 10’nun varlığına tahammül edemiyorlar.

24 Haziran seçimleri arzuladıkları sonucu verirse medyada yeniden büyük çaplı bir tasfiye yaşanacağını şimdiden ‘müjdeleyen’ yazılar çıkıyor iktidarın itibar ettiği köşelerde.

Herhalde kabul edersiniz ki, bu, ‘partizanlık’ ile izah edilebilecek bir tavır değildir.

Nedir bu?

Bu sorunun cevabını -belki- 24 Haziran sonrasında verebileceğiz.

ΩΩΩΩ

48 YORUMLAR

  1. Seçim meydanı hayli renklenmiş millet!

    PKK’lı Demirtaş HDPye oy verenlere tatlı vereceklerini acıklamış headi elimizi çabuk tutak daga gidip tatlı yiyek

    Hep Sn. İnceye telefon edecek dehil ya bu sefer Sn. Akşenere telefon etmis biri ve s400 leri sarayı korumak icin alıyırlar demiş
    oyle buyük bi yalanmışki bu canlı yayında Altaylı bile bi OHA ! çekmek durumunda kalmış. O saman Sn. Akşenr de “yalanda olabilir tabi” demek zorundha kalmış.

    Bide TİKA bütçesiyle ilgili 4miltyar dolar diye bi sallama sallamiş soora da %97si YALAN çıkmıiş.

    Sn. İnce “ilk turda cumbaba olucam” deriken partisinin başkanı ise %20-32 arasında geziniyoz diyerek yalanmış oni

    Sn. Karamollaoğludaı yayında terösitlerin korkulu rüyası SİHAlara ağızıyla kötülemiş soora ara verilince ona da bi telefon gelmiş ve canlı yayında kendi sözlerini yalanlamış.

    kafam basmıyo bu telefon işlerine benim ama bayaa eylenceli olmuş hortamlar

    hadi kalın sağlıklan

  2. İMANDAN VE AHİRETTEN bahseden ve yorumlarını hiç okumadığım birisinin bugün farkın varmadan okuduğum yorumciya cevap hakkimi yarın yazmak için sakli tutuyorum çünkü ben şu an ülke dışındayım ve yazacak zamanim yok.

  3. 2013’e kadar medya güzeldi. 2013’te basını bitirmek için düğmeye bastılar. Türkiye’de medya hiç bu kadar pespaye olmamıştı. Medya yakın geçmişte çok sesli idi. Yandaş medyada fikri, irfanı ve vicdanı hür kalem yoktur. Bir kanun çıkmalı; gazetecilerin mal varlıkları halka açıklanmalı. Bu kadar boş laf için kaç para alıyorlar. Gayretullah, kul hakkı, mazlumun âhı, medeniyet yürüyüşü, Allah nurunu tamamlayacak vs. gibi bir sürü laf ediyorlar. Bir de servetlerini görelim.

  4. İnanç varsa galibiyet kesindir; çünkü konu metafizik. Asfalt sınırlı, patika gani.
    Günah Keçisi olarak sermayeyi “yakalayan” yorumculara, “havada karada ölüm yok!”
    Oysa insan ilişkilerinde biriktirilip tüketilmeyen neredeyse yok. Buna sevgi dahil; farkı sevgi, tüketildikçe birikiyor.
    Aklın yetersizliği, yeterli olanların kısıtlığı doğa toplum, insan insan ilişkilerinde günah keçisi illa icat ediyor; etmekte.
    İnançların günah keçisine muhtaçlığının, yeterli aklın yokluğuna koşut olması günümüzde ilginç görülmemeli.

      • Asil ilginc olan sey rozenin bu kestirmelerinin sende bi sekilde karsilik bulabilmis olmasi! Adi gecenin acinasi turkcesiyle, dusunce yontemlerini henuz ogrenmeye calisan senin birinin dimagi arasinda nasil bir etkilesim olduysa artik:)

    • Ergon arkadasa duzeltme: gayretullah pensilvanyada ikamet ediyor. Buralarda adini anan da yok! Kavramlari carpitmadan kullanalim, maazallah sefkat tokadinin ne yandan gelcee belli olmaz:)

  5. Dünki konuya bağlayacam yine ama ben bugün anladım ki operasyon denilen durum gerçek. Başka bir izahı yok bu durumun, Borsa ilk seansta %2,65 düştü, sebep bilen yok..

    • Bilinmeyecek bir şey yok. Borsa satışlar artarsa düşer. Satışların nereden olduğunu bilirler. Muhtemel doların daha da yükseleceğini düşünen “yabancılar” satarak likide geçiyorlardır.

  6. Geçmişten beri medyamız ve basınımızın sicili bozuk olmuştur tarafsız olmamıştır. Tabi her medya kuruluşunun yakın olduğu yandaş,candaş olduğu siyasi partiler vardır. ama medya karşı olduğu gruplarla ilgili yalan, düzmece haberler yapmamalı, iftiralar atmamalı, yandaşlarının eleştirilmesi gereken durumlarını da eleştirmeli 28 Şubat sürecinde medyamızın ne hallerde olduğunu biliyoruz

  7. Medya ve fısk
    Genellikle basın güzellemeleri okumaya alışmışızdır Fehmi abiden. Bugün biraz zemmediyor gazetecileri. Onlar da insan değil mi? İyisi de olur, kötüsü de; katili de olur, velisi de. Medya mensubu olunca insanüstü olunmuyor ki..!
    Basının demokrasilerde 4. kuvvet olduğu da söylenir. Yasama, yürütme ve yargıdan sonra basın..? Israrla 4. erk olmak isterler hep. Nedense benim aklım almaz bu “kerameti kendinden menkul” temennileri. Demek ki benim bu konudaki bilgim yetersiz.
    Düzende 4. bir erke ihtiyaç vardır, bu doğrudur ama bu tek başına basın değildir. Canlılığı temel yapısı olan “ikili sistem gereği” erklerin 3 değil, 4 olması gerekir. Denge, böylece kararlı hale gelir.
    Diğer canlılarda olmayan ama insanda olan 4 meleke/yeti vardır.
    Fikir, doğruyu yanlıştan ayırır.
    His, iyiyi(güzeli) kötüden(çirkinden) ayırır.
    İrade, faydayı zarardan ayırır.
    Ünsiyet, adaleti zulümden ayırır.
    Her birinin kriteri farklıdır, fizikteki ölçü birimlerinin farklı olması gibi. Bunların sayısı ne üçtür ne de beştir; tam dört tanedir.
    Bunların ma’şerileşmesi/sosyalleşmesi ile de toplulukta 4 müessese/kurum oluşur.
    Fikir melekesinden İlmi müesseseler;
    His melekesinden Dini/Ahlaki müesseseler,
    İrade melekesinden İktisadi müesseseler,
    Ünsiyet melekesinden ise siyasi/yönetim müesseseleri oluşur.
    Böylece bu kurumlar 4 erki paylaşırlar ve ifa ederler.
    İlmi müesseseler YASAMA,
    İktisadi müesseseler YÜRÜTME,
    Siyasi müesseseler YÖNETME, (yargı bu grubun içindedir.)
    Dini müesseseler de DENETLEME görevini yerine getirirler. (Basın bu grubun içindedir.)

    Basın/medya konusuna başka bir açıdan bakmaya çalışacağım.
    Yine Kur’anda benim anlayamadığım bir konu vardır. Fısk ve fasık kavramları kitapta elli civarında geçer. Tercüme ve yorumlarda diğer kavramlar gibi bu kelime de hep dini, inanç anlamıyla karşılanmaktadır. Ben Kurandaki kelimelere öncelikle sosyal anlamlar yüklemeye çalışır ve din ile değil de düzen ile ilgi kurmaya çalışırım. Kelime etimolojisine dikkat ederim.
    Fısk ve fasık kelimesi size, biraz soyut görünebilir ama “fıskiye” kelimesi son derece somuttur. Kökün anlamı, çam kozalığındaki çekirdeklerin her taraftan çıkması, tarla faresinin açtığı deliklerden her zaman başka yerden çıkması demektir. Fıskiye de böyledir. Suyun pek çok delikten fışkırması, deliğin birini kapatsanız bile diğerlerinden suyun gelmesinden dolayı bu alete fıskiye denilmiştir.
    Sosyal medya başta olmak üzere, bugünkü medya/basın/yayın da böyle değil midir? Artık yerellik de kalmadı, aynı anda dünyanın her yerinden aynı bombardımanına uğrarsınız. Yazılı, sesli ve görsel olarak hep aynıdır.
    Elimizde bir “fasıkmetre” yoktur ki, kimin fasık, kimin ne kadar fasık olduğunu ölçebilelim. Bana göre bu kavram tam da bugünkü medya düzenini işaret etmektedir.
    Pek çok ayet var ama bir iki tane örnek vermek istiyorum:
    Hucurat 49/6;
    “Ey iman edenler, eğer fasık bir kimse size bir haber getirirse, onun doğruluk derecesini iyice araştırın.”
    el-Bakara, 2/59
    ”Fakat zalimler kendilerine söylenen sözü değiştirip başka şekle koydular. Biz de fâsık olmaları yüzünden, üzerlerine gökten azap indirdik”
    en-Nûr, 23/4, 5
    “İffetli kadınlara zina isnâd edip de, sonra bu iddialarını doğrulayacak dört şehid getirmeyenlere seksen değnek vurun. Onların şahitliklerini de ebediyen kabul etmeyin. İşte”onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak, bundan sonra tövbe edip islah olanlar bu hükmün dışındadır…”
    Bu cümlelerin hepsi bu dünya ile toplumsal düzenle ilgilidir. Buradaki “şehid” kelimesi de, görgü şahidi olmayıp, bilirkişi manasındadır.
    Basın ve tüm medya gerçekten bu haldedir. Onlar haber kaynaklarını da açıklamak zorunda değillerdir. Ne kadar ilginç değil mi..?
    Bir gün her şey düzelir, basın da hak ettiği yere oturur. Her geçen gün, geçmişten daha ileridedir. Çalkantıların olması eşyanın doğasındandır.

  8. Dünün bakiyesi olarak öncelikle, ve aleykumusselam ve rahmetullahi ve berakatuh diyerek gönderilen selâmları toptan almış olayım.

    Bernar Bey’e: Aldığınız kararı her ne kadar kişisel nedenlerle aldığınızı anlasam ve buna saygı duysam da, ileri sürdüğünüz seçime doğru yükselen tansiyon gerekçesi bana makul görünmüyor. Demirden korkan trene binmesin!

    Hamza Akyol’a: Teoriler üzerinden tartışma malesef havada kalmaya mahkumdur. Pratik olarak memleket meselelerine kafa yorarken olayları gerçekçi algılayabilmek önemlidir. En çok dindarların beğenisini kazanan Erdoğan’ın, dindar gibi görünen bir örgütle mücadelesini doğru okuyabilmek için aşağı gördüğünüz yandaş basını da takip etmenizi öneririm.

    H.K. Hakan Bey’e: Devletin geçmişte yapıp işlettiği KİT’leri hatırlayınız.

    Nurdan Hanım’a: Siz kabul edemeseniz de FETÖ gerçeği var ve bunu göremediğiniz sürece korkarım ahiretinizin berbat olması da yabana atılamayacak bir ihtimaldir.

    • Özer bey fetö ile ilgili dusuncelerinize bu ayeti okuyup nurdan hanima sordugunuz ahiret ile ilgili sordugunuz soruyu tekrar göz den gecirin derim. Çünkü ahiret konusu çok hasas bir konu ALLAH in işi biz kulların değil. “Ey iman edenler, adaletli şahidler olarak Allah için hakkı ayakta tutanlar olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet edin, takvaya en yakın olan odur. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
      (5-Mâide 8)

      • sıla hanım,
        merhabalar,
        siz yorumları sıkı takip ediyorsunuz
        nurdan hanımın bir kısım kimseyi cehenneme gönderdiği ve yaşasın cehennem diye bitirdiği yorumu-yorumları var, o zaman bu yoruma da itiraz etmiş miydiniz??? belki de özer bey o yorumlardan birine nazire yapıyordur ben yorumundan öyle anladım maksadını kendi bilir tabii….

        • Didem hanım merhaba evet dediğiniz gibi hemen hemen tüm yorumcuları savunduğu fikre bakmadan okurum ve yeri gelince hem begenimi belirttim. Bazende eleştirdim. Sizin de beğendiğim yorumlariniz oldu. Nurdan hanımın behsettiginiz yorumu nu görmedim. Neden ve nicin yazdigini bilmiyorum. Ama birilerini ceheneme gönderme yetkisini kendisinde bulduğunu zannetmiyorum. Hoşçakalın

      • Sıla Hanım (belki Bey), öncelikle Nurdan Hanım’a ahiretle ilgili soru sormadım, uyarıda bulundum. Hatırlattığınız ayet tüm mü’min olma iddiasındakileri bağlıyor. FETÖ konusu çok derinlikli bir konu olsa da hemen yüzeyden tek bir örneği dikkatinize sunayım: Zekeriya Öz bu ülkenin adalet mekanizması için yetiştirdiği, saygın olması beklenen bir hukukçu idi. Öylesine önemli bir görev üstlenmişti ki adeta dünyanın gözü üzerindeydi. Görevini baskılara boyun eğmeden sürdürebilmesi için siyaset de en üst perdeden kendisine destek vermişti. Derken malum olaylar oldu ve kendisi yurtdışına kaçtı. Bu kişi elinde tespihle görüntülenmiş bir başsavcı idi. Adil ve dürüst olan, görevini hakkıyla yapan herhangi birisi bir iftira ve haksızlığa uğrayacak olsa mensubu bulunduğu adalet mekanizmasında onurlu bir şekilde hakkını mı savunur sizce, yoksa ülkenin düzeninin bir darbe ile altüst edilmesine bel bağlayarak yurtdışında değersiz bir fare gibi yaşamayı mı seçer??

        FETÖ’yü kabul etmek, tanımak ve onunla mücadele etmek Hakk için, hakkaniyet ve adalet adına gereklidir, elzemdir. Burada kendilerine zulmedildiğini iddia edenlerin neredeyse tamamı örgütün ibadet ve ticaretle meşgul olan tabanı ve ortasından. Hain olan üsttekilerin yurtdışında korunaklı bir şekilde barınabiliyor olmaları da düşünebilenler için manidardır. Anımsattığınız ayet adaletle ilgili olduğu için adalet mekanizmasının kalbinden bir örnek verdim. Ekrem Dumanlı, Hakan Şükür ve benzerlerini de aynı şablon üzerinde değerlendirmek mümkün.

        Son olarak gerçekten haksızlığa uğrayanların hakları kâinatın gerçek sahibi ve idarecisi tarafından teminat altındadır. Buna rağmen maruz kaldıkları haksızlıkları “retö”den bilenlere, sözde “kâinat imamlarının” yaptığı mülâaneyi hatırlatmak lazımdır!!!

    • gerçekten de erdoğan en çok dindar insanların beğenisini kazanıyor.
      İnsanların en çok dindar insanlardaki ahlaki çöküntüden şikayetçi olmaları erdoğanın en çok dindar insanlar tarafından beğenilmesini yeterince açıklıyor.

    • Elinizde insanların imanını ölçer bir aletmi var da insanları ahireti konusunda berbatlıktan bahsediyorsunuz. Sıla hanım gerekeni söylemiş ama bende ilave edeyim. Leküm dini küm veliyedin.

    • özer bey, yazdıklarım aslında netti ama tekrarlayım.
      Defalarca yazdım. Suçu birlikte işlediniz diyorum. siz hala “fetö daha önceki hükümetler döneminde de vardı” diyorsunuz. benim söylediğim ile sizin söylediğinizin bir bağlantısı var mı?
      Suç işleyen kişi fetöcü mü, akpli mi, mhpli mi, chpli mi, hdpli mi olduğunun benim için önemi yoktur. Siz ise fetöcülere her türlü zülmü destekliyorsunuz. akplilerin her türlü ahlaksızlığını temizliyorsunuz.
      Akpliler derken, genel konuşuyorum. Ancak akpden A kişisinin ya da B kişisinin suçlu olup olmadığını ben bilemem.
      -Suçu ve suçluyu kim belirleyecek? (bakın bir türlü anlamadığınız için aynı şeyleri tekrar tekrar yazmak zorunda kalıyorum), bağımsız mahkemeler belirleyecek. Nasıl belirleyecek? hukuka uygun soruşturma ve yargılama sonucu belirleyecek. Böyle de olmalı.
      -Birilerinin keyfine göre karar verilen mahkemelerin olduğu ülkede yaşamak sizi rahatsız etmeyebilir. Ancak benim bünyem böyle bir ortamı kaldırmıyor.
      Suçu mahkemece sabit görülmeden birilerinin 18 ay tutuklu yatırılıp evdeki çoluk çocuğunun açlığa mahkum edilmesini sizin din ve ahlak anlayışınız kabul edebilir. ancak benim ahlak anlayışımla uyuşmuyor.
      Mesele bu.
      bünye meselesi de denilebilir.
      Benim bünyem, insanların özgürce düşünebildiği, düşündüğünü özgürce ifade edebildiği, hak ve adaletin hüküm sürdüğü, hukukun üstünlüğünün kabul edildiği, sorunların çatışma ve savaş ile değil, daha farklı yöntemlerle çözüldüğü veya çözülmeye çalışıldığı, insanların birilerinin kölesi değil (düşünsel ve duygusal kölelikten bahsediyorum), kendisinin efendisi olduğu (yani “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür”), farklı düşünenleri hain olarak görülmediği, farklı giyinenlerin kötü olarak görülmediği, farklı duyguları olanların kötü olarak görülmediği, baytarın tübitak başkanı olmadığı, insanların yazdığı kitabı ‘ben yalan yazdım” diyecek kadar omurgasız olmadığı, insanların özgül ağırlıklarının 1 ve üzeri olduğu, “internete yasak yanlıştır” dedikten sonra internete yasak getiren yasanın altına kalın kalın imza atan adamların muteber olmadığı bir ortama uygun.
      Söyleyeceğim başka da bir sözüm yok.

      • Hamza Bey, benim yazmadığım şeyleri bana atfetmişsiniz. Sanırım Necip Bey’le beni karışırdınız.

        Sizin ideal olarak yazdıklarınıza itirazım yok. Ülkenin geçmekte olduğu olağanüstü durumda hemfikir olabilirsek, olağanüstü tedbirleri daha iyi anlayabiliriz. Dün ekonomi üzerine yazışıyorduk, ondan bir süre önce konumuz terördü, büyük savaş ise kapımızı çalıyor. Darbe girişimlerini beraber yaşadık. Herşeye rağmen Türkiye’nin eskiye nazaran en önemli özelliği nedir bugün? Tam bağımsız olabilme yolunda inisiyatif kullanabilir, kendince kararlar alıp o yönde adımlar atabilir hale gelmesi. ABD’nin dümen suyundan ayrılma niyeti bile geçmişte darbeler yaşatmışsa bu ülkeye, bugün ABD’ye rağmen yapılabilenleri dikkatli okumak lazım.

        Adalet sistemi bugünden yarına nasıl düzelsin? Hele ki bir ihanet şebekesi tarafından iyice tarumar edilmişse! Hükümetin bunu düzeltme gayretinin delili bu mekanizmaya daha fazla kaynak aktarmasıdr. Bütçe rakamlarını bir de bu açıdan inceleyiverin. Yapılmış olan adalet sarayları bunun görünen yüzü iken, özlük haklarını iyileştirdiğiniz adalet camiası mensuplarının adil karar vermelerini nasıl sağlarsınız? Yurtdışına kaçanların yanında hala işinin başında olanları nasıl ayıklarsınız? Zorlu bir süreç…Akıllı olmak lazım.

          • Hamza Bey, belki de ne yazacağına değil ne okuduğuna odaklanmalısın! Hükümet iyidir-kötüdür yerine adalet sistemini destekleyici ne yapmıştır-ne yapmamıştır üzerine düşünüver. Selametle…

    • Bu dünyayı hallettiniz, maşallah ahirete de el atmışsınız Özer bey. 🙂 Sahih hadislerde “Ümmetim yetmiş iki fırkaya ayrılır, onlardan sadece biri kurtuluş ehlidir”, “Mescitler ahir zamanda dolacak, ancak içlerinden bir kişi bile iman etmiş olmayacak” dendiği rivayet ediliyor, yerinizde olsam o kadar emin konuşmazdım. İslam dünyasında tarih boyunca kimlerin hain ilan edildiğini, sürgünlerde vatan hasreti çektiğini, zindanlarda çürütüldüğünü bir araştırın isterseniz: Hz. Hüseyin’den başlayın, İmam-ı Azam Ebu Hanife ile devam edin, çağımıza yaklaşınca İstiklal şairimi Mehmet Akif Ersoy’a bir bakın. Üstelik bunların hepsi müslüman memleketlerinde yapıldı, bu eziyetleri yapanlar da gavur değildi.

      Bir kaç özlü söz de Yunus’tan paylaşayım:


      Anlat hele müftü efendi…
      Orucu nelerin bozduğunu ezber çok da zor değil,
      Sen asıl imanı bozan haller neler ola onu anlat hele;

      Kul hakkı yemek, emeği hiçe saymak,
      İşi ehline vermemek, adam kayırmak,
      İşine ve tartısına hile karıştırmak,
      Hırsa kapılmak,
      Zayıf bulunca zulmetmek,
      Büyük görünce dalkavukluk etmek,
      Topluluk içine fitne sokmak,
      Bölüştürmek değil bölücülük yapmak,
      Dostunu dahi kıskanmak, buğz beslemek
      Yalan söylemek

      Şu ramazan günü sözüm ona oruç tutup Yunus’un ikaz ettiği ayıpların hemen her gün bir kısmını hayatında işleyeduran müslümanın durumu ne hazindir… Allah bizi insan eyleye…

      • Âmin Orhan Bey. Ahiret konusunda kesin konuşmadım, konuşmaktan da Allah’a sığınırım. Ahiretin berbat olma ihtimalinden bahsetmenin neresi kesin? Ne yazdığımı iyi okuyun lütfen, yazmadığım şeylerle ilgili kendinizi zahmete sokmayın.

  9. basının özgürlükçü olamayan bu tavrını ne ile açıklayabiliriz, neden basın taraf tutmayı tercih ediyor?
    çünkü bir zihniyet problemimiz var.
    daha geçenlerde sitemizdeki bir yorumcu herkesten fazla alan kullandığından ya da fehmi beyi ve aklını her fırsatta fazla sevip övdüğünden ona gelen her eleştiride kendini ortalara atıp saçma da olsa savunmak için maydanoz olduğundan olsa gerek her zamanki kenar mahalle uslubuyla fehmi beye muhalif olanların siteden gitmesini burada yazmamalarını kabaca istiyordu. alan ona ve onun gibi düşünenlere kalacak. her cümlesinde akp yi haksız hukuksuz tahammülsüz bulan birinin sahip olduğu zihniyet işte bu. yanlışa bakıp doğru davranma refleksi yerine ortaya konan zihniyet bu. hiç bir hakkı hukuku olmadığı başkasından fazla hiç bir söz hakkı bulunmadığı hiç bir gücü olmadığı yerde bu tavrı sergiliyorsa bir de eline güç verilse ne olur???
    gürsel tekin bir süre önce iktidara gelirsek ilk iş havuz medyayı kapatacağız demişti, havuz medyadan şikayetçi olanın zihniyeti de bu, hemen kapatmak refleksi…dönüştürmek, hoş görmek, tahammül etmek, özgürlükçü bir tutum sergilemek değil, susturmak. 90 yıldır ortaksız iktidara gelememiş bir partinin genel başkan yardımcısı bunu söylüyor.
    CB adayı muharrem ince ise konuşmalarında bazen açıktan bazen de örtülü iktidara gelirse büyük bir hesaplaşma yaşanacağının sinyallerini veriyor konumuz basın olduğuna göre basının bundan payı ne olur acaba? iki yıl khk larla yöneteceğim erdoğan kullanıyor ben neden kullanmayayım demişti bir programda. iktidara en yakın seçenek olduğu için alıntıladım. haksızlık ettiğimi düşünen geçmişteki yasakçı zihniyete baksın. dün- bugün böyleyken yarın için farklı olmasını umduğumuz ne olabilir…
    gidecek bir yer yok. düzeltmek için
    işe kendi evimizin önünü süpürmekle başlayabiliriz, daha kısa ve daha doğru bir yol yok.

  10. Doğrudur…
    Türkiye de basın hep tarfgir olmuştur.
    Okuma yazmayı yeni öğrendiğim 60 lı yılların başından beri basını takip ederim.
    Her dönemde basın tarafgirdi ama aynı zamanda çok sesliydi.
    Ancak artık çok sesli basın geride kaldı.
    Şimdi tek bir ses var.
    RTE konuşmaya başlayınca iki elleri kanda da olsa bütün TV kanalları canlı yayına geçiyor.
    Geçen CNN de açık oturumu yöneten spiker reklama gidiyoruz dedi ama reklama da gidemedi ve RTE nin konuştuğu canlı yayına bağlandı.
    Zaten açık oturuma katılanlarda aynı telden çalıyorlardı.
    Kesmeye ne gerek vardı ki?
    RTE konuşmadığı zaman da onun adına konuşan birileri zaten hep oluyor ekranda.
    Artık gına geldi.
    Artık T A M AM !

  11. Türkiye’de medya siyasilerden daha fazla
    siyasetin içinde.Bu her zaman böyle olmuştur.Sadece iktidarı destekleyen kısmı değil,muhalif medya da öyle.Bu
    anlamda bir gazeteci aynı zamanda koyu
    bir siyasetçidir.

    Fehmi Bey’in bahsettiği Erol Simavi ile röportaj yapan yazar,bir koalisyon hükümetinin kendi evinde kurulduğunu
    itiraf etmişti.

    Günümüzde yazılı medyanın bir ağırlığı
    kalmadı.Devreye sosyal medya girdi.
    Sosyal medyayı dikkate aldığımızda
    bugün medyanın her zamankinden daha çok sesli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Dolayısı ile medya tek sesli
    hale geldi söylemlerinin içi boş.

    Bir de bizim medya olanı olduğu gibi vermekten ziyade görmek istediği gibi veriyor.Bu,gazetelerin haberleri için de,
    yorumları için de böyle.İtidalli yazılar
    yazmaya çalışan Fehmi Bey bile okuyucuyu kendi görüşleri istikametinde etkileme çabasında.Mesela Gül’ün aday olmasını çok istedi ama olmadı.Hatta bu sebeple Akşener’e biraz kızgın gibi geliyor
    bana.Tabii yanılıyor olabilirim.Ama benim
    baktığım pencereden böyle görünüyor ve
    Fehmi Bey’in yazılarından da bunu anlıyorum.

  12. HER ŞEYDE AŞİRİYA KAÇMAK KENDİ KENDİNE İÇ ÖLÜM SEBEBİDİR.BASIN BİZDE BÖYLE GİDERSE YİYECEK RAKİP BULAMAYINCA KENDİ KENDİNİ YİYECEKTİR.SİZİN GİBİ SOSYAL MEDYA ONUNYERİNİ ALACAKTİR.
    BURADA YORUMLARI OKUYUNCA HER BİRİ BİR KÖŞE YAZARİ OLABİLECEK ÇOKCA YORUMLARI OKUMA İMKANİMİZ OLUYOR.ÜSTELİK BU YAZILARI YAZANLARIN HERHANGİ BİR PATRONDAN VE ONUN İŞ BAĞLANTİLARİNDAN BAĞİMSİZ VE SANSÜRSÜZ YAZİLAR.YAZANLARIN KİMSEDEN KORKACACAK BİRŞEYLERİ YOK SADECE BU OHAL DURUMUNDAN BİRAZ ÇEKİNDİKLERİ SÖYLENEBİLİR.İŞTEN ATILMA KORKULARIDA YOK.GERÇEK EN BAĞİMSİZ YAZARLAR YORUMCULAR BENCE.SİZİN GİBİ BİR PATRONA BAĞLİ OLMADAN YAZAN TANINMIŞ YAZARLAR DA TAM OLARAK GÖRÜŞLERİNİ AÇIKLIKLA YAZAMADIĞINI GÖRÜYORUM.ÇÜNKU FEHMİ KORU OLARAK GERÇEKLERİ TAM VE AÇIK YAZMAK GÜÇ ODAKLARINI RAHATSİZ EDER.SİZİN NEDE OLSA YAZILARINIZLA ETKİLEDİĞİNİZ BİR KİTLE VARDIR.KİTLELER ÜZERİNDE ETKİLE OLABİLECEK HER YAZAR NEREDE YAZARSA YAZSIN MUTLAKA BİR ŞEKİLDE YAZARIN BAZI ZAAFLARI TESBİT EDİLİP ETKİ ALTINA ALINMAK İSTER.SOSYAL MEDYADA ÖYLE HERŞEY SERBEST SANMAYALIM.BİZİM GİBİ YAZILARI BIRKAÇ KİŞİDE BİLE ETKİSİ OLMAYAN YANLIŞ DOĞRU YORUMLAR YAZANLAR EN ÖZGÜR OLANLAR ELBETTE ŞİMDİLİK. BENİM DİLEĞİM FEHMİ BEY GİBİ DÜNYADA SAYGİN ŞİMDİYE KADAR YAZILARINDA ÖNGÖRÜLERİ İSABETLİ ÇİKMİŞ YAZARLARİN GÖRÜŞLERİNİ ÜLKEMİZ HAKKINDA ÇİKAN YAZILARI,DÜNYANİN GİTTİĞİ YÖNÜ ,GELECEKTE Kİ OLABİLECEK DEĞİŞİMLERİ İÇEREN YAZILARI SİKÇA GÜNDEME TAŞIRSA ÇOK MEMNUN OLACAĞİZ.O ZAMAN UFKUMUZ DAHADA AÇILACAKTIR.
    BİZDE BU YAZILARIDA ZAMAN İÇİNDE TESTE TABİ TUTUP NEKADAR HAKLILAR VEYA YANILDIKLARI DA OLUYOR DİYEBİLECEĞİZ.

  13. Dünyada basın
    Basın müessesesini Sermaye icat etmiştir. Sanayileşmeyi onun sayesinde başarmıştır. Son derece ustalıkla hareket eder. 69 seçimlerinde Aydın’dan bağımsız aday oldum. Bugün yazılarımı yayınlıyordu. Konuşacağım yerdeki bayiye dedim ki “Yüz kadar gazete getir de alayım.” Bana dedi ki “Mümkün değil. Ancak 12 tane Hürriyet satarsam 1 tane Bugün veriyorlar. Zaten ancak 12 gazete satılıyor. Bir tane abonem var ona veriyorum.” Bugün yazı yazan, sağda görünen gazetelerin hepsinin tirajını Sermaye belirler, o kadar satılır, tirajı o kadar olur. Bu sınırı Zaman Gazetesi aştı. Onun için lideri yoktur.
    Fehmi Koru iyi yazardı. Cumhurbaşkanları ve başbakanlar her gittikleri yere onu da götürürlerdi, ona özel değer verirlerdi. Gazetede yazmakla kalmaz, her gün televizyona çıkardı. Sermaye buyurdu, Koru yazar olmaktan çıktı. Bizim kurduğumuz gazetede biz yazamaz olduk ama sonunda ne oldu? Kimin tacı, tahtı yıkılıyor? 50 seneyi gözleri önüne getiren Müslümanlar nerde idi, şimdi neredeler? Sermaye iki ittifaka da adaylarını koyacaktı. Biri Erdoğan, diğeri Gül idi. İkisi de Milli Görüş’ten geliyordu. İkisi de ailece samimi Müslümanlar idi.
    Dedim ya kervan yürüyor. Yakında Sermaye mağlup olacak ve cehennemde haşr olunacak. Ben söylemiyorum, Kur’an söylüyor. Sermaye Allah ve Resulü ile savaştadır. Faizi savunuyor. Kur’an 1400 senedir konuşuyor. Bir gün dediğinin aksi olmamıştır. Yirminci yüzyılda tam zafer elde ettim derken şimdi can çekişiyor. Toprağı bol olsun derler. Allah’a değil de Dolar’a dayananlar bir gün çok acı çekecekler. Herkes ona göre ayağını denk alsın.

    • Sermaye dediğiniz nedir açar misiniz? Etten kemikten biri midir? Düşmanımız bilelim. Sayın Koru bence övdüğünuz mihraklar tarafından yazması engellendi. Burda bile çok fazla istediği gibi yazdığına emin değilim şahsen. Ülke üzerinde korku atmosferi hakim. Sadece bu bile ülkenin iyiye gitmediğini gösteriyor. Birazcık insaf ve akla sahip herkes bunu görebilir.

  14. Basında bir dönem amiral gemisi olan Hürriyet meclisteki bir oylama için ” 411 el kaosa kalktı ” yazabilmişti. 550 mebusun olduğu bir meclisin bir konuda %75 çoğunlukla aldığı kararı tanımıyorum demek bu. Peki basın meclisin üzerinde bir mercii midir ? Peki bu gücü nereden alıyor bu basın ? Cevabını herkes biliyor : Dönemin muktedirlerinden elbette . Eskiden Hürriyet gazetesine bu manşeti attıran muktedir güç, TSK içindeki CUNTA idi. Yani TSK içindeki demokrasi düşmanı , millet düşmanı güç odaklarıydı. Star televizyonundaki Fadime Şahin – Ali Kalkancı hikayelerini , Müslüm Gündüz Aczimendi tezgahlarını yaşı müsait olanlar hatırlarlar. Peki bugünlerde neler oluyor ? Basının önemli grubu SABAH grubunun mevcut iktidarın hizmetine uzun zaman önce girmesinden sonra doğan grubunun da iktidara yakın bir gruba Ziraat Bankası kredisiyle ! satılmasıyla (Ziraat bankası çiftçimiz için vardır ! , medya satın almalarına kredi vermek için değil. ) yine iktidarın hizmetine girmiş oldu.Böylece muhalif kalemlerin MEDENİ ÖLÜ olması sağlandı.
    Gücü ele geçiren , geçmişte TSK daki cuntalar ve günümüzdeki meşru iktidar memlekette , ben herşeyi yaparım moduna giriyor. Bu kafayla gittikçe HAKKI , HUKUKU ve ADALETİ değil , GÜCÜ esas alan bir sistemle gidilecek yer çok iyi bir yer olmasa gerek. Ancak milletimiz her zaman bu güç odaklarına gerekli cevabı bir şekilde vermiştir. 1996 da 1000 yıl sürecek! 28 Şubat sürecine girmiştik ama faillerinin yalandan da olsa yargılandığı ve millet vicdanında mahkum edildiği yıl 2018 oldu. Yani cuntacıların ömrü hesapladıklarından 978 yıl daha az sürdü. Tekrar Hukuk ve Adaletin işlediği günlere döneriz inşallah. Hayırlı günler.

      • 28 Şubat’ın failleri toplum vicdanında gereken cezayı almamışlardır. Yaş haddi var diyerek 69 yaşındaki bir cuntacı bile hapisten yırtarken , 28 Şubat’ın o karanlık ikliminde içeri tıkılan masum müslümanlardan 85 yaşındaki bir vatandaş hala içerdedir. Hem de hasta olduğu halde. Bu anlamda bakıldığında dediğiniz doğru , 28 Şubat dozajı azaltılmış şekilde devam ediyor. Ancak bu durum şu tuhaf soruyu da gündeme getirir :
        28 Şubat FETÖ’nün önünü iyice açmış mıdır ? Evet . 28 Şubat sonrası FETÖ devlete iyice sızmıştır. O zaman şu anda FETÖ devletin içinde ne düzeyde etkilidir ? Benim kanaatim hala çok etkilidir. Sadece ” Tabanı ibadet ” diye tanımlanan kesim bu işten zarar görmüştür.Bunun dışındaki FETÖ nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmamıştır. PEnsilvanyada FETÖ yü ziyaret eden 5 vekil yine AKP den 24 Haziran için aday olmuşlardır. ” FETÖ bu ülkenin yetiştirdiği bir kıymettir ” diyen bakanımız ! da yine aday olmuştur. Maalesef daha karanlık ve gri alanlar o kadar çok ki. Bunun için de iktidarın değişmesi sonrası zamanlarda bu işlerin aydınlanacağı kanaatine sahibim.Bu iktidar devam ettikçe FETÖ işi de tamamen aydınlanmaz.

        • Salt bu iktidarın gitmesiyle çözülecek bir sorun da değil 1960 dan beri yaşananlar/yaşadıklarımız..her bir miadını doldurmaya yüz tutmuş iktidarların yerine yenisi projelendirilip, milli ve manevi değerlerle soslanarak önümüze servis edilmekte ve bizler de her seferinde bin umutla kurtuluş şarkıları besteleriz…içimizden birbirine düşman kutuplar var ederek…

          Ülkenin koskoca otuz beş yılını heba eden, on binlerce cana, milyarlarca dolar bir bedele mal olan PKK illetini hala anlamlandıramamış bir toplumsal yapı ve peşi sıra gidilen bir sistem, yediği onca tekmeden silkinip kendine gelmeye kalktığında bir tekme daha yemenin sarhoşluğunda ilk adımını yine yeniden yanlış atan yapı, artık sorgulanmalı değil midir?

          1960 Menderes ve arkadaşlarını idam eden ve düzeni yıkan cunta, 62, 71, 80 ihtilal ve muhtıraları, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007, 15 Temmuz ve adına FETÖ denen örgüt ve 84’den beri oluk oluk kan akıtan PKK, toplum tarafından neden hala ciddi bir şekilde sorgulanmaz, anlaşılmak istenmez?

          İktidarlar değiştikçe, dünya da döndükçe bunların hiç biri açığa çıkmaz/çıkmıyor..çıkmıyor da…Çünkü biz de (bizim gibiler de) iktidarlar projelendiriliyor, biz de seçimlerle oylarımızı namus bilerek! o projeleri onaylıyoruz. Ve tarih tekerrür ediyor…

    • Bugünkü geline nokta gösteriyorki 28, Şubatin etkileri bin yil değil ilanihayet şürecektir.
      Evet sizlerin dediğiniz doğru! fakat 28,Şubatcılar
      yalnış tahmin ettmişler hatta bu tahminlerinde onlar biraz daha insafıl davranmışlar, Çünkü 19 yıl sonra başlatılmış Güya Kendilerini 28, Şubat muafazakar ve dindar mağdurlarí olarak her gõrüşten (sağ,sol, müslüman, Hırıstiya, Müsevi ve diğleri)? oluanlarn teveccühü’nü ve desteğini almış ve milletede kendilerini muafazakar olarak millete lanse edenler buna yutturanlar demek daha uygun olur. O gurup bütün gücü elde ettikten sonra muthiş bir manevri yapip gene her kesimin sempatısini kazanmış ve ihtidara yakınlığı ile bilinen guruba önce ihtidardakilerin yapmış olduğu hak ve hukuksuzluklari o gurubu mensuplari tarafından yapílmiş bir cadi avi olduğuna milleti inandırıp, bu kez mağduriyetlerin, sorumluları olarak o gurubu gösterip bütün suçu onlara yıkıp ve esas her kesime başlatılan cadi avini kamuoyunu önce sadece cemaat mensuplarına yaptıklarına inandirmayi başardılar.
      Onu başardıktan sonra
      O olay her kes trafından Müslümanların öc almasi olarak hatta bunların arasıda inananların sayısı daha fazla ve gelişen olaylara hep birlikte tepki gösterdıldi.
      Birde ne görelim, cadı av Türk milketine yapılmış yollarda beraber ıslandíklarına değil.
      İşte isminde ADALT ve KALKİNMA yazan partinin Türkiyeyi geltirdiği nokta ortada!

      • Nurdan hanım , 28 Şubatı 19 yıl sonra başlatmanıza katılamayacağım. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in , dolayısıyla FETÖ nün istemediği Refah Yol iktidarı iktidardan askeri darbeyle uzaklaştırılmıştır. AKP – FETÖ kavgasına taraf olamayız. Bİz vatandaş olarak Türkiye’nin tarafını tutuyoruz. Ülkemizin ali menfaatleri bizi ilgilendiriyor. Biz sadece Türkiyede mağdur edilen insanlar için üzgünüz. Yurt dışına kaçanlar için aynı şeyleri söylemeyeceğim. Ve hatta keşke muhterem hoca ! ABD ‘ den gelse de , bu konuyla ilgili bildiklerini anlatsa da şu masum ve mazlum kesim bir rahat etse. Bir de olaya burdan bakın derim. Artık yaşı kemale eren bir hoca ! efendinin ! kaybedecek neyi var ? Artık ölüm zamanı bile yaklaşmış. Gelsin hesabını versin . Böylece haksızlığa uğrayanlarda daha erken bu sıkıntılardan kurtulsun. Yani hep devleti hükümeti suçlamakla bu iş çözülmez. Gelsin hesap versin. En fazla müebbet alır. Ama binlerce masum kurtulur. Ama ABD vermez. Kara kutusunu Türkiye’ye kaptırmak istemez. Selamlar , saygılar .

        • Hacettepe universitesi bunyesinde bi kok hucre bankasi mi, arastirma merkezi mi ne kurmuslar sirf nasil daha uzun yasatiriz elemani diye. Kaybetmekten endise edecegi kadar gilman ve sadik muridana hala sahiptir. Sonucta bir kucuk ucakla getirilecek ve hesabini odeyecek ama oyle binlercesine kurtulus falan saglamak da yok tabi!

          • Bak H.Gayret . Birileri bir zamanlar ” Ben Ergenekon’un savcısıyım ” dedi. Sonra mahcup oldu. Sen hakim misin ? Savcı mısın ? Nesin ? Mahkeme bile olmadan KHK ile ihraç edilen 100 bini aşkın kişinin hepsi ” Silahlı Örgüt ” üyesi olamaz. Eğer olsaydı , 15 Temmuz sonrası silahlı eylemlerine devam ederlerdi. Allah beyin vermiş. Bİraz beynini çalıştır bence. PKK / PYD nin bile 100 bin kişi silahlı üyesi yok 40 yıldır savaşıyoruz. Bİraz muhakeme yeteneğini kullan. Devam eden davalarda bile daha hakim karşısına çıkmamış veya çıksa da hakimin davaları erledeiği için davası görülmemiş binlerce insan var. Sen neye göre konuşuyorsun ?

  15. Basın mensuplarında partizanlık ve belki de ötesi (?) olarak gördüğümüz bu, diğerini ötekileştiren, yetmezmiş gibi yok sayan (yok olmasını isteyen) tarafgirlik, en üstten başlayarak halkın en alt tabakasına kadar da (b)ulaşmış değil mi? Bunu, siyaseten ikiye bölünmüş bir toplum yapımız yeterince açıklıyor zaten. Peki, basın mensuplarından sonra, toplumun yek diğerini yok sayan bu tutumuna tarafgirlikten öte ne ad vermeli?

    Anlamadığımız, tesis etmeyi düşündükleri sisteme toplumun rızasını almadan onları buna zorlamak ve muhalif olanları ”yok sayarak/ederek” ulaşmayı istemenin çok zor bir yöntem olduğunu anlamamaları. Velev ki bunu başarıp yürürlüğe koyduklarını sansınlar, bu sisteme, aslında sindirilen toplum kesimlerinin alttan alta muhalif tavırlarını sürdürdükleri ve zamanın bir kesitinde daha kuvvetli bir dalga ile gün yüzüne çıktığını görememeleri yaşanan tecrübelerle sabittir ya.
    Buna kendileri de vakıftırlar; peki buna rağmen defalarca aynı yolu denemeyi neden elden bırakmazlar?

    En net ve özet açıklamayı kendimce şöyle yapabilirim: Onlar suret-i haktan görünüp, zihinlerinin arkasına gizledikleri ajandalarını, gücünün doruğuna ulaştığında ortaya saçan bir halet-i ruhiye içerisindedirler ki; tesis ettiğini düşündükleri sistemlerinin kısa süreli ve kadük kalacağını bilmelerine rağmen, egolarını tatmin etmekten geri durmayan ve kendi toplumuna onulmaz acılar yaşatan zavallılardır.

    Zavallılardır, çünkü; toplum onları maşeri vicdanında mahkum eder.. inanalar için de, onları, hesabı çok çetin görülecek bir gün (!) beklemektedir.

    Davasına sadık, başından beri onun gereğiyle yaşayanlar müstesna..bunların kurmayı başardıkları sistemler, uzun ömürlü olmuş, sıkışıklığın yaşandığı demlerde de müracaat edilecek ”başucu sistemler” gibi durmaktadırlar.

  16. yandaş basın ve mensuplarının
    24 haziran sonrasına kalmadan
    onların
    bu dönemde ki mal varlıklarında olan artışı göz önüne alarak
    ve bu ekonomik durumda
    sermayelerini dolara chance edip etmediklerine bakarak
    yada güvenli limanlara salıp salmadıklarına bakarak
    onların bu durumuna
    partizanlıktan öte bir ad vermek uygun olmaz mı

  17. Bazı yerlerde hakkaniyetli ve yetkin yazarlarda var ama ben artık fazla okumuyorum, çok vakit kaybettiriyor bana, istifade de etmiyorum. Bir 24 haziran gelsin bakalım. Görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here