‘Cumhur-başkanlık sistemi’ üzerinde düşünürken…

29

İktidar partisinin acelesi var. ‘Cumhur-başkanlık sistemi’ne geçit verecek anayasa değişiklik paketini, Komisyon’da başardığı gibi, Meclis genel kurulundan da bir an önce geçirmek arzusunda.

Bu hafta başlayacak maraton bunu getirebilir.

Meclis aritmetiği izin veriyor çünkü: AK Parti’nin 317 milletvekiline (1’i oy kullanılan oturuma başkanlık edeceği için) 14 MHP’li milletvekili de ‘Evet’ oylarıyla katılırsa…

Halkoyuna sunmak için var olan anayasal gereklilik yerine getirilmiş oluyor…

Tabii AK Partili bütün milletvekilleri ile MHP’den açığı kapatacak kadar milletvekilinin oylama günü kendilerinden partilerinin beklediği gibi davranması şart…

Sorun da tam bu noktada başlıyor.

Anayasadaki düzenlemenin anlamı

Anayasa değişikliği için ‘gizli oy’ öngörülüyor.

Yasa düzenlemesi için salt çoğunluk yeterken anayasa değişikliği için 367 ve 330 gibi farklı oranlar aranıyor.

Neden gizli oy ve neden daha kalabalık bir onay isteniyor?

Gayet basit bir sebepten: Anayasa bir ülkenin toplumsal mutabakatını yansıtır, sosyal kontrattır; bu sebeple onun mümkün olan en geniş onaya sahip olması beklenir. Bunun da, partinin dikte ettiğine göre değil, milletvekillerinin kendi özgür iradeleriyle oluşmasına dikkat edilir.

Makul olan da budur.

Peki, Meclis görüşmelerini takiben yapılacak maddelerin oylanmasında ve en sonunda bütünü oya sunulurken, anayasada mevcut olan bu iki husus yerine getirilecek mi?

‘Gizlilik’ şartına uyulacak mı?

Daha önceki benzer durumlardan biliyoruz: Her parti, milletvekillerinin kendilerinden beklendiği gibi davranmasını sağlama almak için tedbirler alıyor.

Kimi, milletvekilinin, kullandığı oyun dışındaki ‘çekinser’ ve ‘hayır’ pusulalarını bir parti görevlisine teslim etmesini.. kimi, oy kullanırken cep telefonuyla çektiği fotoğrafı göstermesini.. istiyor.

“Olmaz” demeyin, bunlar hemen her ‘gizli’ oylamada başvurulan tedbirler…

Partiler bu tedbirlere güveniyor.

İki parti (AKP ve MHP) arasında yeni pazarlıklarla düzenleme üzerinde yeni rötuşlar söz konusu olmayacaksa.. Komisyon görüşmeleri sırasında yaşandığı gibi.. mevcut paket hızla Genel Kurul’a geldiği biçimiyle geçecektir…

Özgür irade yerine gelseydi…

Şimdi yüksek sesle düşünmeye başlayalım: Ya tersi olsaydı? Ya milletvekilleri kendi hallerine bırakılsa, özgür iradeler oy kutusuna yansısaydı ne olurdu?

Sonuçta, MHP’liler “Başkanlık sistemini geçirmeyeceğiz deyip durduk, hiç değilse adını değiştirin” diye bastırdıkları için ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ adı verilen paketle, parlamenter sistemi ortadan kaldırmayı getirecek anayasa değişikliğine AK Parti ve MHP’den herkes ‘Evet’ oyu kullanır mıydı?

Hiç sanmıyorum.

Meclis’i, hükümeti, partiyi ve bürokrasiyi sistemin merkezine konulan ‘cumhur-başkan’ın eline teslim etmeyle sonuçlanacak bir değişikliğin doğru tartışılmış bir zeminde, ma’şeri iradeye uygun karşılık bulması pek mümkün görünmüyor…

AK Partililer de neredeyse tek gerekçeye indirgenmiş bu değişikliğin ‘tarihe’ de uygun olmadığını sonunda keşfetmiş görünüyorlar.

Osmanlı’da en baştan itibaren bugünün ‘başbakanı’ ile mukayese edilebilecek bir makam (veziriazam veya sadrıazam adlarıyla) hep olmuştur; değişiklik ise başbakansız bir sistem öngörüyor…

Meclis’in şimdi bile az olan yetkilerini buduyor ve denetleme görevini elinden alıyor…

Vekâletini millet adına kullanması kendisinden beklenen milletvekilleri, bu değişiklikle, o vekâleti Cumhur-başkana teslim ediyor.

Böyle bir pakete eldeki şekliyle ‘Evet’ demenin başka mahzurları da var.

Bir başkası o makama geldiğinde…

Sözgelimi, MHP’nin ‘Anayasa-dışılığı bu değişiklikle anayasal çerçeveye kavuşturma’ gerekçesi hayli sorunlu.

Anayasaya uygun olmayan davranışlar değişiliklerle anayasal hale geldiğinde, yeni anayasa-dışı tavırların sergilenmeyeceği ne malum?

Diyelim, yeni yetkileri ilk kullanacak cumhur-başkan verdiği sözü tuttu ve sınır-dışı davranmadı; ondan sonraki başkan da şimdilerde yaşanılan tarzda davrandığında.. o da arzuladığı fazladan yeni yetkileri bu yolla zorlamaya başlarsa ne olacak?

Bir yol açmış olmuyor mu MHP?

Aynı sorunun bir başka yönü daha var: İlk cumhur-başkan sonrasında ülkedeki şartların çok daha farklı birini onun makamına taşıdığını düşünün.. bu kadar yetkiyle donatılmış biri olarak, bugün bu değişiklikleri zorlayan kadroların amaçladıklarının tam tersine o yetkileri kullanmaya kalkarsa?

Osmanlı’nın son 100 yılında padişahlarda kesinlikle bulunmayan yetkilere sahip olacak ‘cumhur-başkan’dan söz ediyoruz…

Üstelik bir de parti genel başkanı..

Başka tedbirlerle aynı sonucu almak mümkün

Telâffuz edilen gerekçeleri bir tarafa bırakalım ve böylesine bir değişiklik paketini gerektiren esas şartlar üzerinde yoğunlaşalım; çıkış yolunu belki daha kolay bulabiliriz.

17-25 Aralık (2013) ile başlayıp 15 Temmuz (2016) ile zirve noktasına ulaşan olağanüstülükler yaşandı ülkemizde; hâin bir senaryo gündeme taşındı. Anayasa değişikliği paketi geçmişte sözü edilenden farklı maddeler içeriyorsa, esas sebep, o olağanüstülüklerdir.

‘Ne yaparsak onları bir daha yaşamayız?’ sorusu üzerinden hazırlanmış bir paket bu.

Oysa o soruya başka bir –hatta birden fazla– cevap bulunabilirdi, sistemle çok fazla oynanmadan…

Hâlâ bulunabilir.

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. Ne çok biliyoruz; ne çok yanılıyoruz. Hakka ve halka rıza göstermeden salah olacağımızı mı zannediyoruz.

    Çoğunluk azınlık üstünde baskı kurmasın diye kabul edilen demokrasi bizde azınlıkların çoğunluk üzerine vesayeti şeklinde uygulanır olmuş.

    İyi ki Cumhurbaşkanınızı bizler, kendi ellerimizle seçmişiz. Yoksa halimiz nicolurdu?

    Halka rağmen halkçılık bitmek üzere sevinin.

    Siyaset aracı( ki devletindir); siyaseten ülkesine, milletine, memleketine, vatanına karşılık gözetmeksizin, Allah Rızası için hizmet edenlerin ellerinde olsun İnşaallah.

  2. Meclis’te Bekir Bozdağ’ın savunması ilginçti bu akşam. Atatürk Anayasası’na, 1921 Anayasası’na dönüldüğünü, fena mı olduğunu sordu. Atatürk, partili cumhurbaşkanıydı, tarafsızlığını yitirmiş miydi diye sordu. Tabi o zamanlar tek parti olduğunu söylemedi. Tek parti olunca tarafsızlık diye bir problem de olmuyor elbette. Herhalde nihai hedef de bu olsa gerek, tek parti, parti devleti, milletin partisi, falan. Enteresan. AK parti bu değildi. Travma (darbe) sonrası sendromu yaşıyor birileri diye düşünüyorum. Allah akıl fikir versin.

  3. “Kervan yolda düzülür” diye güzel bir ata sözümüz var. Terör örgütlerinin saldırıları, uluslararası sıkıntılar, karakış, askerlerimizin yurt dışındaki operasyonları, ekonomik sıkıntılar gibi sorunların tamamen yok olmasını bekleyip, bir anayasa yapılması talep ediliyorsa, Türkiye hiçbir zaman anayasa düzenlemesi yapamaz. O yüzden yangından mal kaçırma gibi benzetmeler bence yersizdir.
    Sanki bundan önce çok güzel bir sistemimiz vardı, sanki cumhurbaşkanları çok tarafsızdı, sanki güçler ayrılığı ilkesi çok iyi uygulanıyordu, sanki şimdiki sistemin paçalarından istikrar akıyordu, sanki ekonomik, askeri, yargısal darbeler hiç atlatmadık, sanki şimdiki sistemde hiçbir sorun yoktu gibi davranmayı bırakalım.
    Milletvekilleri için farklı oy kullanmasınlar diye partiler şu şu önlemler alıyormuş, milletvekilleri zaten partinin her dediğini hiç düşünmeden onaylıyorlarmış, diyenler için geçmişteki ırak tezkeresini hatırlatırım. Eğer gerçekten Türkiye için çok kötü sonuçlar doğuracak bir anayasa paketi ise, eminim ki milletvekillerinin büyük kısmı da, sonuçta rey verecek halkta olumsuz oylar kullanacaktır.
    Yine de bu değişikliği, kendine layık göremeyenler için, demokratik saygı ve yasallığını kabul etmekten başka birşey tavsiye edemiyorum.

  4. Getirilen sistem Özbekistan ve İran tarzı bir sistemdir. Özbekistan’da parti devleti, bütün herşeyden sorumlu bir cumhurbaşkanı vardır. İran’da ise anayasada yer alan caferi mezhebi ve dini lider herşeyin mutlak sorumlusudur. biz ileriye gideceğimize geriye doğru gidiyoruz.
    Irak’a tezkereye dönemin genel başkanı evet dedi, meclis hayır dedi. Suriye’de bu sefer parlamento bypass edildi, sonuç Suriye’de iç savaşa müdahale ve terör ithali. Meclis çözüm sürecinde bypass edildi, sonuç hüsran. Meclise getirilen problemler ortak akılla çözülürken, getirilmeyen sorunlar ise kangren halini aldı.
    Tek adam rejiminin hızlı kararla almayı sağladığını inkar edecek değilim, ancak doğru kararlar almayı mümkün kılıyor mu?

  5. Acaba Türk ve İslam tarihinde güçlü hakanlar dönemlerinde mi yoksa güçlü hakan/çalışkan başvezir dönemlerinde mi ülke daha müreffeh olmuş? Bunu değerlendirecek tarihçilerimiz var mıydı.Ebubekir, Sokollu, Tonyukuk, Nizamülmülk, Bleda?? Veya Yavuz, Kanuni, Atilla, Melikşah, Bilge Kağan…. veya Çelebi Mehmet, Alaaddin Keykubat, Mete… veya yerine, zamanına, adamına göre değişir mi diyeceğiz.

  6. içerikle ilgili sadece bir nokta: yargının yürütmeye bağlanması neticesinin ortaya çıkmasıdır., dolaylı olarak bir partiye bağlanmasıdır. hukuki denetimin parti vesayetinde olduğu bir düzenin uygulamalarını hayal edebilirsiniz, veya yaşınız/ yakın tarih bilginiz imkan veriyorsa hatırlayabilirsiniz

  7. bu konu bir bilim konusu ise -anayasa hukuku-
    siyaset içersinde olmayan bir tek anayasa hukukçusu bu taslağa, olur referansı veriyor mu, yok
    literatüre geçmiş akp’li anayasacılar da dahil böyle bir sistem öneren varmı, yok
    islam hukukunun günümüze uyarlanması anlamında böyle bir sistem öneren varmı, yok
    ülkedeki iktidarın elini kolunu bağlayan varmı, yok
    herkesin dilnde pelesenk olan birlik ve beraber olma zamanı söylemine bu taslağın bir katkısı varmı, yok
    insan olanları seyrettikçe; çevremizdeki olayları daha iyi idrak ediyor,
    bu aktörler ve bu kabullerle olabilecek olan bu
    biz yinede bugünlerde geçer ya HU diyelim.

  8. Başkanlık sisteminin şu an mevcut olan sistemden daha iyi olacağını umuyorum. Yıllardır hükümetin her icraatine iyi veya kötü demeden sırf muhalefet olsun diye karşı koyan bir muhalefet ve bağlantılı kurumlar olmasaydı böyle bir sistem arayışı ortaya çıkmazdi. Şu an başkanlık karşıtı tepkilerin de aynı zihniyetle yapıldığını düşünüyorum. Halkın icraat yapacak olan başkanını kendisinin secmesinden daha doğal ne olabilir. Cumhurbaşkanımız bunu yanlış amaçla kullanmaz bence. Ama sonrasindan gelenleri bilemem.

    • Sayın Ayteacher,
      „Cumhurbaşkanımız bunu yanlış amaçla kullanmaz bence. Ama sonrasindan gelenleri bilemem“
      diyorsunuz.
      Cunhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra gelenlerden birisinde ruhsağlığı problemleri ortaya çıkarsa ne yapacağız? Ruhsağlığı sorunu olan her insan, kendiliğinden terapiye de gitmiyor. Veya bukadar yetkili makamda olan birisi görevini istismar ederse ne olacak? Dünya tarihinde bunun örnekleri var. Demokraside kuvvetler dengesi dolambaçlı bir yol zaman alır ama sonunda uçurum yok.

  9. “fetö tarzı yapılanma” denilirken kasıt ne anlamadım. oysa akp de aynı tarz, gülenciler de aynı tarz örgütleniyor. pkklılar da aynı tarz. yani “fetö tarzı” apayrı bir tarz değil. bunların hepsinde de tarz aynı; birey olamamış, vatandaş olamamış yığınların, kendilerine neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyecek bir akıllı adam arayışının getirdiği kişiye bağlı örgütlenmeler bunlar. ve kişi, bu yığınlara istediğini yaptırıyor. kişiye bağlı örgütlenmeler olduğu için, doğruları da yanlışları da, yapılması gerekenleri de, yapılmaması gerekenleri de kişiler belirliyorlar. akp’de, erdoğan, gülencilerde gülen, pkkda ise apo, taraftarlarına neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylüyor. Bu örgütlenmeler, bir ilke, bir doğru, bir ahlak barındırmaz. çünkü kişiye bağlıdır ve doğruyu, ilkeyi, ahlakı kişi belirler. Onun için de, bu örgütlenmeler, kişinin kararlarına göre, bazen iyi, bazen ise, dünyanın en kötü (kötülük yapan anlamında kötü), örgütlenmeleri olabilirler.
    Bu tür örgütlenmelerin sakıncalarının giderilebilmesi de, insanların kabile üyeliğinden (tebalıktan), vatandaşlığa dönüşebilmesi ile mümkün olur. Yani kendi doğrularını oluşturabilen, kendi kararlarını verebilen, kendi yaptığı işlerin sorumluluğunu alabilen bireyler olabilmeleri ile mümkün. yoksa sürekli fetö gider, bir başkası gelir. bu toplum, cübbelinin bile teba bulabildiği bir toplum maalesef.

  10. Ülkenin kaderi bir insanın eline veriliyor. Hepimizin uykularını kaçırması gereken bir durum. Ülkenin kaderi, hepimizin geleceği demektir. Özellikle çocuklarımızın, torunlarımızın kısacası gelecek nesillerin canları ve varlıları. Bu anayasa değişikliğine evet diyenlere sormak lazım; en sevdiklerinin canlarını ve varlıklarını riske attıklarının varkındalar mı? Konu, kime bu yetkiler veriliyor sorusu değil, çünkü böyle bir yetki hiç kimseye verilmez.

  11. sadece iktidar partisi değil aynı zamanda bir muhalefet partisinin de taraftar olduğu bir sistem değişikliği önermesi var. bu durumda meclisin hali hazırda zaten çoğunluğunun mutabakatı olan bir sistemden bahsediyoruz. sayın bahçeli zaten net bir şekilde duruşunu da gösterdi. ama sisteme karşı çıkanlara göre seçtiğimiz bu insanlar ülke için ülkeye zarar verecek bir ittifak içindeler öyle mi…

    hayır diyenlere bakalım… mesela hdp ülke için her türlü fayda sağlamaya yönelik çalışmalarından yakından tanıdığımız bu parti hayır diyor. o zaman bu hayır daha bir kıymetli olsa gerek. onlar hayır diyorsa bilelim ki kesinlikle ülkenin faydasına yönelik canı gönülden bir hayırdır bu…öyle ya adamlar var güçleriyle ülkeleri için canla başla çalışan her türlü hizmette yarışan adamlar. bunlar hayır diyorlarsa eğer kesin bir bildikleri vardır faydalanmamız gerekir.

    bir de kim var chp. uzun zamandır hdp nin söz ortağı olan chp. eh bunu da dikkate almazsak yazık olur. kaset kumpasıyla giden başkandan sonra bambaşka bir çizgiye oturan, kaos adına her söylemi mübah gören, hdp doğuda insanları sokağa çağırırken insanları batıda sokağa sokağa çağıran chp de hayır diyor. bu hayır da son derece dikkate alınması gereken bir hayırdır. faydalanılması gerekir..

    amerikanın avrupanın türkiye karşıtı söylemleri ile meşhur medyası da sürekli başkanlık sistemini kötülüyorlar. onların da türkiye için beğendikleri seçenek hayır… dikkate alınması gereken faydalanmamız gereken bir hayır daha…..

    • Düzeyli ve ikna edici sağlam mantığa dayalı bir değerlendirme!.. İyi de, sayılan kurumlar “evet” deseydi ozaman değerlendirme hükmü değişip, tersine mi dönecekti?.. Öznel olmayan, görece ve varsayım..

    • Didem hanım. Ne chp ye yakinim ne de hdp ile adimin baş harfi anilsin isterim. Benim gibide yuzlerce binlerce insan vardir eminim. Bizi deyim. Bizi onlarla bir araya getirmek isteyenler utansin. Evet onlar hayir dediği icin hayir demeyi cok dusunuyorum ama ulkemin gelecegini düşündüğümden genede hayir derim. Bir sistem bugünü düşünerek yapilmaz yapilirsa yarin gene yenisi istenir. Sayın Cumhurbaşkanı bugün sorun olmaz bana yakın kesime hitap ediyor derim. Yarın Dine karşı biri gelse ve ezanları sustursa kendi istediği kişileri atasa ne olacak. Yillarca 1. Olan rektör adaylarinin yerine 5. adayin secilmesinden rahatsiz olduk aynisinin olmiyacagini nereden bilecegiz. Anayasa üyelerinin buyuk kismi kendi bir kisminida dolayli olarak atiyacak. Peki yillar sonra istemedimiz birileri geldiğinde inançlarimi yasaklarsa(başörtüsü gibi) ne yapacağız. Bu tarz bir insan gelemez demek bana gore abesle istigal. Ve kendi inancımızda olmayan insanlarada saygı duymak gerekmiyormu. Onların endişesinede kulak verilmesi gerekmiyormu.

  12. Ülkenin şu ortamında,böylesine mega netameli bir konunun gündeme getirilmesi bile başlı başına problem.. Dışarda ağırkış, içimde “kaygıların kışı”nı yaşıyorum, üşüyorum, titreyebilirim.
    İçerde, dışarda çok ciddi sıkıntılar varken, “dediğim dedik” demenin mantığı nedir, düzeltiyorum, mantığı var mıdır?
    Yangından mal kaçırma, çok riskli bir iştir, yanma tehlikesi vardır.
    Bu olmaması gereken girişim için gösterilen gerekçe de tutarsızdır.
    “Bir daha 15 Temmuzları yaşamayalım” deniliyor.
    15 Temmuz, 14 yıllık aheste ve bilinen bir yürüyüşle, elini, kolunu sallayarak 15 Temmuzun tartışmalı saatlerine gelmiştir. “TEŞEBBÜS BAŞLAMADAN ÖNLENEBİLİRDİ” iddiasına, “KONTROLLÜ darbe teşebbüsü” eklemesini yapanların, yalan mı, doğru mu söylediklerini bilemiyoruz. Çünkü o kunu da şeffaf değil.

  13. Önce Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan hiçbir zaman yetkilerini aşmış değildir. Anayasa ona Kurumlar arası uyum sağlama görevini vermiştir. Vatana ihanet dışında her türlü yetkiyi sağlamıştır. İsterse “Patrona Halil İsyanı” benzeri, saraya istediği kimseleri çağırır, cesetlerini hükümete gönderir. Ne şimdi ne de Cumhurbaşkanlık ’tan ayrıldıktan sonra ona bunun hesabını soramaz. Onu dinleyen görevliler sorumlu olur.
    Bahçelinin fiili durumu meşrulaştırma iddiası saçmalığın saçmalığıdır. Herkes zina yapıyor o halde zina meşru olsun demek gibi bir şeydir. Cezalandırılmaz ama meşru olmayanın meşru hale getirilemez. Kur’an’da Talut misali başkanlık sitemi vardır. Harun benzeri vezirlik sistemi de vardır. Topluluk uygun olanı benimseyebilir. Nitekim Raşit Halifeler döneminde ve Emeviler’de başkanlık sistemi vardı. Vezirliği Abbasîler icat etti. En iyi uygulamasını Osmanlılar yaptı. Avrupalılar Parlamenter sistemini Fatih’ten öğrendiler.
    Uygun olarak düzenlendiği takdirde ve o topluluğun bünyesi de müsait olduğu takdirde başkanlık sistemi de benimsenirler. Bizim karşı olduğumuz başkanlık sistemi değildir. Bizim karşı olduğumuz sistem bütünüyle değişir. Bütün kuralların yeni sisteme göre uyarlanması gerekir. Bu da çok iyi hesaplanması, Halka anlatılması ve zamanla uyarlanması gerekir.
    Bugün dünyada sermaye devlet savaşı var. Türkiye de savaş alanı olarak seçilmiştir. Anayasa değişikliği sermaye tarafından empoze edilmektedir. ABD de sermaye yönetimi vardır. Türkiye’yi de sermayenin yönetmesi için o sistemi empoze etmektedir. Erdoğan dahil kimse başkanlık sistemini istemiyor. İnandıkları sistemi savunma durumuna getirmiştir.
    Muhterem Cumhurbaşkanımız ortak akıl diyordu. Milletvekillerine telefonla resim çektirip kontrol ettirmesini düşünmem. Cumhurbaşkanı seçimlerinde partilerin etkin olması, anayasamızca meşru sayılmaktadır. Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Ne yaparsa yapsın suçlayamayız. Ama diğer partilerin baskı yapması anayasa nizamını bozmaktadır.
    Bir ülkede yaşıyorsan Kur’an’a aykırı da olsa o yasalara dine uymak zorundasın. Değiştirmeyi isterseniz, ama değişinceye kadar uymak zorundasınız. Uyamayacaksanız hicret edersiniz. O halde Milletvekillerine baskı yapmak yasalara aykırı olduğu gibi şeriata da aykırıdır.
    Her milletvekili anayasa değişikliğinde oy kullanırken kendi vicdani kanaate göre oy kullanmalıdır. Yasalar bunu emrettiği gibi şeriat da bunu emrediyor. Ahirete vardığınız da sorulacaksınız. Vicdani kanata göre oy vermediniz. Yani Allah’ın size emrettiği gibi hareket etmediniz. Bu şirktir. Herkes kendisine verilen görevi ifa ederken kendi içtihadı ile kendi vicdanı ile hareket eder, inşallah.
    İslamiyet’e ekseriyet sistemi yoktur. Yasalar ise ekseriyet sistemine dayanır. Değişinceye kadar ona uymak zorundayız. Yoksa bu ülkede yaşama hakkınız olmaz

    • Yazınızdaki,”Kuranda Talut misali başkanlik sistemi vardır.” Buna bir açıklık getirebilirmisiniz? Türkiyenin hangi sistemi Kurana uygun? Her fırsatta Kurandan örnek göstererek politikacilarin yaptıklari yalnışlara kilif bulmaak ne kadar sağlıklı ola bilir. Şu an Türkiye ve dünyada yaşayan müslüman ülkelerin liderlerinin hangi yaşam tarzi islama uygun? 1100 odali saraylarmi? lüks otellerde yapılan düğünlermi? Her cübbe giyip miliyonlara islami öğreten Şehğların hangi yaşami tarzi islama uygun? Bunlar gibi örnekleri çoğalta biliriz.İslamla ilgili cümlelere bir zahmet ayetlerle açıklık getirirseniz biz okuyucularıda aydınlatmış olursunuz siz benim gibi siradan bir yorumcu değil ayni zamandadada bir yazarsınız. Sizin okurlarınıza karşi sorumluklarınız olduğu için sizden bunu istememiz biz okuyucuların en tabî hakkı ve bu nedenlede okurlarınızın yalnış bilgilendirilmesini önlemiş olursunuzki buda siz yazarların görevlerinden birisi olsa gerek. Selamlar

  14. Meşhur kelamla başlayayım: “Buna alemi imkan demişler-olmaz olmaaz deme, olmaz OLMAZ.”
    Bu çağda, Tanzanyayı ayrı tutarsak şu dünyada,büyle bir “ucube”!..
    Haksızlık yapmayalım, kocaman bir doğrusu var: “Türk usulü”.. Çok doğru, eşi, menendi yok, olamaz da.. Sadece bize özgü, ha, azıcıkta Suriyeninkinden mülhem.
    Hani,müsbet manada, “çılgın Türkler”imajı vardı.. Bu da tam tersi bir Türk usulü çılgınlık diyen olursa ne diyeceğiz?
    Ölü doğumun, ebeliği de hatalarla malül.. Komisyonundan, bugün yaşanması beklenen, açık oy, açık tasnif anlamı taşıyacak olan hür irade ambargolu metezori metot “tüy dikebilir”.
    Hukukçu değilim, beyin de eskimiş, öyleyken yapılanları havsalam almıyor.

    Hukukun defin işlemleri demek, maksadı aşıyorsa, hukukun anasının ağlaması diyelim.. Böylesine hayati bir konuda, “yangından mal kaçırma” telaşı, aceleciliği, “rüzgar çıkmadan kavudumuzu yiyelim” paniği.. Halka rağmen, halk için ironisini hatırlatan bir süreç ki, halkın çoğunluğu bundan neredeyse habersiz..

    Eeey akıl, basiret, sağ duyu, mantık, insaf, muhakeme, teenni, ülkeyi ve milleti azıcık düşünme ve türevleri
    YETİŞİN!..

  15. ‘Cumhur-başkanlık sistemi’ üzerinde düşünürken…
    *
    Önce yazının başlığı dikkatimi çekti…
    Sonra yazıyı okudum…
    Aynı gün benzer şeyler düşünmüş, yazı yazmış ve yayımlamışız;
    birbirinden farklı boyutlarda olsa da…
    *
    Başlık dahil, yazımın başlangıcı şöyle:
    ‘Sistem kurmak’ ve ‘hazin (vahim) durum’
    Bugünkü okumalarımda (08.01.2017), önce “SİSTEM KURARKEN…” başlıklı yazı (Ahmet Taşgetiren, Star Gazetesi) dikkatimi celbetti… Yazı ““Rejim değişikliği mi – Sistem değişikliği mi?” tarzında bir tartışma sürüyor.” cümlesiyle başlıyor… Az sonrasında ““Cumhurbaşkanlığı sistemi”ne geçiş…” ifadesiyle devam ediyor…
    Uzatmayacağım, “yorum” da yapmayacağım; sadece şu kadarını yazmış olayım: Başlık yani “SİSTEM KURMA” meselesi dikkatimi celbetti dedim ya; yarım yüzyıllık “ADİL DÜZEN” çalışanı olarak elbette dikkatimi celbedecekti…
    *
    Yazımı şöyle bitirdim:
    Benzer uyarıları yarım yüzyıldan beri genel olarak yaptığımız gibi; özel olarak son 10-15 yılda da yapmaya devam ediyor, “kör-sağır-dilsiz” yöneticilerimizi uyarmaya gayret ediyor; benzer uyarı kırıntılarını görmeye başlayınca da, ‘her şeyin bir başlangıcı vardır’ diyoruz…
    *
    Tamamını merak edenlere kolaylık:
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7153/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Sistem-kurmak-ve-hazin-vahim-durum

    ***

    Aynı gün,
    Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop,
    Cumhurbaşkanlığı sistemini anlatmış ve demiş ki:
    Rejim değil, sistem değişiyor…
    *
    Dikkatimi celbetti, sizleri de haberdar edeyim dedim:
    http://www.star.com.tr/yazar/prof-mustafa-sentop-rejim-degil-sistem-degisiyor-yazi-1174574/

    ***

    Daha fazlasını ve de farklısını merak edenlere:
    1
    http://www.akevler.org/AkevlerKitaplar/0/48/ADIL-DUZEN-INSANLIK-ANAYASASI
    2
    http://www.akevler.org/AkevlerKitaplar/0/70/YENI-ANAYASAYA-GECIS-ONERISI-karagulle-akdemir
    ***
    SELAM VE DUA İLE
    REŞAD / RNE

    • Unutmuşum!
      *
      “iNSANLIK ANAYASASI KAVRAMI”
      kitabına son şekli verildi; matbaada…
      Hacimli ve bence ÇOK ÖNEMLİ bir çalışma…
      İNSANLIK ANAYASASI çalışmalarımızın önemli kitabı…
      Yazarı: SÜLEYMAN AKDEMİR
      İlgilenenlerin ve ilgilenmesi gerekenlerin bilgisi olsun!
      *
      İlave bilgi: Dünyanın en önemli dili (Kur’an dili olmasından dolayı)
      Arapçaya tercüme ettirmeye başladım bile; darısı diğer dillere…

  16. Hep Osmanlı’ya atıfta bulunup bir çok iddiasını refere etmeye çalışıyor ya sistem değişikliği isteyenler, buna ne diyecekler. Bu gün sizinle beraber Taha Akyol’un da değindiği ‘Osmanlı’da güçlü bir Sadaret (başbakanlık) makamının bulunduğuna.

    Diyelim ki; paket meclisten geçmedi, üzerinde çok fazla oynayıp zayıflattığımız mevcut parlamenter sistemi yeniden nasıl işler kılacağız. Bu, yeni bir güçlü irade ve zaman gerektirecek.

    MHP’nin; ‘Anayasa-dışılığı bu değişiklikle anayasal çerçeveye kavuşturma’ bahanesi
    (gerekçesi değil), her kabul etmiyorum denildiğinde yeni anayasal değişikliklere kapı açmakla beraber mutat yasal uygulamaları da güvensiz ve işlevsiz kılmaz mı? Sıklıkla başvurulan anayasa-yasa değişiklikleri Anayasal düzene olan güveni daha da sarsmaz mı?

    MHP’ in bahanesi dediğim, MHP’nin ‘Anayasa-dışılığı bu değişiklikle anayasal çerçeveye kavuşturma’ gerekçesi karşılığında, terörü salt askeri yöntemler ve silah kullanarak çözme iştahıdır. Lakin uzun zamandır devletin bütün argümanlarını kullanan yürütmenin, sistem değişikliği ile bunu anında çözebileceğini mi varsayıyor MHP.

    Keşke; Mel’un 15 Temmuz kalkışmasından sonraki, Millet’te oluşan ‘Milli beraberlik-bütünlük’ ruhunu ayrıştıracak zorlamalar yaşatılmasa. Bunun sorumluluğu siyasette olduğu kadar, aynı zamanda erki zayıflamış olsa bile, T.C. devlet sistemi içerisinde varlığını sürdüren Anayasal Kurumların da sırtındadır. Madem var olması gerektiğine inandığımız bir Anayasa (hazırlığı içerisindeyiz) istiyoruz, o halde mevcut olanında hakkını verip riayet etmemiz gerekmez mi?

  17. 7 Haziran seçim sonuçlarının tek başına iktidar çıkaramamasının nasıl bir belirsizlik ortaya koyduğunu hep beraber gördük. Bütün ekonomik göstergeler kısa bir süre içerisinde olumsuz sinyal vermeye başlamıştı.

    Başkanlık sistemi böyle bir belirsizliği ortadan kaldırıyor.Seçim sonuçları kesin bir şekilde ortaya bir iktidar çıkarıyor.

    Kanun yapma yetkisi gene mecliste olacak. O kadar mecliste olacak ki,meclis 367 oyu bulduğunda referandumsuz olarak başkanlık sistemini bile ortadan kaldıracak yetkiye sahip olacak.Yani nasıl bugünkü meclis, cumhurbaşkanlığı sistemini getiriyorsa, bir başka meclis de bu sistemi ortadan kaldırıp, parlamenter sisteme dönebilir. Bunu, yeni sistemde meclisin gücünden bir şey kaybetmeyeceğini ifade etmek için söylüyorum.

    Bir de şurası var ki, başkan mecburen ve zorunlu olarak halkın yarıdan fazlasının oyu ile seçilecek. Halk çoğunluğunun desteğine sahip olacak.Ülkeyi iyi yönetemediği takdirde 2. seçimde tekrar seçilme şansı hiç olmayacak. Çünkü halkın yarıdan fazlasının oyunu tekrar alabilmek için ülkeyi çok iyi yönetmiş olması gerekecek.

    Halbuki Ak Parti 2002 seçimlerinde %34 oyla tek başına iktidar olmuş, 360’ın üzerinde vekil çıkarmıştı. Başkanlık sistemi buna imkan vermez.Çoğunluğun oyunu alamayanın başkan olma şansı hiç yoktur.

    Binaenaleyh şayet başkanlık sistemine geçebilirsek, bu sistemin iyi sonuç verip vermeyeceğini biraz da yaşayarak öğreneceğiz.

    Ancak kanaatim odur ki,şimdiki sisteme benzeyen yönleri de olacaktır. Şöyle ki: Gene bir hükümet olacak, bakanlar olacak, danışmanlar, müsteşarlar, bürokratlar, kurullar olacak. TBMM yerli yerinde duracak. Sadece başbakan olmayacak.

    Başkanlık sistemi, bir tek adamın ülkeyi keyfine göre yönettiği bir sistemin adı değildir. Ülke neticede anayasa ve kanunlara göre yönetilecek. Yasama, yürütme, yargı yerli yerinde duracak.

  18. Sayın Koru 90 larin başımı 80 lerin sonumu Turgut Özalin Tunus ziyaret sonrası yazmış olduğun mösyö mücahidi ekber yazınızı tekrar paylaşırmısınız. Zira o günler pek anlaşılamamıştı bugünlerde belki.

  19. “Emaneti ehline veriniz”düsturunca hareket edersek, eğitimli olursak, baskıcı olmazsak, adil olursak daha sağlıklı nesiller yetiştiririz. Sağlıklı yetişen nesiller birilerinin oyuncağı olmazlar. Bu durumda yeni feto kalkışmaları yaşamayız. İnsanlar konuşabilmeli ve temsil makamlarında var olabilmeliler ki kendilerini dışlanmış hissetmesinler. Dışlanmışlık hissi insanda psikolojik çöküntüye ve isyana yol açar. Bunun toplumsal karşılığı yaşadığımız coğrafyada ne yazıkki fazlasıyla var. Kendi evlatlarımızla irtibatı kopardığımız an on bin km. öteden birileri gelir ve kullanır. Biz kendimizde görmeyiz tüm suçu ve uzaklara ararız. Rabbim güzel yarınlar için bizlere akıl ihsan eylesin…

  20. Fetö tarzı bir yapılanma içerisine giren herhangi bir yapı ilerdeki zamanlarda kendi içerisinden 1 Cumhurbaşkanı çıkarttığı zaman bu yasalarla ülkemizin başına ne işler açabileceğini de hayal edebiliyor musunuz?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here