Olanı doğru değerlendirip dersler çıkarabilirse parti/ler.. demokrasimiz güçlenir..

46

 

“Tecavüz ettiğin çocukla evlen, hapisten kurtul” diye özetlenebilecek konudaki yasa tasarısı hükümet tarafından geri çekildi; Perşembe gecesi sürpriz bir biçimde gündeme gelen konu, yeniden görüşüleceği Salı gününün sabahı, gündemden kalkmış oldu.

Nasıl oldu da oldu bu?

Bugün gazetelerde bu soruya cevap arayan meslektaşların getirdiği açıklamaları okuyacaksınız: AK Parti yönetimi ve hükümet itirazları ortadan kaldırma çalışmalarını sürdürürken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gecenin bir vakti Anadolu Ajansı’na yaptığı “Daha geniş mutabakat aransın, o zamana kadar da geri çekilsin” açıklaması, keskin bir ilâç yerine geçti.

Dün de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısına gelen kalabalık kadın protestocular heyetine, “Sizin sayenizde” dediğini işitmişsinizdir; işitmedinizse, o da bugünün gazetelerinde var.

Hepsi doğru bu tespitlerin…

AK Parti’nin kadın milletvekilleri..

Ancak kimsenin dillendirmediği bir sebebi de ben buraya taşıyayım: Bu noktaya gelinmesinde en büyük paylardan biri AK Parti’nin kadın milletvekillerinindir…

Salı gecesi alelacele altı milletvekiline imza attırılarak torbanın içine yerleştirilmiş anlamsız maddeyi, grup yöneticilerinin aşırı çabalarına rağmen genel kurula girmeyerek ve sonrasında da sözünün geçeli olacağını düşündükleri herkese ulaşarak anlatan, onlardır çünkü…

Yalnızca CHP’nin grup salonuna davet ettiği protestocuların çabasıyla sınırlı kalsaydı..

AK Parti’nin bu tür karşı çıkışlara tavrını biliyoruz: Sırf muhalefete zemin kazandırdığı hissini yaşamamak için bile.. tasarıda ısrar edebilirdi AK Parti yönetimi…

Kadınlar, ister AK Partili ister AK Parti karşıtı olsunlar, bir yanlışlığın kapısından dönülmesini sağlamış oldular…

O gece olan

Güçlü iktidarlar, hele uzun bir süredir devam ediyorsa iktidarları, işitme ve görme hassalarında bozulmalar yaşanabiliyor…

Özellikle de iktidarın içinde ‘gerçek iktidarı’ elinde tutan yönetici kadrolar…

Parmak hesabı değil mi sonuçta her şey, o parmaklara sahip olduğunu bilenler, arzularını Meclis’ten geçirebileceklerini düşünüyor ve düşündüklerini uygulamaya koymakta da tereddüt etmiyorlar.

O gece (Perşembe gecesi) AK Parti’nin grup yönetimi, çeşitli araçlarla milletvekillerine gönderdiği “Oturuma katılın” davetine her zamanki olumlu tepkiyi aldı aslında; o sırada Meclis dışında bulunan milletvekilleri koşa koşa oy kullanmaya gitti…

Fakat.. kendilerinin oraya ne için çağrıldıklarını anlayan ve muhalefetin kürsüde dile getirdiği tepkilerden de etkilenen milletvekilleri, özellikle de kadın milletvekilleri, içeri girip oy kullanmakta tereddüt gösterdi…

İktidara ve muhalefete huzur dersleri

Acaba AK Parti yöneticileri bu gelişmeden ders çıkaracaklar mı?

Çıkarmalılar.

Hatta AK Parti’nin unvansız milletvekilleri de…

Yanlış olduğunu hissettikleri, bildikleri, inandıkları konular gündeme taşındığında “Hayır” derseler, bu davranışın partilerine kötülük değil, iyilik yapmak anlamına geldiğini görmüş olmalılar…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunca işi ve meşguliyeti arasında yanlışlığı gördü ve müdahale etti.

Milletvekilleri, işi Cumhurbaşkanı’na bırakmadan, yapılmak istenen tasarrufun yanlış olduğunu gördüklerinde, kendileri bizzat o yanlışlığın önüne geçmenin yolunu bulmalı değil midir?

Bereket tasarı yasalaşmadı; Perşembe’den Salı’ya kadar geçen sürede bile, kamuoyu, iktidarın yanlış bir iş yapmakta olduğunu fark ettiği için, AK Parti’nin imajında zedelenme mutlaka olmuştur.

Oysa milletvekillerinin bir görevi de partilerinin itibarını korumak ve kollamaktır.

Muhalefete gelince…

İsteselerdi, CHP ve MHP, itirazlarını kayda geçirmekle yetinip tasarının yasalaşmasına göz yumabilir ve AK Parti’yi bütün anne-babalar gözünde küçük düşürecek bir yanlışlığın yapılmasına müsaade edebilirlerdi.

Etmediler.

Yanlışın önlenmesini siyasi çıkarın önünde tuttular.

Bu sebeple kendilerini tebrik etmek gerekiyor.

Haklı olmanın rahatlığıyla..

CHP liderinin “Bu kadınların zaferidir” tespitine yukarıda hak verdim; ancak bir yere kadar…

Doğru bir karşı çıkış olduğu ve yanlış bir işi önleme amaçlı yapıldığı için verilen tepkiler sonuç getirdi; iktidar partisini doğru yaptığı bir konuda kitleleri sokağa dökerek dize getirebileceğini sanan bir muhalefet anlayışına hizmet etmek için yapılıyor olsaydı..

Ne kadar büyük gürültü koparılırsa koparılsın, aynı sonucu almak, –hadi imkânsız demeyeyim, ama– öyle bir durumda çok zordur.

Haklı olacaksın.. haklılığını, azınlıkta bile olsalar karşı taraftaki haktan ve adaletten ayrılmayacak kişilere kabul ettireceksin.. işte o zaman başarılı bir sonuç alabilirsin..

Muhalefetin elinde benzer şekilde başarılı sonuçlar alabileceği başka konular da var.

Onları da ‘tecavüz ettiğiyle evleneni hapisten kurtarma’ amaçlı yasa tasarısına yaklaştığı yöntemle ele alır.. dış (bütün ülke) ve iç (Meclis) kamuoyunu ikna edecek argümanlarla savunursa.. o davaların da kendi istediği çizgide sonuca ermesini pekâlâ sağlayabilir muhalefet partileri…

İhraç edilen 35 bin+15 bin kişi…

Daha dün 15 bin kişi kamu görevlerinden ihraç edildi. Bunlar arasında düz memurlar olduğu gibi, devlete yıllarca her düzeyde hizmet vermiş bürokratlar, öğretmenler ve aralarında profesörlerin de bulunduğu akademisyenler de var.

Önceden benzer âkıbete düçar olmuş başka onbinlerce kamu görevlisinin arasına 15 bin kişi daha katılmış oldu.

Bir daha kamu görevi almamak üzere…

Haklarında yasal işlem yapılacaklar varsa, daha önce benzer işlemlere tâbi olanlardan biliyoruz, bunların da mal varlıkları dondurulacak, banka hesaplarıyla birlikte…

Aklın kolayca almayacağı, eşi benzerine bizim ülkemizde de başka ülkelerde de rastlanmamış bir süreç yürütülüyor…

Darbe yaşandı, evet.. Hâinler başarılı olsalardı kimbilir ne yapacaklardı; buna da evet… Ancak başarılı olsalardı hâinlerin yapacağı şeyleri, devletin, yalnızca o hâin eyleme katılanlara değil, onlarla irtibatı bulunduğuna inanılan –dikkat edilsin ‘bulunan’ değil, ‘bulunduğuna inanılan’— elin uzanabileceği herkese uygulamak.. çok yanlış…

Muhalefet, daha çok da CHP, bu konuyu, kendisine siyasi çıkar sağlayacağını umduğu bir üslupla değil, gerçekten bir yanlışlığın önüne geçmek amacıyla ele alır ve savunursa, eminim, iktidar partisini doğru bir çizgiye çekmeyi yine başarabilir.

Ne dersiniz ey CHP muhalefeti, denemeye değmez mi?

Gerçek demokrasiye ulaşmaya bu yoldan gidileceğinden emin olabiliriz; muhalefetin de rahat nefes almasını getirecek yol yine budur.

İçerideki gazeteciler ve yazarlar konusu da aynı yöntemle ele alınabilir muhalefet tarafından…

Bitirirken…

Ülkemiz bir yanlışın eşiğinden döndü; buna seviniyoruz.

AK Partililer de sevinmeli.

ΩΩΩΩ

46 YORUMLAR

  1. Şu an yapılanları devlet aklı ile açıklamak mümkün değil.İşinden aşından olan ben ve benim gibi khk mağdurları toplum tarafından terörist ilan edilerek bir anlamda bu insanlar yok sayılmaya çalışılıyor.İş veren yok zira atıldığımızı duyan bize vebalı muamelesi yapıyor.Aslında onlar da haklı ben bu adamı işe alırsam devlet tarafından yaptırıma uğrarmıyım korkusu var.Aslında bu kesim eline çakı dahi almamış karakolun önünden geçerken bile bakışlarını o yönden kaçıran insanlar.Bu insanlar bir şekilde fetönün ağına düşmüş düşürülmüş saf temiz kalpli suçsuz insanlar.Sayın Cumhurbaşkanı da “kandırıldık” demedi mi? Hemde emrinde o kadar devlet aygıtı var iken.Bir öğretmen bir hemşire bir düz memur kandırılmış çok mu? Halk sayın Cumhurbaşkanının kandırıldığını inanırda elinde hiç bir yetkisi olmayan memurun kandırılabileceğine neden inanmak istemez bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Kış kapıya dayanmış bu kadar insan çoluğu çocuğu ile ne yer ne içer nasıl geçinir? Müslümanım diyen bir toplumun adalet kavramı bu mudur Allah aşkına? Akil insanlar oraya çıkıp devlet büyüklerine ne zaman etmeyin ağalar yapmayın ağalar diyecek? Peygamber peygamber iken,amcası Hz Hamza’yı öldüren Vahşi yanına gelmiş kelime-i şahadet getirmiş,O’nu affetmiş, O’nun sahabe seviyesine çıkmasına vesile olmamışmıydı? Şimdi insanlar öfke ile işinden aşından olan insanlara hayat hakkı tanımak istememektedir,hatta bir siyasi bu kesim için “Ağaç kökü yesinler” diyebilmiştir.Savaşın bile adaleti vardır ve savaşta bile aman dileyene el,kılıç kaldırılmamıstir.Kaldırana da “Kalbini yarıp içine mi baktın” denilmiştir.Devlet aklının bir an evvel tezahür etmesi dileğiyle…

  2. F.K. ya soralım. Kendisi “Gündem” den ve “Komplo teorileri” nden anlar. Turkiyenin en iyi gündem tutan siyasetçisi kimdir? Gündemdeki konu bu kişinin proaktif siyasetinin vasıtası mıdır?

  3. Ne Köşe yazarları, ne iktidar sahipleri, ne ünvan sahipleri, ne sade vatandaş, vs. Hiç kimse ama hiç kimse daima haklı değildir.

  4. herkese ortak bi̇r sorum var.
    pensi̇lvanya i̇le doğrudan i̇rti̇batli̇ olan hsyk üyeleri̇ i̇ti̇raflari̇ndan dolayi serbest.
    artik vatan hai̇ni̇ deği̇l. hatta meslege geri̇ bi̇le donebilir. bi̇zzat hükümet medyasindan okudum.
    i̇ti̇raf edecek bi̇r şeyi̇ olmayan sadece bankada hesabi unutmak gi̇bi̇ kri̇terle ati̇lan memur hala vatan hai̇ni̇ i̇lan ediliyor mal varligina el konuyor. kamuda ve ozelde meslegini i̇cra edemiyor. serefi beş paralik oluyor. üsteli̇k i̇badet tabani̇ bi̇le deği̇l. ha bi̇rde feto mensubu di̇ye atildigi i̇çi̇n hapse girecek muhtemelen. sorum şuydu:si̇z ne dersiniz?

  5. Teklifiniz CHP nin “Siyaset etme” tarzına ters. CHP halka yakın siyaset yapmış olsa iktidara alternatif olurdu şimdiye kadar. AK Parti çok iyi iktidar olduğundan değil “alternatifi” olmadığından hala “hükümet” kurabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti “muktedir” hükümet kurabilmek için “sistem değişikliğine” gitmiyor mu? CHP durumu “rejim değişikliğine” yormuyor mu? İşte CHP siyasetinin bittiği yerdeyiz.

  6. „Haklarında yasal işlem yapılacaklar varsa, daha önce benzer işlemlere tâbi olanlardan biliyoruz, bunların da mal varlıkları dondurulacak, banka hesaplarıyla birlikte…
    Aklın kolayca almayacağı, eşi benzerine bizim ülkemizde de başka ülkelerde de rastlanmamış bir süreç yürütülüyor…“

    Sayın Koru, yukardaki cümlelerinizi okuyunca kendimi bir parça bu insanların, eşlerinin ve çocuklarının yerine koymaya çalışıyorum. Korkunç bir durum.
    Bu insanların suçlu olduklarını düşünsek bile, eşlerinin ve çocuklarının günahları nedir? Mallarına ve banka hesaplarına el konulunca eş ve çocuklar nasıl geçinecekler? Insanları bu kadar köşeye sıkıştırmanın anlamı nedir? Bu yapılanlar yarın AIHM’den geri dönerse kim ödeyecek devlete kesilen cezaları? Cevap veremediğimiz sorular.

  7. Sayin Fehmi Bey yillardir sizi takip eden bir okuyucunuzum. Bu surecte herseyimi kaybettim 15 Temmuz gecesi ve devaminda nobetimi tuttum. Vatanimi savundum. Ama aciga alma furyasi baslayinca dedim kendime Gecmis kayda bakarlarsa benide aciga alirlar dedim. 18.11.15 tarihinde istifa ettigim sendika.. Dedim devletim sorusturur mufettis gonderir okula sorar… Hic biri olmadi. 1 Eylul ve 672 nolu Khk yillarimi verdigim meslegimden etti beni. Sadece sendika uyeligi bir insani nasil vatan haini yapar, terorist yapar. Yikildim Fehmi Bey… Devletime küstüm. Evim kredi, 8 aylik bebegim, is vermiyorlar. Teror suphelisiymisim. Bu nasil bir surec. Pkk li ogretmenlerin hepsi iade ediliyor. Ya bu nasil adalet.. Nasil muslumanlik. Benim inandigim Allah, Benim inandigim din zulum etme diyor. Ama su anda yapilan zulum. Kul hakki.. ben inancimi sorgulamaya basladim. Hakkimi bu zulmu yapanlara , sebep olanlara ve sessiz olanlara helal etmiyorum. Neler yasadigimi bir ben bir Allah biliyor.Yarin ogretmenler gunu.Ve ben gizli gizli agliyorum.Allah ima sigindim. Ama sizlerde sessiz durmayin artik. Saygilarimla…

  8. Önerge geri çekildi, sorun çözüldü mü? Hayır!
    Neden anne baba tecavüze uğrayan kızlarını tecavüzcü ile evlendirmeyi kabul ediyorlar? Bence Sayın Etyen Mahçupayan’ın dünkü yazısından aldığım şu cümle büyük ölçüde bu sorunun cevabı.

    „Adam kadına tecavüz ediyor ve kadının ailesi utanç verici bu durumdan kurtulmanın yolu olarak kızlarını tecavüzcü ile evlendirmeye razı oluyor veya öyle karar veriyor.“

    Bu anlayış şekli değişti mi? Hayır! Toplumumuzda bugünde tecavüzcü değil, tecavüze uğrayan kadının ailesi utanç verici duruma düşüyor.

    Geçtiğimiz günlerdeki zorlu mücadele neticesinde, bir diş ağrısını dindirmek için doğru bir hap seçildi. Çürük diş ama hala yerinde duruyor.

    • Yukardaki yorumumda sayın Etyen Mahçupyan’ın ismini „yanlışlıkla Mahçupayan“ diye yazdığımı geç farkettim. Özür dilerim. Sayın Editör hatayı düzeltirse güzel olur. O zaman bu ilave silinebilir. Teşekkürler.

  9. Ülke için muhalefetin ne kadar önemli olduğunu günümüzde daha iyi anlıyoruz.Bir skeç izlemiştim orada karı koca bir konuyu tartışıyor.Aynı metin kullanılarak birinde sinirli şekilde diğerinde daha ılımlı şekilde konuşuyorlar.Tahmin edileceği gibi birincisinde ayrılık ikincisin de muhabbet dağuyor.
    Benim gördüğüm CHP susuyor susuyor nerede bu muhalefet diyorum. Sonra bir konuşuyor filin züccaciye dükkanına girmesi gibi her yer kırılıp dökülüyor. Haklıyken haksız olabiliyor. Yinede mağdurların sesi olması takdire değer. samimi iseler kendilerine teşekkür ediyorum.
    Fehmi bey kaçırdım sa özür dilerim. ilk defa ihraçlar için dolaysız, direkt görüş belirtmişsiniz Teşekkür eederim. Düşünün bir yılın altında sendika üyeliği olanlar ihraç olmamış. ama on üç ay üye olanlar Fetö cü olup Allah korusun ihraç olmak bir yana hain oluyor. Allah devletimize milletimize zeval vermesin büyüklerimize doğru yolu göstersin birlik bütünlük versin diliyorum… Çocuklarımız var hayallerimiz var…

  10. Cinsel istismar özellikle de çocuk istismarı konusu çok yönlü değerlendirilmesi gereken hassas bir olgu. Ben burada sadece özel bir durumu tartışmak istiyorum.
    Kanımca en önemli soru bir kişi kaç yaşında cinselliğini özgür olarak yaşamaya başlayabilir? Yanlış bilmiyorsam kanunlarımıza göre 15 yaşından büyükler kendi rızaları ile cinselliklerini yaşayabiliyor. Bu durum şuç teşkil etmiyor. Ancak 15 yaşından büyükler kendi rızaları ile evlenemiyorlar. Yani cinselliklerini kayıt dışı yaşamalarına kanun müsade ederken evlilik akdiyle bunu güvenceye almak isteyenler bir kaç yıl daha beklemek durumunda. Bu bir kaç yılı beklemek istemeyerek; kız ve erkeğin ve ailelerinin rızası dahilinde fiili bir evlilik yaparak çocuk sahibi olanlar da var. Bu kişiler ve aileleri kendilerince meşru bir iş yaptıkları halde kanunen suç olan bir fiili işliyorlar ve konu yargıya yansırsa ya erek ve ailesi yada kız ve ailesi yaptırımlara mağruz kalıyor. Bu arada fiili olarak kurulmuş olan aile ve doğan çocukları çok ciddi sarsıntılar geçiriyor.
    Bir yandan cinsel istismarı önlemek ve cinselliğin yaşanmasının kısıtlanması. Diğer yandan her ne kadar kanun önünde çocuk sayılsa da cinsel aktiviteye ulaşmış gençlerin cinselliklerini yaşama ve bunu güvence altına alma gereksinimi. Bu çetrefilli konu daha çok konuşulmayı hakediyor.

  11. İlim,irfan ve vicdanın hür olmasının isbatı “hakkı tutup kaldırmak”tır. 150 bin cezalı ve bunların milyonlara sari yakınlarının ızdırabını dillendirmeyenlerin vicdan, hukuk, insani meziyetlerden bahsetmesi inandırıcı olmuyor.

  12. asıl mağduriyet nedir. bu ihanet şebekesi insanlara dini argüman yoluyla musallat oldu. geçmişteki dini mağduriyetler üstünden sömürülen inançlar suiistimal edilerek devam etti. paralel devlet ve paralel din kolkola devam etti. dini bilmemenin bedeli çok ağır oldu.
    bazı şeyler gizli iken bazıları aleni inançlara zarar verdi . en basitinden bu dinler arası diyalog saçmalığı hiç saklanmadı . bir papaz ya da haham son peygamberi tanır mı. teknik olarak mümkün değil. son peygamber haktır derse bir öncekinde takılı kalınabilir mi. oysa biz kimini kimine üstün kıldık nedeniyle kendi peygamberimize büyük muhabbet duyar ve baştacı ederiz, …arasını ayırt etmeyiz nedeniyle de bütün peygamberlere inanırız. bizim peygamberimizi tanımayanlarla nasıl din diyoloğu gelişecek peki. tek Allah inancında da aramızda aşılamaz uçurumlar olduğuna göre eh bir yaratıcı var sonuçta asgari müşterekinde gelişecek diyaloglar papa ziyaretleri el öpmeler. la ilaha illallah yeter mesajları. bu saçmalık gelişirken dindar insanlar ne yapıyordu. peygamberin olmadığı yerde din olur mu diye sorgulayan olmadı.. bir dakika burada bir problem var diyen çıkmadı en azından önemli sayıda..malını parasını hizmetini kimse esirgemedi..benzeri yüzlerce örnek sayılabilir. bir grup ta hükümetle arasında problem çıkmaya başlayınca ayıldı ama büyük bir kesim ne dini zarardan ne de devlete verdiği zarardan rahatsız olmadı. ne dese destekledi ne yapsa destekledi . hala darbeden sonra bile açıkça karşısına almayan şüphesi olan bir kesimin yanında, olanların arkasında duran bir kesim dahi var. onbinler midir yüzbinler midir bilmiyorum.
    ben mağdur kim mağduriyet nerde başlıyor bilemiyorum. peygamberi yok sayanları desteklerlerken dinlerine sahip çıkmazlarken masumlar mıydı ,devlete sızmayı desteklerken israil lehine konuşmaları dinlerken ve itiraz etmezken masumlar mıydı çocuklarını bunlara emanet ederken parayla güçle hizmetle desteklerlerken masumlar mıydı . elinde silah olmayan masum mudur…
    azıcık dini bilgisi olan insan şunu bilir; başımıza gelenler ellerimizle kazandıklarımız yüzündendir…
    herşeye rağmen hiç bir olayla ilgisi olmayan şiddete karışmamış maddi manevi destek olmamış masumların canı gönülden mağduriyetlerinin giderilmesini ve en güzel şekilde telafi edilmesini dilerim.

    • Didem hanim.size bir önerim olacak,lütfen ortaya yeni çıkan darbe gecesi C Başkanın Marmarisden İstanbula gelmeden hemen Önce çekilmiş vidiyosu ile darbeyi bastırmak için milleti sokağa çağırdığı vidiyosuna bir bakarmısınız. Birinde beyaz gömlek benekli kiravat ve saçi biraz daha uzun diğerinde sokağa çağırdığında mavi gomlek ve koyu renkli düz bir kiravat takmiş.Peki bu sizce ne anlama geliyor milleti artik bahanelere inanmiyor gerçek delil istiyor.Hiç kimse F Gülene ülkeyi yönetmek için oy vermedi.Gülende hiç bir siyasetçinin ayağina gidip ben sizi desdeklerim demedi. Biraz düşünürsek kim bu ülkeyi bu hallere getirdiğini daha iyi anlariz.H oşca kalın.

  13. kamudan ihraç edilen 35 bin + 15 bin demişsiniz Sn. Koru. sadece kamudan ihraçlar, bakanların resmi açıklamalarına bakıldığında 120 bini geçti. insanlar sadece khk’lar ile ihrac edilmiyor. kurumlar kendisi de ihraç ediyor. lisansı iptal edilen özel eğitim öğretmenler ile birlikte 150 bini aşıyor. bilginize.

  14. Her ihraç haberi duyduğumda. .yine nefesim kesiliyor. .Bu tabir birilerine saçma gelebilir. .Ancak yaşayanin anlayabilecegi bir durum… Bu kadar insanın işinden gücünden edilmesi. edilmeye devam etmesi. .açıklaması yok.. kimse sesini çıkarmıyor. İktidar da hızla devam ediyor ..Bütün bu ihraç ların ekonomik olduğunu düşünüyorum. Bize verilen gerekçe başka olsada… ülkenin ekonomi si sıkıntı ..çok mu uçuk bir düşünce. ..

  15. Fehmi bey tespitleriniz çok önemli ve doğru. Ancak sizin bizim herkesin gördüğü gerçekleri iktidar milletvekilleri neden göremiyor yada neden harekete geçemiyorlar. İlla bi yerden uyar işaret bi ikaz gelmesi mi lazım? Bakın etrafındakilerle birlikte KHK mağdurlarının sayısı onbinleri çoktan aştı. Bu konuda sadece muhalefetin değil iktidarın ve iktidara söz dinletebilecek sizin gibi isimlerin daha ciddi ve somut adımlar atması gerekir. En basitinden kış geldi insanlar işsiz parasız ellerindeki üç kuruşa ya el kondu yada mahkeme kapilarinda benim gibi harcadi. Bu devran böyle gitmemeli malumun ahı bir yerleri titretmeden yöneticilerin titreyip kendine gelmesi lazım. Bu konuda daha yapıcı adımlar bekliyoruz Allah rızası için.

    • Yöneticiler, titrememi? Onlar titretmekle meşguller hemde sadece Türkiyeyi değil dünyayi titretmek için o insanlar’ın parasina ve malina el koyduklari gibi hapisede attilarki sesleri çıkmasın. O el koyduklari paralari nemi yapiyorlar? Türkiyenin parasi az geldiği için onlaride ekleyip yurt dışınadaki Türkleri birbirine kirdirmak ve “F….İslam” fotoğraflarının artmasi için lobilere gizlice “yardim” ediyorlar. Dişardakı gazeteciler buna”rüşvet” diyiyor.Bizdekilerde kahramanlık çığlıkları atarak” bizim adamimiz kazandi” diyordular amma! Gerisini aşağı yukarı herkes biliyor. Allahın adaleti çok yakında vuku edecektır İnşAllah. Allah suçsuz günahsız insanlara zülmedenleri gerisini siz okurken ekleyin…….. Amin.

  16. 17 yaşına gelen bir kızla evlenen ve çocuğu olan baba hapishaneye giriyor. Şeriata göre meşru olan bu evlilik tecavüz sayılıyor. Neden 17 değil de 18 neden 19 değil de 18. Fehmi Korunun yanlıştan dönüldü demesini anlamıyorum. Birinin bunu bana anlatmasını bekliyorum.

    Milletvekilleri parti merkezinden atanırlar. Sermayenin istediği kimler Milletvekili olsun diye. Oysa gerçek demokrasi de miletvekilleri halk seçer. Merkeze gelirler ve onlar orda partinin siyasetine yön verirlerse sermayenin etkisi olmaz. Ülkemizde böyle bir partiyi kuramadık.

    Mevcut partiler merkezden atama sistemini terk edip halkın istediği kimseleri milletvekilleri yapacaklar yahut yerlerine yeni partilere terk edecekler.

    Af kanunu değil kökünden kanun değişmelidir.

    • Süleyman Karagülle hocanın yazısının ilk ve son paragrafı konunun bam teline dokunuyor.

      Sorunun nasıl çözüleceğinin yolunu gösteriyor.

      Kuru gürültüye pabuç bırakmak şöyle dursun daha ileri adım atılmasını gerekli görüyor.

      Konunun günlük siyasete alet edilecek bir mesele olmadığına, insanın fıtratı ile alakalı olduğuna işaret ediyor.

      Medeni Kanun, yaratılış kanununa ters düşerse, insanların sorunlarına çare olmadığı gibi, yeni yeni sorunların çıkmasına sebep olur.

    • Suleyman hocam
      Allah uzun omurler versin
      Keske birileri okudugunu anlayabilse
      Burasi bir sosyal aile sitesi ben fehmi beyi hala ailemden sayiyorum ama sadece ve sadece ” farkli olmak icin” sucluyu savunmayalim.

  17. Bekir bey şimdi ne düşünüyordur. “Hayır bu yasa çıkmalı” demeye devam ediyor mu yoksa Erdoğan, “konuyu düşünün” dediği için kendisi de düşünüp, “bu iş yanlış. yasaya ben karşıyım” mı diyor.

    Ayrıca da bugün gazetelerde bir haber var. Bir akp milletvekilinin kardeşinin 2 kız çocuğuna tecavüzden yargılandığı ve bu yasanın da onun için çıkarılmak istendiğini iddia eden bir haber. Bekir bey o haberi okumuş mudur? Okuduysa, vicdanı rahat mı? yoksa “beni kandırıp kullanmışlar” diye mi düşünüyor?

    Şunu da belirteyim, benim derdim bekir bey değil. Bu olay, kendi aklı, kendi doğruları, kendi bilgileri haricinde, bir başkasının aklı, bir başkasının doğruları, bir başkasının vicdanı ile hareketin nasıl yanlış olduğunu gösteriyor. ve türkiye böylesi insanlarla kaynıyor. Adam kendisini illaki birşeyci ilan etmek zorunda. o şekilde kişilik bulabiliyor. ya apocu, ya fetöcü, ya menzilci, ya mhpli, ya solcu vb. kendisini bir gruba dahil etmeden kendi doğruları, değer yargıları, düşüncesi, karakteri ile var olamıyor. Onun için de bu ülkede apocular biryığın insanı öldürüp, kendini patlattığında da “şehit” ilan edilebiliyor. ya da gülenciler, insanları iftiralarla hapse atarken utanmıyorlar. zaten bu nedenle atatürk, demokrasinin olması için birey olan insanlardan oluşan toplumun önemini, “cumhuriyet, ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler ister” diyerek anlatıyor. ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler olmazsa ancak diktatörlükler olur, ancak zulüm olur, ancak katliamlar olur, ancak ahlaksızlık olur. böyle bir toplumda müslümanlık da dahil hiçbir değer olmaz.

    • Yorumunuz o kadar doğru ki.. herkes bir şey ci.. kimse durduğu yerden kipirdamiyor. O yuzden herkes her istediği oyumu oynuyor bu memlekette. .ne zaman ki takım tutar gibi parti tutmayı bırakıriz. .belki o zaman ümit var olunur bu ülkede. .bir bakın bütün partililere ölümüne savunma hali… kendi vekillerinin bile karşı durduğu bir metni. .o metni hiç görmeyen partililer canla başla savunabiliyor. ..halimiz ortada akıl fikir bizim değil başkalarinin. ..

    • kavram karmaşanız var görünüyor. yanlışlar üzerinden kavramlar okunmazlar. yanlış yanlış üzerinden okunur. yandaşlığa aidiyet duygusuna yüklediğiniz kavramlar sizin okumanızdır. bazen tanımlarımıza en önce kendimiz ihanet ederiz. fikir özgürlüğü der kimsenin fikrine saygı göstermeyiz vicdan hürriyetinden bahseder kendmiz gibi düşünmeyenlerle bir arada yaşamak istemediğimizi haykırırız. kavramlar karışınca düşüncelerde karışır, doğru ve yanlış ta karışır.

      • Didem hanım merhaba. Öncelikle nerden bakınca kavram kargaşam var görünüyor?
        İnsanlar, toplum içerisinde kendilerini bir gruba dahil ederek tanımlama ihtiyacı duyuyorlarsa bu o kişinin gelişiminin eksikliğidir. Bu düşüncem mi sizin baktığınız yerden yanlış duruyor?
        İnsanların kendilerini bir guruba dahil olarak tanımlama ihtiyacı aidiyet duygusu ile ya da yandaşlık ile açıklanamaz. bu durum aidiyet duygusunu da yandaşlığı da içerir. Ancak, bu gelişmemişliği sadece yandaşlık veya aidiyet duygusu olarak açıklarsanız durumu kavramamışınız demektir. Benim kullandığım kavramlara baktığınız yeri değiştirirseniz eminim karmaşık görünmeyecektir. Diğer yazdıklarınızın ise cevap verilecek bir yönü yok.
        Belki daha önce çeşitli yorumlarımı okudunuz belki de okumadınız. Ancak belki birey olmak diye bir kavramı duymuşunuzdur, belki de duymadınız bilemiyorum. Ancak yaklaşık 100 sene önce, atatürk bu durumun önemini (demokrasi açısından), şu cümlesi ile açıklıyor, “Cumhuriyet, ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler ister”. İsterseniz kendi kavramlarınız ile yani “aidiyet duygusu” ve “yandaşlık” kavramlarınız ile birey olmayı (aslında olabilmeyi demek lazım) ya da atatürkün deyişi ile “ilmi hür, irfani hür, vicdanı hür bireyler…” ifadesini açıklamaya çalışın. O zaman “aidiyet” ve “yandaşlık” kavramlarının (özellikle de aidiyet kavramının) bu kavramları açıklamak ya da eleştirmek için kullanılamayacağını kavrarsınız.

        Size başka bir bilgi daha vereyim. yaklaşık bundan 20 sene önce, türkiyede sivil toplum örgütleri hakkında araştırma yapanlar, türkiyede, gerçek anlamda, batılı anlamda, sivil toplum örgütü olmadığını rapor ediyorlar. Bu konulara vakıf mısınız bilemiyorum. tahmin ediyorum iyi kötü bir bilginiz vardır. Bilginiz var mıdır derken, küçümsemek için sormuyor. Sadece düşüncemi açıklamaya nerden başmamam gerektiğini kestirmeye çalıştığım için soruyorum. Sendikalar, dernekler, vakıflar vb. sivil toplum örgütü olarak adlandırılırlar ve demokrasi açısından bu sivil toplum örgütleri çok önemlidir. Ancak ülkemizde, insanlar birey olamadığı için, birey olamamış kişilerin oluşturduğu örgütlenmeler de sivil olamıyor.

        • Didem hanım, aslında yorumunuz ile çok önemli bir konunun tartışılmasına da sebep olabilirsiniz. O da birey olmak.
          Birey olmak kavramı türkiyede 1980’li yıllarda tartışılmaya başlandı. (Burda atatürkü ayırmak lazım. çünkü atatürk bu kavramı “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür…” ifadeleri ile bizden 100 sene önce bildiğini gösterdi.). Ancak bu kavram, tartışıldığı dönemde, tartışmaya katılan insanlar tarafından dahi tam olarak kavranılamadı. Bugünde bunun kavranıldığına dair bir emare yok. Oysa birey olmak, demokrasinin, çağdaş ilişkilerin, bilimselliğin temelidir. Birey olmak demek; kişinin kendi kişiliği, kendi vicdanı, kendi değerleri, kendi bilgileri ve kendi beyni ile karar vermesi, hareket etmesi, davranış geliştirmesidir.
          Konuyu hem sizin, hem de tartışmaya katılmak isteyen kişilerin anlaması için şu şekilde anlatayım. Ben fenerbahçe taraftarıyım. Yani aidiyetim var. Ancak, fenerbahçe ile birbaşka takım arasındaki maçta, hakemin fenerbahçe lehine verdiği yanlış bir kararı, fenerbahçe aidiyetim olmasına rağmen “yanlış” olarak nitelerim. Fenerbahçe benim tuttuğum takımdır. Ancak karar verirken, konuşurken, davranış geliştirirken kendi ilmim, irfanım, vicdanım ile karar veririm. Yani birey olmak aidiyetin olup olmaması ile alakalı bir durum değil. Kuşkusuz sen, akp üyesi olabilirsin, akp örgütlenmesi içinde yer alabilirsin, akp’ye de oy verebilirsin. Ancak karar verirken, konuşurken, başka insanlarla ilişkiye geçerken, akp yönetiminin veya akpli çoğunluğun davranışına göre davranış geliştirirsen bu da aidiyet değil, sürünün parçası olmaktır, gelişmemişliktir. Kendi kişiliği, kendi değer yargıları, kendi doğruları, kendi vicdanı, kendi düşüncesi olmama durumudur. Ve böyle birisinin dini de, ahlakı da, vicdanı da olmaz. Onun için, sadece demokrasi için değil, aynı zamanda iyi ve doğru değer yargıları için, iyi bir insan olabilmek için, ve iyi bir dindar olabilmek için de birey olmak gerekir.
          Eğer birey olamazsan, bir gün gurubun davranışı doğrultusunda “doğru” dediğine, diğer gün “yanlış” dersin. Bu durumu da, taktir edersin ki, hiçkimse, “ahlaki bir davranış”, “müslümanlığa yakışır bir davranış” diye niteleyemez.
          Zannediyorum “-cu, -ci” olmakla, bir parti üyesi ya da bir dernek üyesi olmak arasındaki farkı yeterince açık anlatmışımdır.

          • merhabalar,
            takip ettiğim köşelerin hem köşe yazısını hem yorumları okuyorum. zira en az köşe yazısı kadar değerli yorumlar var . aynı fikri paylaşmasak bile yorumun içeriği çok zengin olabiliyor. dolayısıyla sizin yorumlarınızı da okuyorum. siz bir kavrama hatta şahıslara kendi okumanızı yüklüyor onun üzerinden de eleştiriyorsunuz. oysa ki bir kaç yorumu dışında ne o kişiyi tanıyorsunuz ne de toplumun o kavramlara aynı anlamı yüklemeyebileceğini düşünüyorsunuz.
            yandaşlık aidiyet birey gibi kavramlar salt kavramlardır. birey olmak yandaşlığa aidiyet duygusuna engel olmaz. ancak siz yandaşlığı belli bir partinin üzerinden okuma yapınca o partinin yandaşlığını bir genelleme üzerinden sürü olarak tanımlama yoluna gidiyorsunuz. herkesi aynı kefeye koymak gibi yaklaşımınız var. hatta yanlış hatırlamıyorsam ki isminiz o yorumdan aklımda kaldı kendi okumanızı yaptığınız o grupla birlikte yaşamak istemeyecek kadar da tepki ortaya koyuyorsunuz. neyse ki sağ duyusu yüksek bir halkız. kendimiz gibi düşünmeyenlerle yaşamak istemeyen farklı seslere tahammülü olmayan geniş bir kitle yok. bütün kışkırtmalara rağmen… yakın çevremizde birlikte yaşamak istemeyenlerin olduğu ülkeler var bize de ibret oluyor. bu birlikte yaşamamak isteği demokrasiye kişi hak ve özgürlüklerine rahatsız edici bile olsa fikir özgürlüklerine karşı nerede konumlandırılabilir bilemiyorum.
            diğer yorumlarıma cevap vermeye gerek yok demişsiniz. zaten böyle bir beklenti de yok. siz fikirlerinizi yazıyorsunuz ben yazıyorum. fikirler kişiler tavırlar duruşlar eleştirilebilir elbet ama saygı duymak lazım. ben benim gibi düşünmeyenlerle bir bütün olduğumuzu düşünüyorum. burada hepimize yer var.

  18. Çağrılınca koşa koşa oy kullanmaya giden milletvekilleri….
    Ne acı bir tabir.
    Ne yazık ki gerçek bu!
    Milletvekilliği bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak evet ya da hayıra bağlı olanlar millete değil o kişinin ağzına bakar. O kişiyi memnun edecek şekilde hareket eder.
    Halbuki milletvekillerini gerçekten halk seçmiş olsa halkın ağzına bakarlardı. Halk ne der diye düşünürlerdi.
    Bizim demokrasimiz maalesef gerçek bir demokrasi değil.
    Bizim yönetim şeklimize olsa olsa liderokrasi denir.

  19. Nereden başlasam? Söylenecek okadar çok şey var ki toparlayıp,,sıraya koymak müşkül.
    “Yanlış hesap Bağdattan döner”sözünün gerçekleşme şansı çok az.Çünkü,bir defa,yanlış-doğru ayırımı zorlaştı,bazande yer değiştiriyor.Vakayi adiyeden olmağa başlayan,gece vakti çuval içindeMeclisten kanun kaçırma anti demokratik,anti etik ayıbı bu defa çuvalladı.Ölü doğdurulmağa kalkışılan bir madde,çok önemli maddelerin tescilini sağladı:1-Parlemantoya rağmen bu kadar baskın olan,”BAŞKAN”lığın,parlemanter rejim yerine ikame projesinin vehameti kral gibi çıplak olarak ortaya çıktı.2-gerçekçi,akılcı,hukuka uygun ve vicdani ortak duruşun ne kadar önemli ve gerekli olduğu ülkemizde istisnai olarak gösterildiı.
    “Kök kazıma”andının icabı sayılarak,gerçeklerin rağmına ve nepahasına olursa olsun gözü karalığı ile hız kesmeden süren ve sonu düşünülmeden şehvetle yürütülen “cadı avı” nereden-nereye koşuyor diye bir an bile
    düşünülmüyor.hasma “dovunun kökünü yesin”diye kullanılan bir yerel değimimiz vardı.Önce mahpushane mahkumu olan aile reisi,daha sonra çoluk çocuğuyla birlikte açlığa mahkum ediliyor ve”Ağaç kökü yesinler”deme acımasızlığı,vicdansızlığıyla insanlık dışına savruluyor.Be hey insanlık düşmanı,Ağaç kökü, ağır kış şartlarında aç kalan hayvanlara yedirilir.Bu “cadı avı” ve eşlik eden şeytanı söz ve tavırlar milleti ülkeyi bölmek için kasten yapılıyor diyemeğeceğimize göre acaba nedendir?
    Mütecavizleri kurtarma projesini çöpe atan kadınlarımızı kutlarken,benzer iradeyi,kelepçeli,kelepçesiz derdest edilip genç -ihtiyar demeden hoyratça götürülen tesettürlü “Savaşcı Anadolu Amazon darbeci kadınlar”(!) için
    ve aylardır zulmen hürriyetsiz, cezaevi mahkumu olan kadın yazar ve düşünürle riçin de gösterilmelidir.

  20. Mevcut bilgileri sentezleyip sezgilerimle birleştirince bende oluşan kanaat şu:

    Şu sıralar Ak Parti ile MHP ortak bir anayasa çalışması içerisindeler. MHP bu erken evlilik yasasına (bana göre tecavüz yasası değil, erken evlenen vatandaşlarımızla ilgili bir yasa bu) itiraz ediyor, Ak Parti de MHP’yi küstürmemek, karşısına almamak için önergeyi geri çekti. Bunu bir bilgiye dayanarak söylemiyorum, çünkü herkesin bildiğinden başka bir bilgiye ulaşabilecek durumda değilim, sade bir vatandaşım. Bu sadece kişisel kanaatimdir.

    Öte yandan Fehmi Bey, bu önergeyi veren milletvekillerinin bir daha seçilemeyeceğini söyledi. Bu milletvekillerinin ismini de bilmememe rağmen aynı kanaatte değilim. Çünkü teklif bir kaç milletvekilinin işi değil. Başbakan da “teklifimizi verdik” ifadesini kullanarak teklife sahip çıktı.

    Bence teklif geri çekilmemeliydi. MHP de ikna edilerek, düzeltilecek yerleri varsa düzeltilip yasalaştırılmalı, 3800 vatandaşımızın mağduriyeti giderilmeliydi. Zira önce de söyledim,köşe yazarlarının toplumsal karşılığı yoktur.Muhalif olanların bir çoğunun tek hedefi iktidarı yıpratmaktır.Onlar için bir yanlışı düzeltmek falan hak getire. İktidarda CHP olsa hararetle destekleyecekleri bir şeyi, karşı oldukları iktidar yaptığında şiddetle eleştirebilirler.

    İktidar tarafında yer alan yazarlardan da irirazlar yükseldi. Bunun sebebi de gürültü çıkaranları fazla ciddiye almaları.

    Dün, “Milletin yarısı ile birlikte ben de Ak Parti yandaşıyım” demiştim. İşte benim “yandaşlık” böyle bir “yandaşlık”. Ak Partinin attığı bir adımı eleştirebiliyorum.

    Şöyle bir soru akla gelebilir: Bu arkadaşın (bekir’in) bu 3800 kişi arasında acaba bir tanıdığı mı var?

    Bu sorunun peşinen önünü kesmek veya peşin bir cevap olmak üzere şunu söylüyorum: Allah’ım, Kitab’ım, imanım, namusum, şerefim üzerine yemin ediyorum ki, bu 3800 kişinin bir tekini bile uzaktan yakından tanımıyorum.

    Üstelik çok erken yaşta evlenmeyi doğru bulan biri de değilim. Ama burada olmuş bitmiş,çoluğa çocuğa karışılmış bir durum var.

  21. anlamadığım konu Avrupa evlilik yaşının on sekiz olduğunu söyleyince sanki tanrının emri gibi her kes bunun üzerinden fikir yürütüyor fikirlerini on sekiz üzerine bina ediyorlar. Milyonlarca on dört ve on beş , on altı, on yedi yaşındaki erkek ve kadınların aklı olgunlaşmış cinsiyetini tamamlamış maişeti yerinde olan bu gençlerin nikahlı yaşamasını yasak nikahsız yaşamaya mecbur etmek. Aklımca bir tek şekilde bu işin içinden çıktım Avrupa ve İsrailin denetiminde yapılan eğitimle akılları gelişmemiş olan beslenme ile cinselliği olgunlaşamıyan ve bu uygulanan modelle insanların maişetinin kolay olmayacağı ihtimalinden dolayı diretildiğidir.

  22. Bir kişi bile gerçek mağdur varsa onun sorununa da kulak vermeli. Bütün tepkiler istemezük şeklinde bir tek karşı öneri yok. Asıl AKP yi çevresinden yalıtan bu. Fehmi Koru bile “3 bin mağdur varmış ne var yani FETÖ cü yüzbin kişi içerde” mealindeki yazısını yazabilmedimi?

  23. Kamudan atılan kişilere sahip çıkmanızı kutlarım. Yalnız sesiniz çok cılız kalıyor. Sizden beklenen daha gür sesinizin çıkması. İnsanların korktuğu, en ufak bir itirazının bile olmadığı bu günlerde yapılan sahip çıkmalar unutulmaz ve zor günlerinizde sahip çıkılır. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

    NOT: Fethullahçı değilim, zalimlere ve zalimliğe karşıyım. “Zulme karşı susan dilsiz şeytandır” düsturuna gönülden inanıyorum.
    Selamlar sizinle olsun.

  24. Önceki gün yazdığınız yazıya yorum yapmıştım. Yaptığım yorum bugün yazdıklarınızla münasip olduğu için tekrar paylaşmakta fayda görüyorum.
    Fehmi Beyin yazısında http://fehmikoru.com/1-tasarinin-altindaki-imza-sahiplerine-yazik-oldu-2-parayla-fikri-degisen-yeni-tip-politikaci/#comments
    şu kısmı dikkate almakta fayda var;
    “Tasarı Meclis’te bugün görüşülse bile, artık o aynı tasarı olmayacak; AK Parti’nin itirazlarını sessiz fakat etkili yapmaya kendilerini alıştırmış KADIN MİLLETVEKİLLERİ, yeni biçimiyle bile, maddenin yasalaşmasına muhtemelen izin vermeyecek…”
    Oylamanın Salı gününe (geçtiğimiz güne) kalmasının bir sebebi de Ak Parti’nin kadın vekillerinin oylamaya katılmamış olmasıydı. Demek istediğim bir parti salt “Her yasayı geçirelim” diyen değil, kendi içinde sert muhalefet edebilen bir partiyse vatandaşlardan ilgi görür ve Demokrasimizin olmazsa olmazlarından biri de budur. Bu platformda bulunmamızın bir sebebi de sivil toplum olarak sesimizi daha kolay duyurabilmemiz. Söz konusu yasanın sosyal platformlarda tartışılmasının ve bir nebze olsun vatandaşa kadar inmesinin araçlarından biri medya oldu. Bu kayda değer ve önemli bir gelişmedir. Komisyona geri çekilen yasa keşke Cumhurbaşkanının yasa ile ilgili açıklamasına gerek duyulmadan geri çekilseydi. Türk toplumu demokrasiyi tanzimattan bu yana (150 yıldır neredeyse) tecrübe eden, oy veren, verdiği oyun karşılığını alan veya alamazsa tercihlerini değiştiren bir toplumdur. Bana kalırsa bu azımsanamayacak kadar değerlidir. Günümüzde siyasiler bunu ne kadar özümser ve politikalarını ona göre belirlerse, Türk Toplumu da onlara ülke yararına hizmet etme görevini kendilerine verir. Uzun yıllar boyunca edindiğimiz bu kıymetleri korumak ve geliştirmek her vatandaşın görevi olmalıdır. Herkese hayırlı günler.

  25. Fehmi bey, iktidar partisi millet vekilleri kanunla değil emirle hareket ediyorlar.(Gerçi muhalefede ayni) Bundada emir büyük yedrden gelmese’idi o yasaya AKP kadın millet vekilleride kabul oyu verirlerdi. Meslekden ihrac edilip mallarını yağmaladiklari insanları vatan haini ilan eden iktidar partisinin millet vekilleride çok iyi biliyorki bu bir iftira ve yalan fakat koltuklarını kayıp etmekten korktuklari için vicdanlarının çiğılıklarınada kulaklarını kapatılmışlar. O kadar gözleri dönmüş ki ağizlarından çıkanı laflarıni kulakları duymiyor iftira ve yalanlarının kılıfları zaten hazır.Bir kişide çikip sormuyor bu feto dedığiniz kaç kişiki bunların sayisini bu kadar abartiyorlarsunuz, ve bunuda muhalef partileri ile birlikte millete yuturiyorsunuz. Dişardada feto ile uğraşacam diye miliyon dolarlar harcaniyor.Gerçi o paralar mallarına el koydulanların paralarda genede Türkiyeden çikiyor.MHP ne diyiyor “bizim devletimiz ve milletimizin çikarlari önde gelir”Peki bu zülme uğriyanlar sizin milletiniz değilmi?O çocuklarin bebeklerin suçu ne?
    Allah bu zalimlere bunlari tanimamiz için bu firsat verdi.Rabim merhamet edenlere merhamet,zülüm edenlerede zülm eder.Sabredelim, bu millete iftira atip tuzak kuranların o tuzaklari onlara çevirmiyeceğini’mi zanediyorlar?

    • Duyarlı vicdanların, aklı selimin ortak noktada buluşması, hukuk, adalet, demokrasi ve insani meziyetler adına sevindirici buluyor, teşekkürle karşılıyorum. Yığınlı cevapsız bırakılan soru, ifadeye öncelikle çağrılması gereken sorumlu mevkideki kişinin es geçilmesi, siyasi ayağının kullanımdan kaldırılarak olayın topal kalması.. ve daha nice
      karanlıklar varken, hiç bir şey yokmuş gibi ,dünya yuvarlak değil de “dümdüz”müş gibi burnunun doğrultusunda gitme inat ve israrının faturası çok ağır olmağa başladı bile..

    • Uyarıyoruz: Türkcell’in Rus sermayesinin eline geçmesi hafta meselesi.. Son gün 28…
      22 Kasım 2016
      Yukardaki haber Ocakmedyadan kopilenmistir

hd için bir cevap yazın İptal