Erdoğancı yazarlar ne kadar Erdoğancı?

5
Erdoğan Astana zirvesi sonrası uçakta gezisini izleyen gazetecilerle..

Biraz övünmeme müsaade edin.

Artık bir ‘gazete yazarı’ değilim; okunmak için bayağı bir zahmet gösterilmesi gereken kendi adımı taşıyan bu internet sitesinde her gün görüş açıklıyorum.

Memnun değil miyim? Hem de ziyadesiyle memnunum bu durumdan; hatta soranlara “Meslek hayatımın en özel ve güzel günlerini yaşıyorum” mukabelesinde bulunuyorum.

Yazıyorum, yazdıklarım başkaları tarafından da okunmaya değer bulunduğu için görüşlerim yayıldıkça yayılıyor.

Yeni tartışma konusu benden

Şimdilerde ‘amiral gemisi’ yakıştırması kullanılmayan Hürriyet’te Ertuğrul Özkök’ün “Türkiye’nin en Erdoğancı yazarları kim ve ben” başlığı altında bugün yazdıklarını okuyunca bayağı keyiflendim.

Hayır, yazıda adımı anmamış, ama başlığa çektiği konu benim bir yazımdaki değinmemle ilgili.

Türkiye gazetesinden Fatih Selek’e teşekkür borçluyum.

O dünkü yazısında konuya şöyle girmişti:

Fehmi Koru geçen hafta internet sitesinde ‘Tayyip Erdoğan olmasa yazılacak ve konuşulacak konumuz olmayacak. ‘Erdoğan ismi geçen yazılar bugün gazeteye konulmayacak’ diye bir talimat çıkarılsın, gazetelerin yarından fazlası o gün boş çıkmak zorunda kalabilir’ diye yazdı.

Sonra devam etti: ‘Avrupa ülkeleri gündeminde bile birinci madde Tayyip Erdoğan ekseninde Türkiye. Tek kişi etrafında dönen gündemin ülkemiz için iyi olmadığına eminim.’

Sahi… Köşe yazarları hep mi Erdoğan’ı yazıyor?

Gazeteler hep Erdoğan’ın açıklamalarını mı manşetine taşıyor?”

Fatih Selek üşenmemiş 10 gün öncesinden başlayarak 40 gün geriye doğru gazeteleri taramış ve her gazeteden birkaç yazarın işledikleri konulara bakarak şu sonucu çıkarmış:

En çok Erdoğan’dan bahseden yazarlar Hürriyetçiler. Murat Yetkin ve Abdülkadir Selvi açık ara önde… Fehmi Koru’nun dediğini yaparsak Yetkin’in 26 günün 23’ünde köşesinin boş çıkması gerekecek.

* Hürriyetçileri takip eden yazar Star’dan Ahmet Kekeç

Mehmet Barlas, Fatih Altaylı, Nagehan Alçı, Fuat Uğur, Kurtuluş Tayiz, Ahmet Taşgetiren iki yazısından birinde mutlaka Erdoğan’dan bahsetmiş. En az atıfta bulunan ise Yeni Şafak’tan İsmail Kılıçarslan.

* Erdoğan’ın açıklamalarının ülke gündemine yön verdiği açık… Fakat ‘Basının bütün işi gücü Erdoğan’ı yazmak. Erdoğan’ın adı geçen yazıları çıkarsan gazeteler bir şey yazmaz’ demek de doğru değil. 

Tablo ortada…”

Vallahi ben aynı kanaatte değilim, ortadaki tabloya bakınca farklı bir manzara görüyorum.

Doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili yazılar yanında, adının hiç geçmediği yazılarda bile onun ortaya attığı konuların ele alındığı kanaatim devam ediyor.

Yazarların neredeyse tek konusu halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Almanya’da yaşayan bir dostum, “Buradaki medyanın da en büyük malzemesi Erdoğan” tespitini paylaştı. Almanlar yatıp kalkıp Tayyip Erdoğan’la ilgili haber ve yorumları dinliyor ve okuyorlarmış…

Eskiden Basın-Yayın Enformasyon ülkemizi ilgilendiren haberleri yabancı basından tarar, belli konularda çıkan yazılardan dosyalar hazırlardı; şimdi de benzer bir çalışmayı Cumhurbaşkanı etrafında çıkan yazılar için yapsa, benzer bir durumun neredeyse bütün Batı medyası için söz konusu olduğunu görebiliriz.

Ertuğrul Özkök Erdoğancı mı?

Önce şunu düzelteyim: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili yazı yazmak birini ‘Erdoğancı’ yapmaz. Bu sebeple, konuya “En Erdoğancı kim?” diye yaklaşmak doğru değil.

Ertuğrul Özkök ‘Erdoğan’ı konu alan yazarlar’ sıralamasında sadece 33’te 14 tutturarak altıncı olmasını biraz da şaşkınlıkla karşılamış; yazısında bunu belli ediyor. “Olsun” diyor, “En azından A330’a binenlerin çoğunu sollamışım.”

A330 Cumhurbaşkanlığına tahsisli devlet uçağı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurtdışı gezilerini izlemek üzere uçağa davet edilen gazeteciler ‘şanslı’ kabul ediliyorlar.

Ne yalan söyleyeyim, ben de o uçağa binenlerin yazdıklarını biraz daha farklı değerlendiriyorum.

Gazeteci milleti bu, kendileriyle paylaşılan bilgilerin hepsini geziyle ilgili haberlerinde kullanmaz, ancak fazlaca da saklayamaz. O açıdan, geziden sonraki birkaç günüm, A330 müdavimi gazetecilerin yazılarının satır aralarına serpiştirdikleri özel bilgileri araştırmayla geçiyor.

Kanaatlerimin oluşmasına yardımcı olan ayrıntıları öyle elde ediyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tartışma gündeminin merkezinde yer alması ilk bakışta olumlu bir durum gibi görünebilir; ama ben aynı görüşte değilim. Küçük harfle başlayan ‘siyaset’ açısından yararlı olsa da, ‘Siyaset’ açısından sorunlar biraz da bu yüzden çıkıyor.

ABD’ye başkan seçilen Donald Trump kendisinden önceki başkanlardan fazla konuşuyor ve daha da önemlisi hemen her konuda ne düşündüğünü ve belli konulara tepkilerini anlık dışa vurduğu ‘Twitter’ alışkanlığı da var.

“Tek sorunu bu” diyemem, ama siyaseten zor duruma düşmesinde bu durumun da olumsuz etkisi olduğuna eminim.

Neyse, tehlikeli sulara girmeden diyeceğimi özetleyeyim:

Bugünün dünyasında ‘büyük gazete’ ve ‘büyük gazeteci’ diye bir konum yok; onun yerine farklı statüler var.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. İlim adamı istediği konuda veri toplar, diğer ilim adamları ile tartışır, içtihatları yapar ve yazarlara anlatır. Yazarlar da onları halkın anlayacağı dile çevirir, yayına koyarlar. Böylece ilim adamlarının ürettikleri ilim ve ilmin verileri ile sorunların çözümleri halka ulaşır. İşadamları ve siyasetçiler ilim adamlarının projelerinden istediklerini seçerler. Din adamları yoluyla halka iletirler. Din adamları halkı siyasete, mesleğe hazırlarlar ve halk istediği yerlerde çalışır ve istediği partide siyaset yapar.
    Bugün bunların hiç birisi yoktur. Partiler birbirlerini kötüleme ile geçinirler. Basın da Sermaye’nin emrinde, onun talimatlarına göre saldırır. Kendilerini doğru yolda gören yazarlar da Sermaye’nin belirlediği konuları işlerler. Böylece asıl konular havada kalır. Ocakmedya internet gazetesinden ümitli idim. Ayağı batağın içindedir. Sermaye’nin konularını Sermaye’nin istediği gibi işlemektedir.

  2. Evet,”su hayat verdiği gibi,insanı boğabilir de”diyen Mevlana”nın hikmetli sözünü tuttuğunuz anlaşılıyor,onun için “tehlikeli sulardan uzak” duruyorsunuz.Buraya kadar ey
    vallah..
    Derinliklerden korkarak,sığ sularda dolaşmakla yetinmek olmuyor.
    Boğuntuya gelmeyecek kadar tecrübe sahibi olmanız hasebiyle,biraz daha AÇILMAnızı benim gibibekleyenler var.

  3. Doğan Grubu, Cumhuriyet. Milli Gazete, Orta-Doğu gibi Gazeteler dışındaki Gazeteciler ve O gazetelerdeki gazetecilerin de çoğu ekmek ve menfaat partisindendir. Hatta, bunu toplu sözleşme zamanlarında daha net görebilirsiniz. Bazıları da, bir eski Anayasa Mahkemesi Başkanı gibi ” Küçük Tablo ” hediyesi şeklinde değil, bir villa veya falana yakın bir arsa hediyesi şeklinde HEDİYEler kabul edebilir. Sonra da bir gazetecinin (veya bir yarkıçın) NESİ OLUR Kİ diye karşına dikilmez mi ? ! Bu tavır belirlemeyi de konjoktür tayin eder. Dolayısıyla, ” en Erdoğancı yazar ” tabiri bir abartma olur. Kaldı ki, ” kişinin eylemi bilgisi ve yüreği nisbetindedir, (kesenin haricinde). Bu itibarla da fikirler değişebilir. ( Cemil Sait Barlas’ın oğlu Mehmet Barlas’da olduğu gibi).
    Ancak, şu hatırayı ! da hatırlamakta yarar var. Malum, Hacı Bektaş-ı Veli – Hazreti İbrahim’in İsmaili gibi – müritlerini Kurban etmiye davet etmiş, çadıra. Bakmış ki, kala kala 1 yarım mürit kalmış.
    Esasen, Erdoğan da biliyordur, kimin ne olduğunu, şüphe yok. Ecinni münafıklar hariç. Zaman, limonu suyu için kullanma zamanı. Samimiyet ve Vefa SEMTİNDE kalmış. Gayri milli eğitimin problemi de bu türlü insan yetiştirmesi
    Bana kalırsa En Erdoğancı Gazeteci – hiç tanımadığım – Hande FIRATtır. Tv programında O telefon konuşmasını sağlamasa, HALK Sokaklara DÖKÜLMESE idi, ibrenin nereye döneceğini kestirmek bilinmezdi.
    A.Taşgetiren bugünkü yazısında, çok şeyi Eğitime bağlıyor. Bu Gazeteciler konusu bile Eğitimle ilgili. “Kim çözecek bu işi ? ” diye soruyor. Bana kalırsa, daha önce de yazdım, beraber de biraz çalıştım. Kenan EVREN Cumhurbaşkanı iken – Rahmetli Tevfik İLERİ gibi – Özal’ın, sadece, İKİ YIL MİLLİ EĞİTİM Bakanlığını yapmış olan Vehbi DİNÇERLER çözer, ileri yaşına rağmen.
    Eski Ak Parti Milletvekili Resul Tosun da diyor ki, 12 Eylul RUHU içine sinmiş ve Meşruluğu defaatle reddedilmiş 12 Eylul ( beyin ölümü çoktan gerçekleşmiş) 82 Anayasası bütün kötülüklerin ANASDIR, 12 Eylul Ruhu ve onu hayata salan ruh kaybolmadıkça, hiçbir şey düzelmez, diyor ve ekliyor . ” Feto vesilesiyle – ola ki – dindar kadrolar” tasfiye edilmesin, diye de bir endişe taşıyor, haklı olarak.

  4. Körfez krizi öncesinde ABD medyası da hergün Saddam ile meşguldü. Türkiye’nin nerede olduğunu sokaktaki ABD vatandaşlarına sorsan yüzde 99 u aval aval yüzünüze bakardı. Ancak Saddam’ı bilmeyen nerede ise yoktu. İnşallah sonumuz Irak’a benzemez.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here