FBI ABD’de, CIA Türkiye’de oyun oynuyor… Görüyor ve gereğini yapıyor muyuz? Sanmıyorum

26
'Kırmızı oda'da yalnızca Türkiye heyeti 2 kez ağırlandı

“Allah kimseyi Donald Trump’ın durumuna düşürmesin” derken, o duruma düşen adam pek oralı olmuyor, sıra kendisine geldiğinde ABD için pek düşünülmeyecek bir iddiayı dillendirmekle yetiniyordu: “Seçimlerde hile yapılacak…”

Onun beklediği, ondan yana bir adım olarak geldi.

Seçimleri kadın seçmenlerin tavrı belirler

Her ülkede seçimlerin kaderini erkek seçmenler değil kadınlar belirler…

Erkek nasıl olsa sandık başına gidiyor; kadını ise o eylemi yapmak için ciddi biçimde ikna etmeniz gerekiyor…

Trump birbiri ardına yapılan yakışıksız açıklamalarla…

Açıklamalar yakışıksız değildi, yakışıksız olan Trump’ın yıllar boyu kadınlara yaptığıydı…

Donald Bey ve Hillary Hanım...
Donald Bey ve Hillary Hanım…

İşte o açıklamalarla Trump kadınların gözünden düşmüş, “Bir oyun ne önemi var” diye düşünüp sandık başına gitmeyebilecek kadınları bile hareketlendirmişti.

FBI devreye girdi. Daha doğrusu FBI direktörü James Comey… Seçime 10 gün kala Kongre’ye gönderdiği bir mektupla, seçimin kaderini —Trump seçilirse ABD’nin de kaderini– değiştirebilecek bir adım attı.

Demokratların adayı Hillary Clinton, dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde, devletin ketumiyet için koyduğu kurallar dışına taşmış ve bu sebeple federal bir soruşturmaya konu olmuştu…

Olmuştu, ama kamuoyu bu durumdan fazla etkilenmemişti.

Clinton'ın kulağı Hüma Abedin'de...
Clinton’ın kulağı Hüma Abedin’de…

Yeni mektup sadece kural çiğnemeyi yeniden gündeme taşımakla kalmıyor, ona Trump’ın başını yakan cinsten bir ayrıntı da ekliyor: Hillary Hanım’ın en yakın mesai arkadaşı Hüma Abedin –evet, Clinton’un yıllardır hiç yanından ayırmadığı hanım çalışanı bir Müslüman– ile boşanma işlemleri devam eden politikacı eşi Anthony Weiner’in bilgisayarlarını mercek altına almış olan FBI, kadınla eşi arasındaki mesaj trafiğinde işiyle ilgili bilgi kırıntıları bulmuş…

Salçalı ayrıntı kadının kocasının kimliğinde: Aralarında yaşı küçük kızların da bulunduğu kadınlara kendisine ait müstehcen fotoğraflar gönderdiği için politik hayatı sona ermiş biri Weiner ve bu konuda açılmış davası hâlen sürüyor…

Neden bu konuyu uzun uzadıya anlatıyorum?

Şundan: Trump’ın “Seçimlere hile karıştırılacak” derken kastı bu olmasa da, seçime kısa bir süre kalmışken ve kimse böyle bir davranış beklemezken, Trump’ın partisinden bazı senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin bile kınadığı bir girişimle, FBI direktörü Comey, tam da bu işi yaptı…

Hileyse, seçimin sağlığını bozmaya yarayacak en büyük hile FBI direktörü tarafından yapılmış oldu.

Yapılan her eylemin bir sonucu mutlaka olur; bunun sonucunu da 8 Kasım akşamı bütün dünya görecek…

Türkiye de bu denklemin bir yerinde

Doğruya doğru: ABD’yi ve dolaylı olarak dünyayı ilgilendiren bu konuyu ele alırken gözüm yine Türkiye’deydi.

Türkiye ile ABD arasında bir süredir devam edegelen ve sadece bir bölümü bizim kamuoyuna yansıyan, ABD yönetiminin ise kendisine yakın gazeteler ve kalemler eliyle duyurma çabasına girdiği ihtilâfta…

Türkiye, özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ulusal çıkarlar açısından yanlış yöne doğru evrildiği görüşüyle olacak, ABD’nin IŞİD’e (DAEŞ de deniyor) karşı son aşamasına girmiş savaşta yanlışlıklar yaptığına inanıyor. Bunun için de Washington’u tavır değişikliğine zorluyor.

ABD ise, Türkiye’yi kollar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediklerini önemser görünüp… Bildiğini yapmaya devam ediyor…

Neler oldu neler: Ankara’nın Moskova’yla yakınlaşır görüntüsü vermesi… Fethullah Gülen’in varlığı üzerinden Washington’u sıkıştırması… IŞİD’e karşı daha aktif bir harekât vaadinde bulunması ve bunu küçük jestlerle hayata geçirmesi… ABD’nin bölgesel müttefiki olarak seçtiği PYD/YPG güçlerini askeri açıdan zayıflatacak bir girişimle Afrin çevresinde zora düşürmesi…

Bunların hiçbiri şimdiye kadar ABD’yi tavır değişikliğine zorlamada işe yaramadı.

Musul’a gidilen yolda, ABD, Türkiye’nin “Bunlarla ittifak kurma” uyarısında bulunduğu PYD/YPG güçlerini darıltmak bir yana, daha fazla ön plana çıkarmaya başladı.

Soru şu: Acaba neden?

Neler oldu, neler

Türkiye ABD’nin NATO’da müttefiki her şeyden önce… İki ülke arasındaki ilişkiler NATO’dan öncesine kadar gittiği gibi, son 15 yıl içerisinde, hiç değilse 15 yılın önemli bir bölümünde, Washington’dan takdir mesajları alınacak kadar da yakındı.

İki lider —Barack Obama ile Tayyip Erdoğan— arasında aynı yıllarda karşılıklı bir anlayış oluştuğu da gözle görülür bir hal almıştı.

Evet, biliyorum, hayli zamandır bu görüntüde bozulmalar meydana geldi.

Obama önce konuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve heyetini iki kez (Mayıs 2013 ve Nisan 2016) Beyaz Saray‘ın korkutucu ‘Kırmızı Odası’nda ağırladı.

Sonra, dost gazeteci Jeffrey Goldberg’e verdiği, Atlantic dergisinin nisan sayısında yayımlanan uzun mülâkatta, Cumhurbaşkanı Erdoğan için hoş olmayan cümleler (“Başlangıçta kendisini Doğu ile Batı arasında köprü olabilecek ılımlı bir Müslüman lider olarak görürken…” diye başlayan cümle özellikle) kurmaya başladı.

Aynı günlerde, Beyaz Saray’a fazla uzak olmayan kalemlerden Türkiye’de askeri darbe ihtimali gündeme taşındı.

Eş-zamanlı olmasa da, Türkiye’de de, ABD’ye ve Obama politikalarına eleştiriler duyulmaya başlandı.

CIA: Darbelerde parmağı var mıdır?
CIA: Darbelerde parmağı var mıdır?

Sonrasını biliyoruz: 15 Temmuz’daki hâin darbe girişimi…

Gerçi bizde o girişime derhal teşhis konuldu, ama konulan teşhis bütün fotoğrafı açığa vuruyor mu sizce?

Fotoğrafın henüz göze çarpmayan bölümünde ne/ler olabilir?

Orada FBI, burada CIA?

İki olayla, ABD’de FBI direktörünün seçimleri etkilemeyle sonuçlanması mukadder yeni adımı ile Türkiye-ABD arasındaki ilişkilerin soğuması ve darbe girişimi arasında ne gibi bir ilişki olabilir?

Meselâ şöyle: Hassas bir dönemde ülkesinin kim tarafından yönetilmesini istediğini Hillary Clinton’u zora düşürecek bir girişimle belli etti ABD iç istihbaratı (FBI), bunu yapabildi; Washington’da Türkiye’nin yönetiminde kimin bulunmamasına dair bir irade belirmişse, ABD dış istihbaratı (CIA) harekete geçmiş olabilir mi?

Başarılı olmayan girişim sonrası artık göze iyice batmaya başlayan Türkiye ile ABD arasındaki açı farklılaşmasını bu soruya verilecek cevap açıklayabilir.

Kendi soruma benim verdiğim cevap belli: Sorum üzerinde düşünülmeyi hak edecek ve kuşkuları uyandıracak kadar ciddi unsurları içinde barındırıyor…

Madem soru sormaya başladık, esas soruyu da ıskalamayalım: Acaba ilk sorudaki kuşku bir gerçeği ortaya koyuyorsa, 15 Temmuz sonrası yapılanlar doğru mudur?

Hiç kuşkum olmayan bir nokta şu: Türkiye’ye karşı olumsuz tavır değişmeyeceğe benziyor; bu da ülkemizi birçok alanda sarsıntılara açık hale getiriyor.

Belki şantajlara bile maruz bırakıyor.

Yapılması gereken, hile ve tuzaklara maruz kaldığımızda, bu davranışı bize reva görenlerin beklediği gibi davranmamak, tam tersine onların beklemediği türden davranışlar sergilemektir…

“Iskalamayalım” dediğim soruya bir daha bakalım: “Acaba 15 Temmuz’dan sonra yapılanlar bu açıdan doğru sayılabilir mi?”

En iyisi burada durayım.

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. Sayın Durmuş,şu cümlenizde Türkçe kullanım hatası var:”İlim kendini bilmek diyor ama ne kendimizi ne karşımızdakini bilmiyoruz.”

    Doğrusu şöyle olacak:”İlim kendini bilmek (tir),diyor(uz) ama ne kendimizi ne karşımızdakini BİLİYORUZ.”

    İçinde ne…ne…kelimeleriyle kurulursa cümle
    olomlu fiille bitirilir.Bu olumlu fiil iki tane “ne”den dolayı cümleye olumsuz bir anlam
    kazandırır.

    Bu tür hataları profesör olan köşe yazarlarından bile yapanlar oluyor.

    • “İçinde …ne..ne kelimeleri geçerse cümle
      olumlu fiille bitirilir”olacaktı.

      Ya da “İçinde …ne … ne kelimeleri bulunan bir
      cümle olumlu fiille bitirilir” şeklinde olacaktı.

      Dikkat etmeyince bir hatayı düzelteyim derken ben de hatalı cümle kurdum.Ancak bu bilinçli bir hata değildi.Yukarıda bahsettiğim
      hata doğru zannedilerek yapılan bir hatadır.
      Buna dikkat çekmek istedim.

  2. Sayın Koru,
    Şu anda Türkiye’de okura ulaşabilen nadir sağduyulu ve kısmen özgür bir ortamı oluşturduğunuz için çok teşekkür ederim. En azından yorumlar hakaret içermediği sürece yayınlanıyor, bu bile çok değerli. Benim gördüğüm henüz Türk Milletinin (bununla bütün T.C. vatandaşlarını kastediyorum, etnik anlamda değil) olgunluğu ve birikimi, toplamda Türkiye’yi bölgesinde ve ülkesinde önemli bir aktör yapmaya yetmiyor. Bunu söylediğim için bazıları kızabilir ama gerçek bu. Biz az okuyan, kendinden zannettiğini hiç sorgulamayan, hemen hiç yazmayan, seyreden ve konuşan bir toplumuz. Aydınlarımız da bu topluma göredir, benzerdir. O nedenle komplo teorilerine de fazla meyyaliz ama gerçek komploları göremiyoruz. Çünkü dünyayı ve ülkemizi gerçekliklerden uzak algılıyoruz.
    Benim kanaatim, şu anda Batı dünyası ama özellikle ABD (devlet bazında) Türkiye’nin bulunduğu ağırlıkta kalmasından yana. Türkiye’yi bölmek istediklerini sanmıyorum, en azından kısa vadede. Bunu isteseler bunun için çok farklı enstrumanlar kullanabilirlerdi. Buna karşılık Türkiye’nin Batı Bloğundan bağımsız olacak kadar güçlü bir ülke olmasını da istemiyorlar. Bu da çok anlaşılabilir bir durum.
    Türkiye 2001-2010 arasında yakaladığı hava ile 20-30 yıl devam etseydi bölgesel bir güç olabilirdi. Bunu yaparken bu gücü kimseye karşı (özellikle ABD ve Batıya karşı) kontrolsüz kullanmaya kalmayacağını da ciddiyetle gösterseydi Almanya ve Japonya gibi bir ülke olma şansımız olacaktı. Ama biz çok erkenden “Ortadoğuya hatta dünyaya nizamat vermeye” kalktık. “Buralarda bizden habersiz kuş uçmaz” söylemlerine giriştik. Yolun çok başında olduğumuz için hemen engellendik. Daha da kötüsü ülkenin gerçek sermayesi olan insan altyapımızı yok etmek gibi bir yola girdik. Artık bize CIA veya FBI operasyonu gerekmiyor diye düşünüyorum. Şu anki büyüklerimizin Suriye ve Irak söylemleri çok büyük oranda karşılıksızdır ve içerinin gazını almak ve oy devşirmek için yapılmaktadır.

  3. Nurdan hala anlamamissin kimin ne oldugunu

    Libyayi trump mi cikardi
    Suriye trumptan mi kaynaklandi
    Trump irak ta sava sa onay vermis olsa da bile (aceleciligini elestirdi)
    Ilk tepki verenlerdendi
    Hillary karanlik gecmislere sahip insanlarla baglantili
    Damadin babasi dolandiriciliktan yatmis
    Damat elestirilen goldman sacks tan yatirim almis etc.
    Trump kadinlara saldirisiyla meshur ama gelenekci duzene karsi gizli elle savasacagini soyluyor.
    Daha be mi soyluyor
    Muslumanlara cephe aldi evet ama ben kesinlikle inanmiyorum trumpin o nu yapacagini
    Ama sizde olsaniz evinize kimin girdigini arastirirsiniz herhalde
    Maalesef biz muslumanlar dan o kadar hiyar ciktiki
    En okumusumuz bile ekmegini yedigimiz devletimize ihanet ettik.
    Bunamis adamlardan emir alacak kadar alcalmis komutanlarimiz cikti icimizden.
    Iste trump boyle teroristlerden bahsediyor
    Bumlari ulkeye sokmamak kotumu
    Erdoganla masaya oturup konusacagindan ve erdoganin demokratik lider oldugundan bahsediyor
    Oste bu yuzden bizde ki darbeci grup trumpi sevmiyor
    Peki clinton larda sex hayati nasil gidiyor
    Oda cok muamma degil
    En secilen bill baba bile bir suru bayanla
    Kimi destekliyorum
    Hic dusunmedim ama al birini cur otekine
    Agir basan ulke icin daha yararli olabilecek olan trump sanki
    Maalesef amerikada iki kotuden birini secmeye mahkum edildi.
    Sizin sohbet ettiginizi soyledigimiz hayali gazeteci kim bilmiyoruz ama
    Buyurun fransiz gazeteciden begenmediginiz ve abilerinizin agazini acip diktator diye bagirdi gi yaftaladigi kotu reklamini yaptigi cb erdogani taniyin
    Recep Tayyip Erdogan represents Islam and Muslims through his rising popularity and strong leadership, Editor-in-Chief of French-language weekly Paris Match Gilles Martin-Chauffier told Anadolu Agency (AA) on Wednesday.

    Martin-Chauffier, who described Erdogan as the “Charles De Gaulle of Turkey” during a discussion program recently, told AA that a negative propaganda was being made in the European media against the Turkish president. “This propaganda reveals that President Erdogan has been very successful and is on the right path. Erdogan has a will which does not exist among other European leaders.”

    “They consider President Erdogan as an authoritarian. I think two things lie behind it. First of all, the European political class sees Putin and Erdogan like this, because they come from a lower class. If you have a strong standing compared to others, it disturbs them.

    “However, President Erdogan is a person whose popularity has been progressively rising, and his votes have been increasing from previous years to present. He has succeeded through democratic ways, through the free will of the public and elections.”

    Chauffier pointed out that Europeans think wrongly about Islam and were unable to associate Islam with democracy. “Europeans think there is no such thing as a Muslim Democrat. “It is possible for a Christian to be a Democrat, but [they think] a Muslim democrat concept cannot exist in Turkey. They think these concepts cannot be associated with each other.” “French people do not know what the PKK is, they also do not know whether Armenian claims have any basis; however, they unfairly judge Turkey.

  4. Sorunlarımızı en az zararla nasıl çözebiliriz ona bakmak lazım bence. Bunların şeytanın aklına gelmeyecek planlarının olduğunu ve uygulamakta da kararlı olduklarını görüyoruz ve yaşıyoruz. Biz kendi oyun planımızı kurmalıyız. O kapasite ve tecrübemiz var. Yeterki, hükümetin, devletin ve milletin doğal danışmanları olan gazetecilerimiz, başkalarının düdüğünü çalmayıp milli, yerli ve organik fikirler üretebilsinler.

  5. Hamaset hastalığından kurtulmadan sağlıklı düşünemiyoruz. İlim kendini bilmek diyor ama ne kendimizi ne karşımızdakini bilmiyoruz. Belki birgün böyle sağlıklı kritiklere tarafsız, bomboş/bilgisiz kafanın verdiği cahil cesareti/hadsizliği ile hedefsiz yorumlar yazılmaz. Dünyadan haberi olmadan dünya hakkında ahkam kesenlerimiz yakıcı fakirliğin, kavurucu cehaletin getirdiği taasub ile hamasi yorumlar yazabiliyorlar malesef. Genelde böyle oluyor. İnşAllah, ben de haddimi aşmam.
    Yazılarınız için teşekkür ederiz.

  6. Fehmi bey,Allah razı olsun yazın her şeyi çok açik anlatiyor.Keşke bu yaziyi anlamak istemiyenler tarafsız bir gözle okuyabilseler.Ben bu yazının daha geniş benzerini(günü onemli değil) uçakda yan koltukda oturan Avrupali bir gazeteci ile konuşmuştum.4 saatlık yolculuk süresince, ben ona o bana çok sorular sorduk ve en ilgimi çeken konuşma 15 Temmuz darbe girişimi ile anlattiklari oldu bu darbe girişimini pek ciddiye almiyorlar ve inanmiyorlar bunun içinde pkkyi terör lisdesınden çimarılmasi için yazilar yazma hazırlığındalar.Bunada örnek olarak Türkiyenin iftiraci olduğunu düşünüyorlar,örneğin,”Gulen hareketi” 15 Temmuzdan sonra bunlari sıradan insanlar, gazetecile,politikacilar,ve diğerleri araştırıp tanimış olmalari bu kanaata vamalarına sebep olmuş. Bu gazeteci,önceki cumhur başkani Abdullal Gülü çok iyi taniyan birisi ve şunuda söyledi “Gül şun an hükümette aktif olsaidi Türkiye için çok yararlı olurdu.” Fehmi bey keşke Türkiyeyi yönetenler sizin yazılarınızı okusalar ve bunu da dikkate alsalar çok iyi olur, ben tesedüfen o gazeteci ile karşilaşmam durumun ciddiyetini daha fazla anlamama sebep oldu.Hoşça kalın.Not:Şu an ben oyumu işaretledim götürüp bana yakin oy sandığına atacam.Oyumu Hilleriye verdım 16Temmuza kadar bir AKPli olarak (şimdideğilim) bizdeki benim eski hayran olduğum partimden olan buradada bana baski yapan arkadaşlara ve bazi Trump hayranlarına köşe yazarlarına duyrulur, ben ve benim gibi Müslüman Amerikalilar dinimize düşman olana bir adaya oy vermeyiz.

  7. Sayın Fehmi Koru,

    Hala doğruyu ve gerçeği söylememek için ciddi çaba sarf ediyorsunuz. Bu 15 yıllık süreç size yetmedi gerçekleri söylemek için.

  8. Fehmi bey,

    yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. öncelikle böyle bir mecradan bizlere ulaşmaya devam etme tercihinizden dolayı teşekkürlerimi iletmek isterim.

    ABD’de ki başkanlık seçimleriyle ilgili geçmişte de okuduğum yazılarınızdan esinlenerek şöyle bir sorum olacak.
    En başarılı başkanlık sistemi olarak görülen Abd’de bile yahudi lobisine muhalif birisinin değil başkan,aday bile olamadığını görüyoruz. Bu tarz lobilere teslim olmayan yönetimlerde kendilerini bu tehlikeden uzak tutabilmek;bir vesayet altına girmemek uğruna olabildiğince otokratik bir yönetim sergilemeye mecbur kalıyor malesef. otokratik yönetimlerde ortadoğu’da gördüğümüz örneklerden yola çıkarak söylüyorum.yönetimler ya bu lobilere hizmet edecek veya bir müddet sonra ekonomik yönden kendisini dış dünyadan izole etmek zorunda kalacak .
    sizce ekonomik yönden önemli bir gücü temsil edemediğinizde her durumda kasanın kazandığı bir durum söz konusu değil mi bu durum?

    saygılarımla,

  9. Yazıda esas ilgimi çeken şu oldu. FBI Direktörü’nün bizde tam bir karşılığı yok, biraz MIT Başkanı biraz da Emniyet Genel Müdürü gibi bir şey. FBI Direktörü Kongre’ye resmi bir yazı gönderip Başkan adaylarından Demokrat Parti’li olanı zorda bırakacak bilgilendirmeler yapıyor. Bu durumda neler oluyor ?
    i) Rakip Cumhuriyetçi Partili bazı Kongre üyeleri bile bunu etik bulmuyor.
    ii) Demokrat Başkan adayı Clinton, “aleyhime bir şey yok, FBI elindeki tüm bilgileri açıklayıp halkımızı bilgilendirsin” diyor.
    iii) Demokrat Partili Başkan Obama, FBI Direktörü’nü suçlayıp görevden almıyor.

    Türkiye’de gündemde olan Başkanlık Sistemi tartışmaları için bu harika bir örnek. Bu konuyla ilgili olduğu için merak edip internette şu sorunun cevabını da aradım. “ABD’de Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti Genel Başkanları kimdir? ” Bu sorunun cevabını bulamadım, sanki onlarda böyle bir makam yok. Bilenler varsa bilgilendirsin lütfen.

    Ak Parti bir an önce nasıl bir Başkanlık Sistemi düşündüğünü yeterli ayrıntıyı içerecek şekilde ve yazılı olarak açıklasın. Açıklasınlar ki Devlet mekanizmasının çalışması hakkında neleri hedeflediklerini görelim. Yok eğer “seçimleri kazandığımıza göre biz haklıyız” diyorlarsa yarın öbürgün seçimleri kaybettiklerinde de haksız olacaklarını peşinen kabul etmiş olurlar. Umarım içlerinde bu mantığın! ne kadar tehlikeli olduğunun farkında olanları vardır.

    • ABD de parti başkanı yok.Cumhur başkanları presidents adaylarini o partının üyeleri senetölerden veya ABD doğumlu her hangi birisini seçerler.

    • Evet, ABD’de bizdeki anlamda parti başkanları yok. Her iki ana partinin milli komite (National Committe) başkanları var. Reineck Priebus – Cumhuriyetçi parti milli komite başkanı, Donna Brezil – Demokrat parti milli komite başkanı. Bu komiteler partilerini yönetim kurumudur (Governing body) ve partinin stratejisini belirler/destekler, parasal bağışlar için çalışır ve başkan adayının belirlendiği toplantıyı düzenlerler. Daha fazla bilgiyi, internet tarayıcınızdan “Chairman of DNC” ve “Chirman of GOP” başlıkları ile arayabilirsiniz.

  10. Soruyu biraz daha netleştirmek lazım herhalde! ŞÖYLEKİ:
    – 15 Temuz’dan sonra TÜRKİYE’NİN yaptıkları bu açıdan doğrumu’dur acaba?!?!
    Bu soruya ber halde en doğru cevabı yine Fehmi Koru beyin kendileri verebilir.
    Bekleriz.
    Murat Altıparmak

  11. Şimdiler -30.10.2016 Pazar günü, saat 13:06 itibarıyla- realist olma zamanı diyelim,
    Öyle ya, “Devletlerin ebedî dostları olmaz, ancak ebedî çıkarları olur.”
    “Devletler adaleti ancak çıkarlarına uyduğu zaman ve uyduğu kadar savunurlar.”

    Zaten ezici çoğunluk için insansı ve devletsi diplomasi de böyle yürümüyor mu?
    Hayatımız salt bir diplomasi değil mi ki?
    Durum buysa, artık önemli olan, kamusal yararımızın bağımsız olarak uluslararası ilişkilerde var edilmesi…

    Bence Türkiye şimdilerde -30.10.2016-13:16 itibarıyla- haklı olarak, Ortadoğu bataklığında kendi kamusal yararını bağımsız olarak uygulamaya çalışıyor gibi görünüyor…
    Bu nedenle CIA, MOSSAD, FİA, MİA, CIVA gibi adları şişirilen mecralardan daha uyanık, sağduyulu, solduyulu, insancıl, haysiyetli ve en nemlisi akıllı olmak zorundayız…

    Zira, yeryüzü devletler-uluslar tarafından işgal edilmişse, artık çıkarlar “mülkiyet” mantığı üzerinden işler…
    Yerçekimi ve doymak için üzerine bastığımız, ekip biçtiğimiz toprak vatanlaştırılmışsa ve vatan da hamiliğe-haramiliğe terk edilmişse kural buna göre oluşur…

    WikiLeaks sızdırmaları ile devletleri karşısına alan Julien Assange’nin durumuna bakın daha iyi anlarsınız…
    Kamusal ve insancıl davrandığı halde Adam ayağını basacak toprak bulamıyor yeryüzünde…
    Çünkü dünya-yeryüzü-toprak gerçekten işgal edilmiş durumda…
    Oysa bu fanilik içinde yeryüzünün kimseye ait olmadığını ne kadar da iyi biliriz…

    Uluslararası düzen-düzülen ilişkisinde güç ilkesi bunu söyler…
    Her şey gücün kadar olmaya devam eder…

    Bu nedenle “gerçek demokrasi” asıl uluslararası ilişkilerde gerek…

  12. Aşağıdaki cümle ile neyi kastediyorsunuz
    sayın Koru?

    “Acaba 15 Temmuz’dan sonra yapılanlar bu açıdan doğru sayılabilir mi?”

    Şayet FETÖ’cülerin burnunun
    sürtülmesini kastediyorsanız elbette doğrudur.

    Öte yandan 15 Temmuz ile CIA’nin ilgisinin
    olması,FETÖ’nün cürmünü azaltmaz,bilakis
    katmerli hale getirir.

  13. Beklendiği gibi değil beklenmediği gibi davranalım derken eğer CIA darbenin bir aşamasında yardımcı olmuşsa ilişkileri bozmayalım, bozarsak ülkemiz sarsıntılara açık hale gelir diye düşünüp ilişkilerimizi tam da ABDlilerin istediği şekle sokalım mı demek istiyorsunuz? Böyle yapmak CIA operasyonuna boyun eğmek değül midir?

  14. Keşke burda kalmasa yazınız tam olarak fethullah gülen hakkında ne düşündüğünüzü ve olayların içinde yer alıp almayacağı konusunda kesin bir görüş belirtmediniz. Bildenberg toplantılarına davet edilen biri olarak buna yani abd bu işin işinde varmı dır? Sorusunu Siz daha iyi bilirsiniz.

  15. Sayin Mehmet Agar komusyonda dediki, alt kademeye baski devam ederse militarize eder bu insanlari bir tarafa itersiniz… Alt kademeye toplum eliyle baski ve otekilestirme bence bilincli yapiliyor…Bence toplum tam omurgasindan ikiye hatta ona yirmiye bolunuyor…. Sizce bundan sonra ne olacak…. Bu islerde CIA MOSSAD in parmagi yokmu… Lawrensin torunlari cemaatler tarikatlar ve sanal siyasal islamcilar eliyle ulke uzerinde oyun kuruyor… Siyonistler sahadaki bu insanlari Kendilerine dusmanmis gibi gosterip davalarina hizmet ettiriyor…oncede soyledim filler tepisiyor cimenler dikkat etsin…

  16. Durmasaydınız Fehmi bey iyi gidiyordu…
    Kendimi polisiye roman okur gibi kaptırmışım…
    Allah yöneticilerimize itidal versin,güç versin,doğru karar vermelerini nasip etsin.Zor günlerden geçiyoruz…Ve tabiki elimiz zayıf…
    15 temmuz ve sonrasında yaşananlar toplumda travma oluşturdu…Düşünün, bir babanın bir çocuğu veya yakını ya şehit ya gazi diğeri ihraç edilmiş…Iç bütünlüğümüz olmadan dişarıda bir sürü sorunumuz var…Ekonomi ayrı bir dert…

  17. Konu amerikaya gelmişken karşılıklı şantajlarda pazarlık konularınada değinseniz Davutoğlu bu işin neresinde mesela istifası sonrası bu kadar gelişme normalmi mesela

  18. FEHMİ KORU’NUN “En iyisi burada durayım.” DEDİĞİ YERDEN DEVAM EDEBİLİRİZ, DİYE DÜŞÜNÜYORUM… BU DÜŞÜNCEMİN DAYANAĞI DEĞİL DAYANAKLARI VAR VE O DAYANAKLAR YARIM YÜZYIL ÖNCE (1967-AKEVLER’İN KURULUŞU İLE) OLUŞMAYA BAŞLADI, 886 HAFTADAN BERİ DE TAKVİYELERLE DESTEKLENİYOR… ÜÇ GÜNDÜR KONYA’DA “ERBAKAN SEMPOZYUMU” VAR… BUGÜN DE ERBAKAN’IN SON MİLLÎ GÖRÜŞ PARTİSİ SP’NİN ANKARA’DA BÜYÜK KONGRESİ VAR, BİR DE KONGRENİN ANA SLOGANI VAR: “Böyle gelmiş, böyle gitmeyecek, Adil Düzen kurulacak…” ERBAKAN ÖMRÜ BOYUNCA BİR MÜCADELE VERDİ, YOL HARİTASI ÇİZDİ VE BUNU DA SADECE BİR EKİPLE YAPTI; AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI EKİBİ… HİKAYE UZUN, TARİH BUNLARI BİR GÜN YAZMAYA BAŞLAYACAK AMA BEN DE FEHMİ KORU GİBİ en iyisi burada durayım. VE DETAYLARA DALIP DERİNLEŞMEK İSTEYEN MERAKLILARA SON BİR TAVSİYE İLE BİTİREYİM; BENCE, BURADAN DEVAM EDEBİLİRSİNİZ: http://www.akevler.org/AdilDuzenDergisi/385/3152/Once-dogruyu-ogrenelim

  19. O zaman şunu sormak gerekir; Abd derin devletinin tayyip erdoğanı neden istemediği anlaşılabilir de Hillary Clinton neden istemiyor? Bush’un başlattığı medeniyet savaşının kesintiye uğradığı noktadan yeni bir aşamaya mı geçmesi istenmekte?

YORUM YAP