Fransa’da pek bilinmeyen biri cumhurbaşkanı seçildi.. Bu Türkiye’ye bir şey söylüyor mu?

17
Emmanuel Macron.. Elysee Sarayı'na koşuyor..

Fransızlar yeni cumhurbaşkanlarına kavuştu. Adı: Emmanuel Macron…Gelmiş geçmiş Fransız cumhurbaşkanlarının en genci;  henüz 39 yaşında… Doğru dürüst bir partisi bile yok; buna rağmen seçimin ilk turunda birinci gelmeyi başardı; dün yapılan ikinci tur seçimlerde ise rakibine fark attı.

Bu, dünyanın dört bir tarafında kendini cumhurbaşkanlığına lâyık gören, ancak yerleşik düzen ve düzen partileri yüzünden cesareti kırılan her politik kişilik için örnek bir olay…

Macron Fransa cumhurbaşkanlığına seçilebildiyse.. herkesin bulunduğu ülkede benzer bir şansı var demektir…

Yeni cumhurbaşkanını tanıyalım

Tabii, onu bugünlere taşıyan kişisel özelliklerini de göz ardı etmemek gerekiyor: Üniversitede felsefe okudu Macron, sonrasında idari bilimler alanında yüksek lisans yaptı.

Sıradan bir eğitim mi göründü? Bundan sonra kendisinden önce üç cumhurbaşkanının (Valéry Giscard d’Estaing, Jacques Chirac ve François Hollande) mezunu olduğu  Ecole Nationale d’Administration’a (ENA) kabul edildi Macron ve orayı da dereceyle bitirdi (2004).

Kısa süreli devlet memurluğu sonrası esas gözünü ve yolunu açan mesleğe girdi: Bankacılık… Çalıştığı kurum da, isminden de anlaşılacağı üzere, dikkatlerin onun üzerinde toplanmasını sağlayacak bir bankaydı: Rothschild & Cie Banque

Dünya sistemi ile orada tanıştığını düşünebiliriz.

Françoise Hollande cumhurbaşkanı seçilince (2012) yanına ilk aldığı isimlerdendi Macron; iki yıl sonra (2014) ilkelerini benimsemediği halde öylesine üye olduğu Sosyalist Parti hükümetinde ekonomi bakanlığını üstlenecek, henüz bakanken ‘En Marche!’ ismini taşıyan bir harekete öncülük edecek ve geçen yılın ağustos ayında gözünü cumhurbaşkanlığına dikerek bakanlık koltuğunu terk edecekti.

Herhalde siyasete yakın duran pek çok kişi, Fransa’da, umutsuz bir yarışa katıldığını düşünerek kendisiyle alay etmiştir.

Ancak kafasına koyduğunu yapan biri o: Daha henüz 15 yaşındayken, kendisinden 24 yaş büyük tarih öğretmeni ile, ikisi de doktor olan anne-babasının muhalefetine rağmen, evlenen biri o.

Bu adaylardan alttaki ikisi daha önce elenmişti.. dün üstte sağdaki Macron cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı..

İlk bakışta seçimde en büyük yardımcısının ‘şans’ unsuru olduğu düşünülebilir; yerleşik iki merkez partisinin (Cumhuriyetçiler ve Sosyalistler’in), cumhurbaşkanı adayı olarak, kendilerinin en aşırı sınırlarında dolaşan kişileri seçmen önüne sürmesi Macron’un işine yaradı.

Cumhuriyetçiler bilinen ve sevilen bir yüz olan Alain Juppé yerine daha muhafazakar Françoise Fillon’u, Sosyalistler de ‘merkez-sol’ Manuel Valls yerine Benoit Hamon’u aday gösterince.. Emmanuel Macron seçimin ilk turunda aradan sıyrılabildi.

Asıl destek oyu yüzde 24

İlk turda oyların sadece yüzde 24’ünü alabildi, ama bu onun sandık birincisi olmasına ve ikinci tura kalmasına yetti. Karşısında ‘aşırı’ görüşleriyle bilinen bir partinin (Front Nationale), parti çizgisinden bile ileride hedefler çizen adayı Marine Le Pen olunca..

Seçmenlerin çoğunluğu Macron’u tercihte tereddüt etmedi.

Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı uluslararası ittifakların adamı. Hollande’ın danışmanı iken ve bakan olduğunda hep sermaye çevrelerinin çıkarlarından yana tavırlar sergilemişti. Seçim kampanyası sırasında ve rakip adayla çıktığı TV münazarasında popülist mesajlar verdi.

Bu seçim sonucundan çıkarılacak ilk dersi en başta yazdım: Her politikaya yakın kişiye, doğru zaman ve doğru ortamda olmak şartıyla, devletin en yüksek makamına seçilebilme, hevesini gerçekleştirebilme şansı veriyor…

Yeter ki aday olma hakkı kazansın, bir kişi, arkasında parti teşkilâtı ve tanınmışlık bulunmasa bile, ikinci tura katılma imkânına kavuşabilir; Macron’un aldığı yüzde 24 ve Le Pen’in aldığı yüzde 21.3 gibi az bir oyla bile olsa… İkinci turda da cumhurbaşkanı seçilme şansını yakalayabilir.

Küçümsenen özellikleri şansını artırdı

Düne kadar geniş kitlelerin ismini bilmediği ve politikacı kimliğinden uzak biriydi Macron, standart dışıydı ve gençti.

İlk bakışta aleyhine çalışacağı sanılan bu özellikleri Fransız seçmeninin hoşuna gitti ve Emmanuel Macron cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı.

Türkiye’de onun gibi biri 2019’da yapılacak seçimde cumhurbaşkanı seçilebilir mi?

Pek mümkün görünmüyor.

Ancak onun başarısının yine de pek çok genç heveslinin düş görmesine yol açacağından emin olabiliriz.

NOT: Bu yazıda kullandığım bilgilerin bir bölümünde The Local Fr adlı kaynaktan yararlandım.

 

17 YORUMLAR

  1. Dikkat ederseniz bu yazının başlığında bahsedilen politikaya yakın birinin başkan olabilmesi ihtimali, sayın yazarın hayır dediği geride bıraktığımız referandum sayesinde olabilmiştir. Bazı yorumcular hala daha parlamenter sisteme dönmekten bahsediyorlar fakat görmek gerekir ki bu sistem eskisinden çok ama çok daha iyidir tüm hatalı kuruluma rağmen.

  2. İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrıldı. Şimdi Macron’un seçilmesi ile Fransa da ayrılacak. İkinci Cihan Savaşı’nın müttefikleri bir araya gel yor. Rusya da onlara dahil olursa bölünme o şekliyle tamamlanır ve üçüncü cihan savaşı çıkar. 2019’da yapılacak seçimde Erdoğan gider yerine derviş benzeri biri gelirse Sermaye insanlığı üçüncü bin yıl savaşına götürür. Sistem çok güzel işliyor. Rusya’yı AB ile çatıştıra bilmek için Trump Rus dostu oldu. Macron da Rus yanlısı. Rusya tuzağa düşme durumunda.
    Üçüncü cihan savaşına Ankara karar verecek. Ankara İran’la arasını açmaz ve İslam alemi birlikte olursa üçüncü cihan savaşı çıkmaz. Çünkü üçüncü cihan savaşının galibi, Müslümanların taraf olacağı blok olur. Sermaye hedefine ulaşmaz. Ulaşamayacağı savaşa da girmez. Eğer İran’la Türkiye arasında savaş başlarsa önce İran ve Türkiye iki tarafın bombaları ile yok edilir. Sermaye sonra mağlup olan tarafta yer alıp onu galip getirir. Tarafları masaya oturtur. Cetvelle çizdiği haritayı onaylatır. İkinci Malta Konferansı oluşur.
    Bu mümkün olur mu? Olabilir. O takdirde insanlık dördüncü cihan savaşını bekleyecektir. Bu duruma düşen insanlar, yeniden harekete geçecek ve Sermaye’nin kökü kazınacaktır. Sonunda yine insanlığa Adil Düzen gelecektir. Kuran düzeni gelecektir ama 21. yüz yılın sonlarına kalacaktır. Yok, eğer Türkiye İran’la savaşa girmezse yakında insanlığa barış gelecek. Sermaye de varlığını koruyacaktır. Türkiye ve İran insanlığa Adil Düzen’i getirecektir. Hükmederek değil dost olarak, inandırarak.
    Bizim işimiz Adil Düzen üzerinde çalışmaktan ibarettir. Kuran’ın nurunu tamamlayacak olan Allah gereğini yapar.

  3. Macron Avrupa degerlerini savunan biridir. Onemli nokta da budur. “Avrupa coktu, bitti, gitti” diye sevinen kimi cevreler kendilerince atip tutsun iclerine islemis ve hatta icgudu haline gelmis “Bati Dusmanligi” ile. Avrup yuzyillardir ne krizlerden gecmis, su son bes on senedeki sorunlar ancak taktiksel boyutta kalir. Ama Turkiye’de hicbir sey bilmeyen, her seyi Turkiye merkezli zanneden -mesela 1. Dunya Savasi’nin Osmanli’yi bolup paylasmak icin cikarildigini dusunen- insanlarin “analiz yetenegi” ancak bu kadar olur.

    Bir elestiri de Sayin Fehmi Koru’ya: “Temmennileriniz” ne yazik ki “Gercekci Yorumlarinizin” cok onunde gidiyor son zamanlarda. Avrupa ayri, Turkiye ayri. Ulkemizin insan yapisi “guce yanasmacidir”, “bireysel” degildir. Belli bir degerler sistemine sahip olmaktan cok “suruden ayrilani kurt kapar” mantigi ile hareket eder. Sonucta Erdogan’in karsisinda kimsenin sansi yok su anda. Bence karsisina Mustafa Kemal ciksa (mesela 50li yaslardaki hali ile) kaybeder gene de. Tek sans polarize olmamis birinin “Parlementer sisteme geri donecegiz, secim baraji %3 olacak ve ben hemen istifa edecegim” diyerek aday olmasi, CHP, MHP’li muhalifler, HDP, Saadet Partisi destegi ile. Aklima isim olarak Fatih Kisaparmak geldi bugun.

    Gunun medya notu: Yasin Aktay “AKP siyaset tarzi dinamiktir, satlara gore degisimi icerir” diye yazmis. Kisacasi “Islamci tasfiyesi” gercek gibi gozukuyor. Zaten Erdogan’in konusmasi da dikkat edilirse “Islamcilar gidecek ama digerleri de fazla ortaya konusmasin, sessizce halledelim” seklinde.

  4. Üstadın Macron referansı biraz magazinel kalmış.Taha Kıvanç’tan iyi bir Macron hikayesi bekleyen benim gibi okurlar biraz hayal kırıklığı yaşadı.Amatör bir çabayla derlediğim aşağıdaki linkler Macron olgusuna biraz olsun ışık tutuyor.Eminim Üstad’ın ulaşabileceği çok daha zengin ve derinlikli referans kaynakları vardır.

    https://southfront.org/emmanuel-macron-rothschilds-choice-for-president-of-france/

    https://libertyblitzkrieg.com/2017/04/25/meet-emmanuel-macron-the-consummate-banker-puppet-bizarre-elitist-creation/

    https://www.jacobinmag.com/2017/04/france-elections-emmanuel-macron-fn-en-marche/

    http://conversations.e-flux.com/t/emmanuel-macron-the-death-spasm-of-a-faltering-system/6505

    Üstad’ın ‘Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı uluslararası ittifakların adamı’ hükmünden sonra dile getirdiği temenniler naifçe kalıyor.Mevhumu muhalifiyle, uluslararası ittifakların adamı olmadan ülke yönetmeye talip olmanın anlamsızlığını da ima ediyor.

    Üstad da takdir ederki ülkemizde de medya ve kurulu düzen desteğinden mahrum lider adaylarımızın Macron benzeri bir başarıya imza atma şansları
    hemen hemen hiç yok gibi.

    Tayyip Bey, başarılı iki dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ardından halkın teveccühüne mazhar oldu.O dönemdeki dahili ekonomik kriz ve harici bol ve ucuz sıcak para konjonktürü de şans faktörü olarak yardımcı oldu.

    Ak Parti’nin yumuşak karnı; uygulamadan bir türlü vazgeçemediği dış borca ve tüketime dayalı ekonomik büyüme politikaları.Böyle bir politikayı ilelebet sürdürebilen bir ülke örneğini tarih zikretmiyor.Komşumuz Yunanistan’ın başına gelenlerden de ders almamış görünüyoruz.Bu politikalardan vazgeçip, toplum olarak çok acı reçeteleri göze almadıkça eninde sonunda duvara toslayacağız.Allah korusun işte o zaman ülkemiz alacaklı yabancı bankalardan oluşan bir konsorsiyom tarafından yönetilmeye başlayacak ve bağımsızlığımızı yitireceğiz.Bakınız:Osmanlı Devleti ve Düyuni Umumiye ilişkisi.Maalesef toplum olarak tarih okumuyoruz ve toplumsal hafızamız zayıf; o yüzden tarih tekerrür ediyor.Böylesi ağır bir ekonomik ve sosyal kriz ortamında, toplum güçlü bir lider çıkarsa da, dış konjonktürün desteği olmadan krizden çıkma şansımız olmaz.Üniter Türkiye Cumhuriyeti diye de bir ülke kalır mı, Allahü A’lem!

    • Tayyip Erdoğan İstanbul belediye başkanlığında bir dönemi bile tamamlayamadı. İstanbul’da yapılan kamuoyu araştırmalarında Tayyip Erdoğan’a oy vereceğini söyleyenlerin oranı %70’lere tırmanınca, 28 şubatçılar düğmeye basıp içeri attılar. Ekonomik kalkınma modeline gelince; bu modelin fiili uygulayıcısı Ali Babacandır. Türkiye’nin dış borcu diğer ülkelerle ve gayr-safi geliriyle oranlandığında en iyi durumda olduğunu görürüz. Başta belediyeler olmak üzere kamu kuruluşlarının borcu altyapı yatırımlarıyla ilgilidir ve uzun vadelidir. Bazı kredilendirmeler ise taahhüt şeklindedir. Yap
      İşlet devret modeli. Zayıf karnımız nedir? Uluslararası finans çevrelerinin dolar üzerinden yaptıkları operasyonlardır. Brezilya, venezüella vb. Ülkelerde bu yolla sorun yaratıyorlar. Türkiye’nin borcu bundan dolayı son üç yılda %100′ yakın artmış görünmektedir.

  5. Bizde de Ali Babacan O, cesareti o rizkoyu goze alabilrmi? Solcularin, Ataturkculerin, ve Turkiyedeki herkesin ortak kanati ALi Babacanin durust emin, basarali ve guvenilir birisi oldugudur. Ulkemizde yetismis insan cok ama malesef cesur insan az. Sayin Abdul Gul de Turkiye iicn bir sanstir! Ama ulkemizde bu kadar olay oldu, malesef Abdulun Gulun ne dusundugunu kimse bilmiyor… Sahi Sayin Abdulah GUl neden susuyor? Tehdit edenmi oldu? Ben gercekten cok merak ediyorum

  6. yazının başında yer alan cümlede öne sürülen tez yazının ilerleyen aşamalarında çürütülmüş olduğunu gözler önüne sermektedir. her sıradan vatandaş değilmiş MACRON. Sermaye çevreleri bankalar falan filan

  7. 1958 yılında Fransız anayasası yürürlüğe girdiğinde bu anayasanın De Gaulle sonrası devam etmeyeceği sanılıyordu. Emmanuel Macron 1958 yılında yapılan düzenleme sonucu 2017 yılında seçilme imkanı bulmuştur.

    Emmanuel Macron seçilebilmek için toplumun % 24 oyunu almamaış %66 sının ezici desteğini almıştır.
    Fransız halkı da bunu kabul etmiştir.
    Bu Türkiyeye hiç bir şey söylemiyor söyleyemez de nedeni ise tanınmamış bir kişinin de Cumhurbaşkanı olabileceğinin yolunu 16 nisan 2017 günü halk referandumu ile göstermiştir. Fransadaki bu seçim 16 nisan referandum sonucunu hala kabul etmekte zorluk çekenlere bir şeyler ifade edebilir.

  8. …”Hollande’ın danışmanı iken ve bakan olduğunda hep sermaye çevrelerinin çıkarlarından yana tavırlar sergilemişti.”
    Artık bu cümleden olarak, Süleyman Karagülle abi ”sermaye” konulu kallavi bir yorum kaleme alır sanırım..

    Hem ülkemizde hem de diğerlerinde, siyaset kurumu ve seçimler iyi bir ‘toplum mühendisliği” aracı olarak kullanılıyor devletlerce..

    Medyanın da propaganda bombardımanı içerisinde kalan halk ise, taraf olduğu siyasi partilerce beklentilerinin gerçekleşeceğini sanır hep…

    Oysa, seçmenin, seçim zamanlarında yüksek vaatler ile oyları elinden alınırken, sonrasında talepleri ve hakları hep pazarlık konusu yapılmaktadır. İktidarı ele geçiren siyasiler ise, devlet ve halk arasında son kertede -halkın temsilcileri olduğu halde- hep devletten yana tavır alırlar.
    İnsan hak ve hürriyetleri, eğitim hakkı, toplu iş sözleşmeleri, ülkemizdeki haliyle! ‘asgari ücret görüşmeleri’… örneklerden bir kaçı.

    Demokratik değerler ve yönetim şekli olarak benzeştiğimiz Fransa Başkanlık seçimleri aday profilleri yönüyle, 2019’da ülkemizde yapılacak Cumhurbaşkanlığı adayları ile ne kadar benzeşeceğini zaman gösterecek. Lakin şimdiden Başkanlığı garanti olan Sayın Erdoğan’ın karşısına, çok da filinta adayların çıkacağını beklememeli, çıksa da halkın kültürel yapısı, bu tür adayları ümitvar kılmaz zaten.

    Şöyle, kükredi mi yer gök sarsılacak, yumruğunu vurduğunda masaya, tabak çanak zıplatacak lider özellikleri, bizim insanımızın ‘lider profilinin’ olmazsa olmazıdır.

    Arkasından ”hak, hukuk, adalet ” terennümleri ile başka bir seçime…Yeni bir ”toplum mühendisliği” ikliminde buluşmak üzere der, devlet.

    ..”Doğru dürüst bir partisi” olmadığı halde.. Emmanuel Macron.. Fransa da Cumhurbaşkanı seçildi.

    Siyaset kurumu ve seçimlerin, devletlerin, çok iyi birer ”toplum mühendisliği” aracı olduğunu tekrar söylememize gerek var mı? ..bilmem.

  9. Macron’un seçilmesi, demokrasiyi kendi siyasi görüşlerinden daha önemli gören insanların verdiği güzel bir örnek. Türkiye’de „dava zarar görmesin“ zihniyetindekileri pek etkiler mi? Bilmiyorum…

  10. Türkiye merkezi yerdedir. Türkiye’de olan güçlü bir devlet dünyaya hükmeder. Osmanlıyı yılanlar, aralarında anlaşıp paylaşamadıkları için Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Güçsüz bir devletin kurulmasına Lozan’da galip devletler anlaştı. Geri bırakmak için darbeler olur. 24’te parti kurulmak istendi. Darbe ile durduruldu. 30’da denendi, darbe ile durduruldu. İnönü 50’de seçim darbesi ile uzaklaştırıldı. 71, 80, 28 Şubat darbeleri vardır. Erdoğan darbe ile milletvekili yapılmadı. Darbe partisi yapılmak istendi. Ergenekon ve Balyoz darbeleri, 17-25 Aralık darbe girişimleri, 15 Temmuz, olağanüstü hal ve anayasa baskısı hep birer darbedir.
    Gaye Türkiye’yi geri bırakmaktır. Darbeye uyumlu iktidar gitmez, darbe o yeni iktidarda kalır. İkinci, üçüncü darbeler olsun diye. Türkiye komada yaşamaya devam ediyor. Sermaye böylece Türkiye’nin yaşamasına izin veriyor ama gelişmesine asla. Erbakan bu oyuna gelmediği için 11 ay kalabildi. AK Parti bu oyunlara bilerek boyun eğdiği için 15 sene kaldı. Sermaye oyuna getirdi. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Gülen gidebilir, Erdoğan gidebilir ama bunlar artık Türkiye’nin kaderinde hep var olacaklardır.
    Bizim yapacağımız şey, halkımızı semt kooperatifleri olarak organize etmektir.

  11. Fehmi Bey,daha önce konu ile ilgili yazdığı yazıda adayların 1.turda aldığı oyları esas alarak, %24 halk desteğine sahip olan biri bile başkan seçilebilir demişti; konuyu Türkiye ile de ilişkilendirerek. Yazdığım yorumda buna itiraz etmiştim.

    Şimdi görüşümü tekrarlıyorum:Fransa Cumhurbaşkanı 2.turda %65 oy alarak seçilmiştir. Halktan %65 destek görmüştür. Birinci turda aldığı %24’ün bir önemi
    kalmamıştır. Macron’un oyu artık %24 değil, %65’tir.

    Bundan sonraki seçimlerde Türkiye’de de aynen böyle olacaktır. Hükümeti kuracak olan kişi,yani cumhurbaşkanı,her hal ü karda halkın yarıdan fazlasının desteğini alacaktır. Almak zorundadır. %25 Oyla hükümet başkanı olmak, yani başbakan olmak artık tarihe karışmıştır.

    İşte biz referandumda bunun bilincinde olarak evet oyu kullandık. Bilinçli oy kullandığını zanneden hayırcıların çoğu ise neye hayır dediklerinin farkında değillerdi.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here