Gazetecisini cezaevine tıkan ülke olmaktan çıkarılmalı Türkiye.. Nedenini açıklıyorum..

12

Türkiye hızla sandık başına gidiyor ve halkımız 100. yılına varmadan, Cumhuriyet’in kuruluşunda benimsenmiş ‘parlamenter sistemi’, adı ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ olarak konulmuş yenisiyle değiştirme konusunda kararını belli edecek…

Oylarda ‘evet’ baskın çıkarsa ‘başkanlık sistemi’ne geçeceğiz.

Ne kadar önemli bir karar bu.

Avrupalı duy sesisimizi.. Amerikalı sen de..

Ancak.. tamamen bizi.. Türkiye’de yaşayanları.. ilgilendiren bir konuda.. bize yürüyen tartışmalar.. sınırlarımız dışında da ilgi görüyor.. Avrupa ülkelerinden.. ABD’den.. resmi ağızlar da tartışmaya katılıyor…

Venedik Komisyonu bile oyumuzu nasıl kullanacağımız konusunda bize akıl veriyor…

“Ülkemiz önemli, onun için” deyip geçmemiz mümkün… Ya da duyduğumuz rahatsızlığı “Namussuz Batılılar, bize ayar vermeye kalkıyorlar” diye bir çatışmaya dönüştürmek de…

Hükümet ve ‘evet cephesi’ bu ikinci yolu benimsedi. Toplumda zaten var olan zulme uğramışlık duygusu ve o duygunun siyasette tekabül ettiği oy açısından sonuç getirebilecek bir tavır bu.

Tavır doğru, ama savunma hattında zorluk var ve bu da kendini en çok ‘özgürlükler’ konusunda belli ediyor.

Özellikle de ‘hapisteki gazeteciler’ konusunda…

Hapiste gazeteci var mı?

Biliyorum, ‘evet cephesi’ kimden gelirse gelsin bu konudaki eleştirileri kabul etmiyor. Ya “Hapiste bildiğimiz anlamda gazeteci yok” denilerek, ya da “Cezaevinde gazeteci var, ama onlar gazetecilik faaliyetleri yüzünden cezaevinde değiller; terörist onlar” gerekçesi ile eleştirilere karşı çıkılıyor.

Son zamanlarda Alman dış istihbarat birimi direktörü Bruno Kahl’in ve Amerikan Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Başkanı Devin Nunes’in 15 Temmuz darbe girişimini hafife alan açıklamalarına da eşlik etmeye başladı bu konu.

“Darbe girişimi muhalifleri susturmak için kullanılıyor, cezaevindeki gazeteciler bunun göstergesi” demeye getiriyorlar.

Her bakımdan tehlikeli bir gidiş bu.

Gazetecisini cezaevine göndermeyen Batılı toplumların Türkiye ve Türkiye’deki siyasi iktidar algısını belirlemede neredeyse tek ölçü olmaya başlaması yüzünden tehlikeli…

15 Temmuz’un üzerinden kanaat belirlemek için yeterince zaman geçti. Darbe girişimi ile ilgili davalar başladı ve mahkeme safahatı her gün medyada yer alıyor.

Eksik olan tek nokta, darbe ile bir biçimde ilintilendirilmiş olan gazetecilerin durumu.

Nazlı Ilıcak.. Ali Bulaç.. Mümtazer Türköne.. Şahin Alpay (234).. Ahmet Turan Alkan (237).. Ahmet (179) ve Mehmet Altan (180) kardeşler.. Ahmet Şık (83)..

Darbeden hemen sonra –bazısı biraz daha geç– gözaltına alındı ve tutuklandı bu insanlar (Yanlarındaki rakamlar, benim bulabildiğim hapiste geçen günlerinin sayısı.)…

Cumhuriyet gazetesinin yönetiminde yer alan isimler, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku, M. Kemal Güngör’ün tutukluluk halleri 139 güne ulaştı.

Listeye eklenebilecek başka isimler de var.

İsimlerini verdiklerim toplumun ‘gazeteci’ olarak bildiği, görüşlerine âşina olduğu kişiler…

“Gazeteci değiller” iddiası bunların üzerine oturmuyor.

Daha garip olanı, ‘terör’ ile veya ‘darbeye destek vermek’ ile suçlandıkları iddiasına eşlik etmesi beklenecek bir iddianame de ortada yok.

O kadar gündür ne ile suçlandıklarını bilmeden hapis yatıyor bu insanlar…

İçlerinden bazısı uluslararası gazetecilik örgütlerinde görevli veya o örgütlerin üyesi oldukları için de ilgi odağı; örgütleri de durumlarıyla yakından ilgileniyor…

Türkiye en fazla eleştiriyi bu konuda alıyor.

Tek gazeteci hapisteyse.. özgürlük iddiası havada..

Cezaevinde ‘gazeteci’ olduğu için bir tek kişinin bile bulunmasının bir ülkenin ‘özgürlüklere saygılı olduğu’ iddiasını yok eden bir görüntü olduğu nedense unutuluyor.

Uluslararası özgürlük takipçisi kuruluşlar Türkiye’nin bu alandaki notunu acımasızca kırmaya başladılar.

Ekonomimizi yakın takip altında tutan reyting kuruluşları bile bu durumdan etkilenmeye başladı.

Bu duruma bir son vermek gerekiyor.

Ne ile suçlandıklarını artık bilmeli bu insanlar…

Yattıkları günler hesaba katılarak, kanıtları yok etmeleri veya kaçmaları söz konusu olmayacağına inanılanların tutuksuz yargılanması için yol açılmalı ve davaları da bir an önce başlamalı.

Mümkünse referandumdan önce olmalı bütün bunlar.

Türkiye gazetecilerini cezaevlerine tıkan ülke görüntüsünden acele uzaklaştırılmalı.

Aksi halde, dışarıdan ülkemize yönelik eleştiriler duracağa benzemiyor.

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Kolayı var kardeşler.. Ahirette de Bizi kandırmışlar.. Ne istediler de Vermedik.. Aldatıldık.. Yanılmışız Allah bizi affetsin.. 15 senedir polis, mit, asker, bürokrasi emrimizde ama görememişiz deyiverip kurtulurlar sorgu sualden.. Nede olsa kurdelasını kesip hayırladılkları Bankarı onlar açmadı!. Şimdilerde terörist dedikleri Sendikaların açılışına onlar izin vermedi!. hem de 14 Temmuz’da o sendika üyelerinin hesabına devlet olarak 30 ₺ yatırıp bir gün sonra 15 Temmuz’da terörist sendika ilan edenlerde onlar değildi.. 70 yaşındaki kurt politikacı kandırılır yanılır, fakat 26 yaşındaki genç yanılmaz hata edemez!. Güneydoğudaki evlerin yüzde sekseninde Apo’nun resmi başköşededir. Kitapları dergileri okunur, kahvehanelerde aleni proğoğanda yapılır suç değildir, gazeteci birkaç cümle şor eder haydi kodese.. Hemde sekiz Aydır sorgu sual edilmeden.. Me mutlu bize Siyaset kavas, İlim köle, sanat ihtilaç..bizim Memo bekler kodeste ilaç..sonrada bir ayet: “ey iman edenler, bir topluluğa duyduğunuz öfke sizi adaletten ayırmasın..” Yanılıyormuyum sayın akademisyenler, öğretmen bürokrat, gazeteciler.. Sürçü lisan ettik affedin.. Bununla beraber uğursuz hain darbeye bizzat katılıp milleti birbirine düşüren, masum halka kurşun sıkan.. Beynini Fetö ye kaptırmış Avrupa kaçkınları hertürlü cezaya mustahaktırlar..

  2. Gazeteciler, öğretmenler, memurlar, akademisyenler, iş adamları yargılanmadan cezalandırılıyor. En temel insan hakları ve hukuk kuralları çiğneniyor. Üstüne de idam getireceğiz deniyor (lafta, icraat yok ama). Ülke kaostan kurtulamadı ve gidişat sürekli kötüye doğru.

    CB bu akşam müjdeyi verdi. 16 Nisan’dan sonra sürprizleri bekleyin diyor. Herhalde şu olacak. AB’ye elveda. Başka da yapabilecekleri birşey kalmadı. Böylece ödeyecekleri tazminatlardan ve diğer uluslararası kısıtlamalardan kurtulacaklar akıllarınca.

    Tüm AB’yi, ABD’yi, batıyı karşısına almış durumda CB. Türkiye bu gidişe ve duruma layık değil diye düşünüyorum. Böyle bir kopuşa bir kişi karar vermemeli. Batıdan kopmak bize neye mal olacak iyi hesaplamak gerekiyor. Doğuda ne var bize umut vaat edecek? Diktatörlükten, fakirlikten, savaştan, yoksulluktan ve rezillikten başka ne var Allah aşkına doğuda. Suriye’sinden, Irak’ından, ortadoğunun Asya’nın kaosundan, Afrikalardan kaçan batıya kaçıyor. Doğuya kaçanı hiç görmedik. CB bize ne vaat ediyor hakikaten. Türkiye her yerden dışlanmış durumda. Bunu daha ne kadar sürdürebiliriz? Ve ne için?

    Yetti artık #HAYIR diyoruz. Aklı başında orta yol insanlar yönetime gelmeli ve Türkiye’yi tekrar demokrasiye kavuşturmalı. Demokratik bir sistem kurulmalı, insan hakları ve hukuk korunmalı, her türlü eylem evrensel hukuka uygun olmalı, devlet yönetimi şeffaf olmalı ve cemaatlerin, tarikatların, siyasi partilerin hegomanyasından ve yolsuzluklarından korunmalı. Millet bunu istiyor. Bunu vaat etmeyen kimseye de mecbur değil. Tek adama hiç mecbur değil.

  3. Bu düzen devam ettikçe, bu zulüm de devam edecektir. Sen “vur” dersin, bürokrat öldürür. Gazetecileri hapisten çıkarıp gazeteci olmayanları hapiste tutma benzeri düşünceler doğru değildir. Türkiye’yi uçuruma götüren durumumuz vardır. Bunların başında Olağanüstü hal gelmektedir. Basının özelliği şudur; ‘basında işlenen suç basın olduğu için suç tasnii gibi bir durum söz konusu değildir. Dolaysıyla basın mensupları tutuksuz yargılanır.’ hükmü getirilir.
    Bir Basın-Yayın kanunu çıkarılmalıdır.
    Madde1- Her partiye ülkede, ilde ve ilçede aldıkları oylar nispetinde bir yazar kadrosu verilir. Parti teşkilatı bunları atar. Basın kartı yalnız bunlara verilir. Kadro boşaldıkça yenileri atanır. Eskilerini değiştirme caiz değildir.
    Madde2- Basın-Yayın suçlarında suç tasnii mümkün olmadığından basın kartı olanlar, mahkûm olmadan yakalanamaz, tutuklanamaz.
    Madde3- Basın suçları fiili değil de fikri suç oldukları için basın kartı olanların mahkûm olmadan önce yurt dışına çıkmalarına veya ülke içine girmelerine mani olunamaz.
    Madde4- Basın kartını kötüye kullananın aleyhine yargıya gidilerek basın kartı yargı tarafından iptal edilir. Basın kartı iptal edilene bir daha basın kartı verilmez.
    Madde5- Basın kartı olanların yazdıklarından ve söylediklerinden yalnız ve yalnız yazan veya söyleyenler sorumlu olup bunların fiillerinden her hangi başka bir kişi sorumlu tutulamaz, muhakeme edilemez. Basın ve yayın araçlarına veya mevkutelere ceza verilmez.
    Madde6- Mevkutelerde basın kartı olanlar ancak basın kartı olanın sorumluluğunda yayında bulunabilirler. Basın kartı olmayanların yazılarına yer veren mevkute sahiplerine yazının veya yayının iras ettiği zararlı etki ile denk para cezası verilir. Bilirkişilerce belirlenir.
    Bu Parti, Anayasa referandumu ile uğraşmaktan vazgeçmeli, olağanüstü hal mağdurlarının durumlarını düzeltmelidir. Hapiste zulüm görmüş kişinin cezası için her AK Partili milletvekili yarın ahirette hesap verecektir, onlara “Zulmü önlemek yerine nelerle meşgul oldun?” denecektir.

  4. Adi gecen gazetecileri (Kadri Gursel’i de unutmayalim lutfen) senelerdir takip ederim. “Kandirilmis” olabilirler ams bir kumpas icinde yer alabileceklerine ihtimal vermem. Sadece kendi dusuncelerine gore elestiri getirmislerdir hukumete ve onlarin bu pozisyounu kotuye kullanilmistir. Cezaevinde olmalarini gerektiren bir durum degildir bu, hele ki bu kadar uzun bir sure. Hem ayip hem beceriksizlik. Nasil olurda bu kadar surede sonuca baglanamaz butun bu isler.

  5. hiç kimse ülkesinde gazeteciler hapiste olsun istemez neden istesin…politikacılar da istemez herhalde kendisini hem ülkesinde hem dışarıda zorda bırakacak şekilde gazetecileri hapse atmayı…ama dediğiniz gibi evetçilerin kabul etmediği gibi ise durum. yani gazeteci kisvesindelerse-kisvesinde işler çeviriyorlarsa da mı hapse atılmasınlar. yani isimleri gazeteci diye. kim cevap verecek buna. mesela deniz yücel. markel onunla ilgili çağrı yaparken şöyle dedi ”tamam o gazeteciden çok bir aktivistti.” cumhurbaşkanımızda şöyle dedi ” o bir ajandır ” bir siyasiye göre gazeteciden çok bir aktivist bir diğer siyasetçiye göre gazeteciden çok bir ajan. aktivistlik ve ajanlık ne kodlarla söyleniyor bizler bilemiyoruz tabii. ama ikisine göre de gazeteciliği arka planda değil mi…ama malzeme kısmı gazeteciliği.
    bu ülkenin sıradan bir vatandaşı olarak suçsuz hiçbir kimsenin 1 saat bile hapse girmesini istemem. adı ister gazeteci olsun ister öğretmen ister asker. ama vatanına zarar verenlerin de ellerini kollarını sallayıp gezmelerini de istemem. batının eleştirmesine itirazım yok ülkeler birbirlerini eleştirebilmelidirler. ancak bizdeki hak ve özgürlükleri bu kadar yakından takip edenler kendi ülkelerinde farklı dinlerde farklı giyim tercihlerinde olan insanları işe almamaya onlara bazı hakları kısıtlamaya başlıyorlarsa en temel hak ve özgürlükleri kısıtlayanların başkalarına söyleyecek ne sözü olabilir. maalesef hapiste olanlar, işinden olanlar gerçekte umurlarında olduğundan değil, malzeme olduklarından söz konusu oluyorlar. ama masum olanlar bizim insanlarımız bizim için durum böyle olmamalı gerçekten hakkı yenen mağdur edilenlerin acilen ve acilen hakları iade edilmeli, zararları da tanzim edilmelidir.

  6. „Tek gazeteci hapisteyse.. özgürlük iddiası havada..“ -„Gazeteci Deniz Yücel‘i serbest bırakın“.
    Birbirini tamamlayan iki cümle. Sayın Koru’nun yukarda birinci cümledeki tespiti çok şey ifade ediyor. Ikinci cümleyi, Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Steinmeier dün yaptığı ilk konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hibaben söyledi.

    Basın özgürlüğünü yasaklayan politikacının söylediklerine demokratik düşünen insanlar büyük bir şüpheyle bakıyorlar. Gerçeklerin söylenmesini engellemekle bir şeyler gizlenmek isteniyor diye düşünüyorlar. Türkiye‘ deki bir çok insan gibi Batı insanı da darbe teşebbüsü hakkında iktidarın söylediklerinin hepsine inanmıyor… Bence basın özgürlüğünü yasaklayan iktidarlar uzun vadede bindikleri dalı kesiyorlar. Bir gün geliyor, söylediklerine kendi taraftarları bile inanmaz oluyor. Inanır gibi yapıyorlar ama inanmıyorlar…

  7. Fehmi bey 3 aydır suçsuz yere işimden edilmiş bir halde evde oturuyorum. Bir çok arkadaşım ilişkisini kesti. Benimki de psikolojik hapis. Artık herşeyden ümidimi kestim. Eskiden cıvıl cıvıl derse girerken bir banka hesabı yüzünden yaşadıklarım şaka gibi. Yılların emeğine, eğitimli insan gücüne yazık değil mi?

  8. Takdir i ilahi bu olsa gerek. Tam da bu yaziyi yazdiginiz gun Cumhurbaskani sizin ‘ gazeteci ‘ saydiginiz bu kisiler icin olmadik sifatlar sundu. Iftira bir devlet adamina yakismayacagina gore, siz de yanildiniz sayin Koru…

  9. Çok doğru suçsuz insanların içeriye tıkılması doğru deyil insanların özgürlüğünü elinden alanlar birgün gelir o özgürlük sanada lazım olur .
    Bu gazeteci veya normal vatandaş ne fark eder yalız bu mesele ele alınırken gazeteciler ne suç işlerse işlesin bir karşılığı olmayacakmı hakaret iftira yalan hıyanet kumpas teröre destek darbeye destek gibi namuslu insanların suç saydığı şeyler eğer bunlar gazeteci için geçersiz deniyorsa o zaman diyer vatandaşlara hakaret etmiş ve haklarını yemiş olursuz

    Nasıl bir doktor yanlış teşhis kor hastayı sakat bırakır veya hastayı kaybedersek

    bir avukat yalanla dolanla birini mahkum ettirirse

    İlim ehli birisi yanlış bilgiler verir ona inanan güvenen kişileri yanlış şeylere inanmaya sek ederse bunlar namussuzluksa bir karşılığı olması gerekirse elbette gazetecinin yapıp başkalarına zarar vermesinin de bir karşılığı olmalı

    Hep avrupadan örnek veriliyor avrupanın ahlaki değerleri yoksa bizdemi ahlaki insani vicdani değerlerimizi yerlere atıp paspasmı edelim

    Sadece şunu soruyorum bu gazeteciler istisnalar kaideyi bozmaz
    Hepsimi ahlaklı?
    Hepsimi dürüst?

    Can yakmaki Canın yanmasın..

    • „Sadece şunu soruyorum bu gazeteciler istisnalar kaideyi bozmaz
      Hepsimi ahlaklı?
      Hepsimi dürüst?“

      Yukardaki sorunuza cevap:
      Basın özgürlüğünü yasaklayan iktidarlar, özellikle, önce dürüst ve ahlaklı gazetecileri suç işledi diye hapse koydururlar veya işlerinden çıkartırırlar… Bunun dünyada ve Türkiye’de o kadar çok örneği varken, gözünüzden kaçmış olması çok ilginç… Insan konuları anahtar deliğinden bakar gibi görürse böyle yanlış anlamalar kaçınılmaz oluyor…

    • İyi de bir insanın sadece düşüncesinden dolayı suçlanması, delil ve suça iştirak yokken ceza alması normal mi? O halde hepimiz düşünce suçlusuyuz. Suçsuz binlerce insana iftira atıyoruz. Bundan dolayı cezalandırılıyor muyuz? ELbette ahirette hesabı olacak onların da… Ama hukuk kuralları sabittir ve esen rüzgara göre değiştirilemez. Suç olmayan meseleleri suç kabul etmek insani, hukuki, İslami değildir. Herkesin tarafına göre değil de hukuka göre olaylara bakması, başkalarının ağzıyla konuşmaması gerekir.

YORUM YAP