Göztepe-Beşiktaş maçını izlerken Kaşıkçı olayındaki yanlışlıkları düşünmeden edemedim…

20

Yazım yine Cemal Kaşıkçı olayı ile ilgili, ama ben girişte Beşiktaş‘ı dün 2-0 yenen Göztepe‘yi ele alacağım.

İzmir takımı iki sezondur Süper Lig’te. Geçen yıl farklı bir hocası (Tamer Tuna) vardı, bu yıl Bayram Bektaş ile yoluna devam ediyor. İki yılın tablosu özetle şu: Göztepe bu lige yakışıyor…

Ligin en güzel oynayan takımının Göztepe olduğunu söyleyemem; iyi ve güzel oyun için tek takımın çabası yetmez zaten, karşısındaki takımın da rakibinin güzel oyununa ayak uydurması gerekir. Bu yıl ligde Göztepe gibi “Ben 90 dakika bu oyunun hakkını vererek oynayacağım, kazanmazsam da ne gam” anlayışıyla oynayan takım pek yok gibi.

Bu yıl çıktığı 9 maçın 5’inde galip geldi, 4’ünde de yenildi Göztepe, hiç beraberliği yok…

Kazanmayı Göztepe kadar hak eden takım yok ligimizde.

Dün geceki maçtan sonra değişik kanallardaki spor programlarında söylenenlere kulak verdim; neredeyse her söz alan Beşiktaş’ın kötü performansını eleştirdi; Göztepe‘nin hakkını teslim eden pek çıkmadı.

[Beşiktaş kazandığı penaltıyı gole çeviremedi; bugün gazetelere bakın, “Beto penaltı kurtardı” diyen gazete yok, hepsinde “Oğuzhan penaltı kaçırdı” diye veriliyor haber.]

“Acaba” diyorum, “Kendisini hafife alan, görmezden gelen, hakkını teslim etmeyen gürültülü medya ortamı dışında tutulması Göztepe’nin işine mi geliyor?”

Bizim medya için varsa yoksa Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş; ‘3 büyükler’ adı verilen takımların durumları önemli. Onlar üzerinden gücünü ispata çalışan bir kitle medyamızda etkili. O etkiyi de, kulüplere başkan, teknik direktör dayandırmayarak sağlıyor gibiler. ‘Uzman’ bilinenlerin sivri diline düşenin iflah olması mümkün değil.

Spor medyası böyle de siyasetle ilgilinenlerin içinde yer aldığı daha geniş alan sanki daha mı iyi?

Kaşıkçı olayında bizim medya

Mesela bizim topraklarımızda meydana gelen ‘Cemal Kaşıkçı olayı’nı bizim gazeteler iyi değerlendirebildiler mi?

Kimsenin hakkını yemem; özellikle de Suudi Arabistan Başkonsolosluğu önünde gece-gündüz nöbet tutan muhabirlerin hakkını asla. Ancak işte tablo da ortada: Her sabah yazı masasına yabancı -özellikle de ABD- medyasına göz atmadan oturmuş olsam, pek çok ayrıntıdan haberdar olmam mümkün değildi.

En ayrıntılı haberler ABD medyasından alındı.

Hürriyet‘in okur temsilcisi Faruk Bildirici‘nin öz-eleştiri mahiyetinde bugün paylaştığı tespitine göz atalım:

“S. Arabistan’ın cinayeti kabul eden açıklamasına kadar geçen 18 günlük süreçte önemli bilgi ve kritik iddialar hep Batı basınında, özellikle de ABD medyasında çıktı. Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğüne dair ilk haberi veren, konsolosluğa girip gezen ve Kaşıkçı’nın kolundaki akıllı saatin kayıt yaptığı iddiasını ortaya atan Reuters. Kaynağı da hep “iki Türk yetkili”. Kaşıkçı’nın konsolosluğa girerken çekilen son görüntüsünü, uçaklardan birinin Nallıhan civarında bir süre havada bekletildiğini, Türk yetkililerin elinde cinayeti kanıtlayan ses ve görüntü olduğunu, Suudi timinden yedi kişinin pasaport bilgilerini yayımlayan Washington Post. İstanbul’a gelen 15 kişilik ekipte adli tıp uzmanı Tubaigy’nin de olduğunu ve bu ekibin Prens Selman’ın yakın çevresinde yer aldığını fotoğraflarla kanıtlayan, S. Arabistan’ın Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kabul etmeye hazırlandığını üç gün önceden duyuran New York Times. Konsolosluktaki incelemede Kaşıkçı’nın öldürüldüğüne dair kanıtlar bulunduğunu duyuran El Cezire ve AP.”

Hak yememek için bizim basında çıkan bazı ayrıntıları da kayda geçirmiş Faruk Bildirici.

ABD’nin adı duyulmuş gazeteleri ve öndegelen TV kanalları olay duyulur duyulmaz birer gazeteci timi gönderdi İstanbul’a. Dünya ile birlikte bizler de gelişmeleri gün gün onların haberlerinden izledik.

[Mantığı zorlayan, yönlendirici haberler onlarda da vardı; ne yapsınlar yanıldılarsa ‘kaynakları’ onları yanılttı. Bu konuda en titizleri New York Times’tı.] 

Medyamız kendine gelmeli

Muhabirlerin, “Yetkililerimiz bilgi sızdırmak için bizi değil yabancı gazetecileri tercih etti” mazereti yeterince inandırıcı görünmedi bana. Polis-adliye muhabirleri ile onların güvenlik güçleri içerisindeki kaynakları arasındaki yakınlığı bildiğim için özellikle. Yabancı bir muhabirin, gazetecilik becerisi ne denli ileri düzeyde olursa olsun, fazla bilmediği bir ülkede daha önce tanımadığı birilerini bulup onları ‘kaynak’ haline dönüştürmesi herhalde o kadar kolay olmamalı.

Göztepe‘nin ve ‘3 büyükler’ dışındaki takımların yükselişini görmemekte direnen spor medyamız gibi, siyasi medyamız da ülkemizde meydana gelen ve bütün dünyanın dikkatlerini üzerinde toplayan bir olayı hakkıyla değerlendiremedi işte.

En aykırı ve gerçeklere ters düşen haberler yine bizim gazetelerde çıktı; bugün bile çıkmaya devam ediyor.

Kendimize gelmeliyiz.

Cemal Kaşıkçı olayı ile ilgili önceki yazılarım:

1. Cemal Kaşıkçı olayında bilinmeyenler… Tam bana göre bir olay bu…

2. Mükemmel infaz yoktur… ‘Vardır’ diyenler CIA ve Mossad’a sorabilir… İşte gerçekler…

3. Erdoğan neden ‘sivrisinek’ dedi? ‘Kaşıkçı Olayı’ için Türkiye’nin seçilmesinin bir sebebi var…

4. Cemal Kaşıkçı olayı ile Agatha Christie arasında ne ilişki var? Var elbette…

5. Cemal Kaşıkçı olayı üzerindeki sis dağılırken… Ben yıllar önceki başka bir olayı hatırladım…

6. Kaşıkçı için her gün senaryo yazılıyor… Hangisi doğru, hangisi yanlış…

7. Kaşıkçı gazeteciydi, Brunson da dinadamı.. Onların durumuna gösterilen ilgi bizi düşündürmeli…

8. Kaşıkçı olayı giderek ‘komplocu’ yaklaşımlara zemin hazırlıyor.. Farkındasınız değil mi?

9. Kaşıkçı’nın öldüğü resmen açıklandı.. Sorular ise hala cevapsız…

10. Vatandaşını aldatan -hatta öldüren- devletleri bu yaptıklarına pişman etmeliyiz…

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. Kasikci cinayeti bir turnusol kagididir.Neden oldurulmus neden istanbul secilmis bunlarin hicbir onemi yok.katiller birini oldurecekse bunu
    Sokakta da infaz edebilirdi.Ancak aptalca bir hareketle konsolislukta yaptilar.
    Bundan sonrasi asil onemli bakalim kimler ne tepkiyi veriyor.Eski bir ajan oldurulunce verilen tepki is ekonomiye dayaninca bakalim nasil olacak.Demokrasi ve insan haklarinda mangalda kul birakmayan bati bakalim bu sinavdan gecebilecek mi.Bakalim prens hazretlerinin konumu ne olacak bunu zaman gosterecek.

  2. Göztepe bir İzmir takımı… Spordan açılmışken, “Altınordu Takımı”nı kalkındırmak en azından İzmir için milli bir hedef olmalı. Fehmi bey bir yazısında yabancı futbolcusu olmayan nadir takımlardan biri olduğuna değinmişti. İzmirli değlim ama yerli rekabetin sembolü olarak bu işi benimsemiştim: http://fehmikoru.com/bir-futbolseverin-huzunlu-notlari-ilgilenen-okusun/ . İzmir takımı olarak, Göztepe ile prensip anlaşması ile bu konuda koalisyon yaparlarsa sonuç daha da anlamlı ve etkili olur. Prensipleri yerli üretim kaliteli (ahlaklı-becerikli-parayla şımarmayan) futbolcu yetiştirmekse bir futbol okulu kurup çok küçük yaştan eğitime başlamak (sporcu ama insan olarak). Eğitimin parçası olarak maneviyatla da takviye edilerek bu iş yapılırsa (ezbere değil, şüphesiz!), kalite ve başarı yuvalarına dönüştürülmesi gayet mümkündür. Böyle bir takımın taraftarları da kaliteli olur, araya karışmış trolvari kişilikleri barındırmayıp kendilerine dönüştürmeyi de başarırılar…

  3. futbol bölümünü hemen es geçiyorum geriye zaten yine kaşıkçı meselesi kalıyor. fehmi korunun bu meseleye ilgisi çok tatminkar ancak yorumların kalitesi için aynı şeyi söylemek zor. bilgi açısından yazılanlardan çizilenlerden fazla bir şey yok yorumlama da ise belli meselelerin belli gayelerle altı çizilmesi son derece yerinde olsa da altı çizilmesi gereken çok mesele de benim futbol bölümünü es geçtiğim gibi es geçilmiş. tabii aynı sebeplerden olmasa gerek… dolayısıyla haberciler gibi yorumcularında konuyu pek iyi değerlendirdiklerini düşünmüyorum..fehmi beyin son zamanlarda yaşadığı sağlık sorunlarını göz önüne alarak eleştiriyi hakkaniyetli bir noktada bırakalım…
    aslına bakarsanız gizemli türk yetkilinin bilgileri özellikle yabancı basına servis ettiği, bunun bazı amaçlarla yapıldığı pek çok haber programında tartışıldı. inandırıcıdır değildir başka bir tartışma konusu tabii. basit bir adam öldürme meselesi olmadığından hatta neredeyse bütün devletlerin en üst makamları tarafından ele alınan bir mesele olduğundan devletlerin gizli saklı kimi hesapları bile bu mesele üzerinden görmeye çalıştıklarından bazı detayların önemini anlamakta zorlanıyor olmak makul gibi…

    • Basit bir adam öldürme değil, şüphesiz. Suudilerin basitleştirme teşebbüslerini dünya kamuoyunda kabul etmeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Trump’a rağmen önemli düzeyde yetkilileriyle ABD, Merkel’in Almanyası, Trudeau’nun Kanada’sı da bu sayıya dahil oldular (dahil olmayanı heme hemen yoktur). Böylesine katil olan yönetimin kontrolüne geçmesi açısından MBS’ın S. Arabistan’ına satın almağa çalıştıkları “silahlar satılmamalı, bu adamlara güven olmaz” sesleri duyuluyor. İran’nın pek sesi çıkmıyor. MBS’in silahlanmaması İran’ın avantajına olan bir durum (nasıl ki İsrail İran’ın silah geliştirmesini istemiyorsa ve yahudi damadın yakın dostu MBS’i Yahudi/Amerikan menfaatine uygun her konuda destekliyorsa).

      Gelişmiş ülkelerin dünya’sında, en üst makamların her türlü kendi hesapları arasında hem fikir oldukları bir konu “katledilen Kaşıkçı, eleştirinin-sorgulamanın-hürriyete yönlendirmenin sembol bir ismi olmuş olması”. Bu hal Batı’nın sahip olduğunu iddia ve her fırsatta ilan ettiği değerlerle çakışıyor. Kaşıkçı belki de ABD yönetimine “özeleştiri” yapması gerektiği konuları da hatırlatmağa, Amerikan halkını uyandırmağa çalışıyordu. Ancak, bunun için ABD nin onu ortadan kaldırmaya katkıda bulunan bir hareketin içine girmesi ihtimali epey düşük bir ihtimal. Çünkü, Amerikan toplumu eleştirilebilir yanları olsa da eğitimi oldukça yüksek bir toplum. Trump’ı eleştiren, alaya alan ve hatta ateş püsküren küçümsenmeyecek sayıda aydınları olan bir toplum. İşte bu aydınların fonksiyonları sayesinde MBS’in yakın dostu “Damat Kushner” bile MBS’e “hizaya gel” demek zorunda kalıyor. Hürriyet, kültür haline gelmiş (bunu taçlandırmış ve heykelleştirmişler de-Statue of Liberty!), ağır eleştiriye maruz kalanlarda bu kültürün vermiş olduğu bir olgunlauk var. Neyin ne olduğunu bilenler az değil. Bunlar da Amerika’ın alimleri ve yön vermeğe çalışanlar. Kendilerini, ezberine bir Trump bencilliğine kaptırmıyorlar.

      • “silahlar satılmamalı, bu adamlara güven olmaz” seslerini ahlaki bir kaygıya bağlamıyorum, devletler arasında her neyin pazarlığı yapılıyorsa ellerini bu olay üzerinden yükseltiyor olmalılar. hayata geçecek bir ambargonun da bir geçerlilik süresi olacaktır kuşkusuz, pürüzler giderilinceye kadar..suudlara bırakalım silah satışını yasaklamayı adamları silah almak zorunda bırakıyorlar ve de o silahları kullanması için baskı yapıyorlar. yemen de neler oluyor..
        ne yazık ki ne dünya kamuoyunun ne de devletlerin ahlaki bir refleksleri kalmadığını düşünenlerdenim. pkk ya silah satan, garın önünde eylem planlayanlar, masum insanları terör eylemlerine kurban edenler , darbeden kaçanları misafir edenler “silahlar satılmamalı, bu adamlara güven olmaz” diyenler değil mi…bütün değerlerin içinin boşaldığı bir sarmala evriliyoruz. eğitimi yüksek Amerikan halkı iklim anlaşmalarından çıkan hükümeti için ne yapıyor, kaç miting düzenliyor… ülkemizde bundan payını her kademede alıyor maalesef. hayvanlara eziyetten kadına şiddetten siyasetin geldiği yere kadar. dejenerasyon o kadar ki binlerce masum insanı yüzlerce bebeği katleden kanlı örgüt pkknın jargonu olan tc bile uluorta kullanılıyor da kimse noluyor demiyor…

        • Ahlaki kaygı konusunda pek bir şey yok zaten. Amerikan halkının eleştirilebilecek yanlarından biri bu. Ahlak, geliştirdikleri emperyalist kültürün kontrolünde. Her alanda alabildiğine yaşam hürriyeti (ahlaksızlık hürriyeti de dahil tabi). Trinity arasına sıkıştırılmış kalmış İsa (Jesus)’nın ilahi sevgisi o kadar derin ve kuvvetli ki bunların günahlarının hesabını ödemek için peşin çalışmış adeta!! Bu günahların affı için takdiri ilahi olarak tıpış tıpış çarmıha gitmiş!!! Love, Love, Love bütün yaşam felsefelerini de buna dayandırıyorlar. Bütün güvenceleri sevgili/sweet Jesus! Bu insanlara Allah rızası için Jesus’un aslında kim olduğunu anlatacak birilerine ihtiyaç var. Kuzey Amerika’ya açıldık ya, acaba bu zamanla olabilir mi, olsa ne iyi olur derken, olası potansiyel, “nefse” uyarak alel acele bir darbe teşebbüsüyle her şeyi berbat etti!!

          İklim anlaşmalarından çıkma hali Trump’a karşı kesinkes bir alay ve eleştiri konusu. Ahlaki açıdan düşünenler yok değil. Amerika’da Trump’u eleştiren çevreler Amerikanın güvenmediği ülkelere silah satışına da karşı. Petro dolarların bütün hatırına rağmen, MBS yönetimini ortak payda hürriyet, hayat felsefelerinin karizmasını çizdiği için sembolik değer Kaşıkçı olayı sarsıntı yarattı. Bu silahları Amerika’yı (ve en yakın bildiğimiz müttefiklerimizi) savunmak için sadece kendimize saklayalım diyenleri çok. Keşke yönetirken insanlık adına ahlaki bir kaygıları olmuş olsa. Bu aslında bütün dünyanın sorunu, ve biz de buna dahiliz, malefes (Artık kurtaracak bir Peygamber de gelmeyeceğine göre insanlığın işi zor). Bu arada, biz de silahımızı yapmağa başladık, hatta satmaya da. Başı çeken onlar kuyruklarına takılan digerleri ve bizler. Başka çaremiz de yok-savunma kaygısı herkes için doğal bir kaygı. Saman altından su yürüterek silah geliştiren geliştirene. Trump güvenmediği için Ruslarla aralarındaki nükleer anlşmadan çıktı. Hergün her konuda ileri giden, rakip olan Çin buna dahil olmadığı için bu anlaşmanın zaten bir esprisi kalmamış, Trump’a göre. Yani bu iş Amerikayı eski günlerdeki büyüküğüne götürmesine engel teşkil edyor algısı var.

          DiNi gözlüklerimle baktığımda benin görebildiğim manzarada, vesveselere karmışken birbirine güvenemiyor, birbirinden endişe duyuyor insan. Sorun insan olduğu kadar insanlık sorunu! Ben diyorum ki Peygamber de gelmeyeceğine göre geriye insanlığı kurtaracak tek bir şey kalıyor. O da, Akıl-İman Sentezi, artık ne kadar kurtarabilirse…

  4. Genellikle amerikan medyası üzerinden verilen bilgi ve haberler sayesinde Trump’ın siyaseten sıkıştırıldığı aşikar. Nitekim Erdoğan salı günü bu konuda açıklama yapacağını belirtince hem Trump hem Pompeo ülkemizdeki muhataplarını ardarda tekrar aradılar. Burada ülkemiz gayet başarılı olarak hem abd yi hem suudları gerçeği kabule mecbur bırakmış ve aralarındaki işbirliğini de gözönüne sermiştir. Dürüst başkan Trump İsrailin güvenliği ve İranı sıkıştırmak için Suudlara fazla laf edemeyeceğini açıkça itiraf etmiştir. Avrupa da açıkça suudlara karşı çıkmıştır. Bunlar diplomatik olarak başarı ve psikolojik üstünlük getiren durumlardır. Geçmişteki gibi faili meçhullerde gerçeği ortaya çıkaramayan bir Türkiye olsaydı hem bu cinayet üzerimize kalır hem de çoğu ülkeyle büyük diplomatik sıkıntı yaşardık. Devlet kurumlarındaki temizliğin en büyük sonucu budur.

  5. Sayın Koru’nun Kaşıkçı olayından uzaklaşamaması gayet normal ve yerinde görünüyor. Zira şu anda ülkemizin de İslam Dünyasının da en önemli problemi fikir ve ifade özgürlüğü. Teknoloji ile birlikte bilginin yaygınlaşacağı ve baskıcı yönetimlerin insanları güdemeyeceği var sayılıyordu ama öyle olmadı, hatta biraz tersi oldu sanki. Gerçek ayakkabılarını giyene kadar yalan dünyayı dolaşıyor. Şu anki tartışmalarda bile dünya kadar saptırma haber servis edildi. Baskıcı yönetimler seçici sansür uygulamaları ve gri propaganda denilen yöntemle kitleleri, hatta dünyayı yönlendiriyor ve kendi yalanlarını tek gerçekmiş gibi kabul ettirmeye çalışıyorlar. Kaşıkçı gibi bağımsız gazeteciler de bunun önündeki en önemli engel olarak görülüyor ve ortadan kaldırılmaya çalışılıyorlar. Baskıcı yönetimler özgür düşüncelileri önce satın almaya, olmazsa susturmaya (hapis, sürgün, gazetesine el koyma veya kapatma, öldürme) o da olmazsa itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Kaşıkçı olayında bunların hepsi yaşandı ne yazık ki. Yazar burada bahsetmedi ama Prens M. bin Salman’ın binlerce kişiden oluşan bir trol ordusu var.
    Ben bu trol ordusunun önemine ve baskıcı yönetimlerin trollerle medyayı maniple etme yöntemlerine dikkat çekeceğim. Bu troller özellikle twitterda çok aktifler. Her muhalif twittin altına yüzlerce küfür ve hakaret yazıyorlar. Benzeri youtube gibi platformlarda da var. Hiç utanmaları olmadığından ve seviyeleri de sıfırın çok altında olduğundan her türlü galiz ifadeyi kullanmakta bir mahsur görmüyorlar. Bu site gibi yorumların onaylanıp yayınlandığı yerlerde küfür yazamıyorlar ama muhalif yazıları ve yazarları itibarsızlaştırmak ve etkisizleştirmek için her yolu deniyorlar.
    Troller nasıl anlaşılır? Troller seviyesiz ve birikimsiz olduklarından genellikle kısa ve saldırgan ifadeler kullanırlar. Uzun ve tahlile dayalı yazılar yazamazlar ancak alıntı yapabilirler, bu da zaten sırıtır. Sıklıkla çelişkili şeyler söylerler, bir milliyetçidirler, bir İslamcı olurlar. Bir trol aynı yazıyı on farklı yere kopyalayıp yapıştırabiliyor ve konuyla da pek alakası olması gerekmiyor. Twitterda yazı sınırlaması olması kısa yazdıkları için onlara uygun ortam oluşturuyor. Girdikleri tartışmalarda sorulara cevap veremezler sadece hakaret ederler veya alakasız iddialarda bulunarak konuyu saptırmaya çalışırlar. Bu özellikleri ile kolayca teşhis edilebilirler.
    Trollerle nasıl başa çıkılır? Bu oldukça zor bir durumdur. Trolleri tespit edince kesinlikle cevap verilmemeli ve sataşmaları dikkate alınmamalıdır. Her ne söyler ve yazarlarsa bu değişmez. Onların asla cevaplanacak bir seviyeleri yoktur ve herhangi bir şekilde bir şey öğrenme niyetinde değillerdir. Trol yerine bir makine konmuş olduğunu ve bu programlama ile size küfrettiğini düşünebilirsiniz. Lütfen dikkate almayınız. Başlangıçta teşhis edene kadar bir kaç kez cevap verilse bile sonrasında değmez.

    • Sayın hakan çok önemli bi konuya dikkat çekmişsiniz; özellikle de sosyalmedyadaki çakma hesaplar ve polemik tarzlarına ilişkin ifadeleriniz gayet yerinde. Bi otoportre ancak bu kadar güzel tasvir edilebilir:)

      • “Bu ana muhalefet lideri bu milletin başına bela oldu, CHP nin başına da bela bu adam, Bidefa bizim bu beladan kurtulmamiz lazım” cümlesi de bu trol tanımina giriyor mu girmiyorsa nasıl anlamaliyiz?

        • Soruyu soranın teknik olarak önce soruyu düzeltmesi gerekir. “…bu trol tanımina giriyor mu” diye sorulursa herhangi bir kişi bu soruyu cevaplayabilir. Mesela ben.
          Lakin mevcut haliyle
          “…bu trol tanımina giriyor mu girmiyorsa nasıl anlamalıyız?” diye sorulacak olursa bunu herhangi birisi cevaplayamaz. Mesela ben.
          Ama muharrem ince pekala cevaplayabilir.

    • Troll hayatta kullanmadığım bir kelime, ancak tanımlama yerinde. Yandaş olmanın ötesinde bir şey. Kuduzlukları yapmağa çalışılan savunmaları zehirleyerek adeta lüzumsuz kılıyor. Savunulacak konularda bile normal insan bu saldırgan sürüye aitmiş gibi gözükmek istemediğinden savunmaya katılmakta tereddüt ediyor. Ortak özelliklerinden biri küfür. Bu anlamda, etnik markası farklı olsa da “küfür tek millettir”.

      Trollük bir sürü sporu, futbolda da eşdeğeri olan bir şey. Taraftarlar arasına karışmış kuduz köpek gibi kendilerini belli ederler. İşin acı tarafı makul denebilecek taraftarlar da bunlara pek ses etmezler “benim saldırgan köpeğim iyidir” muamelesi çekerler. Bunlara tavır takınmağa bence değer. Tek kişi de olsan hak bildiğin yolda gideceksin, hadlerini bildireceksin. Tabi bu, Hak’kı tanıman ve haklı olman kaydıyla….

  6. Takip edebildiğim kadarıyla son yıllarda türk sporcuları dünya çapında birçok başarıya imza atıyor; eskrimden tutun da tekvandoya kadar onlarca altın madalya ve şampiyonluklar elde ettiler. (Meraklısı şöyle bir bakınabilir spor haberlerine.) Yine hatırladığım kadarıyla futbolda öyle kayda değer bir başarımız yok ama her nedense sürekli bu lümpen eğlencesinden bahsediliyor. Galiba basınımız(!) kimi futbolcuların özel hayatlarında yediği haltları dünya şampiyonluklarımızdan daha ilginç buluyor… Öyle anlaşılıyor ki türk sporcusu bir dip-dalgayla farklı branşlarda yükselirken eski türkiyenin kılıç artığı kıytırık medyası da “ayaktakımıyla” ilgilenmeye devam ediyor. Biz türk gücünün timsali genç sporcularımızı takip etmeye bakalım:)

  7. Ben bizim havuz medyasini okuyunca kendimi aptal yerine konulmuş hissediyorum.
    Hatta Fehmi beyin hergün Ocak Medyada misafir ettiği havuz yazarlarida dahil hiç birini okumuyorum..Bizim dinimiz israfi yasakladiğı için zamanimi boş şeyler okuyarak harcamiyorum.

    Bugün internette köşe yazarlarini okurken Micheal Rubinin şu yazisinida okudum.

    Michael Rubin
    @mrubin1971
    Don’t punish the UAE and Bahrain for Saudi misdeeds” (my latest for
    @dcexaminer
    ) (link: https://washex.am/2P2LbOG) washex.am/2P2LbOG
    @AEIfdp
    #Bahrain #UAE #Iran #Khashoggi
    Jamal Khashoggi vigil-Tawakkol Karman101518
    Don’t punish the UAE and Bahrain for Saudi misdeeds

    Bizim trollerin Rubine yazdiklari kibar küfür ve tehditlerden birer tane kopiledim.

    Içlerinden sayilari çok azda olsa twittini beyenenlerde vardi.
    Biriside TC deki bebekler ve kadinlarain hapisde olusuna tepki gosteren uluslar arasi kuruluslarin tepkiler

    ××××××
    Michael Rubin
    Erdogan Kasikci’ya ne oldugunu aciklama sozu verdi. Merak ediyorum acaba darbe sirasinda da gercekten ne oldugunu aciklayacakmi. Mesela SADAT ne yapiyordu yada sivilleri aslinda kim oldurdu? #Turkiye #Khashoggi
    ××××××

    • bak sen
      neler de varmış
      kim nelere de inanıyormuş
      hatta Erdoğan Kaşıkçı’yı kendisinin nasıl Fidan’a öldürttüğünü de açıklamalı değil mi?
      senaryo şu; Kaşıkçı başkonsolosluğun arka kapısından gönderilir. bunu gören Erdoğan hemen cinayeti planlar Fetö’nün üzerine yıkar
      bence sen Fehmi beyi de okuma, zaman ısrafı
      Fuat Avni neyine yetmiyor

    • Nurdan hanım havuz ya da hamam medyası farketmez, türkiye basını her daim halkımıza düşmanlık ettiği gibi sürekli de keriz yerine koymuştur zaten! Sürekli kendi arasında evlilikler yapan azınlıkların yaşadığı zeka gerilikleri gibi medyamızın ik havuzu da aynı dertle malüldür. O yüzden sizi aptal yerine koyuyorlarmış gibi gelmesi normaldir:) cem arkadaşın da belirttiği gibi avanak avni, ahval, karar gibi haber kaynakları dururken öbürlerinin yüzüne tükürmem!

    • Nurdan hanım hissi davranmanız, size itibar kaybettirir.
      Zanları yazmanızda öyle. İtirazlarda o yönde gelmiş. Kızdığınız ve itibar emdiğiniz yazarların karşısında, tersinden yapmak aynı duruma düşürür.
      Ulaşılan ve belgeli bilgileri yazmak gerekir
      Ön yargıları aşın
      ingilizce yazıyı tercüme ederseniz güzel olur, yararlı olur
      Merak uyandırdınız, baktım ama ingilizcem olmadğğı için okuyamadım
      Slmlr

      • Zekiryya bey, ben ön yargılı değilim, fakat ön görüşlüyüm.ön görüşlü olmamin nedenide yalanlari iyi anlamamdan ve onların yerine gerçekleri oğrenmemden dolayi
        Gazeteci dediğin gerçekler ne ise onu yazar birilerine hoş ggörünmek icin acikcasi menfaatini düşünerk yazmaz.
        Rahip Brunson olayi gibi.

        İnsanlar neden okurlar?
        Birşeyler ögrenmek, veya doğrulari bulup, anlamak için!
        Ben bunlari bizim memleketin şu anki medyasindan (istisnalar haric) göremiyorum, onlar memleket yararina değil zararina olan olaylari yaziyorlar.
        O yaziya gelince şu an onu Türkceye çevirecek zamanim yok.
        Sadece bizim basin ile ABD basınin arasindaki farki anlatmak icin o linki verdim.
        Fakat size kisaca anlatayim.
        M R bilindigi gibi orta doğu uzmani onun için şunuda belirterek “Eğer Turkiye doğru şöyliyor ise” (bu yaziyi yazdiğinda sudiler cinayetden haberimiz yok diyiyorlardi) kendi bilgi ve görüşlerini, neler yapilmasi gerektiğini ve ,nelerin yalniş yapıldiğnı
        Eleştiriler ve tavsiyeler eşliğinde ABD ve Orta Doğunun menfaatlari için şunu yapin şunu yapmayın derkende hedefinede Prens koymuş ve onun zararli olduğunu anlatan ve tavsiyelerde bulunan siyasi bir yazi.
        Yalniz Trumpin aksine M R Prensi hic sevmiyor.
        Onun gitmesi gerektigini altini çiziyor.
        Acikcasi ortadoğunun refahi için Prensi harcayin demek istiyor.
        Yalinz bu adam Trumpin bir numarali mualifi, ve onun bütün yalanlarini ortaya çikariyor.
        Bazen Turkce twit atiyor. Bizim kadinli erkekli, insanliktan nasibini almayanlar acayip kufurler ediyorlar.
        Ben onlarin arasindan en temizini seçim buraya aktardim faka makaslandı.
        Bizi dunyaya rezil ediyorlar.KUFURDEN baska Iki kelime adam gibi yazi yazmayi dahi
        Beceremiyorlar.

  8. Medyamızın olaya yaklaşımı Yandaşlık hastalığından olmasın. C.B. sözcüsü bile ilk açıklamasında “işin insani boyutu, diplomatik boyutu, ….boyutu var” diyerek bir cinayete ne tepki vereceklerini bilemediler. Suudilere sert diplomatik tepki verilmeli diyenlere “diplomasiden ne anlarlar” dediler.
    Bağımsız ve tarafsız basın mı istiyorsunuz.
    Güldürmeyin…..Çünkü Suudilerle benzer zihniyet çok da uzakta değil…

  9. Biraz da spor.
    Göztepe çok iyi oynadı lakın birkaç çicekle bahar olmuyor.
    Bazen bazı anadolu takımları zaman zaman bir çikiş yakalıyorlar sonra kaybolup gidiyorlar.
    Eskiden bir dönem Trabzon spor (halen o günlerin hayallerıyle çabalıyorlar)yakın tarihte Ankaragücü,Bursaspor(ilk defa şampiyon oldu)Kasımpaşa,Başakşehirspor hepside belirli dönemlerde başarılar sağladı lige renk kattılar.
    Bir zamanlar İstanbulspor şimdi nerede.
    Spor yorumcuları meslek olarak siyasetçilere benzer onlarda hep tribünlere oynarlar.
    Hangi takımın taraftarı çoksa o takımla ilgilenir taraftarlarının nabzını tutarlar.
    Spor yorumcularının bütün başarısı taraftarının dikkatini çekmek ve izlenmektir.
    Burada doğru ve güzel sözler iş yapmaz; genelde külüp başkanlarına yalakalık ederler.
    Suçlu kötü gidişten bellidir.Başta teknik direktör veya futbolculardır.
    Başkanlar başarıda en büyük başkan bizim başkan olur.
    Başarısızlıkta ilk kurban antrenör ilan edilir.
    Her zaman değişen antrenör ve futbolcu olur.Başkan yoluna devam eder.
    Göztepe ye gelince böyle devam etmesi hatta şampiyon olması arzumuzdur.
    Lige zevk kattı ve ofansıf oyunuyla ya yeniyor ya yeniliyor ama seyirciye güzel maçlar seyrettiriyor.
    Ben şunu gözlemledim eğer külüp başkanın (çoğu zengin ve işadami) işleri iyiyse takimda başarılı oluyor.
    Eğer başkan nın işleri bozulmaya başlayınca takım da tökezliyor.
    Takımın başarısı ait olduğu şehrin ekonomisi ile de doğru orantılı oluyor.EKONOMİSİ DÜZELEN ŞEHRİN TAKİMİDA DÜZELİYOR YADA TERSI OLUYOR.
    Şu sıralar İzmir revaçta ve Türkiye şartlarına göre yükselişte.
    KAŞIKCI CİNAYETİNE DÖNERSEK BİZİM RESMİ GAZETELERDEN HİÇBİR KONUDA BEKLENTİMİZ YOK Kİ
    BU KONUDA GAZETECİLİK ADINA BEKLENTİMİZ OLSUN.
    BİR MANŞET ATARLAR, SONRA EGEMEN BAŞKA SÖYLER DÖNER ONU MANŞET EDERLER ARADA YÜZSEKSEN DERECE FARK OLSA DAHİ.(Bunlara hacı yatmaz mı diyorlar galiba)
    SİZİN SAYENIZDE YABANCI BASINDAN HABERİMİZ OLUYOR.(Gelki onlara da tam güvenilmez ama çeşitli kaynaklardan ve çok tutarsiz yazıları okuyucularının kültür düzeyini rahatsiz edeceğinden bu kadar absurd yazılar yazamazlar)
    Yerli basından umudu kestik çoktan.
    Yabancı basından da size muhtacız F.K. bey.
    Gerisi hangi kaynak olursa olsun bize düşüyor.
    Hadiseleri yorumlamak akıl ve mantığımızla değerlendirmek.
    AKIL VE MANTIĞIMIZA TERS GELEN HABERLER NE KADAR DOĞRU GÖRÜNSE DE KABUL EDEMEYİZ.
    HER ŞEYE ŞÜPHEYLE YAKLAŞMAK ZORUNDAYIZ.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here