İktidar cephesi zorda görünüyor.. Sebeplerini onlar namına düşündüm…

58

İktidar cephesinde (AK Parti ve MHP) işler iyi gitmiyor.

Sizleri bilmem, ama benim bu yeni kanaatim her geçen gün giderek daha da pekişiyor.

Yolun başında, 31 Mart yerel seçiminden yeniden galip çıkmayı AK Parti-MHP cephesi için cepte keklik olarak görmekteydim. Seçim tarihi yaklaştıkça bu konuda kuşkularım arttı. Şimdi ise işlerin iyi gitmediğini düşünmeye başladım.

Nedeni anketler değil. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “Anketlere güvenmiyorum” demesi elbette kuşku veriyor. Benim gördüğüm endişe verici anket sonuçlarından daha fazlasını Erdoğan da görüyor olmalı. Anketler iktidar cephesi için olumlu bir tablo çizmiyor.

Özellikle de büyük kentlerde.

Ancak anketlere bakarak oluşmuş değil kanaatim.

Yanlış kampanya

Ekonomik durum alarm veriyor, bu ihmal edilmeyecek bir sebep. Fakat başka sebepler de var.

İktidar cephesinin sözcüleri ile görevini iktidar cephesi çizgisinde haber yapmak veya yorumda bulunmak olarak tanımlamış olanların köşelerine ve yorumlarına hakim hale gelen hava, her geçen gün, bir bozgun beklentisi içinde olduklarını dışa vuruyor.

‘Beka’ sözcüğünün bunca kullanılması ve aleyhte algılara sebep olduğu belli iken kullanılmaktan vazgeçilmemesi bana elde başka malzeme bulunmadığını düşündürüyor.

Aksi halde, 17 yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi kadronun yerel seçim kampanyasını “Bize oy vermezseniz ülkenin bekasını tehlikeye düşürürsünüz” tezi üzerine oturtması makul görülebilir mi?

Vatandaş, “Ülkeyi böyle bir duruma kim düşürmüş olabilir?” diye düşünmez mi?

Son zamanlarda ağızlara ve köşelere düşen ‘dava’ sözcüğü için de aynı tehlike söz konusu: Bir siyasi kadronun ‘dava’ diye bir derdi olabilir elbette; ancak iktidardan -yani ülke yönetiminden- uzak oldukları dönemde bundan söz edilebilir. İktidara gelen kadrolar kolları sıvayıp ‘dava’ diye andıkları ne/ler varsa onları gerçekleştirmek için çaba gösterirler.

İktidarın 17. yılında, “Davaya ihanet edenler var” veya “Bizim davamız pazara kadar değil mezara kadar” gibi sloganlar hayli tuhaf kaçıyor. Bu cümleleri duyanlar ‘dava’ konusunda farklı düşüncelere dalarlarsa kınayabilir misiniz?

Peki işleri sarpa sardıran sorun ne olabilir?

Aklıma gelen ilk cevap, AK Parti’nin kazandığı her seçimde büyük payı olduğu bilinen Erol Olçok‘un artık aramızda bulunmayışı oluyor. 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında şehit düşen 250 kişi arasında o ve oğlu da bulunuyor.

Erol Olçok siyasi hayatımıza özellikle seçim kampanyaları sırasında pek çok yeniliği getirmiş bir kişilikti. Her kampanya öncesinde iktidara uzak bilinen yerli-yabancı isimlerle de görüşür, parti için araştırmalar yürüten şirketlere sorular sipariş eder, zaten içinde yaşadığı halkın nabzını iyi tutan kampanyalar önerirdi.

Galiba onun yokluğu iktidar cephesinin sendelemesine yol açıyor.

Seçim kampanyalarının önemini siyaseti gözlemeye başladığım ilk günden beri bilirim. Bu alanı en iyi değerlendiren siyasetçi rahmetli Turgut Özal‘dı. Gerektiğinde yabancı uzmanlardan da ANAP’ın kampanyalarına destek arayışına girer, en çarpıcı slogan ve görsel malzemelerle seçmen karşısına çıkmayı başarırdı.

ANAP’ın kampanyaları, Özal‘ın “Nasılsa kazanırım, benden başkasına mı oy verecekler?” rahatlığını duymasıyla birlikte aksamaya başlamıştı.

Acaba aynı rahatlık mı bu seçimde iktidar cephesini yanlışa sürüklüyor?

Medyaya hakim olmak da gevşemeye sebep olmuşsa şaşırmam. Her akşam neredeyse bütün TV kanalları iktidar cephesi çizgisinde görüşlere yer veriyor. Gazeteler yalnızca iktidar cephesinin reklamlarını yayınlamıyor, bütün sayfaları reklam gibi…

Gevşekliğe yol açacak bir tablo bu.

Ancak, kendileri ön planda görünmeksizin pek çok ülkenin seçim kampanyasını yöneten ve hep başarılı olan uzmanlar, bıkkınlığın iktidarların en büyük düşmanı olduğunu söylüyor.

Papaz her zaman pilav yemez misali.

Perde gerisinde kalmayı seven ikili

Geçen gün aktardım: Bir İsviçreli gazeteci, ABD’de Richard Nixon‘dan itibaren kampanyalarda söz sahibi olmuş birinin (adı: Arthur Finkelstein), yine kendisi kadar kafası çalışan daha genç biri (George Birnbaum) ile ekip haline gelerek son on yılda Avrupa’da destek verdikleri ‘sağcı’ politikacılara seçim kazandırmalarını afişe etti.

Burası Makedonya.. Seçim kampanyasında ‘şeytan’ George Soros..

Adamların gayet basit formülleri var: Karşındakini küçük gör, öyle biri yoksa dışarıdan bir düşman bul, hep onu rezillendirerek kampanyanı yürüt… Macar Musevisi olan Soros Macaristan’da bu işe yaramış; oradan başka ülkelere de ‘düşman’ olarak yine onu taşımışlar…

Yalan söylemeyi mahzurlu görmeyen bir anlayışı kampanyalara sokan da Finkelstein-Birnbaum ikilisi. İsrail’de Netanyahu‘ya sürekli seçim kazandıran da onlarmış…

İsviçreli gazeteci tarafından desteklerinin afişe edilmesi sonrasında Netanyahu‘nun İsrail’de işi zorlaştı, yargı devreye giriverdi.

Ülkede etkili bir güç olan hahamlar, Musevi Finkelstein-Birnbaum ikilisinin Musevi Soros‘u ‘şeytanlaştırarak’ yürüttükleri seçim kampanyaları yüzünden Avrupa’da ‘Yahudi düşmanlığı’nın arttığı görüşündeler ve o tür kampanyalar yürüttükleri için de ikiliye hoş gözle bakmıyorlar. [Finkelstein 2017’de ölmüş, Birnbaum aynı çizgiyi sürdürüyor.]

Bu konuyu neden açtım ki, hay Allah…

Hatırladım: Erol Olçok‘un yokluğunun bu seçimde iktidar cephesinin işlerini sarpa sardıran etkisine değinirken söz buraya gelmiş oldu.

Daha vakit var. Belki yeni bir söylem bulurlar.

ΩΩΩΩ

58 YORUMLAR

  1. Sevgili Koru,
    Dun, green book filmini gündemimize tasidiginiz icin teşekkürler.
    Ayrica, sitenizde insanların düşüncelerini dile getirmelerine imkan verdiginiz icin de… Bu konuda siteniz ödülü hakediyor – hic olmazsa insanlar deşarj oluyorlar. Olmasalar ne olacak, ama yine de isaret edeyim dedim. (gülümseyen yüz emojisi – ihtiyari)

  2. Elhamdülillah müslümanım. Namaz kılıyorum Kur’an okuyorum. Tevrat ve incili de okumuşum. H. Gayret bey! Ben cahil değilim hele din düşmanı hiç değilim. Kötü söz sahibine aittir. Sizin seviyenize dusmeyecegim. Birine hakaret ederken 2 kere düşünün. Size tavsiyem kimseye karşı ön yargılı davranmayın. Ben üniversite mezunuyum.

    • Nusret Bey, haddime olmayarak araya girip “Ateşle oynamayın sayın Karaca. . . diye uyarma ihtiyacı duyuyorum. “Yahu olsa olsa en fazla bir deniz filosu vardır” diye düşünüp “Ben lafımı esirgmem” demeyin. Sayın Gayret Bey’in bir tayyare filosu var (ya da o filonun CEO’su kendileri). Üniversite mezunu, master doktora tezi hiç takmaz, salıverir vallahi peşinize Derinçek tayyarelerini, benden söylemesi 🙂 Hem siz daha heybedeki turpu görmediniz. Gayret Bey’in çizmeyi aştığımda beni kendisine havale ettiği bir kankası vardır bu yorum sayfalarında. Ağzı ve klavyesi daha bi kuvvetlidir. Mesaisi yoğun olsa gerek, buralara pek el atamıyor. Herhade Karar Gazetesi’ndeki köşe yazılarına yorum yazmakla görevli kılındı, oraya kaydırıldı -doğru mudur sn. Gayret?:)

    • Nüsret bey! Size cahil demek için APTAl olmak gerek, bence H Gayret ile hoş geçinin, onun sayesinde, AKP yi ve secmenlerini daha yakindan taniyoruz ve bu tanişma da epeycede eylenceli oluyor.
      Sağlıkli ve mutlu kalın.

  3. İktidar cephesi zorda ise Fehmi Bey’in sevinmesi gerekiyor.Ancak yazısında sevindiğine dair bir işaret de görünmüyor.Bu durum bana
    iktidar cephesinin sanıldığı
    kadar zorda olmadığını düşündürüyor.

    Öte yandan iktidar cephesinin adaylarının beka söylemine sarıldıkları da söylenemez. Daha ziyade yaptıkları hizmetleri ve yeni projelerini
    anlatıyorlar.Bekayı muhalif kesim ağzından düşürmüyor;
    eleştirmek için de olsa.

  4. ÇOK YORUM VAR.SIRA GELİR DE OKURSANIZ,NAÇİZANE ŞUNU DEMEK İSTERİM Kİ; BU BİR GENEL SEÇİM DEĞİL.YEREL YÖNETİMLER SEÇİLECEK.HALKIN BENİMSEMEDİĞİ ADAYLARA OY VERMEYECEĞİZ.BİRİLERİ AKILLI GEÇİNİYORSA BİLSİNLER Kİ AKIL VE İZAN BAŞKALARINDA DAHA ÇOK VAR.GENEL SEÇİM OLSAYDI İKTİDAR ALTERNATİFSİZDİ.GENE OYUMUZ İKTİDARIN OLURDU.BİZE GÖRE KENDİNE ÇALIŞAN,HALKI TAKMAYAN,SEÇMENİ HOR GÖREN ADAYLA YABANCI GÜÇLERİN FARKI YOKTUR.YANLIŞ ADAYA OY VERMEYECEĞİZ AMA KARŞIYA DA OY VERMEYECEĞİZ.BU NEDENLE BAZI MERKEZLERDEKİ ADAYLARIN SEÇİMİ KAYBETMESİ KAÇINILMAZDIR.BUNU YAPMAMALARI GEREKİRDİ.VEBAL VAR VEBAL.ÖYLE BASİT DEĞİL.MESELE SOĞAN-PATATES MESELESİ HİÇ DEĞİL……..33 YILLIK OKUYUCUNUZ.

  5. Allah rahmet eylesin. Hangi parti yararına olursa olsun, ülkede yeni Erol Koçaklar mutlaka vardır, önemli olan bunları bulup ortaya çıkarmak (Bu örnekte, oldukça değişen AKP karşısında çekimser kalıp kendileri de pek öne çıkmayabilirler).

    -İkinci bir konu: Şahsen gazetelere düzenli olarak girmem. Arasıra, başlıklara göz gezdiririm. Merak ettiklerimin ayrıntılarına girerim. Sabah’taki bir başlıkta, İBS Başkan Adayı B. Yıldırım Şile’deki Yeryüzü Pazarı’nı örnek gösterip ilçeyi İstanbul’un organik tarım merkezi haline getireceklerini belirterek, beyanatında demiş ki: “İstanbul’un organik ürünlerini niye binlerce kilometre öteden getirelim? Burnumuzun dibinde Şile’de bunu pekala yapabiliriz”.

    Organik tarım konusu aşırı derecede abartıldı. Ayrıca fiyatları şişiren, ancak biyolojik ve sağlık açısından isbatlanmış bir artısı olmayan bir konu. Dileyen, araştırma yaparak bu noktaya gelir.

    Yerinde üretim konusu “organik tarım” konusundan daha önemli bir konu. Burada “küresel sürdürülebilirlik ve enerji kullanımında verimlik” açısından yorumda ve teklifte bulunduğum bir konu. Tatbikata geçebileceğini görmek güzel bir duygu. Uygulamaya geçmek açısından bu aynı zamanda burada ve daha önce başka platformlardaki teklifler arasında dördüncüsü oluyor. Partizan yorumcularca merkeze “fena-fikir-değil” kategorisinde rapor edilmiş olması kuvvetle muhtemel. Bunu şunun için sözkonusu ettim. Şayet bunlar buradaki bordrolü partizanlarca kendilerine veya partizan danışmanlara maledilerek yapılıyorsa (fikir hırsızlığına girer), bunun öbür tarafta kesin bir hesabı vardır (kul hakkı!). Hırsızlık şeklinde yapılıyorsa hak helal edilmez. O zaman denebilir ki “Kardeşim H.K., o zaman sen de ortaya teklif falan atma. Lazım değil”. Bu yaklaşım da kabul edilebilecek bir durum değil. Çünkü H.K. bunu yaparken non-partizan bir amaçla ülke-yararlı bir niyetle yapmış. Partizan bir amaçla bunun üstüne yatamazsın. Ülke-yararlı bu tür teklifleri de engellemeğe hakkın yok. Bu sahtekarlığa girer. O zaman işin doğrusu ne?

    Teklif:
    Herhangi bir tarafından yapılan tekliflerden uygulamaya giren olursa, bu olay tanınmalı. Uygulamanın bir köşesine üfak da olsa teklifin kaynağı not edilmeli. Misal: “Bu uygulama, ‘vatandaş H.K.’ tarafından önerilmiştir. Milletimize hayırlı olsun”. Gayet basit bir tanıma (onöre etme), ancak önemli. Kul hakkını teslim etme-tanıma, Allah’ı tanımak-hamdetmek kadar önemli ve anlamlı. Bu usül siyasi-milli bir ilke haline getirilirse, neticede ülke kazanmış olur. Adalet ve kalkınmaya hizmet eder. Başka vatandaşlardan, masrafsız, pratik, icra edilebilir bir çok proje uygulamaları ortaya çıkar. Bu konuda yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız önemli bir kaynaktır. Öyle sanıyorum ki yurtdışındaki vatandaşlarımız partizanlık açısından daha az kutuplanmış durumdadır-ülke her zaman daha önemlidir. Geçen gün, Büyük Şehir Belediyeleri sınırları içersinde düşünülen “eko-köyler ve büyük ölçekli “millet bahçeleri” için değindiğim “verimli üretime yönelik, nitelikli birer örnek “ÇİFTLİK” teklifim oldu (http://fehmikoru.com/ak-parti-yine-kazanir-diyorum-ama-isler-galiba-iyi-gitmiyor/ – H.K. 27 Şubat 2019 at 21:28 ). İlginçtir ki sadece vatandaş “Bernar” beyden yorum geldi (bu vesileyle kendisine geç te olsa teşekkür ederim).

    • Benim seçimler, yeni parti,vb. konulara çocuksu denebilecek bir heyecan ve merakla yöneldiğim doğru, bunu saklamaya çalışmak hem gereksiz hem yersiz. Ama, bu durumun bir şeyi gölgelemesi beni gerçekten üzer: Eğitim ile tarım ve hayvancılık konularında takıntılı derecesinde bir kaygıya sahibim. CHP’nin ve İyi Parti’nin bu ve diğer konularda ülke meselelerine yönelik (benim ahlaksızlık derecesine vardığını düşündüğüm) ilgisizliği ile, AK Parti’nin birkaç yıldır ülke gündemini gelip FETÖ, Zillet, 15 Temmuz, beka gibi başlıklara kilitlemiş olması, başımızdaki en büyük beladır. Partizanca sürdürülen kör döğüşünden bir türlü bu temel, hepimizi ilgilendiren yakıcı meselelere gelemiyor, fikir üretemiyoruz.

      Son seçimlerin harareti hem memlekette hem bende geçtikten sonraki aylarda, burada yorum yazmaz olduğum dönemde, oturdum biri “Eğitim Dosyası”,diğeri “Tarım ve Hayvancıık Dosyası” olmak üzere, her biri 3 sayfayı geçmeyen, PDF formatında toplam 7 makalemsi metin hazırlığına giriştim kendimce. Belki yorum sayfalarındaki benim da katkıda bulunduğum partizanlıktan uzaklaşır, siyasi tercihimzden bağımsız olarak zihnimizi başka konulara yönelitiriz düşüncesiyle. Hem bu konudaki kararlılığımı koruyamadığım için, hem de böyle bir girişimin burada bir yankı yaratacağına yönelik bir iyimserliğe ulaşamadığım için, çıkardığım notlar, istatistiksel veriler orada burada dağınık bir şekilde kaldı bilgisayarın masaüstünde.

      Açık ki, memleket meselelerine ilişkin ilgi ve kaygımızın yegane ve en kolay yolu iktidar meseleleri etrafında dönenip durmak. Uzunca olsa bile kolay okunur, üzerine fikir yürütmeyi hak eden o yazınızın ilgiye değer bulmaması üzücü gerçekten.

      • Teşekkürler Bernar Bey. Tarım/hayvancılık en temel konulardan biri. Bu konuda ithalat olması ekonominin temelden sarsılmış olduğunun en önemli işaretidir. Özellikle bulunduğunuz ülkelerdeki yeni uygulamaları fırsat bulduğunuzda (seçimden sonra da olabilir) özetle aktarırsanız, kesin faydalı olacaktır. Ayrıca, çok sık ve uzun uzun yazabiliyorsunuz. Vaktiniz olsa da kendinizi yormadan yazmaya bakın derim. göktanrının çocuğuna derinçek teşhisi yerinde.

        Bu arada, Perinçek Çin Kominist Partisinin davetlisi olarak Çin’e gitmiş. Şincan bölgesine uğramış (hiç yoktan iyidir, ayrı mesele). Uygur topraklarını yarı yarıya komunist çinli doldurdular. Göstermelik adı “tekrardan eğitim kampları” olan aslında “kültürel siyasi doktrinleştirme (beyin yıkama da diyebiliriz) kamplarını ziyaret etmiş. Bizim köy enstitulerine benzetiyor ve yere- göğe sığdıramıyor, haliyle. Acaba, madalyonun tersini görebilmek açısından, şikayetleri dinlemek için uygur halkının arasına girmeyi denedi mi? Bunu isteseydi cin çarpacısa Çin Kominist Partisinin reaksiyonu n’olurdu acaba. Uygur halkını kendi yaşadıkları şehir ve kasabalarda meydanlarda röntgen cihazlarından (X-ışınlı makinadan) geçiriyorlar. Türkiyedeki gibi mantolu bayanlar günlük hayatta bu makinalardan geçiriliyor, neymiş terorist olabilirmiş. BBC News de çıkan fotoğrafları gördüğümde içim sızladı. Bu makinalarda X-Işınları şiddetini kontrol eden oldu mu acaba, şiddeti zararlı düzeyde-özel ayarlı olabilir şeklinde geçti içimden. Çin Komunist Partisinden her şey beklenir…. çin halkına bile neler çektiriyorlar, hele bir insan haklarından bahseden olsun. Çin Kominist Partisi, Çin gibi zengin bir dünya kültürünün başına bela mafya örgütü gibi bir şey, yolsuzluk ne ararsan var.

  6. Sanırım, önümüzdeki 4 hafta, muhalefet cephesinin moralini yükseltmeye, iktidar ittifakının da bozmaya yönelik oldukça yorum okuyacağız. Hem sayın yazarımızdan, hem de diğer birçoğundan. Her seçim öncesi değişik semboller ve gerekçeler üzerinden iktidarın nasıl ve neden başarısız olacağına dair epeyce yazı-yorum ve benzeri okuduğumuz, izlediğimiz yayınlar oldu. Ama bunların hepsi seçim akşamı fos çıktı ve unutuldu. Şimdikiler de aynı akıbete uğrayacaklar. Çünkü milletin tercihini değiştirdiğine dair bir işareti ben henüz almıyorum. Ama bu minvaldeki yorumları temenniler babında okumak da oldukça hoşuma gidiyor doğrusu.

    • Milletin tercihini değiştirdiğine dair bir işaret alamadığınızı söylüyorsunuz, sayın Güven. Böyle bir işaret alamıyorusunuz, çünkü millet tercihini değiştirmiş değil. Olmayan bir şeyin işaretini alamıyor olmamız gayet anlaşılır.

      CHP+İyi Parti ittifakının oyları sadece yerelde, o da Ankara, Hatay, Adana gibi kimi illerde artıyor, o da gösterilen akıllıca adaylar yüzünden olsa gerek. Ülke genelinde, AK Parti ve MHP’den (Ankara dışında) Millet İttifakı’na oy geçişi yok. Yani Türkiye geneli oy yüzdesi açısından, seçmiler dramatik bir sonuç vermiş görünmeyecek.

      Sizin gözden kaçırdığınız şey, AK Parti seçmeninin ruh hali. Hem hoşnutsuz, hem de, başta ekonomi gelmek üzere, geleceğe ilişkin iyimserlikleri törpülenmiş görünüyor. Her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, yerel seçimler, ülkenin yakın gelecekteki siyasal tablosu açısından ikincil önemde.

      AK Parti seçmeninde halihazırda gözlenir ruh hali, insanların yerel seçimleri takip eden aylarda gündelik hayatındaki artan yükü taşıyamaz. (1) ANAR araştırma şirketi başkanı Sn. İ. Uslu’nun açıkladığı “Beka Sorunu” argümanının seçmen nezdindeki inandırıclık yüzdesine bakın; (2) Bugün sözünü ettiğim iki araştırma analizinde (bunlar anket çalışmaları değil), halkın “güvenlik” ve “beka sorunu” temalarını “öncelikli sorunlar” listesinin kaçıncı sırasına yazdığına da göz atın.

      Halkımız, siyasal parti tercihlerini değiştirmiyor, “temel mesele” algısındaki önceliklerini değiştiriyor. Sizin açınızdan vahim, benim açımdan sevindirici olan da bu 🙂

      • Bernar bey normal hayatta insanların, ve buna bağlı olarak da toplumların ruh hali değişkendir tabii ki. Bu ruh halinin siz seçimlerden sonra taşınamaz hale geleceğini düşünüyorsunuz, ben ise bu ruh halinin seçim dolayısıyla yapılan bazı çalışmalar neticesinde oluşturulan ortamdan etkilendiğini, ancak bu etkileme çalışmasının ilanihaye sürdürülemeyeceğini ve seçim sonunda bir süreç içinde tekrar olumluya döneceğini düşünüyorum. Ben de halkın içerde herhangi bir güvenlik ve beka sorunu endişesi taşımadığını, etkili önlemler sayesinde içeride asayiş sorununun sürdürülebilir ve ihmal edilebilir seviyeye indiğini gördüğünü biliyorum. Sizin sandığınız ya da gösterdiğiniz gibi, bahsedilen beka sorunu iktidarın gitmesi halinde ülkenin felakete uğrayacağı şeklinde bir sorun değildir. Ama dünya çapında bir gerginlik, çekişme ve örtülü ekonomik-siyasi-askeri savaş döneminden geçmekteyiz. Suriyede bölünme, batılı emperyalist güçlerin tekrar oraya yerleşmesi vb durumlar planlanıyor. Doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz için büyük bir kapışma var. Burada ülkemize ait bulunabilecek ve işletilebilecek hidrokarbon yatakları, bu ülkenin kaderini değiştirir nitelikte. Ama bu yüzden her an savaşın bile çıkabileceği bir durumdayız. Ordumuz 3 tarafımızı çeviren denizlerde tarihimizin en büyük atışlı tatbikatını yaparak bazı mesajlar veriyor. Balkanlar, avrupa, asya her yerde Abd, Rusya, Çin vb güçlerin çekişmesi, silahlanması gibi olaylar iyice arttı. Bu durumda ülke yönetimine istikrarlı, kararlı, olan biteni farkedecek, tedbir alabilecek, uygulayacağı siyasetle ülkeyi hem koruyacak hem de fırsatları değerlendirip güçlendirecek bir iktidar gerekiyor. Bu meselelerden bihaber olmanın ötesinde, neredeyse her meselede ülkenin karşıtındaki güçlerin yanında olan bir muhalefetin, yetki aldığında bu ülkeye zarar verebileceği haklı bir endişedir ve milletin de algıladığı böyle bir beka sorunudur. İşi Akdenizde arama-sondaj yapmayalıma kadar getirebilen milletvekiline sahip bir muhalefetin, eline fırsat geçtiğinde neler yapabileceğini düşünmek artık vatandaşın hayalgücüne kalmış. Muhalefet domatesten medet umarken, millet bu tür hayati sorunların farkında ve onlar hakkında düşünmekte.

        • Alışık olduğumuz ve benim gerçekten değer verdiğim nezaketinizle (ve son derece akıcı dilinizle) yaptığınız karşı yorum için teşekkürler.

          Bizler ne söylersek söyleyelim, gerçek şu ki, Erdoğan hala daha en tercih edilir, en güvenilir lider konumunu açık ara elinde bulunduruyor. Eğer öngördüğünüz gibi seçimlerden sonra hayat pahalılığı, işsizlik gibi kendi seçmeninin de doğrudan maruz kaldığı meselelerde adım atabilir, ekonomik sorunları çözebilirse, siyaset sahnesinin artık kanıksadığımız tablosunda dişe dokunur bir değişiklik olmaz. Kişisel olarak, mevcut muhalif siyasal partilerin hiçbirisinin (ve hatta toplamının), AK Parti’nin seçmen desteğini aşındırabilecek bir kapasite ve beceriye sahip olduğunu düşünmedim. Bu anlamda, halkın dediği olur ve Erdoğan yüyür gider.

          Seçim sonrasının yakın dönemine ilişkin farklı öngörüleri paylaşıyoruz, hepsi bu. Selamlar.

  7. Şunun şurasında be kaldı seçime…yine hüsran yine hüsran…az kaldı bu seçim herkese cevap olacak…Kapatma davasında odalarını toplayanlar, MİT krizinde nefeslerini tutanlar, Gezi sürecinde ellerini ovuşturanlar, 17-25 Aralık’ta kıs kıs gülenler, 7 Haziran’da heyecanlananlar, 15 Temmuz’da pozisyon alıp bekleyenler; kısaca “Şimdi Erdoğan gitti” diyenler, bütün umutlarını 31 Mart seçimlerine bağlamış bekliyorlar…Biz oyunu bozarız…yeni kartları dağıtırız…milli ittifak kuruldu bi kere…

  8. Bir partinin yerel seçimleri kazanması için öncelikle gösterdiği aday önemlidir. Bu hususta ittifaklar arasında fark yoktur. Dolaysıyla eski sonucu bekleyebiliriz.
    İkinci etken partinin çözüm üretmesidir. Parti sorunları nasıl çözeceğini, gelişmeyi nasıl sağlayacağını halka anlatmalıdır. Bu hususta aslında AK Parti ilerde ancak sorunların çokluğu sebebiyle çözümler tam değil. İttifaklar arasında artı puanı vardır. AK Parti lehine yazılabilir.
    İktidarın iktidar olması nedeniyle bir avantajı vardır, dezavantajı da vardır. AK Parti’nin bu hususta iktidar aleyhine çalışmaktadır. Bununla beraber muhalefetin de iktidar olma alternatifi olma durumu yoktur. Bu, AK Parti’nin lehine mi aleyhine mi işleyecek asıl bilinmeyen nokta budur.
    Bize göre AK Parti’nin iktidarda kalabilmesi ve seçimi garantiye alması için;
    a) Başarısız bir ekonomiyi yürüten Albayrak o bakanlıktan istifa etmelidir. Çözümleri olan bakan getirilmelidir. Bu bakan ancak Akevler’den biri olabilir.
    b) Sermaye’ye karşı tam cephe almalı, düşmanla ittifak olmaz. Düşmandan korkup onunla iyi geçinmeye çalışma ölümdür. Altın bonosunu derhâl devreye koymalı ve Dolar’la ilgilenmemelidir. Bu hususta Akevler’de tüm bilgiler mevcuttur, yararlanabilir.
    c) OHAL fiilen kalkmalı. Öcalan’ı ve Gülen’i Erdoğan affetmeli ve genel af ile HDP’liler ve Gülenciler tahliye edilmelidir.
    d) Tarafsız bir basın oluşturulmalıdır. Şimdi yaşayan ölülerdirler. Onların bağımsız gazete çıkarmalarına, televizyon sahibi olmalarına imkan verilmelidir. Tarafsız bir basın-yayın bulunmalıdır. Bu hususta Akevler’in yeter kadrosu vardır. Erdoğan desteklesin Akevler böyle bir gazete çıkarabilir, televizyon çalıştırabilir.
    e) Akevler’e televizyonlarda konuşma imkanı verilmelidir. Tarafsız programlar yapılmalıdır. Halk yeter derecede akıllıdır. Tespit eder.
    f) Türk Ordusu’nu bitirmeyi hedefleyen anayasadaki maddeleri değiştireceğini vadetmelidir.
    AK Parti’nin kökü Akevler’dir. Kökler kurumazsa gövdenin yerine yeni filizler çıkar ama kök kurursa artık bir daha o bitkiden eser kalmaz. AK Parti Akevler ile iş birliği yapmalıdır. Yahut millet ittifakı yapmalıdır.
    Yapmazlarsa ne olur? Kim iktidar olursa olsun bir şey değişmez.

    • Almayalım sizin reçeteyi
      dediğiniz gibi af ilan eder en azılı Türkiye düşmanları salalım.
      Bu durumda FETÖ yü halife,
      öcalan ı da içişleri bakanı yaparız.
      Başkanlık mı ,onu yapınca zaten ABD ye bize bir vali ata demektir ki.Başkanı a ABD müstemleke valisi olarak atar merak etmeyin
      AKEV diyerek ABD reçetesi sizin olsun

  9. İktidarda işler iyi gitmiyor deyip duruyor sayın Yazar
    Yahu şu muhalefette olanlarla ilgili bir yazı yaz.Bu kadar berbat nasıl olunur.
    İzmir de bile aday çıkaramıyor.Herkes birbirine saydırıyor.
    “Wishfull thinking ” de bir yere kadar.
    Bahar gelecek,Kiraz olacak,Sonbahar yaprakları sarıdır.Kış soğuktur. Uzayıp gidecek..
    Amaç analiz değil.amaç safları sıklaştırmak.Safları sıklaştırın. amaç çözülme ve ötme olmasın.
    Yoksa ne yapar ağa babalar ABD de ,Almanya da .
    Rüyada gördük,Bir nur iniyor ve sizi cennnete kaldırıyor.
    Bu bir cefa değil bu biri imtihan.Bahara herşey tamam.
    Dün gece rüyamda gördüm cebrail geliyor…
    Safları sıkı tutun ve umudunuzu kaybetmeyin.
    Ver mehteri…Umut fakirin ekmeği.
    de yeter zayi etmeyin bu fakir fukarayı.Olan yine fakir fukara halkın çocuğuna oluyor.

    • Siz yarışın AK Parti ile CHP+İyi Parti arasında yaşandığını düşünüyorsunuz. Düşüncedir, saygı duyarım.
      Yerel seçimlerin, AK Parti/MHP seçmeni ile sayın Erdoğan’ın onları sandığa gitme konusundaki ikna kabiliyeti arasında geçeceğini söylememe izin verin.

      • Yarış tabii ki AK parti ve CHP+iyi parti arasında geçmiyor.
        Yarış Emperyal güçler ve onların bazıları bilinçli bazıları bilinçsiz maşaları arasında geçiyor.
        Sadece bu seçim değil “ONE Minute” den sonradki yıllar hep böyle geçiyor.
        Yoksa ABD darbesi yarım kaldı diye bırakıp gitmedi.Aksine yeni müttefikler ve yeni metodlarla azıyı ele almış.
        Bahar hikayeleri yazanlarınsa amacı bahar değil..
        Bu bahar hikayelerine inanıp heba olan Anadolu çocuklarına olan oluyor.
        Yoksa elebaşlar çoktan ABD ye kapak attı.

  10. Siyaseten seçimlere asılmak için nerdeyse başabaş gidiyoruz(hatta öndeyiz) tadında paylaşımlar ne işe yarıyordur ben bilmiyorum ama her seçim öncesi mutlaka kullanılıyor. Belki de seçmenin motivasyonunu gerçekten arttırıyordur; yalnız seçim sandıkları açıldığında genellikle iktidara yaramış oluyor bu söylem(en azından son 15 yıldır:) yalnız muhalefet cephesinin iplerini elinde tutan üst akıl bir realiteyi kavramış gibi: siyaset dışı aktörleri (özellikle de dışardakileri) seçim sürecine müdahale ettirmiyor. Yani eskisi gibi biyandan doğan medyası, biyandan tsk, biyandan fetö, biyandan ab/d nin çok bilmiş memurları veya yeni yetme çemiş kayyumları ortalığı karıştırabilmek için öne atılmıyorlar? Daha geçen seçimlerde gurbetçilerin üzerine atını itini süren ceberrut avrupa merkezleri suspus… Dahili muhalefetimiz ise nerdeyse hiçbir eylem ve söylemde bulunmazsa çok daha fazla oy kazanabileceğini(en azından oy kaybının duracağını) anlamışa benziyor. Zaten tüm adayları da önceden ya mhp li ya da akpartili. Yani bikaç gedikli sanatçı müsvettesinin darbe seviciliği nüksetmemiş olsa veya muhalefetin kimi başkan adaylıklarında yaşanan şamatalar dışarı sızdırılmasa nerdeyse ortalık sütliman. Tabii üst akılın üsten değil ama alttan alta bi organizasyon yürüttüğü de dikkatlerimizden kaçmıyor:) ancak şu kadarını söyliim; türk halkı uyanık bir halktır! Öyle bi yankesici telefon açtı diye bankadaki tüm parasını çekip bi çöp bidonuna atan proflarımıza falan pek benzemez:) bu seçimde de herkesin ağzının payını verir, olur biter… Yeter ki kimse öyle darbe falan yapıyoruz diyerek milletimize hava atmaya kalkmasın; özellikle de akşam vakti istanbulun köprü trafiğinde! Papucumun yağ beyinli haşhaşileri…

    • “Pabucumun yağ beyinli haşhaşileri. . .” Vallahi yine koptum burada, sayın Gayret! 🙂 🙂 🙂

      Sorguma siz girecekseniz, inanın hiç gerek yok öyle buralara tayyare helikopter göndermeye. Ben paşa paşa çıkar gelirim! Öyle ya, bir yandan kötek yerken diğer yandan doyasıya gülmek gibi biricik bir deneyim şu fani dünyada kaç kişiye nasip olur? 🙂

      • Elhamdülillah memleketimizde sorguda eşkence eski türkiyede kalmıştır; son 15yılda bu türden bi olaya rastlamadım. Hele sen bi kalk gel bak nasıl gülmekten kırılıyorsun:))) palmiye yağından da uzak durun oralarda, pek iyi bişey değilmiş o…

        • Yiğidi öldür hakkını yeme derler. İşkence gibi bir ayıbı Türkiye’den kazımak, AK Parti’nin sevapları arasındadır, çok değerlidir gerçekten. Ama, en büyük sevabı, hayli zamandır Bahçeli yörüngesinde tam tersi çizgide olsa da, vesayetin belinin kırıldığı, barış süreciyle ülkede iklimin değiştiği yıllardı. Yetişkin olma yaşımdan şu güne, Türkiye hiçbir zaman o yıllarda olduğu kadar güzel olmadı, umut ve iyimserlik hiçbir zaman o yıllarda olduğu gibi salına salına gezinmedi şehilerimizde kasabalarımızda. Hilal Kaplan Yeni Şafak’tan, Ahmet Altan Taraf’tan çakardı, gün bitse yarın olsa da F. Koru’nun, Türköne’nin yeni yazılarını bir an önce okuyabilsek derdik. Düşündükçe içim acıyor inanın. . . Erdoğan, bugün ve bugünden sonra her neyaparsa yapsın, Özal gibi yaptığı hayırlı işlerle hatırlanacak daha çok. Düşlerimizin avcumuzdan kayıp gitmesinin baş müsessibi Gülen ise bir nefret nesnesi olarak alacak tarihteki yerini.

  11. Yerel seçim sonuçlarını kestimeye çalışanlara önerim: Kadir Has Üniversitesi’nin koordinatörlüğünde yürütülen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” bulgularının sonuncusu, Şubat başında kamuoyu ile paylaşıldı. Bu araştırmanın bulguları ile, Bekir Ağır’dırın Konda’sının aynı içerikte, çok daha sık periyodlarla yaptığı araştırmaların bulguları birbirini birebir destekliyor. Söz konusu araştırmalarla, anket şirketlerinin oy verme eğilimlerini ölçmeye çalışan anket çalışmaları arasında pek bir ilinti yok. Yani, söz konusu iki araştırmanın ortaya koyduğu bulgular, seçmenlerin hangi partiye yönelim gösterdiği sorusuna yanıt veren bulgular değil. Ama, bana kalırsa, güvenilirliğinden emin olamadığımız bütün anket sonuçlarından çok daha önemli bulgular sunuyorlar -eğer bir kaç gününüzü gözden çıkarır, bulguları önünüze koyarak kendinizce bir çözümlemeye girişmeyi göze alırsanız.

    (1) Kimse, daha önceki seçimlerin sonuçlarından hayli farklı, dramatik bir sonuç beklemesin bu yerel seimlerden. Hala bloklararası oy geçişkenliği yok denecek kadar az. Ankara’yı kaybedeceği, İzmir’de oy makasını daraltmayı başarırken İstanbul ve Bursa’da zorlanacağı için, Erdoğan, seçimlerden yıpranarak çıkacak. Ama, bunun yegane nedeni, AK Parti seçmenindeki değişmiş ruh hali olacak -AK Parti’nin diğer partilere oy kaybetmesi değil. Cumhur İttifakı, ‘Zillet'(!) İttifakı’na oy kaybetmiyor, seçmenini sandığa taşıma sorunu var AK Parti’nin.

    Yukarıda sözünü ettiğim iki toplumsal araştırmalar gurubunun verilerini dikkatle inceleyin, derim. Söz gelimi, her iki araştırma gurubunun verilerinde kendisini “dindar” olarak tanımlayan seçmenlerin oranında çok belirgin bir istikrarlı artış varken, kendisini “muhafazakar” olarak niteleyen seçmenlerin oranının yüzde 13,6’ya kadar gerilemiş olmasının nedenleri üzerinde kafa yormada fayda var. Benzer şekilde, seçmen algısında “kutuplaşma”nın sadece bir yıl içinde dahi yüzde 9’a yakın gerilemiş olmasının Erdoğan’ın seçim stratejisi açısından benimseyip öne çıkardığı dilin isabetliliği konusundaki iması üzerine kafa yormak gerek.

    (2) Bekir Ağırdır’ın da işaret ettiği üzere, 1983 seçimlerinden 2002’ye kadar olan seçimlerde her seçimin birinci partisi farklı olmuş. Ağırdır, bunu şöyle açıklıyor: “Seçmen büyük çalkantı ve bütün pratik hayatın değiştiği zaman aralığında siyaseten yönetilemediği için her seçimde yeni bir partiye şans verdi.” Bu bulguyu, her keskin ve dramatik seçim sonucu deneyimlerinde, halkın “en temel sorun” listesinin başlığına “Hayat pahalılığı ve geçim sorunu” ile “işsizlik”sorununu yerleştirmiş olduğu bulgusuyla birlikte düşünün. Şimdilerde yapılan tüm araştırmalarda “Hayat Pahalılığı”ve “İşsizlik” ilk iki sırada, “güvenlik”ve “beka sorunu” 5. ve 6. sıralarda.

    (3) Araştırmalar, karar almaya giden süreçte, seçmenlerin yürütülen seçim kampanyalarında”dün”den çok daha fazla “yarın”dan söz eden söylemlere kulak kabarrtıklarını ortaya koyuyor. Bu çerçevede, “Duble yollar yaptık, hastahaneler, havalimanları yaptık. Şehrinize üniversite getirdik” merkezli bir kampanya dilinin seçmen açısından ikna ediciliğini kestirmeye çalışın.

    (4) Her ikisi de muhafazar olan, AK Parti destekçisi oldukları bilinen, ama işlerini iş ahlakı ve profesyonellik ilkeleridoğrultusunda yürüten iki büyük anket firmasının iki yöneticisini yakından takip edin. Onların, Erdoğan’ın duymayı hiç istemeyeceği kimi eğilimleri muhalif olduğu düşünülen TV ve Yotube kanallarından yayın yapan stüdyolarda kamuoyu ile paylaşmaya cesaret ediyor olabilmeleri size de ilgiye değer görünmüyor mu?

    (5) Yerel seçimlerde “Belediyecilikte üstümüze yok. Belediyelerde çalışan tek parti AK Parti” ve “En dinamik, kendisini sürkli yenileyen, diğer partiler aynı politikacılarla yürümeye çalışırken kendi içinden yeni ve parlak yöneticiler çıkaran partidir AK Parti” lafızını öne çıkaran partinin Ankara, Bursa, İzmir (ve, her ne kadar mevcutlar arasında en iyisi görünse de İstanbul) adayları ne kadar isabetli?

    AK Parti seçmeninin dikkate değer bir kesiminde belirgin bir heyecansızlık olduğu açık. Bunu, az önce değindiğim iki anket yöneticisi de söylüyor zaten (bence bir hafta içinde tavan yapan keskin kutuplaştırıcı söylem de esas olarak AK Parti ve MHP seçmenini sandığa teşfik çabasının bir uzantısı). Yine AK Parti’ye oy verecek seçmenlerin bir bölümü, alternatif göremediği, oy vermekten kaçınarak Erdoğan’a bir ders vermesi halinde bundan hiç mi hiç haz etmediği CHP ve HDP’nin nemalanacağı düşüncesiyle verecek oyunu AK Parti adayına. Peki, bu doğru ise, kamuouyuna yansıyan yeni bir parti kurulacağı yolundaki haberleri Erdoğan’ın kendi eliyle daha işitilir kılması ne kadar doğru bir davranış?

    Erdoğan, yerel seçimlere giden süreci kontrol etmekte zorlanıyor. Son iki haftaya girilirken heybeden çıkacak EYT turbu da kifayetsiz kalabilir. Ankara’yı kaybettiği şimdiden kesinleşmiş görünen Erdoğan, diğer ittifak partileriyle değil, kendi seçmenine karşı giriştiği seçimi kaybediyor.

    CHP ve İyi Parti’nin “Ben kazandım” diyemeyeceği, dese de kamuouyunu ikna edici argümanlardan yoksun olacağı seçim sonuları öngörüyorum.

    Erdoğan’ın Ankara kalesi düştü; Bursa ve İstanbul’da makas, seçimin galibi olmanın sevincini yaşayıp tadını çıkarmaya izin vermeyecek kadar daraldı. Bu da, yeni partinin kuruluşunun seçimlerden sonra ilan edilmesi için yeter koşul.

    Bu arada: Davutoğlu’nun hemen hiç şansı yok. Ya yeni partide makul bir göreve rıza gösterecek, ya da kenarda oturmaya devama zorlanacak. Kimse A. Gül ya da Babacan’ın girişimlerin sürükleyicisi isimler olduğunu sanmasın. Süreci, akademik arkaplanı güçlü, kamuoyunda çok bilinmeyen bir gurup yönetiyor ve kurulacak yeni parti, AK Parti küskünlerinin öne çıktığı merkez-sağ bir parti olmayacak. Gerçek anlamda “yeni” bir parti olacak.

  12. İktidarın tek ve en büyük avantajı muhalefette sağ cenahtan güçlü bir parti ya da blok olmayışıdır.Bütün mesele bu.Öyle olmasaydı helikopterler indirilmezdi herhalde evlerin bahçelerine.CHP vizyoner aday da gösterse muhafazakarların gözünde hala eski CHP. İktidar “hırsız bizim hırsızımız” deyip itirafta da bulunsa halk nezdinde yeterli tesir yapmıyor.Bu söz Avrupa’da söylense yer yerinden oynardı.Sol kesimin nasıl korkuları varsa sağ kesimin de CHP’den yana öyle korkuları var.CHP bu korkuyu kıracak hamleler yapamadıkça beklediği oyu alamaz.Göstermelik hareketlerle mesafe kat edemez.Ekonomi felç de olsa muhafazakar kesim işte bu korkularla tercih değiştirmekte zorlanıyor.Sığınacağı liman yine sağ tandanslı bir oluşum olursa oraya yönelir ancak.İyi Parti bu görevi ifa edemiyor.Saadet ise “ihtiyarların partisi” olarak anılıyor.İşin özü bu.Seçim sonrası Gül, Babacan,Davutoğlu senaryoları tutarsa bir hareketlenme yaşanacaktır.Büyük kitlelerde çatırdamalar olacaktır.Bunlar birer öngörü elbette,gerçekleşmeyebilir de.

    • Saadet, kendisine yönelik sözünü ettiğiniz “ihtiyarlar partisi” algısını kırmak için ciddi bir çaba içinde, sayın Hattat. Eğer yeni parti söylentileri boş çıkarsa, yakın geleceğin yükselen partisi Saadet Partisi olacak inşallah. Ama, yeni parti kurulursa, siyaset dünyasındaki altüst oluş Saadet Partisi’ne söz konusu algıyı kırmak için yeterli zaman şansı bırakmayacak. Bizde siyaset MAKRO düzeyde yürüyor altüst oluş dönemlerinde. Değilse, Saadet Partisi, tüm dindar-muhafazakalar, samimi demokratlar için yegane sağduyulu seenek.

      • Sayın Bernar, Saadet’le ilgili tespitim şahsi kanaatimi yansıtmıyor.Ben Saadet’in bu iklimde rey verilebilecek yegane parti olduğuna inanıyorum.Bu fikrimi yerel seçimde de değiştirmeyeceğim.Seçim sonrası bir hareketlenme olursa da bunun Saadet çatısı altında olması harikulade olacaktır.Milli Birlik Hareketi adıyla filizlensin ve yeşersin inşaallah.

  13. Ben eski bir AK parti seçmeni olarak; artık bu AKP yalancılığı , dışlayıcılığı,adam harcamaca, yalaka ve yandaşla yol alma aymazlığına isyan ediyorum.Yolsuzluk,Yoksulluk ve Yargı düzeltilecekti.Yolsuzluk yol,yoksulluk kuyruk,yargı ile yolluk oldu.Kıral çıplaaaak.

    • İsyanınızın yeni partinin kuruluş sürecine enerji vermeye dönüşmesini dilerim, yakın gelecekte meydan dışarıdan destekli CHP-MHP ittifakına kalmasın, sayın Giresinli 🙂

      • İnşallah.Bu millet bir çıkış yolu mutlaka bulacaktır.28 Şubat dayatması, laiklik in inançlara baskı olarak uygulanması AK partiyi bir umut yaptı idi ama bu sefer de mukaddesat maskesi arkasından yolunu bulanlar türedi.Ama bu devranda bitip hak,hukuk ve adaleti söylemde değil eylemde gösterecek bir oluşum bekliyor ve umuyoruz.Selamlar.

  14. Hukuk ve Ahlak
    Bizim köşe yazarı ve hikayeci olarak tanıdığımız Dr. İsmail KILLIOĞLU aynı zamanda Hukuk Doktoru ve binlerce öğrenci yetiştirmiş hoca. 1988 yılında juriye sunduğu doktora tezinin konusu Ahlak ve Hukuk İlişkisi. Yine camianın yakından tanıdığı Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin doktora tezi “Hukuka ve Ahlaka Aykırılık Kavramı”
    Ahlak sanıldığı gibi soyut, göreceli bir kavram değildir. Somut hukukun bir kuralıdır. Borçlar kanunu kesin hükümsüz akitleri 27. maddede şöyle düzenlemiştir; “Kanunun emredici hükümlerine, AHLAKA, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
    Gelmek istediğim nokta bütün siyasi, ticari ve sosyal hayatımız ahlak merkezli bir formun etrafında şekillenmeli. Bu da eğitimle olur. Ne yazık ki okullarımızda bu gün ahlak eğitimi yapılamamaktadır. Oysa Ana okulundan başlayarak ilk öğretim ahlak eğitimi ana ve hedef eğitim olmalı. Bilgi internet çağı olan günümüzde sonuç olarak meraklısın kolayca ulaşabileceği bir meta. Bu ağ sayesinde cehd eden Afganistan’ın bir mağarasında uçak kullanmayı ve patlayıcı yapmayı öğrenebiliyor. Ya ahlak etrafında yeterli rol modellerinin de olmayışı çocukları metaryal bir aleme fırlatıyor adeta. İş “sen bana kötülük yapma ben sana kötülük yapmayayım” a kadar dayanıyor. Yada yasalardan kaçabilirse insan kendine sınırsız bir mübah alan alabildiğine açılıyor.
    Konu ile alakası şu; günlük siyasete fazlası ile aşinayız, beynimizi çürütüyor bu durum. Milyonlarca farklı mesele konuşabilecekken sanki söz söyleyebileceğimiz tek alan siyaset gibi aslında selam vermeyeceğimiz, oturup bir çay içmeyi zül sayacağımız insanlar sırf aday yapıldı diye gündemimizi doldurabiliyor. Geçenlerde bir yorumumda “Allahın dediği olacak” sözümü “Allah Ak parti dedi” diyorum anlamış bazıları. Hal bu ki muhalefette kazanabilir demek istemiştim. Sonuçta bu belediyeleri Ak parti tevarüs etmedi. CHP’den aldı. Chp o gün ki mantığından, anlayışından halka bakışından ne değişti ki şimdi daha iyi hizmet edeceğini söylüyor, bu belediyeler tekrar talip oluyor. Bize bunu anlatsın.

    • Niçin hapis yattılar başlıklı bir yazıda cumhuriyet devri şair ve yazarlarının mahkum olma nedenleri, nerede nasıl kaç yıl hapis yattıkları ve devamında ne olduğu yazılmış. Çoğu tahmin ettiğiniz gibi eften püften meseleler. Konu Sabahattin Ali ye gelince M. Kemal’i eleştiren bir şiir nedeniyle hapis yattığı yazılmış. Sonradan yazdığı oylumlu, yalvarmalı özür yazısı olduğu gibi verilmiş. Ama hangi şiirden dolayı hapis yattığını okuyamıyoruz. Yıl 1932 dikkatinizi çekerim. 1932’den beri bir adım yol almamışız. Halende okuyamazsınız bu şiiri. CHP iktidara talipse, hafızalarımızdaki menhus itibarını değiştirmek istiyorsa bunları kaldırsın. Ak parti kaldırmaya kalksa sokağa çıkıp “kan dökersiniz” zira.

    • Hemen hemen tamamını okuyarak yorumların sonuna geldim.
      Benim zaviyemden diyeyim de yanlış anlaşılmasın; gerçekten düşünen bir ”okur” mektup – yorumu.
      Kutlarım! (HD)

  15. 3-5 Trump yazısından sonra Fehmi koru dan bir taksiye bindim veya berbere gittim iktidar için endişeleniyorum neden acaba yazısı bekliyordum yanılmışım…! Berber veya taksiciden almamış bu haberleri…sadece kuşkuları artmış düşünmüş yani… Boşuna çabalama Fehmi bey sizinkiler kuramayacak parti… bence onları düşün…

  16. Kampanya çok yanlış ama sorun sadece kampanya değilki.
    1-Öncelikle geçen yıl belediye başkanlarının görevden alınması yanlıştı.Bu durum o illerde küskün ve tepkili gruplar oluşturdu.Özellikle teşkilatlarda.Bazı şehirlerde toplum katmanları küstürüldü.Mesela Bursa.Recep Altepe Arnavut Göçmen gruplarının çok sevdiği bir isim.Belki başarısızdır bunu bilmiyorum ama onu görevden alınca o kesim küsüyor.Yumuşak geçiş yapılmalıydı.Aday gösterilmeye bilirlerdi yada 24 Haziran’da Altepe Gökçek vekil yapılabilirdi.
    2-Alınanların yerine genelde yanlış isimler getirildi.İstanbulda Uysal geldi Topbaş’ın yapamayacağı hangi işi yaptı ortaya hangi farkı koydu?Bursada Alinur beyin getirilmesi çok çok yanlıştı.İnegöllü.Bursa merkezi bilmez.Göçmen değil.Bursalılar İnegöllüleri pek sevmez çünkü inegöllüler Bursalıyız demez İnegöllüyüz der.
    3-Genelde yanlış adaylar gösterildi.
    Aday belirlemeden evvel yapılan anketlerde Ankara’da vatandaşın % 20 si Ankaralı aday istiyordu.Bu oran İstanbulda %1.2.Buna rağmen Ankaralı bir aday gösterilmeyince üstelik Ankaralıların soğuk baktığı Kayserili aday gösterilince şok oldum.İzmir ve Bursa adaylarıda yanlış oldu.İzmirde Mahmut bey iyi aday olurdu olmadı.modern bir hanımefendi aday gösterilebilirdi.mesela Nüket Hotar.Kazanılmasa bile iddialı olunurdu.Tüm ilçelerde Kadın aday gösterilip farklı bir trend oluşturulabilirdi.Bursa da Recep bey görevden alınacaksa vekil olarak kırılmadan alınmalıydı.yerine Osmangazi bld bşk ı Dündar getirilmeliydi.Dündar Batı Trakyalı.O zümre tutulurdu.Osmangazi hem en büyük ilçe hemde merkezde.Böyle yapılsaydı Bozbey CHP den aday olmazdı ve Bursa %60 ile kazanılırdı.Ankarada Soylu aday gösterilseydi kesin kazanılırdı.O olmuyorsa Tuna veya Tiryaki iyi aday olurlardı.Geçen seçim 30 bin fark olması İnsanları yanıltıyor.o seçimde %31 oy alan Altınok BBP adayı idi ve büyükşehirde Yavaşı desteklemişti.Oysa şimdi Ak parti adayı.Bu Akpartinin daha da avantajlı olması demekti.Yanlış kampanya yanlış aday seçimi kaybettiriyor.
    4-CHP çok doğru adaylar gösterdi.Hem İstanbulda hem İzmir’de Ankara’da Adana Bursa Antalya’da başarılı tecrübeli İlçe bld başkanlarını aday yaptılar.
    5-İstanbulda Akparti ilçe adayları çok yanlış gösterildi.Binali bey müdahale etti ama iki yer dışında değiştiremedi.
    Binali bey karar verildiği an istifa edip sahaya çıkmalıydı.İstifa polemiği yıprattı ve zaman kaybedildi gecikildi.Binali bey Akparti nin gösterebileceği en iyi adaydı fakat kampanyası çok etkisiz cezbedici hiçbir projesi yok.İzmir adayı olarak çok daha başarılıydı.İstanbulda CHP büyük yanlış yaptı.Sarıgülün aday gösterilmemesi onun ve peşinden 3-4 etkili ismin Dsp ye geçmesi CHP ye İstanbulda %3-4 Oya malolacak.Sarıgül aday gösterilseydi diğerleri gitmezdi gitselerdi de etkili olamazlardı.

  17. “17 yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi kadro”demişsiniz de,asıl sorun, uzun zamandır öyle bir siyasi kadro ve zihniyetinin bulunmamasında olmasın.

  18. Ahmet Nesin’in rahmetli Olcoğu 15 temmuz da keskin nişancılar tarafından öldürüldüğü bilgisine yer verdi bir yazısında, darbeden bir kaç gün önce attığı 13 Twit görüntüleriyle beraber.
    Akp-mhp arasında yaşanan “sizinle seçim ittifakı yaptığımız halde bizim pankartlarimizi niçin kaldırıyorsunuz” kavgası da çok anlamlı.

    İttifak çatirdiyor mu ne?

  19. Bernar
    3 Mart 2019 at 22:05
    Vallahi bu saydıklarınız AnıtKabir yollarında kara cübbeleri ile “Ordu Göreve!” pankartı ardında bağırıp çağıran profesörler, dekanlar güruhu kadar ürkütücü gelmiyor bana Nurdan Hanım.

    Madımak Katliamı’nı T. Karamollaoğlu ve dindarların omuzlarına yükleyen budala körleşmişlikten ve akılsızlıktan da Allah hepimizi korusun derim.

    Bernar bey! Eğer enerjilerini 10,000 tane O,O,O demek yerine ISLAMIN İLMINI ÖĞRENMEYE harcaip kula değil Allaha kulluk etse idiler ne o Cahil siyah cübeliler yürüye bilirdi nede MADIMAK olayi olurdu.

    Ben 3 olayda birileri tarafinda suçlu ilan edilenlerin o olaylarla ilgisi olduğuna inanmiyorum. Madımak, 15 Temmuz, ve Kaşikçi cinayeti.
    Eğer Madima’ği Müslümanlar yakmiş olsaidiler! Yangindan kaçanları Büyük Birlik Partisi neden kurtarsinki. Bu tip olaylar hep birilerinin çıkarları için yapiliyor. Yazik olan zavalli sucsuz günahsiz öldürülenlere oliyor.
    Madımak olayından hemen sonra 500 kişiye Müslümanlar bizi yakıyorlar diye Avrupadan oturum almiştilar, ve daha, sonrada dünyanin dört bir yanindan almayada devam ettiler.
    Madımak olayi hakkinda iki iş arkadaşimin konuşmalarina şahit oldum.
    İş yerinde arkadaşin birisine ağri kesici vermek için gittim o arkadaşin sirti bana dönüktü o anda başka birisi ön taraftan gelip “Abla yarin Sivas olaylarinin yil dönümüne gelecekmisin?” Diye sordu.
    Diğerinin verdigi cevap ” niye gidecekmişim! Almanyaya yerleşebilmek için Işinize gelmeyenleri yaktıniz sonrada yezitlerin üzerne attiniz hadi sende, biriside bak o K….. nin kardeşi hani yezitler onun düşmaniidi şimdi Arabasi ile gelmiş birde hava atiyor.” Karşimda olan kip kirmizi oldu ve tek kelime dahi etmeden ordan ayrildi, diğeride beni çok severdi.
    Bana ” madem duydun bende sana anlatayim dedi ve anlattı.

    Madimak olayi oldugu zaman Aziz Nesin Erdal inönuyu aramşti bizi yakiyorlar demesine rağmen yangin söndürulukten sonra yardim gelmişti.

    Şimdiki Hapisdeki bebekler 15 Temmu darbesinde ne kadar suçlu ise Karamollaoğlu da Madimak olayinda o kadar suçlu idi. O zamanda Temel bey yapilanlar şimdi Gazetecilere ve suçsuzlara yapıliyor.

    Cübelilere gelince! İslam dini tembeliği ve cahilliği red eder.
    Alkahu taâla Şirke girenleri ve isrfi edeleride lanetler.
    Sahtekarlara inanip dediklerini yapmak şırk, zamani boşa harcamakta israf olduğuna göre, demeki onlarında siyah cubelilerden farklari yok ve farklida değıller.
    Esenlikle kalın.

    • Sanırım benim ne demek istediğimi gözden kaçırmışsınız. Elbette ki Madımak Katliamı ile dindarlar ve T. Karamollaoğlu arasında hiçbir bağ yok. Ama o soysuz olayla U. Mumcu, B. Üçok vb. cinayetleri arasında çok yakın bir bağ var. Kara cübbeli karanlık kafalı profesörleri “Ordu göreve!” pankartıyla yürütenlerle o cinayetleri tezgahlayanlar aynı tezgahtarlar.

  20. İktidarın en büyük hatası vaatler yerine, partileri ve kişileri hedef almasıdır. Halk ekonomi diyor iktidar bay Kemal diyor. Halk tarım diyor iktidar beka sorunu diyor. Halk işsizlik diyor iktidar zillet diyor. Artık halkın sabrı taştı. 17 yıldır Ülke battı batacak. İktidar şu an bir telaş içinde ne yapacağını şaşırmış. Dün de eski bakan İdris Naim Şahin’i hedef almış; üzüldüm mü hayır zerre kadar üzülmedim. İdris bey daha yaptığı yalakaliklarin vebalini ödüyor. Aslında dün dava arkadaşlarına verilen bir mesajdı. Belki de iktidarı en çok korkutan şey anketler değil de yeni parti kurulmasıdir. Yeni parti dedikoduları bile iktidarın ayarlarını bozdu diye biliriz. Haydi hayırlısı olsun ☺️ ☺️
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Nüsret bey! Bence Parti olayı sizin düşündüğünüz gibi değil, parti işini seçim arifeseinde AKP ortaya attiki oy toplasin, çünkü dış düşmanlar şu an pek pirim yapmiyor….
      Iç düşman yaratacaklarki, milletı uyutsunlar.

      • Nurdan Hanım seçim stratejiler çok, o yüzden biz de olabileceklerini söylüyoruz. Belki de seçime 1 hafta kala anketler değişmezse; iktidar Suriye’ye girer devlet elden gidiyor feryat figan eder yine seçimi kendi lehine çevirebilir. 26 gün zor geçecek onu iyi biliyorum. Birkaç tane İdris Naim vakkası da çıkabilir. Yani İktidar tarafından hain ilan edilebilecek kişiler de çıkabilir.
        SAYGILARIMLA

      • Nurdan abla aşağıda bu karaca(hil)in yaptığı saygısızlığa bi cevap vermezseniz, inanolsun bi daha yorum yazmam buralara, haberiniz olsun! Diğer kardeşlerimiz de bu türden densizliklere tavır koysa keşke…

        • H Gayret! Allah aşkina önce okuduğunu anla daha sonra yorum yap… sizi kayip etmemek için 😶😀Nüsret beyin yorumuna cevap yazdim.
          Yalniz Nüsret bey, cok kibar ve herkese karşı da aşırı derecedede saygılı! Yazdığı yorumdada doğru olan bir bilgisini paylaşmiş.

          Ha unutmadan bir daha hatirlatayim! Siz ünvaninizi kayip etmek üzeresiniz.
          H Gayret rumuzunu kullanan gölgenize haddini bildirseniz iyi olur.
          Yoksa bu sitenin maskotluğunu kayip edersiniz.
          O zaman biz yorumculara yazık olur.
          Siz olmassaniz kim bizi güldürecek:)
          Bak ben bile sizi taklit etmeye başladım….
          Ünvanına dikkat et.

          • Nurdan abla belki biraz abartmışımdır ama insanda bir had hudut olur değil mi? Misal; her gün bi kendi yazdığına bakarsın bi bernarın yazdığına bakarsın, bi paylaşımda bulunacaksan biraz aradaki farkı da hesaba katarsın… Yani bu kişi benden büyük olabilir ve benim kavrayamadığım bi hususu anlatıyor olabilir; ordan bi hisse kapıp cebine indireceğine, mercimek kadar beyniyle ortamı bulandırmaya uğraşıyor. Siz dağlısınız(yanlış anlaşılmasın kafkasyalı anlamında) büyüğün yanında laf söylenir mi? Çocuğa kahve bile verilmez yani… Biliyosan bi halt; müsaade istersin, izin verilirse anlatırsın… Neyse, yoruldum heralde ben:)

  21. Artık çok zor Fehmi bey birazda vakit geç, Anteplinin , ÖMER diyeceği Dudadığını Büzüşünden Belli . Erol Olçok la ilgili okuduğum bir yazıda ilkeli bir insan olduğu , Doğruya doğru eğriye eğri dediği , karşısındaki kişi REİS de olsa böyle olduğunu yazıyordu ,acaba şimdi bunu yapacak bir kişi varmı birde Erol Olçok un Ailesinin oy tercihi nedir acaba?

  22. Fehmi bey! Kolay gelsin, bugün epeyce yorulacaksıniz. Neden yorulacağınizin cevabi, AKP millet vekili Gülpınarin söylediklerinden dolayı.
    Galiba kendisine vahi gelmiş.

    Gülpınar, “Allah sizden emaneti ehline vermenizi emrediyor, bu emir hepimiz için geçerli, sadece yöneticiler için değil, herkes için halk için de geçerlidir. Halk emaneti nasıl verir? Sandığın başına gider, oyunu atar ve emanetini verir. Allah size bir emanet veriyorsa, bunun hesabını soracak demektir. Vicdan rahatlığıyla size diyorum ki, yarın inşallah mahşerde Allah’ın karşısına çıktığınız zaman, o emaneti bize verdiğinizden dolayı, size inşallah hiçbir hesap sormayacak” demiş.
    Vekil bey ayricada şunuda eklemeyide ihmal etmemiş Erdoğan’a destek olmanın imanın gereği olduğunuda söylemiş.

    Demeki AK Partliler ermişlerde bizim haberimiz yok.
    Bende diyiyordum! Bu ölüler nasil dirildi.. demekki AKP lilere İsa AS ın ruhu geçmeş ondan dolayi.

    • Yok bir ermiş var oda Pensilvanya da
      Ermekten papaz olmuş “Haçlılar namusunuza birşey yapmaz “ deyip duruyor
      Size başka etmişe gerek yok

    • Nurdan Hanim, Dikkat ediniz.Elestirdiklerinizle ayni dili kullaniyorsunuz.Konuyu isa Aleyhisselama nasil bagladiniz..Dini konular bu tur istihzalara alet edilemez.Sakasi ve benzetmesi bile tehlikeli.

        • Tevratta, Hz. isa Ölüyü diriltme mucizesi vardır. Belki de ona istinaden son paragrafı yazmışsınız Nurdan Hanım 🙂 🙂

          • Nusret her oltaya bi atlama sen, nurdan abla bi yanlış yaptı, yaşar bey (allah ondan razı olsun) iyi ki uyardı, yoksa ben uyaracaktım, nurdan abla da hatasını anladı; peki sana ne oluyor behey din düşmanı karacahil!!!

          • Nüsret bey! Sağ olasin, ☺ benim yazimda,Din konusunda hiç bir mahsur yok, farkındaiseniz Dini konulara pek girmemeye özen gösteriyorum.
            Onun için burdaki insanların hassiyetine saygimdan dolayi, teşekur ettim.
            İsa AS ölmemiştır onun ruhu kendi bedeninden, çiktigi zaman ölüm olayı olur.
            Bunu iyi bildiğim için yazdiğimin bana göre her hangı bir Dini konuda mahsuru olduğunu zanetmiyorum.
            Allaha emanet olun

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here