Tuğrul Türkeş.. John Grisham’ın son romanı.. FETÖ olayına yaklaşımı şimdi daha iyi anlıyorum..

17

Afedersiniz, ama bu işte bir yanlışlık yok mu sizce de?

Sorumun altında yatanı anlatabilmem için önce bir alıntı:

“Bakanlar Kurulu toplantısında idam konusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan gündeme getiriyor. / Tuğrul Türkeş, ‘İdamı getirseniz bile Öcalan’ı da Gülen’i de asamazsınız’ diye söze başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Niye’ dercesine bakınca, ‘Çünkü Magna Carta’dan beri cezalar geriye yürümez’ diyor. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyeleri Türkeş’i ilgiyle dinliyor. ‘Hem idamı getirmiş oluruz, hem de infazını yapamayız. Ama idamı getirirsek, görüntümüz bozulur. Bizi hemen Avrupa Konseyi’nden ihraç ederler, NATO’dan çıkarırlar.

“Türkeş’in bu sözleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘NATO’dan nasıl çıkarırlar? ABD’de idam var’ diyor. Tuğrul Türkeş, ‘ABD’de başından beri öyle. NATO kurulmadan önce de idam vardı, sonra da değiştirmediler. Onların hukuku ayrı. Ama biz baştan beri kıta Avrupa’sının hukukuna tabiyiz’ diye sözlerine açıklık getiriyor.”

Gerçek-üstü bir durum

Aktaran AK Parti kaynaklarına çok yakın, bu karşılıklı konuşmayı toplantıya katılanlardan alabilecek Abdülkadir Selvi olmasaydı, inanmayabilirdim.

Uzun, çok uzun bir süredir kamuoyunda tartışılan.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kalabalıklar karşısına her çıktığında, “Milletvekilleri karar verirse onaylarım” cümlesini kurduğu.. MHP ile onu getirme şartını da içeren bir mutabakata ulaşılmış.. Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin dondurulmasını isteyen Avrupa Parlamentosu kararına kadar geçmiş.. ‘idam’ konusunda.. Tuğrul Türkeş Bakanlar Kurulu’nda uyarana kadar..

Hayır, olamaz…

Daha önce, kimse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, “Yeni düzenlemeler ceza hukukunda geçmişe işlemez” kuralını hatırlatarak uyarmamış olabilir mi gerçekten?

MHP’den AK Parti’ye geçiş yapmış Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş bu ve birkaç başka konudaki görüşünü Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e dün anlattı; “Bunu birçok platformda dile getiriyorum” da diyerek…

Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılmış Bakanlar Kurulu toplantısında dile getirmiş demek ki..

İyi de, Külliye’de yapılmış en son Bakanlar Kurulu toplantısı ne zamandı?

Baktım, bulabildiğim en son kayıt, 31 Ekim tarihine ait…

Kasım ayı içerisinde de Cumhurbaşkanı ‘idam’ konusunu tartışma gündeminde tuttu ama…

Tutmaya da devam ediyor…

Siyaset benim için kolay anlaşılır bir şey olmaktan çıkmıştı çoktandır; belki de bu yüzden ‘idam’ konusunun neden gündemde tutulduğunu anlamakta zorlanıyorum.

Muhalefet yapmak yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aklından geçenleri okumaya çalışmayı yeğleyen siyasiler var CHP içerisinde; onlara göre, ‘idam’ konusunu ön plana çıkartmak iki yönlü yarar sağlıyor: Bir: ‘İdam’ cezası kimin için geri getirilecekse o kişinin gelmesi istenmediği için… İki: Konunun gündemde tutulmasının kamuoyunda karşılığı var da ondan…

Ben böyle küçük hesaplar yapıldığını sanmıyorum.

12eylul1İdamı askerler uyguladı

Türkiye’de ‘idam’ hukuk sisteminden çıkarıldığı 2000 yılı öncesinde de uygulanan bir ceza değildi. 12 Eylül’ün muktedir paşası Kenan Evren idamı seviyordu; ‘bir sağdan ise diğeri de soldan’ ölçüsüyle pek çok genci sehpaya gönderen odur.

Sivil hayata geçildiği 1984’ten başlayarak Meclis hiçbir idam cezasını onaylamadı.

Sistemimizde ‘idam’ cezalarını mahkemeler verir, ama infaz için Meclis’in onaylaması gerekir (idi). Milleti temsil eden milletvekilleri birilerini üç ayaklıya göndermede fazla istekli olmamıştır, çok partili dönemlerde…

Halk şimdi konu açıldığında ister görünüyor, ama.. Abdullah Öcalan Türkiye’ye ‘idam edilmemesi’ şartıyla teslim edildiği ve bunun için hukuk sistemimizden idamın çıkarılması süreci başladığında, halkın umursadığının işaretleri pek alınmadı.

Evet, Öcalan’da bile…

ABD’de bazı eyaletlerde idam cezası var; ancak Amerikalılar’ın fazla övündükleri bir özellikleri değildir bu durum. İnfazlar hep son âna bırakılır. En ufak bir kuşkuda vazgeçildiği de olur. Özellikle adli tıp alanında kaydedilen teknolojik ilerlemeler sayesinde yanlış mahkûmiyetler daha kolay ortaya çıktığı ve az kalsın idam edilecek bazılarının masumiyetleri anlaşıldığı için…

“Tek bir kişiyi haksız yere idam edeceğine 100 idam mahkûmunu infaz etmeme” düşüncesi hâkimdir ceza hukukunda.

Hem de asırlardır böyledir.

Bu konuyu tartışma gündeminden çıkarmamızda toplum sağlığı açısından da yarar var.

9780385541190Bir roman okudum…

Amerika dedim de…

John Grisham benim her romanını büyük bir heyecanla beklediğim yazarlardandır. İlk romanı dikkatimi çekmemişti, ama ikincisi (‘Şirket’, filme de alınmıştır) ile birlikte her romanını çıkar çıkmaz edinmiş, okumuşumdur.

Anlatımı müthiştir de, hukuk eğitimi aldığı ve konularını genellikle ‘yargı’ alanından seçtiği için de okumaya değer bulurum.

Son romanı ‘The Whistler’ çok taze çıktı. Okudum.

‘Whistler’ ıslık çalan demek, ama ‘saklanmaya çalışılanları fâş eden’ anlamı da var…

Grisham’ın bu romanda anlattığı hikâye, kendilerini çok iyi gizlemiş ve etkin bir yargıcı rüşvetle satın almış belli bir bölgedeki mafya örgütlenmesi… Her işlerini kitaba uydurmasını bildikleri için dikkat çekmiyor örgüt, aykırı yönlerin kitaba uymasını da yargıç sağlıyor, ama çaktırmadan…

Örgütün çekirdek kadrosu ile yargıç birlikte Karun kadar zengin oluyorlar…

Roman, balonun patlatılması üzerine…

Okudum, okudum.. sona geldiğimde.. şöyle bir “Allah, Allah” demişliğim var…

FETÖ’ye yapılan, romanda Mafya’ya yapılanla aynı

Yargıç sistemi içindeki çürük elmaları ayıklamak için kurulmuş bir birim, BJC, örgütün peşine düşüyor, ama son vuruşu FBI yapıyor; Başsavcılık ile birlikte… Kanıtları topladıktan sonra.. içlerindeki birkaç zayıf halkayı itirafa zorlayarak.. üzerlerine çöküyor ve işlerini bitiriyorlar…

Bütün mallarına-mülklerine el koyarak… El koydukları malları bir fonda toplayıp haraç mezat satışa çıkararak…

Romanda ‘gizli Mafya’ için ABD yargısının uyguladıkları bana nedense bizde FETÖ’ye uygun görülen mücadele yöntemini hatırlattı.

Mafya ile FETÖ… Burası ile orası…

Filmi çekilsin, benzerliği sahnelerden bile anlarsınız.

Neyse…

Çürük yargıcı yargılayan mahkemenin başkanı, “İstikrarlı bir toplum haklılık ve adalet üzerine oturur; her vatandaşın çürümüşlükten, şiddetten ve şer güçlerden korunması, senin ve benim gibi hukuk insanlarına emanet edilmiştir” diyor ve kadını en ağır cezaya çarptırıyor.

Yazar, bir yerde, “Biz yargıçlarımızın samimi ve akıllı olmasını bekleriz. Onların haysiyetli ve tarafsız olması bütün hukuk sistemimizin omurgasıdır. Yargılamanın âdil olması, tarafların haklarının korunması, yanlış yapanı cezalandırması, adaletin en etkili ve düzenli biçimde akması için onlara güveniriz” notunu düşüyor.

Biz de “Adaletin kestiği parmak acımaz” demez miydik?

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. Hayat basittir Fehmi bey. Karmaşanın arkasından da basitçe ulaşabileceğiniz sonuçlar çıkar. İnsan kendisi için yaşar. Ama kendinde var olan değerleri kendi tercih etmez. CHP lilerin öngörülerini bir adım ileri götürdüğünüzde , kendini yönetimin aktif bir üyesi olarak gören halk kitlesinin , ortaya atılan fikirleri benimsediğini ve mesajların onlar için olduğunu farkedersiniz. Rahmetli Özal da böyle gündem belirlemeleri yapardı. Herkesin, hayatının bir döneminde etrafında ölmesini istediği birileri olmuştur..Habil ve Kabil den beri böyledir bu. Ama iş ciddiyete binince durum değişir çogunlukla.

  2. Biz idamı getirelim götürelimi tartışıyoruz. Ama bu ülkede sürekli insanlar ölüyor, ya savaşta ya darbede, ya yangında, ya da ya da. İnsanı nasıl yaşatırız derdinde değiliz hiçbir zaman. Konforumuz bozulmasın, koltuğumuz sağlam olsun da kim ölürse olsun. Gerisini hiç dert etmiyoruz.

    İşte yine bir facia, Adana’da öğrenci yurdunda yangın, 10+ öğrenci ölüyor. Geçen hafta maden kazası, 10+ ölü. Bunlar AB’de olmuyor bu kadar sık. Neden acaba diye düşünmüyoruz. Onlar sömürgeci de ondan diyecek bazıları herhalde.

    Camilerde düşünmüşümdür, şimdi burada bir yangın çıksa nereden kaçarım diye. Bir tane küçük kapı vardır. İçerdeki yüzlerce kişinin çıkma imkanı yok, çıkmaya kalkarsan izdihamda ölürsün zaten.

    Bugün toplu olarak gittiğimiz hiçbir yerde doğru dürüst yangın çıkışı yoktur. Camiler, okullar, toplantı salonları, vb. hepsi mantıksız bir şekilde tasarlanmıştır. AB standartlarında ise bunların nasıl olacağı bellidir, güvenlik önlemleri insan hayatına odaklı olarak alınır. Bizde ise önlemler göstermelik, yasak savmak, kuralına uydurmak için yapılır. Eminim bu konuda ve her konuda, AB uyum çalışmaları çerçevesinde kuralları da bellidir bizde de. Ancak biz bu kuralları uymak için çıkarmadık tabii, AB’ye kapağı atmak için çıkardık (şark kurnazlığı). O kurallar orada durur, biz yine işimizi bildiğimiz gibi yaparız. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.

    Bu facialarda hiçbir zaman sorumlu da bulmazsınız, ne mühendis, ne denetçi, ne belediye, ne kamu görevlisi. Herkes sorumsuzdur. Genelde zamanın ruhuna uygun kullanışlı bir sorumlu da bulunur, FETÖ mesela (SOMA maden sahibi içerden öyle seslenmişti, FETÖ yaptı diye):

    http://www.birgun.net/haber-detay/soma-maden-patronu-feto-yapmistir-123509.html

    Diğer taraftan yetki sonsuzdur. Sorumlu olması gereken etkili yetkililer izin vermeden kılınızı kıpırdatamazsınız, bina ruhsatı alamazsınız, işyeri açamazsınız, vb. (tiyo: rüşvet çalışır genelde bu durumlarda). Sorumlu aradığınızda ise kimseyi bulamazsınız.

    Tabii bu kurnazlıkları bir yere kadar götürürsünüz, sonunda tekmeyi yersiniz. İdam falan demeye başladığınızda hadi işinize denir.

    İşimiz hep böyle. Tedbir yok, kafa çalıştırma yok, yok da yok. AB sizin neyinize elbette, sizi Şanghay paklar. Ölümü ve ölmeyi yüceltmeye devam.

  3. Sayın karakaya. Öncelikle normal hukuk sisteminde bizdeki gibi af uygulaması yok diye biliyorum. suç ve suçlu kavramları çağa, duruma göre değişiklik gösterebiliyor, ancak bizdeki af uygulaması farklı. Mesela, bir dönem uyuşturucu kullanmak suç iken, bazı ülkelerde belli sınırlar içinde uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak suç olmaktan çıkarıldı. bu af değildir. Hukukun amacı toplumda adalet duygusunu tatmin ederek bir düzen sağlamak. Ceza, hukukun unsurlarından birisidir, fakat amacı değildir. Bu nedenle suçlu lehine hukuksal düzenlemeler geriye işlerken, suçlu aleyhine hukuksal düzenlemeler geriye işletilmez. Mesela uyuşturucu örneğinden gidecek olursak, daha önce uyuşturucu bulundurmaktan ceza almış bir mahkumu ele alalım. yasa değişkliği ile uyuşturucu içmek suç olmaktan çıkarılmışken o mahkumu geçmişte suç olan uyuşturucu kullanımından içerde tutmanın hiçbir mantığı yoktur. Yine uyuşturucu bir dönem serbestken, suç değilken, daha sonra değişiklik ile suç olarak kabul edildiğinde, “geçmişte sen uyuşturucu kullanmıştın” diyerek birisini cezalandırmanın da mantığı yoktur.

    Bir de hukuk ile yasa aynı anlama gelmiyor. aslında teorik olarak hukuk ile yasanın aynı olması gerekirken, özellikle bizim gibi ülkelerde hukuk ile yasa maalesef epey ayrılıyor. Yasal olan birşey aslında hukuki olmayabiliyor. Hukuk, bütün insanlığın gelişiminde ulaşılan o anki adalet anlayışını, ilkelerini, uygulamalarını ifade ederken, yasalar bazen bu forma aykırı olabiliyor. Bunlar birazcık uzmanlık meselesi. bir hukukçu (ama avukat, hakim vs. değil, hukukun özünü kavramış bir hukukçu bunu size daha iyi anlatır).

    Bir başka konu da, hukuku ya da başka bir konu düşünürken genellikle kafamızda canlandırdığımız somut bir olay ya da olgu üzerine düşünüyoruz. Olayın ya da olgunun farklı boyutları olduğunu göremiyoruz. Siz de, aynı şekilde, sadece adam öldürme üzerinden hukuktaki, suçlu lehine uygulamanın geriye dönük uygulaması prensibine bakıyorsunuz. Ancak bu uygulama adam öldürme üzerine değil, yaşam içinde karşılaşılan pekçok durumun bir analizi olarak hukuksal prensip olarak ortaya konuldu.

    Ben sizin sorunuzu, bildiğim kadarıyla, (hukuk uzmanı değilim ancak bazı temel prensiplerini bilirim), anlatmaya çalıştım. Siz uzman mısınız bilemiyorum. Ancak “islam hukuku”ndan bahsediyorsunuz. Pekçok islamcıdan da benzer cümleleri duydum. Siz de, bildiğiniz kadarıyla, ya da bilen başka birileri, bana bu “islam hukuku”nu anlatabilir mi? nedir bu islam hukuku?

  4. Türkiye’de insanlar senelerdir seçim atmosferinde tutuluyor. Normalde seçimlerden bir kaç ay önce başlayan seçim kampanyaları oylamadan sonra biter, seçilen hükümet göreve gelir ve herkes işine gücüne verir kendisini. Ama Türkiye’de durum farklı. Ben Cumhurbaşkanının idam, Lozan ve benzer konuları tekrar tekrar dile getirmesini bu anlamda değerlendiriyorum. Sonu gelmeyen bu seçim atmosferi sadece poltikacılar arasındaki ilişkiyi değil, sıradan vatandaşlar arasında ilişkiyi de zorluyor. Ülkede devamlı bir gerilim var. Bu seçim ortamında ülkenin hassas konularını, uluslar arası ilişkilerimizi, meydanlarda bağırarak tartışıyoruz. Bu gidiş sağlıklı bir gidiş değil.

    Avrupa Birliğinin üst düzey yöneticileri de bu durumun farkında. Cumhurbaşkanı Erdoğan bizimle konuşuyor gibi görünse de, o kendi seçmenine hitabediyor, demeye başladılar.

  5. Fehmi bey. Su an ülkede somut hicbir suc isnadı olmadan islerinden olan yüzbinler var.
    Hadi patron isten çıkardı diyelim, bu kişilerin pasaportları iptal edilmis durumda. Yurtdışında is bulan da gidemiyor ?
    Ne yapacak bu adam ?
    Hicbir adli kovuşturma yok ama yeni pasaport alamıyor, bulduğu ise gidemiyor ?
    Olecek mı, oldurecek mi ?

  6. Eskilerin deyimi ile bir süredir ülkemiz ‘malumu ilan’ ve ‘hasılı tahsil’ ile uğraşıyor. Gündem sıkıntısı ile bu yola girildi desek, hiç de gündem sıkıntısı yok. Kadim gündemimiz olan PKK/PYD mücadelesine, bir kaç seneden bu yana özellikle bu sene FETÖ/PDY terör örgütü mücadelesi her problemi geride bırakarak ülke gündemine ağırlıklı olarak oturdu. Bu mücadele de kamuoyundan tasvip ve destek gördü.
    Kimse hiç kimsenin malına el koyamaz, burası muz cumhuriyeti mi? deniyordu. Hakim ve Savcı teminatı var, hangi güç, hangi kuvvet ve kudret Hakim ve Savcılara dokunabilir? deniliyordu.
    Bilimsel özerklik, anayasal güvence deyip Akademik hayat bildiğini okur ve okutur, deniyordu. 657 sayılı Devlet Memurları kanununa tabi kamu personeline muhakkik tayini yapılıp savunmasını almadan, lüzumu muhakeme fezlekesi düzenlenmeden kimse düz memurun, polisin, öğretmenin, doktorun, hemşirenin kılına dokunamaz deniyordu.Fiziki alem ve metafizik alem; Amerikası, Rusyası, Avrupası, japonyası velhasıl beşeriyet gördü ki Devletimiz yapılamaz denilenleri bal gibi yaptı. Solcuların güçlü sermaye kuruluşlarına dokunamazlar; sağcıların hür teşebbüs, mülkiyet hakkı kutsaldır müsadere edilemez iddia ve savunmaları tek başına güçlü iktidarımız sayesinde nasılda yerle bir edildi kainat gördü. Anayasamızda OHAL diye bir sihirli kavram varmış, ne hukukcular, ne akademik hayatın anlı şanlı profları, docları farkında bile değillermiş. Kendi inanç ve ideolojilerinin aksine uygulamalar karşısında bir etkin savunma dahi geliştiremediler. Hapishaneler önce boşaltıldı- siz çok yattınız bıraz da başkaları yatsın- diyerek sonra dolduruldu. Dokunulmaz denen nice sermayedarlara, holdinglere nasıl dokunulduğunu gelişmişi ile,gelişmekte olanıyla, az gelişmişiyle küresel arz gördü.
    Omuzları yıldızlarla dolmuş üniformalı burnundan kıl aldırmayan nice zevatın akıbetini, cübbelerinin süslü püslü kulaklarını örten ihtişamı ile içinde kaybolan yüksek yargıçların akıbetini insanlık görmedi mi? Değerli düşünür ve yazar Fehmi Koru ve diğer yazar ve çizerler, hukuk allameleri boşuna nefes tüketiyorlar. OHAL kapsamında idam geriye de işletilebilir, temel insan hak ve hukukları askıya alınabilir, AHİM ve kararlarına uyulmaya bilir. Siz bunları bilmiyor musunuz? Okullarda ve Üniversitelerde daha oraya kadar okumadınız mı?

  7. Fehmi bey ne dersiniz,bizdede bu kitapdaki final gibi bir final olurmu? Öyle bir final şu an pek ümüt vermiyor, çünkü o yargiç still görevinin başında.

    • Benmi yaniliyorum dedim ama galiba ayni şahis.Şaşırmayın 26 Kasımda Delta airlina ait bir uçakda Trump taraftari bir yolcu yerinden kalip Hileriye ve taraftarlarına küfürler yağdırdı.Ben bu adam kılığında şeytani bir yerden taniyorum nerden diyecektimki! Bu sitede bunda bir süre öncee teşhir edilen Trump taraftarı bir şeytanin İslam dinine küfür eden resmi olduğunu hatirladim.Şimdi bizim işimiz daha kolaylaşdi,yeni kabine görev başlar başlamaz o resmi yetgililere göndereceğiz.

  8. “Saklanılanları faş eden”bir roman da şu sıralarda Türkiye üzerine yazılsa,sanırım satış rekoru kırar.
    OCAK ımızın sıcaklık ışığında okuduğum yazar Orhan Bursalı”nın “DARBE GİRİŞİMİNİN KARANLIK SAYFASI”nı okuyunca bu kanaatim daha da güçlendi.Niçin mi? Buyrun paylaşalım.Bursalı diyor ki:
    *MİT.darbe girişiminin saatini en azından 15 Temmuz günü haber aldı.”
    *MİT Müsteşarı aldığı bu haberi Genel Kurmay Başkanlığına iletti.Akabinde Genel Kurmay Başkanlığına gitti.
    İNANILMAYACAK İDDİALAR.
    *Bu bilgiler Cumhurbaşkanına,hatta Başbakana da iletilmedi iddiasına inanacak salak varsa ne diyeyim.
    *Bu darbe girişimi tezgahta MİT.,Genel Kurmay Başkanlığı toplanıyor;enaz iki saat konuşuyorlar ama Cumhurbaşkanına haber verilmiyor.Kİme?Darbenin hedef aldığı 1.kişiye!..Buolasılık 1000 kere 0″dır.
    *Sorulacak soru şu olmalıdır: Fidan ve Akar, Cumhurbaşkanı ile kaç saat haberleştiler ve neler konuştular,hangi önlemleri kararlaştırdılar?
    *Bize anlatılması gereken karanlık sayfalar veya darbe kronolojisinde gizlenen bunlardır.
    “BAŞLARINI KALDIRDIKLARINDA EZİLECEKLERDİR”
    *Darbecilerin haberleşme aracı ByLock,darbeden çok öncedeşifre edilmiş, 40 bin kişinin isimlerine,yerlerine,tlf.numarılarına varıncaya kadar tasnif edilmişti.Bilgiler ta Mayıs ayından beri C.Başkanlığına aktarılıyordu.
    *Demek oluyor ki,darbenin yapılacağı çok önceden biliniyor,”başlarını kaldırdıkları an,ezilecekler”deniliyordu.
    *Gazeteci Fuat Uğur”un Devletten aldığı bilgilerle darbeden ikibuçuk ay önce yazdığı darbe haberi 15 Temmuz”da aynen gerçekleşti.
    *”Kontrol altında darbe girişimi yüzde 99 gerçek durum olarak ortaya çıktı.
    *Ordu içinde hiyerarşi korunuyorsa Türkiye”de darbe olmaz.15 Temmuz kalkışması bu sayede önlenmiştir.
    —–
    “Kalmasın alemde Allahım, tek hakikat nihan.”

  9. Savaş, ısyan halleridışında ölüm cezası yalnız kısasla sabit olur. Kasten öldüren öldürülür. Değilse diyete dönüştürülür. İslamiyet’te cezada kesinlik şarttır. Bunu Magna Karta değil fıkıhçılar ifade ettiler. Şüphe,

    İdamin olmadığı yerde devlet yok demektir. Cezanın geriye işlememesi kanuni suçlarda söz konusu, kısas hükümleri her zaman geçerlidir.

    Türkeş’in beyanları hukuki anlam taşımaz. Önce Öcalan davası bitmiş mahkum olmuştur. Öcalan devletle anlaşmıştır. Gülen daha sanık bile olmamıştır. Davası kısas davası değildir. Suçu sabit olursa kısas hükümleri içinde idam edilebilir.

    Bir kişiyi asmamak için ceza kanununda değişiklik yapmak ne kadar saçma ise ve bu saçmalığı Türkiye her gün yapıyor, birisine ceza vermek için de kanun çıkarılmaz. Kanun geçmişteki olaylar için değil gelecekteki olaylar için çıkarılır. Ceza kanunundan önce adil yargı sistemini getirmeliyiz. Yargıyı tarafsız bağımsız ve saygın ve etkin hale getirmeliyiz. Avrupa birliğinden ve natodan çıkmalıyız.

  10. Sayın koru bir af getirilirken geriye dönük oluyorda cezada neden olmuyor aceba
    Cezaların amacı caydırıcılık değil mi o zaman neden karşı çıkılıyor islam hukukunda haksız yere öldürenin cezası nedir aceba. diyeceksiniz Türkiye’de islam hukukumu uygulanıyor. fayda sağlayacaksa neden olmasın her suç işleyen idamı hakediyor anlamı çıkmasın buradan neden hep AB ABD neder le geçiyor günlerimiz ABD dede belki uygulanmıyor resmi olarak ama Guatemala daki mahkumlar hergün işkenceyle ölüyor sanki idamdan farklımı mahkumlar ağırlıklı müslüman hep elalem nederle yaşıyoruz ve olan bize oluyor.

  11. Daha önce, kimse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, “Yeni düzenlemeler ceza hukukunda geçmişe işlemez” kuralını hatırlatarak uyarmamış olabilir mi gerçekten?
    aslında düzenlemeler geçmişe işler….Hukukta genel olarak kanunların uygulanması yürürlüğe girdikten sonraki dönemi kapsar Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. yani lehte olan geriye işler.. Eğer yeni düzenleme kişi ve kurumlar için aleyhte bir yenilik ise sadece çıktığı tarihten sonraki zaman için geçerli olur… gençlik yıllarından beri hukukla çeşitli ilişkileri olan cumhurbaşkanının bunu bilmediği düşünülemez sizin lehte işler meselesini bu satırlardan öğrendiğinizi düşünemeyeceğimiz gibi…hukukun toplumun her kesiminde yaygın bilinen bir kuralıdır bu…olabilir mi gerçekten diye gerçekten soruyorsanız gerçekten olamaz…
    idam pek çok kişinin gönlünde yatan bir aslan . kimi vatan hainlerinin kimi pedofili ve benzeri cinsel suçlularının kimi de bazı hükümet yetkililerinin asılmasını gönlünden geçirir…ama her gönlümüzden geçen savunulabilir değildir. 15 temmuzdan sonra milletin idam istemesi siyasilerinde popülist bir yaklaşım sergilemesi anlaşılabilir…ama bunlar idam gelmeli anlamını taşımaz.
    ülkemiz pkk fetö başta pek çok suç örgütünün militanlarını adil yargılamalı suça iştirakleri miktarı cezalandırmalıdır….mağduriyet varsa acil giderilmelidir… idam bu günün bir çözümü olmaz.

  12. Cem yilmaz bir gosterisinde… bizdeki adalet pacman oyunu gibidir…. elinizde dosya koridorlarda edelet edelet edelet diye diye dolasirsiniz demisti… Izahi yapilmayanin mizahini yapmak kaliyor….
    Dugmesiz bir cuppeyi iliklemek buda ayri bir mizah…

  13. Sabah sabah önce bu yazıyı okudum…
    “ADİL DÜZEN” diyor, başka bir şey demiyorum…
    “ADİL DÜZEN”i merak edenlere http://www.akevler.org‘u tavsiye ediyorum…
    Yüzlerce dergi sayısı, binlerce makale, yüzlerce kitap, onbinlerce sayfa TELİF içerik…
    *
    Elbette…
    Bütün bunları…
    Önce okumak ve anlamak…
    Sonra da hep birlikte uygulamak gerek…
    *
    Bunu yapacağımız zamana kadar…
    Ülkemiz ve bütün dünyadaki
    Mevcut “ZALİM DÜZEN”de
    Debelenmeye devam…
    *
    Ve’s-SELAM…

    • Resat bey kayitiyorum… Adil duzen… Adil duzen…. Adil duzen…Peki sizce adil duzenin Mimari Erbakan Hocam neden Adil duzen gimlegini cikardigini soyleyen Ak Parti icin cok sert elestriler yoneltmis olabilir… Sakin yahudiyi ve ABD yi kandirmak icin demeyin bu platforma yakismaz… Derin Saygilarimla….

YORUM YAP