İnsanlar dertli, insanlar çaresiz… Ben de yazdım işte!

16

[‘Ben de yazdım’ Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın hayatı boyunca yaşananlara tanıklıklarını aktaran, büyük bölümünü Kayseri Cezaevi’nde kaleme aldığı, ancak nedense fazla önemsenmemiş anılarıdır. 8 cilttir.]

Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim.

Günün önemli olaylarını ele alan değinilerimi adımı taşıyan bu sitede değerlendiriyorum. Türkiye’de bu siteyle ilişki kurmamış tek bir il yok; dünyanın dört bir tarafında da okurları var bu sitenin.

Bunun anlamı ‘sorumluluk’ demek.

Her sabah, daha henüz ezan bile okumamışken kalkıp yazı masasının başına geçiyor ve o sorumluluk hissiyle temel bir konuda görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum.

Şikâyet yağıyor

Okur da, sağ olsun, günlük bir gazetede yazıyormuşum gibi, bir etki vehmediyor yazdıklarımda; öyle olmalı ki, kendilerinin veya yakınlarının karşılaştıkları yanlışlıkları benimle paylaşıyor.

Ergenekon ve Balyoz dönemlerinde de öyle olmuştu; ama bu defa şikâyetler çok daha yoğun.

Gencecik ve hayatlarının daha baharında insanlar, nereden kaynaklandığını bilemedikleri bir oldu-bitti ile, toplumu sarsan sürecin bir parçası haline dönüşüyorlar.

Uzun yıllarını eğitim ordusu içerisinde geçirmiş ya da üniversitede ders veren çok kişi var aynı sürecin bir parçası haline dönüşmüş; mağdur edilmiş, kendisini mağdur edilmiş hisseden…

Bana ulaşabilen aile fertlerinin veya yakınlarının onların içerisinde bulunduğu durumu anlatan ayrıntılı mesajlarını okurken içim burkuluyor.

İspat yükümlülüğü iddia sahibine düştüğü halde, hemen hepsi, ‘bilirkişi’ sayılabileceklerden, telefon şirketinden, servis sağlayıcılardan “İddia doğru değildir” sonucu çıkaran kapı gibi açıklamalar alma derdindeler, alıyorlar da.

Alışveriş ettiğim bir dükkan sahibi, tanıyınca, “Esnaf her gün bir yenisiyle karşılaşılan operasyonlardan bizar, ne yapacağını bilemez halde; bunların çoğu AK Parti seçmeni de” diyor.

Bunu etrafına baktıktan sonra ve kısık bir sesle diyor ama…

Hepsi dertli ve dertlerini nereye aktaracaklarını bilememenin çaresizliği içerisindeler.

Gerçekten cesur meslektaşlar var; bazıları DEVLET’e yakın medya organlarında bulundukları halde, gereken uyarıları yazılı ve sözlü olarak dile getirmekten çekinmiyorlar.

Yürekten takdir ediyorum öylelerini.

Yazarınız ise, kendisini, hayatının hiçbir döneminde başına gelmediği kadar çaresiz hissediyor.

Sıkıntımın sebebi korku değil aslında; yazdıklarımın hiçbir işe yaramayacağını bilmekten kaynaklanıyor sıkıntım.

Dert anlatmak için bana ulaşabilenler, hiç değilse şahsen tanıdıklarım, AK Parti’ye uzak insanlar değiller; eminim iyi tanıdıkları pek çok siyasetçinin de kapısını çalıyor aynı kişiler.

Onlar dertlere derman bulamıyorsa, ben nasıl bulacağım?

‘Sayın muhbir vatandaş’ devrede

Konumu itibariyle bilebilecek durumda olan biri, “Son zamanlarda gözaltına alınanların çoğu ihbarlar yüzünden” dedi bana. Bazıları, ‘etkin pişmanlık’ uygulamasından yararlanabilmek için kendisinden beklenen ‘isim sağlama’ konusunu, tanımadığı kişileri de listesine alarak yerine getiriyormuş…

“Bizden falancanın evine gidenler arasında galiba o da vardı” denmesi bile yetebiliyormuş, o kişinin peşine düşülmesi için…

Siyasi tarihimizin en kara sayfalarından 12 Mart (1971) döneminin kilit isimlerinden asker-politikacı Sadi Koçaş, “Sayın muhbir vatandaşların ihbarlarıyla vatan düşmanlarını ele vermesini bekliyoruz” gibi bir cümleyle kamuoyu karşısına çıkmış ve onun bu sözleri literatüre geçmişti.

2017 yılındayız ve ihbarcılık yeniden hortlamış görünüyor.

Lekelenmeler var ki, lekelenmeme hakkından söz ediliyor

Adalet bakanı kısa süre önce değişti. O görevi yeni üstlenen Abdülhamid Gül’ün ‘lekelenmeme hakkı’ adını verdiği bir konudaki açıklaması bugün gazetelerde yer alıyor.

İhbarlar yüzünden pek çok kişi adli takibe uğruyormuş, ama bazı ihbarlar asılsız çıkıyor ve bu sebeple insanlar kendilerini ‘lekelenmiş’ hissediyormuş. Son çıkan KHK ile, ihbar konusuna bir düzen getirilmiş.

Bakan Gül açıklamasında o düzeni anlatıyor.

Lekelenmeler yaşandığının hükümet de farkında demek ki…

Öyle olmasaydı, bu düzenleme yapılır mıydı?

Doğrusu adalet bakanı olmak bu devirde gerçekten zor.

Sorumluluğu büyük çünkü.

Keşke yılın ilk ayı kurulmasına karar verilen ve nihayet temmuz ayında çalışma esasları Resmi Gazete’de yayımlanan KHK ile görevden alınan ve kendilerini mağdur hissedenlerin itiraz başvurularını inceleyecek komisyonun şu ana kadar yaptığı çalışmalarla ilgili de bilgi sunsaydı bakan…

Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi böyle bir komisyon kurulduğu için 15 Temmuz sonrasının KHK ile ilgili uygulamalarına dair bireysel başvuruları kabul etmiyorlar.

Bir süre sonra edebilirler ama…

OHAL kalkmalı

Dışarıdan ülkemize yöneltilen en ağır eleştiriler adalet ve yargıyla ilgili; ülkemiz bu durumu hak etmiyor.

En kesin çözüm, KHK ile hükümete Meclis’in görevini üstlenme kolaylığı ile vatandaşa hak arama zorluğu getirmiş Olağanüstü Hal’in (OHAL) daha fazla uzatılmamasıdır.

Çaresizim, ama yine de demokrasilerde çare tükenmediğini görüyorsunuz.

ΩΩΩΩ

16 YORUMLAR

  1. Adamlarda hiç insaf yokmuş.
    En küçüğü 8 aylık 3 çocuk annesi kadıncağız eşi ve kendisi KHK ile atılmış ve intihar etti.
    Kılları bile kıpırdamadı.
    Hadi onların kılı kıpırdamadı da…
    %90 ı müslüman olan toplumdan tek bir tepki sesi yükseldi mi?
    Demek ki toplumun da insafı kalmamış.
    Tunus’ta bir adam kendini yakmıştı ve toplum ayağa kalkmıştı.
    Kaç kişinin intihar etmesi gerekiyor toplumun uyanması için?
    t24.com da Haluk Gergerlioğlu bu konuyu anlatmış bugünkü yazısında.
    Okuyun paylaşın bari.

  2. Geçenlerde ak partili biri bizim khk ile atıldığımızı duyunca ben ve esimi dinlemek istedi.Neden dinlemek istiyordu ki? Oysaki geçen sene bu zaman degil bir Ak partili’ye derdimizi anlatmak,herkes tarafından vebalı muamelesi görüyorduk.Belli ki bu konuda Ak Parti tabanında sıkıntı var.Cümleme,khk’larla ibadet kısmının ekmeği ile oynamak size kurulmuş bir tuzaktı farkındamısınız? sorusu ile başlayınca “Evet farkındayız” diye cevap verdi. Sonucta milletin vereceği oylara muhtaçsınız ve onlarda biliyorki bu kesimin ailelerinin bir çoğu ak partiye oy veren insanlardı.Konuşmamın sonununa kadarda hiç konuşmadı ben konuştum o not aldı çünkü aldığı notları ildeki yetkili parti yöneticileri ile görüsecekmis.Onlarda biliyorlar bu işin zulüm olduğunu ama gizli bir elinbir şeylere engel olduğunu da biliyorlar.Öyle ya başbakan taa bu işin başında iki defa “İbadet katmanı korkmasın onlar ne yaptı ise Allah rızası için yaptılar” demedi mi? Dedi demesine de 672 nolu khk’nın yarın 1.yılı ortada hala bir şey yok.Bizim Ak partili babamız yokki bir önceki khk ile atılalım bir sonrakinde döndürülelim.Devlet aklı ne zaman gelir bilmiyorum ama inşallah bir seyler için geç olmamıs olsun (Önceki yorumumda eksiklikler ve imla hataları olduğundan bu yorumumu yayinlarsanız memnun olurum)

  3. Sayin koru.bende KHK ile işinden olmuş ve hala ne ile suçlandıģìmì bilmiyorum.yazılarınızı sürekli okuyorum. yazinizdada bahsettiğiniz gibi ben ve ailemde ak partiyi destekleyen insanlarız. Ülkemiz çok zor günlerden geçiyor. Bu yaşadığım şeyin verdiği acıyı sıkıntıyı inanın anlatacak kelime yoktur. hayatta en sevdiğim biri aramızdan ayrilsaydi bir hafta sonra hayat devam ediyor dersin ama bu hiç bir şey e benzemiyor şu an yaşayan bir ölüyü m uyku ağız tadiyla yemek yemeyi unuttum bunları. lütfen lütfen lütfen daha cesur olun sesimiz solugumuz olun inancım ve iki çocuk olmasa beni hayata bağlayan hıç bir şey kalmadı. vallahi benden hain olmaz bu çok ağır bir şey dayanamıyorum. ailecek maddi manevi çöktük. Allah razı olsun sizden.

  4. Sermaye’nin doları vardır, bir de üniversiteleri vardır, araştırma merkezleri vardır. Halkı basın yoluyla bunak hale getirmekte, her dediğini yaptırmaktadır. Gerek Başkanlık sistemi gerekse OHAL uygulaması AK Parti için intihardır. Muhalif sesleri kısarak Sermaye başarıya ulaşacağını sanıyor.
    Türk Milleti sesini çıkarmaz, çıkarmaz, sabreder, sabreder ama çıkardığı zaman da kimse onu durduramaz. Bugün zulme uğrayanlardan acaba ‘hayır’ veren kaç kişi vardır? AK Parti ile cemaat iç içe sesimizi boğuyorlardı. Bugün de öyle yapıyorlar ama elli sene önceki durumlarına ve şimdiki durumlarına bir baksınlar. Onlar mı galip, Allah mı?
    Sabredeceğiz ve galip geleceğiz.

  5. Eğer “masumsanız” korkmanıza gerek yok. Masumiyet kavramı çoğu zaman hayatın olağan akışı düzleminde bizlerin de ihlal ettiği bir kavram oluyor. Ancak Olağanüstü hal kapsamında düzenlenen KHK’lara muhatap olan bizler bakımından çok farklı çağrışımlar yapıyor “masumiyet karinesi”. Her KHK’da farklı kişilerin masumiyeti göz ardı ediliyor. Her KHK’da farklı kişilerin aynı hakları ihlal ediliyor… Aslında ihlal edildiği belirtilen bütün hakların temel noktasıdır masumiyet karinesi.
    Masumiyet karinesi, Türk Ceza Yargısında ifade edildiği diğer adıyla suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder. Bu konuyu örneklendirmek amacıyla; Anayasamızın 15’inci maddesi kapsamında düzenlenen ve savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi dokunulması mümkün olmayan çekirdek haklar kategorisine dahil edilen masumiyet karinesi, OHAL döneminde Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan ve ihraç işlemini konu alan her KHK’nın birinci maddesinde yer alan:
    (1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. ifadesi ile telafisi mümkün olmayan bir şekilde yok edilmektedir.
    Üstelik yapılan ihraçların yerinde olmayabileceği ve yanlışlıkların olabileceği düşünülerek kurulan OHAL Komisyonu varken, bizzat Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan OHAL KHK’sı ile isimleri toplumun her kesimine ifşa edilen kişilerin terör örgütü ile irtibatını tespit eden bir çıkarım ne derece sağlıklıdır? Terör örgütü üyeliği gibi ağır bir ithamın cezai anlamda yargılama yapma yetkisini tekelinde bulunduran mahkemeler tarafından tescillenmeden Resmi Gazetede yapılması masumiyet karinesinin ihlalinden ziyade, bahse konu karineyi ortadan kaldırarak bertaraf etmektedir
    Yukarıdaki ifadenin OHAL sürecinin başından beri her KHK’da yer aldığını biliyoruz. 2017 yılının başından beri peyderpey de olsa KHK ile yapılan kamu görevine iade işlemlerinin var olduğu ise ortada. Şimdi ise sorulması gereken sorulardan bir tanesi şudur ki:
    İhraç listesinde ismi yer alan kişinin terör örgütü ile irtibatı nasıl tespit edilmiştir ve aynı kişinin iade listesinde yer almasında etkili olan sebepler nelerdir? Yani bir kişi neye dayanarak terör örgütü üyesi ilan edilmiş, aynı kişi nasıl bir araştırma ve sair sebepler sonucunda suçsuz olarak görülüp kamu görevine iade edilmiştir?
    Bu sorulara verilecek cevaplardan ziyade asıl sorgulanması gereken durum; bir kişi bile olsa aralarından bazılarının masum olabileceği ihtimali olan bazı kişilerin haklarında verilmiş bir ceza yargısı kararı olmadan nasıl terör irtibatlısı olarak isimlerinin ülke geneline ilan edilebileceğidir. Üstelik bu kadar ağır bir suçlamaya maruz kalan kişilerin kahir ekseriyetinin haklarında kuvvetli suç şüphesi bulunmaması nedeniyle tutuksuz yargılandığını da bir kenara not etmekte fayda var. Şimdi olağan dönemlerde ve demokratik toplumlarda hakkında suç şüphesi bulunan kamu görevlileri hakkında yürütülen hukuki işlemlerin nasıl teşekkül edeceği ise şu şekildedir.

    Hukuka Uygun Soruşturma Usulü
    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 140 ve 141’inci maddesi gereğince hakkında cezai kovuşturma yürütülen, herhangi bir suçtan dolayı gözaltına alınan veya tutuklanan memur görevinden uzaklaştırılır. Yani kamu görevlisinin işi ile irtibatı kesilir ve mesleğini herhangi bir suça alet etmesine fırsat verilmez. Bu durum da Anayasanın sair hükümlerine göre belirtilen durumun gerektirdiği ölçüde alınabilecek olan tedbirler bakımından yeterlidir. Yani hakkında bağımsız mahkemelerce evrensel hukuk normlarına göre memuriyete engel teşkil edecek cezalar verilen kamu görevlisi ilgili disiplin kurulu kararıyla görevinden çıkarılabilir. Olması gereken budur. Ancak son bir yıl içerisinde kanunla yapılabilecek birçok işlem OHAL KHK’sıyla yapılmıştır. Bu durum da başlı başına kişinin sahip olduğu hak ve hürriyetler kapsamında masumiyet karinesini ihlal etmiştir.
    Diğer bir yandan; ülkemiz gerek ekonomik anlamda gerek siyasi anlamda gerekse hukuki anlamda kabuklarını halen kıramamış, yerleşik düzeni oluşturamamış ve buna bağlı olarak da sosyolojik gelişimini tamamlayamamıştır. Bu duruma bağlı olarak da, değişen dönemlerde ülkemizde farklı farklı düşmanlar üretilmiş ve toplumun tepkisi bu alanlara yönlendirilerek kanalize edilmiştir. Çünkü gergin ve kızgın bir toplum aklı selim düşünemeyecek, sorgulamayacak ve modern toplumlardaki insanların gereksinimlerine ihtiyaç duymayacaktır. Bu durum da son yıllarda iyice fark edilerek son raddesine kadar kullanılmaktadır.
    Ülkemizde meydana gelen bir askeri darbe girişimi ile toplumun entelektüel ve eğitimli yapısının büyük çoğunluğunu ihtiva eden bir oluşum ilişkilendirilmiş, bu duruma bağlı olarak da kamuoyuna yönelik yoğun bir propaganda başlatılmıştır. Olayın ilk anındaki şok etkisi ile bu işlemlere toplum tarafından tepki gösterilmemiş ve insanlar ilerleyen zamanlarda masumiyet karinesini hiçe sayan bu uygulamanın kendilerini de etkileyeceğini tahmin edememiştir.
    Eğer masumiyet karinesinin ihlali olarak icra edilen fiiller işlendikleri ilk zamanda tepkiyle karşılaşsa ve olayın aydınlatılması istenilseydi şu anda masumiyet karinesi ihlal edildiği için bu yazıyı okuyan binlerce insan böylesi ihlallere konu olmayacaktı belki de. Demek ki, masumiyet karinesinin ihlali sadece yürütme yetkisini elinde bulunduran iktidar veya egemen güç tarafından değil bizzat halkın kendisi tarafından da yapılabiliyormuş. Bu konuyu somutlaştırmak gerektiğini düşünüyorum:

  6. Sayin koru hakikaten son derece sikintili bir surecten geciyoruz .Daha dune kadar el uzerinde tutulan ovgulere mashar olmus bir grup ve bunlarin sempatizanlari binlerce kisi bugun suclu olup olmadigina bakilmaksizin hayatlari karartiliyor ,istikballeri yok edilip neredeyse linc ediliyor.Oturup soyle dusunse insan acaba iceri alinan veya gorevden atilan kac kisi bu hainlerin niyetini biliyordu? Korkarim bir cogu sadece allah rizasi icin bu gruba katildi ve hic bir menfaat beklemeden allah yolunda hizmet ettigini dusunuyordu. Ta ki 17 25 ve 15 temmuz 2016 yilina kadar. Burada en onemli konu hepimizin bu olayin milad olarak kabul edilme tarihidir. Bu milad da 15 temmuzdur.Gercek foya bu tarihte ortaya cikmistir. Su an iceride olanlarin cok buyuk bir kismi gercegi bu tarihte anladi.Zaten O kalles vatan haini din dusmani adam olsaydi cikar ‘ ey devlet ben bu masumlari kandirdim bunlarin bir sucu yok , bunlar masum tek suclu benim ‘ derdi. Ama bu kalles bunu demedi ve en buyuk ihaneti islam a ve bu masumlara yapti.
    Simdi devletin sunu yapmasi lazim tepedeki belki binlerle ifade edilen beyin takiminin pesinde kosup bu masumlarin devlete dusman olmasina engel olmaktir.
    Uzuluyoruz bu millet bu devlet bunlari haketmedi. Neden yurt disinda itibarsiz bir ulke konumuna duselim bir zavallinin basimiza actigi bu dertten tum ulusumuz zarar gorsun
    Devletin ve onu yonetenlerin bir kez daha dusunmesi ve bu musubetten en zararsiz nasil kurtuluruz ona bakmasi gerekiyor.

  7. KHK’dan atılan haklarında hiçbir suçlama olmayan insanların suçlu ve sanık şeklinde gösteren kraldan çok kralcılar varken hükümet bu sorunu çözemez.

    • KHK’dan atılan haklarında hiçbir suçlama olmayan insanları suçlu ve fail şeklinde gösteren kraldan çok kralcılar varken hükümet bu sorunu çözemez.

  8. Sayın Koru;
    1 yıldır (hatta daha fazla) açıkta olan kamu görevlileri var. Haklarında ne adli ne de idari işlem yapılmayan. Bu insanlar niye açıkta olduklarını da bilmiyorlar. Kendilerine ne olacağını da. Bir de bu konuyu gündeme getirseniz.

  9. Ah Fehmi bey ah. Bir zamanlar iktidara gelislerini sevinc goz yaslariyla karsiladigimiz insanlar bizlerin tek kalemde harcanmasina on ayak oldular. Universitelerdeki husumetler icin altin bir firsatcilik donemi. “Itaat et rahat et” donemi!
    Lekelenmeme hakki oyle mi?
    Keyfi ve hukuksuz bir sekilde attilar. Sadece suphelenmisler. Hani supheden sanik faydalanacakti? Calistigim fakultede en az dort kisi bu sekilde. Sonra savcilik takipsizlik karari verdi. Eee niye bekliyoruz diyoruz? Adli ve idari surecler farkli diyorlar!!!. Yani? Sucunuz olmasa biz seni atabiliriz diyorlar. Gercekten oyle diyorlar. Peki Ohal komisyonunun kararlari mahkemelerin denetimine tabi degil mi diyoruz? Demek ki idari tasarruflar adli denetime tabii olmak zorunda..
    Peki bu idarecilerden kim hesap soracak? Hmm…onlarin lekeleme haklari var sadece.

    Benim hayatimin temel ilkelerinden biri sudur. Baskasi icin ne dusunuyorsan basina o gelsin… Bu sistemi adil bulanlarin yine bu tur bir sistemde yargilanmalarini dilerim.

    Yaziklar olsun..

  10. Gözümüz kulağımız ve sesimiz oldunuz ALLAH binkere razı olsun sizden ve sizin gibi sağduyu sahibi insanların sayısını artırsında güzel vatanımız üzerinden şu kapkara bulutlar tez zamanda dağılsın inş

  11. “….KHK ile görevden alınan ve kendilerini mağdur hissedenlerin itiraz başvurularını….” Fehmi Bey, bu cümle çok şey ifade ediyor. Ama zamanla daha cesur yazabileceğinize inanıyorum. Daha geçen gün 3 çocuk annesi ihraç olmuş bir hemşire intihar etti. Acaba bu intihar etmeye meyilli binlerce kişi kendisini mağdur hissederek mi komisyona başvuru yapacak? Lütfen çok net olun artık. En net ifadeler en zor durumlarda önem kazanır. Takip ettiğim ender Aydınlardansınız.. Saygılar..

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here