İslâm dini tartışmasını güncellemek.. Bakın o tartışma bana neler hatırlattı?

13

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son günlerde kamuoyunu meşgul eden dini hafife alacak türden tartışmalara tepki olarak sarf ettiği sözler bana yıllar önceki bir olayı hatırlattı.

AK Parti’yi iktidara taşıyan ilk seçimin (3 Kasım 2002) öncesinde yaşandı olay.

Seçim kampanyası sırasında Aydın ve İzmir’i kapsayan geziye davet edilmiştim. Uçak ve helikopterde küçük bir gruptuk: Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile Cüneyt Zapsu ile gazeteci olarak yalnızca ben…

Küçük uçağımız Aydın’a doğru yol alırken bayağı yüksek dağların tam tepe noktasında bir cami gözüme çarptı. Caminin etrafında herhangi bir ev görünmüyordu; belki dağın yamacında yaşayan birileri vardı, ancak benim baktığım noktadan camiye cemaat olabilecek insanların yaşayabileceği meskun bir mahal yoktu.

Tek başına kocaman bir cami.

Belli ki, birileri, namaz kılacak cemaat bulunmasa bile o tepeye bir cami kondurmayı mesele edinmiş…

Aklıma garajlarda sefere çıkmaya hazırlanan otobüslere binip bir yerlerde yapılacak cami inşaatları için makbuzla para toplayan kişiler geldi.

Dayanamayıp içimdeki olumsuz hisleri de aktararak o tabloyu Tayyip Bey’e de gösterdim.
Bana verdiği cevap dün gibi aklımda: ‘‘Milli servet yanlış yerlerde israf ediliyor, hem de din kılıfı altında; iktidara geldiğimizde ilk işlerimizden biri bu konulardaki yanlışlıklara son vermek olacak…’’

Sohbetimiz ardından doğal olarak dini konulara kaydı.

Oradan biliyorum: ‘Dinde reform’ anlamına gelecek bir anlayışın Tayyip Erdoğan’ın zihin dünyasında yer alması imkânsız.

İslâm’ın önceki dinlerin reforme edilmiş biçimi olduğuna inanan biridir Tayyip Erdoğan ve indiği bütün boyutlarıyla İslam’ın esaslarının kabul edilip uygulanmasının gerektiğine inanır.
Etrafında bu çerçeve dışında bir tartışmanın yapılmasına bile izin verdiğini sanmam.

Peki nasıl oluyor da ‘İslam’ın güncelleşmesinden’ ve 14 asır önce gelmiş hükümlerin bugün uygulanamayacağından söz edebildi Cumhurbaşkanı Erdoğan?

Orası benim için meçhul.

Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan bir konuşmada kullandığı bu ifadeler, aynı gün sözcüsü Dr. İbrahim Kalın ve ertesi gün de (dün) bizzat kendisi tarafından sarahate kavuşturulmaya çalışıldı. ‘‘Biz dinde reform aramıyoruz’’ dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ‘‘Haddimize mi?’’ diye de ekledi.

Keşke Cumhurbaşkanı ve Külliye erkânı kamuoyunun tartışma gündemine girmiş olan bu konuyu iki gün üst üste yapılan birbiriyle çelişkili görüntülü bu açıklamalarla sınırlı tutmasalar ve hatta yalnızca Türkiye’de konu üzerinde kafa patlattığı bilinen isimlerle de yetinmeyip İslâm Dünyası’nın halis düşünürleriyle de görüşerek sorunu olgunlaştırsalar…

Çünkü evet bugünün dünyasında üzeri örtülü tutulan böyle bir ‘sorun’ var: ‘İslâm ve bugün uyumu’ sorunu…

Sorunun isminde ‘bugün’ yer alıyor, ancak sorun en aşağı birkaç yüzyıldır tartışılıyor.

Önce müslümanların ilerleme çağında Batı’daki düşünürler konuyu alarmist yönden ele alarak tartıştılar; son iki asırdır da dünyamızı Batı karşısında geriler gören müslüman düşünürler kendilerini savunma ihtiyacı hissederek…

Bir başka anekdot:

Harvard’ta bulunduğum dönemde, konuk konuşmacı olarak davet edilen Faslı Prof. Abdallah Laroui’yi, birkaç yıl önce yayımlanmış ‘Arap aydınlarının krizi’ kitabında geliştirdiği tezini bir de Amerikalılar önünde tekrarlarken dinlemiştim.

Söylediklerinin o dönemde bana irkiltici geldiğini itiraf ederim.

Yıllar sonra, bu defa Ankara’daki Fransız Büyükelçiliği’nde ‘İslam’ı yeniden düşünmek’ adıyla yayınladığı kitapta savunduğu tezleri Cezayir asıllı Prof. Mohammed Arkoun’la tartışma fırsatı bulmuştum.

Ve başkaları…

Bunlar ‘modernist’ kabul edilen düşünürler [hayatı boyunca demokrasiyi ve sekülarizmi ideal bulan Laroui, son yıllarda Arap dünyasında demokrasinin işlevi bulunmadığını, onun yerine adil bir yönetici ile teokrasinin birlikteliğinin belki de daha uygun olabileceği tezini savunmaya başladı]; ancak benim yolum çeşitli zeminlerde onlardan çok farklı düşünen İslam Dünyası’ndan önemli isimlerle de kesişti.

En tavizsiz olanın bile ağzından —sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da tepki vermesine yol açacak— dinleyenlerin gözünde dini küçük düşürücü lâflar çıktığını işitmedim.

Osmanlı’nın düşünürleri de, Namık Kemal’den Sait Halim Paşa’ya ve ondan yakın tarihimizde iz bırakmış Hüseyin Kazım Kadri’den (Şeyh Muhsini Fani müstearını da kullanır) Mehmet Akif’e ve hatta Nurettin Topçu’ya kadar pek çok isim eserlerinde aynı sorun etrafındaki görüşleri irdelemişlerdir.

İrdelenmeye değer de ondan.

Tartışmayı açan onu kapatınca tartışma ortadan kalkacak mı bakalım?
ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. Peki nasıl oluyor da ‘İslam’ın güncelleşmesinden’ ve 14 asır önce gelmiş hükümlerin bugün uygulanamayacağından söz edebildi Cumhurbaşkanı Erdoğan?…..

    Geleceğe DiN’in zaman ve mekan dilimini degil ancak özünü taşıyabilirsiniz. Bu “öz”ler zamanla benimsenip ortaya çıkan ilke ve presiplerin ana iskeletini teskil eder. Seküler akıllar bunları DiN’den bagımsız olarak aklın icadı sanırlar. Yani bu bir bakıma seküler aklın DiN’i sömürmesi sürecinden geçerek nesilden nesile geçen içselleştirilmiş bir haldir. Oysa ki bunlar insanlığın aklı baliğ olup ongunlaşınca yaşanan tekerrürlerle keşfedilmiş deger ve erdemlerdir, PATENTİ DiN’e aittir. Insanlik tarihinin butun erdem ve degerlerinin orjini/kökeni DiN’dir. Allah katında DiN de İslamdır (Tevhid).

    Gelecege DiN’in zaman ve mekan dilimini degil ancak özünü taşıyabilirsiniz. Peygamber özlemiyle yanıp tutuşanların ve tutuşuyormuş gibi numara yapanların o zaman ve mekan dilimine gitmesi mümkün değildir. Ancak psikolojik olarak rahatlamaları için o zaman ve mekan diliminin yaşantı kılık kıyafetine bürünme yoluna giderler. Bu, abartılı bir şekilde yapıldığında toplumda dikkati çeker ve cekmekle kalmaz yadırganır da (bazi cemaat karakterlerinin vesile olmasiyla).

    Gelecege DiN’in zaman ve mekan dilimini degil ancak özünü taşıyabilirsiniz Peygamberimiz (s.a.v.) insanlik tarihinde daha önceki zaman ve mekan dilimini değil kendi zaman dilimi ve mekanını yaşamıştır. DiN’i Sapkınlıklar arasında unutulmuş olmakla (pusulayı şaşırmış olmakla) ortaya cıkan davranış bozukluklarını gidermek için, başka bir deyişle toplumu Allah rızasına uygun deger ve ilkelerle tekrardan kalibre etme görevini yüklenmiştir.

    Gelecege DiN’in zaman ve mekan dilimini degil, ancak özünü taşıyabilirsiniz. Aklini kullananlar icin işte bu öz değerlerle yaşayan DiN bütün zamanların değişmez sabit degerlerini icerir. Misal verilecek olursa nedir bunlar; yalan soylememek, ihtiyac sahibi olunsa bile çalmamak, parasal olsun cinsel olsun nefse dayali rüşvet-zina türü gayr-i meşru işlere tenezzul etmemek, zamanın hergunun birbirine eşit olmayacakmış gibi faydali işlerle gecirilmesi vs. Zaman gereksimi ve şeklî olarak abartılmadan yapılan kalibrasyon vesilesi olan ibadet, DiN’in diger özdegerleriyle, Allah rızasına aidiyet ve sadakatle hayatın güncel bir parçasıdır. DiN ve bunun kaynagı Kur’an zaman yaşlandıkça gençliğini muhafaza edebilmiş çok önemli bir elkitabi niteliginde insanlık mirasıdır. Ozdegerleriyle guncel oldugu icin “İslam’ın güncelleşmesinden” belki demek istenen Islamin yasadigimiz zaman ve mekana uygun bir sekilde guncel olarak yorumlanmasiydi. Mevcut sekliyle yanlis anlasilabilen ifadelerle elestiriye açıktır.

  2. ADİL DÜZEN
    Batılı biri bir kitap yazmış, İslamiyet’in durumunu eleştirmiş. Müslümanların bir kısmı batıya kapalı, bir kısmı İslamiyet’i değiştirerek batıya uydurma yolunda. İslamiyet’te diriliş yok.1950’lerde bir konferansta bir profesör “Seyyid Kutup İslamiyet’i batıya uydurma metoduyla savunmuştur” diye anlattı. Mevdudi de farklı bir şey yapmadı. Bunların içinde ilmi çalışan Hamidullah olmuştur. İslam aleminde ortaya çıka Medine sözleşmesi, başlı başına bir inkılaptır. Türkiye’de de Hayrettin Karaman İslamiyet’i kaynaklardan anlama çabasındadır.
    Ben daha lise talebesi iken karar verdim. Ben İslamiyet’i de batıyı da öğreneceğim ve aklımın kabul ettiğini benimseyeceğim diye. Baştan da kimsenin dediğini reddetmeyeceğim, ben de kabul edeceğim. Bu Gazali’nin yoludur, bu Dekart’ın yoludur. Bu ekolu kuran da Ebu Hanife idi.
    Bunu tek başıma başaramayacağımı anlayınca da İzmir’de bu anlayışta olan arkadaşlarla Akevler’i kurduk. Buna o ekolün savunucu Remzi Güres’in yanında Kooperatif’in başkanlığını yapan Prof. Dr. Ahmet Tahir Satoğlu, Prof. Dr. Saffet Solak, Sanayi Bölge Müdürü Yük. Mühendis Faruk Yeğin, Prof. Dr. Hayrettin Karaman. Prof. Dr. Sebahattin Zaim, Prof Dr. Ekrem Pakdemirli yeni ekole katılmışlardı.
    Ondan sonra da pek çok ilim adamı yetişmiştir. Bugün dünyada etkili olan iki ekol vardır. Milli Görüş ve Gülen ekolleri Akevler’den ayrılınca geliştirilmiştir. Bunlarla Akevlerdekiler arasında herhangi bir kişisel çatışma yoktur ancak bunlar Akevler’den ayrılmışlar ve Akevler’de oluşan ekolü reddetmişlerdir. Gülenlerle ayrılık var, dostluklar devam ediyor.
    Akevler ekolü nedir?
    İslamiyet, ilahi kitaplara dayanır. Azim peygamberlerin kurduğu barış düzenidir. Kuran son kitaptır. Muhammed de son peygamberdir. Bundan sonra yeni bin yılda bir İslam uygarlığı hamle yapacak, her binyılda bir katlar çıkmaya devam edecektir.
    Bu uygarlıklar Kuran’ın müsbet ilimle tafsili ile kurulacaktır. Önce Mezopotamya’da başlayan, Yunanistan’da gelip sonra İslamiyet’le olgunlaştırılan ve Batıda ilk uygulaması yapılmış müspet ilim yeniden ele alınacak ve Kuran ilmiyle tafsil edilecektir.
    Kuran; kitap, sünnet, icma ve kıyas delillerine dayanacak ve İslamiyet yeniden anlaşılacak. Erdoğan’ın düşündüklerinde çelişki yoktur. İslamiyet değişmeyecek. İslamiyet’te reform yapılmayacak ama siyasette güncelleştirilecektir. Yeni içtihat ve icmalarla güncelleştirilecektir. Reform değişim demektir. Bunlar batılıların tabiridir. Yeniden doğuş. Tohum aynı, genler aynı, ağaç aynı sadece yaşlandığı için yeniden yeni olarak büyüyecek. Daha ileri söyleyebilirim. Tohum değil kökten çıkan yeni dal.
    Erdoğan hatalar yapmaktadır ama bugün Adil Düzen’e en yakın kişi Erdoğan’dır. Onun için onun yanlışlarını söylüyorum ama onu desteklemeye de devam ediyorum. Takiye yapmıyorum. Hiç bir şeyi de olur diye söylemiyorum.

  3. Birkaç cümleme “öncelikle” kelimesi ile başlamam gereken bir konu. Ben de öyle yapacağım.
    1. Öncelikle: İslamcı kesiminden böylesine önemli bir konuya az ilgi göstermesi beni şaşırttı. Muhtemelen o cenahta sabah ezanı henüz okunmadı. Ya da “cumhurbaşkanızın sözünün üzerine söz söylenmez. cumhurbaşkanımız ne derse doğdu der” özdeyişi etkili olmuş olabilir. Yine Ya da, aslında hep birlikte oluşturduğumuz farklı düşünceleri, farklı fikirleri, farklı inançları linç etme kültürüne uğrama korkusu olabilir. Ya da, bunlardan birkaçı veya hepsi seçeneği de unutulmamalı.
    2. Öncelikle: Dinin nasıl olması gerektiği, dinde reform mu, yoksa rönesans mı, yoksa ufak ufak değişiklikler mi yapılması gerektiği ya da hiç değiştirmeden mi kalması gerektiği, devletin ve devlet adamlarının görevi ve yetkisi olmamalı. Yani insanların din ve vicdan hürriyeti olmalı. yani devlet din işlerine karışmamalı, din de devlet işlerinden uzak durmalı. Yani gerçek laiklik olmalı. Gerçek laiklikten kasıt, üzerinde “Türk Usülü” ibaresi olmayan laikliktir.
    3. Öncelikle: Hernekadar dindar olmasam da, aynı dine mensup insanların düşünce farklılıklarının, farklı dine mensup insanlarla olandan, hem duygusal anlamda hem de düşünsel anlamda daha derin, daha çelişkili, daha dışlayıcı olduğu gerçeği, dini anlayışın (dini anlamanın demek daha doğru cümle olabilir) gerçekten de sıkıntılı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu çatışmaların, düşünsel farklılıkların, düşmanlıkların, dışlayıcılıkların taa islamın ilk yıllarından başlamış olması, hatta Hz. Hüseyin ve Hasanın katline kadar gitmesi, sorunun dinin günümüze uyarlanması olarak algılanmasından çok, dinin doğru algılanması olduğunu ortaya koyuyor. Bu çatışmaların din kaynaklı, daha doğrusu, dinin bu çatışmaları emretmesi gibi bir durum kabul edilemeyeceğine göre, dini algılayışlardaki sorunlar bu çatışmalara neden olmuştur diye düşünmek gerekir.
    Yani, Kısaca, sorun, “dinin günümüze uygun olup olmamasından ziyade, öncelikle doğru algılanmasıdır.
    Dinin günümüz sorunlarına cevap verip vermemesi ise, ikincil bir konudur ki bence, din doğru algılandığında, böyle bir sorun kolaylıkla çözülecektir.
    Burda, din nasıl doğru anlaşılır? dinin doğru anlaşılması nedir? buna kim karar verecek? vb. gibi sorular ortaya çıkıyor ki, zaten herkes, kendilerinin dini doğru yorumladığını karşılarındakilerin de, en hafifinden, dini yanlış anladığını, biraz daha ileri gidince (ki genellikle hep ileri gidiyor), diğerlerinin dinden çıktığını, kafir olduğunu söylüyor.
    Bu sorunun çözümü 2 şekilde mümkün: 1: Özgürlük: Tartışmadan, konuşmadan, okumadan, yazmadan, doğruları bulmak, doğruya ulaşmak, doğruları bir klişe olmaktan kurtarıp, yaşama doğru bir şekilde uyarlayabilmek mümkün değil. Bu nedenle, herkesin, düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi gerekir. 2: Laiklik ve demokrasi. aslında laiklik olmadan demokrasi olmaz, bu nedenle bu kavramları ayrı ayrı kullanmak gerekmez, ancak islamcı kesimdeki anlaşılmaz (mantıksal anlamda anlaşılmaz diyorum) laiklik düşmanlığı nedeniyle laikliği de vurgulamak zorunda kaldım. Laiklik ve demokrasi, farklı inançların, farklı düşüncelerin, farklı yaşam biçimlerinin birarada yaşamasına imkan sağladığı için, farklı dini algılar kelime düzleminden çıkıp, yaşam biçimi olarak ete kemiğe bürünerek, dinin doğru anlaşılması ve doğru yaşanması çabasını, kelime oyunlarından (ya da kelimelerle tartışmalardan da denilebilir) çıkarıp, yaşama uyarlanmasına vesile olur. Daha yazılacak, tartışılacak çok şey var. ancak hem çok fazla (zaten yeterince uzun) uzun olacağı hem de konunun dağılacağını düşündüğümden burda bitiriyorum.

  4. „İslam’ın güncelleşmesini“ başka birisi, mesela Kılıçdaroğlu dile getirseydi, Erdoğan’dan gelecek tepki nasıl olurdu merak ediyorum.

    • Kılıçdaroğlu nu çoktan vatan haini, dinsiz kafir, bölücü, (diğerleri nide yazmaya gerek yok herkes anlar) ilan etmiş havuz korosu ve trolleri eşliğinde eeeyyy ler linçi çoktan başlamıştı.
      Şimdide bunlar (troller ve koro) nasıl eğip bükerek konuyu kitabına uydurmak için kırk takla atiyorlar.
      Bu sitede hakaret ve linç kampanyası da cabası olurdu.

  5. ”Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”
    Nisa Suresi, 65. ayet. Meal:Diyanet İşleri

    Bu ayet-i kerime 1400 küsur yıl önce nazil oldu ve biz söyleyenin bu: “Siz İslamı 14–15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız; böyle bir şey yok” sözüne bakarak bu ayetin hükmünü veya peygamberin ”hakemliğini” günümüze nasıl güncelleyeceğiz.
    Gerçi sonradan özür anlamlı düzeltmeler peşi sıra geldi, lakin söz bir kere ağızdan fırladı ve ”dilin esiri olmaktan…” çıktı.

    Öncelikle;

    1. İslam’ı hakkıyla yaşamaları halinde Müslümanların, günümüz dünyasının bilim, teknoloji ve ekonomideki seviyelerini aşıp onların önüne geçeceğimizi sağlayan yegane bir araç gibi anlaşılmasından…

    2. Halkı Müslüman olan ülke yönetimlerinin, uygulamada hiç bir şekilde referans almadıkları İslam’ı, kendi sistemlerini korumada bir payanda gibi kullanmaktan veya Müslümanları sisteme itaatte, İslamı araçsallaştırılmış bir din olarak kullamaktan,

    3. Müslüman olsun veya olmasın siyasetçilerin, ikballerini sağlamak ve iktidarlarını devam ettirmek için İslam’ı bir materyal gibi kullanmaktan… vazgeçilmelidir.

    Şimdi soru şu: 1. İslamı zamana uyarlamak (gerçek İslam’ı yaşanır, anlaşılır kılmak) siyasetçilerin işi mi?
    2. İslami yaşanırlık ve anlaşılırlık sorunu sadece bizim ülkemizde mi mevcuttur, Müslüman ve diğer ülkelerde de aynı sorunlar var mıdır..varsa o ülke yöneticilerinin buna dair çalışmaları nelerdir?
    3. Dünyanın İslama bakış açısı nasıldır ve Müslümanların yapması gerekenler nelerdir?

    …Ve şimdi biz Müslümanlar ister ferdi, ister kurumsal, ister devletler arası; ayetin tabiriyle aramızda meydana gelen ”çekişmeli işlerde” peygamberimizi (s.a.v.) hakem tayin etmeyi nasıl güncelleyeceğiz?

    Birde; çocuk ve kadın istismarında,
    Tecavüz ve cinayetlerde,
    içki ve kumarda,
    Faiz ve fuhuşta,
    Hırsızlık ve yolsuzlukta,
    Yalan ve zinada, İslami hükümleri, ”had”lerini güncelleyelim!

    Namaz ile zekatta,
    İnfak ve sadakada, adil gelir dağılımında, ”İslami ahlak” anlayışında da güncelleme yapılsın mı?

    Güncellemeye gerek yok,
    İslam, YAŞANILSIN!
    Mealen hadis-i şerif: ”Kim bildiğiyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğretir”
    Hele bir (doğru) bildiklerimizle amel edelim…

    ”Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorulacaksınız” Tekasür suresi, ayet: 8. Elmalılı Meali.
    Güncellemeye gerek var mı bilmem.
    Anlamaya, İslamı, anlamaya gerek var.
    Bence.

  6. Sayın Fehmi Koru,
    Benim anlayamadığım her yazınızın altına imzamı atacağım durumundan,ne oldu da bu durumuna nasıl geldiğim. Sizdeki değişim, fetö ayrışmalarının başladığı 2009-2010 yılında zirve yaptı. Ha bir de akparti ayrışmanız var ben sadece bush, obama yazısına bağlayamıyorum bu kadar derin ayrışmayı. Ne,diyeyim meraktayım.

  7. Din nasıl güncellenir? Sahi din güncellenmesi ne demek oluyor?
    Millet yemeye ekmek bulamazken, 1100 odalı sarayla yetinmeyerek bir de yazlık saray için kesilen ağaçlar ve saraya harcanan paranın dinen israf değil de ihtiyaç olarak mi fetva güncellemesi yapılacak?
    Danışıklı dövüş, sanki Türkiye’deki yargıya Kılıçdaroğlu talimat veriyormuş gibi, C Başkanı çıkıp yargıyı eleştiriyor.
    Acaba ben mi yanılıyorum belki de bu tartışmayı C Başkanı şunlar için başlatma gereği hissettmiş ola bilir.İsraf,yalan, İftıra,kavga,hakaret,başkalarını küçük görme, rüşvet,milleti bölme gibi konularda dinin hükümleri hakkında mı güncelleme yapılacak? Yoksa dünyada sarsılan itibarımızın gündeme getirilmesini önlemek için mi kamu oyunu güncelleme ile meşgul etmek istiyor?
    Kavga etmediğimiz bir tek İnterpol vardı……

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here