İslam hakkında herkes konuşuyor diyorlar.. Konuşulsun.. Ölümle korkutmak da nereden çıktı?

18

Bugün sizlere iki sorum olacak.

İlki şu: İslam hakkında konuşma ve hüküm verme hakkı kimindir?

Diğer sorum da şu: Beğenilmeyen, kulağa hoş gelmeyen, kabullerimize aykırı, bildiklerimize ters düşen görüşler ortaya atıldığında aklımıza ilk gelen neden o sesleri susturmak, söyleyeni cezalandırmak, ölümle tehdit etmek, hatta öldürülmesini istemek oluyor?

Aslında bu iki soru birbirinin tamamlayıcısı: Ters görüş sahiplerinin cezalandırılmalarını arzulayan, onları ölümle tehdit eden ve öldürülmelerini isteyen kişi/ler, bunu, İslam hakkında konuşma ve hüküm verme selahiyetine sahip oldukları varsayımıyla yapıyorlar.

Oysa biliyoruz: İslam’da ruhban sınıfı olmadığı için kendini sanki varmış gibi ortaya atarak başkaları hakkında hüküm vermeye kalkanlar en İslam-karşıtı işi yapmış oluyorlar.

Müftüler yargıç değildirler ve kalkıp da birisi hakkında ‘‘Öldürülmeli’’ diye hüküm veremezler.

Nereden çıktı bu konu?

Konu güncel. İlgi alanı tefsir olan ve şu yakınlarda kapsamlı bir eseri de yayınlanan bir ilahiyat profesörünün yazdıkları ve söyledikleri başka bazılarının tepkisini çekti; öldürülmesini caiz görenler çıktığı sosyal medyayı izleyenler tarafından ifade ediliyor. İlahiyat konusunda yazılara ve haberlere de yer veren bir internet sitesinin sahip ve yöneticileri de yine benzer bir saldırıya muhatap edilmiş, öldürülmeleri istenmiş…

İslam adına konuştuklarını ileri süren birileri tarafından…

Bilimler ile ilgili konularda tek görüşün olması beklenemez; konu ilahiyat/din kapsamında olsa bile. Aksi olsaydı birden fazla mezhep ortaya çıkmazdı. Kur’an üzerine her dilde birbirinden farklı yüzlerce tefsir yazılması bile din konusunda anlayış zenginliğinin varlığına işaret eder.

Kaldı ki, Kur’an-ı Kerim’in kendisi de (Zümer Suresi, ayet 18) her görüşün özgürce ifade edilebildiği bir ortamın gerekliliğine işaret ediyor. Kur’an müslümanlardan ‘‘Her görüşü dinleyen ve onlar içerisinden en makul olanı kabul eden kimseler’’ olarak söz ettiği gibi, yüzlerce ayette de akıl yürütmek, akletmek, geniş ve kapsamlı düşünmek bir gereklilik olarak belirtiliyor.

İslamiyet, bu yüzden, düşünme yeteneğinden mahrum kişilere sorumluluk yüklemiyor.

Her aksi söz sahibini hapislere atacak, çok ters gelen fikirler söylenmesin diye onları ifade edenleri öldürecek bir ortamı İslam’a nispet etmek de nereden çıktı?

‘‘Cezalandırılsınlar, öldürülsünler’’ diyenler bu hakkı kendilerinde nasıl bulabiliyorlar?

‘Din mazlumları’ şimdi ‘din zalimleri’ mi olacak?

Bu defa birileri, ortam kendilerine uygun hale geldiğinde, şimdilerde başkalarının söz hakkını almak için cezalandırılmalarını, hatta varlıklarının ortadan kaldırılmasını isteyenler hakkında benzer bir talepte bulunurlarsa ne olacak?

Nitekim geçmişte bu tür talepler de olmadı mı? Hapislerde çürütülenler, hatta üç ayaklıya götürülenler?

’Din mazlumları’ diye bildiklerimiz?

Şimdi yapılmak istenen ‘din zalimleri’ kitlesinin ortaya çıkması mı?

Aslında İslam tarihinde öyle anılanlar da var ve tarih kitapları onlar hakkında hiç de olumlu hükümler vermiyorlar.

Yapılması gerekenin ne olduğu belli: Ortaya atılan görüşlerden farklı görüşlere sahip olanlar, beğenmedikleri görüşlerin yanlışlığını, yazılanları ve söylenenleri izleyen kamuoyuyla paylaşmalılar ve ülkemiz fikir ortamını canlı tutacak bu faaliyetlerini kendilerini dinlemeye hazır insanlar buldukları her zaman ve zeminde sürdürmeliler.

Müslüman haksız ve adaletsiz davranamaz.

Bugünün insanları, görüşler arasındaki farklılıkları dinlediğinde hangisinin daha geçerli olduğunu bilebilecek, bilmediği takdirde araştırıp öğrenebilecek durumda. Bunu becermek için din alimi olmak da gerekmiyor.

Nitekim, görüşleri tartışılan ilahiyat profesörünü onun kullandığı zeminleri kullanarak eleştirenler var. Ancak işin içine ‘fetva’ hüviyeti verilmiş ölümle tehditler girince tartışma ortamı yerini başka bir şeye bıraktı.

Ortalıkta, öyle anlaşılıyor ki, fırsat bulunca başını çıkarmaya hazır ‘kaba softa – ham yobaz’ tipler de var.

Tehdit -hele ölümlü bir tehdit ise- görüşlerinden emin olmayan, söylenenlere verilecek cevabı bulunmayan, karşısındakini ancak bu yolla susturabileceğini bilen zayıf ve aciz insanların işidir.

İslamiyetin de, onların sandıkları gibi, onlar tarafından korunmaya ihtiyacı yoktur. Onun koruyucusu var çünkü.

İşin özü şudur:

Latifeyi, mizahı da kaldırmayı bilmeli, birileri o alanda biraz ileriye gitti diye derhal ‘‘Cezalandırılsınlar’’ diye ayağa kalkmaktan da vazgeçilmeli.

Eskiler ‘‘Latife latif gerek’’ demişler, ama bundan ileriye de gitmemişler.

Galiba en başta sorduğum iki soruya kendi adıma cevap vermiş oldum.

Cevaplarımın özü şu: İslam hakkında konuşmak ve hüküm vermek hakkı kimsede yoktur, İslam hakkında herkes konuşabilir, görüş açıklayabilir. Her görüşü dinler, kendi aklımız ve bilgimizle değerlendiririz. Ters gelen, hoşumuza gitmeyen görüşlere de karşı görüşle mukabele etmek dışında bir yöntem söz konusu değildir.

‘‘Vardır’’ diyenler yanlıştalar.

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Her zaman Bu yüzden dualarımda derim ki : Rabbim beni bu devrin Müslümanlarından eyleme…. Bu devrin Müslümanları apaçık bir şekilde delalet ve sapkınlık içindeler… Kuranı terk ettiler… Kendilerine cemaat liderlerini , ait oldukları tarikatları ve o tarikatların öğretilerini peygamber ve kuran yerine koydular…. Sonra mı.. Sonrası açık emperyalistlerin silahları , paraları , teknolojileri ile birbirlerini öldürmeye , birbirlerine iftira atamaya başladılar…. Şimdi Türkiye de olan bu… Her zaman derim Ülkemizdeki siyasal İslam ve destekçisi cemaatler İşid’in bir tık altı…. Fırsat geçse Haccac-ı zalim gibi adam keserler… İşte bu kişiler en çok Kuran’a ZARAR VERİYORLAR…. Bunların şerrinden ALLAH korusun…. Desenize Şerif Mardin ‘in tespit ettiği günler yakın… Allah o günlerde mazlumlardan eylesin….. Şeri Mardin derdi ki…: Yakın bir gelecekte bu ülkede laik / demokrat bir nesil ile dindar görümlü bir nesil arasında kavga çıkması kuvvetle muhtemel….. BEYLER KENDİNİZE GELİNİZ…. DİN ADINA , ALLAH ADINA adam kesmek cehalettir…. İnsanlar fikirlerini özgürce söyleme HAK’kı hem anayasamızda hemde yüce kitabımız KURAN da vardır. Allah şehrinizden bütün mazlumları korusun…..

  2. Bu tür dini konularda fanatikler hep vardı hep bu tonda tartışıldı
    Yazarın amacı hemen hemen yer yazısında olduğu gibi (Arabistani,din,hukuk vs ) yazıyor gibi yapıp düşüncesini açıklayanlar susturuluyor algısını alttan alta işlemek (bu konuda pek mahirdir)

    Boşuna yoruluyorsunuz sayın koru bırakın fikir açıklamayı daha 3 yıl önce darbe yapılmış bir ülkede tv den asılma ile bile tehdit edebiliyorlar
    Siz subliminal mesajlara devam edin

  3. Bir soru da benden : Müslüman olan bir kimse , inancının bir numaralı kaynağı olan mukaddes Kitabını , herhangi bir felsefecinin ya da bilim adamının eseriymiş gibi irdeler , hakkında atıp tutar ve bunların çoğu da müslümanları atomize edip parçalamak için asırlardır sistemli olarak faaliyet gösteren oryantalistlerin tezleriyle ( tesadüfen ! ) örtüşürse bu fikir özgürlüğü müdür ?. Bence : Hayır. Bu tam manasıyla fikir özgürlüğünü kötüye kullanmaktır. Fikir ve zihin dünyası , dezenformasyon üstadı batının kirli kanallarıyla delik deşik edilmiş insanımızın aklını karıştırmak , “canım fikir özgürlüğü denen bir şey var ” vb. görünüşte doğru / masum ; ama iç yüzü karanlık , İslama pusu kuran mahfillerin propagandasına / amacına açık hale getirmektir ve büyük vebaldir.
    Üstelik bu kimse(ler) , Kerim Kitabımızın hem lafız hem mana itibariyle bizzat Rabbimiz tarafından korunduğunun / korunacağının te’kid vurgusuyla ayetlerde yer aldığını pekala bilmelerine rağmen bunu yaparlarsa imanlarının tehlikeye gireceğini düşünmezler mi ?. Maalesef düşünemedikleri anlaşılıyor. Bu durumda ne yapmak gerekir ? El-Cevap : Asla tehdit vb. yollara başvurmadan alayının ipliğini pazara çıkaracak ilmi cevaplar hazırlayarak yayınlamak ki , bulmak isteyenler için bol miktarda reddiye kaynağı mevcut. Hak Kitap Kur’anımıza inanan hiç kimse, karşısına Dünya gelse çekinmez / çekinmemelidir. Çürük tezleri er geç çökecek olanlar düşünsün vesselam.

  4. Bin yıl öncede bazı hocalarımız din adına konuşuyor .bazı hocalarımızda yine din adına onları susturmak için konuşuyorlardı keşke konuşanlar sadece fikirlerini açıklamakla ,ictihadda bulunmakla kalsalardı keşke karşı tarafı bid’atcı, fitne, küfür ve sapıklıkla suçlamasalardı sadece fikir ve düşünceye ,fikir ve düşünceyle karşılık verselerdi keşke bu günde konuşanlar böyle davranabilseler kızmadan bağırıp çağırmadan,damgalamaksızın ,yoksa ilim ve fikir tohumları yeşermez , çorak kalır bu gün olduğu gibi

  5. Memleket yeni bir yıla girmiş, vatandaşın ihtiyaç duyduğu her türlü resmi evrakın harçları zamlanmış, buna karşın 2019da trafik cezalarına zam yapılmiicaa karara bağlanmış, hatta geçen yıllarda köprülerden kaçak geçenlerin cezaları silinmiş, her nasılsa cezayı ödeyenlerin de paraları iade edilecekmiş:) idarenin karayollarımızda uyguladığı yüksek hız sınırları sebebiyle binlerce yurttaşımız soykırıma uğratılırken her 20 saate bir(1) çocuğumuzu trafik kazalarında kaybediyoruz! Böylesine hayati bir konuyu ele alıp iktidara yüklenmesi gereken muhalefetin ağzından henüz tek eleştiri duyamadık? Kerameti kendinden menkul besleme medyanın boncuklu yazarlarından da bişey beklemiyoruz zaten:) bütün bunlar olup biterken biz de bilmem hangi çemiş ilahiyatçı profun gündüz düşlerine çanak tutup kol kanat gerebilmek için kendimizi yıtıyoruz buralarda! Çocuk da çocuk diye histerik bi şekilde yorum döşenip duran elemanlar uyuyor galiba, haksız mıyım nusret?

  6. Sn Koru;
    Son günlerde yaşanan tartışmalara baktığımızda çok fazla şaşırmamak gerekir. Temel endişler var; ehl,i sünnetten sapma, hadislere kuşku ile yaklaşılma, Nass olarak sadece ayetleri ele alma gibi.. Oysa günümüzde yaşanan endişe ve tartışmalar geçmişte de yaşanmıştır. Bir taraf dini hurafe ve bidatlerden arındıralım derken ruhsuz bir islam algısına yol açmakta diğer taraf da bu yaklaşıma karşı”ehli sünnet korumacılığı”adı altında gençliğin zehirleneceği hassasiyeti taşımakta. Biliyoruz ki, islam tarihi yaşananlarla gelinen noktada bir çok tartışma ve anlaşmazlıklarla dolu. Ancak dini müktesabatı olmayan kişi veya yapılar bu tartışmaların maksat ve niyetinden farklı olarak, anlatılanları din karşıtı argümanlar olarak kullanabilmektedir. Elbetteki kamuoyu önünde bir kısım tartışmalar yapılmalı ancak Tevhid düşüncesine uzak insanlar bu tartışmaları bazen alay konusu yapabilmekte ve islamın bakış açısını kötü gösterme aracı olarak kullanabilmektedirler. Örneğin bir deve sidiği meselesi günlerce sosyal medyada alay konusu haline gelmiştir. Geçmişimize ait konuların tartışma düzlemi kafa karıştırıcı ortamlardan ziyade ilim ortamlarında yapılmalıdır. Herkes düşünce ve mesajlarını televizyon veya sosyal medyadan verme yoluna gidiyor. Neden tüm tarafların düşünce ve görüşlerini rahatlıkla paylaşacağı ortamlar oluşturulmuyor, neden birbirlerine meydan okuyorlar, neden hurafelerle bezenmiş bir din algısı oluşturuluyor anlamış değilim.

  7. Yakın geçmişte hem ülkemizde hem de başka ülkelerde; dini değerlerimize yönelik aşırıya kaçmış yorumlar ve hatta alaycı ithamlar hep görülmüştür. Bu türden çıkışları yapanlardan bir kısmı da gerçekten öldürülmüşlerdir: şakacı karikatüristler, allame profesörler, uyanık gasteci ve yazarlar… Karahalkın değerlerine saldırmak suretiyle amaçlanan nedir bilinmez ama böylesi hassas durumlarda öne çıkarılan kimi zevatın, sonradan dost ateşiyle nasıl öldürüldüklerini de birçok kez görmüşüzdür! Tabii kendini öldürtmek için hevesli birini durdurmak da çok kolay olmasa gerek:) lakin sayın koru yine de geçmişteki netameli vakaları da hatırlatan yazılar kaleme alırsa; belki de söz konusu şahısları uyarmayı/gözlerini açmayı başarabilir…

  8. Sa,
    Sayın Fehmi Koru bey,
    Islamda yorum hakkı herkesin ise bu durumda herkes din hakkında istediği gibi konuşabilir demektir. HERKES takım tutar gibi ayet ve hadis hakkında kafasına göre yorum yaptığı bir ortamda milyonlarca YENI DìN ortaya ortaya çıkmayacak midir? Oysa ayetteki bir ifadede “Allah ve Rasulünün hüküm koyduğu bir alanda müminlerin ancak ona tabi olma hakları vardir” yani kendi kafasına göre yorum yapamaz. Allah ve Rasulünün hüküm koymadığı ve net olmayan alanlarda konuşma hakkı mevzu din olduğundan ancak belli bir ilmi seviyedeki âlim/müctehidin olabilir, bunlar konuşabilir. Onlar da ancak delile dayali konusabilir,kafasina gore konusamaz.
    Islam hakkında sahih sünnette ifade edildigi gibi konuşma ve hukum yetkisi AYET VE SÜNNETTEN hüküm çıkarma yetkisine sahip olan MUCTEHIDLERDEDIR.
    Islamda ruhbanlık yoktur. HERKES ibadete tabidir, mutlak hukum koymak Allah ve boş bıraktığı alanlarda TEŞRI’ görevi Hz Peygamberdedir. Bu sinifin olmayışı herkesin kafasına göre Islam a dair yorum yapabileceği anlamına da gelmez.
    Siz herkes doktorluk hakkında konuşma hakkına sahiptir diyebilir misiniz veya herkes muhendislik hakkında istediği davranma hakkina sahip olabilir mi?
    Esas problem de budur zannimca. Herkes din hakkında konuşma ve kafasına gore kendisini hüküm koyma/fetva verme makamında gördüğü için ileri geri konuşuyor. Dağı solu kesme hakkını kendinde görüyor,
    Ayrıca Islamda hüküm bildiren ayet ve sahih hadislerle hüküm bildirmeyen ve ahlak/mânâda yönelik ayetleri de karıştırmak lazımdır. Zira ayetin nasihi/mensuhu/mutesabihi/hüküm vd bilinmeden konuşmamak lazımdır.
    Oysa iş ehlinde olmalı.
    Nasıl ki tıbb alanında uzman olmayanin elinde sağlam kişi bile hasta oluyorsa yarim ilahiyatçı vb elinde maalesef toplum dinden çıkar.
    Ayrıca Islamda önüne gelen herkesin din hakkında Şafiî kesilmesi kıyamet gününde kişiye çok ciddi mes’uliyet getirecektir. Zira sahabe en çok bu konudan çekinir ve hüküm vermekten uzak dururdu.

  9. mutezile ve cebriye kader anlayışında ehli sünnetin dışındaki akımlardır. bu iki görüşün ortaya çıkmasının sebebini bediüzzaman hazretleri ilmi istibdat olarak ifade ediyor. adamlara konuşma ve görüşlerini söyleme fırsatı vermemişler onlarda başka yerlerde konuşmuş. eğer müsaade edilseydi belkide yanlış yaptıklarını anlayıp vazgeçeceklerdi. şimdide yüzyıllar sonra aynısını yapıyoruz. tabi birazda söyleyenler belagat kurallarına uygun söylese cevap verenler veya itiraz edenlerde belki daha yumuşak hareket edecekler. imanın esaslarına hücumların arttığı şu hassas dönemde biraz daha itidal lazım.

  10. Hukuk Düzeni
    Polis düzeni vardır, hukuk düzeni vardır. Polis düzeninde suçların işlenmesi önlenir. Hukuk düzeninde suçların işlenmesine izin verilir sonra cezalandırılır. Allah yeryüzünü, insanları hukuk düzeninde yaratmıştır. Suç işleyecekler sonra ceza verilecektir.
    Cezaların çok az kısmı bu dünyada verilir. Çoğu ahirete bırakılmıştır. Kur’an çok açık ifade ile dinde zorlama yoktur demiştir. İslamiyet’te savaş bir dini zorla kabul ettirmek için değil aksine insanlara inanç özgürlüğü sağlamak için yapılır.
    İrtidad eden katlolunur hükmü yanlıştır. Nöbetli olup da nöbet tutmayan kimseye ülkeyi terk etmesi emredilir. Ona ülkeden çıkması için imkan sağlanır. Gitmese öldürülür. Yani ülkeden sürülme cezasını aldığı halde ülkeye giren kişi öldürülebilir.
    Hiçbir görüş suç değildir. İman ettiler sonra küfrettiler sonra iman ettiler diyor. Demek ki küfürden öldürülmüyor.

  11. GÜÇLÜ OLAN HAKLIDIR.
    Pratikte ne yazık ki olan hep budur.
    İdealist boyut;haklı olan güçlüdür.
    Pratikte karşılığı olmamış.
    Hep egemenin tarifi esas alınmıştır.
    Hukuk toplumu mutlu etmek için düzeni sağlamak için kurallar koyar.
    Kuralları koyan egemenlerin hakkaniyet diye bir gayesi olmamıştır.
    Düzen işlediği sürece kurallar hüküm sürer.
    Ne zaman düzen de bozulma tehlikesi başlar,egemenler düzenden ve kurallardan memnun olmayanları ya ezer yada ezemeyeceğini anlarsa, oluşan bu gücü susturmak için onların isteklerine de kulak vererek yeni kurallar koymak zorunda kalır.
    Dolayısı ile eskiden;hak verilmez alınır, denirdi.
    Yanı adalet verilmez alınır.
    Din tarih boyunca insanlar üzerinde çok etkili olmuş,hayatin hep merkezinde olmuştur.
    Tarih boyunca insanların hayatini bundan çok etkileyen başka bir düşünce olmamıştır.
    İnsan yetersiz kaldığı her konuda dine sarılmıştır.
    Kendi eliyle yapamayacağı işler için dua vardır.
    Hiç kimse elini cebine sokmak için dua etmez.
    Eskiden tabiat olaylarını kontrol edemediğinden dua ederdi.
    Şimdi çaresi bulunamayan bir hastalık için yapılır.
    ÖLÜM VAR OLDUĞU SÜRECE VE İNSANOĞLU ACİZ KALDIĞI HER KONUDA DİNE SARILMIŞTIR.
    Egemenler gücünü korumak adına yapamayacağı şeyler yoktur.
    Din de yönettiği toplumlar üzerinde çok etkili ise yapacağı ilk iş dini amacı doğrultusunda kullanmaktır.
    EGEMEN HAKİM OLDUĞU YERDE DİN ONUN TARİF ETTİĞİ ŞEKİLDE ANLAŞILMAK ZORUNDADIR.
    Anlamak istemeyenlere bir şekilde anlatılır.
    Egemenin elinde istediğinden çok teolog vardır.
    Fetvacı bulmakta tarih boyunca zorluk çekilmemiştir.
    Hatta hep muktedirin istediği fetvacı enflasyonu olmuştur.
    Kabul edilen ilahi güç adına konuşanlara ilahi güç tarafından bir itiraz yapılmadığı sürece doğru kabul edilmiştir.
    Adeta her kes benim yaratanım böyle buyuruyor diyor.
    İtiraz gelmeyince, muktedirin kabulu dışındakiler gayri meşru ilan ediliyor.
    Eskiler de ;padişah sofrasında oturanların fetvası kabul olmaz, derlerdi.
    Kabul olur mu olmaz mı yaşarken görüyoruz.
    Öbür tarafta kabul olur mu onu da orada göreceğiz.

  12. Fehmi bey! Siz çok kolay sorular sormuşsunuz, bu soruların cevabıni TC vatandaşlarinin hepsi bılir AMA ben genede sorularınizın cevapların yazayım.

    1: İslam hakkında konuşma ve hüküm verme hakkı kimindir?

    Cevap: Türk vatandaşi isenız! Hüküm verme hakkı DÜNYA VE ÜMMET LİDERİ ve biatçilarınındir. Hatta yaşama hakkıda sadece onlardan olanlara aittir.

    2: “Diğer sorum da şu: Beğenilmeyen, kulağa hoş gelmeyen, kabullerimize aykırı, bildiklerimize ters düşen görüşler ortaya atıldığında aklımıza ilk gelen neden o sesleri susturmak, söyleyeni cezalandırmak, ölümle tehdit etmek, hatta öldürülmesini istemek oluyor?”

    Cevap 2: Hatirlarsanız bu sorunuzun cevabını REFERANDUMDAN önce Saray fetvacıları vermişidiler! “evet oyu vermek İMANDANDIR.” Diye.
    Zaten ölüm fermanı verilenlerde büyük bir ihtimalle HAYIR oyu verenlerdır ve AKP dinine görede bunların katli helaldir. Çünkü UMMETIN LIDERI onlari TERÖRIST VE VATAN HAINİ ilan etmişti.

    Zaten T Cumhurriyetinin Başkani Dünkü konuşmasinda bu tezini pekıştirdı! Millet kelimesini “M” sini silip “İLLET” Itifaki olarak ismini değıştirdı.
    Maşallah kibarlığına hayran kalmamak elde değil İLLET KELIMESINI O kadar zevkle söyliyordki! Sanki Kürt seçmenlere şu mesaji veiyor gibi bir havada soyliyordu. “Bakın ben MHP nin “M”sini dahi kullanmiyorum sadece oy için kendilerini kullaniyorum! Size söz veriyorum, seçimlerden sonrada H ide yasaklayip Partiyi birlikte bitire bilmemiz için oylarinizla bana desdek olunki onlarinda inlerine gireyim.”

  13. Eğer insanlarda öldürme hakları İslam dininde olsaydı; ilk öldürülecek insanlar Ebu cehil ve Vahşi olacaklardı. Kur’an’ı Kerim Peygamberimize nazır oldu. Peygamberimiz bir nevi Kuran’ı uygulamalı bir hayat yaşadı. Cihatlar hariç kimseyi ne öldürttü ne tehdit etti. Günümüze baktığımızda profesörler, muftuler ve imamlar; ya gerçekten Kuran’ı Kerim ve sünnetleri bilmiyorlar ya da kendilerine göre yorumluyorlar. Ben Allah’a sonsuz inanıyorum ve şüphesiz Cehennem de en büyük azabı da İslam dinini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan profesör ve din adamları cekeceklerdir. İslam dininde kissas vardır. Onun da şartları vardır. Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmeye eş değerdir. Allah yaşama hakkı vermişse, Ancak Yüce Allah o yaşama hakkı elimizden alabilir.
    SAYGILAR SEVGİLER

  14. Tabii ya Alimler sussun cahillerin saltanatı devam etsin her söyledikleri alkışlansın kendilerinin her yorumu din olsun , ömrünü ilme adayan ilim adamları konuşmasın yorum yapmasın yoksa böyle edebsizce hakaretlerle susturulurlar Allah ve Rasulünün izin verdiği yetmiyor sanki beylerin keyfine göre konuşmak yazmak gerekiyor öylemi. Çok acı ama Alemi İslamın acınacak hali bu her yerde cahiliyeye hüküm sürüyor . Düşünme araştırma sorgulama yargılama sürü gibi teslim ol senden iyisi yok sonrada nolacak bizim halimiz diye ağla …

  15. Hangi profesör hangi internet sitesi hangi aykırı görüş? Bari bunları da kısaca yazdaydınız da konuyu anlasaydık az çok yada bakabilseydik. Herkes böyle gizli kapaklı yazıyor her konuyu sanki herkes herşeyi biliyor izliyor.

    Konuya gelirsek, Türkiye bir hukuk devleti. Birisi ölümle tehdit ediliyorsa ve açık ortamda yapılıyorsa savcılar gerekli davayı açmalı ve ceza vermeli. Talep bu olmalı. Aman hoşgörülü olalım böyle yapmayalım tavsiyeleri kimseyi durdurmaz. Hukuk bunun için var. Boş tartışmaları sadece bu keser.

    • Sayın Koru ,
      Bu tartışmalar başladıktan sonra KURAMER in yayınladığı Kuran ın Batıni ve İşari Yorumu adlı kitabını okudum. Tarihi süreç içerisinde din anlayışlarındaki farkĺılıklaŕın kaynağı ve gelişimi konusunda çok enteresan bilğiler edindim. Bu tarihe kadar ben de kendimce bazı ayetleri tevil ederdim. Halen de bir görünen dünyanın ve bir de gerisinde görünmeyen bir dünyanın kuralları olduğuna ve işlediğine inanırım. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste sözünü kim zerre kadar kötülük yapar karşılığını bulur ayeti ile ilişkilendiririm ama bunun bilimsel bir ispatı olmadığını da bilirim. Yani bu karşılık bu dünya hayatında da çıkabilir türünden. Bu konunun en temeli olan insandır. Gördüm ki , Moslowyan ihtiyaç hiyerarşisinin son aşaması olan kendini gerçekleştirme arzusunun sonucu olarak ortaya çıkıyor. Zenginleşen islam toplumunda herkesin bir köşe başını tutttuğunu ve kendisine yaşam alanı kalmadığını düşünen bazılarının ortaya attığı fikirler ve kendilerine inanan bir takım insanların ortaya çıkmasıyla serpilip büyüyor. Moon tarikatı gibi modern çağda karşımıza çıkan örnekleri de aynı kaynaktan besleniyor. Basit olanı zorlaştırmak sonra da herkes anlamaz beni takip edin demek. Rahmetli dedem çocuklarını toplar fıkıh kitabını okurmuş. Gazali nin Kimyay-ı Saadet adlı kitabında kul olmanın formülü kısaca izah edilmiştir. Kendini tanı der. Bu sözü ilk olarak Atina yakınlarındaki Delphi tapınağı girişindeki bir levhada görürüz. Sokrates e izafe edilir. Daha sonra Resullulah a ve dört halifeye de izafe edilen Nefsini bilen Rabbini bilir sözünün açıklaması yapılır Gazali tarafından. Kendini nasıl tanıyacaksın ? Kıyasla o halde alemi tanı diyerek ikinci kuralı koyar. Peki alemdeki bu farklılıkların kaynağı nedir der. Cevap Rabbindendir. O halde Rabbini tanı der üçüncü olarak ve devam eder farzları yerine getirerek yaşa. Yanımda çalışan fakir aile çocuğu iki gün ortadan kayboldu. Neredeydin dedim. Filan tarikatın merkezine gittim dedim dedi. Niye dedim. Cevap yok. İnsanoğlu yeryüzünde kendine bir yer arar. Bulduğu yerden memnun ise orada kalır değilse arayışı devam eder. Bulduğu yer Moslowyan ihtiyaç hiyerarşisinin üçüncü aşaması Sevgi ve ait olma ihtiyaçlarını gideriyorsa orayı savunması da bir gerekliliktir. Söz , yazı ve hal meramı anlatma yöntemleridir. Ve hepsinde bir muhatap vardır. Bakara suresi ile başlayan Kuran da ikinci ayette muhatabın muttakiler olduğu ifade edilir ve üçüncü ayette onlar tanımlanır. Muhatab alınmadığınız bir mesaja da karşılık vermeniz şu anda benim yaptığım gibi ben de varım bu konuda şeklinde bir duygusal reaksiyon ya da leyhte ve aleyhte görüş bildirerek varlığına tehdit alğılamasıdır. Bugüne kadar geldiği doğrularının yanlış olduğunu kabullenmek bundan sonra ne yapacağını bilememek demektir.

      Bir ortam da sohbet yapana basit bir soru sordum. Mehmet Akif merhumun Safahatı na bakarsanız bir ağır Osmanlıca ve bir de Türkçe herkesin anlayabileceği şiirler var dedim. Dedem Rahmetli 1900 doğumlu idi . Onun ağzından böyle ağır Osmanlıca sözler duymadım. Allah Rahmet eylesin sizce yazar bu eserleri kimi muhatab alarak yazdı? Halk olmadığı kesin . O halde ne demeye halka bunları izah etmeye çalışıyorsunuz ? Bunlar Tanzimat döneminde batıdan gelen akımların etkisiyle din bizi geri bıraktı diyenlere karşı Allah ın varlığına dalalet eden ayetlerin açıklanması babından eserler. Anadolu insanının iman sorunu var mı ki bu metodu takip ediyorsunuz ? Anadolu insanına fıkıh lazım değil mi ? Tabi istenmeyen adam oldum. Bir de okumalarda uzah ettiğiniz konular ayet ve hadis iken neden kaynak göstermeden yazar dedi ki diye konusuyorsunuz da Allah filan ayetinde böyle buyuruyor , Resulullah filan hadisinde şöyle söylemiş demiyorsunuz dedim. Sen bir daha gelme dediler.
      Sonuç ta bütün bu insanlar Allah ın yarattığı ve donattığı insanlar. Hepsi Allah ın kulu . İmtihan oluyoruz.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here