İstiklal ve istikbal mücadelesi için sağlıklı bir ekonomi gerekir

65

ABD ile papaz Andrew Craig Brunson eksenli atışmalar devam ediyor. Koro şefi de ABD’nin başkan yardımcısı Mike Pence. Brunson ile aynı dini cemaatin üyesi olduğu bilinen Pence, mahkemenin tutukluluk halinin devamı kararını bir hafta içerisinde değiştirip Brunson‘u evine göndermesini yeterli bulmadı. Sürekli Türkiye’ye yaptırım uygulamaktan söz ediyor.

Dün de yeni bir Twit mesajı atarak kararı yeterince iyi bulmadığını, ülkesinin Brunson serbest bırakılana kadar ülkemize yaptırımlar getireceğini bir kez daha tekrarladı.

Mesajı şu:

Pence‘in en büyük destekçisi de Donald Trump. O da “Harika bir Hıristiyan, aile babası ve müthiş bir insan” diye andığı Brunson‘un durumunu ‘yaptırımlık’ görüyor.

Yaptırım konusunda ilk adımı da attı ABD ve Kongre yabancı finans kurumlarına Türkiye’ye kredi verilmesini yasaklama kararı aldı. Türkiye’nin parasını da ödediği F-35 jetlerinin teslimini engellemeyi öngören bir başka yasa tasarısı da Kongre’ye sunuldu, sırasını bekliyor.

Bir tek kişi -bir dinadamı- için 50 yılı aşkın süredir ittifak ilişkisi içerisinde bulunduğu bir ülkeyi -Türkiye’yi- gözden çıkarmaya hazır görüntüsü veriyor ABD.

Yaptırım tehdidini bundan daha ileriye taşımasa bile Trump ve Pence‘in ülkemiz insanını rencide edici mesajları herhalde unutulmayacak.

Pompeo kitap tanıtımında..

Türkiye Washington’daki kadrodan en fazla dışişleri bakanı Mike Pompeo‘ya güveniyor, ama o da ötekilerden pek farklı olmadığını bir hafta önce ‘Sezar’ın Kılıcının Altında’ adlı bir kitabın tanıtımı için düzenlediği basın toplantısına taşıdığı görüşleriyle belli etti.

Neden acaba?

Kıyameti zorluyorlar

ABD bir lobiler demokrasisidir. Şu anda en etkili lobilerin ilk sıralarında da dini eğilimler temsilcileri geliyor. İsrail Lobisi de sonuçta dini ağırlıklıdır; onun hemen yanında da ‘Evanjelik’ diye anılan ve İsrail Lobisi’nden de destek alan kıyamet bekleyen Hıristiyanlar lobisi yer alıyor.

Evanjelik Hıristiyanlar Hz. İsa ‘mesih’ olarak yeniden dünyaya dönsün ve Deccal -onlar buna ‘anti-İsa’ (anti-Christ) adını veriyorlar- ve orduları ile çıkacak savaş –Armageddon– kopsun da ‘kıyamet’ gerçekleşsin diye bekliyor, sadece beklemekle de kalmayıp bunu kendi hayatlarında gerçekleştirmek için de canla başla çalışıyorlar.

Anlaşılan Brunson ve Pence bu anlayışta birer Hıristiyan.

Pence-Trump ikilisinin Türkiye’ye bakışları da bu inançtan belli ki etkileniyor.

Trump‘ın durduk yere ülkesinin İsrail büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve Netanyahu‘nun aldığı İsrail Devleti’nin ‘yahudilerin ulusal yurdu olduğu’ kararına arka çıkması da hep bu inanç sistemiyle ilgili politik tavırlar.

Brunson‘u da o büyük savaş içerisinde bir figür olarak değerlendirdiklerine hiç kuşku yok. Pence‘in Twitter mesajının satır araları öyle düşündüğünü ele veriyor zaten.

Mahkemenin Brunson‘u 15 Temmuz hain darbe girişimiyle irtibatlı bir davada FETÖ ve PKK ile işbirliği ve ‘casusluk’ iddiasıyla yargıladığı Washington’dan bakanlar tarafından kabul edilen bir tez değil.

Konuya baştan beri bir ‘pazarlık unsuru’ gözüyle baktıklarını belli ediyorlar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sustu sustu, Brunson‘un cezaevinden eve gönderilmesi kararı sonrasında yaşananlar karşısındaki suskunluğunu sonunda pazarlık iddiasını reddetmek için Güney Afrika’da bozdu.

Meğer konuya yine İsrail müdahil olmuş.

İsrail’in sebepsiz yere tuttuğu bir Türk’ün serbest bırakılması için Mevlüt Çavuşoğlu Amerikalı mevkidaşından yardım istemiş, o da Netanyahu‘dan; Netanyahu o kişiyi Trump için Brunson pazarlığının bir parçası olarak bıraktığını açıklamış. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz onun karşılığında Brunson’u vereceğiz demedik, bu tür bir pazarlık olmadı” diyor…

Gördünüz mü şimdi?

Cumhurbaşkanı: İstiklal ve istikbal mücadelesi

Cumhurbaşkanı ‘yaptırımlar’ konusunda haklı bir tepki de veriyor. Dediği şu:

“Kredi kuruluşlarının kredi vermesinin önü kapatılacakmış. O kuruluşlarla mı geldik buralara? İstiklal ve istikbal mücadelemizi geçmişte nasıl verdiysek, vermeye devam ederiz. Biz göbeğimizden Amerika’ya bağlı değiliz. ABD, bu tavrını değiştirmez ise Türkiye gibi güçlü ve samimi bir ortağı kaybedeceğini de unutmamalı.”

Yerinde tepkiler bunlar. ABD bu yersiz meydan okumalar yüzünden Türkiye’yi ‘müttefik’ olarak kaybedecek.

Keşke ‘istiklal ve istikbal mücadelesi’ için hazırlıklı da olabilseydik.

Evet, ABD’nin finans kuruluşlarına “Türkiye’ye kredi vermeyin” demesi ayıp ve kınanacak bir şey; ancak o yaptırımın işlerliği olmayacağı beklentisi gerçeklerle tam örtüşmüyor. Ülkemiz, maalesef, ABD’ye olmasa bile kredi veren kurumlara göbeğinden bağlı.

Cari açığı olan bir ülkeyiz ve o açığı ancak dış piyasalardan borçlanarak kapatabiliyoruz. Daha da önemlisi, bugünlere de hep dışarıdan borç alarak geldik.

Rakamlara bakalım: Türkiye’nin dış borcu 2017 sonunda 453.2 milyar dolar (bu rakam 2002 yılında 129.6 milyar dolardı). Bu borcun büyük bölümü (320 milyar doları) özel sektörün, kalanı (130 milyar dolar kadarı) ise kamunun borcu. Nobelli iktisatçı Paul Krugman, özel sektörün aşırı borç yükünün, Türkiye’yi Endonezya’nın 1996 yılında yaşadığı türden sıkıntılara sürükleyebileceği uyarısını yapalı sadece birkaç hafta oldu.

Gözümüzde bunları fazla büyütmeyelim, ama yine de ekonominin sağlıklı sayılamayacağı bir dönemde yaşanıyor ABD ile Brunson eksenli takışma. Washington’dan gelen tehditler Türk ekonomisinin durumu bilinerek yapılıyor.

Bugün yeni sistemin ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısı da yapılıyor. Umarım, katılanlar, yeni sistemle tanıştığımız şu günlerde eskinin kötü alışkanlıklarını da masaya yatırır ve önümüzü daha iyi görmeye yarayacak tedbirleri de görüşürler.

Demokrasi, hak ve özgürlükler, intikamcı olmayan yeni yaklaşımlar üzerinde de durulur.

İstiklal ve istikbal ancak milletin bütünü arkaya alınarak korunabilir.

…..

Meraklısı için Paul Krugman’ın Türkiye ile ilgili Twit mesajları:

ΩΩΩΩ

65 YORUMLAR

  1. Türkiye’de dindarlar kaybediyorlar, kaybetmeye devam edecekler ve 2020 ya da en geç 2021 yılı ortalarında gidilecek erken seçimde Erdoğan’a da kaybettirecekler. Erdoğan’ın ipini Bahçeli ile dindar AK Parti seçmenleri çekecek.

    Çok mu iddialı görünüyor? Bence değil. Bunun, sanıldığının aksine, iddialı bir öngörü olmadığını görebilmek için 3 şeye ihtiyacımız var:

    (1) Bilgi Üniversitesi’nin 5 Şubat 2018’de kamuoyu ile paylaştığı, yayımlandığında hayli ses getiren “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları” başıklı kapsamlı araştırmanın sonuçları (17 Kasım -20 Aralık 2017 tarihleri arasında 2004 yetişkinle yüz yüze, Türkiye’yi temsil eden toplam 16 ilin kentsel ve kırsal bölgelerinde gerçekleştirilen ciddi bir araştırma bu)

    (2) 15 Temmuz sonrası MHP liderinin politik hamlelerini, Erdoğan’ın değişen siyaset dilini anlamak; CNN Türk, NTV kanallarında akşam 21:00 sonrası yayına giren tartışma programlarını, Hürriyet, Yenişafak, Akşam gazetelerinin gündelik yayınlarını yakından takip etmek

    (3) Türkiye’de “sosyal yardım politikaları”nın siyaset açısından muazzam öneminin farkında olmak

    Mümkün olduğunca kısa tutmaya, basit ve anlaşılır olmaya çalışarak, derdimi anlatacağım. İlkin, yukarıda sözünü ettiğim araştırmadan, Erdoğan’ın da çok önmsediğinden hiç kuşku duymadığım bir veriyi aktarmak istiyorum. Türk halkı, “Kendinizi tek bir kimlikle tanımlamanız istense, kendinizi en yakın hissettiğiniz kimlik olarak aşağıdakilerden hangisini seçersiniz?” sorusuna verdiği yanıtlar temelinde şu şekilde bir dağılım gösteriyor:

    Türk: yüzde 29,6
    Atatürkçü: yüzde 16,5
    Dindar: yüzde 12,8
    Kürt: yüzde 9,5
    Milliyetçi: yüzde 6,2
    Laik: yüzde 1,7
    Ülkücü: yüzde 1,7
    Alevi: yüzde 1,5

    Özellikle ortalama CHP’lilerin sürekli varsaydıklarının aksine, “Dindarlık”, sanıldığı kadar güçlü biçimde sahiplenilen bir kimlik değil. Burada en az bunun kadar önemli olan bulgu, halkın, devletin geleneksel ideolojisi üzerinde çok belirgin bir uzlaşmaya sahip görünüyor olması: Türklük, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Laiklik kimliklerinin toplam yüzdesi yaklaşık yüzde 54. Ülkücülük de eklenirse, yüzde 55,7. Yola dindarlık vurgusuyla çıkmış olan Erdoğan’ın yaşadığı ilk derin krizde kendi dilini ve partisini değiştirerek kendi bekası için gemisini Türklüğün ve Atatürkçülüğün güvenli sularına çekmesi şaşırtıcı değil.

    Gülen ile Erdoğan arasındaki ölümcül iktidar mücadelesi, dindarlara çok şey kaybettirdi. Birincisi, zaten bürokraside dindar kadrolara sahip olmayan AK Parti, koalisyonun bozulmasıyla birlikte açıkta kaldı. Gülen ve örgütüne karşı, devlet bürokrasisinin geleneksel seküler güç odakları ile işbirliği yapmak zorundaydı. Yaptı. Kendisinden beklenen, sadece Gülen çetesi ile savaşmak değil, aynı zamanda Kürt politikasını tepeden tırnağa değiştirip devletin pek sevdiği güvenlikçi politikalara dönmekti –döndü. Burada bir ihanetten söz edilecekse, birinciliği Gülen ve çetesine vermek gerekir. Gözünü iktidar hırsı bürümüş olan Gülen, bürokrasideki kadrolarını, AK Parti eliyle üçe katladığı gücünü AK Parti’ye karşı kullanıp onun ve ülkenin üzerinde vesayet kurma girişimi, 15 Temmuz’la başlamış değildir. Bu ihanetle Gülen, ülkenin demokratikleşip çoğulculaşarak dönüşmesi olanağını yıkmış, gücünü küçümsediği geleneksel devletin ağır tokatını yemiştir.

    Devlette bürokatik iktidar mücadelesi boşluk kaldırmaz. Yenilenin yeri, o andaki güç mücadelelerinin seyrine uygun olarak, doldurulur. Özellikle 15 Temmuz sonrasında, devletin bürokratik iktidar için rekabet eden aktörleri arasında bir ortak kabul hasıl olmuştur: Seküler-rasyonel bir akla, devletin kuruluş ideolojisine geri dönüş. Dolayısıyla, Nurculuğun geleneksel temsilcisi Yeni Asya Gurubu dışında hepsi AK Parti arkasında saf tutmuş dini cemaatler, beklediklerinin tam aksine, Gülencilerin bıraktıkları bürokratik kadrolara gelemeyecekler. Daha beteri olacak: Bunların varlıkları ve meşrulukları giderek tartışılır hale gelecek. Bunu görebilmek zor değil: CNN Türk ve diğer kanallarda Gülen çetesinin ardından gelen A. Oktar operesyonu sonrasında “cemaatler”in ana başlık konusu olduğu kaç tartışma programı izledik (ve izleyecek görünüyoruz), hatırlayın. Gazetelerde gündelik olarak karşımıza çıkan kadın cinayetleri, hayvanlara yapılan zalimlik, Gülen, A. Oktar. . . Bunların hepsi toplumsal algı olarak “dindarlar”ın hanesine yazılıyor. “Dindarlıktan kaçış var. Gençler deizme ve ateizme yöneliyor” muhabbetlerinin döndürülüp durması boşuna değil. “Kötü” ve “hiç hoş değil” ne var ise, bir şekilde, sinsice algı manipülasyonları aracılığıyla, din ve dindarlarla ilişkilendirilyor. Böylece, seküler-Türkçü-Atatürkçü ortak payda daha da tahkim ediliyor. Kendi temsiliyetinin hala AK Parti ve Erdoğan’da olduğu yanılsamasındaki dindarlar, Türk bayrakları ve Atatürk postereriyle süslenmiş “demokrasi şölenleri” için meydanlara akıyorlar. Buradaki sayfalarda ırkçı olduğunu ve ırkçı olmaktan gurur duyduğunu açıkça ilan eden H. Gayret’le birlikte aynı sloganları haykırıyorlar.

    Çok da uzun sürmeyecek bir zaman dilimi içinde, bürokrasiden kendisine hiçbir şey düşmediğini gören AK Partili dindarlar, yeni ve Erdoğan’ın zannettikleri Erdoğan Devleti ile aralarına mesafe koyacaklar. Bunun bir nedeni, sözünü ettiğim “bürokrasiden pay alamama hali” olacak. İkincisi ise, hepimizi bekleyen dehşet verici yoksullaşma hali. Burada, bugüne kadar tüm seçimlerde çok kritik rol oynamış olan “sosyal yardım politikaları”nın ne olduğu ve ne anlama geldiği üzerinde durmak gerekiyor.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’deki 78 milyon insanımızın15 buçuk milyonu hayatını sosyal yardımlarla idame ettirmeye çalışıyor. Bu rakam toplam nüfusun yaklaşık 5’te birine karşılık geliyor. Devlet, sadece 2016 yılında, sosyal yardım miktarını yüzde 25 artırarak 32 milyar TL’ye çıkardı. Yardımlardan 15 milyon 591 bin kişi yararlandı. GSS primi, doğum ve kömür yardımı, yaşlı-engelli aylığı şeklinde gerçekleşti. Muhtaç kişilerin evde bakımı için 5.2 milyar lira harcandı.

    Bugün, yapısal sorunları derinleşmiş, üretime dayalı mali kaynaklar bulmak şöyle dursun, borçlarını ödeyebilmek için anormal seyreden faizlerle yeni borçlar bulmak zorunda olan kötü bir ekonomiye sahibiz. Bu soyut ifadelerin ne olduğunu, önümüzdeki Eylül ortalarından itibaren yaşayarak öğreneceğiz. Soru: Eli kulağında bekleyen zam fırtınası ile sözünü ettiğim sosyal yardımları sürdürme zorluklarını birlikte düşünün. Buna bir de Erdoğan’ın MHP sayesinde alablidiği yüzde 52,5 oyunu, AK Parti’nin meclis çoğunluğunu yitirmesi anlamına gelen yü<de 42’sini.

    Bence, geleneksel devlet aklı, Erdoğan’ı meşru yollardan göndermek için Bahçeli eliyle tarlayı sürdü. Erdoğan son derece güçsüz. Bürokraside yok, zaten hiç olmadı. Devlet bürokrasisini, onun has evlatlarına teslim ederek, ve sadece seçimlerdeki oy gücüne dayanarak, Bahçeli sayesinde ayakta duruyor. Yeni sistemde elini taşın altına koymaya hiç niyetlenmedi Bahçeli. Ekonomi başta gelmek üzere, ülkenin ağırlaşan sorunlarının tek sorumlusu olarak Erdoğan gösterilecek. Erdoğan ve AK Parti’nin garantili şekilde yıprandığına, seçmen nezdinde inandırıcılığı yeterince törpülendiğine kanaat getirildiğinde, önümüz erken seçim. Beka sorunu, FETÖ, milliyetçilik, halk yoksullaştığında bile iş görebilir. Ama, hem yoksullaşan, hem de resmi milliyetçi söylemle kendisi arasında heyecan verici bir ilinti bulmayan dindarları uzun süre elinde tutamaz Erdoğan. Seçim öncesindeki Saadet düşmanlığı yersiz değildi. Erdoğan’dan umduğunu bulamamış dindarlar gidip MHP’ye vermeyecekler oylarını.

    İbibikler öttüğünde, sütler kaymak tuttuğunda, bir de bakmışsınız karşımızda İyi Parti, Muharremli CHP, MHP’li bir seküler ittifak! Oyunu kuranların hiç acelesi yok. Zaten işler istedikleri gibi gidiyor -tabiri caiz ise, Erdoğan ne istiyorlarsa veriyor.

    • Sn.bernar arkadaş, dinci mafyalaşmanın kökünü kazıma konusunda hükümetimizi destekliyoruz. Bu konuda ayrım gözetmeden mevcut örgütlenmelerin tehdit seviyesine göre topyekün bir mücadele gerekiyor ve devletimiz bu konuda gayretlidir. Atatürkün tekke ve zaviyeleri kapatmakla bu meseleyi kökten çözemediğini bugünghep birlikte görüyoruz. Asıl yapılması gereken yani virüsün geri dönmesine yol açan şartlar ortadan kaldırılıyor: dine ve dindarlara saygılı bir devlet / dini istismarcılığa karşı ise ödünsüz mücadele. Evet, bilmem hangi kıytırık hocanın bilmem hangi efendisine kadar kaçarı yok!!! Not: ırkçılığıma laf söyletmem, çifte standardı nerde görsem tanırım:)

      • Şu yorum sayfalarında zihni en açık, olan biteni çok iyi gören, olan bitene göre en doğru tavrı alan, hemen bütün yorumları, itirazları, telkinleri kendi içinde tutarlı ender isimlerden birisin. Ne şaka, ne de imalı bir alaycılık bu söylediklerim. Oyunu baştan itibaren bilenlerdensin -oyunu okumaya çalışırken senden de yararlanıyorum. Sana oyunun hiç sağa sola savrulmadan tasarlandığı biçimiyle oynanması gayreti, bana da, çok da umutlu olmayan bir biçimde, oyunu bozma çabası düşüyor. Erdoğanlı ya da Erdoğansız, kabul etmeliyim ki kazanana sen daha yakınsın 🙁

    • Bernar Bey bu anketin rakamlarını topladığında 100’e varmıyor. Gerisi “insan” mıymış?!

      Ayrıca, fikrim şu: Akıl-İman sentezi olamadığı için ülkemizdeki böylesine daĝınık bir duruma gelinmesi doğaldır.

  2. Dün Washington Posta çıkan yazı İngilizcesini okumak istiyenler için linke adresi
    İngilizce bilmiyenlr için de Türkçe ye çevrilmiş kopi.

    https://www.washingtonpost.com/?
    tid=a_inl-amp

    https://www.washingtonpost.com/opinions/global-opinions/fight-for-these-state-department-workers-detained-in-turkey/2018/07/29/2be2ecf4-91e4-11e8-b769-e3fff17f0689_story.html

    Eski Büyükelçilerden Trump’a çağrı: Tutuklu üç diplomat için de mücadele edin

    ABD ile Türkiye arasında bir pazarlığa da dönüşen Rahip Brunson’ın tutukluluğu meselesi sonrası yaptırım tehdidi de gündeme geldi.

    Brunson’ın yanı sıra Türkiye’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı üç çalışanın tutukluluğu unutuluyor. Bu isimler; Hamza Ulucay, Metin Topuz, Nazmi Mete Cantürk…

    Lehigh Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Dış İlişkiler Konseyinde Ortadoğu’dan Sorumlu Bilim Kurulu Üyesi olan Henri J. Barkey ve 2003 – 2005 yılları arasında Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman, Washington Post’ta bir yazı kaleme alarak Trump’a “Türkiye’de hapiste tutulan Dışişleri Bakanlığı çalışanları için de mücadele edin” çağrısı yapıyorlar.

    WP’deki yazı şöyle:

    Başkan Trump, mesnetsiz casusluk ve terör suçlamalarıyla iki yıldır Türkiye’de hapiste tutulan Amerikalı rahip Andrew Branson’un serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla, siyasi sermayesinin önemli bir miktarını harcadı. Trump bunu yapmakta haklı, ancak kendisi de yönetimi de bir ahlaki yükümlülükleri daha olduğunu unutmamalı ve aynı durumla karşı karşıya bulunan üç Dışişleri Bakanlığı çalışanına da yardım etmeliler.

    Bu yazıyı Amerika Birleşik Devleri tarafından istihdam edilen ve hem Trump yönetimi hem de basın tarafından büyük ölçüde ihmal edilen yerel personelin içinde bulunduğu zor duruma dikkat çekmek amacıyla yazıyoruz. Söz konusu yerel personel, Amerikan Dışişleri Bakanlığı çalışanlarıdır. Bakanlık Türkiye’de Türkleri, Bulgaristan’da Bulgarları, Arjantin’de Arjantinlileri istihdam eder. Amerika’nın yurtdışındaki diplomatik çalışmalarının ana omurgasını teşkil edenler bu isimsiz yerel çalışanlardır. Onlar olmasa Amerikan büyükelçiliklerinin ve konsolosluklarının hiç birinin işlemesi mümkün olmazdı.

    Söz konusu üç kişi Türkiye’de uyduruk suçlamalarla hapiste tutuluyorlar. Bunlardan ikisi cezaevinde, biri ise ev hapsinde bulunuyor. Son yıllarda Türkiyeli yetkililer tarafından hapse atılan onbinlerce kişi gibi, onlara yöneltilen suçlamalar da insanın hayal gücünü zorlayan komplo teorilerinin ürünü.

    2017 Şubat’ından bu yana hapiste tutulan Hamza Ulucay Amerikan diplomatik misyonunun 37 yıllık bir emektarı. Türkiyeli yetkililer Ulucay’ın Erdoğan hükümetine karşı yapılmış 15 Temmuz Darbe girişimiyle bağlantılı olduğunun kanıtı olarak, evinde buldukları Dolarları gösteriyorlar. En tuhafı da Ulucay’ın hem Amerika da yaşayan bir din adamı olan ve hükümetin başarısız darbe girişimini organize etmekle suçladığı Fethullah Gülen ağıyla, hem de, Türkiye’nin ve Amerika’nın her ikisinin de terör örgütü olarak gördüğü Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olduğu iddiası. Gülen hareketi PKK ile uzun tarihe sahip hiddetli bir rekabet içindedir ve Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt nüfusun çoğunluğu bu hareketten nefret eder.

    (Türk yetkililerin bu çeşit abuk sabuk komplo teorileri üretmeye meyilli olduğunu biz iyi biliriz. Bu makalenin yazarlarından biri, Henri Barkey de 2016 yılındaki başarısız darbe girişimini bir şekilde planlamakla suçlanmış ve gıyabında tutuklama kararı verilmişti.)

    Dışişleri Bakanlığının 20 yıllık emektarı Metin Topuz da, Türkiye hükümetini devirmeye çalışmak ve Gülen hareketi ile bağlantılı olmak iddialarıyla hapiste tutuluyor. Her iki vakada da Amerikan yetkilileri bu iki isme tam olarak hangi suçların isnat edildiğini tespit edebilmiş değiller.

    Casusluk ve hükümeti devirmeye teşebbüsle suçlanan Nazmi Mete Cantürk ise Ocak ayından beri ev hapsinde tutuluyor.

    Erdoğan Türkiye’de iki yıldır yürürlükte olan Olağanüstü Hal’i kaldırdı, ancak Türkiye hükümetinin insanlara suç isnat ederek onları süresiz olarak hapiste tutmaya devam etmekten vazgeçeceğini gösteren herhangi bir belirti yok. Uluçay, Topuz ve Cantürk, fiilen kaderleri Erdoğan’ın elinde olan rehinelere dönüşmüş durumdalar.

    Washington’un söz konusu Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının tahliye edilmesi için Türkiye hükümetine kamuoyu önünde baskı uygulamaktan kaçınması, Türkiye’de yerel olarak istihdam edilen diğer Bakanlık çalışanlarına da çok endişe verici bir mesaj yolluyor. Bu çalışanların tamamı Türkiye’li yetkililer tarafından tehdide ve baskıya maruz kalıyorlar, işverenleri ise onları korumuyor. Bu durum Türkiye istihbaratının diplomatik teamülleri altüst ederek, Amerikan operasyonlarının bir kısmı üzerinde fiilen etki sahibi olduğu anlamına geliyor. Söz konusu yerel çalışanların çoğu istifa ettiler. Daha da kötüsü, Amerikan hükümetinin bu kayıtsızlığını gören diğer otoriter devletler de, Türkiye’nin bu tavrını kopya edebilirler.

    Erdoğan büyük olasılıkla Branson’u serbest bırakacaktır. NATO üyesi Türkiye, sorunlu ekonomisi çökme noktasına gelirse, pek yakında Amerika’dan yardım isteyebilir. Branson’un tahliyesi olumlu bir gelişme olacaktır, ancak Amerikan hükümetinin haksız tutukluluklar meselesinin çözülmüş olduğu zannına kapılması riskini de beraberinde getirecektir. Bu da Ulucay, Topuz ve Cantürk’ün Türkiye hapishanelerinde yıllar geçirmeye mahkum edilmesi anlamına gelir.

    Bu noktada Kongrenin önemli bir rol oynama fırsatı vardır. Türkiye’ye çok yakında yeni bir büyükelçinin atanması muhtemeldir. Senato onay sürecini, yönetimden tüm Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının güvenliği için hesap sormak için kullanmalıdır.

    Başkanın misyon şeflerine yazdığı talimat mektubu onlara sorumlulukları altındaki tüm personelin, yani hem Amerikalıların, hem de onların yerel çalışma arkadaşlarının, güvenlikleri için gerekli önlemleri almalarını emrediyor. Büyükelçilerin ve başkonsolosların bundan daha kutsal bir görevleri olamaz. Amerika kendi adamlarının arkasında durduğunu gösteremezse, Dışişleri Bakanlığı’nın Amerika’yı yurtdışında temsil edebilme kabiliyeti büyük yara alır. Yerel personel ya Amerikan takımının
    oyuncularıdır, ya da değildır.

  3. Bizimkilerin mikrofon onunde söyledikleri, her ne kadar dis politika ile ilgili gorunsede, aslinda icerdeki vatandaşa soylenmis seylerdir, yani gündemi işgal edip gerçekleri örtmek…

  4. Plan program nedir bilmeyen, hepimizin parasını har vurup harman savuran, her beceriksizliğini, her başarısızlığını “bizi bölüp parçalamak isteyen dış güçler öyküsü” ile açıklayanlar için Çin ekonomisinden rakamlar:

    Çin, 1978 yılı başlarında, o yılın Türkiye’si kadar üretebilen bir ülke idi. 1978 yılı başında, ekonomide uzun vadeli planlamaya dayanan esaslı bir reform programı başlattı. Ekonomisi bir yıldan diğerine yakaşık yüzde 10 büyüdü. Bu hızlı büyüme sonucunda Çin ekonomisi 1990 yılında dünyanın 11. büyük ekonomisi iken, 20 yıl içinde Brezilya, Rusya, İspanya ve Kanada, İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya ve 2010 yılında Japonya’yı yakalayıp geçerek ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi oldu. 2015 yılında açıklanan “Satın Alma Gücü Paritesi çarpanlarıyla hesaplanmış Gayri Safi Yurtiçi Hasıla rakamlarına göre, 2014 yılında Çin 18 trilyon dolar ile ABD’yi yaklaşık yarım trilyon dolar geçerek dünyanın en büyük ekonomisi konumuna gelmiş bulunuyor.

    Çin’in toplam ihracatı, ekonomik reformların başladığı 1978 yılında 10 milyar doları bulmuyordu. Ülke, gerilerden gelip diğer ülkeleri teker teker geçerek, 2007 yılında ABD, ardından da Almanya’yı geride bırakarak 2009 yılında dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi konumuna geldi. Çin’in 2013 yılı ihracat hacmi 2,2 trilyon dolardı.

    Çin mucizesini tartışan akademisylenler, ülkenin bu olağanüstü başarısının temelinde 3 faktörün temel bir rol oynadığında hemfikir görünüyorlar: (1) doğru, gerçekçi, uzun vadeli planlama; (2) tasarruf (3) başta bilgi ve eğtim gelmek üzere yatırım

    Çin’in 2013 yılındaki yatırım oranı yüzde 49 idi. Yani 2013 yılında ülke sınırları içinde yaratılan gelirin neredeyse yarısı yatırımlara yönlendirilmişti. Çin bu yatırım oranı ile uzun zamandır dünya ülkeleri arasında birinci sırada bulunuyor. Bu oran 2013 yılında Türkiye’de yüzde 20’nin biraz üzerindeydi.

    Çin, yatırım oranında olduğu gibi tasarruf oranında da dünya sıralamasında bir numarada bulunuyor. Çin’de 2013 yılında tasarruf oranı yüzde 51’e iken, aynı yıl Türkiye’de tasarruf oranı yüzde 13, dünya genelindeki ortalama ise yüzde 22.

    ABD Ulusal Bilim Kurulu’nun, ABD’nin bilim-teknoloji alanındaki konumunun değerlendirildiği yıllık raporlarının 2014 tarihli olanına göre, bilim ve mühendislik alanında 2010 yılında doktora derecesi alanların sayısı ABD’de 32 bin Çin’de ise 31 bin idi. ABD’de alınan doktora dereceleri 24 bin, Çin’de alınanlar ise 29 bin adet idi. ABD’de bilim ve mühendislik alanında doktora derecelerinin yarısından çoğunun yabancı öğrenciler tarafından alındığı, bunların arasında da Çinli öğrencilerin en büyük grubu oluşturduğu düşünülürse, vatandaşlık bazında, Çin ile ABD’nin arası daha da açılıyordu.

    OECD’nin 2015 tarihli raporuna göre 2013 yılında Çin’de araştırma-geliştirme türü işlerde çalışan kişi sayısı 1 milyon 400 bini geçiyordu. Bu sayı araştırmacı sayısında önde gelen ülkelerden ABD’de 1 milyon 250 bin, Japonya’da 650 bin, Almanya’da ise 350 bin dolaylarındaydı.

    Üretmeyen, ekonomisini ve eğitimini planlamayan, bir yıldan diğerine yoksullaşan ülkelerde iktidarlar geleneksel olarak ülkeyi kimlik politkasına hapsederler, hamset üretirler. Mesele bu kadar basit. . .

    • İflas etmiş bir türkiyeyi 15 yılda 21milyardan 127milyar dolar döviz rezervine çıkarmış bir yönetim mi har vurup harman savurmuş, plan program bilmiyormuş senbernar? Bak bi de uyardım seni, rakamlarla oynama diye! Neymiş, döviz rezervi eksilmiş de estek köstek! İmf yi ülkeden kovan yönetim anlayışı, kendi tasarruf ettiği parayı lazım olduğunda bi başka yerde de değerlendirebilir herhalde! Turşusunu mu kursaydık doların? Boş dolu atmayı sen bari bırak yav…

      • Hemen kızıp azarlamayın H. Gayret Bey. Söyleyin Merkez Bankası’na, bu tür verilerle ilgili olarak “milli çıkarlar gereği açıklanamaz” diye bir karar alsın. O yapmıyorsa bastırın yeni bir KHK daha! Bana, “Turşusunu mu kursaydık doların?” diye kızıyorsunuz, ama böyle bir sorunun bana ilham verip size bir başka soru olarak döneceğini hiç hesap etmiyorsunuz: Bugün yazdığım gibi, 16 yıllık iktidarınızın sonucunda 438 bin ataması yapılmayan öğretmen bulunuyor ülkemizide, ve bu sayı 37 şehrimizin nüfusundan daha fazla. Ne halt yemeğe bu kadar işsiz öğretmen mezun ettiniz? Turşusunu kurmak için mi?

    • Sn bernar bu tür mukayeselerle acı gerçekleri somut olarak ortaya koymanız çok önemli. AKP marka itirazların olamaması eminim onlar için de bir eğitim terübesi oluyor. Şu Çin’in ekonomide ileri fırlaması takdire şayan bir hal, o büyük nufusa rağmen. Üstelik sanırım “Yolsuzluk-Rüşvetle Mücadele” Bakanlıkları da varmış (A. Serdar değinmişti).

      Dünyayı tanımak ve dünya piyasasına açılmak konusunda bizi uyandıran en önemli şahsiyerlerden birinin Özal olduğu söylenir. Çin’in dünyaya ekonomik açılması sürecinde Özal Türkiyede epey bir mucadele vermis ve bütün siyasilere yönelerek “Yahu, itiraz etmeyin. Gelin birlik olalım. Avrupanın dibindeyiz. Şu ülkemizi Avrupanın ucuz işgücü haline getirelim” dediğinde adamı bir kaşık suda boğmağa kalkmışlar. Teklif sağ/liberal bir teklif olarak algılandığı için bizim solcular-sosyalistler ayağa kalkmışlar. “Vay sen misin bunu diyen”, bütün ezbercilikleriyle adama çullanmışlar. Neymiş “Özal, AB/ABD emperyalistlerin ajanıymış. Türkiyeyi resmen sömürü ortamı haline getirecekmiş!” Hop aşağı hop yukarı itirazlar!

      O zamanlar bu ucuz işçilik ülkemize gelmiş olsaydı, belki bugün bir Çin kadar yine olamazdık ama bugünkünden nufusumuzdan dolayı çok çok daha iyi olurdu ekonomi. Teknolojik/üretim becerisi standartlaşma konusunda gözümüz iyice açılırdı ve bu yolda gerisi daha çabuk gelirdi. Çin’i ihya eden faktörlerden en önemlisi budur. İşçilik ucuz diye velev ki bir süreliğine sümürüldük, n’olucak ula? Başka alternatifin var mı? yok zaten ortalama gelirin daha da düşük. Velhasıl bu ucuza çalışma, montaj işleri AB ve ABD’den artan bir şekilde hep Çine gitti ve bu hızla kalkınmalarına vesile oldu. Bizimkiler tabiri caizse burnu büyük ötü kavuk olarak hala oturuyorlar. Oturdukları yerden «laga-luga marka muhalefet» hoşlarına gidiyor…..

      • Gerçek dönüştürücü lider Özal’dı. Özal’ın başlattığı süreç, vesayetin yıkılışına giden süreçtir. Erdoğan onun açtığı yoldan geldi; bir dönem yol aldı; sonra, devleti dönüştürmek yerine, o devlete dokunmadan sahip olabileceği yanılsamasıyla hareket etti. Özal’a cepheden karşı çıkıp onu aşağılayanlar, tam da dediğiniz gibi, bizim sağcı-gerici solcularımızi sosyalistlerimiz oldu. Bunların alayı devletçidir, vesayetçidir. Özal’ın açtığı yolun kendi çarklarına çomak anlamına geleceğini çok iyi biliyorlardı.

        “Türkiye’de dindarlar kaybediyorlar, kaybetmeye devam edecekler ve 2020 ya da en geç 2021 yılı ortalarında gidilecek erken seçimde Erdoğan’a da kaybettirecekler.” açılış paragrafıyla başlayan uzunca bir metin hazırlıyorum. Tartışmaya değer bulursanız sevineceğim.

        • İmf yi türkiyeden kovduğumuz gibi yoksa şimdi de sıra natoda mı diye bi bölüm de olacak mı tartışmalı metinde? Yoksa kartaca yıkılmalıdırın biraz daha ilersinde bişey mi olcak sadece?

        • Bana göre dindarların kaybetmeleri ezbercilikleri dolayısıyla 20-30 yılla sınırlı değil. Ancak ortaya alenen “dindarım” sloganıyla çıktıktan sonra yapılan büyük hatalar çokçası bu son dönemde oldu. Beş aşağı beş yukarı nasıl düşündüğüm sanırım belli. Ancak eleştiriyi hazmedemeyenler aynı metni tartışırken fikren dahil olurum.

  5. “Türkiye’yi gözden çıkarmıya hazır……ABD ” . Müslüman olarak, Yüce Peygamber’e yapılacak ALÇAKLIKLARA karşı, ABD’nin bu tavrı, Müslümanlara ibret olmalı. Gel de Zeki Müren’i hatırlama “….dost
    bildiklerim, ….. dost bildiklerim”. “Küfür TEK Millettir”, zaman zaman unutuyoruz.
    JET_PA FADIL da -bazı erkan gibi, başta, iyi niyetle – işlerin, hep tasarladığı gibi gelişeceğini sanıyordu.
    Bilge Kral Ali.İ.Begoviç ; tıpkı dediğiniz gibi düşünüyor, söylüyor ve UYGULUYORDU.
    Dünya ve Türkiye, tam Evangelistlerin aradığı bir BUTURAMA (Şımarma, zıvanadan çıkma-haddi aşma) dönemini yaşıyor ve onlar da bu puslu havadan yararlanmak istiyor. Hz. İsa ve Mehdiyi yer yüzüne.
    -akıllarınca – inmiye ZORLUYOR.
    Mazlum, MASUm insanların madur, MAHRUM bırakılması. T.C. AZINLIK demokrasisi ve sosyetesinin ŞANI, şerefi ve övünç kaynağıdır. Humanist Batılı bazı dostlarımıza göre, bazı kişiler hayvan
    gözünde bile görülmeği değmez.

  6. Hep iktidarın kendilerini çektiği sularda debelenip duran muhalefet partilerinin ve muhaliflerin akla getirmedikleri, iktidarın ve iktidar destekçilerinin ise topa girme heyecanı duymadıkları rakamlar. . .

    İşsiz öğretmen ve işsiz üniversite mezunları gerçeğimiz:

    (*) TÜİK’in açıkladığı son rakamlara göre Türkiye’de 438 bin ataması yapılmayan öğretmen bulunuyor (bu sayı 37 şehrimizin nüfusundan daha fazla.)

    (*) Yine TÜİK verilerine göre, Türkiye’de işsiz sayısı 3 milyonu aşarken, bunlardan 828 binini üniversite mezunları oluşturuyor (üniversite mezunu işsiz sayısı 55 ilin nüfusunu geçmiş durumda).

    Cezaevleri gerçeğimiz ve yıllık 6 milyar 402 milyon TL maliyet:

    (*) Türkiye, 2006-2016 döneminde tutukluluk oranının Avrupa’da en çok arttığı ülke. Bu dönemde Türkiye’de tutukluluk oranı yüzde 161,7 artış gösterdi. Buna karşılık, pek çok Avrupa ülkesinde, cezaevinde bulunan insanların sayısı azalıyor. Aynı dönemde cezaevi nüfusu en çok azalan ülkeler sırasıyla Hollanda (yüzde 38,9), Estonya (yüzde 36,7) ve İsveç (yüzde 26,2).

    (*) 15 Temmuz darbe girişimi öncesi 191 bin 423 olan tutuklu ve hükümlü sayısı, infaz düzenlemeleri ile 50 bin kişinin salıverilmesine rağmen 229 bine ulaştı. Tutuklu ve hükümlülerin sayısında son 5 yıldaki artış ise 97 bini buldu.

    (*) Cezaevlerindeki 229 bin insanın devlete günlük maliyeti 17 milyon 540 bin TL. Yıllık toplam gider ise 6 milyar 402 milyon oldu.

    (*) Tutuklu sayısının 2018 sonu itibarıyla 275 bine çıkacağını öngören Adalet Bakanlığı, 53 yeni cezaevini tamamlamayı planlıyor. Buna göre, şimdiye kadar toplam 2 milyon 269 bin 924 metrekare büyüklüğünde 18 cezaevinin projesi tamamlandı.

    Daha gereksindiği kadar öğretmen yetiştirme işini planlayamayan bir iktidar. . . Haftalarca rahip Brunson tartışsa yine tatmin olmayacak görünen muhalefet. . .

    • Sn.bernar, iyi ki yetiştin biz de tam birbirimizi boğazlamak üzereydik! İnşallah biraz yatıştırıcı istatistiklerle gelmişsindir, yoksa arada seni de harcamıyalım yani:) muhalefet kendi gayya çukurunda debelene dursun, biz şu anda bu topa giremeyiz. Çünkü daha önemlisi kurultay çağrısı için toplanan imza sayısıdır, gerisi nafile…

      • Bence fazla hırpalamayın muhalefet ve muhalifleri 🙂 Geçenlerde muhalif gazetelerden birinde gözüme çarpmıştı aklı başında bir akademisyenin sözleri. CHP ve CHP’lileri kısık ateş üzerindeki kazanda bulunan kurbağalara benzetiyordu. Yaygınca bilinir, kurbağalar, su azar azar ısıtılırsa, suyun ısındığının farkına varmazlar. Veriyorsunuz ellerine rahip papaz 15 Temmuz kurultay toplarını, onlar bunlarla oyalanırken siz vatan millet sakarya yürüyüp gidiyorsunuz -bulmuşsunuz işin kolayını!

  7. Türkiye güçlü
    1- 2002 yılında AK Parti iktidarı devraldı. O tarihten beri ekonomik yanlışlıklar yapıyor.
    a) Batıda mısırı ek diye destek verilir. Türkiye’de şekeri ekme diye destek verildi. Böylece Türk tarımı çöktü. Köyler boşaldı.
    b) Garantili yap-işlet-devret modeli uygulandı. Halk buralarda çalışmaya başladı. Tarlasını, bahçesini bırakmakla kalmadı, tüm imalathaneler ve fabrikalar kapandı. Türkiye’ye Dolar girdi. TL piyasaya sürüldü. Dolar geri döndü. Enflasyon oldu. Bugün bu durumda.
    c) Garantili yap-işlet-devret modeli ile Türkiye şimdi açığı kapatmak için ödeme durumunda. Böylece yükselen Dolar’ı durdurabilmek için faizi yükseltiyor. Onunla Dolar alıyor, dış borçları ödüyor. Piyasada Türk Lirası artıyor. Dolar ise azalıyor. Enflasyon ivmeli olarak artıyor.
    d) Yap-işlet-devret modeliyle havaalanı yaptırıyor. Mevcut hava alanını kapatıyor. Böylece farkında olmadan Türkiye yetişiyor. Büyük büyük hastaneler yapıyor. Devlet ve özel hastaneler kapatılıyor. Bu gidiş uçuruma doğru yol alma demektir.
    Evet, AK Parti 15 senedir bunları yapıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi durmadan anayasayı değiştirerek, her gün yeni kanunlar çıkararak Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan çıkarıyor.
    Bütün bu yaptıklarına rağmen Türkiye AK Parti zamanında çok büyük ilerlemeler kaydetti ve bugün durumu çok iyidir. Erdoğan aşağıda söylediklerimi gerçekleştirirse Türkiye beş sene içinde bu dönemde ABD, Rusya, Çin ve AB gibi süper güçler arasına girer. Yani beş büyükten biri seviyesine çıkar. Türkiye’nin durumu son derece iyidir. Allah ona büyük imkânlar bahşetmiştir.
    Erdoğan’ın yapacağı işler:
    1- Türk Ordusu’nu 12 ordu halinde düzenleyecek ve bir asker olan genelkurmay başkanını başkan yardımcısı yapacaktır. Ordu sivilleşse de orduya karışmayacaktır.
    2-Merkez Bankası Genel Müdürlüğü’ne Akevler’den birini getirecek ve Merkez Bankası’nın dolarını devre dışı bırakacak para sistemini uygulayacaktır. Kendisi bizzat çalışmalara katılacak. Bütün partilerin katıldığı heyete başkanlık edecektir. Yani Merkez Bankası başkanı olacaktır. Akevler sekretaryasını yapacaktır.
    3-Yerinden yönetim sistemini getirecek, nüfusu 1 milyondan fazla olan il olmayacak. Valilerini kendileri seçecek. Vali ve kaymakamla belediye başkanları birleşecek. Yerinden yönetim sonuna kadar desteklenecektir.
    4- Hakimlik Sistemi tedrici olarak Hakemlik Sistemi’ne dönüştürülecektir. Adil yargı ile dünyaya parmak ısırttıracak.
    5-Dış politikada Hakemlik Sistemi’ni kabul eden devletlerle bir olacaktır. Savunma siyasetini güdecek, saldırgan olmayacak. Türkiye bağımsız olacak ama başka ülkelerin bağımsızlığına da saygılı olacak, onların iç işlerine karışmayacak. Davudoğlu Dış İşleri Bakanı olacak.

  8. Musa
    Hakan Atilla suçlu mu ?
    Niçin dümenden bir dava ile adamın özgürlüğüne mani oluyor ABD ?

    Hakan Atilla, ABD yasalarına göre suçlu bulundu, hakime göre suçsuz.

    Aldığı ceza doğruları söylemek için yemin etmesine rağmen, “TC devletinin bakanlarının elinden DEVLET şeref madalyası verilen HAYIR SEVER iş adamının tuzağına düşen TC devletinin İtibarını koruya bilmek için şöylediği “2” yalandan dolayı 32 ay ceza aldı.yoksa hakim ona hiç ceza vermeyecekti!

    Hakim jürinin suçlu bulduğu H.Atillanin suçsuz oldğunu mahkemede zaten söyledi, hatta TC tarafından tutulan H Atilla’ nin kendi Avukatlari dahi en az 15 yil ceza verileceğini tahmin ettikler için mahkemeye müracaat ederek 5 -6 yıl kadar ceza verilmesini istediler.

    Hakim aylarca onun dosyasını inceledi araştırdı, kendisine Avrupadan ve Türkiyeden gönderilen 101 tane mektubu İnglizce olmiyanlarida tercüme ettirerek hepisini tek tek okudu,hatta bunlardan bir kaçını da mahkemede tekrar okudu.

    Ah keşke Hakan Atilla gibi şerefli birisi müdür yardımcısı değil TC devletinin Hazine bakanı olsa idi! O zaman kimseler kalkıpta Çinden faizle borç para aldık diye
    gururlanip bizi Dünyaya rezil edenlerde bu gururlana imkanını vermezdi.

    ABD nin delisine gelince 2016 yılında o deliler hakkında yazarlar ve yorumcular tarafindan Havuzda ve burada FK sitesinde yazılanları bir zahmet okuyun ondan sonra ahkam kesin.
    Biz O delilerin kazanmasının dünya ve Türkiye için bir felaket olacağinı yazarken,
    Havuzda ve burada O delilere dünyayi kurtaracak adam diyenler, onlara hem maddi hemde manevi destek verdiler.
    Verdikleri rüşvetlerde ABD nin Hakimleri tarafından inceleniyor, ondada TC nin dosyası pek iç açıcı değ.
    Sahi siz yorum yapmak yerine neden hep birilerini savunma ihtiyacı hissediyorsunuz?
    Birşeyi iyi bilmenizi isterim! “İFTİRA” atmanın ve yalan söylemenin büyük günahlardan olduğunu çok çok biliyorum.Ayni zamandada hiç bir yorumumuza nefsime hizmet etsin diye yapmam.

    • Yorum yapıyorum Nurdan hanım ,
      Ama pek okumuyorsunuz sanırım. Okumanız gerekmiyor. Ama okumadığınız şeyler için nasıl
      ” Sahi siz yorum yapmak yerine neden hep birilerini savunma ihtiyacı hissediyorsunuz? ” ifadesini kullanıyorsunuz ? anlamak imkansız tabi. Okuyanlar okuyor , dilerseniz siz de okuyabilirsiniz . ”Birilerini savunmak ” suçlamanız sizin ALGIDA YANILGINIZ . Ben ülkemi savunuyorum o kadar. Zaten yapılan yorumları okuyor olsaydınız , hükümeti bir çok konuda eleştirdiğimi de görmüş olurdunuz.Siyasi tarafgirlik veya cemaat taafgirliği yapmam. Ülkemi savunmak siyaset üstü bir durumdur . Bunu uzaktan kumandalı , robotik cemaat müntesipleri pek anlamaz . Onlar programlandıkları gibi düşünürler.

      • Sizin yorumlariniz okumazsan nasıl cevap yazarım.
        Evet haklisiniz son 4 beş gün içerisinde H. Gayretleştiğiniz den dolayı bu günden itibaran sizinde olmamaya karar verdim.

        Unutmayın dünyada ne kadar diktatör vardi ise hepissi fani idi ve
        yok ettikleri ülkeler, canlılar mallar yerine geldimi?

        Erdoğan MIT i ve Türkiyenin parasını mafya usulu adam kaçirmayi bıraktırsın kendi vazifesini yapsın. Millet açlıktan ölüyor onlar kendilerini düşünüyor.
        Cemaata gelince.
        Benimde kafami karıştıran şu soruya cevap verebilirseniz iyi olur.

        Camaati devletmi ele geçirmek istedi?
        Yoksa devletimi daha doğrusu AKP mi onlari ele geçirdi?

        Özelikle ne kadar Erdoğanın hemşerileri çevresi varsa 3 sene öncesine kadar abi abla idiler ve hemşerimi,Adamimiz diyerek milletin parasi ile erdoğana oy toplamak için şehir şehir gezerlerken şimdi kullandıklarınin ezraili oldular.
        ABD e benim çocuklarım değil Erdoğanın çocukları okurken onlarla 24 saat içli dışl olup işleri bitinceye kadarda tepe tepe kullandılar ve işleri bittikten sorda suçsuzlari ve çocuklari ya hapise yada ege denizi ve meriçin karanlik sularında yok ettiren birisi fani diye veya birileri üzülecekler diye yorum yazma hakkimi kullanmak için Türkiyedemi yaşamam gerek.
        Orası kimsenin babasının tapılı ülkesi değil.

        • Cemaat devleti eline geçirmek istedi. Hatta yargıyı ve HSYK yı
          2010 referandumundan sonra ele geçirdi. AKP nin salaklıkları başımıza bela oldu. F.Gülen 2010 referandumu için ” Mezardakini çıkarın getirin oy kullanın ” dedi. Tabi AKP tüm uyarılara kulak tıkadı. Askeriyede çok etkin hale geldi cemaat mensupları. Sonuç , delinin biri darbe kararı verdi , olan garibanlara oldu. Ne AKP bir sorumluluk kabul ediyor , ne FETÖ . Durum bu yani. Sizlerde sadece AKP ve liderine yükleniyorsunuz , biraz da FETÖ ye yüklenin samimi olun. Sorumlu AKP ve FETÖ birlikte. Bunu anlayın .

  9. – beka sorunumuz var. “çerez parası” mercedes yerine “çerez parası” hacı murat kullanalım. Sarayı 7 yıldızlı otel yapalım. gelirini bütçeye aktaralım.
    – örtülü ödeneği kaldıralım. harcanan kuruşun hesabı verilsin. kimse kafasına göre harcamasın. beka sorunumuz var. ülke kurtuluş savaşındayken bol keseden harcama olmaz.
    – Troll maaşları çok yüksek. akpliler maaşları ceplerinden karşılasın.
    – kurtuluş savaşında ve beka mücadelemizde akpliler ve yöneticilerimiz de bizimle birlikte bedel ödesinler. Onlar kurtuluş savaşı ilan ediyor bedeli biz ödüyoruz.

  10. Burda yorumcuların bazıları hala 15 Temmuz alçaklığınin arkasında duruyor izlenimi veriyor sanki. bu ne kardeşim hep ülkemizi küçük görmek küçük düşürmek peşindeler amaçları ne aceba papazami hizmet ediyor bu guruh anlamak zor.
    Birazda ülkenize guvenseniz adamlar bir papaz için ortalığı yıkıyor sizde oradaki papazı aklama peşindesiniz

    Abd bizim adamlarımızı bir iş gezisi sebebiyle gittiği ülkesinde tutukluyor ve yargılıyor mahkum ediyor biz bundan önce ahin darbe girişimine istihbari destek verdiği için tutukladigimiz birini malesef birileri masum ilalan etme peşindeler.

    Bunlar başka bir ülke nin istihbarat elemanımı diye düşünüyor insan. haklı olduğumuz bir konuda bile ülkesinin yanında duramayanlara yazıklar olsun

    Bence şu anki mesele Türkiye ve İran bu coğrafyada ellerine alamadıkları bu iki ülkeyi pasifleştirme peşindeler

    Benim irani falan tuttugumdan deyil en son güvenilecek ülke iran bizim açımızdan

    Allahın izi ile başaramayacaklar Alçaklarını gönderdiler bu milletin üstüne silâhlarıyladır sonuç alamadılar. belki sırada başka alçaklar bulmuşlardır üstümüze göndermek için?

  11. ben “dünya lideri”nin kurtuluş savaşı mücadelesinde arkasındayım. şu man adasındaki paralarını getirip dağıtsın, 10 adet uçağı satıp thy’nin tarifeli uçağı ile uçsun, bir de muhtarlar masraflarını kendi ceplerinden ödeyip “dünya lideri”ni dinlemeye gelsinler. Bunlar kurtuluş savaşımızda epey mevzi kazandırır bize.

      • Kurtuluş savaşı veriliyorsa itibarden ister istemez tasarruf edecekler.
        – Hatta, kurtuluş savaşından bahsedenler ilk önce itibardan tasarruf edecekler.

          • Nasıl olsa bilen araştıran yok diye yalan yanlış atıp tutuyorsun: “Merkez Bankası Haftalık Para ve Banka İstatistikleri”ne göre, 29 Haziran ile biten haftada, Merkez Bankası brüt Döviz rezervleri 4 milyar 563 milyon dolar azalarak 75 milyar 566 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 22 Haziran ile biten haftada 80 milyar 129 milyon dolar seviyesindeydi. Yani, sadece 1 haftalık sürede döviz rezerlerimiz 5 milyar dolardan fazla azaldı.

  12. KONFORUMUZ BOZULMADIĞI SÜRECE DÜNYAYA MEYDAN OKUMAKTA BEİS YOK.
    Ne yazikki tuzu kuru olanlar şimdi yazlıklarda keyıf çatıyor.
    İş adamları kara kara düşünüyor.
    Bir yerde işi olanlar işini kaybetmediği ölçüde idare edebilirler.
    Haketmediğiz bir lüksü yaşadık,yaşıyoruz.
    Özelleştirme ve dış borçla günümüzü gün ettik.
    Köyde ağa veya şehirde finansörler (bankalar v.b.) önce borç verirler borçu çok dikkatlı kullanmazsan
    geri ödemede güçlük başlar.Herşey istediğimiz gibi olacak sanırız ,rüzgar bazen tersten eseceğini hesap etmezsen borçların yüzünden çok daha müşkül duruma düşersin.
    Bu durumda ağanın gaddarlığından finansörlerin insafsizliğindan dem vurmaya başlarız.
    Borç isterken bunlar faiz lobisi değilmiydi?
    Borçu verecekken mı oldular acaba?
    Şimdi bakiyorum Çinden borç almayı başardık bayram ediyoruz.
    Ey bati artık başka finansör buluyoruz naraları.
    Sanki parayı bedava veriyormuş şartlarından bahseden yok.Oradada ödeme güçlüğü çektiğimiz zaman
    artık Çin nin ne koministliği kalır,ne müslümanlara yaptığı zülüm nede tarıhtekı entrikalari.
    Biz çok çalişmadan az tüketmeden bir yere gelemeyız bağimsiz olamayız.
    Kasamız dolu,carı fazlamız olsaydı kimseden böyle ekonomik yaptırım tehditleri almazdık.
    Borç alan emir alır.
    Bu dünyanin her yerinde böyledir.(borcunu ödeyemediği zamanda emir alır)
    Güncel detaylar ,günlük polemikler işin ancak bahanesi olabilir.
    İşin temelınde bilançolar var.
    Bedelli askerlik,imar affı,sürekli vergi yapılandırmaları tulumbada su kalmadığını gösteriyor.
    Askerlik çok kronik hale geldi.madem bu kadar askere ihtiyaç yok neden ücret isteniyor .ya kurayla yada kısa süreli yaptırılabılır.İlerde bedelli vatanseverlik çok tartışılabılır.önceleri vatanseverliği kimseye bırakmayan ünlü kişilerin çürük raporu ile askerlıkten yırttığını görmüştük.
    İmar affı ve ve vergi yapılandırmalarının sürekli hale gelmesi ülkede kanunlara uyanları sürekli cezalandırmaya dönüşmekte.
    El den borç isteyeceğine yerlıden bu şekilde fınans sağlamak daha evla görünmektedir.
    Toplumdakı kutuplaşmalar had safhada iken birde kanunlara tam uyanlarla uymayanların gördüğü muamele ayrişmayı derinleştiriyor.
    YAPMAMIZ GEREKEN,BİREY OLARAKTA,AİLE OLARAKTA,ŞİRKET OLARAKTA,DEVLET OLARAKTA AYNI ŞEYLERDİR.
    HESABİNİ İYİ YÖNETMEK,ÜRETTİĞİNDEN ÇOK TÜKETMEMEK,GİDERİ GELİRİNDEN ÇOK OLMASI VE BUNU SÜREKLİ ARTIRMANIN YOLLARINI ARAMAKTIR.
    Bir memleketin birliği dirliği ekonomiden geçer.
    Vatandaşın ekmeğine iş dokunmaya başlayınca kimseyı tanımaz.(bazıları için biber tarlasıda olabilir)
    Ülkeleri yönetenler ekonomıyı iyi yönetemezlerse ülkenin huzuru bozulur.bağımsizlığı tehlikeye girer.
    Her türlü problem geçim sıkıntısı ile başlar.
    Devlet sıkıntıya giderse ,halktan daha çok almaya çalışır.Bu alma işi öyle artarak devam etmeye başlarki sonunda halk çalgi çalip oynamaya başlar.(bu hikayeyi bilirsiniz)
    Devlet daha otorıteleşmeye başlar .Üretim daha düşer.İç ve dış finansörler daha da acımasızlaşırlar.
    BU KÖTÜ DURUMLARA DÜŞMEMEK İÇİN AYAĞIMIZI YORGANIMIZA GÖRE UZATALIM……………….

    • Özel sektörün önce yurtdışına kaçırıp sonra da borç diye türkiyede kurulu şirketlerine kredi olarak geri dönen parasını niye dışborç diye devlete yazalım ki? Onu doğan ve ülker düşünsün:) önce herkes imf yi türkiyeden şutlayan ustanın elini bi öpsün, ondan sonra ekonomipolitik yazsınlar!

      • Hocam , IMF’yi şutladık iyi de , İngiltere’den elimiz boş dönünce , Çinden 3,6 milyar dolar aldık. Sonuçta borç almaya devam ediyoruz. Reel gerçek bu .

      • Damat albayragin IMF ile 50 milyar dolarlık borç görüşmeleri yaptığı dedikodularindan haberin yok galiba. dış kredi yasağı getiren yasa konuşulmaya basladi da bu dedikodular kesiliverdi

  13. Türkiye’deki sicili bozuk rahip Mr. Andrew Brunson’un durumuna kıyasla, alelade bir vatandaş olan Ebru Özkan’ı İsrail’den kurtaralım derken İsrail’in de fırsatı değerlendirmesiyle oltaya gel(me)dik mi?

    Her “ŞER”de hayr aramak şart değil, ama madem yaptırımlar gelecekmiş, dileyelim ki böyle birşey, israf/masraf modunda olan bizimkileri biraz uyandırır ve kemer sıkma devrine geçilir. Dışarıya göbeğimizden bağlı olmadığımız lafta kalmaz, bunu bizzat göstermiş oluruz… Önlem tedbirleri milletvekili maaşlarına %15 kesintiyle başlamış olur. Fena mı olur? Malezya’nın bizden daha az borcu var ama bunu %10 ile yapmağa başlamışlar, üstelik dışardan gelen herhangi yaptırım falan olmadan. Borçlarını ödemek için milyonlarca dolar toplamışlar. Malezyalı kardeşlerimiz, bizim «ezberci müslüman»lardan kesinkes daha milliyetçi!

    Bizde kemer sıkma devrinin başlamasının başka yararlı sonuçları da olur. Mesela, fena mı olur siyasilerin mercedes konvoylarının boyu azalır. Trafik daha hızlı normale dönmüş olur. İhracat konusunda daha bir yırtınır, yaratıcılığımızı gösteririz ve şüphesiz lüzumsuz harcamalara sınırlamalar getirilir. Millet olmazsa olmaz haline gelen tatile çıkmak yerine daha fazla çalışma alışkanlığını tekrar kazanır. Belediyeler daha az bütçe ile aynı sayıda projeleri yapmağa motive olur. En azından esnafa belediyenin iş yaptığını göstermek için parke taşlarını söküp yenilerini takmaktan vazgeçerler.

    İsrail hariç komşularımızla daha sıkı-fıkı ekonomik ilişkiler geliştirme fırsatı çıkar. Özellikle yaptırımlara direnme konusunda tecrübeli İran ve şüphesiz Rusya ve Orta Asya ülkeleri ile….

    Konu yine dinlerin prestij mücadelesi, etik değerlerini tartma vaziyeti aldı sanki… Rahip Brunson hapisten çıktı. Bizim din adamlarımızdan bir Allah’ın kulu bu Amerikalı din adamına bir “gözünaydın-geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmadıysa hala zamanıdır. Bizim Prof ilahiyatçılar ingilizcelerine güvenemiyorlarsa bir tercümanla Cüppeli Hocayı da yollayabilirler. Bu nezaket ziyaretinde hem de Evangelistlerin zorla kıyamet koparma işini bir de Mr. Burnson’a sorma fırsatı çıkar. Böyle bir iddiaları varsa bunun ne hristiyan etiğine ne de dünyadaki başka kültürlerin etik anlayışına yakışmadığını anlatsınlar… Mesela: “siz Evagelistlerin her tarafı denk-trampet çalıyorsunuz, dünya nimetlerine gık diyeseye kadar doymuş durumdasınız, ama ya biz? -çokçası sayenizde hala açız. Bu tanrılaştırdığınız İsa’nın adaletinden hangisine sığar-sizi gidi benciller size…” diyebilirler…….

    • H.k. ya: hiçbir türk vatandaşı “alelade” değildir! (Buna siz de dahilsiniz:) Karşısındaki kim olursa olsun, isterse abd li bir papaz isterse başka bişey! Tc pasaportu taşıyan herkes diğerlerinden ya üstün ya da onlarla eşittir. Devletimiz de her zaman bu esasa göre müzakere yürütmelidir.

      • Okuduğunu İYİ ANLA öncelikle. Yanlış anlaşılmasın diye özellikle “Kıyasla” dendi. İsrail’de o tercübeyi yaşamış o alelade vatandaşın yanısıra İsrail dışında, ABD veya başka ülkelerde hapishanelerde yatan birçok TC vatandaşı var, aralarında suçsuz olanlar, veya Türk olduğu için daha ağır ceza verilenler var. Bu alelade vatandaşlar devletin umurunda mı? TC dış elçilikleri mensuplarından biri hapishanelerdeki Türklerin durumunu ele alıp inceleme zahmetinde bulunuyor mu? Bol-bol maaşla yan gelip hoş zaman geçirirken bunlar Devleti temsil ediyorlar.

        • Türkiye’nin Meksiko Büyükelçisi Tahsin Timur Söylemez’in ikinci sekreteri olan 29 yaşındaki Türk vatandaşı kadın 2 Temmuz’dan beri kayıp. Gazeteler sözünü bile etmiyor. Bari H. Gayret Bey bizi aydınlatsın bu konuda.

          • Mazeretsiz olarak iş yerine 1 aydır uğramıyorsa memuriyeti yanmış demektir, ya da biyerlerden sağlık raporu falan uydurması gerekir ki oralarda bu çok zor değildir. Ehliyet almak için bile sadece başvurmak yetiyormuş meksikada:)

          • O yazıdaki önemli kıyaslama Amerikan rahip ve bizim sade vatandaşımız Ebru Özkan! Bernar bey gayet güzel görebiliyor ancak sen AKP marka gözlüklerinden bulanık görüyorsun, çünkü o gözlüklerin içine etmiş birileri… Bizim oy verdiğimiz zamanlar bildiğimiz kadarıyla o gözlükler oldukça temizdi…

  14. Bir devletki ciddiliğını yitirmiş çocuklar mafya oyun oynuyorlar. fr
    Madem o rahip suçlu ise neden suçunu isbat etmiyorlar?
    Dünya Türkiyenin her gün bir yüz karası ile sarsılıyor.
    Dün bütün kanallarda Moğolistandakı adam kaçırma . olayi ve Papazı konuşuyorlardı.
    Dar bir çevrede yetişenler memleketi teslim etmek demek sonun başlangıcı demektır.

    • Hakan Atilla suçlu mu ?
      Niçin dümenden bir dava ile adamın özgürlüğüne mani oluyor ABD ?
      Asıl , ABD ‘ nin sonunun başlangıcı çoktan başladı . Tanrıyı sözümona kıyamete zorlayan
      zihinsel engelliler yönetiyor ABD’yi . Asıl siz onlardan kurtulun bir an önce kıyamet kopmasın zinhar.
      Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır.
      Hükümetler gelip geçicidir ancak Türkiye Cumhuriyeti bakidir.

          • Sn Musa: “Allah nasib ederse, inşallah” diyelim (içinden bunu deyip hiç dememiş gibi ‘sekülerim numarası’ yapanları ve hatta alenen ‘herşeye inşallahı, maşallahı Allah’ı karıştırmayalım’ şeklinde düşünenleri biliyorum). Ezbercilikten kurtulur, Akıl-Iman sentezine göre amel edersek (çok çalışırsak) belki devam edebilir. “28 şubatlar 1000 yıl sürecek” derken yumruğunu masaya vuran en yüksek rütbeli Türk Askerlerinin birkaç yılda ne hale geldiğini gösteren Allah’tır. 1000 yıl ‘ilelebet’in yanında solda sıfır hükmündedir.

            Yoksa, bu kafayla bırakın devlet olarak “payidar” olmayı, çoluk-çombak alçaktan sürünerek yaşamağa “payedar” olabiliriz ancak…

      • Hakan atilla suçlu mu bilmiyorum. ama brunsonun iddianemesi epey tartışmalı.
        – Eğer amerikadaki mahkeme düzmece ise, zaten amerikayı pek sevmiyoruz. bırakalım onlar kendilerine layık olan adaletin olmadığı bir ülkede yaşasınlar. Biz kötülükte amerikalılar ile yarıştan vazgeçelim.
        – Biz ülkemizde adaleti tesis edelim. adaletin olduğu bir ülkeyi hakediyoruz. düşmanlarımız bile adil olarak yargılansın. Saçma sapan bir iddia ile yargılanıp, ertesi gün telefon ile salınmasın.
        – Onun için, karşılığında “hakan atilla suçlu mu?” diye savunma yapmayalım.
        – türkiyede amerikalılar değil, biz yaşıyoruz.
        – ben islamcı değilim ama islamcı olsaydım yukardaki cümleyi şöyle de kurardım. “amerikalılar hristiyan biz ise müslümanız. Biz adil olmak zorundayız. amerikalılar isterlerse adil olmasınlar”.
        – Yanlış mı düşünüyorum?

        • Hocam devletin bu işle ilgili uğraşan birimi ( MİT ) Brunson’un , FETÖ ve PKK terör örgütleriyle bağlantılarını tespit etmiş , bu yüzden papazı tutuklamış.Bu bağlantıları ne siz ne biz tespit edemeyiz, bilemeyiz.Ama ben devletime güvenmek zorundayım. ABD’ye mi güvenecez birileri gibi ?
          Benim anlamadığım ABD ‘ye her anlamda tapan arkadaşlar ( Hamza Akyol’u tenzih ediyorum) niçin her konuda hep Türkiyeyi suçluyor. Konu Tayyip Erdoğan düşmanlığı ise bu niçin devletin çıkarlarına dinamit koyacak noktaya getiriliyor. Tayyip Erdoğan bugün var yarın olmayacak bir fanidir. Niçin bu komplekse giriyo ki bu arkadaşlar ? ABD her zaman her şeyi doğru mu yapıyor ? Teröristlerle (PKK/PYD) iş tutan ABD yi niçin eleştirmiyor bu okyanus ötesinde yaşayan sözümona ordan buraya hergün yazı yazıp buradaki durumdan bihaber olanlar? ABD nin PKK/PYD ye verdiği 5000 Tır silahın Mehmetçiğimizi şehit ettiğinden haberleri yok mu? Her gün ABD nin ne muhteşem! , ne adaletli !büyük ! , ne erdemli bir ülke olduğunu niçin her gün anlatıyorlar ? ABD , teröristlerle çalışan ve askerimizin şehit olmasına katkı sağlayan bir ülkedir , bunu niçin görmüyorlar ? Türkiye Cumhuriyeti batsa zil takıp oynayacak bu insanlar . Bu ne paranoyakça bir durum. Onlar geminin dışında olabilirler , ama biz Türkiye Cumhuriyeti gemisinin içindeyiz ve bu gemi batmasın diye uğraşıyoruz. Ekonomi ve adalet konusunda ülkemizde çok eksik var. O noktada eksikliklerin giderilmesi gerekiyor Hamza Bey. Ama bu hükümeti devirmeye kalkmayla, olmadı darbe yapmaya çalışmakla olmaz ki , muhalefeti güçlendirip , adam gibi muhalefet yaparsın , halk da sana inanır , oy verir , iktidar olursun.Böyle bir kör düşmanlıkla hangi işi çözebilir bu arkadaşlar ? merak ediyorum. Yoksa ben de özellikle darbe sonrası yaşanan adaletsizliklere isyan ediyorum.Ama bu isyan , gavurun kılıcını sallamamı gerektirmiyor birilerinin yaptığı gibi.

          • musa bey, mit tespit ettiyse mahkemeye makul ve mantıklı delillerini sunardıı. mahkemede suçu ispat edilirdi.
            İnsaf edin. inandığınız din adına insaf edin, brunson ya da benim adıma değil. ya da insaf etmeyin siz bilirsiniz.
            size ahlakı sıfırdan öğretmeye niyetim yok. istemezseniz zaten öğretemem de.
            İnandığınızı söylediğiniz dinde en önemli nokta hak, adalet, akıl, vicdan, ahlak. siz bunlara gerekçe buluyorsanız o sizin sorununuz. ben sadece hatırlattım.
            Yalnız dindar olmayan bir insan olarak, benim bünyem adaletin olmadığı bir ülkede yaşamayı hazzetmiyor. dindar olarak sizin bünyeniz sağlam olabilir.

          • Ya musa, muharrem ince nin bahsettiği hasta/saplantılı arkadaşlar yoksa bunlar mıdır?

          • 5,000.Tir silahin onlara nereden gitti? Yoksa o tırları ABD uçaklami oraya indirdi?
            Nereden gittiğini TC Başkanina sor! Ama ondan doğru cevap alamazsin.
            İstersen ben söyleyeyim,Türkiyeden…
            Peki TC buna neden izin verde?
            Isterseniz benim nerde yaşadığıma ve bilgilerime kafa yormak yerine bu soruya kafa yorun, o zaman hem sizin hemde TC için faydalı olur..

        • Yanlış düşünüyosun hamza: bizde bi tokat atana öbür yanak uzatılmaz, o isevi ahlaktır! Bizde mukabelei bilmisil esastır! Yani iki tokat da biz atarız! Kimse türklere hava atmasın, okey?

          • H.Gayret, bir tür canlı okumuştum. mikroskopik bir canlı. uzayda bile yaşıyor iyi mi? bünyesi öyle sağlam. kaynatıyorsun ölmüyor, donduruyorsun ölmüyor. bbc’de okumuştum galiba. öyle bir canlı. 100-150 derece sıcaklık vız gelip tırıs gidiyordu.
            nedense yandaşları görünce o canlı aklıma geliyor. acaba her türlü pisliği savunmanın bir yolunu bulabildikleri için olabilir mi diye düşünüyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here