Lenin ”Öyle bir hafta olur ki…” demiş… Ne kadar doğru söylemiş…

14

”Onlarca yıl geçer de hiç bir şey olmaz, öyle bir hafta olur ki onlarca yıl içine sığar” demiş Lenin…

Birbiri ardına pek çok önemli olay yaşayan, daha referandumdan ”Avrupa Birliği’nden ayrılalım” sonucu çıkmasını hazmedemeden, Muhafazakâr Parti’de liderlik yarışının başlamasına, İşçi Partisi’nde mevcut başkanın liderliğinin sorgulanmasına alışmaları gereken İngilizler, şimdilerde Tony Blair’in uluslararası mahkemelerden birinin önüne çıkmasını getirebilecek ‘Chilcot Raporu’ sürpriziyle karşılaştılar ya…

İngiliz meslekdaş Lenin’in bu sözünü hatırlamış…

Okuyunca, ”Ya biz, ya biz” diye bağırmışım.

Lenin galiba bizim halimizi çok önceden görmüş…

18 ayda iktidar partisi genel başkanını ve başbakanı değiştirdik… Şimdi de kimi 6 yıllık, kimi biraz daha yenice ama hepsi çok daha uzun yıllar etkilerini üzerimizde hissedeceğimiz görüntüsü veren uluslararası sorunlarımızı geride bırakma yolundayız…

‘One minute’ ve Mavi Marmara üzerine edilmiş klasörlerce sözü bir kenara itip İsrail ile yeniden yakınlaştık…

”Gelsinler, bir daha sınırımıza tecavüz etsinler, yeniden düşürürüz” diye esip gürlediğimiz, jetini düşürdüğümüz için aramız bozulmuş Rusya ile mektuplar teatisi işe yaradı; ilişkiler yeniden düze çıkacak görüntüsü veriyor… Tarifeli uçaklar bir hafta öncesine kadar ”Gitmeyin” talimatıyla Türkiye’den uzak kalmış Ruslar’ı Antalya’ya taşıyıp duruyor…

Şimdi sıranın Mısır’a ve Suriye’ye geldiği söyleniyor. Başbakan Binali Yıldırım söylentilerin gerçeğe dönüşeceği izlenimi veren açıklamalar yapıyor.

Gösterilerde hayatını kaybeden ve ardından gözyaşı döktüğümüz Mısırlı genç kız da mazide kalacak demek ki… Tabii, sürekli baş parmağımızı içine büküp diğer 4 parmağımızla yaptığımız ‘Râbia’ işareti de…

Suriye’deki içsavaştan kaçıp gelenlere vatandaşlık yemini ettirip onları kaçmaya zorlayan Esad’la ve Baas rejimiyle yeniden ilişki kuracağız… Son beklenti bu yolda.

Gerçekleşenler ve gerçekleşmesi beklenenlere bakıp da Lenin’e hak vermemek mümkün mü?

Bayram vesilesiyle yollardayım ve her nerede nefes alacak kadar durmuşsak, orada farklı birilerinin hep aynı sorusuna muhatabım. ”Ne oluyor?” diye soruyorlar ve soruya eşlik etmek üzere yukarıda saydığım gelişmenin unsurlarını birbiri ardında sıralıyorlar.

Zihinler karışık.

Karışık zihin ‘komplolar’ üretir…

İngiltere’de yaşanan, bir ay önce ”Böyle olacak” denilse kimsenin inanmayacağı, ama şimdilerde gerçekleşmiş gelişmeler üzerine ”Bu işin arkasında bir iş var” kuşkuculuğu sergilemiş henüz tek bir teoriyle Britanya basınında karşılaşmadım.

Ancak bizde yaşanan sürprizler, hamdolsun, fazla çalışan zihinlerimizi o yöne doğru sevk etmiş görünüyor.

Ne diyor insanlar?

Tabii, her zaman olduğu gibi, ”Büyüklerimiz en doğrusunu bilir; onlar böyle münasip görmüşse hakkımızda hayırlı olan odur” iyimserliğiyle konuya yaklaşanlar pek çok.

Eh, İHH adlı kuruluş bile Mavi Marmara ile ilgili itiraz ve eleştirilerini geri aldıktan sonra… Böyle düşünen insanları hor görmek, küçümsemek mümkün değil.

Hükümet doğru yapınca, onlar da ona uygun tavır almayı doğru buluyorlar…

Sorun, her partinin tabanında bulunan, AK Parti’nin seçmeninin de kendini pek kurtaramadığı ezeli kuşkucuların kafa karışıklığından kaynaklanıyor. Görüştüğümde mitralyoz gibi hep aynı kuşku ifade eden soruları üzerime boca edenler daha çok o tür seçmenler…

Olumlu kuşkucular…

Onların ‘büyük’ diye bildiği kişi/ler yok; ‘doğru tavır’ için hükümete bakıp hizaya da geçmiyor onlar… Aralarında gönüllerini zor belâ razı edip tamamen ‘duygusal’ sebeplerle AK Parti’ye oy verenler de var; ”Çoğunluk desteklediğine göre…” düşüncesiyle kalabalığa katılanlar da…

Biri, bana, ”Hayrola, bu yolla ülkemizi daha müreffeh hale getirecek bir formül mü bulundu?” diye sordu. Şaşırdığımı görünce sorusuna şu açıklamayı getirdi: Yakın zamana kadar izlenen politikalar dönüşü kolay olmayan bir söylemle yürütüldü. Şimdi âniden taban tabana ters bir politikaya geçildiyse, bu, ancak politika belirleyenlere büyük umutlar vaad edilen yeni bir yola girilmişse söz konusu olabilir…

Anlamışsınızdır ya, ben yine de yazayım: Bu, olumlu bir kuşkuculuk…

Şimdi de olumsuzlar…

Esas merak edilen ise, herhangi bir yerden gelen zorlamalarla politika değişikliğine gidilip gidilmediği… ”Bir yerlerden baş edilemeyeceği düşünülen bir tehdit mi geldi? Değişikliğe gidilmezse göğüslenilemeyecek bir zarara uğramaktan çekinerek mi denilen yapılıyor? Yoksa ‘Rıza Sarraf dosyası’ gösterilerek, ‘Panama Belgeleri’ ile korkutularak mı bu yola sapmamız sağlandı?”

Peş peşe gelen sorulardan bazıları bunlar. Çok daha aklı zorlayanları da var, ama burada zikretmeye değmez.

Hangi senaryo gerçeği yansıtıyor? İlki mi, ikincisi mi?

Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Olumlusu da olumsuzu da rahatsız edici bu senaryoların ve yetkililerin hiç vakit kaybetmeden, kimseleri de azarlamadan, şu birkaç hafta içerisinde bizlere yaşattıkları sürprizlerin arka-planını açıklaması gerekiyor.
ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Fehmi bey ilk bir iki aylık yazılar güzeldi de, sonra değiştiniz nedense. Son yazılarınız bir tarafta durarak (yanlış taraf) yazıyorsunuz gibi bir izlenim veriyor. Eski Taha Kıvanç ı özledik. Yaşanmış anektodlarla süslediğiniz yazılarınızın tadı hala damağımızda. Boş insanların kafalarındaki vesveseleri yazı olarak okuyucularınıza sunmak size yakışmıyor bence. Hükümeti desteklemeniz veya şiddetli karşı çıkmanız pek umurumda değil. Hatta hükümet eleştirilerinde güzel belüstü vuruşlara , akp politikalarını beğenmeme rağmen, bundan memnuniyet duyuyorum. Yeter ki gri beyin hücrelerini çalıştıran yazılar yazın. Lütfen fabrika ayarlarınıza dönün.

    • Hasan Bey, iyi güzel de bu siteyi açalı şunun şurasında bir-iki hafta oldu. Fabrika ayarlarımı hiç değiştiren olmadı; ne de olsa insanız, mümkündür ki benim beğeni ve tercihlerim gibi sizin beğeni ve tercihleriniz de zaman içerisinde değişmiştir.

  2. Yazınızın son cümlesi bence de fazla iyimser olmuş, böyle bir açıklamanın gelmeyeceğini biliyoruz. Davutoğlunun gidişinin tam üstüne bu işlerin başlaması ‘o politikaların sorumlusu Davutoğluydu ve artık yok, yeni bir anlayışla yeniden işe koyuluyoruz’ anlamını pekiştirmek için düşünülmüş olabilir. Sayın Yıldırımın böyle risklere ‘birisini’ yönlendirebilecek birikimi olmadığı açık, bu yönden de değerlendirebilir misiniz?
    Selamlar, saygılar.

  3. zaten ülke olarak en büyük sorunumuz değil mi başkalarının bizim yerimize düşünmesi kendi bildiğin ve doğruluğuna güvendiğin şeyi savunacaksın yoksa bu kafayla son sürat duvara fena toslayacağız …….

  4. Fehmi bey,
    Sizce Ahmet Davutoğlu beyin Başbakanlık’tan ayrılmasının dış politika değişimlerinde ne derece etkisi olmustur?
    Teşekkürler

  5. Fehmi bey buradaki yazılarınızı beğenerek okuyor, hararetle tavsiye ediyorum.
    Bundan yaklaşık 10 yıl önceydi, “Medyanın bir kısmı tasfiye olacak” demiştiniz. Kendinizin de tasfiye olacağını tahmin ettiniz mi bilmem ama bu “Yeni Türkiye” çok tuhaf bir ülke oldu.
    Medyanın, Demokrasinin, Yargının, Eğitimin, Parlementer sistemin durumu hep geriye, tuhaf bir yere gidiyor. Biz bunları kolay elde etmemiştik. Bu kazanımları ihya etmek (eğer mümkün olursa) kolay olmayacak.
    Saygılar…

  6. Oyun kurucu gelişmiş memleketlerde Ulkelerarası ilişkilerde devlet-millet menfaatleri vardır. Kişisel hırs, heves ve düşmanlıklar değil. Türkiye ise gelişmiş Ülkelerden beklenen politikayı icra ediyor sadece. Garipsenecek birsey yok bence.

  7. Yetkililer kendileri ne yaptıklarını bir bilseler,bizede açıklayacaklar ama günübirlik ve şahıslar üzerine bina edilmiş devlet mekanizmamızdan dolayı zaman içerisinde 180 derece farklı icratlar yapılabiliyor.ABD ve İngiltere gibi büyük devletlerin işleri hep bir plan dahilinde olur,devletin başına müslüman veya hıristiyan lider gelmesi devletin işleyişini değiştiremez.

YORUM YAP