Suriyelilere vatandaşlık mı, yoksa Avrupa’ya vizesiz seyahat mi? Hangisi daha önemli?

15

”Suriye’den göç ederek ülkemize sığınmış 3 milyon insana vatandaşlık verecekler” diyorlar infial halinde…

Kimi bu cümlenin sonuna bir de ”Vatandaşlık verecekler ki, ilk seçimde düşeceğini öngördükleri oylarını sabit tutabilsinler” yorumunu ekliyor…

Ardından en banali ‘ırkçılığın tipik örneği’ sayılması gereken, en naifi ‘komplocu’ denilebilecek türlü çeşitli yakıştırmalar sökün ediyor…

Bu madalyonun bir yüzü…

Madalyonun bir de öteki yüzü var:

Muhacir kim, Ensar kim?

Düşünceyi seslendiren yetkililer, bunu ‘insani bir gereklilik’ olarak yansıtacak yerde, İslâm Tarihi’nden bambaşka şartlar altında meydana gelmiş bir olayla açıklama yarışındalar: Suriye’den ülkemize sığınmışlar, dinlerini yaşayamadıkları Mekke’den Medine’ye hicret etmiş ‘Muhacirler’ sıfatına lâyık görülüyor; onlara evlerini açan ve her şeylerini onlarla paylaşan Medineliler de –yani ‘Ensar’— bizler oluyoruz.

Peki de, üstünde ‘Açız’ yazan kartonları açmış kadınlar ile küçük kızları gördüklerinde yüzlerini öteki tarafa çevirenlerimiz… Başka ülkelere gitmek için yolda devrilecek teknelere para mukabili onları bindirenlerimiz… Denize düştüklerinde hayatta kalmalarını sağlayacağı zannıyla üstlerine kuşandıkları ‘çakma’ can yeleklerini onlara satarak ölümlerine yol açanlarımız…

Onlar hangi kategoriye giriyor?

Ülkemize ilk ‘melce’ olarak sığınanları ‘Muhacirler’ sayacaksak… Türkiye’yi herhangi bir Batı ülkesine kaçabilecekleri bir atlama taşı olarak görenler… Denizde boğularak ölebileceklerini bile bile ilk buldukları teknelere doluşanlar… Türkiye sınırından öteye geçebilmek amacıyla yüzlerce kilometrelik yolu kat edenler… Kendilerini ‘mülteci’ olarak alsınlar diye Batılı polislere dil dökenler…

Ya onlara hangi kategoriyi uygun göreceğiz?

Bir de şu soruyu sormamalı mıyız: Ülkemizdeki Suriyeli mültecilere ”Evinize dönemeyecek olursanız, hangi ülkeye yerleşmek istersiniz?” sorusu, tercihleri istikametinde yerleştirilecekleri garantisiyle sorulsa, içlerinden ne kadarı ‘Türkiye’ cevabı verirdi dersiniz?

İmparatorluk böyle bir şey

Galiba bakış açımızı değiştirmemiz, ülkemiz sınırlarında ve içinde son beş yıldır yaşananları bir büyük insani dram –hatta trajedi– olarak görmemiz ve bu tespite uygun değerlendirmeler yapmamız şart.

Bugünkü Türkiye’nin mirasçısı olduğu ‘imparatorluk’, her imparatorluk gibi, çok-uluslu idi. Her dilin konuşulduğu bir tür ‘Babil Kulesi’… O sayede de 500 yıldan fazla süreyle ayakta kalmayı başardı.

İmparatorluk bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti de, bir ‘ulus-devlet’ yaratma hayalinin sonucu olsa da, ‘ulus’ kavramını dar anlamıyla kabul etmemiş, sözgelimi Fransız işgali sona erdiğinde kolaylıkla yeni ülke Suriye’ye bırakılabilecek Arapça konuşan insanların beldesi Hatay’ı, bu özelliğine rağmen, TC sınırları içine almak için mücadele vermişti.

Şimdilerde evlerini tahrip eden, canlarını almakta beis görmeyen bir rejimden kaçanlara sığınak teşkil etmeyi de hiç yadırgamadı bizim insanımız; başka hiçbir ülkenin kolay kolay kabul etmeyeceği yoğunlukta bir göç dalgasını o sayede göğüsleyebildik.

Göçenlerle aynı dili (Arapça) konuşan ve aynı uygarlık çevreninden olan Ürdün ve Lübnan daha az sayıda mülteci alabildiler ve onlarla baş etmede bizden daha fazla zorluklar yaşıyorlar.

İnsanımız vizesiz seyahati hak ediyor

Müsaadenizle burada bir parantez açacağım: Türkiye diplomasisi, yıllarca beklendiği ve hak edildiği halde Avrupa Birliği tarafından tanınmaya yanaşılmayan ‘Avrupa’da vizesiz seyahat’ imkânına kapı aralayan bir maddenin de içinde yer aldığı bir ‘göçmen anlaşması’nı nihayet kotarmıştı.

Anlaşma iki taraflıydı: Biz kapılarımızı sıkı sıkıya kapalı tutacak ve belli sayıda göçmeni Avrupa ülkelerine gönderecek, kaçak gitmiş ve istenmeyenleri de geri alacaktık; buna karşılık AB bize bu yıldan itibaren ‘vize muafiyeti’ tanıyacaktı.

Türkiye bu anlaşmanın ilk yarısını titizlikle uyguluyor, ama yine Türkiye bu yapılana karşılık AB’nin taahhüt ettiği ‘vizesiz seyahat’ uygulamasında ısrarcı olmuyor.

Size de bana geldiği kadar garip gelmiyor mu bu durum?

12 Eylül (1980) öncesinde Avrupa ülkelerine –Yunanistan hariç– Türkler vizesiz seyahat ederdi. 12 Eylülcüler, askeri cunta, kendi baskılarından kaçıp Avrupa ülkelerine sığınmak isteyenleri engellemek için vize uygulamasına geçmelerini Türkiye adına ülkelerden talep etmişti. Öyle de oldu.

Fırsat ele geçmişken neden şimdi ısrarcı olunmuyor?

Suriyeliler’in arzusu

Şuna eminim: Türkiye’de, Lübnan’da ve Ürdün’de ‘mülteci’ hayatı yaşayan Suriyelilerin büyük bir bölümü kendi ülkelerindeki iç-savaşın bir an önce bitmesini ve nesiller boyu yaşadıkları topraklarına ve evlerine geri dönmeyi bekliyorlar. İç-savaşın tahribatına ve komşuları birbirine düşman kılacak bir zihni bölünmeyi yaşatmasına rağmen…

Türkiye’ye düşen, onların bu arzularına uygun bir politika belirleyerek komşumuz Suriye’nin yeniden yaşanılır bir ülkeye dönüşmesini sağlamaktır.

Ülkemize sığınmış Suriyeli mültecilerden, hayatlarını aramızda devam ettirmek isteyen, zaten burada iş kurup başarılı olmuş veya iyi bir eğitime/sanata/beceriye sahip ve o özelliklerini burada bizlerle paylaşmak isteyenler varsa, onlara ‘Hayır’ mı diyeceğiz?

Elbette ‘Hayır’ demeyeceğiz. Bildiğim kadarıyla, o durumda olup da ‘TC vatandaşı’ olmak isteyenlere zaten kapılar açık tutuluyor.

Öyleyse bu gürültü nereden çıkıyor?

Tartışmaların aldığı biçimi ‘tehlikeli’ buluyorum. Bir-iki kötü örnekten hareketle yapılan genellemeler yüzünden bazılarımızın içinde zaten varolan ‘ırkçı ve faşist’ tepkileri dışa vurdurduğu için… Bazı Suriyeliler’in, o tepkilere bakıp kendilerine kucak açmış bir ülkede ‘konuk’ olduklarını unutmalarına yol açtığı için…

Burada keselim bu tartışmayı. Lütfen.
ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Avrupaya vizesiz seyahat ve suriyelilere vatandaslik.Bunlari birbirilerinin alternetifi gibi niye sunuyorsunuz.Büyük çogunlugu müslüman olan ve at izinin it izine karistigi sugriyeden gelen kardeslerimiz için bize düsen ENSARLIK etmektir.

  2. Sayın Fehmi Koru, 3 milyon göçmeni kaldıracak canlılıkta bir ekonomimiz ve bu insanları entegre edecek kurum ve politikalarımız olsa vatandaş olmaları o derece sorun değil. Bildiğim kadarı ile göçmenlerle ilgili işleri üstlenen bir bakanlık yok, belki bu konu ile ilgili ayrı bir bakanlık açmak lazım. Suriyelilerin vatandaş olduktan sonra oy atması ise siyasi olarak haksız bir rekabet doğurabilir. Bu insanların yavaş bir ritimle vatandaşlığa alınması ve vatandaşlık kriterlerinin çok net belli olması ve katı bir şekilde uygulanması gerekir. Aksi bir yaklaşım zaten gerilmiş toplumu daha da germekten başka bir sonuç doğurmaz diye düşünüyorum. Yöneticilerimize güvenmek istiyoruz. Güven verecek şekilde adımların atılması herkes için rahatlatıcı bir gelişme olur.

  3. Sn Fehmi Bey

    LUTFEDİP BİR HAFTA G.ANTEP’te yaşayın veya yerli halkınla konuşun .

    ÖZEL ARABANIZA AİLENİZLE CADDELERDE TURLAYIN DA YANINIZDAKİ SURİYE PLAKALI SON MODEL ARABANIN İÇİNDEKİLERİN SİZE NE HİS UYANDIRACAĞINI GÖZLEMLEYİN .
    HAVA KARARMAYA BAŞLADIĞINDA HAVA ALANI YOLUNA DOĞRU GİDİN MUHACİRLERİ GÖRÜN DE bir- iki kötü örnek – ırkçı, faşist analizini ona göre yapın . G.ANTEP HALKINI SABIRLARINDAN DOLAYI tebrik ediyorum.
    2milyon üniversiteli ve kalifiye elaman TÜRK evladı boş dururken müsebbibi olmadığımız olayda TÜRK CUMHURİYETİ HALKINI maddi- manevi sıkıntıya sokmaya kimsenin hakkı yoktur. Oturduğunuz yerden savsata ve demogoji yaratarak sayfa doldurmak gerçekçilik değil.
    KARŞI CEVAB yazmak isterseniz aşağıdaki e-mailime beklerim

  4. Lübnan ve Ürdünün daha az mülteci almış olmasının sebebi küçük olması, mesela Ürdündeki mülteci nüfusu kendi nüfusunun 1/4 ne tekabül ediyor ama bu tabiki diğer Arap ülkelerinin yaptıklarını doğrulamaz

  5. Sayın Fehmi abim Türkiye nin başına bir iş gelmesin İNŞALLAH ama bizi kim misafir eder 3 milyon insan Türkiye ye çok ağır bir yük zaten % 11 işsizlik olan ülkemizde refah seviyesi düşmüş durumda kendi memleket lerini YPG ye bırakıp kaçan insanlar Nasıl muhacir lütfen aklımızı başımıza toplayalım Yüce ALLAH cc millet timizi ve memleketi mizi korusun saygılar.

  6. Fehmi bey ufuk açıcı bir yazı olmuş lâkin muhacir ve Ensar kavramını sadece dini buyruklara indirgenemez. Çünkü orada katil bir rejim var ve mazlum halkını öldürüyor, yoksa kimse boş yere ülkesini bırakıp muhacir yada mülteci olmak istemez. Bu durumu iç politika haline getirmemek lazım

  7. Onlara ‘Hayır’ mı diyeceğiz? Elbette ‘HAYIR’ diyeceğiz. !

    Kimin adına, hangi yetkiyle bu kararı alabiliyorsunuz ? Kendi kişisel fikrinizi 75 milyon vatandaşın fikrinden neden üstün görüyor ve tartışmaya kapalı tek bir alternatif gibi sunuyorsunuz ?

    ‘TC vatandaşı’ olmak isteyenlere zaten kapılar yıllardır açık deyip konuyu geçiştirmek ve farklı düşünen ülke vatandaşlarına ırkçı yada faşist damgası vurmak nasıl bir aklın, nasıl bir vicdanın ürünü ?

    Belki farkında değilsinizdir ama vatandaşlık hakkı yasalarımız ile belirlenmiş ve yıllardır bu yasalar ile yürütülmüş bir haktır. Dünyada hangi ülkeye elinizi kolunuzu sallayarak girebiliyor ve ben bu ülkenin vatandaşı olmaya karar verdim diyebiliyorsunuz ?

    Vatandaşlık yasası gibi hayati bir yasayı yok saymak, kendi kişisel düşüncesinin en doğru ve tartışılmaz tek seçenek olduğunu iddia etmek, karar verme sürecinde farklı fikirleri suçlamak, aşağılamak, ötekileştirmek hukuk devleti ile bağdaşmayan baskıcı ve despot yaklaşımlardır.

    Sonuç olarak;
    Vatandaşlık yasası değişecekse, bu kararı 75 milyon vatandaşın vermesi gerekir. Nokta.

  8. Bir de şunu sorgulayalım. Cumhurbaşkanı bunlara vatandaşlık vereceğiz diyor. Bu bir öneri veya fikir değil, talimat tonunda ve etkisinde yapılıyor. Demokratik bir ülkede verilebilecek en önemli kararlardan biri bu şekilde mi alınır. Ondan sonra gelen tartışmalar – bazıları rahatsız edecek şekilde olsa da- normaldir, sağlıklıdır.

  9. Fehmi Bey ,bence ikisi de önemli. İsrail ve Rusya ile ara bulunurken çok zaman kaybetmeden Esad ile de arayı bulsunlar(Millet dönüşlere alıştı). Bu ülkelerle birlikte Suriye’yi imar edip gitmek isteyenler gitsin,ülkemizde yaşımını devam ettirmek isteyenler ise kalsın ve vatandaşlık o zaman konuşulsun(uzun yılları düşünerek).Şuan sorunlarıyla yaşamaya devam ediyoruz. Vatandaşlık tartışmalarıyla bir çoğunun üzerinde yük gibi gördüğü bu insaları daha fazla incitmeyelim.

  10. Sağlıklı değerlendirmeniz için teşekkür ederim. “Ameller niyetlere göredir.” hadisi bu tartışma için de geçerli görünüyor. Suriyelileri misafir ederken ortaya çıkan tablolar (iyilik kavramını kıskandıracak kadar fedakarca yaklaşımlar kadar kötülük kavramını utandıracak olanlar), siyaset esnafının tekeden süt çıkarmadaki mahareti dikkate alındığında tartışmalar sürecek gibi görünüyor. Avrupa Birliği ve vizesiz seyahatle ilgili mesele ise kendimize has demirperde konumumuzun devam edeceğini, etmesinin arzu edildiğini gösteriyor…

  11. Sayın Fehmi Koru, gönül isterdi ki bu yazılarınızı çok daha erken zamanda yazsaydınız. Biraz geç kalınmış yorumlar değil mi? Örneğim havuz medyalarında boy gösterirken,bugünkü kadar cesur fikirlerinizi sarf etseydiniz,etkili olmaz mıydınız?

    • Fehmi beyin makaleleri objektif bakışla doludur.Yandaş tabir edilenlerden olsaydı şimdi yazılarını köşesinden okumaya devam edecektik.

  12. Yolların kenarında kucağında çocukla elinde AÇIZ yazan kartonla oturan siyah çarşaflı kadınların çoğu suriyeli değil.
    Suriyelileri taklit eden yerli dilenciler.
    Doğru bilgi verem istedim. Yanlış bilgi yanlış sonuca götürür. Cetveli eğri olanın çizgisi doğru olmaz.

Çetin Yakut için bir cevap yazın İptal