Medya kendini yerden yere vuruyor.. Yeni partiden önce yeni bir medya yapılanması gerekiyor galiba…

78

İlginç bir gelişme medyada yaşanıyor. İktidar cephesi (AK Parti ile MHP) bu seçimde de oyların yarıdan fazlasını aldığı halde, ancak ağır yenilgilerden sonra görülebilecek türden bir nefis muhasebesi iktidarın itibar ettiği medya camiasında kendini belli ediyor.

Tabii buna ‘nefis muhasebesi’ denilebilirse…

‘Bizim mahallenin medyası’ genel başlığı altına girebilecek ne kadar eleştiri varsa, yine kendilerini o mahallede gören eli kalemli kişiler tarafından dillendiriliyor.

AK Parti’nin itibar ettiği medya AK Parti’yi yenilmiş kabul ediyor ve bu yenilginin faturasını kendisine çıkarıyor.

Şöyle de denebilir: O medyada şu günlerde eleştiri bayrağı açanlar kendileri dışındakileri suçlama yarışındalar…

Yaşanan gelişme çok ilginç

AK Parti kurulduğu dönemde medyanın büyük bölümü onun karşısında yer almaktaydı. AK Parti’ye siyaset alanında hayat hakkı tanınmasını arzulayanların buluştuğu tek bir gazete ve tek bir TV kanalı bulunuyordu; dikkate alınması gereken diğerleri AK Parti’nin varlığına toptan karşıydı.

Medyanın gürültücü yayınlarına rağmen iktidar olmayı başarmıştı 2002 yılında AK Parti.

Bugün durum çok farklı. Bir-iki istisnasıyla hemen bütün gazeteler ile hemen bütün TV kanalları AK Parti’nin propaganda bülteni görüntüsünde. Bu defa gürültü AK Parti lehine. Çoğu yeni yüzler var ekranlarda, gazetelerde de köşeler ya daha önce pek bilinmeyen isimlere emanet, ya da geçmişte kalemini AK Parti aleyhine kullanmış olanlar bu defa onun başarısı için canla başla gayret etmekte.

Ancak birlikte oldukları camiayı küçümsüyor, aynı cephede yer alan diğerlerini yetersiz buluyor yazarlar.

Bugün birisi “Mümkünse bizim taraf köşe yazarları AK Parti için Mayıs ayının başına kadar hiç yazı yazmasa çok daha faydalı olur” gibi bayağı ileri bir görüşü bile yazısında seslendirdi.

Gerekçe? Aynı yazıda şu bilgi de sunuluyor: “Muhafazakâr halkımız, bizim taraf köşe yazarlarının bazılarının aşırı seviyede haksız saçma tavırlarını gördükçe yine AK Parti’den soğuyor. O sebeple hep birlikte bir süre yazı yazmayı bırakalım. Zaten yazılsa da okuyan yok.”

Hay Allah…

Diğer bir köşede, yine bugün, benim ‘AK Parti’nin itibar ettiği’ diye tanımladığım medya camiasında işlerin nasıl döndüğüne dair ayrıntılı bilgilerin yer aldığı bir başka eleştiri yazısı var.

İçeriden birileri “Beyefendi rahatsız” diye arıyor ve samimi-yapıcı eleştirilerin önünü kesiyormuş. Medyayı kendilerine göre dizayna çalışan birileri varmış. Söz dinlemeyenler ekranlardan ‘Paralelci’ veya ‘FETÖ’cü’ ilan ediliyormuş. AK Parti’yi savunan gazeteciler bile “Savunuyor, ama eleştiriyor da” diye ekrana çıkartılmaz olmuşlar.

Çok daha ileri eleştiriler de var bu ikinci yazıda.

Neden?

AK Parti’nin MHP ile cephe oluşturduğundan beri oyunun her seçimde biraz daha erimesi bir sebep olabilir mi? 31 Mart seçiminde AK Parti oyları yüzde 35’i bile bulmadı. 10 ili ve 55 büyük ilçeyi ortağına kaptırdı AK Parti. Ankara ve İstanbul’da oyları 25 yıl aradan sonra CHP’nin gerisinde kaldı.

Bir başka akla gelen sebep, Ankara ve İstanbul dahil beş büyük kentte AK Partili seçmenlerden önemli bölümün, belki de hayatlarında ilk kez, CHP’nin adaylarına oy verdiğinin fark edilmesi olabilir.

Ortaya çıkan bu ikili tabloya bakıp samimi bir öz-eleştiri olarak görülebilir bu iki yazıya sinen hava.

Eleştiriler ne kadar gerçekleri yansıtıyor?

Mekanizmanın nasıl çalıştığını artık görebilecek bir yakınlıkta değilim, bu yüzden kesin bir karara varabilmem zor. Ancak, eldeki veriler ve medya içerisinde çokça konuşulan söylentiler eleştirilere hak verdirecek bir çarpık yapılanmanın varlığına işaret ediyor.

AK Parti’nin itibar ettiği medya sanki tek elden yönetiliyor. Kimin köşe sahibi olacağına, kimlerin ‘medeni ölü’ ilan edilerek medya dışına itileceğine o kişi karar veriyor. Yine aynı kişi, ekranlara çıkarılacak veya hiç çıkarılmayacaklar listeleri hazırlayıp kanalların o listelere riayet edip etmeyeceklerini de denetliyor.

Konuşanlar, o kişinin kim olduğunu bildiklerini de belli ediyorlar.

Ancak, dediğim gibi, artık o camiaya fazla yakın durmadığım için, medyayı elinde tutan ve bir tür kuklacılık yapan kişi hakkında benim ancak bir tahminim olabilir.

Tahmin değil de kesin bilgiye dönüştürdüğümde veya birileri gölgeleri dövmekten vazgeçip o bilgiyi okurlarıyla paylaşmaya karar verdiklerinde elbette o ismi sizlerle paylaşırım.

Ne olacak şimdi?

Siyasette ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Bir moral çöküş başladı gibi. Daha önemli bir çöküş ise iktidar partisinin itibar ettiği medyada yaşanıyor. Sadece moral bozukluğu değil orada yaşanan, ondan çok öte bir şey. Gazeteler ve köşeler okunmuyor, ekranlara sadece ileri-geri söylenmek için bakılıyor.

En son anladığımız şu: O çevrenin içinde yer alanların birbirlerine güvenleri ve saygıları da yok.

Galiba yeni partiden önce yeni bir medya yapılanmasına ihtiyaç var.

ΩΩΩΩ

78 YORUMLAR

  1. Medyadan söz edince ben gene çok eskileri hatırladım.TV kanallarının birinde İstanbulun yeni belediye başkanını gördüm.AZ bişey izledim.Onu kanala çağıran kişi adama konuşma fırsatı vermiyo fazla.Sanki o onu çağırmış konuşmacı ev sahibi gibi.O zamanki aday şu anki yeni belediye başkanı kendini hiç ifade edemiyor.Aynı hareket bir zamanlar AKPnin kurucularına onların tarafındaki kişilere yapılırdı.TV lere çıkartırlardı ama onlara konusma fırsatı da vermezlerdi.Aynen bugünkü öbür tarafa olan gibi.İşte bende onu hatırladım.Hani bir atasözü vardır:Keser döner sap döner;gün gelir hesap döner.Galiba bizim ülkemizde ilk kendini geliştirmesi gereken kişiler medya ve medyada çok konuşanlar.Ben diyorumki :Medyamız güzel oldugu zaman işte Yeni türkiye olacağız.

  2. Gayrinizami harp komandolarının; maraşın, çorumun elikanlı katillerinin avukatlığı dev-gençli şahanlara kalmış. Grup moğolların kopili almanyalarda ülkücü evinde saklanırsa devsolcu teröristin madamı 28şubatta içişleri bakanı olur ve beyaz torosla kürt mahallesinde caka da satar. Tabii ki aranan kiralık katillerle emniyet müdürleri de aynı arabanın içinden çıkacaktır. Kimi akademik kimi politik kisveler altında olsa da gladyonun a/b si olmaz. İşte bir bakarsınız, ne alaka dediğiniz süzme cahil bir solucan(solumsu anlamında) fetöcü teröristlerin borazanlığını yapıyordur. Aynı silahla sabah sağcı akşamına solcu diyerek vatan evlatlarını telef etmiş özel harp dairesinin devredışı kalmış tosuncukları..! Satılmış mankurtlar…

  3. Biz burada ondan bundan söz ederken, adaletsizliğin çarkları acımasızca dönmeye devam ediyor: FETÖ/PDY soruşturması kapsamında hakkında dava açılan Akdeniz Üniversitesi (AÜ) eski rektörü İsrafil Kurtcephe, ‘terör örgütüne üye olma suçu’ndan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılış. Nereden varmışlar bu sonuca? Çünkü, Kurtcephe 2012 yılında Fetullah Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret etmiş! Evet hepsi bu!

    Bir insanın hayatı daha karartılıyor.

    Ne kadar farkındayız, bilmiyorum: İ. Kurtcephe şahsında imtihan edilen bizim vicdani duygularımız, adalet anlayışımız, sahiciliğimiz ve inandırıcılığımız.

    İ. Kurtcephe’ye verilen o hapis cezası, istisnasız hepimizin utancıdır.

    • Ölçü, 15 Temmuz öncesi Pensilvanya’yı ziyaretse AKP li birçok milletvekili ve bu arada tarihçi Dr. İlber Ortay’lı gibi kalbur üstü denebilecek birçok kişi de hapsi boylasın…..

        • Yahu, Bernar bey kazara falan siz gitmediniz di mi? 6-7 sene evvel camiden bi arkadaş o taraflardayken bir uğrayalım mı falan dediydi. Ya işimiz mi yok napcaz, boşver demiştim. İyi ki gitmemişik…

          • Yok, ben Meksika’da yaşadığım sıra Leon Troçki’nin yaşamış olduğu, şimdi müze haline getirilmiş eve gitmiştim -o da, hani neredeyse yolumuzun üzerinde bir yerde olduğu için.:)

        • Akıl*İman Sentezi !! En hayırlısı ve başarılısı budur, taa ebediyete kaadar!


          Bir memleket isterim:
          Akıl*İman Senteziyle gelişmiş,
          İnsanları hep bu düsturla yetişmiş!…

          Bir memleket isterim:
          Aklın şarz ettiği iman, iç enerji
          Akla yön veren iman ile sinerji

          Bir memleket isterim :
          İnsanları güleryüz, dinç, huzur dolu,
          Ve aynı dili konuşan bir Anadolu…
          ….
          *******

  4. “ah eski çete ne güzeldi haberler tek tip ve yanlı değildi ne rakip vardı ne başka çete” türküsünü dinleyeceğiz…aydın doğan’ın 10 gazetesi olunca tekel olmuyorduu ama şimdi tekel var….Birde zamancılar ve samanyolu çetesi vardı…Eskiden ne güzeldi.. hey gidi günler…Teker teker kaçtılar…onlarda diyordu değişecek kardeşim değişecek…Herkesin özlem duyduğu bir medya var herhalde sadece kendi fikirleri imtiyaz görsün…Bence Türkiyede baya çeşitli medya var…isteyen istediği gibi eleştiriyor konuşuyor yeri geldi mi iftira da atıyor…. İyiysen heryerde okunursun zaten…Burda olduğu gibi….Şu anda zafer sarhoşluğu yaşanıyor…neyse uyanınca geçer….

  5. Hikmetinden sual olunmayan
    Rabbimize namütenahi hamdü senalar olsun.

    Aldığımız sonuç şükründen aciz olduğumuz bir başarıdır.
    Yarın bir seçim olsa Cumhurbaşkanını gene kazanabilecek durumdayız.
    Belediyelerin tamamını bir tarafa,Cumhurbaşkanlığını
    bir tarafa koysak Cumhurbaşkanlığı tarafı çok ağır basar.Kaldı ki belediyelerin de çoğunu aldık.

    Muhalefetin kurduğu ittifakın
    oy oranı %37,Cumhurun oy oranı %52.Hangisi büyük?Milletvekilliği seçimi olsaydı bu seçim gerek İstanbul’da gerek Ankara’da Cumhur İttifakı muhalefetin
    ittifakından çok fazla vekil çıkarırdı.

    Siyasi hayatında Erdoğan’ın karşılaştığı her olay,hapse
    atılması dahil lehine sonuç verdi.31 Mart’ta bazı yerleri
    kaybetmesinin de 2023 açısından lehine olacağından
    hiç şüphem yok.Biiznillah bundan hayırlı bir sonuç doğacaktır.

    Bizim destek verdiğimiz siyasi hareketi 17 yıldır girdiği her seçimde tartışmasız birinci
    yapan Allah’a tekrar hamdolsun.

    • Size “Ahlkasızlığı ve ahlaksızları savunmak zor zanaattir, Bekir Bey” diye seslenmiştim geçen hafta. Bakıyorum, bugünkü sorularımı da es geçmeyi yeğlemiş, olayacak duaya amin demeye devam etmişsiniz. Reisçi yazarınızın sözünü ettiği “ortalığı çamur deryasına” döndürecek “birtakım yolsuzluk dosyaları” gözünüzü ürkütmüş olmalı ki, hepsini yekten pas geçmeyi yeğlemişsiniz yine.

      Daha bunlardan ürküp kaçacaksanız, çamur deryası ortalığa saçılmaya başladığında kim bilir nerelere saklanacaksınız 🙂

      Ne diyelim?

      Erbakan Hoca’dan ilhamla, “Sizi gidi vatan millet sakaryacılar sizi!” mi diyelim?

      Yoksa, “Hayırlı işler, Bekir Bey” mi?

  6. Kimin yalakalığı yaktı bizi ,kimin salaklığı sıktı milleti ,ekranlardaki hangi yüz /yüzler yüzümüzü kızarttı dan önce ; YALAKALIK,YANDAŞ FETİŞİZMİ,YALANCILAK YAKTI AKP Yİ.DOĞRU İCRAAT ,ÜRETİME DÖNÜK TARIM,ADALET VE LİYAKATİ ÖNCELEYEN GÖREVLENDİRMELER YAPILMADIKTAN SONRA ,FİLDİŞİ SARAY VE SARAYIMSILARDAN OKUNAN EZANLAR,KURANLAR VE DE VARMIŞ GİBİ YAPILAN İCRAAT GÜZELLEMELERİ HİÇBİR TROLCE ARTIK BU MİLLETE YUTTTURULAMIYOR.KISACASI SON SÖZÜM; İCRAATLARI GÜZELLEŞTİRİN HİÇ YALAKAYA İHTİYACINIZ OLMAZ BİLE.

  7. Gerçeği yalnızca gerçeği, Doğruyu sadece doğruyu , Mahallesine bakmadan, zararınada olsa yazıp çizecek konuşacak ,insanların güven duyduğu ,Özgür ,Demokrat çok sesli bir basın düzenine çok ihtiyacımız var. Allahtan bizim sesimiz gibi gördüğümüz yazarların çoğu böyle ,İstikametlerini kaybetmeden zor yolculuğa devam ediyorlar, sayıları az olsada , Karar Gazetesinide anmamız lazım ,

  8. Medyanın hali ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi diye düşünüyorum kalemine sağlık Fehmi bey.Kafama bir takılan var yazının içinde medyaya bu talimatları veren kim acaba ? gerçekten cevallaması zor bir soru ne dersiniz.!

  9. Yapılan tüm haksızlıklar , yolsuzluklar saçmalıklar FETÖ nün ABD ajan uzantısı olduğunu örtmez.
    Bu ülkeye,dine ve millete verdiği zararının milyonda birini hiç kimse vermez.
    Size diyorum ey kılıktan kılağa giren tedbirciler.Algı operasyolarınız sökmez yine Türkiye nin en önde en fazla oyunu alan siyasetçisidir reis.
    Boşuna hak hukuk adalet kisveleri ile yazıp durmayın.
    Kargayı sesisnden tanıyoruz ve inşallah hak yerini eninde sonunda bulacak.
    Başta Büyük Papaz olmak üzere sığındığınız o haçlıların kucağında telef olup gideceksiniz.
    Şimdilik canan ablanız domuz ziyafeti veriyor orada akıl ve iman sentezi yapar “Fetö ve Apo affı” konuşursunuz.

      • Akıl iman sentezi deyip fetö ve apo ya özgürlük deyecek kadar şuuru kaybetmedik şükür
        Apo nuzu da fetö nüzüde alıp
        Kimin aklıyla düşünüyorsanız ona
        Hangi İnan kriterleri ile bu hokkabazlığı yapıyorsanız ona naş

        • Allah’ın düzeni çetin! Sormazlar mı adama, hangi tımarhaneden kaçtın. Yahu, size kaç defa dedim; okuduklarınızdan sapla samanı ayıracak bir zekaya ve hele de şuura sahip değilsen hiç ağzını açma, konuşma, riyakarlığa sahterkalığa girer diye. Sen niye laftan anlamıyorsun?

          “fetö ve apo ya özgürlük” dediğimi nerenden çıkarıyorsun….. Adam olan adam, önce bunu gösterir. Ha şurada bunu yaptın der. Ondan sonra itham eder, suçlar. Senin yaptığın, beynin varsa (köhne bir beynin olsa da şüphedeyim) anlayarak, düşünerek konuşmak işkembeden atmak. Düz metin yazdık anlamadın. Seni sana anlatmaya kafiyeli olarak devam edeceğim. Olur da riyakarlıktan vazgeçesin diye….
          …..

          Sapı saman gösterir,
          O gözlük sana var ya,
          Bir karga uçuverir,
          Sen dersin ki kanarya!

          Ne okur, ne de anlar,
          Bütün eksikliğini,
          Ahmaklıkla tamamlar!
          Ve kusar pisliğini!….
          ….
          *******

          • Şuursuzca konuşacağına
            Aynı lafları konuşan süleyman Karagül’le nin açıklamalarını oku
            Bu kadar çok yazınca ne okumaya ne yaşamaya ne çalışmaya nede nefes almaya vaktin yoktur
            Ona buna trol diyeceğine bu kadar yazıyı bernar beyle beraber ancak trolşuk ötesi görevle olabilir
            Bu kadar siyasi meselelere bile artık din İmanı karıştırmayın yeterli
            Din sentezi deyip ABD PKK fetö CHP ile hareket edenleri midemiz kaldırmıyor
            En son karıştıran ABD de CIA emrinde

          • Kimin şuursuz olduğunu bilenler var herhalde (hiç kimse bilmese Allah biliyor). Süleyman Karagülle’nin açıklamalarından o sorumlu. İstersen git o ağacın önünde kuyruk salla ve hırla! Ona yakın kişiler de var burada onları dener cevabını onlardan al. Ha, ben konuşmuşsam önce onu göster. Gösteremezsin. onun için riyakarsın, namertsin, şerefsizsin. Göster, şerefsizliği kabul eden ben olayım. Gösteremezsen kapa çeneni! Farkettiğimde, bana direkt veya dolaylı sataşandan ben sorumluyum. Bir düşüncen varsa analiz yap yorum yap, kim ne der. Ancak, şu yaptığın adi bir riyakarlık. Üzerime atmağa çalıştığın pisliği yakalar suratına yapıştırırım. Riyakarlığı kabullenemem, bunu anlatmağa çalışıyorum. Anlamışa benzemiyorsun. Vazgeç bunun öbür tarafta büyük vebali var dedim, bir nebze aklın ve imanın olsa dururdun. Çıkar o at gözlüklerini o saydıklarınla hareket edenleri iyi tanı ondan sonra konuş. Daha fazla kaşınma!..
            …..

            Şu Turhan adamında,
            Akıl varsa mercimek!
            Defo var imanında,
            İlmek ilmek örülcek!
            ….
            *******

      • Küfğrbaz hırlamak sana yakışıyor
        Ben Süleyman karagülleye yazmıştım ama sen her taşı devamlı hırkadığından kendine atılmış zannediyorsun
        Gelip benim yorumumun altına yazan sensin
        Ben mi geldim senşn yorumuna yazdım
        İman akıl sentezi deyip apo ya özgürlük fetö ye özgürlük diyenleri okumuyor musun

        • Karagülle’ye yazdıysan burada ne işi var? Hala, o çınar ağacını buraya ne taşıyorsun? Beni ona niye yönlendiriyorsun? Uşağn mı var burada? Öyle diyorsa acaba neden dediğini anlamağa çalış(alım). Ben onun bazı ifadelerini adam gibi sorguladım. Sen de bunu dene. Yine de, onun senin gibi ezberine bir müslüman olduğunu sanmıyorum. Bu besbelli. Bu, onun her dediğinin kabul edilmesi anlamına gelmiyor. Sen ayrıca, sana neyin yakıştığını düşün.

          • Her taşa atlayan adam
            Benim yazıma sen atlamışsın
            Ben senin yazına yorum mu yazdım bir bak
            Aynı lakırdıyı söyleyip fetö ye özgürlük diyen dolu başta birçoğunun Hocası Süleyman Karagül’le fehmi koru nun da kayınbabası akevler diyen tayfa
            Bu kadar yazmaktan bernar la beraber yaşamaya vaktiniz kalıyor mu merak ettim

          • Yine bir riyakarlık veya okuduğunu anlamama örneği. Yukarda size “Farkettiğimde, bana direkt veya dolaylı sataşandan ben sorumluyum” dediğimde siz bundan ne anladınız?!

            Yukardaki, 20 Nisan 2019 at 11:41 kayıtlı ifadenizdeki “Akıl*İman Sentezi” konusuna atlamayı ben mi yaptım? yoksa siz mi? Sadece bu değil, daha önce hem direkt ve hem de dolaylı atlama daha yaptınız. 1) Bunların kayıtlarını da göstermemi ister misiniz? Ayrıca, 2) “her taşa atlayan adam” derken bunun kayıtlarını gösterebilir misiniz? – ancak ondan sonra neyi nasıl anlayıp anlamadığınıza karar verilebilir.

            Abuk sabuk meraklarınızı bırakın, bu iki soruya cevap verin ki provokatörlük yapmayan meraklılarla bilgi sahibi olmuş olalım.

    • fetönün abd ajan uzantısı olması, hırsızlığı örtmez, soygunu örtmez, namussuzluğu örtmez, yetimin hakkının cukka edilmesini örtmez, yalancılığı örtmez, ülkeye ihaneti örtmez, halkı hayvan gibi görülmesi gerçeğini örtmez.

      • Bu ajana tek laf etmeyen yandaşlar ABD fetö PKK ile işbirliği yapıp siyasette hep olan işlere nasıl da yalın kılıç gidiyor
        ABD PKK fetö yü alın hırsızlık arayın ha ABD ajanı ve Canan ın domuzunu unutmayın

  10. https://t24.com.tr/video/bingol-de-kadinlarin-oldurulmesini-ensar-daki-tecavuzleri-dert-etmeyenler-kadinlar-uzerinden-siyaset-yapiyor,19439
    – Türbanlı bir bayanın konuşması. dinlediğimde türkiyeye olan umudum tazelendi. evrensel değerlere, ortak değerlere, az da olsa, ulaşmaya başladığımızı gösteriyor.
    – Bu, seçim zaferlerinden daha önemli, daha köklü, daha derin ve daha zor ortaya çıkan bir olgu.
    – bu arada, daha önceden çeşitli yorumlarımın içinde belirttiğim bir tespitimi de bu vesile ile tekrar edeceğim.
    – Artık sol, sağ döneminin bitmesi lazım. çünkü içinde bulunduğumuz dönem, nesnel olarak, bu ayrımı ortadan kaldırmıştır.
    – artık çevre gibi, küreselleşme gibi olgular var ve bütün sosyolojik ve siyasi yapılanmaların bugünün gerçeğine göre oluşması gerekmektedir. bu gerçeklik de, sol-sağ ayrımı üzerine oturmuyor. kürt-türk, alman, fransız, ingiliz, amerikalı ayrımı üzerine oturmuyor, yahudi-müslüman-hristiyan ayrımı üzerine oturmuyor. yani ulusalcılık gibi din ırkçılığı gibi olguların artık günümüz gerçekliği ile bir bağı kalmamıştır. bir müslüman, bir almanın şirketinde, bir yahudi ve hristiyan ile birlikte, müslüman bir ülkede ya da hristiyan bir ülkede aynı odada çalışmaktadır. dünya artık böyle bir dünya.
    -daha önce, chp hakkında yapılan yorumlarda (chpliler veya chp yandaşları tarafından yapılan yorumları kastediyorum); “chp özüne dönmeli” türü söylemleri eleştirdiğim yazımda da, chpnin özüne dönmesi değil, evrensel değerleri sahiplenip, savunması gerektiğini ve atatürkcülük, devletcilik gibi ilkeleri chpnin ilkesi olmaktan çıkarması gerektiğini yazdığımda da bu değişimi, dünyanın yeni halini temel almıştım.

    • Bazılarımızın, “O sözünü ettiğiniz ayrımları zihinlerimizden kazıyıp atmamızın üzerinden en az 25 yıl geçti” demeye hakları olduğunu da belki bir gün kabul eder, haklarını teslim edersiniz, Hamza Bey.

      Öyle olduğu içindir ki başörtüsü eylemlerinde o insanların yanında, vesayetin karşısında oldu bir derginin yazıişleri müdürü. Öyle olduğu için HAK, HUKUK, ADALET! pankartı arkasında dindar kerdeşleriyle o sloganı birlikte haykırdı o yazıişleri müdürü.

      Bu yorum sayfalarındaki dostlardan yükselen ses, Karar Gazetesi yazarlarından yükselen ses, bu toprakların geleneğinin ve kadim kültürünün sesidir. Hep birlikte o sese kulak verelim, içine hapsedilmiş olduğumuz zihinsel zindanların duvarlarını yıkalım, dindar muhafazkar yığınların kamusal alandaki akil insanlarına, yazarlarına, yorumcularına hak ettikleri saygıyı duyup onlarla kardeşleşelim.

      Bakın sizin bugün önerdiğinizi bazıları 10 yıl önce nasıl hayata geçirmiş . . .

      Selamlar.

      ………….

      2 Nisan 2009 Perşembe
      MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
      m.turkone@zaman.com.tr

      Muhsin Yazıcıoğlu’nun karşısındakiler

      Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenaze töreninde bir araya gelenler, biraz da bir dönemi hep birlikte kapatmaya gelmişlerdi. Benim kuşağıma mensup olanların yüzlerine yansıyan hüzünde, kendi gençlikleri ve çektikleri çileler vardı. Cenazelerde geride kalanlar sadece gidene değil, gidenle birlikte kaybolan kendi geçmişlerine ağlarlar.

      Ya tam karşı kutupta yer alanlar? Sanıyorum onlar da kendi geçmişlerine geri döndüler, bize bir muhasebenin özetini verdiler.

      Önce, cenazenin arkasında saf tutan devlet ricalinin verdiği mesajı doğru okuyalım. Bülent Ecevit rahmetli, sağ olsaydı cenazede olacaktı. Rahşan Ecevit, varlığı ile bize bunu göstermiş oldu. Pol-Der’li polisleriyle, TÖB-Der’li öğretmenleriyle ve tarumar ettiği Eğitim Enstitüsü öğrencileriyle Ecevit’e ve Ecevit’in yanında yer alanlara hakkımızı helâl etmeli ve ölenlere rahmet dilemeliyiz. Yine Kocatepe Camii avlusunda cenazede saf tutan, dönemin Maliye Bakanı Deniz Baykal’a da. Mamak’ta Muhsin Başkan ile beraber zulüm gören, hayatları kararanların, bugün cenazede saf tutan Genelkurmay Başkanı’nın şahsında bütün askerlerle helalleşmiş olmaları lâzım. Orada bulunanların bu acılı geçmişi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırası ile birlikte o musalla taşından kaldırmaya geldiğini anlamış olmalıyız.
      Yurtdışından yazan Bernar Kutluğ’un şu satırlarını da, tam karşı kutupta yer alan dönemin sosyalistlerinin duyguları olarak Muhsin Başkan’ı sevenlerin okumasını istiyorum:

      Sayın Türköne,
      “(…) Ülkemizde sağ ve sol yoksayıcı, ötekileştirici dilden kurtulma erdemini gösteremediği sürece, varılabilecek pek bir yer yok. Kaldı ki, benim ümidim yeni kuşak insanlarımızda. Biz (ülkücüler ve devrimciler), çok çok yazık ki, vakti zamanında mütevazı boyutlarda da olsa bir diyalog, diyaloğu bir yana bırakın, bir samimi merak, içten bir tanıma isteği yaratamamıştık gençlik yıllarımızda. Her iki taraf da yalnızca düşmanlıktan beslenir gibiydi. Ben, 12 Eylül´den çok çok sonra, pasaport alma uğraşısı sırasında öğrendim yüreğimi MHP’li bir militana açabileceğimi, Türkiye’den ayrılmazdan hemen önce: Ankara’ya gitmiştim eski sıkıyönetim mahkemelerindeki binlerce dosyanın muhafaza edildiği bir devlet binasında kendi dosyalarımı bulmak için. Kapıyı arkamdan kilitleyip, “dosyanı bulduğunda kapıya vur, gelip açacağız” demişlerdi. İçeride, benim gibi kendi dosyasını arayan bir insan daha vardı. On bir yıl kalmıştı cezaevlerinde. Bir saati aşkın birlikte arandık dosyalarımızı, kendiliğinden gelişen bir sohbet eşliğinde. İlkin o kendi dosyasını buldu, ardından bir süre sonra ben. Birlikte ayrıldık o itici binadan, bir çay bahçesinde sürdürdük söyleşiyi. Sayın Yazıcıoğlu gibi Sivaslı idi o arkadaşım da. Benden çok daha uzundu. Ayrılırken beni kucakladı. Bir İLK idi yaşadığım o günkü duygu, ama yabancılaşmadım o sıcak duyguya sonraki yıllarda.

      Bugün artık çok çok iyi bildiğim, asla ödün vermeden yaşantımı tamamlamak istediğim gerçek şu ki, insanı insan yapan değerler ideoloji ile ilintili değil pek. Başörtüsü zulmüne uzaktan seyirci olan bir devrimci, eski Dev-Genç lideri olsa ne yazar; Sayın Yazıcıoğlu’na yiğit demeye getiremiyorsa dilini, o dilden bu ülke hayrına işitilecek ne söz çıkar? Ergenekon orada, burnumuzun ucunda dururken, AKP düşmanlığını seçen solcu, bir kütüphane dolusu kitap hatmetmiş olsa ne yazar?

      Uzun sözün kısası, sayın Türköne, Sol’un tümden yıkılıp çok daha başka değerlerle yeniden inşası, bir sorumluluk. Ama, yalnızca ideolojik bir sorumluluk değil bu, yalnızca Leninizm, Kemalizm vb. budalalıklardan arınmaktan ibaret bir sorumluluk değil. Bu aynı zamanda, yiğit olana yiğit demekte hiçbir beis olmadığını da anlama, idrak etme sorumluluğu. Ezber bozan seslere çok çok ihtiyacımız var…”

      Muhsin Başkan’dan bir anekdot naklederken, o dönemde Mülkiye’de karşımızda yer alan Devrimcileri kırmışım. Maksadım bu değildi. O yıllarda, okula gidemediğimiz için öğrenimini yarıda bırakan arkadaşlarım da dahil, hepimiz sağlı-sollu kaybettiklerimizden üzüntü duyuyoruz. Bizim ifade edecek vesile bulamadığımız bu üzüntüyü, solcuların Muhsin Başkan’ın cenazesi vesilesiyle gösterdiğine inanıyor ve duygularımızın karşılıklı olduğunu düşünüyorum.

      Önceki gün Muhsin Başkan’la birlikte toprağa verdiğimiz hüzünlü geçmişi ve 70’li yıllarda hayatını kaybedenlerin tamamını saygıyla anıyorum.
      02 Nisan 2009, Perşembe

      http://muhsinbaskan.blogspot.com/2009/04/mumtazer-turkone-m.html

      • bernar bey! ben farklı birşey söylüyorum, siz bambaşka anlıyorsunuz. O dönem, ben de, kendi en samimi arkadaşlarımla ilişkilerimi, onların bağnazlıkları nedeniyle kestim. İnsanların yaşam ve düşünce farklılıklarına saygı duymak gerektiğini savundum.
        – Görüşlerine katılmadığım kişilerin düşünce özgürlüğünü savunmam, demokrat duruşun gereğidir diye düşündüğüm için savundum.
        – şimdi ise farklı birşey söylüyorum. Zaten sizin bahsettiğiniz yıllarda, dünyada, şimdiki gerçeklikten farklı bir gerçeklik vardı. Yani ırkçılık veya ulusalcılığı, sağ-sol ayrımını, din farklarına ve din ırkçılığına uygun bir dünya vardı.
        – bugün ise, bambaşka bir dünya var. ırk temelli siyaseti, sağ-sol ayrımını, din farkları üzerine yapılan siyaseti olumsuzlayan bir dünyada yaşıyoruz artık.
        – Yani, benim bugün önerdiğimi 10 yıl önce önermiş olmaları mümkün değil.
        – Ayrıca, benim bu yazdıklarımı ben, başka hiçbir yerde okumadım da, başka hiçbir yerden duymadım da.
        – yani, dünyanın yeni gerçekliğine özgü analiz bana özgü.
        – belki başkaları da benzer analizleri yapmıştır. Ancak ben görmedim.

        • Sizinle en son tartıştığımızda, “Bu dindarlardan hala ne bekliyorsunuz, anlamıyorum” diyor, beni “Saadet Partisi’nin iflah olmaz mücahidi” diyerek kendinizce alaya alıyordunuz. Bütün bunlar bir kaç hafta önce yaşandı ve arşivlerde duruyor.

          Ama siz, bugünkü yorumunuzda sözünü ettiğiniz CHP’linin yorumunu arşivlerden bulup çıkarabilir misiniz, hayli kuşkuluyum. F. Koru yazıları kadar yorum metinlerinin de sıkıtakipçisi olan ben, burada sizin dışınızda bir CHP’liye rastlamadım:

          “-daha önce, chp hakkında yapılan yorumlarda (chpliler veya chp yandaşları tarafından yapılan yorumları kastediyorum)”

          Boş verelim bu tür uzun tartışmaları, Hamza Bey. Bakın sizin bugün Cumhriyet Gazetesi’nde MUTLAKA okuduğunuz Akdeniz Üniversitesi eski rektörü ile ilgili haberi aldım, son yorumuma konu olarak seçtim.

          O rektör, 2012 yılında Küba ya da Venezüella’ya gitmiş, Fidel Kastro ile ya da Çavez ile kahve içip resim çektirmiş olsaydı, ve o yüzden bugün 6 YIL 3 AY hapis cezasına çarptırılmış olsaydı, “Ne lan bu! Böyle adalet olur mu!” der miydiniz, demez miydiniz?

          Fark ne?

          Neden susuyorsunuz?

          • hangi tarafı düzelteceğimi bilemiyorum. neden herşeyi yanlış yorumluyorsunuz anlamıyorum. böyle bir zorunluluğunuz olduğunu zannetmiyorum ama yine de bilemiyorum.
            – Benim yazdıklarımı gerçekten anlayamıyor musunuz, yoksa özellikle mi çarpıtıyorsunuz ayırdedemedim.
            – O günkü yazımda, dinin ideolojiye dönüşmesi durumunda ahlak değil, kötülük ürettiğini vurgulamış, sizin kullandığınız “dindar-muhafazakar” deyimini kullanarak, (aslında dindar muhafazakar deyimini siz de dahil, pekçok kişinin, müslüman değil, islamcıları tarif anlamında kullandığını bildiğim için), “dindar muhafazakarlar iktidara geldiğinde herşey güllük gülistanlık olsaydı sahabe döneminde olurdu” demiştim.
            – bu ifade ile “dindarlardan hala ne bekliyorsunuz” ifadesinin farkını bilememeniz, türkçe konusunda, kavramlar konusunda epey eksikliğiniz olduğunu veya tartışmada iyiniyetli olmadığınızı gösterir.
            – “dindarlardan hala ne bekliyorsunuz” ifadesini duyan herkes, dindarları aşağıladığım sonucuna varır.
            – oysa bahsettiğimiz tartışmadaki yorumumun başında, dinin ideolojiye dönüşme ihtimalinin yüksek olmasından ve bu nedenle de din adına dökülen kanların çokluğundan bahsetmiş, sahabe döneminde dökülen müslüman kanından bahsetmiştim. aynı yorumumda, saadet partililerin sahabelerden daha iyi olduğuna mı inanıyorsunuz ki, saadet partisinden medet umuyorsunuz diye sormuştum.
            – akpnin de, ilk başlardaki söylem ve tavırlarının saadet partisinden farklı olmadığını, buna rağmen bugün geldiğimiz noktanın o günkü söylem ve tavırlardan farkından bahsedip, saadet partisinin, gelecekte, akp gibi olmayacağından nasıl emin olabildiğinizi sormuştum.
            – Bunun nedeni de, saadet partisinin bir ideoloji partisi olması olduğunu için türkiyeye yararı olmayacağını anlatmaya çalışmıştım. çünkü ideolojiler (sadece islamcı ideoloji değil, bütün ideolojiler) kötülük üretirler.
            – İsterseniz bunun teorik açıklamasını da birara yaparım ama zaten pekçok yorumumda, bunun nedenlerine ilişkin bazı açıklamalarım var.
            – Mesela sayın H.K.’nin yorumunun altına yazdığım yazıda, islamcı ile müslüman arasındaki farkı açıklamış; müslümanın, kendisini islamın emir ve yasaklarına göre eğitmeye çalıştığını, islamcının ise, başkalarını islamın emir ve yasaklarına göre yaşamaya zorladığını belirtmiş ve islamcının ve islamcılığın, yukarda yazdığım nedenle, çatışma ve kötülük üreteceğini belirtmiştim.
            – Sizin iflah olmaz mücahidliğiniz üzerine de, kendimce, epey mantıklı açıklamalar yaptığını, bu konu üzerinde tartışmamız olduğunu da hatırlıyorum. Zaten bir ideoloji taraftarı olan kişi, solcu ise militan, islamcı ise mücahid olarak nitelenir.
            – Cumhuriyet gazetesini okumuyorum. daha önceden de yazdım, kendi kafanızda bir hayali durum üretiyor, sonra o hayali durum üzerine fikir bina ediyorsunuz.
            – Rektörün durumuna gelince, ben kişiler üzerine düşüncelerimi bina etmem. tavrımı da bina etmem. Bazen kişileri yorumlarıma alırım ama onun nedeni özel bir durumdur. tıpkı bugün, yukarda konu ettiğim bayan gibi.
            – Fakat, geçmiş yazılarıma bakarsanız, geçmiş yazılarımda, hukukun temel ilkelerine defalarca vurgu yaptığımı görürsünüz.
            – Mesela, daha önce suç olduğu yasayla belirtilmemiş bir eylem nedeniyle bir kişi yargılanamaz (eylem daha sonra suç olsa bile)
            – Mesela, Kişinin masumiyet karinesi geçerlidir. kişinin suçu mahkemece sabit görülene kadar masumdur
            – vb. ilkeleri, bu sitede birkaç kere vurguladım.
            – sizin zannettiğinizden ve sizden daha fazla hukuk bilgim vardır. Yasa bilgim değil, hukuk bilgim vardır.
            – ben hukukun bu ülkede tesisi için mücadele veririm, A kişisine yapılan hukuksuzluğun düzeltilmesi için değil. çünkü hukuk bu ülkede tesis edilirse, hatalar dışında, hiçkimse hukuksuzlukla karşı karşıya kalmaz.
            – chp konusuna gelince;
            – kendinizi mahkemede hakim mi zannediyorsunuz anlamadım. ben size neden chp konusunda bu konuda ne yazdığımı ispat etmeye çalışmam gereksin?
            – çok istiyorsanız, chp içindeki tartışmaların yükseldiği dönem fehmikoru.com sitesi arşivlerini tararsınız.
            – Bundan sonraki süreçte de, benimle tartışmak istiyorsanız birkaç şeye ihtiyacınız var:
            -1- öncelikle kavramları, olguları, kelimelerin anlamlarını kafanızda netleştirin.
            -2- benimle tartışırken ve dahi düşünürken, kafanızda hayali durumlar oluşturmayın.
            -3- üstteki 2 şartı yerine getirdiğinde olabilecek bir durum: benim yazdıklarımı doğru anlayın.
            -4- benim yazdıklarımı çarpıtmayın.
            – yukardakilerini şunun için yazıyorum. siz, kendi ifadenizle, yıllardır iflah olmaz bir militan olmuşunuz ama, lenin ile stalin arasındaki ayrımı bile bilmiyorsunuz. kafanızda ikisi de sovyetler birliğinin kurucusu ve yöneticisi olarak yer etmiş.
            – siz kelimelerin anlamını bilmiyorsunuz, kavramları bilmiyorsunuz.
            eğer kavramları, söylediğiniz sözü bilseniz; “bu dindarlardan hala ne bekliyorsunuz anlamıyorum” cümlesinin başka bir anlam içerdiğini, benim ise bambaşka birşeyden bahsettiğimi bilirsiniz.
            – siz, kafanızda hayali durum oluşturup onun üzerine düşünce bina etmeye çalışıyorsunuz. öyle olunca da o düşünceler tamamen anlamsız, yanlış, olayları çarpıtan hal alıyor.
            – geçmiş tartışmamızda aşağıya verdiğim cümle, sizin kafanızda nasıl hayali durumlar oluşturduğunuzun net bir örneğidir.
            “Avrupa’da din savaşları üzerine hiç değilse 2 BBC belgeseli izleyin. Bir de 1. ve 2. Dünya Savaşları neymiş, ne olmuş, kim kimi boğazlayıp bombalamış, araştırıp öğrenin.”
            – yukardaki cümle sizin bana yazdığınız öğüt.
            – yukardaki cümlenizde, benim avrupadaki din savaşları hakkında hiçbir şey bilmediğim ve bbc’nin belgesellerini izlemediğim olgusunu peşin olarak doğru kabul ediyorsunuz.
            – oysa benim konuşmalarımda avrupadaki din savaşlarını bilmediğim ve bbc izlemediğim ile ilgili tek bir ima bile yok.

          • Gerçekten boş verin geçin, be Hamza Bey. Durum yeterince açık: Gökten üç elma düşmüş, sizin payınıza, “Annesinin adı Zübeyde, babasının adı. . .” tedrisatından geçmişlik ve Sözcü, benim payıma “Saadet Partisi’nin iflah olmaz mücahitliği” düşmüş.

            Siz benim için “Umutsuz vakıa” (ve dolayısıyla “Tokanma çalsın”),ben sizin için “umutsuz vakıa”.

            Hiç zorlamayalım. 🙂

          • Hamza bey, kısaca ben kendimi sade ve sorumlu bir müslüman olarak görüyorum. “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz” hadisini destekleyen ayetler de var. Toplumda faydalı olmanın bir yolu da kötülükle ve kötülerle mümkün mertebe mücadele etmek. İyilik-kötülük meselesi izafi olduğu için bu bazen kolay olmayabilir. İslamCI tanımlamaları bence sakat. Nihai analizde, bu DiN’e aldırmayanların yakıştırması. Müslüman kişi hatalıysa eleştirilebilir. Bu yapılırken Allah’ın DiN’i bir “izm” kategorisine indirilmiş oluyor. Büyük vebali olduğunu düşünüyorum.

            “İZM”ler Allah’ı ve DiN’ini dikkate almayan liderlerin eseri ise ciddi bir sorun var demektir. Kur’an’da şöyle bir ayet var.

            “Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız…” (17. Sure/71. Ayet)

            “İZM”lerin çerçevesinde geliştirilebilecek bütün güzelliklerin Allah’ın rızasına göre yapılması mümkünken bunu görmemezlikten gelerek veya bunun aksine yapılmış olması nihai analizde hayır getirmez. Tarihte bir çok başarısızlık örneklerini görmekteyiz…

  11. Aşırı övgünün Narsizmi sonuç verdiğini belirtiyor uzmanlar. Bu tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık hali yani. Topyekun tevbe etsinler bence.

  12. Erdoğan: “Dönem kızgın demiri soğutma, el ele verme, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir.. Gayemiz, milletimizin refahını artırmak, güvenlik ve özgürlük dengesini korumak… ” demişse bu bir davet yeni siyaset örneği. Medya da gereğini yapmalı. İş işten geçmeden…

    *******
    Paparazzi olunca,
    Kameralar tabanca,
    Ateşler ortalığı,
    Fırsatını bulunca!

    Ateştense gömleği,
    Bal küpüdür çömleği!
    Yazar beyler çok kızgın,
    Paylaşamaz böreği!…

    Erir ateşte demir…
    Çok tutarsan koyverir!
    Döve döve kızgınken,
    Çelik olur sertleşir!…

    Birlik ve beraberlik,
    Sembolü demir-çelik,
    Doğru söze ne denir!
    Bu daima öncelik…

    Başkan dediyse öyle,
    Umutluyuz haliyle,
    Arkası gelsin artık,
    Yarab! sen yardım eyle!
    ….
    *******

    • Hem dün akşam ben, hem bugün siz, fazlaca iyimser olduğumuzu kabul etmek zorunda kalıyoruz, sayın H.K. O sözleri söyleyip bizi iyimserliğe sevk eden Erdoğan, bugünkü yakışıksız, (bırakın bir gün önce söylediklerini bir kenara), bu toprakların geleneğine gölge düşüren bir ayıba imza attı, her ikimizi boşa düşürdü, sahiciliğine ve inandırıclığına kendi eliyle bir çizik daha attı.

      Aşağıdaki görüntüler, sağduyulu bir AK Parti seçmenini bile utandıracak cinsten. . . Abartmıyorum: İzlerken ben utandım.

      http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1353393/Erdogan__istanbul_Buyuksehir_Belediye_Baskani_imamoglu_nu_pas_gecti.html

      • Bu aralar yorumları vaktinde okuyacak pek vaktim olmuyor. Bağlantıya baktım. Karşılaşma cenazeye geç kalınmışlık hissiyle biraz ani olmuş gibi. Videoyu çekim açısı olay hakkında yanıltıcı olabilir. Ancak, refleksi gözmezden gelme şeklinde kasıtlıysa kendisi kaybetmiş olur. Muhalefete de eleştiri fırsatı vermiş olur (ki bu fırsatı kaçırmamışlar). Olay kasıtlıysa, bir Cumhurbaşkanı olarak puan kaybı (dini açıdan “kibir” algısına da yol açabilir).

        Kasıt varsa ve siyaset ligi olarak elealırsak;

        RTE Spor: 0
        Eİ Spor : 1

  13. Devleti yönetmeye talip olanlarla yarışmak için ihtiyaç duyduğunuz parti(zanlık) kültürü, devletin kendisini yönetmede büyük bir tehlikedir. Bir partinin tartışılmaz ulu önderi olabilen biri, bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak pekâlâ tartışılır olmak zorundadır. Çünkü parti tasavvurunda siz ve düşmanlarınız vardır. Fakat devlet yönetiminde tüm vatandaşlara hizmeti esas almak ve parti çerçevesini aşmak zorundasınız. Parti aşamasındaki heyecan ve kavga hâli, devlet veya hükümet aşamasında yerini sükûnet ve kapsayıcılığa terk etmezse, partiye olan muhalefet de devlete karşı ihanete dönüşür…madem seçim bitti, muhalefetiyle iktidarıyla millete hizmet etme zamanı…

  14. AK Partili kalemşörlerden Nihal Bengisu Karaca ile Ersoy Dede, bütün o FETÖ ithamlarının arkasına kimbilir hangi pisliklerin gizlendiğini bizlere anlatmak istercesine bugün sosyal medyada “FETÖ medyasının kıdemli yöneticisiydi” suçlamaları, “Mahkemede hesaplaşacağız!” tehditleri ile birbirlerine girerlerken, Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Kemal Öztürk, bugünkü yazısında benim haftalardır öne sürdüğüm “sahicilik ve inandırılığın yitirilmesi” meselesini nihayet itiraf etti:

    Sonuçta, İstanbul’u kaybetmesinin yanı sıra, AK Parti bir de yönetemediği krizden ‘inandırıcılık yarası’ almış olarak çıktı. (. . .) Bir şehri, belediyeyi kaybetmek önemli değildir. Tekrar kazanılır. Ancak asıl büyük kayıp, AK Parti’nin en büyük sermayesi olan ‘inandırıcılığı’ yitirmesi olur. Bundan sonra bu yarayı iyileştirmeye odaklanmalı AK Parti.”

    O yarayı iyileştirmeye odaklanacak ne hali ne de zamanı kaldı AK Parti ve Erdoğan’ın.

    Devlet yönetimindeki savurganlık ve beceriksizliğinin, yolsuzluklarının bedelini halk yığınlarının yoksullaşma karşısında yükselteceği öfke olarak ödeyecek, yaknda erken seçimlerle iktidardan düşürülecek.

    Sahiciliğini, inandırıclığını ve -en beteri ahlaki üstünlüğünü- çoktan yitirdi Erdoğan ve AK Parti.

    Bedelini de ödeyecekler.

  15. Bekir Bey ve Necip Güven Beyler yine ortadan kaybolmuş görünüyorlar. . .

    Oysa bunlar daha başlangıçtı ve -bu arkadaşların kankalarının deyimiyle söylersek- daha karpuz kesecektik 🙁

    • Bernar Bey !
      Siz de, kaleciyi çalımlayıp, boş kale çizgisi üzerinde bir de ayağınızda top sektirip,’centilmenlik dışı ‘ davranıyorsunuz !..
      Ama Skor tabelasında:
      Cumhur’cular: %51,64
      Milletçi’ler :%37,57
      HDP:4.24
      Saadet:%2,71 yazıyor.
      En fazla oyu Cumhur’cular almış.Peki onların kimyası niye bozuk,yüzleri niye asık ?
      Sizin yüzünüz niye gülüyor ?
      Bu tuhaflığı, ‘mağlup sayılır bu seçimde gâlip’ kuralı ile izâh etmek mi lâzım ?
      Yoksa,rakiplerinize ‘muharebe’ kazandırıp, ‘savaşı’ mı kaybettirdiniz ?

      • FETÖcü, PKK’cıyız ya, Bayındır Bey, çektik bu arkadaşlara bir numara Soylu Bakan’larının burunun dibinde -açık etmeyin, buradaki yorum metinlerini alır, YSK kapılarına dayanırlar “Yeniden seçim isteruz!” diyerekten 🙂

  16. Reisçi Mehmet Metiner, 4 Nisan günü şunları yazmış, ben de aynı gün yorum sayfalarında, ““Bu kafayla siz yakında birbirinize girersiniz FETÖcü, ihanet şebekesi laflarıyla. . .” demiştim

    “31 Mart’ta hâlâ devlet içinde varlığını sürdüren kripto FETÖ’cüler üzerinden bir operasyon çektiler bize. Bir de içimizdeki AKP’liler ve ihanetçiler arkamızdan vurdular bizi. Bizden görünerek bizi hançerlediler.”

    Şimdi de, Star Gazetesi, ‘yazarı’ Ersoy Dede ile Habertürk’ün başörtülü ‘yazarı’ Nihal Bengisu Karaca birbirine girmiş. “FETÖ medyasının kıdemli yöneticisiydi” suçlamaları, “Mahkemede hesaplaşacağız!” tehditleri havada uçuşuyor bunların sosyal medya üzerinden giriştikleri kavga.

    Her ikisi de vatanseverlerin önde gideni, her ikisi de vatanın bekasından ve bölünmez bütünlüğünden, milli güveniğimizden başka bir şeyin davasını gütmüyorlar. Niye şaşrıyoruz ki?

    Öyle değil mi ama Bekir Bey?

  17. Medya yenilenmeli ama neye göre ? Dünyalık korkuları ve endişelerini aşamayan yazar çizerlerin getirebileceği bir yenilik yoktur. Günümüzde; her kesimden yazarların yaptığı tek şey var, o da;şahsi dünya rahatlarının bozulmamasını ustaca sağlamak. Yüzlerce yazar çizer, fikir adamı var, hepsi de doğrunun ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Doğru tektir ve o tek olan Allah tır. Onun rızasına ulaşmanın yolu Kur an ı hakkıyla anlayıp yaşamaktır. Medya yenilense ne olur, kur ana göre hayatını tanzim etmeyen, karıncayı bile incitmekten imtina eden yazarlarınız ve yöneticileriniz olmayacaksa, o medya yenilenmiş olmaz. yeni simalarla milleti avutmaya devam eden eski entrikaci medyanın devamı olur ancak.
    Ne yaparlarsa yapsınlar; Allah ın hükümleri ni öncelemeyen,ona alternatif fikirler üretip, şirk batağında debelenenler,eninde sonunda, Kur an Düzeni olan Adil düzen e sarılmak zorunda kalacaklar. Mevcut düzen Dünya da ömrünü tamamlamış ve çöküş başlamıştır. Bu çöküş; Adil Düzen e inananların ihlası ve gayreti ölçüsünde, eski sistemin çöküş hızı doğru orantılıdır. Sistemin çökmeyişi, Mü min lerin naz makamını işgal edemeyişlerindendir. Kimse kimse de kusur aramasın, kim Allahın emir ve yasaklarına, hangi seviyede ihlasla uyduğunu tartsın. Yok perinçek te kaset varmış, yok ERDOĞAN kandırılmış, yok efendim, İmamoğlu şoyleymiş, Mansur böyleymiş. Hepsi hikaye. Nefsi ni yenemeyip, hakkıyla secdeye varamamış insandan,mü min lere önder (imam) olmaz. Yeni seçilen başkanlar ilk yıllarında şhovlar yapacaklar, siz bakmayın onlara, Ak parti de ilk ivraat olarak,meclis lojmanlarını satmıştı ne oldu ?
    Zaman hakkı haykırma zamanıdır. mü minde korkaklık olmaz.
    Şahsen AK parti li kardeşlerimizin kendilerini çek etmeleri için millet ittifakını destekledim. Onların başarılı olmaları için değil, onların da bu düzen içerisinde,hakkıyla iman etmedikleri ve kur an düzeni olan Adil Düzen e geçmedikleri sürece, başarılı olamayacaklarını, dünyanın görmesi için, belediyeleri 1 dönem yönetmeleri gerekirdi. Millet o fırsatı verdi ve 5 yılı tamamlarlarsa şayet, Adil Düzen çalışanları da 5 yılda tam tekmil hizmete hazır hale gelmiş olacakları için, 5 yılın sonunda tek çare Adil Düzen olarak, milletin ve dünyanın huzurunda olacağız. işte o zaman; basın da yenilenmiş, siyasettte yenilenmiş, dünya da yenilenmiş olacak. Kimse Adil Düzen in gelmesine mani olamayacak, çünkü; Allah cc tüm şartları hazırlamış ve insanlığı Adil Düzen e mecbur edecek.
    Diyeceğim o ki; eskiyi onarmakla uğraşmayın, temel çürük. üzerine rezidans inşa edilmez.
    Kalın sağlıcakla. Cumanız mübarek olsun.

  18. Kendi içinde çelişen bazı iddiaların sürekli tekrarlanması onları makbul kılmaz: evet, akparti medya rüzgarıyla değil medyaya rağmen iktidara gelebildi. Şimdi neden medya rüzgarıyla ya da medya yüzünden gitsin ki? Hem okunmayan ve güvenilmez bir medyadan bahsediyoruz hem de onun yapıp ettikleri nedeniyle seçmenin istikamet tayin ettiğini söyleyebiliyoruz? İktidarın bu kıytırık medyanın verdiği akıllarla politika belirlediğini düşünmek ve seçim sonuçlarını da buna bağlamak yine eski türkiyeye özgü bi bakış tarzıdır. Yani derwishin fikri neyse zikri de odur..:) Ha, şurası bi ihtiyaç; halk düşmanı besleme medyanın kökü kurusun..!

  19. Herhalde hepimiz biliyoruz: Sayıştay, Sözcü ya da Cumhuriyet Gazetesi’nde yazan bir köşe yazarı değil. Sayıştay, devlet kurumlarının ve belediyelerin yaptıkları harcamaları, onların mali hesaplarını denetleyen, yargısal yetkisi de bulunan bir devlet kurumu.

    Sayıştay hakimleri, İstanbul’da AK Parti’nin elinde bulunan Arnavutköy Belediyesi’nin yaptığı usulsüzlüklerin yol açtığı kamu zararının tazminine karar vermişler.

    Belediye’nin üç kağıtçılıkları arasında neler var neler. Ben tek bir paragrafı paylaşmakla yetineyim:

    “Denetim raporlarında yer alan usulsüzlükler arasında, 10 bin kişinin gezdirilmiş gibi gösterildiği Boğaz turları, kağıt üstünde şarkıcılar için ödeme yapıp ilçedeki öğretmenlere verdirilen konserler, 160 imama kahvaltı ikramı yapıp 5 bin imama vermiş gibi göstermek, 15 kişiye ikişer kez yapılmış görünen sünnetler yer alıyor.”

    “Ben daha fazlasını öğrenmek istiyorum” diyen arkadaşlar, 30 karelik anahaber kutucuklarına “Emel’in sıfır kilometre makyajsız resmi”ni koyup okurdan -her kimse artık- o kadının makyajlı hali ile makyajsız halini karşılşatırmasını isteyen gazetelere göz atıp vakit kaybetmesinler 🙂

    • Bernar Bey,
      Hiç sünnet yapmadan ‘sünnet yaptık’ parasını alanlar dururken,1 sünnet yapıp,2 sünnet parasını alanların haberini gözümüze sokarak haksızlık ediyorsunuz !
      Kayıp-kaçak sonuçlarına göre birinci kategoridekilerden % 100 zarardayız.İkinci kategoridekilerden miktar olarak değilse de,oran olarak birinci kategoridekilere göre: %50 kârdayız !
      Size rakiplik yapıp ringe çıkanlara saydırmak yetmiyormuş gibi,ringe havlu attırmak için bu kadar GAYRET göstermeniz centilmenliğe aykırı gibi..

      • Beni centilmenlik dahil akla gelebilecek her konuda siz yargılayın, Bayındır Bey, inanın hukuk ve adalet duygunuza inancım tamdır (hem sıkı bir Fehmi Koru, hem de sıkı bir yorumlar sayfası okuruyum!), yeter ki Yaradan şu vesayetçilerin gayretli hakim-militanlarının eline düşürmesin beni. En son 1990’ların sonlarında dört yazıdan giydirmişlerdi 3 yıl bilmem kaç ay şeriatçılık propagandası ve Atatürk düşmanlığı yapmaktan- bir de, umabileceğiniz üzere PKK propandsı eklemişlerdi 🙂

  20. Honeypot (balküpü) sunucular

    Bilgi sistemlerine yetkisiz erişen saldırganlar ya da kullanıcılar hakkında bilgi toplamaya yarayan tuzak sunucular için kullanılan teknik bir terimdir.

    İçi gerçeklikten kopmuş, doğruları ve ahlakı dışlamış kendi sanal dünyasını kendi yarattığı kitleye sunmaktan başka bir işlevi olmayan medyanın geldiği acınası durum. Milyar dolarlar ödenerek alınan ve/veya kurulan büyük etki yapması beklenen medya, içi boşaltılınca bir anda honeypot sunucular gibi boş olan yazar ve boşlukta olan okurları çekebiliyor.

    • Yaşanan düşmeye bakılırsa gene yerçekimi benzeri bi durum galiba bu bal çanakları(ya da yal çanakları) doğru mu anladım ishak bey?

  21. Reisçi Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, hala, YSK’nın seçimleri iptal etmesi gibi bir olasılığın söz konusu olduğunu düşünüyor ve bunun AK Parti yararına olmayacağını söyleyip Erdoğan’ı uyarıyor:

    “Onu görevden alırsanız, partisi ona sahip çıkar, saldırırlar, İmamoğlu AK Parti’nin başına bela olur ve bir takım yolsuzluk dosyaları açılır ki, ortalık çamur deryasına döner.”

    Reisçi Dilipak bile bunu söylüyorsa, ben Doğu Perinçek’in Erdoğan ile ilgili yolsuzluk iddialarını ciddiye almaya başlarım: “Kılını kıpırdatamaz (. . .) Elimizde 38 adet yolsuzluk kaseti var.”

    Demek “ortalık çamur deryasına döner” imiş. . . Bunu söyleyen Yeni Akit yazarı A. Dilipak. . .

    İlginç zamanlardan geçiyoruz, vesselam!

    • Bekir Bey, Necip Güven Bey. . . Haftalar boyunca, bıkıp usanmadan, tekrar tekrar, Doğu Perinçek’in iddiası hakkında ne düşündüğünüzü bizlerle paylaşmanızı rica etmiştim: “Kılını kıpırdatamaz (. . .) Elimizde 38 adet yolsuzluk kaseti var.” Hiç birinizden ses çıkmadı.

      Bu defa ilginç bir uyarı, Cumhur İttifakı’nın Kemalist bileşeninden değil, bizatihi iktidar partisinin kalemşöründen geliyor. Erdoğan’a, “Sakın YSK İstanbul seçimini iptal etmesin” demeğe getirerek uyarıp ona kendi köşesinden sesleniyor:

      “Onu görevden alırsanız, partisi ona sahip çıkar, saldırırlar, İmamoğlu AK Parti’nin başına bela olur ve bir takım yolsuzluk dosyaları açılır ki, ortalık çamur deryasına döner.”

      Ne dersiniz?

      Dilipak’ın uyarı ve öngörüsünü ciddiye mi alalım? Yoksa, “Boş verin siz o AK Parti gemisinin küpeştesinde zuhur eden farelerin kendilerini kurtarmak için ortaya attıkları boş iddiaları” mı diyorsunuz?

      Yoksa, İranlı uyuşturucu baronuyla iş tutan milletvekiliniz Burhan Kuzu, “Bu FETÖcü tesettür şirketinin mallarını boykot edin!” çağrısında bulunduktan sonra, cükkayı kapıp aynı şirketin moda haftasının profesyoneldanışmanlığını üstlenen Hilal Kaplan örneklerinde (bana “Çok güzel işler bunlar!é dedirten) sergilediğiniz tutumu bir kez daha yineleyecek, ve suskunluğu mu yeğleyeceksiniz?

      Gerçekten “ortalığın çamur deryasına dönmesi”ne neden olacak kadar ağır mı iktidarınızın işlediği vukuatlar?

      • Eğer İstanbul BB için tekrar seçim yapılmazsa , Ekrem İmamoğlu ‘nun başkanlığı iktidar tarafından da tescillenir de , bu durum , bir sus payı olarak muhalefet tarafından değerlendirilip , varsa yolsuzluk ortaya çıkarılmazsa , muhalefetin inanılırlığı kalır mı ? Sayın Bernar bey.
        Her ne şart altında olursa olsun , milletin menfati esastır. Siyasilerin değil.
        Yani iktidar imamoğlunun başkanlığını kabul etsin , muhalefet de , (varsa) yolsuzlukları görmezden gelsin. Eğer sistem bu şekilde çalışıyor / çalışacaksa zaten sistem iktidarıyla , muhalefetiyle toptan çürümüş demektir.

        • Valla onu bunu bilmem, Doğruya doğru arkadaşım. Ne bunların menfaati ilgilendiriyor beni, ne de kişisel veya partisel bekası. Elimde olsa, bu AK Partili ve CHP’li belediyelere her akşam ellerineki elektronik defter-i kebirlerle Danıştay’a gitme ve o günlük akceli işlerini onaylatma zorunluluğu getiririm -hani şu adli gözetim şartıyla serbest bırakılanların her gün polis karakoluna gidip imza atması gibi. Bunlara ancak böyle mukayyet olunur.

          Kimse Saadet Partisi’ne iltimas geçtiğimi düşünmesin. Onlar da dört aydan dört aya yılda üç kere gitsinler 🙂

  22. Fehmi Koru ne diyor?
    “Medya kendini yerden yere vuruyor..”
    Yani
    Kendi kendini yok ediyor…
    NOKTA.
    *
    Fehmi Koru ne diyor:
    “Yeni partiden önce yeni bir medya yapılanması gerekiyor galiba…”
    Bizim medya ve TV dışında…
    Yıllar önce Çağlar Cilara programına davet etti, katıldım…
    Sonunda o da kendisi özel yayına başladı…
    Reytingi de gayet yüksek…
    Örnekler çok…
    NOKTA.
    *
    En güzel örnek mi?
    FEHMİ KORU ve OCAK MEDYA…
    TV5’te çok programa katıldım, biliyorum…
    TV5 de çok canlandı, daha da canlanabilir; dinleseler…
    Aynı şekilde neredeyse yarım asırlık MİLLÎ GAZETE de gelişebilir…
    NOKTALI VİRGÜL!
    *
    Neyse…
    2 tavsiyem şimdilik şöyle:
    1
    http://www.akevler.org
    2
    https://www.youtube.com/channel/UCFo3tKrGvXdcWpcpSXwpLfg
    İslam Medeniyeti Vakfı – YouTube
    https://www.youtube.com/channel/UCFo3tKrGvXdcWpcpSXwpLfg
    Bu kanalda Kur’an’ı anlama ve hayatımıza uygulama üzerine videolar mevcuttur. İslam Medeniyeti Vakfı olarak bu minvalde çalışmalar yapılmaktadır. Çalışmalar …
    *
    Ve’s-SELAM…
    RNE

    • Cumartesi gecesi 22.45
      AKİT TVde bu konuları görüşecekmişiz…
      Daveti kabul ettim, MEDYA dahil seçim vs.yi anlatırım…
      Pazar sabahları İslam Medeniyeti Vakfı’na bekleriz; saat 09.00dan itibaren…
      Önce bendeniz konularımızı anlatıyorum, sonra Dr. Süleyman Akdemir saat 10’dan itibaren…
      Selam ve dua…

  23. İnsanlığın dört büyük sorunu vardır.
    1) Karşılıksız Nakit. Dolar’ı tahtından indirmedikçe dünyanın nefes alması mümkün değildir. Bunu tahtından indirmek için de altın bononun Dolar yerine ikame edilmesi gerekmektedir. Bunu ancak kuyumcular kooperatifi yapabilir.
    2) Provokatör gizli istihbarat. Terörün kaynağı, teröre karşı kurulduğu iddia edilen provokatör gizli istihbarattır. Çözümü açık istihbarattır ve istihbaratın provoke etmesine izin verilmemesidir. Açık istihbarat, herkese kendi aleyhinde söylenenlerin bildirilmesidir. “Senin için bunu diyorlar.” denecek. Cevabı da dosyaya konacak. Kişinin bilgisinde olmayan herhangi bir iddia resmi kayıtlarda bulunmayacak.
    3) Merkezi yönetim ve hakimlik sistemidir. Yerinden yönetim ve hakemlik sistemi gelmelidir. Bunu sağlamak ancak semt kooperatifleri ile mümkündür.
    4) Basın özgürlüğü. İnsanlığın en büyük sorunu Sermaye’nin esaretindeki basındır. Bunun çözümü de basın kooperatifleridir. Okuyucular ortak olacaklar. Yazarlar yönetici olacaklar. Basın kendi yağıyla kavrulmalıdır. Özgür basına değil, özgür yazara ulaştığımız zaman herkes rahat edecektir. Bizim 60 senelik kooperatifçiliği unuttunuz, hatırlayamıyorsunuz ama başka çıkar yol yoktur.

  24. Sayın Koru’nun bugünkü yazısının ana teması medya, ve medyanın iktidar partisine ne kazandırıp ne kaybettirdiği. Bana ilginç gelen, yazının bütününde bir ayrıntı gibi duran, sanırım kimi okurların gözden kaçırdığı şu cümle: “AK Parti oyları yüzde 35’i bile bulmadı.”

    Yeni bir partinin muhtemel kuruluşunda ve bunun zamanlamasında, AK Parti’nin 31 Mart seçimlerinde alacağı oy da dikkate değer bir etmen olacaktı. Bunu bildiğim için, Pazartesi akşamından itibaren üç dört günümü, AK Parti’nin aldığı oy oranının ne olduğu sorusuna yanıt aramaya hasrettim desem mübalağa olmaz. Onca seçim analizi yazısından sonra, benim ulaştığım sonuç, AK Parti oylarının yüzde 37 ya da 38’e gerilemiş olduğu idi. Bu nedenle, sn. Koru’nun o cümlesi bana hem ilginç, hem de dikkate değer göründü.

    Yeni bir partinin kurulmasını, ya da dindar muhafazakarların Saadet Partisi çatısı altında güç birliğine yönelmesini pek çok istediğim için, Koru’nun verdiği oran beni yakın geleceğe ilişkin daha iyimser kıldı. Çünkü, ekonomi başta gelmek üzere toplumsal hayatımızın her alanında ülkeyi geriye götüren, sorun üzerine sorun yaratan bu iktidarın hepimize kaybettirdiğini düşünüyorum. Ama, tek neden bu değil:

    Siyasal tutuklu ve hükümlülerin, Gülen çevresindeki dar bir ekiple darbecilerin bağışlanmaz günahlarının ceremesinin onların omuzlarına yüklendiği sıradan Cemaat üye ve sempatizanlarının özgürlüklerine kavuşacakları günleri dört gözle bekliyorum. Yüzbinlerce insanın alenen terörist ilan edildiği, halkın bir yarısının diğer yarısının vatanseverliğini kuşkuyla karşılayıp sorguladığı, başarısız bir siyasi parti liderinin -her ne yaparsa yapsın- mutlaka ve her koşulda destekenmesinin vatanseverliğin tek ölçütü haline getirildiği bir ülkede, adalet ve kalkınma, toplumsal barış gibi ortak hedeflerimize ulaşamayıp giserek bunların daha çok gerisine düşeceğimizi biliyorum.

    İktidar medyasının militan gazetesi Yeni Şafak’ta okunmaya değer yazar kalmadı. Yüzeysellikte ve hamaset üretimine dayalı tarafgirlikte, Sabah Gazetesi ile bu gazete İstanbul seçimlerinde olduğu gibi atbaşı yarışıyor.

    Bir kaç istisnadan biri olan Eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk, kendisini yüzeysellikten sakınarak yazı yazmaya çalışıyor. Bir kaç gün önce, o da iktidar medyasını konu alan bir yazı yazmıştı köşesinde.

    “Türkiye’de medya güvenilirlik, basın ahlakı, doğru haber, objektif tutum konusunda son derece sıkıntılı bir halde” diyen Öztürk, BBC, Voice of Amerika, Sputnik, Deutsche Welle gibi Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarının yükselişine dikkat çektikten sonra, bir itirafta bulunuyor:

    “Üzülerek söylemeliyim ki, yabancı medyanın izlenme, okunma ve etki oranları Türk medyasından daha fazla.”

    Bence de öyle. Durum, sadece bu tür yabancı medya kuruluşlarından ibaret de değil.

    Gazetecilik Fakültesi mezunu genç bir bayanla kameraman arkadaşının oluşturduğu iki kişilik mütevazi ekipten oluşan ve Youtube üzerinden video paylaşımında bulunan Halk Ekranı’nın (seçimler geride kalmış olmasına rağmen) son dört videosunun izlenme oranlarına bir bakın, belki siz de Öztürk’e hak verirsiniz. Video başlıkları ve izlenme sayıları aşağıdaki gibi:

    “Ekrem İmamoğlu Mazbatasını Aldı! Ne Düşünüyorsunuz?” 212.246
    “AKP Grup Başkanvekili: “Her Gün Simit Yeseler Asgari Ücret Yeter.” dedi. Peki, Halk Ne Diyor?” 155.268
    “İşsizlik Rekor Kırdı! Ne Düşünüyorsunuz?” 38.790
    “Sizce AK Parti İstanbul’u Neden Kaybetti?” 42.531

    Bu iki kişilik ekibin dört beş hafta önceki “Rize AK Parti’den Memnun Mu?”başlıklı videosu da 1milyon 742 bin 611 kişi tarafından izlenmişti.

    Diğer şehirlere kendi ceplerinden ödedikleri parayla seyahat eden, konaklama gibi masraflarını kendi ceplerinden karşılayan şu iki gence bakın, bir de milyar liralar döken, dev ve rengarenk gözalıcı stüdyolarda üretilen ürünlerin değersizliğine!

  25. Yaniliyorsunuz Fehmi Bey; Guc zehirlenmesi oyle bir noktada ki hicbirseyin farkinda degiller.Muhasebe edeyim ne oluyor bize ,neye evrildik ne olduk biz diyecek basiret coktan tukendi.

  26. İtibarları kalmamışmış!..Kendi ilkelerine itibar etmeyenin itibarı mı kalır?Güce sahip olunca hak,hukuk gözetmeksizin burunlarının diki doğrultusunda toplumu yönlendireceklerini sandılar.Bu işin böyle olacağı baştan belliydi de gücün sarhoşluğunda akibetlerini kestiremediler.Söyledikleri,söyleyecekleri yeni birşeyleri yok.Bu yüzden uzun zamandır hiçbirisinin yazılarını takip etmiyorum.O kadar soğumuşum ki,bir zamanlar ilgiyle takip ettiğim edebiyat,sosyoloji yazıları yazanlarını dahi aramıyorum.Ama Karar yazarlarını,Abdurrahman Dilipakı halen okuyorum;çünkü Onlar belli seviyede yanlışa yanlış diyebiliyorlar.

    Bir de şu gerçek var.Gelişen teknoloji basını da artık farklı bir mecraya kaydırıyor.Dünkü yazınıza geceleyin bir vesileyle şu yorumu not etmiştim;ilgisi dolayısıyla tekrar etmek istiyorum:

    “Okumaların dijital dünyaya ayak uydurduğu,teknolojik kolaylıkların okuru pasiflikten çıkartıp,fikir üretimine katılmaya yönlendirerek öğreticiliğin yeni bir boyut kazandığı şu yaşadığımız zaman diliminde Fehmi beyin bu sitesi bir ekol hüviyetine büründüğü gibi,yeni fikirlerin üretilmesine ve çoğaltılmasına da katkıda bulunuyor.İnşallah iyiniyetli okur-yazar gayretleriyle toplumsal barışın ve huzurun tesisinin sağlanmasında da önemli bir misyonu olacak,benzerlerine de iyi örnek teşkil edecek…”Demiştim.

    Şu günlerde belki de Fehmi bey, “gel,sana ihtiyacımız var “diye eski arkadaşları tarafından aranabilir.Artık yetmiş yaşına merdiven dayamış bir duayenin böylesi bir teklif ihtimaline müspet cevap vermesinin de kendisi için yanlış karar olacağı düşüncesindeyim.Şu sitedeki özgür duruşunu devam ettirmesi halinde ise tarihe adını yazdırabilir;olumlu manada…

    • Uğur Bey,
      “Şu günlerde belki de Fehmi bey, “gel,sana ihtiyacımız var “diye eski arkadaşları tarafından aranabilir.Artık yetmiş yaşına merdiven dayamış bir duayenin böylesi bir teklif ihtimaline müspet cevap vermesinin de kendisi için yanlış karar olacağı düşüncesindeyim.Şu sitedeki özgür duruşunu devam ettirmesi halinde ise tarihe adını yazdırabilir;olumlu manada…” demişsiniz.
      ” Özgür duruş” ile nerede yazarsa yazsın,nerede konuşursa konuşsun baş-göz üstüne.
      Site aynı zamanda,karbondioksit salınımı yapan medyanın mücavir alanının dışında,hayatta-ayakta kalmayı sağlıyan oksijenli alan gibi.
      ‘Özgür Duruş’un, nüfuz alanını genişletmesi için,nüfusu da hesaba katması gerekir.
      Fehmi Bey’i zemin dışına iten,en tepeden en aşağıya kadar kim varsa,Fehmi Bey’e pişmanlık duyacakları bir iyilik ( niyetleri o olmasa da) etmişler.’ Pişmanlık duyacakları’ sözünü şunun için sarfediyorum : Bu takım,kirlenmiyen ve kirletmiyenlerin varlığından rahatsız-huzursuz olan bir takım.Bir medya neslini de mahvettiler,mahvolmak için gönüllü olan mebzul miktardakiler de, ‘failleri’ ile hemhâl oldukları iklimi oluşturdular.’Alan memnun,veren memnun’ dönemi yaşandı. Artık, “Ne alan,ne de veren memnun” dönemini yaşıyacaklar. Bazıları son defa kullanılacak.Tekrar kullanılacakları bir dönem yaşarsak yazık olur.

    • Dilipak,Nizam Partisinin kapanışından,aradakilerden,Sincan,Mavi Marmara,ila âhir.. burnu iyi (!) koku alan bir medya mensubudur.
      Yapılırken de,yıkılırken de bulunur…

  27. Uğur
    18 Nisan 2019 at 23:54
    Nurdan hanım merhaba.

    Merhaba Uğur bey! Dünkü yazida bana sorulan soruya cevap yazmiştim!
    Soruda benim iftira attiğimdan bahs ediyordu bende kimin olduğunu bile bilmesi için o tarihleri verdim.

    Aslinda burdaki ihtidari savunanlarin genelikle yorumlarini (orjinal “H Gayret” hariç) okumam.

    Orjinal H Gayret! yorumlari okumadan her yorumun altina kisaca yorum yazan olani.

  28. Çok şükür Tartışma programları izleme alışkanlığımı yendim. Uzun bir süredir takip etmiyorum. Genellikle aynı görüşteki kişileri davet ederler; kendileri oynayıp kendileri gülerlerdi.
    Medya ve basın reytinglere göre ilerler. Kanal D Spikeri Buket Aydın hanım, Kılıçdaroğlu’ya yaptığı alaycı gülümseme yüzünden bu günlerde reytingin dibini görmektedir. Yeni medya basın yapılanması böyle parçalanacaktır. Kendi sonları kendilerin elindedir.
    Asıl mesele trollerdir. Her yerde Kraldan çok kralcı dolmuştur. Onları okuyunca acıyorum. Devir duygusal devri değildir asıl devir objektif devirdir.
    SAYGILAR SEVGİLER

  29. Fehmi bey! Bu resimleri nerden buluyorsunuz? Yazinin başlığını okumadan! “Fehmi bey bugün havuzculari yazmiş” dedim.

    Bu ara AKP liler üretim fabrikasinda belge üretmekle meşgul oldukları için havuzdakilere malzame vermeye firsatlari olmadiğindan dolayi Zavallilar öksüz kaldı.

      • Aleykum Selam Tarik bey! Sizin gibi Fehmi beyin görselleri ve yazilari benimde ilgimi çekiyor 1998 ve 2001 arasi hariç Fehmi beyi uzun zamandir okuyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here