Muhalefet partilerine soğuk duş niyetine bir yazı

49

Her gün değişik konularda kalem oynatanlara en sık sorulan, yazmaya değecek malzemeyi nasıl bulduklarıdır. “Her gün, her gün nasıl yazacak konu buluyorsunuz?” sorusu pek sık işitilir.

Yazı bir disiplin işidir oysa.

Attila İlhan arkasında sayısız şiir, onlarca roman ve binlerce makale bıraktı. Sorulduğunda, “Ben her gün yalnızca bir sayfa yazıyorum” dediğini hatırlıyorum.

O kadar birikim her gün tek sayfalık verimle ortaya çıkmış bulunuyor.

Geçen gün eski bir konuyu işlerken ‘fehmikoru.com’ sitesini ilk hangi gün devreye soktuğumu da yazmam gerekti; a o da ne, 9 Haziran 2016 tarihinden beri, hiç duraklamadan, bir gün bile savsaklamadan, her gün bir şeyler karalıyormuşum.

Toplam 600’den fazla yazı ediyor.

Herbiri A4 kağıtla 2-3 sayfalık yazılar…

İşin sırrı

Özenip de becereceğinden tereddüt geçirenlere bugün bir tüyo vereceğim: Hemen her dönemin döne döne yazıldığında kimsenin itiraz etmeyeceği, bıkkınlık verdi denilmeyecek popüler bir konusu vardır; masa başına oturduğunuzda, ele almak için aklınıza başka konu gelmiyorsa onu işlersiniz…

Son dönemin popüler konusu ittifak olayı…

Bizi, siyasi yorumcuları, daha hayli zaman meşgul edeceğe benzeyen konudur bu.

Yıllar önce, hadi tam yılını da vereyim 1991 yılında, sonuç alıcı ilk ittifak, aday listeleri Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilene kadar muallakta tutulmuştu.

İttifak oluşmuştu oluşmasına, ancak içinde yer alan üç parti son ana kadar etrafa renk vermemeye çalışmıştı.

O kadar aşırıya vardırıldı ki bu ihtiyat, ‘ittifak’ içerisinde yer alan partiler (Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrat Parti) bile, “Acaba son anda kazık yer miyiz?” endişesiyle, ayrı aday listelerini hazır bekletmişlerdi.

Başarılı oldu o ittifak.

Bir önceki seçimde (29 Kasım 1987) RP 7.2, MÇP 2.9 oy oranıyla baraja takılmıştı; iki partinin ittifakının yüzde 10’u kıl payı da olsa geçmeye yarayacağı hesap edilirken gidilen ‘ittifak’, seçimde (20 Ekim 1991), yüzde 16.9 oy birikimi sonucunu getirmiş; tek başına girdiği bir sonraki seçimde (24 Aralık 1995), RP, oylarını yüzde 21.4’e yükselterek sandıktan birinci parti çıkmayı başarabilmişti.

AK Parti benzer bir durumun önümüzdeki genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanmasını bekliyor.

Dün Ak Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘ittifak’ oylarının en az yüzde 60’ı bulacağı ‘müjdesini’ partililerle paylaştı.

Aritmetik olarak doğru bir hesap bu. 1 Kasım 2015 seçiminde AK Parti yüzde 49.5, MHP de yüzde 11.9 oy almıştı; iki oranın toplamı yüzde 60’ı aşıyor.

Bu durumda karşı tarafa havlu atmak mı düşüyor?

Formül bulmazlarsa muhalefetin işi zor

Açık sözlü olmam gerekirse bu soruya “Evet” cevabını vermek zorundayım. Geriye kalan partiler beş benzemez gibi; hepsini biraraya getirmek ve o birliktelikten bir sinerji çıkarmak olağanüstü güç. Ayrı ayrı seçime gidildiğinde ise, CHP –ve bir noktaya kadar HDP– dışındaki muhalif partilerin baraj diye bir sorunu var.

Partilerin baraja takılması ‘cumhur ittifakı’ adını alan birlikteliğe ek kazanç getirecektir.

Kesinlikle zor bir durum.

Zor durumu aşmanın yolu, daha önce az oy almış veya yeni kurulmuş partilerin, seçime ayrı ayrı gideceklerse, bu seçimde baraj sorunu yaşamayacaklarına geniş bir kitleyi ikna etmelerinden geçiyor.

Saadet Partisi (SP) son seçimde yüzde 1’in altında oy almıştı, İYİ Parti ise yeni kuruldu; HDP seçmeni partilerinin baraj sorunu yaşamayacağından emin görünüyor.

İYİ Parti ile SP bu açmazı aşmak zorunda.

Aşabilirler. AK Parti kurulur kurulmaz yüzde 35 oyla tek başına iktidar olabilmişti; SP’nin öncüsü sayılan RP, iki hamlede baraja takılan parti olmaktan kurtulup kendisine iktidar yolunu açan oy oranını yakalayabildi.

Kolay mı bu?

Hiç kolay değil.

Aritmetiğin soğuk gerçeğini tersine çevirecek bir formül bulunmazsa hatta imkânsız da.

“Demokrasilerde çare tükenmez” sözü böyle ortamlar için söylenmiştir.

Çareyi bulan kazanır.

Bir seçimde (7 Haziran 2015) tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybeden AK Parti seçimi tekrarlatarak (1 Kasım 2015) iktidarını tazelemişti; ‘yüzde 50+1’ zorluğunu da ‘MHP ittifakı’ ile aşmaya çalışıyor AK Parti. Demek ki, çare bulunabiliyor.

Demiştim ben size, konu sıkıntısı çekildiğinde eldeki popüler konu imdada yetişir diye; ittifak konusu bugün bana ilaç gibi geldi işte.

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. “……kinayeler yaparak şahsımı incitici iğnelemelerle ifade etmeseniz….. suçlamasanız ben de sizin isminizi bilmeyi bu kadar önemsemezdim…” Necip Güven….

    Şahsi incitme iğneleme gibi bir amaç yok(tu) sadece konuya sondaj var(dı). Hassasiyeti biraz da aldatılmış olmakla incinmiş müslüman seçmenlerin ıstırabına gösterin….

    Burada hedef olan, söz sahibi bir partizan, başka biri var mıydı göze çarpan? Şahsi onura dokunan şeylere zaten gerekli müdahele yapılıyor (editör ve hatta yorumcu arkadaşlar var). Kinaye yapayım dediniz de size yapmayın mı dedik?

    İsim sorgulama işi ortaya çıkan ilk konu ve benden değil sizden çıktı bu. Sebep sonuç ilişkisi (tavuk ve yumurta meselesi!). Hepsini unutalım, sadede gelelim; cevaba davetim hala geçerli….

  2. “…Eğer güvenim olmasaydı adımı da görüşlerimi de açıkça yazacak cesaretim olmazdı…” Necip Güven 1 Nisan 2018 at 10:20

    Argümanınızda yine tutarsızsınız, çünkü görüşe davet edildiniz ancak gorüs falan bildirmiş degilsiniz. Güveni olan ismi bahane etmeden işin özüne direkt olarak girer meseleyi uzatmazdı. Burada yorum yazmaga başladığımda ismime bu şekilde bir kısaltma yaptım (siz yersiz spekulasyona girdiniz). Editörün burada herkesin kısaltma/rumuz degil ismini kullanması gerekli diye bir kuralı olsaydı herhalde uyardım. Yorumcular siz istediniz diye, keyfinize göre hareket etmek zorunda degil. Ber.-Kut bey de muhalif bir yorum yapınca aynı şeyi yaptınız. «Önce isminizi bir alalım!» şeklinde ükelalık türünde bir imajdı bu. Neymiş! bey mi hanım mı olarak hitap etme sıkıntısı çekiyormuş! «Sayın» ile hitabı akledemediniz (muhakeme eksikliği!). Netice olarak, editorun verdiği esneklikte enseye göre traş! Didem Kuz, A. Serdar’ın H.K. adı/rumuzuyla bir sorunu olmadı. Demek ki fikir kadar önemli bir şey değilmiş. Adab izafi bir kavram. Kimseye de adap ve usul ögretmeye kalkmayın.

    • Fikirlerinizi, hakkımda kafanızda oluşturduğunuz yanlış imajlarına göre yerli yersiz kinayeler yaparak şahsımı incitici iğnelemelerle ifade etmeseniz, uydurma düşüncelerinize göre adım ve soyadımla kafiyeler kurmasanız, işinize gelmediğinde beni farklı isimle yazmakla, sevmediklerinizin danışmanı olmakla ve benzeri doğru olmayan şeylerle suçlamasanız ben de sizin isminizi bilmeyi bu kadar önemsemezdim. Ama bana bu kadar rahatlıkla yanlış suçlama ve ithamlar yapabilenin en azından doğru ve gerçek ismini bilmeye hakkım var. Yazınızda belirttiğiniz Ber.Kut. beyle olan diyaloğumuzu bir daha düzgünce okursanız karşıt görüşde de olsa iki fikir insanının birbirine karşı nasıl bir adap ve üslup kullanması gerektiğini ve Ber.Kut. beyin bunu özellikle ne şekilde belirttiğini ve ismini de çekinmeden lütfettiğini farkedersiniz. Örnek olması dileğiyle tekrar dikkatinize sunarım.

      Ber. Kut 24 Mart 2018 at 18:04
      Necip Bey,

      Yanıt oluşturan yorumunuzu ilgiyle ve dikkatle okudum. İlk metninizde olduğu gibi, militan bir taraftarlıktan ve ucuz hamaset dilinden uzak, fikirlerle örülü, muhattabınıza saygıyla yaklaşan bir üslubunuz var. Bunu yüreklendirici buluyor ve teşekkür ediyorum. Fikir ve gözlemlerimiz arasında farklılıklar, hatta çok derin farklılıklar olabiliir. Buna rağmen saygı temelinde bir diyalog kurabilmek, diğer insanların neler düşündüklerine gerçek ve içten bir merakla kulak vermek, sanırım hepimize kazandırır, hiçbirimizden bir şey eksiltmez. (Bu arada, gerçek ismim Bernar Kutluğ).
      http://fehmikoru.com/hurriyet-satildi-mi-yoksa-el-mi-degistirdi-devlet-gazetesi-ne-demek/

      • İyi bir fikir tartışmacısının, yapması gerekenin sadece fikirlerle ilgili görüş bildirmek olduğunu, ne kadar karşıt fikirler ileri sürse de kişinin şahsiyetine, inandıklarına, sevdiklerine, ismine ve benzeri kişisel özelliklerine asla dil uzatılmaması gerektiğini bilmesi, karşıdaki tarafından alay veya aşağılanma olarak algılanmayacak ifadeler kullanması gerekir. Bu yağıldığı takdirde artık iş kişiselleşmiş ve fikir tartışması ortadan kalkmıştır. Bu yüzden şahsi ilişkileri olması gereken düzlemden kaymış kişilerin bir konuda fikir belirtmeleri artık boş gevezeliktir ve toplum içinde kutuplaşma bu sebepten ortaya çıkmaktadır. Eğer bir muhalif eleştirisini iyi niyetle ve düzgün bir üslupla kişisel aşağılama ve suçlamalara girmeden ifade etse karşısındakinden de o şekilde saygın bir tavır görür. Aksi durumda ortam her türlü kaosa açık olmaktadır.

        • Sizin yazılanı algılama ve algıladığınızı insanlara yansıtma yanlışınıza sizden bir örnek vermek isterim.

          Ben Ber.Kut. beye şunu demişim cevabımda : Necip Güven 23 Mart 2018 at 15:10
          Açık sözlü yorumunuza katılıp birkaç hususa açıklık getirmek isterim. Emin olamadığımdan isminizle hitap edemediğim için kusuruma bakmayın.

          Siz bir titizlik ifade eden bu ifadeyi tam tersine algılıyor ve yukarıdaki yazınızda şunu söylüyorsunuz: Ber.-Kut bey de muhalif bir yorum yapınca aynı şeyi yaptınız. «Önce isminizi bir alalım!» şeklinde ükelalık türünde bir imajdı bu

          Bence adap ve üslupdan önce algılamanızı da düzeltmeye ihtiyacınız olabilir.

      • “….. göre adım ve soyadımla kafiyeler kurmasanız beni farklı isimle yazmakla, sevmediklerinizin danışmanı olmakla… suçlamasanız”

        “necip” ile kafiye yok. Suçlama yok (algı eksikligi!). “güven” bir sıfattır isim yazma meselesini çok uzattiginiz icin, buna ragmen konuya girme cesareti gosteremediginiz icin kullandığınız soyada uydu. Ayrica “kullandiginiz soyad demek” ayridir. “farkli isimle yazmakla suclamak” ayri (algi ve muhakeme eksikligi!)

  3. Ben de bir kinaye yapayım madem, kullandığı isim ve soyadı H.K. olan sayın yorumcu arkadaş ;Herkesin ne gördüğünü kimsenin kimseye öğretmesine gerek yok bu dünyada . Hele ki topu kimin taca attığı bütün seyircilerin malumu.

    • Necip Bey fikir soruyordunuz, liste vererek ve buyrun okuyun diyorum. Şimdi de vazgeç diyorsun, ben kinaye yapacam! (hadi yapın bakalım!). Halbuki bir yerinde ne demişim (http://fehmikoru.com/uyandirma-servisi-sacma-konulari-tartisacagimiza-bunu-tartissak-ya/ H.K. 30 Mart 2018 at 05:51): “Bir müslümana aklı başında samimi bir dindaşını kırmak yakışmaz. Kasten böyle yapan bu işin vebaline girmiştir. Diğer taraftan, aklı başında olmayıp müslüman geçinirken çelişkili yaşantısıyla kötü örnek olmuş olmakla DiN’e zarar verenlere sessiz kalmak, belki daha büyük bir vebal”. Baglantılı olarak dikkatinize sunacagım bir nokta da şu; Seyredenlerin de bir seyredeni/kalplerini bileni var! her şey O’nun malumu, ve en objektif olan O!

      *****
      Tipik bir siyasetçi ağzıyla çekiniz nutuk…
      “Yukarsı bıyık, aşağsı sakal“, diliniz tutuk!
      Ne bir muhakeme gücü, ne kendine güven,
      Sayın yorumcular! işte bu kadar Necip Güven!
      *****

      Halbuki açık kapı var(dı) … “acaba” dedim. Büyük Konak’ta yüzlerce danışman varmış, demek ki biri pek bi işe yaramıyor…. Ah zavallı memleket, iyi hafta sonları!

      • Necip Güven 30 Mart 2018 at 11:40
        Genel olarak gerçek ismini açıkça yazamayanların, gerçek ve açık bir fikir yazamayacağını düşündüğümden cevap vermiyorum .
        Bana ta ilk başta yazdığım bu ibarenin ne kadar doğru olduğunu test etme şansı verdiniz. Size kinaye ve kafiye yapma çabalarınızda başarılar dilerim. Ama kafiye yapacağım diye bu kadar zorlanacağınıza, biraz adap ve üslup çalışmanızı da tavsiye ederim.

        • Herkesin usulü ayrıdır, Necip Bey. Ülkenin hakkıyle ve tertemiz yönetimi konusunda hassasiyetler de ayrıdır. Sizinki ortaya çıktı. Sorunlarin fikirle sorgulanmasinda kafiyeli sondaj da bir usuldur. Ama, ne düz yazıyla ne de kafiyeli olarak konuya girebildiniz. Bu nasıl algılanacaktı, ya muhakeme ya da güven eksikliği! Konuya girmemek için hep bahane ürettiniz, son bahaneniz de “adap”. Bu husus zaten editorun kontrolunde olan bir şey. Amaç belli davet belli, ama siz gelin gibi “yerim der” uslubunu hiç bırakmadınız. Ben de size bu usluptan vazgecmenizi tavsiye ederim. Ayrıca, kullandıgınız soyada yakışır bir “kendine güven” geliştirseniz fena mı olur…

          • Allaha çok şükür kendime de düşüncelerime de güvenim yerinde. Eğer güvenim olmasaydı adımı da görüşlerimi de açıkça yazacak cesaretim olmazdı. Bu yüzden adını soyadını bile açıkça yazacak cesareti olmayan birinden tavsiye alacak konumda olduğumu düşünmüyorum. Bir yazarın adabı da üslubu da kendine ait ve özgün olmalıdır. Başka bir editörün kontroluna bırakılan buna göre ayarlanan edep ve adabın vay haline.

  4. “..fikir yazamayacağını düşündüğümden cevap vermiyorum” Necip Güven 30 Mart 2018 at 11:40

    Necip bey, yanlış düşünüyorsunuz! Degisik vesilelerle burada ileri sürülen fikir ve ifadelere atıfta bulunarak ucundan kıyısından konuya girer fikrimi ifade ederim, bazen kısa bazen de uzunca olur. Bence fikir önemlidir, isim/rumuz değil. Şu isim takıntısını anlamış değilim, bunu bahane olarak ilk ileri süren de siz değilsiniz. Yahu, farzedin ki ismim çok uzun, ya da komik yanı var (Hakanhakkatapan Karizmatikkıymetligillerdenbirademoğlu) bunun tekrar tekrar yazılması riskli, hata yapma ihtimali yüksek değil mi? H.K. ise gayet pratik, yetmiyor mu? isterseniz, Sn. H.K. diye hitap edebilirsiniz, “Bey”lik peşinde değilim.

    Kullandığınız isim Necip ama, burada kullandığı ifadelerden yararlandığımız yorumculardan Abdurrahman Serdar’ın deyimiyle, siz “yerim dar” diyen bir gelin gibi nazlanıyorsunuz, bence.

    • Sayın H.K. peki sizin gönlünüz olsun böyle hitap edeyim . Benim kullandığım isim değil gerçek ismim Necip, siz rahatlıkla adımı kullanabilirsiniz. Yalnız neye nazlandığımı da bir açıklarsanız memnun olurum. Çok fazla kinayeli olunca ben anlamıyorum asıl ifade edilmek isteneni bağışlayın.

  5. FETÖ+CİA ortaklığı ile yapılan 15 temmuz darbe girişiminde Büyükadadan 1 gün sonra yurt dışına kaçan
    Ajan Hanry Barkey denmi bahsediyorsunuz Nurdan hanım?

  6. « ….Onun için bu PARTİLERden hiçbiri, ÇİN’de bile MEVCUT olan “RÜŞVET ve YOLSUZLUKLA MÜCADELE BAKANLIĞI kurulması teklifi GETİREMEZ”. Abdurrahman Serdar 29 Mart 2018 at 12:24……

    Kalkar da biri « GETİREMEZ çünkü yeterince müslüman, yeterince adalet sahibi, hakkıyla kalkınmadan yana degildir…» derse haksız mı? Başkalarını parti-karşıtı algı operasyonu oluşturmakla itham edenler, partizan icraatlarıyla nasıl bir algı oluşturduklarını görmekten ve kabul etmekten aciz hale düştüler. Yukarda bıyık aşağıda sakal arasında dilleri tutuldu, “aşağısı sakal yukarısı bıyık, biz tüküremeyiz sessizliği…”. Paraları var, olabildiğince göz boyamağa, kandırmacılığa devamdan başka çareleri yok… Metal yorgunluğu var da gerçekten çare yok mu sahi? …. acaba ?….

    ******
    Adalet ve Kalkınma Partisi bugün ezbere isim
    Ümitlenip oy vermiştim, boşa gitti emeğim !
    Peki ama, etim budum ne…. yahu ben kimim?
    Aldatılmış garip bir vatandaş, ben bir seçmenim !

    Biraz empati! kendinizi benim yerime koyun
    Hesap soran Allahın kul’uyum, değilim koyun
    Aynı emsalde kıymeti olmalıydı ya, her oy’un
    Ama nerde adalet, binbir katakulli, hep oyun!
    ………

    Biliyoruz tavsiyen ne, oy verecek eşe dosta
    Oy vermesem de olur, sana göre hava hoş ta
    Dikkatine arzedilir bunlar ey Necip usta !
    Acep ne düşünürsün şu, yukardaki hususta ?

    *******

    • Genel olarak gerçek ismini açıkça yazamayanların, gerçek ve açık bir fikir yazamayacağını düşündüğümden cevap vermiyorum .

        • Sıla hanım bu işin muhaliflikle tarafgirlikle hiç alakası yok. Muhalif de olsa taraftar da olsa yazıların belli bir fikir içeriğinin olması, karşıtına da saygı içermesi , hakarete, küfüre, alaya ve benzeri değişik ve uygun olmayan içeriklere sahip olmaması ve yazanın yazısına tam sahip çıktığını göstermesi bakımından da adını soyadını açıklıkla belirtmesi gerekir. Bir yazının sorumluluğunu alamayan kişiler yazılarında her türlü ipe sapa gelmez lafı, ağza alınmayacak ibareleri kullanabiliyorlar, en hafifinden insanların gözünü, beynini ve zamanını boşuna meşgul edebiliyorlar. İsim belirtmemenin asıl maksadı, fikren başa çıkamadığıyla küfür hakaret ve benzeri yolla kendine göre başa çıkmayı sağlamak oluyor maalesef.

          • Ayrıca insan karşısındakine nasıl hitap edeceğini, bey mi hanım mı diyeceğini bilmek, üslup ve tavrını na göre ayarlamak ister. En azından buna saygı duyarak açıkça isim yazılmalı bu tür yorumlarda. Tabii ciddiye alınmak isteniyorsa.

  7. Birlikten kuvvet doğar. Romanya ve Moldovya birleşiyorlar. Rusya’nın Moldovya’yı yutma niyeti varsa, bu niyeti kursağında kalacaktır… Gelelim bize. Cumhur ittifakının karşısına Demokrasi ittifakı ile çıkmak aklın gereğidir. İyi Parti’nin baraj sorunu yok gibi gözüküyor. MHP’den büyük bir kayma var. Saadet Partisi ise hâlâ Abdullah Gül ve diğer dışlanmışları partisine katmadı. Katmalı ki yakaladıkları muhalif esinti bir seviyeye gelsin. Yüzde 1’den 10’a çıkabilsinler. Demokrasi ittifakı bana göre yüzde 45 oy alabilir: CHP: 25, İyi Parti ve Saadet 10’ar. Böylece Cumhur ittifakını geçebilirler.

  8. Yorumumun konuyla alakası yok sadece bir ricada bulunmak istedim ocak medyaya ahmet hocayı da (ahmet taşgetiren) ikna edin yazsın bu platformda onu bekleyen çok okuycu var benim gibi hasretle bekliyoruz yazılarını.

  9. Fehmi abi, affiniza siginarak birsey sormak istiyorum.

    Muhalefet de nasil olsa fazla bir enerji olmadigindan, elbette onlara yönelik soguk dus etkisi yapacak konular/yazilar ele alinabilir…

    Fakat benim sormak istedigim su, nasil olsa bu hükümet epeyce yipranmis durumda ve bircok kisi bu hükümetin artik düsmesini istemekte. Fehmi abi, siz bile %1 oy alamayan SP bel baglamissiniz… Adeta parti sözcülügüne bile savunmussunuz neredeyse..

    Diyorumki Fehmi abi, Abdullah gül hicmi dostu Erdogan ile görüsmez… Ona yol göstermez… Gitsin sohet etsinler.. OHAL veya KHK larin kaldirilmasin istesin örnegin… Bunu yapabilmesi mümkün degilmi ?

  10. Yazarın yazısından uzun yorumlar var. Şaşırıyorum hakikaten.
    Acaba okunduklarını filan mı sanıyorlar?
    Madem bu kadar meraklısınız siz de açın bir web sayfası.
    Fehmi Koru nun yerinde olsam, yorumlara, twitter benzeri karakter sınırlaması getirirdim.
    Mesela 250 karakteri geçemez gibi. :))

    • Değerli didem kuz bu konuda daha önce bir açıklama yapmıştı, sanırım okumuş olmalısınız. hem sn. Koru bugüne kadar bir sınırlama getirmediğine göre…siz kısa olan yorumları okumayı tercih etme hakkınızı kullanabilirsiniz. Uzunca yorum yapanlardan birisi olarak da beni ve “ukela” halimi maruz görünüz lütfen..saygıyla…

    • *****
      Bir katre yorum fakir-ü-fikir kalır, atışma!
      Bir görüş, teklif içerir, fikir verir tartışma !
      Anlaşılır halk dilinde, bence de atış serbest !
      Usturuplu hodri meydan, gerekirse kapışma!

      ******

      • Valla sizler de haklısınız. Neyse ki burası gazete sayfası gibi değil. Gazetenin her cm si altın değerinde iken burada her satır sayfa ücretsiz.
        Gene de siz siz olun yazarın yazısından uzun yorum yazmayın. :))

        • İyi başlasalar da her cm’si “altın” değerinde olan/kalan bir gazete mevcut değil, bence. Varsa ip ucu verin. Büyuk çoğunlugu ticari kaygilarla/para arsızlıgından kendilerini bır süre sonra “teneke” haline getiriyorlar, hatta. Yazı/yorum işi yazan acısından ayrıca zaman demek. Önem derecesine göre, geregi yokken kimse zaman kaybetmek istemez, aslında. Her okuryazar ilgisi ve bilgisine göre okur ve yazar. Serbest!

  11. Sayın Fehmi Koru; Kasım 2015 seçim sonuçlarını dikkate alırsak nisan 2017 referandumunda, Akp+mhp+hudapar+bbp aldığı % 51 oyu nereye koyacağız?

  12. Bir Gazetecinin konu kıtlığı çekmesi şaşılacak bir şey. Gelinin yerim dar demesi gibi bi şey.
    Hiçbir şey bulamadı isen tabiata yönel, İlahi hikmetlere ve keremine atıf yap
    Dön tarihe bir bak.
    Partilerin geçmişte yaptığı seçim vaadlerini gözden geçir.
    Cuma namazının seni iteklediği tefekkürü yorumla.
    Yahut :
    İcazet (öğrencinin yetişmiş olduğuna kail olma) esasına dayalı Medrese sistemi ile bugünkü 10 adet ZAYIFla veya hiç olmazsa 10 üzerinden (yarım bilgi ile) 5 alarak sınıf geçme usullerinin arasında ne gibi farklar ; yarar veya zarar doğmaktadır. Dünyada tüm fertlerine, okuma mecburiyeti getiren kaç ülke var. İSTİDAT ve KABİLİYET ne ifade eder ? Bu yüzden ülkenin ara eleman sıkıntısı ne safhadadır ?
    Kendinden emin olmıyan Bakan, M.Vekili, Belediye reisi, politikacı, İş adamı, turizmci, öğretim üyesi, askeri personel, yönetici, memur işçi var mıdır ? Partiler ve STK’lar içinde barındırılan böylesi kişiler mevcut mudur ? O halde, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı neden kurulmaz ?
    Kadına şiddet ve çocuk istismarı konusunda kanunlarda bir noksan, yanlışlık veya hata var mıdır?
    Kadınlara atfedilecek kusur noksan mevcut mudur ? Dekolte ve sexi gezmenin, gezdirmenin bu konuda etkisi olabilir mi ? Tecavüz ve katil olaylarında bu tutumların etkisi ne kadardır ? Medyanın bu konuda eksiği veya zararı var mıdır ? Tıp doktorları bu konuda neden görüş açıklama ihtiyacı duymamaktadır ? SUÇlarda artış görülmesi ne ile izah edilebilir ? Suç bataklıkları mevcut mudur ? Biri yer, biri bakar, kaidesi burada da söz konusu olabilir mi ? Bu gibi toplumun temel yaraları konusunda DİB korku dünyasını hala yaşıyacak mı ?
    Aile Mahkemelerindeki artış ve boşanmalar bir ÇAN çaldırıyor mu ? Sadece , Gaziantep’te, AİLE Mahkemesi sayısının 2002’den bu yana 0,5 (tek asliye mahkemesinden, 10 asliye mahkemesi, yani 20 misline yükseliş ne ile izah edilebilir ? Vicdanı olan varsa, bu gidiş vicdan sızlatmıyor mu ? Nedenleri ?….

    Bilirkişi ve şahitlerde hem konuya yakınlık ve mesleki bilgi, hem de ahlaki ve dürüstlük noktasından belli vesıflar aranması gerekmiyor mu ? Kanunlar buna göre çok geride değill mi ? Aynı vasıflar “Kamu HİZMETİ” gören kuruluşları işleten, o yerlerde çalışanlar için de mecburi olmalıdır.
    Avrupa B. Standartları ve aile anlayışı, gelişi-güzel reklamlar, ayrı yaşamalar aile yapımızı, geleneklerimizi, örf ve adetimizi dejenere etmekte ve unutturmaktadır. Bu çözülmeğe engel olmak için bazı Ülkelerde OLDUĞU gibi, geleneklerin korunması babında, YENİ EVLENENLER – zengin de olsalar – hiç olmazsa 2-3 yıl gibi belli bir SÜRE anne ve babaları ile BERABER yaşamak zorunluluğuna tabi tutulmalı.
    denilebilir mi ?
    İlahi ve tabii kanunlara aykırı hareket edenlere, bu dünyada bile, Allah’ın ağır bedel ödettirdiği oluyor mu ? Çocuk yapmıyan kadınlara ilahi ceze nedir ? Keza, çocuk emzirmiyen analar ne gibi ceza ile karşılaşır ? Zaniler ne gibi hastalığa yakalanır ? Çalışmıyan tembel kişileri ne gibi hastalıklar bekliyor ? ……
    Kadere inanmıyan ve KÜLLİ İRADEYE teslim olmıyan kişileri ne gibi psikolojik , sosyal,hastalıklar, depresyon, stres, ruhi, nörolojik hastalıklar, bunama, kalp sıkıntısı…… bekliyor ?
    Çok sayıda aç ve az gelirli aileler ve ÇOCUKLARI mevcutken, iştah kabartıcı, cezbedici suretlerde MEDYAda REKLAM Yapılması ve yaptırılması ne derece İNSANİdir ?
    Hırsızlık olayları da hızla yayılmaktadır. Nedenleri üzerinde duran var mı ? Önleyici tedbirler üzerinde veya günümüzdeki KOMİK cezalar konusunda düşünen mevcut mu ?
    İslam Türkiyede, Devletin ve Medyanın hala “mahalle baskısı” altında sayılabilir mi ? Medyada gündeme konu edilen yaşanan ve extrem konuların HAKİKİ İSLAMLA uzaktan ve yakından bir alakası var mıdır ? İslamın çilesini çeker ve ortalığı güllük gülüstanlık zannetmez ve fakirin, Hakkın, hukukun, mazlumun
    dertlerine yönelen, hasılı ense yapayım, demeyen kişiler için ortalıkta çok dert-çok mesele vardır, eşeliyecek.
    Koru, biraz geniş açıdan bakar ve İslamın, sahibsizlerin çilesini araştırırsa yazı konusu tükenmez

  13. İttifak
    Türk halkı nasıl oy kullanır?
    Türk halkının oy tercihlerini belirleyen etkenler vardır. İlk olarak kendisi İslami bir hayat yaşamasa bile oy vereceği kimsenin inançlı ve dini yaşamasını ister. İnönü Mustafa Kemal’den, Menderes İnönü’den, Demirel Menderes’ten, Özal Demirel’den daha dindar görülmüştür. Erbakan bunların hepsinden daha dindar bir kimseydi. Halkın nazarında Erdoğan da Erbakan kadar dindardır.
    İkinci etken orduya ilişkindir. Türk Milleti devletin varlığını orduya bağlar. Bu yüzden orduyu hesaba katmadan oy kullanmaz. İstiklal Savaşı’nda Padişah’a karşı ordunun yanında yer almıştır. Padişah’ı sevmek veya ona bağlı olmak ile devletin devamlılığı aynı şey değildi ve Padişah’ın başarma şansı yoktu. Mustafa Kemal’den sonra İnönü de ordu sayesinde iktidar olmuştur. Çok partili hayata geçildiğinde de bu devam etmiştir. Erbakan’ın değil de Erdoğan’ın desteklenmesinde de benzer süreçler görülebilir. Ordu şimdi Erdoğan’ı destekliyor.
    Üçüncü etken yenilik yapma kabiliyetidir. Osmanlı son döneminde bazı yenilikler yaptı, buna rağmen hasta adam olarak yaşadı. Mustafa Kemal ise inkılapları yaptı ve devlet varlığını sürdürdü. Demokrat Parti, Doğru Yol, ANAP, AK Parti iyi de olsa kötü de olsa yenilikler yaptılar. Bugün AK Parti yenilikler yapıyor. Anayasa çalışmaları, başkanlık sistemi, sınır ötesi operasyonlar doğru da olsa yanlış da olsa birer yeniliktir. Muhalefet ise sadece konumunu muhafaza etmeye çalışıyor.
    Dördüncü etken batı ile olan ilişkilerdir. Esas olarak batı ile denge siyaseti güdülmesini tercih eder. Hepten karşı olanları veya hepten meftun olanları tercih etmez. AK Parti ilk yıllarda batıya teslim olmuş bir görüntüye sahipken bile insanlar onun denge siyaseti güttüğünü düşünüyordu. Şimdi ise gergin ilişkiler var. Buna rağmen halk bunu da benimsiyor. Önceden meftun şimdi mesafeli görünerek denge kurulmuş görünüyor. AK Parti bu noktada da muhalefetten ileridedir.
    Muhalefetin varlık gösterebilmesi yukarıdaki etkenlere intibak etmesi ile mümkündür. Bu da ancak Erbakan’ın yaptığı gibi Adil Düzen’i benimsemekle olur. Gelecekte iktidar olmak isteyen bir parti şunları yapmalıdır:
    a. Dindar olacak.
    b. Ordunun güvenini kazanacak.
    c. Adil Düzen Anayasası’nı kabul edip onu geliştirecek.
    d. Batı’ya düşman da olmayacak batının uydusu da olmayacak.
    AK Parti Adil Düzen’i benimsemeden, diğer şartları hasbelkader sağlayarak bugün iktidarını devam ettirmektedir. İnşallah onlar da yürüdükleri yolun çıkmaz olduğunu fark eder de bir an önce yanlıştan dönerler.

  14. Askerlerin ülkemize yüzde 10 oranıyla hediye ettiği baraj, hala yürürlükte olmasıyla beraber, şimdiyse ikinci bir baraj, yüzde 50+1 barajı! hükumet kurmanın olmazsa olmazı.

    Yeni dönemde hükumeti Cumhur-başkan -isterse meclis dışından da- kuracak, meclis ise yasama görevine devam edecek. Ancak, yüzde on barajını aşıp meclise girecek muhalefet parti milletvekillerinin toplamı, hükumet başkanı da olacak Cumhur-başkanın partisinden daha fazla olur ve sözleri de bir arada giderse belki o zaman yürütme organı üzerinde etkili olabilirler. Ama bu günkü siyasi tablo bunun gerçekleşmesini pek mümkün kılmayacak cinsten…

    Yani mevcut ”beş benzemez” partiler için iki baraj söz konusu; yüzde 10 ve yüzde 50+1..gerçekten de işleri çok ama çok zor. HDP’nin bile..ola ki, oda yüzde 10’a takılabilir. Bu durumda Erdoğan’ın yüzde 60 beklentisinin gerçekleşmesi en kuvvetli ihtimal olur.

    Erdoğan’ın bu beklentisinin gerçekleştiğini varsayalım, mecliste, muhalefet olarak hangi partileri görürüz? CHP ve belki de HDP..ha var ha yok, değil mi? (MHP’yi muhalefetten sayarsak, ona ayıp etmiş gibi olamaz mıyız?) Yani meclis milletvekili dağılımı, iktidar ve muhalefet olarak en düşük oranla yüzde 65’e yüzde 35..Bu dağılımdaki bir muhalefetin, yasama görevini yerine getirmede etkili olması ne kadar beklenebilir ki?

    Demek yeni sistem bize iki partili ve ”tek adamlı” bir siyasi tabloyu dayatıyor ve bu haliyle Erdoğan’ın tahmini gerçekleşirse mevcut ”beş benzemez” partiler ”partisel beka sorunu” yaşayarak ömürlerini tamamlamış olacaklar..CHP bile.

    Daha öncede yazmıştım; AK Partiden oy çalacak, merkez sağı toparlayacak, Kürt seçmen ve sol’dan da oy alacak ve üzerinde açık veya gizli ittifak edilen muhafazakar, deneyimli ve toplumda karşılığı olan bir isim, Cumhur-başkan adayı ancak bu tabloyu tersine çevirebilir. SP hala anahtar konumunda..Yoksa CHP’yi ben bile kurtaramam:)))

    Sahi CHP buna neden yanaşmıyor? Olur ki bu tabloyu devlet aklı dayatıyor da CHP ve AK Parti zımni bir ittifak içerisinde.

    – MHP’yi, nasıl ki sistem içerisinde tutmayı beceriyorsak ”korkma CHP! sistem içerisinde seni de muhafaza etmesini biliriz” diyen bir akıl mı var?

    • Hasan bey Mhp muhalefet de yapsa ittifaka da girse hep bir fonksiyon ifa etmiş bir parti. Son 15 yılda da birçok kritik noktada verdiği destekle Akp nin sistem içindeki sorunları çözmesine yardımcı olmuştur. Bence bu durum muhalefette de ülkeye hizmet edilebileceğine kanıttır. Chp nin ise Baykal döneminde Erdoğanın yasağının kaldırılması, Irak tezkeresini reddi ve AB destekleri hariç böyle kritik bir fonksiyonu olmamıştır. Özellikle 2019 seçiminden sonra Chp ancak bir müzede muhafaza edilecek duruma gelecektir. Üzgünüm ama yazdığınız gibi ”AK Partiden oy çalacak, merkez sağı toparlayacak, Kürt seçmen ve sol’dan da oy alacak ve üzerinde açık veya gizli ittifak edilen muhafazakar, deneyimli ve toplumda karşılığı olan bir isim, Cumhurbaşkan adayı ” da maalesef mevcut değil. Eğer olsaydı şu ana kadar yüzbin kere ortaya çıkardı zaten. SP bu yüzden anahtar falan da değil, sadece Akp den 1-2 puan koparabileceği ümidi ile bir maymuncuk olarak birileri tarafından kullanılıyor o kadar.

      • Cumhur ittifakını iyice özümseyen biri olduğunuzu ikrar etmenize saygı duyarım Necip bey.

        MHP’nin ve belki de Bahçeli’nin, bahsini ettiğiniz konulardaki ”yetisi” tartışmasız buyurduğunuz gibidir. Hatta ben onu (Bahçeli’yi), siyaset kurumunun yada iktidarın içerisindeki ”devletin eli” gibi tanımlarım.

        SP’nin anahtar olma konumu ise, 1 turda MHP’nin AK Partiye katacağından belki biraz fazlasını veya azını ondan (AK Partiden) götürmesiyle alakalıdır..yani Erdoğan’ı 2. tura bırakabileceği ve kartların yeniden karılarak risk hesaplarının yapılacağı ve AK Partinin güçlü bir meclis grubunu elde etmesi gibi bir sürece sokacağıdır ki, bunu Erdoğan kesinlikle istemez.

        Diğer siyasi partilerde, aslında onaylamadıkları halde (SP Hariç) Cumhurbaşkanlık sistemi için seçime girecekler, belki eski parlamenter sisteme dönülür hulyasıyla..dedim ya ”hulya”…Dolayısıyla bana göre, bu partiler 2019 da bir varlık gösteremezlerse marjinal bir parti olarak kalmaktan öteye geçemeyecekler.

        Yine bana göre; daha önce de adını zikrettiğim aday, Gül’dür..SP dahil diğer partiler Cumhur-başkanlıkta Gül üzerinde ikna edici bir şekilde birleşirlerse bu süreçten (girdaptan) çıkabilirler. SP ‘nin anahtar konumu işte burada ortaya çıkıyor. Bu böyle gerçekleşirse SP, süreç ve diğer partilerin de geleceğine açılan kapının anahtarı olmaktan ziyade bu süreçte onlar için ”can simidi” niteliğini taşıyacaktır neredeyse.

        +1, yani sadece 1 oyun hesabı yapılırken siz 1-2 puanlık oy oranını önemsemiyorsunuz..Üzgünüm.

        Bir de CHP ve MHP’nin son 15 yılda AK Partiye vermiş olduğu destekleri karşılaştırın bakın, göreceğiniz şey ”Devlette devamlılık esastır” olacaktır.

        Evet, Allah devletimizi payidar eylesin..hemde, hep hukuk ve adalet içerisinde.

        • Hasan bey insanın görüşleri edindiği bilgileri yorumlaması ile oluşur. Bu yüzden ben de doğal olarak sizin görüşlerinize saygı duyuyorum ve yazıyı uzatmak istemiyorum. Çünkü artık burada uzun yorum yazılarına karşı bir tepki oluşmaya başladı.:)
          Ancak sayın Gül ile ilgili fikirlerinize karşı birkaç şey söylemek ve sormak isterim. Önerinizde SP ve diğer partilerin adayınız Gül üzerinde ikna edici bir şekilde birleşirse içinde bulundukları girdaptan çıkabileceklerini söylüyorsunuz.
          1. Sayın Gül RP içinde Erbakana karşı yenilikçilerin adayı olarakyarıştı ve sonrasında ekip olarak dışlandılar ve ayrı parti kurdular. RP nin devamı olan SP şimdi sn Gül’ü neden bu kadar geri istemeye başladı?
          2. Meşhur 367li cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP eşi başı örtülü olduğu için sn Gül’ün adaylığını boykot etmiş ve bu durumdan memleketi seçime götürerek çıkılmış, sonuçta sn Erdoğan, Gül kardeşini aday gösterip cumhurbaşkanı yapmıştı. Chp daha önce bu duruma düşürdüğü bir adayı şimdi neden isteyecek?
          3. Diğer partilerin sn Gül’ü ikna etmesi gerektiğini söylüyorsunuz, ama ikna edilecek kişinin önce kendisinin ikna edilmeye hazır ve istekli olması gerekmez mi?
          4. Değişen sistemde cumhurbaşkanının artık kitleleri bazen arkasından sürükleyecek, bazen önünden koşturacak bir liderlik özelliği taşıması gerekmektedir. Sn Gül için ben ilk anda birçok olumlu özellik sayabilirim ama bana göre liderlik bunlara dahil değil maalesef. Sizce?
          Kısacası cumhurbaşkanlığı adayı olacak her kimse onun önce bir toplum kesiminin lideri olması gerekmekte. Eğer şu anda öyle biri varsa zaten kimsenin onu aday yapmasına gerek de yoktur. O zaten doğal adaydır.

          • Diğer partilerin Gül’ü ikna etmesini değil aksine partilerin, Gül ile beraber ittifaklarına toplumu ikna edebilmelerini ifade ettim.
            Gül’e odaklanmış olmam bir seçim yarışında Erdoğan’a karşı olabilecek en karizma, en lider aday olarak ondan başka bir isim göremediğimdendir. Siz bir isim söyleyebilirmisiniz? ben böyle görüyorum.

    • %50+1 diye bir baraj turu yok! Cumhur baskanligi seciminin 1.turunda secmen sayisinin yaridan 1 fazlasini alan kazaniyor. Yoksa en cok oyu alan ilk 2 aday 2. Tura kaliyor ve tekrar oyluyoruz. 2. Turda kim en cok oyu alirsa o baskan! Isterse sadece 1 oy almis olsun! Turkiyede secim baraji %10dur!

  15. Saadet partisi seçim propagandasını iyi yaparsa herşey farklı olacaktır.
    Zira patansiyeli en iyi olan partidir.
    Ekonomik çözümler üretip ikna edici bir uslupla iktidar olur.

  16. İnsanın önerecek formülü, çaresi kalmayınca , rakamların soğuk gerçeği sonucu şimdiden apaçık gösteriyorsa, akıllı bir insana düşen bu tür bir yazı ile sorunu tespit edip hadi formül bulun demekten ibaret ne yazık ki. Bizim memlekette bir sorunu tespit eden sorunun sebebini de iyi teşhis ettiğini, bu yüzden sorunu da çözebileceğini sanıyor maalesef. Muhalefetin konuşmalarına bakın, esasında orada sorun hakkında doğru veya doğruya yakın tespitler bulabilirsiniz, çünkü sorunu görmek özel bir akıl, zeka, tecrübe ve benzeri nitelikler gerektirmiyor çünkü somut ve ortada. Önemli olan ortadaki sorunun sebebini doğru teşhis edebilmek ve çözümü sebebe bağlı olarak doğru yöntemle çözebilmek. Muhalefet bu yüzden hiçbir başarısızlıktan sonra özeleştiri yapamıyor , çünkü sorunu teşhis etmelerini yeterli hatta deha görüp sonucu otomatikman bulduklarını ve gereğini yapabileceklerini sanıyorlar. Ama artık millet sonuca bakıyor ve sorunu tespit edeni değil çözebilecek olanı arıyor. Oyunu da ona göre veriyor. Bu yazıda da sorun belirtilmiş ama sorunun sebebine ve çözümüne yönelik bir gerçekçi bir fikir ve öneri yok. Gerçekten kendi belirttiği gibi günü geçirmek için yazılmış. Açık sözlülüğü takdir edilmeye değer bence.

  17. Kıyaslamayı 1 Kasım seçimleri ile değil de 2017 Nisan referandumu ile yapmak daha doğru olmaz mıydı?
    İkincisi Türkiye’de konu sıkıntısı çekmek herhalde en son gazetecilerin işidir Fehmi Bey.

  18. hayret ederim doğrusu yazı konusu bulmakta sıkıntı çeken varsa…
    darbeler, terör örgütlerinin saldırıları, sınır dışı operasyonlar, batı ile yaşadığımız sorunlar, Ortadoğu coğrafyasının sorunları, istihbarat örgütlerinin operasyonları, ohaller, khklar, ittifaklar ve daha yüzlercesi…

    sondan başlayalım,
    akp seçimi tekrarlatmadı zira hükümet kurulamadığı için tekrar seçim yapılmak zorunda kaldı. MHP doğal olarak hdp nin dahil olduğu bir hükümette olmayı kabul etmedi hdp nin olmadığı bir formülde yoktu hatırlarsanız. geriye akp ile chp koalisyonu kalıyordu buna da Erdoğan doğal olarak sıcak bakmadı. sıcak baksaydı bu koalisyonun ömrü bir kaç ayı geçmez seçmeni de bu saçmalığı hoş görmezdi. MHP ve hdp nin yanyana gelemeyeceği gibi akp ve chp de yanyana gelemez ve tam da bu nedenle muhalefetin işi gerçekten çok zor. çünkü herşeyden önce ideolojik açıdan aşılması imkansız sorunlar var. iktidar için bu sorunları hafife alanlar iktidara geldikten sonra kendilerini birkaç ay içinde yine bir seçimin arifesinde buluyorlar üstelik hayli kızmış bir seçmenin önünde.
    hdp nin olmadığı bir ittifak mümkün görünmüyor, hdp nin olduğu bir ittifakın başarılı olması da mümkün görünmüyor.
    iyi parti için pek iyimser değilim, yapamadığı iyi çıkışı bir yerde tolare edecek bir fırsat yakalar mı göreceğiz ama sp için bütün umutlarımı kaybetmiş değilim, chp ile olan ilişkisini izliyorum. eğer tek başına tatminkar bir söylemle çıkarsa güçlü de bir aday çıkarırsa baraj sorunu olmaz bir sonraki seçimler için büyük bir ivme kazanır diye düşünüyorum. ama chp ile bir araya gelirse kaybedenler klübüne düşer.
    chp nin adayı bile belli değil zannedersem. hala seçenekler üzerinde düşünüyorlar, seçime günler kala bulurlarsa iyi. yurtdışından getirme seçeneği üzerinde durmuyorlardır herhalde. yerli birini düşünüyor olmalılar. bu kişinin olması gerektiği gibi genel başkanları olması ihtimali var mı??? bu ülkenin demokrasisi chp nin parti içi demokrasisine benzemez, her seçimi kaybetmiş birini yine bize kaybettir diyerek seçen delegeler gibi tekrar seçmez. üstelik % 60 oy toplama hayalleri ile partiyi yönetenin ülkeyi yönetemeyeceğini öngörürler herhalde. ancak bunun sıkıntılı bir çıkmaz oluşturduğu da ortada oluşan bu çıkmazı nasıl açıklayacaklar durumu nasıl kıvıracaklar göreceğiz…
    geçenlerde konsensüs şirketinin yaptığı anket vardı, iktidar yandaşı olmaması açısından dikkate alıyorum yoksa anketlere çok güvendiğim için değil. elbette düzgün çalışan çok başarılı sonuçlar alanlar var ancak henüz güvenilir sonuçlar için erken tabii. konsensüs ittifak oylarını % 57 açıkladı. makul bir oran gibi duruyor. ülke gündemini değiştirecek olağanüstü bir durum yaşanmaz ise benim tahminim % 54-55 civarında cumhur ittifakının seçimi kazanacağıdır.aynı koşullarla cumhurbaşkanlığı ise ilk turda biter ve Erdoğan alır. muhalefetin adaylarının açıklanmasının sonucu fazla etkileyeceğini sanmam ama seçime iyi hazırlanmış iyi adaylar çıkarmış bir muhalefet demokrasimize büyük hizmet eder.

  19. Fehmi bey size zahmet bir yazıda The American İnterest 19 Mart 2018.
    Türkiye uzmani Prf Hanri Barkey’ın “İslamcı Nazıyi adı ile kalame aldığı ve 24 Mart 2018 Der Spiegel dergisinde Almanyadaki Osmanlı ismi ile kurulan derneğin faliyetlerini ve bağlantılarını konu alan yazılarla ilgili bir yazi yazarmısınız?
    Aslında politika ve politikacıları
    Shary Attkisson şu kitabında çok güzel tarif etmiş.
    “Yalan; Karanlık Politikacılar Yalan Haberlerle Sizi Nasıl Konturol Altında Tutuyorlar?” Bu kitapdan bir bölümü.
    12 yıl boyunca Hitlerin propaganda bakanlığını yapan Geobbels’in şu sözleri politika gerçeğini çok güzel tarif ediyor.”Yalan ne kadar büyük olursa o kadar çok inanan inanır, aptallar bile anlayıp kabul edene kadar, kandırdığınız insanlar herşeyi kendi özgür iradesiyle yaptıklarına inandikları ana kadar yalanlara devam edin.
    Atalarımız boşuna dememişler,”Yalanla abad olanın sonu berbat olur.” Diye.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here